Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün8376
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta39741
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay29864
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16804219

IP'niz: 75.101.243.64
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200932

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

HZ. PEYGAMBERİMİZİN EĞİTİM VE ÖĞRETİM METODU

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 54
ZayıfMükemmel 

 

Sünnet metodunu iyi anlamalı:

            Efendimiz (sav) hayatının her döneminde, öğreteceği ve öğütleyeceği her konuyu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmış ve tebliğde de aynı metodu kullanmıştır. Bütün insanlığa rehber olan Efendimiz (sav)'in hayatına bakıldığında O'nun eğitim ve öğretim adına kullandığı bazı metotları bilmek, bütün insanlar için iyi bir örnek oluşturacaktır.

            Efendimiz (sav) evrensel bir eğitim-öğretim sistemi getirmiş ve bütün ruhları, bütün akılları, bütün vicdanları ideal ufka yükseltecek bir mesaj bırakmıştır. Sadece O'nun getirdiği Din ve sistemdir ki, insanlığın onur ve huzurunu koruyacak esaslar taşımaktadır.

 

Efendimizin örnek eğitim prensipleri:

1. Efendimiz, söylediği hakikatleri bizzat yaşayarak ve örnek olarak göstermiştir.

2. Dinî yükümlülükleri tedrîcî (yavaş yavaş, basamak basamak) bir sistemle öğretmiştir.

3. Öğretmede orta yolu tutmaya ve insanları bıktırmaktan uzak durmaya riayet etmiştir.

4. Öğrenenler arasındaki kişisel farklılıkları ve kavrama ayarlarını gözetmiştir.

5. Karşılıklı konuşma ve soru-cevap şeklini kullanıp insanların kendilerini ifade etmelerine fırsat verilmiştir.

6. Yanlış düşünceyi söküp atmak ve gerçek doğru bilgiyi net bir şekilde muhatabın kafasına yerleştirmek için aklî ölçüleri kullanmış ve tabii örneklerle pekiştirmiştir.

7. Muhataplarına sorular yöneltmiş, böylece onların zeka ve bilgi seviyelerini test ve tespit ederek, nabza göre şerbet vermiştir.

8. Mukayese ve örneklendirme metodunu kullanmış ve öğütlenmiştir.

9. Benzetme yapmış ve halk arasında yaygın olarak kullanılan örnekleri misal getirmiştir.

10. Anlattığı hususu, elinde herhangi bir şey ile yere ve toprağa şekiller çizerek bizzat göstermiştir.

11. Sözle beraber jest ve mimiklerini kullanmış ve el ile işaretlerde bulunarak eğitmiştir.

12. Önemine binaen, halin mümkün kıldığı bir nesneyi bizzat eline almış, eliyle kaldırmış ve arkasından söyleyeceği hususu söylemiştir.

13. Muhataplarından bir soru gelmeden söze önce kendileri başlamayı tercih etmiştir.

14. Muhatabının sorusuna karşı bazen, dikkat çekici ve muhatabının kötü niyetini deşifre edici sorular yöneltmiştir.

15. Muhatabının sorusuna, onun ihtiyacına binaen, sorduğundan daha fazlasıyla cevap vermiştir.

16. Muhatabını, güzel bir hikmete binaen, sorduğu sorudan daha önemli bir hususa yönlendirdiği de gözlenmiştir.

17. Soru soranın sorduğu soruyu tekrarlamasını istemiştir. Yani problemi iyice tespit etmeden, tedaviye ve çözüme geçmemiştir.

18. Muhatabın aldığı cevabı tekrar etmesini istemiştir. Böylece cevap unutulmayacak, pekiştirilecektir.

19. Bildiği bir husustan dolayı kişiyi imtihan etmiştir ki bununla doğru cevap vereceğini düşünerek o kimseyi sevindirmiş ve kendisinse güven duygusunu geliştirmiştir.

20. Önünde yaşanan bazı olaylara karşı susma yolunu tercih etmiştir.

21. Öğretmek, tebliğ ve terbiye etmek için doğacak bütün imkân ve fırsatları değerlendirmiştir.

22. Latife ve şaka yoluyla öğretmeyi, ilgi çekmeyi ve dikkatleri yönlendirmeyi denemiştir.

23. Öğrettiği hususu yeminle tekit etmiş perçinlemiştir.

24. Öğretilen hususun önemine binaen sözü üç kere tekrar etmiştir.

25. Konunun önemini: oturuşunu ve duruşunu değiştirerek ve sözü tekrar ederek göstermiştir.

26. Cevabı geciktirerek ve muhatabın sorusunu tekrar etmesini bekleyerek onu dikkatli olmaya yöneltmiştir.

27. Muhatabını intibaha sevk etmek için, onu omzundan veya elinden tutarak söylemiştir.

28. Muhatabının kafasını karıştırmaktan veya onu sıkıntıya sokacak bir durumdan dolayı, bazı hususların gizli kalmasını yeğlemiştir.

29. Söyleyeceği hususun hafızalarda daha iyi yer etmesi veya ezberlenmesi için, sözü kısa ve öz bir şekilde ifade etmiş, daha sonra ise ayrıntılarına geçmiştir.

30. Cevabın birkaç madde ile verileceği durumlarda önce cevabın kaç maddeden oluştuğunu bildirmek için sayıyı söylemiş daha sonra izah etmiştir.

31. Va'z etme, nasihat etme ve öğüt verme metodunu çok sık kullandığı görülmektedir.

32. İnsanların şevklerini kamçılama veya neticesi elem verici hususlardan şiddetle uzaklaştırma (Tergib ve terhib) metoduna müracaat etmiştir.

33. Kıssa ve hikâyelerle geçmiş ümmetlere ve tarihi dönemlere ait haberlerle öğretme yoluna gitmiştir.

34. Sorunun cevabının muhatabı utandırma ihtimali olan hususlarda, önce nazik bir hazırlık süreci oluşturmuş ve soruya öyle yanıt vermiştir.

35. Sorunun cevabının, genel adaba münasip olmadığı durumlarda üstü kapalı olarak kinaye yoluyla ve işaret ederek yetinmiştir.

36. Kadınlara öğretmeyi ve nasihat etmeyi de asla ihmal etmemiştir.

37. Halin gerektirdiği durumlarda öğretme hususunda azarlayıp paylamayı (ta'nif) ve kızmayı (gadab) da ihmal etmemiştir. Ne var ki onun paylaması ve kızması da merhamet yörüngesindedir ve ümmetinin selametine yöneliktir.

38. Talim ve tebliğde, kitabeti (yazma metodunu) da özellikle öğütlemiştir.

39. Yabancı dilleri (mesela Süryaniceyi, İbraniceyi) öğrenmesi için bazı sahabeleri görevlendirmiştir ki bu husus da günümüzde dünyanın dört bir tarafında İslam'ın güzelliklerini öğrenmek isteyenlere karşı yapılacak vazifenin çok önemli bir basamağını teşkil etmektedir.

40. Kuran'ı ve kainat kitabını çok sık okuyup düşünmeye teşvik etmiştir..

            Problemli çocuklara nasıl davranılmalı?

Bazılarımız her şeyin mükemmelini isteriz. Hayatın bir olgunlaşma süreci olduğunu gözetmeyiz. Böyle davranınca ergenlik yaşlardaki çocuklarla aynı özellikleri sergileriz, onlar da mükemmeliyetçidir ve kendi tanımlarına uymayanlara karşı hiç anlayışları yoktur."Nefret ediyorum, saçma, asla" en çok sevdikleri ve kullandıkları kelimelerdir.

Şikâyet etmek beğenmemek, hemen itiraza yeltenmek onların halidir. Bir dereceye kadar, bu hale anlayış göstermek gerekir. Ama hayatındaki her şeye aynı gözle bakmaya başlarsa, yani her şey saçma, nefret uyandırıcı, sıkıcı ve kötü olmaya başladıysa, sakıncalı olabilecek bir durum ortaya çıkmış demektir.

            Şu kurallara uyulmalı:

            -Hayatından sıkılan çocuklar için yapılabilecek öncelikli davranış, hayatın zevkli yönlerini görmesine yardımcı olmaktır. Diğer insanlardan şikâyet en sık duyacağınız konu olacaktır. Bu durumda çocuğunuza, başkalarının davranışlarını kontrol edemeyeceğini, ancak kendisinin bu davranış karşısındaki fikirlerini değiştirebileceğini öğretin.

            -Evinizde, çevrenizde, çocuğunuzun çevresinde olumlu bir ortam oluşturun. Dünyaya olumlu ve güler yüzlü bakılan bir evde yaşayan çocuklar, yaşama bu şekilde bakmayı öğrenirler. Sürekli sorunlardan, çözümsüzlüklerden ve hayatın sıkıcılığından bahsedilen bir evde bunu yapabilmenizin mümkün olmadığını bilin.

            -Çocuğunuzun sorununun ne olduğunu anlayın, birlikte bir çözüm listesi oluşturun, en olumlu sonucu seçmesine yardım edin.

            -Olumlu yönleri görmesini sağlayacak faydalı bir egzersiz yapın: Onunla güzel gün oyunu oynayın. Bu oyunda çocuklar, ebeveynlerine o gün içinde başlarına gelen beş güzel şeyi söyleyecekler.      Düşünürken destek verin.

            -Arkadaşlarının kendisiyle ilgilenmediğinden yakınıyorsa, acıyarak sempati göstermek yerine "Neler hissettiğini anlıyorum. Tek başına oturmak çok zor olmalı. Bu sorunu çözmek için birlikte çalışmamız gerekiyor galiba" gibi sözler söyleyin.

            -Çocuğunuza şikayet etmenin değil, çözümler üretmenin sorunu çözebileceğini gösterin.

            -Eleştirilerini ve şikayetlerini azalttığını gördüğünüzde onu ödüllendirin. "Şikâyet etmediğin zamanlar çok daha eğlenceli oluyorsun" deyin.

            -Aşırı sempatiden uzak durun. O şikâyet ederken "Benim zavallı minik yavrum" gibi sözler söylemeyin. Bunun yerine "ne yapmayı düşünüyorsun" diye sorun.

            -Ve sinirlenmeyin. Bu şekilde aşırı tepki çocukların, küçük düşmesine neden olur.. Buna dikkat edin.

            -Siz de olumsuz bakış açısından kurtulun. Sorunlara her zaman çözüm üretmeye çalışın, çözümsüz konularda ise ümitsizlik göstermeyin.

            İnatlaşma ile baş etme yolları

            Çocuklarda inatlaşma her yaş döneminde görülür. Bağımsız birer birey olduklarının farkına varmaya başlamaları ve dünyayı keşfetme merakları bu inatlaşma sürecini tetikler. Çocuklar anne-babaları ve çevresindekiler ile ayırım yapmaksızın her zaman ve her konuda çatışmaya girebilirler. Çocukların bir inatlaşma nöbeti süresince fikir değiştirdiğine tanık olabilirsiniz. Bazen, neyi isteyip neyi istemediğini bile anlayamazsınız. Örneğin, acıkmıştır ama, evdeki yemeği yememekte direnir, pizza ister, pizzacıya gidersiniz, ben bundan istememiştim ötekinden al diye tutturur, öteki menüden alırsınız başka bir bahane bulur vs. İkinizden biri yenik düşene kadar devam eder bu sürtüşme.

            İletişimsizlik ve ilgisizlik engeli aşılmalı

            Çocuğunuzun inatlaşma dönemlerinde her iki tarafın da amaçlarını açıkça ortaya koymaya çalışın. Sizin amaçlarınız çok çeşitli olabilir; ona yemek yedirmek, bir oyuncakçının önünden geri çekmek, ablasının odasından çıkmasını sağlamak veya uyutmak. Onun ise tek bir amacı vardır; sizin dediğinizin tersini yapmak. Ancak bu şekilde size kendisinin bağımsız bir birey olduğunu, kendi tercihlerini kendisinin yapabildiğini kanıtlayacaktır. Pek çok anne-baba bunun farkında olmadığı için çocuklarıyla gereksiz yere çatışmaya girer ve kendilerini de çocuklarını da yıpratır. Daha da kötüsü bazı çocuklar bunu bir alışkanlık haline getirirler, daha ileriki yaşlara taşırlar ve/veya anne-baba bu çatışmalara çözüm olarak şiddete başvurmaya başlar. Kısacası çok küçük yaşlarda başlayan ve çocukların gelişiminde çok doğal olan inatlaşma, anne-baba ve çocuk arasındaki bir iletişimsizliğin başlangıç noktası olabilir ve bir kısırdöngüyle son bulabilir.

            Şunlar yapılmalı:

1.Her şeyden önce bu durumda soğukkanlılığınızı korumaya çalışın. Derin bir nefes alın ve içinizden "O sadece bir çocuk" deyin. Öfkeli bir tavır takınmayın, yumuşak ve uzlaşmacı bir ses tonuyla konuşmaya özen gösterin. Kesinlikle başarısız olacağınızı aklınıza getirmeyin. Çünkü bu düşünce sizi yanlış yapmaya itecektir.

2.Sahada olmadığınızı ve futbol oynamadığınızı unutmayın; her ikiniz de kazanabilir, her ikiniz de amacınıza ulaşabilirsiniz. Amacınız ona, kimin güçlü kimin güçsüz olduğunu ispatlamak değil, o anda elde edemeyeceği bir şeyden vazgeçmesini sağlamak olmalıdır.

3.İstediği şeyi neden yapamayacağınızı basit bir şekilde açıklayın ve bu açıklamayı yaparken mutlaka bu durumdan dolayı ne kadar üzgün olduğunuzu belirtin. Onun istediği şeyi sizin de istediğinizi ama koşulların buna izin vermediğini söyleyin. Duygularını paylaştığınızı bilmek onu hem rahatlatacak, hem de sizi ona karşı sürekli engeller koyan bir düşman olarak görmesini engelleyecektir.

4. Ona kararlı ve tutarlı, fakat mutlaka sevecen bir tavırla yaklaşın. Önce "hayır" dediğiniz bir şeye sonradan "evet" derseniz çocuğunuz bunu size karşı sürekli kullanmaya başlayacaktır. Başka zaman ve durumlarda da siz pes edene kadar da sizinle çatışmaya devam edecektir.

5. Ona gerekli açıklamaları yaptıktan, üzgün olduğunuzu söyledikten ve bu konuda kararlı olduğunuzu hissettirdikten sonra biraz zaman tanıyın. Bir süre sonra yeniden istediğini elde etmek konusunda sizinle inatlaşmaya başlarsa hiç tepki vermeyin. Birkaç denemeden sonra vazgeçecektir.

6. Çocuğunuz her şeye rağmen sizinle inatlaşmaya devam ediyorsa, dikkatini istediği şeyden başka bir noktaya çekmeye çalışın. Bu bir çizgi film, bir kuş, bir kedi, sevdiği bir yiyecek veya oyun vb. herhangi bir şey olabilir. Çocuğunuz sakinleşene kadar ilgisini çekebilecek değişik alternatifler deneyebilirsiniz. Bu küçük yaştaki çocuklarda daha çok geçerlidir. Ancak, okul yaşına kadar, hatta bazen daha sonrasında bile bu yöntemin yararını görebilirsiniz.

7. Çocuğunuza seçenek sunun, böylece onu bağımsız bir birey olarak tanıdığınızı, onun kararlarına saygı duyduğunuzu düşünecektir. Kendisiyle ilgili kararları verebildiğini ve onun seçimine öncelik tanındığını düşünerek inatlaşmaktan vazgeçecektir. Siz de makul bir kaç seçenekten birini kabul ettirebildiğiniz için kendinizi rahat hissedeceksiniz. Sunduğunuz seçenekler ne kadar az olursa çocuğunuzun karar verme süresi de o kadar kısa olur. Sunduğunuz seçeneklerin, herhangi birinin seçilmesi durumunda onayladığınız seçenekler olmasına dikkat edin ki, yeniden bir anlaşmazlık yaşamayasınız.

            Utangaçlıktan ve pısırıklıktan kurtulma yolları:

            Hepimiz bir şeylerden bir zaman utanmışızdır. Bu nedenle utangaçlık duygusunu tanırız. Eğer bu duygumuz çok sınırlı sayıda sosyal ortamda yaşanmışsa ve uzun süreli bir problem oluşturmadıysa, ne güzel. Ancak bazı kişiler için başka insanlarla bir arada olmak sürekli bir problemdir. Bu kişiler sosyal ortamlarda kendilerinden hiçbir zaman emin olamazlar. Birileriyle beraber olmadan önce, onlarla birlikteyken ve ayrıldıktan sonra, hep, doğru dürüst konuşmak ve davranmak konusunda endişe yaşarlar.

            Bazen de utangaçlık öyle boyutlarda yaşanır ki, kişi kendini tamamen başkalarından izole eder ve kendini yalnızlığa mahkum eder. Örneğin utangaç bir bebek annesinin eteğine yapışır, onun arkasına saklanır yada başını babasının omzuna gömerse, "aman ne kadar tatlı" deriz. Aynı çocuk büyüdükçe, arkadaş edinmede güçlük çeker, benlik saygısı zayıflar ve sosyal etkileşimleri sınırlı kalırsa utangaç davranışları artık "tatlı" olmaktan çıkmıştır.

            Utangaçlığın sebeplerini bulmalı:

            Sosyal kaygı ve utangaçlık iç içe yaşanan yoğun ve rahatsız edici bir duygudur. Çevredeki insanların gözünde utanılacak durum, aptal duruma düşme, onlar tarafından reddedilme yada yetersiz görülme korkusudur. Utangaçlık sorunu olan kişi birileriyle birlikteyken bu kaygıyı nasıl gidereceğine değil, "ne kadar çok kaygılı" olduğuna konsantre olur. Böylelikle kaygısı daha da artar ve bir kısır döngüye girmiş olur. Bakalım aynı zamanda zihninden geçen otomatik düşünceler nelerdir

•Kendimi aptal durumuna düşüreceğim, şaşıracağım

•Söyleyecek hiçbir şey bulamayacağım, donup kalacağım,

•Eğer ağzımı açarsam sesim bir tuhaf çıkacak, rezil olacağım

•Kalbim fena halde çarpıyor, ya kalp krizi geçirirsem, bu işi başaramayacağım

•Çok tuhaf görünüyor olmalıyım, alay konusu yapılacağım

•Bir kaçabilsem, bu işten kurtulacağım

•Kendimi kontrol edemeyeceğim, ortada kalacağım

•Kızaracağım, titreyeceğim.bozulacağım!...

Önemli olan bu düşüncelerin gerçekçi algılar üzerine oturtulmamış, tam tersi, mantık dışı bir korkuya temellendirilmiş olmalarıdır. Çünkü herkesin onları seyrettiğine, zayıflıklarını yada yetersizliklerini yakalamaya çalıştıklarına inanırsa ve kaygının kısır döngüsü arttıkça, böylesi karamsar düşünceler de iyice çarpıtılır.

            Utangaçlığı yenmek için ilk adımlar

  • Sosyal bir ortama girince herkes biraz kaygı yaşar, bu nedenle bir şeyleri başlatmadan önce tamamen rahatlamayı beklememeliyim. Kendime güvenmeliyim.
  • Olmadığım biri gibi davranmama gerek yok. Bu beni daha zor durumlara düşürebilir. Doğal ve doğru hareket etmeliyim.
  • Başkalarının beni çok acımasız eleştireceğini düşünüyorum. Gerçekte kendime karşı acımasız olan benim. Gereksiz kaygılara ve ön yargılara düşmemeliyim.
  • Sosyal becerileri çok gelişmiş kişiler de her zaman % 100 başarılı değiller. Bu nedenle bir etkileşim istediğim gibi iyi gitmezse çok üzülmemeliyim.

            Utangaçlıkta 4 temel yanlış:

1-"Bir sosyal toplantıda uzun süre durup beklemeniz lazımdır."

Bu inanç sohbet başlatmak korkusuyla geliştirilir. Oysa ki, iki kişinin tanışması yada konuşması için en az bir kişinin çaba göstermesi gerekir.

2- "Diğer insanlar sosyal etkinliklere davet edildikleri için şanslıdır."

Çok yanlış. Tam tersi bu bir şans işi değildir. Sosyal olarak aktif olan insanlar, başkaları ile tanışmak ve onlarla zaman geçirmek için çaba gösterirler, kulüplere üye olurlar, başkalarını bir şeyler yapmak için davet ederler.

3- "Nerede olursam olayım sosyalleşebilme olanağım hep aynı olacaktır."

Bu çaba göstermemek için başka bir bahanedir. Oysa bir çok sosyal kulübün insanları bir araya getirmek gibi bir işlevi vardır. Etkinliklerine katıldığınız zaman kendinizi birileriyle birlikte bir şeyler yaparken bulursunuz.

4- "Biri bana karşı ilgisiz görünüyorsa o kesinlikle beni sevmiyordur, hatta düşmandır."

Bu inanç boş yere kendinizi insanlardan çekmenize ve yalnızlık hissetmenize yol açar. Biri sizinle ilgilenmediyse bu sizi sevmiyor anlamına gelmez. Sevgi zaman ister ve bir şeyler paylaştıkça gelişir.

            Utangaçlık ve benlik saygısı

Utangaçlık ve benlik saygısının düşüklüğü hep bir arada bulunur. Benlik saygısının yerinde olmaması daima sizin zararınıza işleyecektir. Kendi hakkınızdaki düşüncelerinizi ve davranışlarınızı değiştirmek için benlik saygınızı geliştirmeniz gerekir.

Utangaç insanlarda benlik saygısının düşük olmasının nedenlerinden biri, bu insanların ortak bir eğilimi olan her konuda mükemmel olmanın gerekliliğine duydukları inançtır. Her şeyi "doğru" yaparak yada her şeyin " doğrusunu" söyleyerek başkalarının kendilerini kabul edeceklerine ve onaylayacaklarına inanırlar. Böyle yanlış bir inanç, insanı sadece mutsuzluğa ve tatminsizliğe itecektir.

            Mükemmeli aramak güzel bir şeydir, ama mükemmele ulaşmak mümkün değildir. Her şeyi dört dörtlük yapamayacağınızı kabul edin. Hepimizin güçlü ve zayıf yönleri vardır. Hiç kimsenin kendine olan güveni her zaman ve her yerde tam değildir. Bu normaldir. Mümkün olmayanı başarmaya çalışmak dengenizi bozar ve sizi başarısızlığa iter. Bu durum kendinize olan güveninizi yerle bir edip ve sonunda, hayatta hep kaybedenin siz olduğunuza inanmanıza neden olabilir.

            Duygusal iletişim kuralları

            Her konuda uzmanlaşmayı marifet sayan bizler, duygularımız konusunda neden aynı hassasiyeti gösteremiyoruz acaba? Anne babalarımızın yaptığı hataları aynıyla tekrarlamamız şartmış gibi, bizler de aynı hataları yapıyoruz. Bu kaçınılmaz bir durum, çünkü başka bir iletişim yolu bilmiyoruz. Çoğumuz çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızı başarısız iletişim becerilerini izlemek ve öğrenmekle geçirmişizdir.

            Anne babalarımız duygularını dürüstçe ve muhatabının duygularını incitmeden ifade edebilmiş olsalardı, bizlerin durumu da böyle olmayacaktı elbette. İster istemez içinde yaşadığımız ailenin iletişim yöntemlerini alışkanlık haline getiriyoruz. Duyguların bastırıldığı bu yöntemlerin pek de işimize yaramadığı gerçeğini bizzat yaşayarak, kendi evliliğimizde uygulayarak fark etmişizdir çoğumuz. Öyle görmüş olabiliriz fakat bu yöntemlere mahkûm değiliz. Evliliğimiz için yeni ve işe yarar yöntemler arama sorumluluğumuz olduğunu unutmayalım lütfen.

            İhmal edilme, duygularını ifade edememe, sessiz kalıp beklemek, duygusal tepkiler verdiğinde ayıplanmak, bunlar size hiç yabancı gelmiyorsa, rica ediyoruz aynı şeyleri siz de eşinize ve çocuklarınıza yaşatmayın.

            Belki nerede hata yaptığımızı bir türlü anlayamamanın şaşkınlığı ve çaresizliğini yaşıyor olabiliriz düşüncesiyle sizlere bir dizi hata cetveli sunmak istiyoruz.

Biz bir bütünün parçalarıyız. Bu nedenle aşağıdaki sözleri eşlerinize ve arkadaşlarınıza söylemekten sakınmamalıyız

  • "Seninle çok önem verdiğim bir beraberliğimiz var." Her insan faydalı ve önemli olmayı arzu eder. Bunu eşinize sık sık söylemeniz, onun da sizin için aynı şeyleri hissetmesine neden olur ki, bu her iki taraf içinde olumlu bir gelişmedir.
  • "İkimizde insan olarak farklı değerlere ve ihtiyaçlara sahibiz." Bunu zaten biliyoruz. Ama farklılığın farkında olduğunu söylemeniz, peşi sıra anlayışı da getirir. Aynı zamanda sizin eşinizi olduğu gibi kabul ettiğinizi ve onu değiştirmeye çalışmadığınızı da!
  • "İhtiyaçlarımızı, değerlerimizi öğrenmek ve daha iyi anlaşmak için, iletişimimiz açık ve dürüst olsun." Bunları hayata geçirmek, söylemekten daha önemlidir. İletişime açık olayı istemek, sonra da istekler sıralandığında sinirlenmek, yalnızca iletişiminizi sonlandırmakla kalmaz, güvenilirliliğinizi de sarsar.
  • "Yaptığın bir şey ihtiyaçlarımı karşılamamı engellediği zaman dürüstçe ve seni suçlamadan bundan nasıl etkilendiğimi sana söyleyeceğim." İşte bu çok önemli, suçlamadan konuşabilmek, eşinizi itham etmekten kaçınmak. Sözlerin onu incitmeyeceğinden emin olmak.
  • "Böylece ihtiyaçlarıma saygı göstererek, davranışını değiştirmen için sana fırsat vereceğim." Evet, her zaman karşımızdaki insana öncelik vermeliyiz, ancak her ferdin kendine özgü istekleri ve tercihleri vardır. Bir eşin bunları karşısındaki kişiden talep etmesi de gayet normaldir.
  • "Kabul edemediğin bir davranışım olduğu zaman seninde benim kadar açık ve samimi olmanı istiyorum." Eşinizden fedakârlık beklemek, değişmesini istemek kolay ama asıl olması gereken, önce kendi kendinize değişmeyi istemek ve denemek.
  • "Anlaşamadığımız konularda birimizin kaybetmesi için uğraşmak yerine ikimizi de memnun edecek çözümler arayalım. İkimiz de kazanalım, evliliğimiz kazansın."
  • "Sorunlarıma çözüm bulmam gerektiği zamanlarda desteğini ve yardımını istiyorum."
  • "Yardımcı olmamı istediğin her sorununda çözüm bulman için ben de elimden geleni yapacağım."

Bu sıraladıklarımızın bir an önce gerçekleşmesi her çiftin isteği olacaktır. Ancak, daha evliliğin ilk yıllarında ne kendinizden ne de eşinizden acele etmesini istemek haksızlık ve büyük bir yanlışlık olacaktır. Kendinize ve evliliğinize biraz zaman tanıyın.

Öfkeli, kızgın olduğumuzda intikam alma duygusuyla iletişime geçmek yanlıştır. Yapmamız gereken; bir müddet, en azından öfke silinip yerine sükûnet gelinceye kadar beklemek ve sonra konuşmaya, problemi çözmeye çalışmaktır.

Eşimizden istekte bulunmak, isteklerimizi anlatmak yerine onun anlamasını beklemek lazımdır. Eşler birbirleri için en yakın insanlar olsa bile, içimizden geçenleri anlayamazlar. Biz bile zaman zaman kendimizi anlayamaz ve ne istediğimizi bilemezken, eşimizin biz söylemeden, eskilerin dediği gibi "kaşımızın gözümüzün hareketinden, derdimizin ne olduğunu anlamaları" imkânsızdır.

Eşimizin duygusal tepkilerini küçümsemek, aşağılamak, bu şekilde davrandığı için suçlamak haksızlıktır. Özellikle hanımların gözyaşları kirpik ucunda bekler. Beylerinse öfkeleri dil ucundadır! Ne öfke ne de gözyaşı, ne utangaçlık, ne heyecanlanmak, ne korkmak aşağılanacak tavırlarıdır. Her biri her insanda var olan, gayr-i ihtiyari, bahşedilmiş insani duygulardır.

Sadece kendi ihtiyaçlarımızı düşünüp eşimizin ihtiyaçlarını hiç sormamak, onun söylemesini beklemekte insafa aykırıdır. En azından nezaket icabı, birlikte olduğumuz kişilerin ihtiyaçları ile ilgilenmek lazımdır.

Yapılan hatalarda eşlerin birbirlerini kırıcı sözlerle veya küsmek gibi duygusal mahrumiyetle cezalandırması büyük hatadır. Çünkü konuşmamak, surat asmak, onu aşağılamaktır.

Yapılan hataları bağışlamamak ve sürekli hatırlatmak, geçmişi her fırsatta dile getirip yüzüne vurmak, aramızdaki sevgi ve saygıyı zayıflatacaktır. 

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

“FASİT ÇOCUK” İMALATI VE BASİTLİK AHLAKI (Bir Neslin Mahfı!)
  Çocuklarımız, Allah’ın bize bir emaneti, evlerimizin şenliği, ailelerimizin nesil garantisi...
Devami
YAŞAR NURİ, DARWİNCİ Mİ?
Bazı Siyonistler, Mustafa Kemali "Yahudi asılı" göstermeye uğraşırken, Yaşar Nuri...
Devami
MİLLİ EĞİTİMİN YOZLAŞMASI
Milli Eğitim bir milletin gençliğini ve geleceğini hazırlayan en önemli...
Devami
DEMOKRASİ VE LAİKLİK DOĞRU ANLAŞILMALI VE DÜRÜST UYGULANMALIDIR!
  İnsanlığın benimsediği ve ümit beslediği bazı çağdaş kurum ve...
Devami
“EREN” BEY, “ERDEM”Lİ DAVRAN!
  İslam inancının en önemli temeli; Ahiret ve Din gününe iman...
Devami
Küçük Kızların Evlendirilmesi HEM İSLAM’A HEM İNSANLIĞA AYKIRIDIR!
  AKP Meclise getirdiği bir yarı gece yarasalığı ile “Tecavüzcüye af...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 16761

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR