Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün149
mod_vvisit_counterDün3480
mod_vvisit_counterBu Hafta30191
mod_vvisit_counterGeçen hafta29375
mod_vvisit_counterBu Ay16627
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16790982

IP'niz: 3.237.67.179
Bugün: 04 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12195744

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

LÜBNAN İMTİHANI VE AKP'NİN İNTİHARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

06.10.2006 tarihli Habertürk Anahaber Bültenine konuşan emekli pilotlardan ve eski CHP Milletvekili Hüseyin Avni Güler şu itiraflarda bulundu: 1958 yılında Lübnan'da Hıristiyan milislerle Müslüman milisler arasında iç savaş devam ederken, Başbakan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'nun özel emriyle (Hükümet ve Meclis kararı olmadan) Müslüman milislere gıda yardımı götürüyoruz, sanarak, çünkü bize öyle söylenmişti- tam 85 sefer, her defasında 2 ton olmak üzere yardım taşıdık. Beyrut Havaalanı savaşın bir bölümünde Müslüman milislerin kontrolüne geçince, havaalanına indiğimizde, bizler esir alındık. Çünkü götürdüğümüz paketlerin içinden bomba, mermi, tüfek ve çeşitli silah ve mühimmat taşıdığımızı anladık. Sonradan fark ettik ki, biz Müslüman milislere gıda yardımı değil, Hıristiyan milislere silah ve askeri teçhizat götürüyormuşuz. Bir ay kadar tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldık. Fatin Rüştü Zorlu da bizimle beraber tam 5 kez uçuşa katıldı. Ülkemize döndüğümüzde, bu olaydan ne Meclisin, nede Bakanlar Kurulunun haberinin olmadığını, Menderes'in özel emriyle bu uçuşların yapıldığını öğrendik. Uçuşlarımızdaki parolamızın adı Victoria idi. Ve yine sonradan anlaşıldı ki, Lübnanlı Hıristiyan milislere ve İsrail'deki Yahudilere, yine “Müslümanlara yardım” yalanıyla, asıl büyük çaplı silah ve malzeme, deniz yoluyla ve Deniz Kuvvetlerimize ait gemilerle gönderilmişti.
              Ve şimdi, Siyonist BM'nin emriyle ve İsrail'e hizmet gayretiyle, askerlerimizi Hizbullah'ı etkisizleştirmek niyetiyle Lübnan'a gönderen R.Tayyip Erdoğan ve ekibinin sonu, Müslüman geçinen ama, Hıristiyan ve Yahudiye hizmet veren Adnan Menderesten çok daha beter olacaktır.
            Cumhurbaşkanının açık tavırlarına, Muhalefet Partilerinin ve tüm toplum kesimlerinin uyarılarına ve Milli düşünceli aydınlarımızın haykırmalarına rağmen; cüzdanlarını vicdanlarına tercih eden, makam ve menfaatlerini maneviyatlarından üstün gören AKP milletvekilleri, İsrail'in işini kolaylaştırmak ve Hizbullah direnişinin can damarlarını koparmak göreviyle, Lübnan'a asker gönderme tezkeresini Meclisten geçirdi.. 
           Yahudi Lobilerinden esaret madalyalı Tayip Erdoğan:
             “Hemen yanıbaşımızdaki bir yangına, Türkiye'nin ilgisiz ve isteksiz kalamayacağını” söyledi… 
           Ama milletvekilleri (pardon, emir erleri):
  • Öyle ise, Kerkük ve Telafer'deki soykırımlara niye duyarsız davrandık?
  • Ermenistan'ın, Azerbaycan ve Karabağ katliamına niye ses çıkarmadık?
  • Kıbrıs konusunda niye onurlu bir tavır koymadık?
  • Barzani'nin, Kuzey Irak'ta, Irak bayraklarını indirip, Kürdistan bayrağı astırmasına niye sessiz ve tepkisiz kaldık?
  • Niye başörtüsü ve İmam-Hatip sorununa sahip çıkmadık?Sorularını başbakanlarına yöneltemedi…
            Bellekleri ve yürekleri yetmedi.Evet bu talihsiz girişim;
            Tarihimize hıyanettir. Dinimize hıyanettir. Milletimize ve Milli iradeye hıyanettir. Ülkemize ve devletimize hıyanettir. İslam Alemine hıyanettir. İnsanlık haysiyetine hıyanettir. Ve sadece İsrail siyonizmine hizmettir.
            Ama göreceksiniz; Lübnan'dan gelecek şehitlerimizin tabutları, AKP'nin cenaze törenine dönüşecektir.
            “Lübnan'a NATO” Kurnazlığı Ve  İran'a Saldırı Hazırlığı
            Binlerce Amerikan, İngiliz ve Fransız Askeri yani Emperyalist Orduları Güney Kıbrıs'ta yuvalanıyor!
         Kıbrıs Rum Kesimindeki İngiliz üsleri Dikelya ve Agratur ile NATO odak üssü Baf'ta yüksek oranda askeri hareketlilik olduğu bildiriliyor. İngiliz üsleri çevresine çok sayıda sahra çadırı kurulduğu ve Amerikan a Ada'ya indiği de gelen haberler arasında, Güney Kıbrıs Rum Kesiminin emperyalist orduların yuvası olduğu bu haberle bir kez daha doğrulanıyor 
        İngiltere'nin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş anlaşmasına göre adada 2 egemen askeri üssü bulunuyor. Rum Kesimindeki Dikelya ve Agrarur'da yer alan üsler İngiltere'nin toprağı kabul ediliyor. İngiltere, zaman zaman üslerini NATO'nun da kullanımına açıyor. Üsler, hava ve deniz kuvvetlerinin yanı sıra İngiltere'nin Ortadoğu'da ki en büyük dinleme istasyonuna da ev sahipliği yapıyor. Kıbrıslı kaynaklardan alınan bilgilere göre şu anda İngiliz üsleri içinde ve etrafında sahra çadırları kuruluyor ve Amerikan askerleri bölgeye yerleşiyor!
         Resmi Gerekçe : Lübnan Bahane Ediliyor! 
        Lübnan krizinin çıkmasının hemen ardından Amerikan birlikleri de İngiliz üslerine akın etmeye başladı. Binlerce Amerikan askeri, İngiliz ordusuyla birlikte emir bekli yor. Yapılan resmi açıklamalara göre askerler muhtemel Lübnan operasyonu için beklemede. ABD donanmasına ait Iwo Jima adlı çıkarma ve helikopter gemisi de Limasol limanında kargosundaki tankları karaya çıkardı. Tankların bakımının ardından 50 savaş helikopteri de taşıyan çok amaçlı çıkarma gemisi Lübnan açıklarına açılacak.QuotationBinlerce Amerikan, İngiliz ve Fransız Askeri yani Emperyalist Orduları Güney Kıbrıs'ta yuvalanıyor!
         Kıbrıs Rum Kesimindeki İngiliz üsleri Dikelya ve Agratur ile NATO odak üssü Baf'ta yüksek oranda askeri hareketlilik olduğu bildiriliyor. İngiliz üsleri çevresine çok sayıda sahra çadırı kurulduğu ve Amerikan a Ada'ya indiği de gelen haberler arasında, Güney Kıbrıs Rum Kesiminin emperyalist orduların yuvası olduğu bu haberle bir kez daha doğrulanıyor 
        İngiltere'nin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş anlaşmasına göre adada 2 egemen askeri üssü bulunuyor. Rum Kesimindeki Dikelya ve Agrarur'da yer alan üsler İngiltere'nin toprağı kabul ediliyor. İngiltere, zaman zaman üslerini NATO'nun da kullanımına açıyor. Üsler, hava ve deniz kuvvetlerinin yanı sıra İngiltere'nin Ortadoğu'da ki en büyük dinleme istasyonuna da ev sahipliği yapıyor. Kıbrıslı kaynaklardan alınan bilgilere göre şu anda İngiliz üsleri içinde ve etrafında sahra çadırları kuruluyor ve Amerikan askerleri bölgeye yerleşiyor!
         Resmi Gerekçe : Lübnan Bahane Ediliyor! 
        Lübnan krizinin çıkmasının hemen ardından Amerikan birlikleri de İngiliz üslerine akın etmeye başladı. Binlerce Amerikan askeri, İngiliz ordusuyla birlikte emir bekli yor. Yapılan resmi açıklamalara göre askerler muhtemel Lübnan operasyonu için beklemede. ABD donanmasına ait Iwo Jima adlı çıkarma ve helikopter gemisi de Limasol limanında kargosundaki tankları karaya çıkardı. Tankların bakımının ardından 50 savaş helikopteri de taşıyan çok amaçlı çıkarma gemisi Lübnan açıklarına açılacak.Quotation
          Fransa'yla Yapılan Anlaşma Gizleniyor 
          Bu arada NATO içinde bir anlaşma yapıldığı belirtiliyor. NATO'nun askeri kanadına dahil olmayan Fransa, ABD ve İngiltere'yle yaptığı özel bir anlaşma uyarınca adaya asker çıkarttı. Fransa'nın da haftaki askeri üsse, daha binlerce asker ve savaş uçağı getirmesi bekleniyor. Fransa, üssü, Lübnan'dan kaçmaya çalışan Fransız vatandaşları için güvenli tahliye merkezi olarak kullanma gerekçesini öne sürü yor. Şimdi en çok merak edilen konu Amerikan, İngiliz ve Fransız askeri birliklerinin neden bu kadar yoğun biçimde Kıbrıs Rum Kesimine yerleştiği.
           Kıbrıs Rum Yönetiminin mevcut bir hava gücü bulunmuyor. Yunanistan 90'lı yıllarda Bal kenti yakılarına Andreas Papandreu hava üssünü Türkiye'ye karşı kullanmak amacıyla inşa etti. Türkiye ile Yunanistan, Yunan savaş uçaklarının bu üssü kullanması nedeniyle bir çok kez kriz aşamasına geldi.
            Emperyalizmin “Komünistleri” Ne İşe Yarıyor?Irak'ın işgali sırasında Bağdat'ın düştüğü gün Amerika'nın emperyalist Ordularını ilk karşılayan “Irak Komünist Partisi” olmuştu. Güney Kıbrıs Rum Kesiminde sözde Komünist bir parti olan AKEL de yıllardan beri emperyalist Ordulara ülkenin kapılarını açmış durumda. Rum Kesiminin en önemli siyasi partisi olan ve her dönem hükümette yer alan AKEL'in uluslararası organizasyonlarına Türkiye'den de bazı partiler katılıyor. Ancak Adanın Güney Kesimindeki askeri varlık AKEL'in işlevini gözler önü ne seriyor.Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Ada'daki Türk askeri varlığını savunmasının yanı sıra, batı ordularının gelmesine karşı çıktığı için de hedef tahtasına konmuştu, Annan Planı'yla ilgili referandum yapılırken AKEL, BM Güvenlik Konseyi'nden “Türk askerinin adadan çıkartılacağına dair garanti” istemiş ancak Rusya, Güvenlik Konseyi'ne gelen bu öneriyi veto etmişti. Bunun üzerine AKEL taraftarlarına referandumda Annan Planına hayır oyu verin çağrısı yapmıştı. AKEL, Türk askerinin adadan çıkarılması için emperyalist bir dayatma isterken Rauf Denktaş, Rusya'nın vetosunu “Allah Rusya'dan razı olsun” diyerek karşılamıştı
         ABD ve İsrail neden NATO'yu istiyor?
         İsrail, BM Barış Gücü yerine doğrudan savaşma yetkisine sahip NATO gücünün Güney Lübnan'da konuşlanmasına sıcak baktığını belirtiyor. Bu plan, ABD'nin BOP kapsamında NATO'yu Ortadoğu'ya yerleştirme arayışları ile örtüşüyor. ABD ile İsrail, Suriye ile İran'ı hedefe koyarken, Rusya Iran ve Suriye ile işbirliğini güçlendiriyor. 
        Bush ekibinin ikinci kez seçilmesinin ardından, yeni muhafazakar çetenin önde gelen isimlerinden ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, BOP için eylem planını açıklamış ve İsrail'i bu plan da merkeze Oturtmuştu. Ocak'ta yayımlanan bir söyleşisinde Cheney, İran'ın ABD'nin haydut devletler listesinin başında olduğunu söylüyor ve İran'la baş etme planını şöyle özetliyordu; “İsrail İran'ı bombalamayı, ABD'nin askeri müdahalesi olmaksızın gerçekleştirebilir. İran'ın, İsrail'in ortadan kaldırılması yönündeki devlet politikası nedeniyle İsrail eyleme geçebilir ve ardından dünyanın geri kalanını, ortaya çıkacak diplomatik karmaşayı temizleme sorunuyla yüz yüze bırakabilir.”
         Cheney çetesinin 2005 başında ortaya attığı İran'ı hedefe koyan planın İsrail eliyle yürütülmesi süreci, İsrail'in Lübnan'a dönük işgali ve saldırısı sonucunda hızlandırılmış durumda. İsrail bu noktada sadece ABD adına ilk vuruşu yapmıyor, bizzat bu projede ABD ile birlikte çalışıyor. BOP; İsrail. merkezli gelişmelerle yürürlüğe sokulmaya çalışılıyor. Iran ve Suriye'yi hedefe koyan emperyalist strateji, BOP için NATO'yu Ortadoğu'ya sokmanın yollarını arıyor.
      İsrail NATO'da Niye Israr Ediyor?İsrail, Lübnan işgalini başlattığı tarihten bu yana, BM'nin Lübnan'daki işlevsizliğini kanıtlamaya dönük eylemlerle açıktan sindirme operasyonu yürütüyor ve BM Barış Gücü yerine doğrudan savaşma yetkisine sahip NATO gücünün Güney Lübnan'da konuşlanmasına sıcak baktığını belirtiyor Bu plan, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında NATO'yu Ortadoğu'ya yerleştirme arayışları ile örtüşüyor. Nitekim ABD de İsrail gibi BM yerine NATO gücünün bölgeye yerleştirilmesini ve bu güçlerin savaşçı güçler olmasını tercih ettiğini belirterek bunu açığa vuruyor.
            Rice'ın Roma'da ateşkes planı diyerek ortaya attığı planın özü, NATO'yu Ortadoğu'ya sokmak.Nitekim işgal sırasında İsrail jetlerinin BM görevlilerini hedef alması, bunun sonucunda dört BM görevlisinin hayatını kaybetmesi, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın İsrail'in BM'ye dönük saldırılarının kasıtlı olduğunu açıklaması, İsrail ABD ikilisinin BM'yi devre dışı bırakarak NATO gücünü bölgeye sokmak için harekete geçtiğinin kanıtı. Pazar günü Beyrut'ta BM Evinin önünde gerçekleştirilen protesto gösterileri ve yağma olayları da, tüm dünyaya CNN ve BBC gibi kanallar üzerinden aktarıldı ve şu mesaj verildi: BM'nin burada yapabileceği hiçbir şey kalmadı.
            İsrail Başbakanı Olmert de geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama da “bölgeye yerleştirilecek güç savaşçı güç olmalıdır. içinde Fransa, İngiltere, İtalya ve Türkiye olmalı dır” diyerek açıkça NATO'yu tarif etti ve Türk askerinin ABD'nin BOP'unda koçbaşı olarak görev yapmasını istediğini açıkladı.
            Bugüne Nasıl Gelindi?
            Bu gelişmelerin kökü aslında İsrail ile NATO arasındaki ilişkilerde son aylarda beliren iyileşmede yatıyor. ABD'nin 2004'te İstanbul'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi'nde, NATO'yu BOP kapsamında Orta doğu'ya sokmak için üyelere baskı yaptığı ve İsrail'in NATO ile ilişkilerindeki iyileşmenin de bu zirve sonrasındaki gelişmelere denk düştüğü biliniyor. Ancak, İsrail ile NATO arasındaki gelişmelerde esas ivme 2005 yılında Zira Kasım 2004'te Brüksel'de NATO ile İsrail arasında imzalanan protokolün ardından Şubat 2005'te İsrail, NATO'nun 1994'te yürürlüğe koyduğu ve İstanbul Zirvesi sonrasında yeniden güçlendirme kararı aldığı Akdeniz Diyalogu Programı kapsamında ilk kez NATO'nun askeri tatbikatına katıldı. İlginçtir, Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri de Şubat 2005'te öldürüldü ve ardından Suriye askerlerinin Lübnan'dan çekilmesi talepleri geldi. Suriye kademeli olarak Lübnan'daki güçlerini yıllar sonra geri çektikçe, NATO'nun bölgeye yerleşmesi için uygun ortam da yaratılmış oldu Ve Hariri suikastinin arkasındaki güçler, İsrail'in Lübnan'ı işgali ve NATO'nun savaşçı güçlerini bölgeye çağırması ile bir kere daha belirginleşti..
            Şubat 2005 bugünkü İsrail işgalinin mantığının kavranması açısından bir anlamı daha var. O da İsrail'de ilk kez bir Hava Kuvvetleri Komutanının Genelkurmay Baş kanlığı görevine bu tarihte atanmış olması. Genelkurmay Başkanlığı'na Dan Halutzun atanması ile İsrail' in Lübnan'a dönük hava saldırıları ve İran'a dönük tehditleri arasında önemli bağlar bulunuyor.            Öte yandan Mart 2005 tarihinde NATO tarihinde ilk kez bir NATO Genel Sekreteri'nin İsrail'i resmi olarak ziyaret etmesi de, NATO ile İsrail arasındaki ilişkilerin yönünü göstermesi bakımından önemli bir gelişmeydi. NATO'nun BOP kapsamında Ortadoğu'ya İsrail aracılığıyla yerleştirilmesi planı, 2005'te böyle hızlandırıldı. Bu gelişmelerden, İsrail'in Lübnan işgalinin hazırlıklarının ABD ile birlikte önceden yapıldığı anlamı çıkıyor.            Türk Askeri Batağa Çekiliyor!            İsrail ile NATO arasındaki iliş kilerde gözlenen bu yoğunlaşmanın Iran ile ilgisi ne? Bunun yanıtını İsrail Tel Aviv Üniversitesine bağlı Jaffee Stratejik Araştırmalar Merkezi'nden Zaki Shalom'dan öğreniyoruz: “İsrail ile NATO arasındaki işbirliğinin güçlenmesi durumunda İran ve Suriye bu gerçeği dikkate almak zorunda kalacak ve bir NATO üyesi olan Türkiye ile İsrail arasındaki bağlar daha da güçlenecek. Türkiye'nin etkileyici askeri potansiyeli ve coğrafi üstünlüğü nedeniyle, İran ve Suriye'ye dönük askeri operasyonlarda da böylece önemli ölçüde başarı elde edilebilecek.”            Bu sözlerle, İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in Güney Lübnan'da konuşlanmak üzere NATO'nun savaşçı güçlerini tercih ettiğini açıklaması ve koçbaşı olarak Türk askerini tercih ettiğini belirtmesi daha da anlam kazanıyor. Türk askeri komşularına dönük emperyalist saldırı planlarında koçbaşı yapılmak isteniyor. Ve bu noktada İsrail'in Lübnan'ı işgali, Suriye ve Iran merkezli gelişmelerin öncülü konumunda.Planlar Tutmuyor            ABD ve İsrail'in BOP stratejisi, NATO'yu bölgeye sokmak ve bu çerçevede İran ile Suriye'yi hizaya getirerek Ortadoğu'nun haritasını değiştirmek olsa da, NATO üyesi Avrupa ülkeleri ABD ve İsrail'in bu stratejisine destek vermiyor. Gerek Almanya Başbakanı Merkel gerekse Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, bölgeye NATO gücünün yerleştirilmesine karşı olduklarını geçtiğimiz günlerde ifade etti. Dahası geçen günlerde Lübnan'ı ziyaret eden ve burada İran Dışişleri Bakanı ile bir görüşme gerçekleştiren Fransa Dışişleri Bakanı, İran'ın bölge için bir istikrar unsuru olduğunu açıklayarak ABD ve İsrail'in  stratejisine önemli bir darbe vurdu. Çin de, sorunu BOP kapsamında algıladığını ve bölgeye NATO güçlerinin yerleştirilmesine karşı çıktığını açıkladı.            Dikkat çekici gelişmelerden birisi de Rusya merkezli. Rusya, ABD İsrail ekseninin BOP stratejisi ile uzun süredir çevrelenmek isteniyor. İsrail ile NATO arasındaki yakınlaşma bu hedef doğrultusunda da ilerliyor. İsrail savaş gemilerinin Haziran 2006'daki NATO tatbikatı için Karadeniz'e davet edilmesi bunu kanıtlıyor. Bu tehdidi gören Rusya, Sovyetler Birliği döneminde Suriye'de işlev gören Tartus askeri üssünü yeniden açma ve Karadeniz'deki filolarının bir kısmını buraya kaydırma kararı aldı. Rus Kommersant gazetesinin 11 Temmuz tarihinde Rus askeri yetkililerine da yanarak verdiği bu haber Suriye ile Rusya'nın emperyalist tehdidi göğüslemek adına birleşme yolunda olduğunu gösteriyor. ABD ile İsrail, Suriye ile İran'ı hedefe koyarken, Rusya Iran ve Suriye ile işbirliğini güçlendiriyor. Tüm safla emperyalist stratejilerin odağındaki Ortadoğu üzerinden biçimleniyor. Türkiye'nin tutacağı saf ise belirleyici olacak. Yani her koşulda ABD, o haritaya gömülmek zorunda.             İşte İsrail'in o korkunç planı!             1982 yılında Dünya Siyonist Örgütü'ne bağlı Enformasyon Dairesi'nin İbranice yayın organı Kivunim'de yayınlanan ve Kudüs İbrani Üniversitesi profesörü Israel Shahak'ın İngilizce'ye çevirdiği "The Zionist Plan for the Middle East" (Ortadoğu İçin Siyonist Plan) başlıklı rapor, bugün Müslüman dünyada yaşananların adresini gösteriyor.             "Lübnan'ın tam anlamıyla parçalanıp beş ayrı bölgeye ayrılması içerisinde Mısır, Suriye, Irak, Türkiye ve Arap Yarımadası'nın da bulunduğu bütün bir İslam dünyası için bir örnek teşkil edecektir. Tıpkı Lübnan gibi, Suriye ve Irak'ın da etnik veya dini bölgelere ayrılması şeklinde ortaya çıkacak parçalanması İsrail'in bölge için uzun vadeli amacıdır.             Suriye, bünyesinde barındırdığı etnik ve dini yapılara uygun bir şekilde birkaç bölgeye ayrılacaktır. Kıyı bölgelerinde Şii-Alevi devleti, Halep civarında Sünni bir devlet, kuzey komşusuyla husumet içerisinde olan bir başka Sünni devlet ise Şam'da kurulacaktır. Dürziler ise başta Huran ve Kuzey Ürdün olmak üzere muhtemelen Golan'ı da içine alabilecek şekilde bir devlet oluşturabilirler. Araplar arasındaki her türlü iç çatışma kısa vadede bizim lehimize sonuçlar doğuracaktır ve Irak'ın da mezhepler çerçevesinde bölünmesi gibi çok daha önemli hedeflere ulaşılması sürecini hızlandıracaktır. Tıpkı Osmanlı yönetiminde Suriye'de olduğu gibi, Irak'ta da etnik ve dini bölgeler şeklindeki parçalanmışlık mümkün gözükmektedir. 
            Bu çerçevede, üç (veya daha fazla) devlet, Basra, Bağdat ve Musul gibi üç önemli şehir merkezli olmak üzere bir oluşum sergileyecektir. Güneydeki Şii bölgeler, Kuzeydeki Sünni ve Kürt bölgelerinden ayrılacaktır...  Türkiye'nin kaça bölüneceği ve Sevr hayalleri ise zaten hatırımızdadır.
            Küdüs'ün kurtarılması için kurulan ve 57 Müslüman ülkeyi temsil eden İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Lübnan'a saldırının başlamasından 23 gün sonra toplanabildi. O da, dar bir katılımla. Arap ülkelerinin kerhen katılımıyla. Lübnan yakılıp yıkıldıktan sonra. Bir milyon kişi mülteci olduktan, yüzlerce kişi öldürüldükten sonra. Güya ses verdiler, ilk kez bir krize karşı süslü ve gereksiz cümlelerin dışında bir şey söylediler: "Ateşkes olsun!"[1] 
           İşte bu noktada emperyalist ve Siyonist güçlerin D-8'ler kuşkusu ve Erbakan korkusu daha iyi anlaşılıyor.
            İçimizdeki İsrail uşakları, ABD'nin Yeni Ortadoğu Haritasını “Bir albayın beyin cimnastiği” şeklinde sunmaya çalışıyor: 
            Türkiye'yi bölen harita neden çizildi?
            Türkiye'de komplo teorileri giderek "milli spor" olmaktan çıkıp, "milli haslet"e dönüşüyor. Ve daha vahimi teori olmaktan çıkıp, iftira kampanyasına dönüşüyor.
             Örnek mi?  Şu meşhur Amerika'nın Yeni Ortadoğu Haritası.
             Hani şu Armed Forces dergisinde yayınlanan ve sonrasında en ciddi mahfillerde bile "vay anasını..." nidasıyla elden ele dolaşan Türkiye'nin bölündüğü, Kürt ve Şii devletlerinin kurulduğu alternatif Ortadoğu haritası.
             En aklı başında insanlar tarafından bile o kadar çok komplo teorisi üretildi ki bu haritayla ilgili, ortada bir harita, haritayı çizen bir yarbay ve yayınlayan ciddi bir dergi olduğu halde dönüpte bir Allah'ın kulu "ya şu haritanın aslı nedir?" demedi. Taaki Washington muhabirimiz Onur Sazak gazetecilik refleksleri ile işin aslını merak edip bizzat haritayı çizen Amerikalı emekli Yarbay Ralph Peters ile konuşana dek.
             Bir kere harita bu konulara kafa yoran emekli bir askerin zihinsel egzersizi. Fakat Türkiye'nin bölünme korkusu öylesine paranoyak bir dereceye ulaştı ki her Amerikalı emekli askerin zihinsel egzersizini Amerikan Devleti'nin resmi politikası olarak görür olduk![2] 
           Türkiye ne yapabilir?
         İsrail, askeri ve diplomatik alanda bastırıyor. Askeri alandaki bastırması, korkunç savaş makinesini harekete geçirerek Lübnan'ı yerle bir etmek; diplomatik alandaki bastırması başta Türkiye olmak üzere birkaç ülkenin askerlerinden müteşekkil bir BM Barış Gücü'nün Güney Lübnan'da konuşlandırılmasını sağlamak.
          Askeri alanda İsrail'in ne yaptığını iyi anlamaya çalışalım: Lübnan nüfusunun 1/3'ü Şii'dir ve Şiiler genellikle güneyde yaşamaktadır. Üç haftalık süre içinde sayılabilen bin kişi hayatını kaybetti -enkaz altında kaç kişinin olduğunu bilmiyoruz-; 1 milyon insan yerinden yurdundan edilerek mülteci durumuna düştü. İsrail'in birinci amacı buydu. Acımasız bir şekilde sivilleri öldürmesinin sebebi, halkın içinde yaşayan Hizbullah'ı, çoluk çocukları, aileleri ve hayvanlarıyla söküp atmaktı. Bu yüzden hiç kimseyi dinlemedi; Kana'da katliam yaptı, BM Gözlem Karargâhı'nı, yaralı taşıyan ambulansı ve İsrail'in uyarıları gereğince köylerini terk eden Lübnanlı sivilleri taşıyan konvoyu havaya uçurdu. 1 milyon insanın evi barkı kalmadı. Böylelikle Şii nüfusun neredeyse tamamı mülteci oldu; yani Güney Lübnan, Filistinli mülteciler durumuna düştü.Diplomatik olarak İsrail, Güney Lübnan'a BM askerini çekmek istiyor. Gerekçesi 1559 No'lu BM kararı. Bu karara göre, bölgeye yerleşecek BM askerinin iki görevi var: İlki, Hizbullah'ın silahlarını elinden almaya çalışmak; diğeri, Hizbullah'a gelen yardımları kesmek. Bu, hangi ülke askerleri olursa olsun, BM Barış Gücü'nün Hizbullah'la çatışması anlamına gelir. İsrail, başta ABD ve İngiltere olmak üzere bütün dünyaya şantaj yapıyor. Dediği şu: Ya BM adına buraya asker gönderirsiniz veya ben sivil öldürmeye devam edeceğim.
       İsrail, bütün bölgeyi ateşin içine atmaya çalışıyor. Anlaşılan şu ki, ABD'yi ve İngiltere'yi, Suriye ve İran'a saldırmaya mecbur etmek istiyor. Şu anda Amerika'dan çelişkili açıklamaların gelmesi, bazı yetkililerin “ateşkes olmalı” diğerlerinin “henüz değil” veya “sonra” demesi, ABD içinde İsrail konusunda derin görüş ayrılıklarının ortaya çıktığının belirtisi. Benzer bir tartışma ve ciddi rahatsızlık İngiltere için de söz konusu. Bu konuda AB ülkeleri, Amerika'nın ve İngiltere'nin 'nedimeleri' hükmünde hareket etmekten başka bir şey yapamadıkları için etkileri de söz konusu değil. İsrail, bütün imkanlarını ve gücünü kullanarak, en azından Bush yönetimi sona ermeden Suriye ve İran'a ağır bir darbe indirmek, böylelikle BOP'un önemli bir aşamasını gerçekleştirmek istiyor. Açık ve net bir şekilde söylenebilecek olan şudur: Eğer Hizbullah tamamen tasfiye edilir ve Suriye ile İran vurulursa, sıra Türkiye'ye gelecektir. Çünkü BOP'un en önemli hedeflerinden biri Türkiye'nin de siyasi haritasını değişikliğe uğratmaktır. İsrail'in Türkiye'yi “taktik bir müttefik” olarak BM Barış Gücü bünyesinde Lübnan'a çekmek istemesi son derece tehlikelidir. Türk askeri Lübnan'da ne yapacak? İsrail'e karşı konuşlanmayacağı belli. Peki, Hizbullah'la mı savaşacak? Türkiye, daha dün kendi toprağı olan bir ülkeye gidip, oranın halkını karşısına alamaz; Hizbullah'ı silahsızlandırma veya gelen yardımları kesme gibi kirli, kendisine asla yakışmayan bir misyon üstlenemez. Türk halkının Güneydoğu'dan sonra bir de Lübnan'dan gelecek cenazelere tahammülü yoktur; Türk askerlerinin istemeden de olsa bir Lübnanlıyı vurması hepimizi derinden yaralar ve yüzyıllara yayılacak bir kara lekenin alnımıza sürülmesine yol açar. Türkiye'de kamuoyu bu konuda hassas olmak durumundadır.[3] 
           Siyonist Olmert, barış gücüne Türkiye'yi de istiyor İsrail Başbakanı Ehud Olmert, “çatışmalar sona ermeden önce” Lübnan'ın güneyinde konuşlandırılmasını istediği uluslararası güce Türkiye'nin de katkıda bulunmasını talep etti, ayrıca bu gücün Hizbullah'ı silahsızlandırması gerektiğini savundu.
            Olmert, İngiliz The Times ve The Financial Times gazetelerine verdiği mülakatta, Hizbullah ile çatışmalar son bulmadan önce Lübnan'ın güneyine yerleştirilecek çokuluslu gücün 15 bin askerden oluşmasını istedi. BM Güvenlik Konseyi'nin, uluslararası güçle ilgili kararını gelecek hafta verebileceğini dile getiren Olmert, İngiltere Başbakanı Tony Blair ile bu uluslararası güce İngiltere'nin muhtemel katkısını görüştüğünü belirtti. Olmert, “Bu güçte, İran'ın bir uzantısı olan Hizbullah'ı silahsızlandırmaya ve Lübnan'dan masum İsraillilere düzenlediği saldırıları durdurma görevini yerine getirmeye kararlı diğer Avrupa ülkeleri ile Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır gibi Müslüman ülkelerin de birliklerini görmek istiyoruz.” diye konuştu.[4]
           İran'la savaş ABD'yi çökertirTaraflardan hiçbirinin geri adım atmaya istekli olmaması nedeniyle gelecek yıl içinde büyük bir askerî huzursuzluk vuku bulabilir; ancak bunun sonuçları tam bir felaket olacaktır. Aslında, Bush yönetimi için kâbus senaryosu, artan ve süregiden direniş ve Irak'taki istikrarsızlığın İran sorunuyla katlanarak büyümesi... Birleşik Devletler ile İran arasında İran'ın nükleer güç programı konusundaki gerilim son günlerde zirve noktasına ulaştı. Seymour Hersh'in geçen hafta New Yorker'da yayınlanan makalesi de diğer haberleri doğrulayarak Bush yönetiminin İran'ın nükleer tesislerine yönelik bir saldırıyı ciddi biçimde göz önünde bulundurduğunu doğruladı ve hatta yönetimdeki bazı üst düzey figürlerin, İran'ın yeraltı hedeflerine yönelik taktik nükleer silah kullanma seçeneğini istediğini bile yazdı.             Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, İran'ın küçük ölçekli de olsa uranyum zenginleştirmeyi başardığını ve İran'ın sivil nükleer programını desteklemek için az bir seviyede yoğunlaştırılmış uranyumun tam kapasite üretimini sağlamak için işi genişletmeyi planladıklarını açıkladı. İran'ın nükleer silah üretme ile ilgilendiği iddialarını yalanlarken, Birleşik Devletler zenginleştirme meselesine büyük bir tepki gösterdi ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed el Baradey, Tahran'a uçarak İranlı yetkilileri çalışmalarını askıya almaları için ikna etmeye çalıştı. Haftanın sonuna kadar, bunu yapmaya niyetli oldukları yönünde bir işaret yoktu ve İran'ın politikalarını değiştirmemesi durumunda sert bir tavır gösterecekleri yönünde İran'ı tehdit eden ABD Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice çok hızlı bir biçimde Tahran'a tepki gösterdi.             Savaş Amerika'nın aleyhine             Bu krizin kökenleri birbirinden ayrı iki bakış açısında yatıyor. Bush yönetimi İran'a “haydut devlet” gözüyle bakıyor ve Amerikan düşmanlığı, 1979 yılında Şah rejiminin devrilmesinden ve müteakiben yaşanan rehine krizi gibi çok eski bir geçmişe dayanıyor. Şah, Sovyetler Birliği'ne karşı rekabet eden Amerika'nın bölgedeki en yakın müttefiki olarak görülüyordu ve onun varlığının böylesine hızlı bir şekilde devrilmesi derin bir şok yarattı. Olayları daha da kötüleştiren unsur, diplomatların bir yıldan fazla bir süre gözaltında kalması ve Amerikan ordusunun onları kurtarmada başarısız olmasıydı. 
            Bu olayların hatıraları hâlâ ABD Dışişleri Bakanlığı'nı etkilemeyi ve bu kuruma yön vermeyi sürdürüyor. Dahası, Ahmedinejad tarafından İsrail hakkında yapılan açıklamaları Washington'daki kin ve düşmanlığı artırdı. Öyle ki ABD İran'ın sivil amaçlı nükleer güç programının bir parçası olan nükleer yakıt projesi geliştirmesine dahi izin vermeme kararı aldı. Teknolojilerinin büyük bir bölümü aynı olduğu için, ABD İran'ın sivil programı delip nükleer silah geliştireceğine inanıyor. Yönetimdeki bazı kişiler İran'ın bunu gizli bir şekilde zaten yaptığını bile iddia ediyor. Nükleer bir İran'ı ABD için kesinlikle kabul edilemez görüyorlar ve uzun zamandır Tahran'ı engellemenin yolu bulunamaması halinde bu ülkenin bombalanması yönünde bir kampanya yürütülüyor.  
        Türkiye'ye düşen rol...  
        İran, Birleşik Devletler tarafından sadece kendisine yönelik açıklamalardan dolayı değil aynı zamanda Bush'un “şer ekseni” nitelemesi nedeniyle tehdit altında hissediyor. Bu tanımlama açık bir biçimde Amerika'nın Tahran'da bir rejim değişikliğinin vuku bulmasını istediğini ve muhalif gruplara bu doğrultuda verilecek finansal desteği gösteriyor. Dahası, Afganistan ve Irak'taki rejimler sırasıyla devrildi, Beşinci Donanma İran Körfezi'ni ve Arap denizini kontrol ediyor ve Birleşik Devletler'in Irak, Afganistan, Kuveyt ve Katar'da önemli bir askerî varlığı mevcut. İran'ın, gerçekten nükleer silah geliştirmeyi istemesi net olsun veya olmasın yukarıda zikredilen tehditler nedeniyle bu mesele halk arasında popüler olacaktır.          Taraflardan hiçbirinin geri adım atmaya istekli olmaması nedeniyle gelecek yıl içinde büyük bir askeri huzursuzluk vuku bulabilir; ancak bunun sonuçları tam bir felaket olacaktır. İran'ı bombalamak sadece İranlıları mevcut hükümet etrafında kenetlemekle kalmayacak aynı zamanda İran silahlı güçleri ve Devrim Muhafızları'nın intikam eylemleri düzenlemeleri sonucunu doğuracaktır. Bu Hürmüz Boğazı boyunca devam eden tanker trafiğinin de işin içine dahiline neden olacak, petrol fiyatlarını fırlatacak ve hatta Körfez ülkelerinde Batılılara ait petrol tesislerinin üzerine saldırıları yaygınlaştıracaktır.
         Aynı zamanda İran'ın Irak'taki direnişe müdahil olma kapasitesi de bulunmaktadır, direnişçilere yardım ederek Birleşik Devletler ve onun koalisyon ortakları için zaten kötü olan durumu zorlaştıracaktır ve Hizbullah'ı İsrail'e karşı saldırılar düzenlemesi için motive edecektir. Hepsinden öte, İran'a yönelik herhangi bir saldırı ülkenin mümkün olan en kısa sürede nükleer silah geliştirme kararlılığının doğmasını sağlayacaktır. İran saldırının en hızlı sonucunun, nükleer silah geliştirme yolunda Tahran yönetiminin Silahsızlanma Anlaşması'ndan çekilmesi olacağını tahmin ediyoruz. Böylesine hızlı bir program uygulanmaya başladığında ise ABD saldırılarını artıracak ve krizin sürmesine neden olacak, bu da devasa bir bölgesel istikrarsızla nihayetlenecektir.
          Tüm bu nedenlerden ötürü, gerilimi tırmandırmaktan kaçınmak hayati bir önem taşıyor. Mesela, savaştan kaçınmak için Türkiye gibi bölgesel güçlerle diplomatik çabaları yoğunlaştırmak gereklidir. Gerilimden kaçınmak hem ABD hem de İran için durdukları konum itibarıyla oldukça zor. Amerikalı güçler Irak'ta ciddi zorluklarla karşılaşmasına rağmen, bu ABD'yi İran'a karşı bir operasyondan alıkoymak için yeterli bir gerekçe olmayabilir. Aslında, Bush yönetimi için kâbus senaryosu artan ve süregiden direniş ve Irak'taki istikrarsızlığın İran sorunuyla katlanarak büyümesi. Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Amerika'da pek çok kişi İran ile savaş ihtimalini ciddiye almaya başladı. Böylesi bir savaşın sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, alternatif bir silahsız çözüm için çabalanmalı ve önümüzdeki ayların önceliği bu olmalı.[5]
         Sessiz hesaplaşma: ABD-Rusya Rekabeti KızışıyorDünyanın tek hiper gücü ABD ile SSCB dönemindeki konumuna kavuşma hedefine emin adımlarla ilerleyen Rusya arasındaki çekişme, silahsız bir hesaplaşmaya dönüşüyor.
             ABD Dışişleri Bakanlığı'nın gecenlerde yaptığı açıklama, neredeyse 24 saat aralıksız bombalanan Lübnan'dan yükselen kara bulutlar tarafından perdelendiği için pek fark edilmedi. Oysa öyle önemli ki... 
           Açıklamada, ABD'nin "İran'ın nükleer silahlanmasına yardımcı olacak malzeme ve teknoloji sattıkları" gerekçesiyle 4 ülkeden (Çin, Hindistan, Küba ve Rusya) 7 şirketi kara listeye aldığı duyuruldu. Bu, Amerikan firmalarının söz konusu şirketlerle askeri sayılabilecek alanlarda her türlü işbirliğinin yasaklanması anlamına geliyor.
            Listede Rusya'dan iki şirket var: Soukhoi ve Rosoboronexport. İlki dünyanın önde gelen savaş uçağı ve askeri helikopter üreticilerinden. Diğeri ise Rusya'nın silah ihracatında tek yetkili grup. Karar Moskova'da kıyameti kopardı. Çünkü iki şirket de, nükleer krizin patlak vermesinden bu yana İran'la hiçbir anlaşma imzalamadı. Tahran'la son sözleşme Sukhoil'in geçen yıl Ruslar'ın inşa ettiği Buşehr nükleer santralının savunması için 700 milyon dolarlık karadan havaya füze satışı oldu.
            Ancak gelişmeleri yakından izleyenler, ABD kararının aslında kuzuyu yemeyi aklına koymuş kurdun "Suyu bulandırma" bahanesinin diplomatik versiyonu olduğunu anlamakta zorlanmadı. 
           Bush yönetimi Rusya'nın silah ve teknoloji üretimi alanındaki en güçlü iki şirketini kara listeye alırken, İran'ı laf olsun diye kullandı. Gerçekte asıl neden, Ruslar'ın Venezüella'nın açtığı kapıdan Latin Amerika'ya girmeleri .
          Arka bahçede misilleme
          Venezüella ordusu kuruluşundan bu yana Amerikan silahlarıyla donatıldı. Ancak "AntiAmerikan" Hugo Chavez'in iktidara gelmesinden sonra Beyaz Saray askeri yardımı kesti. Dahası Amerikan teknolojisiyle silah üreten ülkelerin (İspanya, Brezilya) yardımını da engelledi. Sonuç: Venezüella'nın F-16 filoları, bakımsızlıktan ve yedek parça yokluğundan yerde kaldı. 
         Chavez bu ambargoya geçen ay sonuna doğru Moskova gezisinde yanıt verdi: Rusya'yla 3 milyar dolarlık silah sözleşmesi imzaladı . Sipariş listesi hayli kabarık ve etkileyici: 30 adet Soukhoi avcı bombardıman uçağı, 53 helikopter, 100 bin Kalaşnikof tüfeği, Venezüella'da Kalaşnikof ve mermi üretecek iki fabrika inşası, Tor M1 füzeleri, sahil muhafaza gemileri, Amour tipi denizaltı...
          Bu siparişler teslim edildiğinde Venezüella, Latin Amerika'nın en güçlü ordusuna sahip olacak . Ve Chavez, ABD'ye karşı "Asimetrik savaş" tehditlerini hayata geçirme imkanını elde edecek. Nasıl? Kendi ürettiği Kalaşnikof'ları Peru, Meksika, Kolombiya gibi ülkelerdeki gerilla gruplarına cömertçe dağıtarak! Yeni Küba'lar yaratarak! Kısacası Rusya, Ortadoğu'yu kaosa sürükleyen ABD'ye "Arka Bahçesi" Latin Amerika'da misillemede bulunmayı amaçlıyor.
         Son, bir ayrıntı daha: Bush'un ambargosu asıl Amerikan şirketlerini vurdu. Rus havayolları "Aeroflot" uzun menzilli 22 uçak alacak. En güçlü aday olarak "Boeing" gösteriliyordu. Şimdi sipariş "Airbus"a kayacak. Bedeli: 3 milyar dolar!
             Ayrıca "Gazprom", Chtokman doğalgaz yataklarını değerlendirmek için uluslararası ihaleye çıkıyor. Onda da Amerikan grubu "ConocoPhillips" favori gösteriliyordu, şimdi ibre Fransız "Total"e kayıyor. Bedeli: 20 milyar dolar! 
            Ve Kremlin meydan okuyor: "Biz kılımızı kıpırdatmayacağız. Bush'un burnunu Amerikan şirketleri sürtecek. Göreceksiniz!" [6] 


[1] 04.08.2006 / İbrahim Karagül  / Yeni Şafak

[2] 03.08.2006/ Eyüp Can / Referans

[3] 04.08.2006 / Ali Bulaç / Zaman

[4] Londra, aa, Cihan

[5] Prof. Dr. Paul Rogers-Bradford Üniversitesi  Öğretim Üyesi / 18.04.2006 / Zaman

[6] 09.08.2006 / Erdal Şafak / Sabah

Mehmet DENİZ -

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

DOSTU AMERİKA OLANIN POSTU MEZATA ÇIKAR!
  Amerikancı ve Fetullahçı Zaman'daki bir haberde: Birleşmiş Milletlere göre: PKK...
Devami
SAĞ-SOL BİTTİ.MİLLİ ÇİZGİDE MİSİN, İŞBİRLİKÇİ MİSİN?
  Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan yaz tatili...
Devami
SN. GÜL’ÜN ÇİN ZİYARETİ VE SORU İŞARETLERİ
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Almanya'daki Türkevi toplantısında yaptığı açıklamada: “Rusya...
Devami
ÇELİŞKİLER VE GARİPLİKLER
   "Lafla peynir gemisi yürümez" denir amma, AKP palavrayla ülkeyi...
Devami
BOĞAZLARIN STATÜSÜ VE TÜRKİYE'NİN KİLİT ROLÜ
  Türkiye ortada bocalayıp duruyor! Görünen o ki, Ruslar, Gürcistan'dan...
Devami
KIBRIS'TA RUM TUZAĞI VE DENKTAŞ'IN TAVRI
  "Tek Egemenlik-Tek Vatandaşlık" tuzağı hazırlanıyor Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 7163

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR

Kullanım Hakkı © 2009 ---.
Bu Sitedeki Tüm Yazılar Kaynak Gösterilerek Kullanılabilir...

ÖNEMLİ AÇIKLAMA
Bazı forum siteleri, web sayfaları, Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinde, "Milli Çözüm Dergisi adına yapılıyormuş" havasıyla veya öyle anlaşılmaya müsait tavırda bir takım uygunsuz ve lüzumsuz beyanlarda ve yorumlarda bulunulmaktadır. Oysa Dergimizin basılı yayınları ve Web sitesi dışında hiçbir açıklama ve yorum bizi bağlamamaktadır.

Kamuoyuna önemle duyurulur!