Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün143
mod_vvisit_counterDün3480
mod_vvisit_counterBu Hafta30185
mod_vvisit_counterGeçen hafta29375
mod_vvisit_counterBu Ay16621
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16790976

IP'niz: 3.237.67.179
Bugün: 04 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12195742

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

İKİLİ OYNAYAN, TEVHİDE (BİRLİK VE DİRLİĞE) ULAŞAMAZ!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 10
ZayıfMükemmel 

 

Birkaç yıl önceydi. Değerli ağabeyimiz Süleyman Canan'ın Kütahya Belediye Başkanlığı dönemiydi... Turizm ve yaz sezonunun son günleri olduğundan Harlek kaplıcalarının sakin ve müsait olduğu mevsimdi. İstanbul, İzmit, Kütahya ve Konya'dan Milli Görüşçü ve özellikle Milli Çözümcü dava dostlarımızdan yaklaşık 25 (yirmi beş) ailenin katılımıyla ve zaten uygun olan bir ücret karşılığında 10(on) gün kadar güzel bir dinlenme ve vaktimizi birlikte değerlendirme fırsatı lütfedilmişti. Çevresi ve konferans salonu çok müsaitti. Kütahya'dan kardeşlerimizin de iştirakiyle her akşam yüzden fazla dostun aile boyu katıldığı sohbetler, gerçekten verimli ve bereketli geçti.

 

Bu oldukça samimi ve seviyeli seminerin sonuna doğru aramızda bulunan İzmit Halıdere Belediye Başkanımız Adnan Küçüközer adına, Altınolukta bulunan Erbakan Hocamıza bir faks çekilerek bu 25 ailenin, topluca zat-ı âlilerini ziyaret ve sohbet temennimiz iletilmiş ve kabul edilmişti.

Kamptan ayrılmadan önce, Adnan Küçüközer kardeşimiz bir rüya görmüş ve bunu yaklaşık 70 (yetmiş) kişinin huzurunda nakletmişti.

            Hatırladığım kadarıyla şöyleydi:

            Adnan Bey vefat ediyor. Bütün Halıdere ve yakınları Belediye Başkanımız genç yaşta öldü diye üzülüp duruyor. Ama kendisi bütün bunları duyuyor ve seyrediyor... Üstelik "hayret, ben asıl yurduma ve Rabbime gidiyorum. Bu kadar üzülüp telaşlanmaya ne gerek var?" diye de hayretini belirtiyor. Derken cenazesini kabre indirip toprakla örttükten sonra herkes dağılıyor. Bu sırada, şimdi münker-nekir beni sorgulamaya gelecek... Acaba suallerine doğru cevap verebilecek miyim? Diye bir korku ve telaşa kapılıyor. Ve ardından sorgu melekleri çıkageliyor. O da ne, birdenbire görevli melekler hazır ola geçip hürmetle beklemeye başlıyor! Adnan Bey kardeşimiz, hemen yanı başında; bu kutlu davanın şahs-ı manevisi olan nurlu Zat'ın teşrif buyurduğunu ve kabir görevlilerinin O'na saygı ve selam durduğunu görüp seviniyor ve öylece uyanıyor."

            Ne ise, bu 25 (yirmi beş) aile yani yaklaşık 70 kişi, bize verilen gün ve saatte Hocamız'ın yazlık evine ve misafirler için ayrılan bahçe bölümüne gittik. Uzun yıllardır, polislikten ayrılıp Hocamızın hizmetinde bulunan; bu bağlılığı nedeniyle tarafımızdan kendisine özel bir muhabbet ve rağbet duyulan ve aramızda bir samimiyet oluşan kardeşimiz, bize selam verip bir hoş geldin bile demediği gibi, Konya'dan katılan gençlerimize:

"bu ne demek oluyor... 25 kişi söyleyip 70 kişi geliniyor!.." Yollu, çıkışmaya ve surat asmaya başladı..."

Hayret etmiştik... çünkü, onlarca şahit bulunuyor ve o faksın aslı hala elimizde duruyor., biz 25 kişi değil 25 aile demiştik. Eee, 25 aile, en az 70 kişidir. Kaldı ki sen ücretli bir görevlisin... Bahçe senin değil, bohça senin değil... Hocamız'a faksı yanlış okumuşsan, yine suç senin... Kaldı ki izni veren ve münasip gören Hocamız... Sana ne oluyor?!...

Haa, anladık ki, "Bunlara sen yüz veriyorsun... Hocamızla görüşmelerine sen aracı oluyorsun" diye kendisini haşlayan malum marazlılara karşı, bir mazereti olsun diye böyle davranıyor!...

Nihayet Hocamız teşrif ettiler... Gayet memnun ve mesrur bir tavırla geldiler ve konuşmalarını tam üç saat sürdürdüler...

            Birlikte gittiğimiz yaklaşık yetmiş kişiyi hayret ve hayranlığa sevk eden şu anlamdaki sözleriyle sohbete girdiler:

            Yukarıda anlattığımız rüyayı gören Adnan Köçüközer'e dönerek:

"İnsanlığın salahı ve mazlumların felahı için, samimiyetle ve sebat ederek hak davaya hizmet edenlerin ve bu uğurda sıkıntı ve saldırılara göğüs gerenlerin karşısında münker-nekir hazır ola geçecektir!"

            Ardından, bizden Allahın selamını ve bir hoş geldin kelamını esirgeyen, üstelik "niye kalabalık geldiniz?" diye hakkını ve haddini aşarak azarlamaya yeltenen kişinin bulunduğu tarafa dönerek:

"Bazen cennet bir 'selam'a düşer, ama veren bulunmaz!"diyerek mürşidi kâmil Abdulhakim Arvasi Hazretlerinin, Van'dan Çanakkale'ye gönderilme hadisesini naklettiler:

            "Bu muhterem ilim erbabını ve gönül adamını, "O'nu görenler İslam'ı hatırlıyor, öyleyse tanınmadığı bir yere gönderelim" diye Çanakkale'ye sürgün ederler. Gözaltında bulunduğu evden haftada bir saat çıkıp kordon boyunu yürümesine izin verirler. Ancak fısıltı gazetesiyle "kim bu zata selam verir ve saygı gösterirse onların fişleneceği" söylenip halkı ürkütürler. Abdulhakim Arvasi hazretleri haftada bir saat hava almak için yürüyüşe çıktığında, bütün esnaf korkularından dükkânlarına kapanır. Tanıyanlar kaçışır ki O zatla karşılaşıp yüz yüze gelmesinler...

            Bu duruma çok üzülen bir Müslüman, Efendi hazretlerine yaklaşıp "ey Allah'ın dostu, çok kötü günlere kaldık... Ne olur Ümmet-i Muhammed'e bir dua buyur!"der.  Bunun üzerine Abdulhakim Arvasi hazretleri şu cevabı verir. "Hani Ümmet-i Muhammed? Benim gibi garip ve kimsesiz bir ihtiyara selam vermekten bile korkup kaçınan kimseler, ümmet-i Muhammed sayılır mı? Bir ümmet-i Muhammed göster, dua etmek ne haddimize, ayağının altını öpeyim!..."

            Ahmet Akgül ağabeyimiz anlatmıştı:

            "Hocamız bu feyizli sohbeti bitirdikten sonra oradan ayrılıp yola çıktık... Bir saat kadar geçmişti ki, telefonum çaldı... Baktım, arayan bize "bir selam vermekten çekinen" arkadaştı... "çok yoğun ve telaşlıydık. Hal hatır sorup bir ikramda bulunamadık" şeklinde özürler sıralamaktaydı. Kendisine: "Bunlara gerek yok. Hocamız'ın Abdulhakim Arvasi Hazretleriyle ilgili sözlerinin asıl muhatabının siz olduğunuzu anlayın ve gerekli dersi alın yeter..." hatırlatmasını yapmıştık."

Ama bütün bu uyarılar, maalesef  bozulan ayarının düzelmesine yetmemiş olacak ki, 19 Ağustos 2006 tarihinde yine Hocamızın haberi ve müsaadesi çerçevesinde, Altınoluk'ta giden Konya hanım komisyonlarının, birlikte giden beylerine ve biraderlerine, surat asıp sitem ederek: "Ne diye sizlerinde katılacağınızı vaktinde bildirmiyorsunuz? Daha önce Ahmet Hoca da 25 kişi deyip 70 kişi yığılmışlardı!" şeklinde sözler sarf ediyor.

            Hâlbuki bir hafta önce Ahmet Hocamız'a telefon açıp: "Çoktandır görüşemiyoruz. Bu tarafa gelmiyor musunuz?  Arkadaşlarla bir araya gelelim" yollu şeyler konuşuyordu. 

            Ama bu arada Konya İl Teşkilatını telefonla arayıp: "Hanım komisyonlarından bir ekip hocamızın sohbetine katılma talebinde bulunuyor. Sakın bunlar malum şahsın (Ahmet Hoca'nın) ekibinden olmasın " diye güya soruşturma yapıyor ve mel'un marazlılara "bakın ben sizin adamınızım" mesajını iletiyordu.

            Bre zavallı!..

            Sana daha öncede hatırlatılmıştı. Hoca gibi zatların yakın hizmetinde bulunmak, çok yüksek bir şeref ve özel bir şanstır. Ama bir o kadar da tehlikeli ve riskli bir imtihandır. Çünkü iskemleden düşenin sadece burnu kanayacak, ama minareden düşenin boynu kırılacaktır!

            Böylesi yakınlıkları, dünyası ve nefs-ü hevası hesabına istismar ve suiistimal edenlerin hidayetleri kararacaktır ve Milli Görüşten ayrılıp gidenlerden daha çok alçalacaktır... yetkili ve etkili marazlıların yanında şeref ve izzet arayanlar, elbette ahmaktır ve çok yakında yanıldıklarını ve yamukluklarını anlayıp dizlerine vuracaklardır.

            Asla unutulmasın ki "ikili oynayanlar, asla tevhide ulaşamayacaklardır." Bediüzzaman'ın deyimiyle "tevhidi kıble" edinmeyenler, yani tek bir hedefe ve yegâne Hazrete yönelmeyenler, dünyevi ve uhrevi her şeyi O'ndan bilip beklemeyenler, şirkten ve şekavetten kurtulamayacaklardır, vesselam...

                      ŞİİR

Rakiplerin taşı, bana vız gelir

Yar elinden gönlüm, ah-u zar eder!

Erkek düşman bize, billâh hız verir

Gevşek dosttur böyle, hep yazar eder!

Bil imanın özü; ihlâs, mertliktir

Dürüstlük, doğruluk; şeref, netliktir

Mazluma sahiplik, zulme sertliktir

Mevlam kalbimize, bin nazar eder!

Vicdanınla barış, huzura kavuş

Sadıklara karış, sonsuza kavuş

En büyük beladır, Rabbından kopuş

Akılsız, Allah'la; hak Pazar eder!           


Bu yazarin diger makaleleri

ZİLLET VE ZAAFİYET PSİKOLOJİSİ
  Kendilerini hor ve hakir görenlere hürmet etmek... Zengin ve...
Devami
FETULLAH MI, FİTNETULLAH MI?
  Ilımlı İslam'ın tarihçesi ve Sultan Fatih'in zehirlenmesi Fatih Sultan Mehmed'in,...
Devami
ERBAKAN'IN AKP'YE ÖĞÜTLERİ VE ÖNGÖRÜLERİ
  3 yıl önce, AKP iktidarının daha ilk günlerinde, 28...
Devami
SEVENLERİNİN DİLİNDEN FETHULLAH GÜLEN
  Kucağına sığındığı ve "insanlığı sahili selamete çıkaracak geminin kaptanı"...
Devami
AB'DEN HİBE ALAN GAZETECİLER
Avrupa Birliği'nin kiralık kalemleri ve Müslüman-Türk görünümlü misyonerleri olarak eğitilen...
Devami
ORGENERAL İLKER BAŞBUĞ'A YÖNELİK BOŞBOĞAZLIKLAR VE REJİM KRİZİ UYARILARI
Yüksek Askeri Şura yaklaştıkça ortaya yine çok tartışmalı bilgi ve belgeler...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 12839

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR