Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1886
mod_vvisit_counterDün3379
mod_vvisit_counterBu Hafta5265
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay103180
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16741155

IP'niz: 18.234.255.5
Bugün: 24 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12180604

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

PKK PAZARLIĞI VE HIYANET MEZARLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

09 Şubat 1995 tarihli Hürriyet Gazetesinde, yani on bir sene önce manşetten şu haber veriliyordu:

"Büyük kurtarma!? Yahudi Kürtler uçaklarla İsrail'e taşınıyor!

İsrail, Talabani ve Barzani'ye bağlı grupların çatıştığı bölgeden, Kuzey Iraklı 1000 kadar Yahudi'yi bir ay kadar önce gerçekleştirdiği 'gizli bir operasyon'la İsrail'e taşıdı.

            Son derece gizli tutulan operasyona, Kürt gruplar arasındaki çatışmaların giderek ciddileşmesi nedeniyle karar verildi. Taşıma işlemi Türkiye toprakları üzerinden yapıldı. Ankara'nın onay vermesi ile bölgede belirlenen Yahudiler, önce karayolu ile Diyarbakır'a getirildi. Yahudiler buradan uçakla İstanbul'a ve ardından İsrail'e taşındı.

            İsrail, 1950 ve 60'lı yıllarda Suriye'deki Yahudilerin kurtarılması için, iki kez Türk topraklarını kullanarak operasyon düzenlemişti. İsrail hükümeti bir süre önce de Saraybosna ye Grozni'deki Yahudileri de İsrail'e taşımıştı. İsrail yasaları, baskı altında olan tüm Yahudilerin bulundukları bölgeden kurtarılarak güvenli bir barınağa kavuşturulmalarını öngörüyor.

Bu yasa uyarınca İsrail hükümeti, kuruluşundan bu yana tehlike içerisindeki tüm Yahudileri, hangi ülkede olurlarsa olsunlar İsrail'e taşıyor. Tehlikede yada baskı altında bir tek Yahudi bile bulunsa, İsrail operasyon düzenlemekten kaçınmıyor. Bu arada istenmesi halinde İsrail'e götürülecek Yahudi'nin, Yahudi olmayan akrabaları da taşınıyor.

 

Ve yine 23 Mart 1995 tarihli Milli Gazete Dünya sayfasında şu bilgiler aktarılıyordu: ve bazıları, bu gerçeklere kulaklarını tıkıyordu..

Uluslararası "Casusluk ve Karşı Casusluk" dergisinin iddiası:

            İsrail, K.Irak'la yakından ilgileniyor ve Yahudi asıllı Barzani'leri destekliyor!..

            Amerikalı gazeteci Jack Anderson'un CIA kaynaklarına dayanarak, kaleme aldığı yazıdan şu alıntılara yer veriliyor: "Her ay gizli bir İsrail kuryesi, Kuzey Irak'taki dağları aşarak, Molla Barzani'ye 50 bin dolar teslim etmektedir. İsrail eski başbakanlarından, Manehem Begin 1980'de ülkesinin Kürtlere "para, silah ve eğitimci" verdiğini itiraf etmiştir..."

            Uluslararası Casusluk ve Karşı Casusluk (İnternational Journal of İntelligence and Counter İntelligence) dergisinin iddiasına göre, İsrail'in Kürtlere olan ilgisi daha İsrail Devleti'nin resmen kurulmadığı 1948 yılının öncesine gidiyor.

            Michael Gunter imzasıyla yayınlanan araştırmada İsrail'in "Düşmanımın düşmanı benim dostumdur" anlayışıyla Müslüman dünyasına "muhtemel müttefikler" arayışında olduğu belirtiliyor.

"Yahudi Ajansı"nın İsrail devleti kurulmadan önce, Bağdat'ta faaliyette olduğunu hatırlatan Gunter, şunlan açıklıyor, "Buğrada 1931 yılından başlamak üzere, daha sonra İsrail istihbarat Teşkilatının kurucusu olan Revven Shiloah'ın "gazetecilik maskesi" altında "Kürdistan dağlarını adım adım gezmiştir."

            "1960'lı yıllar boyunca, İsrail askeri danışmanlar, Kürt gerillalarını eğitmeye başlayarak, hem Irak askeri tehdidini azaltma yolu ve hem de Irak Yahudilerinin İsrail'e kaçmalarına yardım etmelerini hedeflemişlerdi. Bu eğitim operasyonunun kod adı ise "Marvad (Halı) olarak belirlenmişti"

            "1960'ların ortalarında o zaman İsrail Savunma Bakanı Yardımcısı, daha sonra başbakan olan Şimon Perez, 1940 ve 50'll yıllar boyunca Yahudiler için casusluk yapan Kürt Lideri Kumran Ali Bedir Han ile gizlice görüşmüştü. 1966'da, İsrail kabine üyesi Aryen (Lo va) Eliav, bizzat katır sırtında dağlık arazide seyahat ederek, "arazi hastanesini" şahsen Kürtlere teslim etmişti."

            Araştırma raporunda özetle şunlara da yer veriliyor: "1966'nın Ağustos ayında bir Irak hava pilotunun, 'Son derece gizli" M 16-211 uçağıyla ülkeyi terk etmesinde, Kürt gerillalarının büyük yardımı olmuştu. Pilot ve uçağın İsraillilerin eline geçmesi. 1967'de 6 gün savaşlarında, Yahudilere büyük menfaat sağladı. Ancak böylelikle, İsrail Hava Kuvvetleri Galile denizi üzerinde karşılaştığı altı Suriye M 16-21 uçağını, tek kayıp vermeden düşürebilmişti. Bugün, hala bu kaçırılan orjinal Irak M l6 uçağı, Negev çölündeki Hatrezim'de İsrail hava kuvvetleri müzesinde sergilenmektedir..."

            "Bu olaydan sonra İsrail'in Kürtlere olan yardımı daha da arttı. Eylül l967'de. İsrail'i ziyaret eden Barzani, Savunma Bakanı Moshe Dayan ile görüşmüş ve kendisine, "Kürt bıçağı" hediye etmişti. Bu ziyaretin ardından üstün İsrail askeri malzemeleri, Kürt gerillalarına teslim edildi. 1969 Martında, petrol rafinelerine yapılan başarılı Kürt saldırılarında, bu yardımın büyük etkisi olduğuna inanılıyor..."

Dergide, Amerikalı gazeteci Jack Anderson'un CIA kaynaklarına dayanarak, kaleme aldığı yazıdan şu alıntılara yer veriliyor: "Her ay gizli bir İsrail kuryesi, Kuzey Irak'taki dağları aşarak, Molla Barzani'ye 50 bin dolar teslim etmektedir. İsrail eski Başbakanlarından, Manehem Begin 1980'de ülkesinin Kürtlere "para, silah ve eğitimci" verdiğini itiraf etmiştir.."

            "Barzani Kürtleriyle İsrail arasın da gelişen bu yakın ilişkinin en açık belirtisi, Barzani'nin, İsrail Binbaşısı Arik Regev'in ölümüne gösterdiği tepkidir..." Pek çok kere Kürtlere gizli ziyaretlerde bulunmuş bu binbaşı, Filistinlilerle yapılan mücadelede öldürülünce, Barzani İsrail Genelkurmayına şu telgrafı çekmişti: "Böylesine mükemmel bir subayın kaybı karşısında, en içten taziyetlerimi arzediyorum".

            Dergi, MOSSAD'ın Kürtlere olan bu yakın ilgisinin son zamanlara kadar hala devam ettiğinin, bilindiğini söyleyerek, makaleye son veriyor.

            Aynı tarihlerde Siyonistlerin güdümündeki "Dünya Af Örgütü" çocuk katili PPK'yı bağımsızlık mücadelesi veren bir "Gerilla Hareketi" olarak değerlendiriyordu.

İşte 9.Şubat.1995 tarihli Hürriyetin 32. sh. Gündem haberi:

            Uluslararası Af Örgütü PKK'lılara "Gerilla" diyordu!

            Uluslararası Af Örgütü'nün Türkiye konulu raporuna Dışişlerinden yanıt geldi. Bakanlık raporda, insan haklarına yaklaşımda "önemli hukuki hatalar" yapıldığını savundu.

            Dışişleri Sözcüsü Ferhat Ataman yaptığı açıklamada, Af Örgütü'nün PKK'yı terörist bir örgüt olarak görmemesini eleştirerek, "Af Örgütü, hiçbir raporunda çoluk çocuğu öldüren, köy yakan PKK'ya terörist teşhisini maalesef koyamamış, ancak terörü genel ifadelerle kınamakla yetinmiştir" dedi. Raporda, PKK'lı teröristlerin gerilla olarak tanımlanmasının yanlışlığına dikkat çeken Ataman, bu durumun açık bir hukuk ihlali olduğunu söyledi. Dışişleri Sözcüsü Ataman, Türkiye'nin, Af Örgütü'nün raporlarındaki iddiaların tümünün yanıtlandığını ve bu nedenle Türkiye'ye karşı daha önce açılan dosyanın 1992 yılında kapandığını belirtti. Ataman, şunları söyledi:

"İşkence iddialarının ispatı mümkün değildir. Türkiye'de yılda 185-210 bin kişi gözaltına alınır. Buna karşın, işkence konusunda Türkiye'yi ziyaret eden heyetler, sadece 10-15 kişi ile temas ederler. Hal böyle olunca, işkencenin yaygın olduğu şeklinde bir sav nasıl ileri sürülebilir?"

            ABD'nin ırkçılık Karnesi, mide bulandırıyordu:

            BM insan Hakları Komisyonu'nun hazırladığı rapora göre, ABD ırk ayrımı yapıyor. ABD'de her alanda siyah-beyaz eşitsizliğini inceleyen rapor büyük tepki uyandırdı.

            BM İnsan Hakları Komisyonu, ırkçılığı da bir tür insan hakları ihlali sayan kararı çerçevesinde ilk kez bir Batı ülkesini, ABD'yi hedef aldı. Komisyon, Washington'un her alandaki ırkçı uygulamalarını gündeme getirdi. Şubat 1993'te ırkçılığın da bir insan hakkı ihlali olduğuna ilişkin sonuç bildirgesine göre atanan raportör Maurice Glele-Ahanhanzo, işe ABD'den başladı. BM raportörü, geçen yıl bu ülkede ırkçılıkla ilgili araştırmalarına ilişkin raporu Cenevre'deki 51'inci olağan toplantısında sundu. Raporun ardından, BM İnsan Hakları Komisyonu'nun Washington'u yakın takibe alacağı belirtiliyor. Almanya, Brezilya, Fransa, İngiltere'de incelemelere hazırlanan Maurice Glele-Ahanhanzo'nun geniş yankılar uyandıran "ABD'nin ırkçılık karnesi" raporu şu sosyal başlıklarda toplanıyor:

Sağlık: Siyah erkeklerin kalp ve damar hastalıklarında ölüm oranı beyazlara göre yüzde 29 daha fazla. Aynı oran siyah kadınlar için iki misli. Siyah çocuk, ölümleri de beyazlara göre yüzde 50 fazla.

            Eğitim: İstatistikler, siyah çocukların büyük bölümünün okul öncesi eğitim görmediğini ortaya koyuyor. Siyahların okullardan atılma oranı yüzde 17,7.

Konut: ABD'de 1990'da yapılan bir araştırma 30 milyon siyahın 1960'ların başında olduğu gibi, ayrı bölgelerde yaşadığını belirliyor. ABD'de sokakta yaşayan insan sayısı 6 milyon. Siyahların nüfusun yüzde 12'sini oluşturmasına karşın sokakta yaşayanların yüzde 48'i siyah.

             İstihdam: İşsizlik oram yüzde 5.6, Siyahlardaki işsizlik oranı yüzde 26, Siyahi gençlerde bu oranın yüzde 58'e ulaştığı görülüyor.

Siyasi katılım: Siyahlar seçilmiş yönetim kademelerinde yüzde 5'ilk bir temsil sağlarken, ABD Senatosu'nda ise bu oran yüzde 1 olarak görülüyor.

            Aynı Suça Farklı Ceza

            Adalet: Amerikan adalet sisteminin temeli olan jürilerde, beyazların çoğunlukta olmaları nedeniyle azınlıklara aynı suç için verilen cezalar, beyazlara göre 2-3 kat daha ağır oluyor. Ülkede uyuşturucu kullananların yüzde 80'i beyaz olmasına karşın, uyuşturucu bağlantılı suçlardan tutuklananların yüzde 28'i siyah, yüzde 7'si beyaz.

            Polis şiddeti: Los Angeles'ta son 7 yılda polis şiddetine ilişkin 47 bin başvuru var.

Irkçı Nefret: kayıtlara geçen 4 bin 755 ırkçı saldırıdan yüzde 75'inin siyahları hedef aldığı belirlendi. Ülkedeki 3 bin yüksekokul ve üniversite kampusunun yüzde 70'inde, yılda en az bir kez ırkçılık saldırısı meydana geliyor

            Yabancı işçiler: Rapordaki en çarpıcı örnek         Meksika'dan yasadışı göçü önlemek amacıyla Kaliforniya Eyalet Meclisi'nin çıkardığı yasa çerçevesinde, yasal durumda olmayan yabancıların çocuklarına eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlerin kısıtlanması olayı gösteriliyor.

            Kadınlar ve ırkçılık: ABD'de azınlık durumunda 32 milyon kadın yaşıyor. Bir başka deyişle, ülkedeki her dört kadından biri azınlık mensubu. 1980'lerde alınan bazı tedbirlere rağmen kadınlara karşı ücret ayrımcılığı yapılıyor. Günümüzde erkeklerin kazandığı her dolara karşı kadınların kazancı 72 sent.

            Irkçılık ve çevre: ABD'deki azınlıklar ve yerliler genellikle zehirli atıklara yakın mahallelerde yaşıyorlar.[1]

            Ve 11 yıl sonra, işgal edilmiş Irak'ta yine aynı Siyonist güçler at oynatıyor, Yakıp yıkanların direnişçiler değil, CIA olduğu ispatlanıyordu.

            ABD medyası kamuoyunu direniş ve 'terör saldırıları'na dair haberlerle 'oyalarken', CIA Irak'ı karıştırıyor: Tıpkı Latin Amerika'daki gibi ölüm timlerini silahlandırarak Irak'ı çıkarları doğrultusunda bölmek istiyor.

            New York Hilton'daki asansörde CNN yayını yapılıyordu ve kimse izlemekten kaçınamıyordu. Haberlerin ilk sırasında Irak vardı; sürekli olarak 'iç savaş' ve 'mezhepler arası şiddetten' söz ediliyordu. Sanki ABD Irak'ı hiç işgal etmemiş ve on binlerce sivili öldürmesi gerçeküstü bir kurgudan ibaretmiş gibi. Iraklılar şuursuz Araplardı, dine, etnik gerilime ve kendi kendilerini havaya uçurmaya kafayı takmışlardı. Kukla politikacılar resmigeçit yaparken, bürolarının bir Amerikan kalesinde olduğuna dair tek bir imada bulunulmuyordu.

            Asansörü terk ettiğinizde o laflar, odanızda, otelin jimnastik salonunda, havaalanında ve bir sonraki ülkede peşinizi bırakmıyordu. İşte bu ABD'nin propagandasının gücü; Edward Said'in 'Kültür ve Emperyalizm' adlı kitabında dediği gibi, bir partinin çizgisi gibi, 'elektronik olarak hayatlarımıza sızan' bir güç.

            Parti çizgisi bir sonraki gün değişiveriyordu. Üç yıldır 'isyanın' arkasındaki güç, kana susamış bir Ürdünlü olarak Saddam'ın tahtının yeni adayı Ebu Musab Zerkavi liderliğindeki Kaide'ydi. Zerkavi'nin bir kez bile canlı görülmemesinin ve 'direnişçi'lerin sadece bir kısmının Kaide yanlısı olmasının önemi yoktu. Şimdi Zerkavi'nin yerine 'mezhepler arası şiddet' ve 'iç savaş' kondu; büyük haber artık Sünni ve Şii hedeflerine düzenlenen saldırılar. CNN 'ana akımında' verilmeyen gerçek haber ise Irak'ta 'Salvador Seçeneği'nin gündeme getirildiği. Yani ABD'nin silahlandırıp eğittiği, Sünni-Şii ayırmadan herkese saldıran ölüm timlerinin terör kampanyası. Hedef, iç savaş çıkarmak ve Irak'ı parçalamak. Zaten Bush yönetiminin baştaki hedefi de buydu. Bağdat'ta CIA'nin idare ettiği İçişleri Bakanlığı başlıca ölüm timlerini yönlendiriyor.

            Bunların çoğunluğu Şiilerden oluşmuyor. En acımasızları eski Sünni Baasçılarca yönetilen Özel Polis Komandoları. Bu birimi CIA'nin uzmanları kurdu ve eğitti; o uzmanlar arasında, 1980'lerde, El Salvador da dahil, CIA'nin Orta Amerika'daki operasyonlarına katılmış emektarlar olduğu söyleniyor...

Şimdi Amerikan kamuoyu İran'a yönelik bir saldırıya hazırlanıyor; tıpkı Irak'taki kitle imha silahı yalanları gibi gerekçeler öne sürülüyor. Üstelik bu saldırı, hiçbir uyarı, savaş ilanı ve gerçek olmaksızın gerçekleşecek.[2]

Kaide liderleri, Bush'u haklı çıkarmak için kuruluyor ve kullanılıyordu:

ABD, Ortadoğu siyaseti yüzünden ne zaman baskı altıda kalsa, 'terörle savaş'ın ana nedeni olarak gösterilen Kaide'nin bir lideri, Batı'ya gözdağı veren videokasetleriyle ortaya çıkıveriyor.

ABD Başkanı George W. Bush ve Britanya Başbakanı Tony Blair zor durumda kaldığında, Kaide liderlerinden birinin ikisine de can simidi oluşuna alıştık; böyle zamanlarda videokasetlerin ortaya çıkıp durması tesadüfi değil. İkili göreve geldiğinden beri halk destekleri en düşük seviyede seyrederken, bin Ladin'den Zerkavi ve Zevahiri'ye kadar bütün Kaide liderleri, Bush ve ABD'ye karşı çok sert açıklamalar yapmaya adeta gönüllü.

Bush, 'Kaide tehdidinin özellikle Irak'ta olmak üzere hâlâ devam ettiğine, bu yüzden de terörle mücadele için orada kalınması gerektiğine' halkını ikna etmek için bu tür kasetlere ihtiyaç duyuyor...

Dünya hiç bugünkünden daha tehlikeli olmamıştı ve birçok Amerikalı uzmanın da itiraf ettiği gibi, Bush, 'ABD kurulduğundan bu yana gelmiş geçmiş en tehlikeli başkan'. Kaide ve ABD yönetimi, bölgedeki şiddetten birlikte besleniyor. Çünkü ikisi, paranın iki ayrı yüzü gibi. Tıpkı The Washington Post'un dediği gibi: 'Amerikan ordusu savaş ile Kaide arasında bağlantı kurmak amacıyla, Irak'taki Kaide rolünü abartıyor'. İşte Kaide'nin Irak'taki varlığının temel amacı bu. (8.5.2006 / Fevziye Reşid / Haliç / Radikal)

            PKK pazarlığı neyi amaçlıyordu?

            Erdoğan'ının talimatıyla, Apo'nun F tipi bir cezaevine nakli gizlice tartışıldı. Ve hayır kararı çıktı!

Hükümet; Kürt sorununu hal yoluna koymak için gizli adımlar atıyor. Başbakan Erdoğan, Apo'nun İmralı'dan naklini Genelkurmay, MİT ve Emniyet'in temsilcileri ile tartışmak için Adalet Bakanı'na talimat bile vermiş. Üç güvenlik teşkilatı da nakli, "sakıncalı" bulmuş. Devletin derinliklerindeki hassas tartışmayı açıklıyoruz.

Bilindiği gibi Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği, terörle mücadele etme zorunluluğu devam ederken demokrasinin tam anlamıyla yerleşip yerleşmeyeceği, Kürt sorununun 1980'li ve 1990'lı yıllardaki gibi küçük çapta kontgerilla eylemleri veya askeri tedbirlerle mi, yoksa siyasi hoşgörü ile mi çözüleceği devletin derinliklerinde en çok görüş ayrılığı yaratan sorunlar. Siyasi irade ile güvenlik ya da yargı bürokrasisi bu çetrefil konularda farklı yaklaşımlar geliştirebiliyor. Bu da Şemdinli olayları sonrasında olduğu gibi devlet içinde çatışmalara sebebiyet veriyor.

            Başbakan Recep T. Erdoğan' in geçtiğimiz Ağustos ayında Diyarbakır'a yaptığı ziyaretin ardından; devletin zirvesinde, Kürt sorunu ile doğrudan ilgili "radikal" bir öneri büyük bir gizlilik içinde tartışıldı. Bu öneri devlet içinde görüş ayrılıklarına yol açtı. Haftalık, basına yansımayan bu ilginç tartışmayla ilgili detaylara ulaştı.

            Edindiğimiz bilgilere göre bu öneri bizzat Baş bakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından ortaya atıldı. Başbakan, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın İmralı'dan F tipi bir cezaevine naklinin; Adalet Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet Genel Müdürlüğü arasında "sessiz sedasız" tartışılmasını öneriyordu.

            Erdoğan, Diyarbakır'da verdiği ılımlı ve demokratik mesajların altını doldurmak ve Kürt sorununun siyasi yollardan çözümüne yönelik somut bir adım atmak için Abdullah Öcalan'ın naklinin güvenlik açısından ne gibi sonuçlar doğuracağının değerlendirilmesini uygun buluyordu. Başbakan'ın önerisi doğrultusunda Genelkurmay MİT ve Emniyet yetkilileri Adalet Bakanlığı'nda bir araya gelecek ve Apo'nun İmralı'dan naklini tartı şıp bir karara varacaktı.

            Öcalan'ın bir başka cezaevine nakli İmralı Adası'nda "tecrit" sisteminin uygulandığını ileri süren PKK çevrelerinin uzun yıllardır çeşitli vesilelerle dile getirdiği bir öneriydi. Ancak hem hükümetler, hem de Genelkurmay başta olmak üzere güvenlik bürokrasisi Apo'nun avukatları ile örgütün bu talebine kulak asmamıştı.

Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır gezisinin hemen ertesinde verdiği talimat, kimilerine göre "gereksiz bir tabu", kimilerine göre ise "güvenlik açısından bir gereklilik" olan Apo'nun İmralı'daki varlığının devletin zirvesinde ilk kez tartışılmasına yol açtı. Genelkurmay, güvenlik nedeniyle Öcalan'ın "normal" bir cezaevine naklinden yana değildi. MİT ve Emniyet'te ise görüş ayrılıkları vardı. Genelkurmay, güvenlik bürokrasisinin Adalet Bakanlığı'nda yapılacak zirvede ortak bir tavır belirlemesi için Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nden yetkililerle önceden görüşmeyi uygun buluyordu. Bu nedenle Genelkurmay'dan bir yetkili MİT'i ve Emniyet'i arayıp "güvenlik nedeniyle Apo'nun İmralı'da kalmasından yana olduklarını" açıkladı ve "Siz de İmralı'da kalması yönünde fikir beyan edin" telkininde bulundu

Hem MİT, hem de Emniyet bu öneri doğrultusunda Öcalan'ın İmralı Cezaevi'nde kalmasının doğru olacağı yönünde rapor verdi. Böylece Başbakan Erdoğan'ın önerisi, güvenlik bürokrasisi "yeşil ışık" yakmadığı için Adalet Bakanlığı'nca rafa kaldırıldı.

            Başbakan gizlice tartışılmasını istedi

            Devletin güvenlik teşkilatlarının kimi kademelerinde Erdoğan'ın önerisini olumlu karşılayanlar ve Apo'ya "normal mahkum" muamelesi yapılması için "İmralı'dan nakil" fikrine sıcak bakanlar vardı. Ancak öneriyi güvenlik açısından "sakıncalı" ve "radikal" bulanlar çoğunluktaydı. Bu nedenle öneri, yine büyük bir sessizlik içinde devletin gündeminden çıkarıldı.

            Başbakan Erdoğan Avrupa Birliği ile uyum ve demokratikleşme kapsamında

            "Kürt sorununun halli için 2005 yılında radikal söylemlerde bulunmuş, bu söylemler ulusalcı/milliyetçi, AB yanlısı, liberal ya da PKK yandaşı sol kesimlerde çeşitli tepkilere neden olmuştu. Erdoğan, Ağustos 2005'te Diyarbakır'da, "Kürt sorunu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur. Kürt sorunu herkesten önce bu ülkenin Başbakanı olarak benim sorunumdur" açıklamasını yapmıştı. Erdoğan'ın "Kürt sorunu" sözünü telaffuz etmesinin üniter devlet yapısını tehdit ettiğini düşünenler olduğu gibi, "Sorun demek yetmez, çözüm ortaya koymak lazım" diyenler de çıkmıştı.

            Başbakan'ın, Kürtlüğü "alt kimlik", Türkiyeliliği ise "üst kimlik" olarak tanımlama önerisi de hem olumlu, hem de olumsuz tepkilere yol açmıştı.

            Erdoğan, Kürt sorununa çözüm arayışı içinde olduğu işte bu dönemde Apo'nun İmralı'dan çıkarılıp çıkarılamayacağının tartışılmasını da istedi.

Ancak bu hassas tartışmanın kamuoyunun bilgisi dışında yapılması gerekiyordu. Bu yüzden konunun gizlilik içinde ele alınması istendi.

            Hükümet, nakilde "güvenlik" yönünden bir sakınca olmadığının bildirilmesi durumun da olayın siyasi sorumluluğunu üstlenecek ve Öcalan'ı uygun görülecek bir F tipi ceza evine gönderecekti. Ancak Genelkurmay, MİT ve Emniyet'in vetosu nedeniyle belki de en başta Öcalan'ın hoşuna gidecek bu proje rafa kaldırıldı.

MHP lideri Devlet Bahçeli bile "Öcalan F tipine gönderilsin" demişti

            Erdoğan'ın geçtiğimiz aylarda devletin güvenlik kurumlarınca ele alınmasını istediği nakli fikri daha önce PKK yanlısı kesimler tarafından dile getirilmişti. ilginç olan, aynı önerinin bundan dört yıl önce MHP Lideri Devlet Bahçeli tarafından ortaya atılmasıydı. Bahçeli, Hürriyet Gazetesi'nin haberine göre Mayıs 2002'de, hem de Başbakan Yardımcısı iken Öcalan'ın özel koşullarda tutulmasına gerek kalmadığını belirtmiş ve F Tipi cezaevine sevk edilmesini istemişti. Bahçeli'nin bu önerisine MHP Genel Başkan Yardımcısı Şefkat Çetin de destek vermiş, ancak Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk İmralı Adası'nın kendine has koşullarından dolayı seçilmiş bir mekan olduğunu belirterek nakli fikrine karşı çıkmıştı.

            Mudanyalı balıkçılar da, Apo cezaevinde yattığı için İmralı çevresinde balık avının yasak olmasından ötürü balıkların sahile vurmasından hoşnut olduklarını bildirmiş ve " naklinden yana değiliz" demişlerdi.

15 Şubat 1999 tarihinde yakalandıktan sonra İmralı Cezaevi'ne konulan Abdullah Öcalan yedi yıldır bir hücrede, sıradan mahkumlar için lüks denilebilecek koşullarda, ama tam anlamıyla tecrit edilmiş bir halde yaşıyor.[3]

            Devlet Bahçeli'ye hem Amerika, hem PKK, niye iltifat ediyor?

            Wilson'dan MHP'ye sır gibi ziyaret

            ABD Büyükelçisi Wilson önceki gün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'yi ziyaret etti. Bahçeli ile Wilson'un görüşmesi 1 saat 20 dakika sürdü. Görüşmeye, MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı ile Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural da katıldı. Türkiye ve dünyadaki gelişmelerin tüm detaylarıyla ele alındığı görüşmede, Kuzey Irak konusu da gündeme geldi. Büyükelçinin ziyareti MHP'de sır gibi saklanırken, görüşmenin içeriği hakkında da hiçbir bilgi verilmedi. Wilson önceki gün ayrıca AK Parti Genel Merkezi'ni de ziyaret etmişti.[4]

            Mesajın Anlamı: ABD sefiri Wilson, Ankara'ya atanır atanmaz, MHP lideri Devlet Bahçeli'den de randevu ister. Bahçeli, şu haberi gönderir: "Bizim siyasi geleneğimize göre, öncelikle Meclis'te grubu bulunan siyasi partilerin ziyaret edilmesi beklenir." Wilson, bu öneriyi dikkate alır, ziyaretlerini tamamlar. Geçen hafta MHP Genel Merkezi'ne gider. 70 dakikayı aşan görüşmeden ayrılırken Büyükelçi'nin, "Sayın Genel Başkan, sizinle daha uzun yıllar birlikte çalışacağız" dediği duyulur.[5]

            Baydemir: Bahçeli takdire değer

Diyarbakır Belediye Başkanı DEHAP'lı Osman Baydemir, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Sokaklarda ülkücü görmek istemiyorum. Ülkücülerin ellerinde silah değil, bilgisayar olacak" sözlerini 'takdire değer' buldu.

Gazetecilerle sohbet toplantısında PKK'yı "savaşan taraf" olarak tanımlayan Baydemir, "PKK 20 yıldır çatışmanın tarafıdır. Kim ki silahtan arınmak istiyorsa, bizim buna zemin hazırlamamız lazım" dedi.

Baydemir, "Siz 'İçinde yaşadığımız yüzyıl, ne inkâr etmenin, ne de isyan etmenin dönemidir' derseniz, bir kucaklaşmayı sağlarsınız, bu insanların ellerinden silahlarını alabilirsiniz. Bu tamamen genel af olmayabilir. Buna aftan ziyade bir kardeşleşme yasası denilebilir. Üst yönetici dahil olmazsa, altındakilere izin vermez" diye konuştu. (Milliyet  / 21.04.2006)

Apo: En büyük tehlike irtica!

            Avukatlarıyla yaptığı görüşmede, Türkiye'deki tüm gelişmeler hakkında bilgiler veren, PKK ve yandaşlarına talimatlar yağdıran Apo; irticadan, 28 Şubat sürecine, AB ile görüşmelerden Fethullah Gülen Hocafendi'ye kadar çok geniş yelpazede görüşlerini aktarıyor.

Apo'nun en dikkat çekici sözleri, 13 Mayıs 1999 tarihinde yani 28 Şubat sürecinin en etkin olduğu dönemde, avukatlarıyla yaptığı görüşmede ortaya çıkıyor. Apo, 13 Mayıs tarihli görüşmesinde avukatlarına aynen şu cümleleri söylüyor: "En büyük tehlike irticadır. İrticacı kesim, bizim için çok büyük tehlikedir. MHP, kesinlikle onlar kadar tehlikeli değildir. Hatta MHP, kendi içindeki şahinleri tasfiye ediyor. MHP, idamı da onaylamayacak. Hep birlikte göreceğiz, iddia ediyorum, MHP'de sertlik yanlıları dışlanacak. MHP ve MHP'lilere kimse karışmasın. MHP kesinlikle idamı kaldıracak. Burada yapılan görüşmelerden edindiğim izlenim bu yönde. Avrupa'nın Türkiye üzerinde etkisi fazla yok. Değişmeleri Avrupa için yapmıyorlar. Bu devlet bizim için imha kararı almışsa, Avrupa dikkate alınmaz, gizli yapılır. Kaldı ki, biz deli miyiz deniliyor."[6]

            Ahmet Türk: Bahçeli, Baykal'dan sağduyulu

CNN TÜRK'teki Ankara Kulisi programının dünkü konuğu DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk'tü.

'Bahçeli sağduyulu'!

Türk, program sırasında söylemeye zaman bulamadığını belirterek, son olaylar karşısında MHP lideri Devlet Bahçeli'nin söylem ve tutumunu takdirle karşıladıklarını vurguladı. Türk, şöyle konuştu:

"Olaylarla ilgili en makul açıklamayı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yaptı. Bu tutumunu takdir ediyoruz. Devlet Bahçeli, Deniz Baykal'dan daha sağduyulu davrandı. Bir sosyal demokrat lider olarak Deniz Baykal'dan daha yapıcı, daha sağduyulu açıklamalar yapmasını, sağduyulu davranmasını beklerdik."[7]

Kuzu Kurda, Anadolu Gavura (mı) Emanet...

"2011/Türkiye İç Savaş" başlıklı rapor, Yürükel'in verdiği şifâhî bilgilere nazaran, arkasında AB ve ABD'nin bulunduğu güçlerin, Türkiye'nin kademeler hâlinde bir iç savaşa sürüklenmesinin mükemmel bir planı niteliğinde olup, bu savaşa müdâhale etmeyi planladığı belirtilen "batılı" güçler eliyle Türkiye'nin haritasının değiştirilmesi, küçültülmesi ve etkisizleştirilmesi hedefleniyor.

Sefa Yürükel'in anlattıklarından çıkar sayabildiğim kadarıyla, Rapor, PKK'nın -daha doğrusu, bugüne kadar PKK'yı kullanan ve var eden güçlerin- ciddî bir strateji değişikliğine gittiğini yöneldiğini gösteriyor ki o da kısaca: "Türk Devleti''ne Karşı Savaş"tan "Türk Milleti''ne Karşı Savaş"a geçiş olarak özetlenebilir.

Gazetecilerle sohbet toplantısında PKK'yı "savaşan taraf" olarak tanımlayan Baydemir, "PKK 20 yıldır çatışmanın tarafıdır. Kim ki silahtan arınmak istiyorsa, bizim buna zemin hazırlamamız lazım" dedi.

Baydemir, "Siz 'İçinde yaşadığımız yüzyıl, ne inkâr etmenin, ne de isyan etmenin dönemidir' derseniz, bir kucaklaşmayı sağlarsınız, bu insanların ellerinden silahlarını alabilirsiniz. Bu tamamen genel af olmayabilir. Buna aftan ziyade bir kardeşleşme yasası denilebilir. Üst yönetici dahil olmazsa, altındakilere izin vermez" diye konuştu. (Milliyet  / 21.04.2006)

            Türkiye'nin üzerinde kara bulutlar dolaşıyor; vaziyet her bakımdan daha bir ciddiyet arzeder hâle geliyor. Tempo dergisinde (13 Eylül 2005, Sayı: 37/927; s.22-27), İskandinavya Türk Dili Konuşulan ve Komşu Ülkeler Araştırmalar Enstitüsü (ITAE/FITON, Oslo) Direktörü Sefa M. Yürükel, Norveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde terörizm uzmanı Prof. Toje Bjorge tarafından, Şubat 2003'te, kendisine okuması için verilen otuz sayfalık bir rapordan söz ediyor. Bu raporun niçin aradan ikiyıl yedi ay geçtikten sonra gündeme taşınmış olduğunun bahse konu edilmemesi ve ayrıca, okunmasına izin verilmesine rağmen kopyasının çıkarılmasına izin verilmediği ileri sürülen raporun, bu yüzden belge niteliğinde sunulamayıp yalnızca Yürükel'in şifâhî anlatımıyla yetinilmesi birer soru işâreti olarak kalıyor ve doğrusu güvenilirliğini ciddî sûrette zedeliyor ve bu zaafları yüzünden de ihtiyatla karşılanmayı gerektiriyor; ama yine de doğrusu, her şey "gidişata uygun" görünüyor; lâfzen aynen öyle olsa da olmasa da, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Bölge ve Türkiye üzerindeki emellerinin rûhuna birebir uyuyor. Hazırlayıcılarının isim ve kariyer olarak kimler olduğunun yer almadığı ifâde edilen "2011/Türkiye İç Savaş" başlıklı rapor, Yürükel'in verdiği şifâhî bilgilere nazaran, arkasında AB ve ABD'nin bulunduğu güçlerin, Türkiye'nin kademeler hâlinde bir iç savaşa sürüklenmesinin mükemmel bir planı niteliğinde olup, bu savaşa müdâhale etmeyi planladığı belirtilen "batılı" güçler eliyle Türkiye'nin haritasının değiştirilmesi, küçültülmesi ve etkisizleştirilmesi hedefleniyor.

Gündüz Aktan, "Kürtlerin güçlerini yanlış hesapladıklarını" söylüyor ["Simetri"., Radikal., 12 Eylül 2005, Pazartesi, s.7]; el-hak doğru! Ancak, fikrimce, Sayın Aktan bir yerde hatâ yapıyor; hesâbı yapan "Kürtler" değil, kendi emellerinin tetikçisi olan PKK vâsıtasıyla Kürt kitleyi araç olarak kullanmak isteyen "büyük güçler" ve onların beynini yıkadığı sokaktaki/dağdaki ekipler. Bunlar kendi güçlerini biliyorlar ve hesapları ise kendi güçleri üzerine değil işte bu güçler üzerine kuruyorlar. Yani dış güçlere güveniyorlar. En kötünün en kötüsü ihtimâli düşünerek, farz-ı muhâl, nüfûsun ancak yüzde onunu teşkîl eden bir etnik kitlenin tamâmının homojen ve kaskatı bir birlik içerisinde ayaklansa dahi ki böyle bir şey aşırı derecede zordur - yüzde doksan çoğunluk ve Nato'nun ikinci büyük askerî gücü karşısında hiç şanslarının olamayacağı gibi, beri yandan da Türkiye'nin ne Irak, ne de Yugoslavya olduğunu; buraya gelecek bir müdâhale gücünün ise Irak gibi öyle 150.000 filân değil birkaç milyon olması ve onun da en az yarısı kadar tabut hazırlaması gerekeceğini söyleyebiliriz. İşte "el-hak doğru!" dediğim burası; ne var ki, böyle bir kanlı çatışma Türkiye'nin, bitmese bile, bitkin düşmesi demektir.

İşte bu noktada, bütün vatanseverlere çok önemli bir vazîfe düşüyor: En basit bir harp literatürü okuyanın dahi bilebileceği gibi, "düşman kuvvetler"i -bu terimi bilerek kullanıyorum- mümkün olduğunca küçültmek, "dost, müttefik ve tarafsız kuvvetler"i mümkün olduğunca büyütmek" gerekiyor.

Bunun da ilk şartı ise, Türkiye Kürtleri'nin tamamını hedef alan her şeyden, çok büyük bir dikkat ve ihtimamla kaçınmaktır.

Dinine, devletine ve ülkesine bağlı Kürt kardeşlerimizin hepsini potansiyel tehlike görmek gafletinden kurtulmalıdır.

 

 



[1] Fatih Özbatur / Cenevre

[2] J. Pilger - Newstetesman / Radikal / 08.05.2006

[3] Ferhat Ünlü / Haftalık

[4] Akşam / 24.04.2006

[5] Sabah / 24.04.2006

[6] Vakit / 17.04.2006

[7] Fikret Bila / Milliyet / 03.04.2006

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

İslam Öncesi Dünyanın CAHİLİYE DEVRİ VE BUGÜNE BENZERLİKLERİ
Hz. Muhammed Aleyhisselam Efendimiz, Tarihin tanıdığı en haklı ve hayırlı...
Devami
İSLAM’DA İNSAN HAKLARI VE İSYAN AHLAKI
  İslam’da devlet başkanına ve diğer emir ve yetki sahibi makamında...
Devami
GÖREVİMİZ ERBAKAN’I ANMAK DEĞİL, ANLAMAK VE GEREĞİNİ YAPMAKTIR!
  Erbakan, sadece saygı ve şükranla anılacak bir ufuk şahsiyet değil,...
Devami
ERBAKAN DAVANIN DERTLİSİYDİ, ERDOĞAN İSE, DÜNYALIK PEŞİNDEDİR!
Torba yasa diye bilinen, devlet imkanlarının ve Milli Kuruluşların yabancılara...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5923

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR