Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün8286
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta39651
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay29774
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16804129

IP'niz: 75.101.243.64
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200896

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

PUTİN RUSYASI VE İSLAM DÜNYASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Rusya Siyonizmden Rahatsız:

"Bu savaş çok önceden planlanmıştı" diyen Rusya eski Başbakanı Primakov:

Kaybeden İsrail ve yandaşlardır!..

Eski SSCB ve çağdaş Rusya'nın gelip geçmiş en ünlü politikacılarından biri sayılan Yevgeniy Primakov, basın mensupları için Ortadoğu'da oluşan son durumu değerlendirdi.

Bir zamanlar Dış İstihbarat Teşkilatı Başkanı, Dİşişleri Bakanı ve Başbakan gibi görevleri üstlenen ve günümüzde ise Rusya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı görevini yürütmekte olan Yevgeniy Primakov, son zamanlar tırmanan Ortadoğu krizi nedeniyle İsrail ve ABD'yi sert bir dille eleştirdi. Lübnan savaşının İsrail'in Ortadoğu krizini tek başına ve kimseyle anlaşmaya varmadan çözme girişiminin doğal bir sonucu olduğunu belirten Yevgeniy Primakov, "Karşı tarafın menfaatini dikkate almadan tek başına soruna çözüm bulma girişimi hüsranla sonuçlanmaya mahkumdur" dedi.

 

İsrail yönetiminin savaştan çok daha önce tek taraflı olarak yol haritası projesinden vazgeçtiğini, fakat bunu açıkça beyan etmediğini kaydeden Primakov, "Yaşanan bazı olaylar İsrail'in Lübnan'a saldırısı için neden değil, bahane idi. Bu savaşın çok daha önceden planlandığı belliydi.

ABD ve İngiltere'nin de desteklediği bu savaşta, İsrail Hizbullah'ın bombardımanlarla yok edilemeyeceğinin de farkındaydı. Zira Hizbullah siyasi bir örgüttür. Şia nüfusun desteklediği bu örgütü savaşla yenmek hayal bile edilemez.  İsrail'in Lübnan'a savaş açmakta başlıca amacı Lübnan'ı iç savaşa sürüklemek ve Hizbullah iç muhalefet yoluyla ortadan kaldırmaktı. Diğer bir hedef de Suriye ve İran bir şey yapmaya kalkışırsa bu ülkeleri de bombalamaktı. ABD de bu yüzden savaşın durmasını hiç istemiyordu.

Savaş sonuçlarına gelince: savaşta kimin kazanıp kimin kaybettiğini verilen kayıplarla ölçmenin doğru olmadığını kaydeden Primakov, "SSCB de Alman Nazileriyle savaşta 30 milyon insan kaybetti. Bu Almanya'nın verdiği kayıptan çok daha fazla olmasına rağmen savaşı kazanan SSCB oldu. Dolayısıyla savaşta kimin kazandığı savaş alanındaki çatışma sonucuyla eş anlama gelemez. Kimin kazandığına tarafların hedeflerinin ne kadar gerçekleştiğine bakarak karar verebiliriz. İsrail yukarıda belirttiğim hedeflerine ulaşamadı. Dolayısıyla savaşı kaybeden taraf da İsrail'dir. Hatta ateşkes 5-6 gün önce ilan edilmiş olsa İsrail'in bu savaşı askeri yönden de kaybettiğini söyleyebilirdik. Hizbullah ise bu savaşta kendini siyasi bir güç olarak kanıtlamış oldu" şeklinde değerlendirdi.

ABD'nin Lübnan savaşından kendisi için doğru bir ders alması gerektiğini belirten Primakov, "Zira dışarıdan dayatma demokrasi modellerinin bazı ülkelere zorla empoze etme politikasının hiç bir zaman başarıya ulaşamayacağını söyledi. 

İsrail'in değişmez kaidesidir. "Ateşkes"e direnir, sonra kabul eder. Ama bu sefer ateşkes ilan edilmesine rağmen, ordusu ilerlemeye devam eder. Bu arada kaptığı toprakları da geri vermez. 1948'de İsrail'in kuruluşundan beri gelişmeleri ve diplomasi oyunlarını izleyenler, bu durumları her seferinde rahatça görmüşlerdir.

Şimdi de İsrail ordusu yaka-yıka ilerlemekte ve Lübnan topraklarında bulunan Litani nehrine doğru işgal etmektedir. İsrail Güney'de Nil, Kuzey  Doğu'da Dicle ve Fırat'ı ileri hedefleri arasına yerleştirmiştir. İsrail, kendi  Kuzeyi'ndeki Suriye'nin Golan Tepeleri'ni zorla ele geçirmiştir ve oraları hala işgal altında tutmaya devam etmektedir. Golan Tepeleri Suriye topraklarıdır ve zengin su kaynaklarına sahiptir.  Golan su kaynakları ile Litani Nehri yaklaşık aynı coğrafi alanda ve seviyede bulunan hedeflerdir. O halde, acaba aslında, çok önceden karar verilen Su Savaşları yavaş yavaş uygulanmaya mı konmaktadır? Hizbullah, sadece bir bahane midir?

Putin'den, Çeçenistan'dan çekilme talimatı

Bu arada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Çeçenistan'daki Rus askerlerinin kademeli olarak çekilmesi konusunda talimat verdiği öğrenildi.

İtar-Tass ajansı, Putin'in önceki gün imzaladığı kararname ile İçişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığına, Çeçenistan'da geçici olarak konuşlandırılan Rus askerlerinin bir bölümünün 15 Aralık'a kadar kademeli olarak çekilmesi talimatı verdiğini bildirdi.

Haberde, söz konusu bakanlıkların, 2007 ve 2008 yıllarında kademeli çekilme olasılıkları üzerinde de çalışması istenildiği belirtildi. Bu girişim ve gelişmeler, Rusya'nın bölgede ve özellikle Türkiye ile Emperyalizme karşı işbirliği arayışlarını ve barış arzularının bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir.

Rusya'dan İsrail'e; Duveyk'i serbest bırakın" uyarısı

Rusya, İsrail'den geçen hafta sonu Hamas hükümetinin birkaç yetkilisiyle birlikte gözaltına alınan Filistin Meclis Başkanı Aziz Duveyk'in serbest bırakılmasını istedi.

Rusya Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Duveyk'in gözaltına alınmasının meşru olmadığı belirtilerek, bu tip eylemlerin Filistin topraklarındaki durumun normale dönmesine katkı sağlamayacağı uyarısı iletildi.

Açıklamada, gözaltındaki Filistinli yetkililerin bir an önce serbest bırakılmasının umulduğu kaydedildi.

İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, Duveyk'in göğsündeki ağrılardan şikayetçi olması üzerine Batı Şeria'daki Ramallah kasabasında bulunan Ofer askeri hapishanesinden Kudüs'teki bir hastaneye götürüldüğü belirtilmişti.

Bu girişim de, yine Rusya'nın İsrail'in saldırgan tavırlarından duyduğu rahatsızlığın bir ifadesiydi. Ve İslam Dünyası Putin'i dikkatle izlemekteydi.

Son Dönem Rusya Federasyonu Ve Türk-Rus İlişkileri

Şamil Ünsal bu konuda çok önemli bilgiler vermektedir:

Putin Dönemi Rusya

Gorbaçov ve Yeltsin dönemlerimde, ilk kez batılı değerlerle tanışan Ruslar, bu tanışma ile birçok olumsuzluklarla da karşılaşmaya başlamışlardır. Çeçen savaşının getirdiği zorluklar ve gelir dağılımdaki bozulma, Rusya'nın önemli varlıklarından enerji kaynakların oligarkların eline geçmiş olması sonucu u uslara bağlantılı yeni zenginlerin  ortaya  çıkması ve buna bağlı olarak gelir dağılımındaki bozulma,; ahlaki çözülme, mafyalaşma, vs. Rus Halkın gözünde, Yeltsin'in popülaritesinin tükenmesine yol açmıştır.

1991'den sonra bozulan, küresel iki kutuplu dengede, Rusya 15 yıl boyunca kan kaybederek,   adeta bölgesel bir güç durumuna düşmüştü. Putin'in iktidarıyla birlikte, Or|a Asya ülkelerindeki kazanımları, Şangay işbirliği örgütü içinde Çin ile ilişkileri, Güney Doğu Asya ülkelerine yaklaşımı, hep ABD'ye alternatif ve ikinci kutup yaratmayı amaçlayan girişimler ola değerlendirilebilir.

26 Mart 2000 tarihinde yapılmış olan devlet başkanlığı seçimlerini %53 oyla ilk turda kazanan Viladimir Putin, 4 yıl sonra yapılan ikinci seçimi de 2004 Martında yenideni kazanmıştır. Son dönem Rus siyasetinde rutin ile birlikte "Birleşik Rusya" partisinin ağırlığı hissedilmeye başlanmıştır. Putin'in gelecek seçimlerde aday olmayacağını açıklamış olmasına rağmen, 2008 seçimlerine ışık tutması bakımından, 2005 sonunda yapılan ve "Önümüzdeki seçimlerde kime oy verdiniz" anketinin yanıt arı %5 oranında Putin'i işaret etmiştir. Anket sonuçlarına göre: :Komünist partili Gennadi Zagpnav %5 aşırı milliyetçi Jrinovski %4 Duma bakanı Boris Grizolv %3 olarak oy almışlardır.

Seçim sonuçlarına etki eden önemli faktörlerden biri olan, merkezi ve yerel yönetimlerin organizasyonuna baktığımızda şöyle bir yapılanma ile karşılaşmaktayız.

Rusya Federasyonunun yönetsel yapısı; görevi yasama olan 628 sandalyeli federal meclis, 450 sandalyeli alt kanat devlet konseyi (Duma) ve 178 sandalyeli üst kanat federasyon konseyinden oluşmaktadır.

Rusya federasyonu idari birimler bakımından da farklılıklar göstererek, 89 idari birimden oluşmaktadır. Bunlardan 49'u idari bölge (Oblast), 21 cumhuriyet, 11 otonom bölge, (okrug), 6 vilayet (kray), ve Moskova ile St. Petesburg şehir idareleridir.

Putin Rusların "büyük devletten vazgeçmeme" istemleri ve Çeçenistan savaşındaki görevi nedeniyle, Rus halkından topladığı olumlu prestij ile iktidara gelmiştir. Ancak bir zamanlar büyük umutlarla kurulan BDT dağılmayla karşı karşıyaydı. BDT üyelerinden Gürcistan'da ve Ukrayna'da ABD ve AB tarafından renklendirilen devrimlerle el değiştiren yönetimler, Ağustos 2005 deki BDT doruğunda, topluluk üyeliğinden çekildiklerini açıkladılar. Türkmenistan ise kendi iradesi ile bu çekilmeyi gerçekleştirildi. Toplulukta Milliyetçilik akımlarının güçlü olduğu ülkelerin Rusya'dan uzaklaşmaya çalıştıkları bir gerçektir. Bu ülkeler son on yıldan bu yana ve kısmen de bugün, Rus yanlısı olmak yerine açıkça denge politikaları izlemektedirler.

Bu gelişmelerle birlikte Rus dış politikasında;

  • Atlantikçi ekolün etkisi biraz azalmıştır. Bunun yerine;
  • Avrasyacı yaklaşımların etkin oldukları dönemler yaşanmaya başlanmıştır. Bu sayede, Batının tehditleri; onların idari kontrolü altına girmiş olan Gürcistan ve Ukrayna'nın üzerinden yürütülen politikalarla karşılanmaya çalışılmaktadır. Ancak, Putin'in dış politikasının faydacı ve çok yönlü olduğu açıktır. Biz yine de, bu Putin Avrasyacılığı üzerine e kısaca durmak istiyoruz.
  • Rusya'nın Avrasya Politikası İlk kez Krusçev döneminde ders kitaplarına konulan "Avrasya" kavramı ile ortaya atılmıştır. Dostoyevski, Vernadski, Trubetskov, Savitski, Gumilyev, tarafından benimsenmiş olup, aşağıdaki dış politika ilkelerini esas almıştır.
  • Rusya hem Avrupa hem de Asya ülkesidir.
  • Hâkimiyet alanı merkez bölgedir.
  • Karşıt güç Avrupa Birliğidir.

Başlangıçta Rusya'nın batılılaşma gayretlerinin bir sistemi olan bu görüş, ideolojik anlamda uzun bir aradan sonra SSCB'nin yıkılışının 10.yılında yeniden gündeme getirilmeye başlanmıştır. Özellikle Putin ile birlikte AB içindeki tüm siyasi guruplar tarafından tehlikeli sayılmaktadır. Aslında bir Rus ideolojisi olan "Avrasyacılık":  Avrupa-Atlantik ittifakının tehlikeli olabileceği ve bunun Avrasyacılıkla engellenmesi gerektiği görüşleri doğrultusunda ortaya çıkmıştır.

1996-1999 yılları arsında gözlenen Primakov doktrini olarak da bilinen ve aşağıdaki noktalarda toplayabileceğimiz dış politika ilkeleri ise:

  • Tek başın bir küresel güç, kabul edilemez bir tehdittir.
  • Rusya çift kutuplu bir sisten oluşturacak kadar güçlü değildir.
  • ABD karşısında çok kutuplu bir dünya kurulabilir ve gereklidir.

Enerji kaynaklarının önemi ve ülkenin yeniden inşası meselesi, Putin'in iş başına geldiği dönemde Rusya'da en çok tartışılan konuydu. Putin ABD'ye Rus enerji kaynakların Orta Doğu kaynaklarına alternatif olabileceği imajını vererek rekabet ortamı yaratır gibi gözüküyordu.

Ancak Rusya ABD'nin kuralları ile bu rekabete girmeyeceğini bir süre sonra ortaya koydu. ABD ve AB şirketlerinin dışlanarak enerjide Rus devlet şirketleri devreye sokuldu. 2005 de 470 milyon ton petrol üreten ve 230 milyon tondan fazla petrol ihraç eden ülke olarak, enerji sektöründeki kapsamlı planlarını hayata geçirmeye başladı. Bu planlar sadece üretim ve fazlasını ihraç etmeye yönelik planlar değildi artık, var olan hatlarla iletim ağını geliştirmek, hatta iletilen ve geçilen ülkelerde çevirimleri gerçekleştirmek ve pazarlamak faaliyetlerini de kapsıyordu. Rus devlet şirketlerini dünyanın çeşitli ülkelerinde yatırımcı duruma getiriyordu. Hem de serbest rekabet ortamının yarattığı ortamı tıpkı batılılar gibi kullanarak. Bu şekilde bir küresel açılım, Rusya'nın, kaynaklarını çıkartmayı ve pazarlamayı, çok yönlü bir araç olarak kullanmaya başladığını gösteriyordu. Tüm çevresindeki ithalatçılar için önemli bir kozdu bu. ABD ve batının bu etkin enerji politikasını zayıflatmaya yönelen renkli devrimlerine karşı, Rusya, Ukrayna ve Gürcistan'ı güç durumda bırakıyordu. Çin'i ise enerji deposuna dönüştürmeden ihtiyaç içinde tutma politikalarını öne çıkartıyordu.

Putin'in politikadaki taktikleri, İlk dönemlerinde ülkede var olan değişik bürokratik, oligarşik ve diğer yapıları birleştiriyor gibi bir tavırla taraftarını arttırıyordu. Ulusalcı sol grupları önce dizginlemek, sonra da etkisizleştirmek yoluna gidiyordu. Bu ekolün temsilcisi Andrey İllarianov bu duruma iyi bir örnektir.

Putin, İkinci iş olarak, dünyada hiçbir ülkenin yapamadığı veya yapmaya kalkışamadığı önemli bir olay daha gerçekleştirmiştir. Bu bilinen adıyla "STÖ'ni Denetim Yasasıdır".  Batı yanlısı ve Siyonist sermaye uzantısı ekonomik ve bürokratik oluşumları tasfiye ederek Ulusalcı sol bir yapılanmayı güçlendirmiştir. 2005 de var olan ve bilinen STÖ'den 300'ünü kapatmış, 825'ini de mahkemelere sevk etmiştir. Bu durum Ekonomideki iyileşmelerin sonucu olabildiği gibi, batının desteklediği "demokratik darbelere" karşı bir savunmadır aslında. Sonuçta, dış etkilerin azalmasını getirecektir. Yukarıda sözünü ettiğimiz yasa daha sonra bazı Orta Asya ve Kafkasya ülkelerinde de bir model teşkil ederek, Soros çeteleşmesindeki vakıflar gibi güçlü destekçilere sahip hıyanet örgütlerinin bu ülkelerde de etkisizleştirmesinin yasal yol göstericisi olmuştur. Tüm bu uygulamalar, Putin'le birlikte Rusya'nın da siyasi gücünü giderek artmaya başlamıştır. Bunda başta enerji politikası, sayıları 400'ü aşan sivil toplum örgütlerinin (STÖ) mali kaynak ve etkinlik açısından daha yakından denetlemeye çalışılması, Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki 2003 den beri ortaya çıkan artışlar ve Çin ile yakınlaşma politikaları etkin olmuş ve olmaya devem etmektedir.

Rus Ulusal Kimliğinin Yeniden İnşa Edilmesi, Rusya'da Putin'le başlayan yeni dönemin önemli özelliklerinden biridir. Ulusal kimliğin oluşumunda, din öğesi ağırlıklı olarak kullanılmaya başlamıştır. Komünist dönemde bastırılan Ortodoksluk, günümüzde inşa edilen kimliğin çimentosu olarak değerlendirilmektedir. Putin döneminde oluşturulmakta olan iç ve dış politikalardan çok önemli olan biri de SSCB döneminde pek rastlanmayan dini motiflerin Yöneticiler tarafından kullanılıyor olmasıdır. Ancak "Rusların, Ortodoksluğu dinden ziyade kendilerini bir tanımlama unsuru, yani milli kimlik olarak gördükleri tespit edilmiş" ise de, gelişmelerin seyri, bu noktada kalınmayacağını göstermektedir.

Moskova Patrikhanesi bir ibadethane olmanın yanında; Patrik II. Aleksi, silah alım ve satımıyla ilgilenen ulusal komisyonun üyesi durumuna gelmiş olup, buradan elde edilen kazancın bir kısmını kiliseye aktarmaktadır. Bu durum, birçok Rus generalin ayin dışında yaptıkları kilise ziyaretlerinin nedeni olarak açıklanmaktadır. Kilise, tuz, şeker, alkol ticareti yanında Petrol ithal lisansları ve vergi uygulamalarından komisyon almaktadır. Şimdiki Papa'nın Putin ile tanışıklığı SSCB'de, KGB elemanı olduğu (kod adı PROZDOV) günlere dayanmaktadır. Putin,  2000 yılının başında yaptığı milenyum konuşmasında, "Rusya 21. yüzyıla kendi içsel değerlerine ve maneviyatına dönerek girecek ve yeni Rusya bu manevi değerler ışığında yaratılacaktır" demiştir.

Özellikle 1991-1993 yılları arsında Rus dış politikasında etkin olan Atlantikçi ve Yahudi etkinlikli görüş aşağıda aşağıdaki noktalardan hareket eden bir dış politika izlemiştir.

  • Rusya bir Batı Avrupa ülkesidir.
  • Batı ile ittifak içinde yürümesi gereklidir.
  • Batı değerlerini kabul etmelidir.
  • ABD ile yakınlık içine girmelidir.

Atlantikçi ekol, Gorbaçov ve Yeltsin dönemindeki etkinliğini, yaşanan politik ve ekonomik başarısızlıklarla yitirmiştir. Bu başarısızlıkta birazda batı politikalarındaki çifte standartlar ve Rusya'yı ekonomik ve sosyal bakımdan destabilize gayretleri etkili olmuştur.

Putin ise içinde Avrasyacılık seçeneği gibi, çok boyutlu politikalara yönelmektedir.

Uzlaşmacı ya da uzlaştırıcı Jeopolitik akım diyebileceğimiz Putin'in liderliğini yapığı akım ise: Pragmatizm, ekonomik verimlilik, Ulusal sorunların çözümüne öncelik veren bir dış politika oluşturmuştur.

Rusya SSCB'den kalan emperyal coğrafyasının sınırlandırılması karşısında Batı'ya karşı yeni önlemler geliştirmeye başlamıştır. Dağılmanın ardından bağımsız ve birçoğu AB üyesi olan Doğu Avrupa ve Batlık ülkeleri, renkli devrimler sonucu, ABD ve AB'nin teşvikleri ile Rusya'dan tazminat ve özür isteklerini dile getirmektedirler. Bu istekler Rusya'nın bu bölgelerde elinin zayıflatılmasına yönelik hamlelerdir. İşte Putin'in bağımsız dış politikalara yönelmesi; ülkesinin karşılaşacağı bu tür baskıları etkisizleştirmek içindir.

Rusya'nın Demokrasi, insan hakları ve özerk cumhuriyetlere bakış açısı, ABD'nin ekonomik ve siyasi sorunları, Rusya'nın daha fazla üzerine gidilmesini engellemektedir. Ayrıca, ABD'nin Irak'taki işgaline karşı Rus tutumunun, Basın, diplomatik girişimler ve akademik olarak sadece eleştiri düzeyinde kalmaması ise; Rusya'da demokratikleşme eğilimlerinin giderek yoğunluk kazandığını ortaya koymaktadır. ABD, Rus demokrasi anlayışını sürekli eleştirmekte ve ancak bunu ileri dozda dile getirememektedir. Rus basını ise, "sen kendi işine bak" tavrıyla, batının bu tutumuna karşı soğuk durmaktadır.

Beslan baskınından sonra, Putin'in Cumhuriyetlere seçimsiz yönetici atama yapmasının demokratik olmadığını söyleyen Bush'a; "Sen kendi demokrasine bak, nasıl seçildiğini hatırla" dediği basına yansımıştır. Bu nedenle Bratislava'daki görüşme sonunda her iki lider, farklı demokrasi tanımları yapmışlar, Putin, Bush'un demokrasi telkinlerine "Bu konuda ancak biz istersek gerekli değişiklikleri yaparız" demiştir.

Rusya, SSCB'nin dağılmasından sonra, 1995'e kadar özerk cumhuriyetlerle yaptığı anlaşmalar sonucu bir bakıma parçalanma sürecine sokulmuş iken; Putin'in iş başına gelmesiyle bu durum şimdilik ortadan kalkmış gibidir. Cumhuriyetler Putin'in ekonomik entegrasyon çalışmalarıyla, yaşam seviyelerini yükseltmiş olmalarına rağmen, etnik köken kışkırtmaları ve federatif yapıların bağımsızlık arzuları Batılı bir çok çevrede ikinci bir dağılma sürecini hala düşündürmektedir.

Putin, 2004'de, dış tahriklerden kurtulmak için özerk Cumhuriyetlerindeki vali seçimlerini kaldırıp atama yolu ile vali belirlemeye başlamıştır. Bugün bir yıl geçmiş olması ve yerel yönetimlerin Kremlin tarafından görevden alınması ve yenilerinin atanması bir gelenek haline gelmiş bulunmaktadır.

Rusya Ekonomisi

SSCB halkları açısından acı gerçek şudur ki, Komünist deneyim; harap olmuş bir tarım sektörü,geri kalmış ve çoğu bölgede ilkel bir sosyal yapı, gittikçe gerilemekte olan bir sanayi, çökmekte olan bir ekonomi ve yaşamsal tehlikelerle dolu bir çevre mirası bırakmıştır.

SSCB'nin yıkılmasıyla birlikte Piyasa ekonomisi kuralları ve prensipleri çerçevesinde bir ekonomik sistem kuramayan Rusya'nın tarımsal ve sanayi üretimi azalmıştır. Halk sıkıntı içinde iken kayıt dışı ekonominin boyutları artmıştır. Dış borçlar çoğalarak Ülke ekonomik bakından İMF, Dünya bankası ve Batılı finans kuruluşlarının kıskacına alınmıştır. Bu dönemde "dünya ekonomisine açılan Rusya, burada soğuk savaş dönemindeki Amerikan ilişkilerinden tamamen farklı bir katta yer almakta ve tamamen farklı komşularla, sorunlarla ve gelecekle bir aradadır." Bu durun demokratikleşme gayretlerini de geciktirmiştir. Ayrıca İleride göreceğimiz gibi silahlı kuvvetlerde planlanan modernleşmeleri de durma noktasına getirmiştir. Ancak 2003 de ABD'nin Irak'ı işgaliyle başlayan süreçle birlikte yükselen enerji fiyatları Rus ekonomisinde önemli bir büyümeye neden olmuştur.

GSMH büyüklükleri bakımından uluslararası bir karşılaştırma yapmak gerekirse Rus Ekonomisi; yaklaşık, ABD'nin 1/10'u, Japonya'nın 1/4'ü, Hindistan'ın yarsı, Brezilya ile çok yakın, Çin'in 1/5'i,  AB'nin ise yine 1/10'u büyüklüğündedir.

Bu gün Rus ekonomi politikası tüm dünyada uygulananın aksine; ulusal ve devletçi bir tutuma sahiptir. Bu politikayı aşağıdaki açıklama açık bir şekilde özetlemektedir.

Rus doğal kaynaklar Bakanı Yuri Turtnev, "yabancıların stratejik olarak değerlendirdikleri alanlarda yatırım yapmalarının engelleneceğini söylemiştir. Yasak kapsamına Sibiryadaki Yamolla-Nenets bölgesindeki Tirep ve Trep petrol sahası, Yakutistan Sibirya'nın Çita bölgesindeki Udokan bakır yataklarının girdiği ifade edilmiştir.2006 yılında bu bölgelerin kanunla yabancılara açılmayacakları" açıklanmıştır.

 

Tablo 3: Rusya federasyonunun Temel ekonomik göstergeleri



GÖSTERGELER

1998

1999

2000

2001

2002

2003

2004*

GSYİH (Milyar $)

271.0

195.9

259.7

309.9

346.6

432.9

555.5

GSYİH (Büyüme, %)

5.3

6.3

10.0

5.0

4.3

7.3

6.7

Sınaî Üretim (Büyüme, %)

5.2

11.0

11.9

4.9

3.7

7.0

5.1

Enflasyon (TÜFE, ort. %)

27.7

85.7

20.8

21.6

15.8

13.7

10.8

İhracat (milyar $)

74.4

75.5

105.0

101.9

107.2

135.9

170.0

İthalat (milyar $)

58.0

39.5

44.9

53.8

61.0

75.4

101.2

Döviz Kuru (ort., Ruble:USD)

9.71

24.62

28.13

29.17

31.34

30.69

28.97

Kaynak: EIU,Goskomstat, Intellinewes

  • Tahmin

Rusya'nın GSMH'sı 1998 yılında 275.000.000 dolar iken 2002 yılında 300.000.000 dolara yükselmiştir.

2003 Martında ABD'nin Irak'ı işgali ile başlayan süreçle birlikte 24 dolardan bir ara 70 doların üstüne çıkan petrol fiyatları Rus ulusal gelirini 555 milyar dolara yükseltmiştir.

Bu nedenle olsa gerek Rus yöneticiler uluslar arası siyaset söylemlerinde işgale fazla bir tepki göstermemiş, ABD ve İngiltere ise bu durumu bir tür sus payı olarak değerlendirmişlerdir.

 

Tablo 4: Makroekonomik Göstergeler 1992/98 -1999/2003*

 

1992/98

1999/ 2003

GSYİH Büyümesi (%, kümülatif)

-39.5

35.6

GSYİH Büyümesi (%)

-6.8

5.3

Sınai üretim (%, kümülatif)

-50.0

43.7

Sınai üretim (%, toplam)

-9.1

7.6

Sabit yatırımlar (%, kümülatif)

-76.8

48.3

Sabit yatırımlar (%)

-17.7

8.3

Enflasyon (%, toplam)

445.4

153.0

Ortalama federal bütçe dengesi (%/GSYİH)

-8.1

1.4

Ortalama cari hesap den­gesi (%/GSYİH)

1.6

11.8

Kaynaklar: Rus Devlet İstatistik Komitesi Şubat 2004, Rusya Federasyonu Merkez Bankası

Rusya'nın yurtdışındaki sermayesi kümülatif olarak haziran 2005de 6.6 milyar dolardır, son yıllarda geri dönüyor olmakla birlikte, bu para off-shore merkezlerdedir. Bu merkezlerin başında Hollanda, Kıbrıs'ın Rum kesimi, Bahamalar, Uukrayna,  Virgin Adaları, İran, Cebelitarık, İngiltere, Avusturya ve ABD'dir.               

 

Tablo 5:  Yıllar itibariyle Rusya Federasyonu'nun un dış ticareti (milyar dolar)

Yıllar

İhracat (X)

İthalat (M)

(X/M)

Hacim

Denge

1998

74.4

58.0

1.28

132.4

16.4

1999

75.5

39.5

1.91

115.0

36.0

2000

105.0

44.9

.2.34

149.9

60.1

2001

101.9

53.8

1.89

155.7

48.1

2002

107.2

61.0

1.76

168.2

46.2

2003

135.9

75.4

1.80

211.3

60.5

2004

170.0

101.2

1.67

271.2

68.8

Kaynak: EIU (Economic IntelligantUnit)

İHRACAT

İTHALAT

MADDE ADI

TUTAR
(mil­yar $)

ORAN
(%)

MADDE ADI

TUTAR

(mil­yar $)

ORAN

Petrol ve doğal gaz

72.0

51.6

Makine, ulaştırma ekipmanı

19.5

(%)

Metaller

17.4

12.8

Gıda, içecek ve tarım ürünleri

11.2

25.8

Makine, ulaştır­ma ekipmanı

10.7

7.9

Kimyasallar

 

9.1

14.8

Kimyasallar

8.4

6.2

Metaller

 

3.6

12.1

Diğer

27.4

21.5

Diğer

 

32.0

4.8

Toplam

135.9

100.0

Toplam

75.4

42.5

Kaynak: EIU

Soğuk Savaş süresince kapitalizmin karşı cephesi olan Rusya, şimdi yabancı sermayenin en çok tercih ettiği ülkeler arasındadır. 2004'ün ilk 9 ayında ülkeye giren yabancı sermaye miktarı 29.1 milyar dolara ulaşmıştır. The Moskovv Times gazetesinin, Rusya istatistik bürosunun verilerine dayanarak verdiği haberde, bu miktar, kredi yatırımları ve portföy yatırımlarından oluşmaktadır. Vergi oranlarını düşünerek yatırım ortamını iyileştiren Rusya'nın, Petrol gelirlerinin, fiyat artışlarına bağlı olarak artmasıyla, makro ekonomik göstergeleri de iyileşmiştir. 2003'te 454 milyar Dolar'lık ekonomiye ulaşan Rusya'nın altın ve dövizden oluşan yabancı rezervleri, 2004 Kasım ortalarında 113.1 milyar Dolar'a ulaşmış bulunmaktadır.

 

 

 

 

 

 

ÜLKE

TOPLAM YATIRIM

YÜZDE

İngiltere

4,6 milyar dolar

18

Almanya

4,3 milyar dolar

17

Güney Kıbrıs

4,2 milyar dolar

16

Fransa

3,7 milyar dolar

15

Lüksemburg

2,2 milyar dolar

9

Hollanda

1,7 milyar dolar

7

Virgin Adaları

1,5 milyar dolar

6

A. B. D.

1,1 milyar dolar

4

İsviçre

1,1 milyar dolar

4

Kaynak: Rus Devlet İstatistik Komitesi, Şubat 2004.

Rus ekonomisinin itici gücü olan enerji sektörü, Rusya Federasyonu'nun, politik ve askeri gücünün de önemli bir belirleyicisidir. Bu bakımdan çalışmanın bu bölümünde öncelikle; Türk-Rus enerji ilişkileri olmak üzere, Rusya'nın dünya enerji piyasasındaki yeri ve rolü konusu üzerinde durulması gereğini düşünmekteyiz.

Rusya Federasyonu'nun bugün olduğu gibi 2030 yılında da, en çok tüketilen birincil; petrol, kömür ve doğalgaz gibi enerjilerde, %90'lık payla dünyanın önde gelen ülkesi olacaktır. Bu durum enerjide Rusya Federasyonu'nun stratejik önemini ortaya koymaktadır. Böylece Rusya'nın önce yakın çevresini tekrar toparlama ve giderek yeniden bir küresel güç olma potansiyeli artmaktadır.

RF'nu, dünya gaz rezervlerinde 48 trilyon metreküp ile dünya birincisi, Kömür rezervlerinde 173 milyar s/ton ile dünya ikincisi, Petrol rezervlerinde (BP ye göre 60 milyar, Yukos'a göre 100 milyar) varil ile dünya sekizincisidir.

Eski SSCB'nin tüm enerji ihraç yolları (boru hatları, demiryolları, su kanalları vs) Rusya Federasyonu'nun topraklarından geçmektedir. Bu durum RF'na, yakın çevre ülkelerinde, kontrol ve hâkimiyet kurma hatta sürdürme olanağı tanıyan bir şans sağlamaktadır.

Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki son artışlar, RF'nun GSH'nın %7.3 oranında büyüme sağlamıştır. Bu %7.3 büyüme tüm G8 ülkelerinin üstündedir. Dünya Bankasına göre RF'da GSH %25'ini petrol ve gaz sektörü oluşturmaktadır. Tek başına Gazprom RF'nun vergi gelirlerinin %25'ini toplamaktadır.

Hidrokarbon rezervlerinin ve bunların ticaretinin, (fiyatlarının ve taşıma yollarının) kontrol altına alınması; küresel güçlerin Avrasya'daki mücadelenin temelini oluşturmaktadır. Avrasya enerji oyununda RF egemenliğinin kırıldığını söylemek imkansızdır. Zira gelecek 20 yıl için Türkmen doğalgazının RF'na bağlanmış olduğu, 10 Nisan 2003 anlaşması ile kesinlik kazanmıştır. Bu durum ülkemizin Türkmen gazı yerine "Mavi Akıma" yöneltilmesine yol açmıştır.

RF, Aralık 2002'de Özbekistan ile 10 yıllık gaz alım anlaşması yapmıştır. Toplamı 10 milyar m3 lük bu anlaşma, miktarın ileriki yıllarda artmasını da öngörmektedir.

Haziran 2002'de, Kazakistan'la yukarıdaki miktarın çok üzerinde görüşmeler yapılmış, Kazakistan'ın Karaçakanak sahasında üretilen gazın 4 milyar m3 lük bölümünün BDT ve Avrupa'ya nakil için Gazprom devreye girmiştir.

Rusya Federasyonu dış politika yaklaşımlarında Avrasyacı ekolün etkisiyle, petrol ve gaz bölgelerinde daha etkin olmaya başlamıştır. BTC Rusya tarafından ABD'nin bölgeye yerleşmesi olarak görülmüş, Kazak ve Türkmen yöneticilerine baskılar uygulanmıştır. Rusya'ya rağmen bir şey yapılamayacağı imajı BTC projesi ile yıkılmıştır. Putin yönetimi bu iddialarından vazgeçmek yerine, Türkiye ile karşılıklı bağımlılık ilişkilerini artırarak, gelecekte geniş ortaklık yollarını aramakta veya buna zorunlu olduğunu düşünmektedir.

Rusya Federasyonu, nükleer güç olması, ABD emperyalizmine karşı çıkması, BM'de etkinliği bulunması gibi özellikleri yanında  ABD için önemli bir Petrol ortağı olma özelliğine de sahiptir. Rus petrolünün, ABD pazarındaki oranı %l'dir. Bu oranın %10'a çıkarılması çabaları devam etmektedir. Aynı şekilde Avrupa bakımından da özellikle gaz konusunda vazgeçilmez bir kaynak ve ortaktır. Bugün Avrupa gaz ihtiyacının %25'ini Gazprom karşılamaktadır. Rusya'da 1000 m3/ü 25 dolar olan gaz, Avrupa'ya 1000 m3' ü 100-125 dolardan satılmaktadır (2003 yılı için).

AB içinde, Almanya ABD'ye karşı Rusya ile birlikte enerji konusunda yeni stratejiler geliştirmektedir. Alman Ruhrgas şirketinin Gasprom ile gerçekleştirdiği stratejik ortaklık, bu durumun göstergesidir. Enerji ilişkilerinde Rusya, Türkiye'ye karşı da benzer bir kontrol politikası gütmektedir.

Rus Ekonomisi, bilindiği gibi güçlü bir de sanayi yapılanma ve üretime sahiptir. Sanayinin can damarı ise Tataristan Özerk Cumhuriyeti'nde bulunmaktadır. Kısaca, Tataristan'ın Rus ekonomisini motor gücü olduğunu söylemek mümkündür.

Tataristan, Moskova'nın hemen güney doğusunda yer alır. %51.3 Tatar, %41 Rus, %3 Çuvaş yaşamaktadır. Toplam nüfusu 38 milyondur. Dünya tatar nüfusunun %30'u burada yaşar. Tatar toplumu, Türk topluluklar içinde batıya en erken açılan, büyük bir entelektüel potansiyele sahip bir gruptur.

Rusya'nın toplam sanayi üretiminin içinde Tataristan'ın %10'unu geçtiği başlıca sanayi dalları sırasıyla şöyledir. Sinema ve fotoğraf filmleri %100, gaz tribünleri %95, stirol %75, sentetik kauçuk ve naylon malzemeleri %47, kamyon %50, ısıya dayanıklı plastik boru ve boru hattı elemanları %50, etilen ve polietilen %40, oto lastiği %30, benzol %20, gaz ocakları %20, petrol %10.

Türkiye'de iş yapmak isteyen Tatar firmaları ve bunların faaliyette bulundukları sanayii alanları ise aşağıdaki gibidir:

  • 1) Kamaz (Ağır kamyon üretimi)
  • 2) Nizhnekamskmeftekkim (Petro kimya)
  • 3) Kazanorgsintez (Kimya sektörü)
  • 4) Kazan helikopter (Ml-17'lerin üretimini yapıyor)
  • 5) Gurbunovo Kazan uçak fabrikası (yolcu ve savaş uçağı)
  • 6) Kazan motor üretim birliği (uçak motoru)
  • 7) Kazan mekanik ortopedik aletler fabrikası
  • 8) Kazan tıbbi aletler fabrikası (tıp alanında 3 bin alet)
  • 9) Kazan elektropribor (havacılık sanayi için cihaz)

Rus Askeri Yapısı

Sovyetlerin dağılmasıyla Kızıl ordu, konvansiyonel savaşlar bakımından muharebe gücünü ve eskisi gibi tehdit olma özelliğini kaybetmiştir. Hemen arksından yaşanan Çeçen savaşındaki başarısızlıklar ise ordunun kendisine olan güvenini sarsmıştır. 1999 dan sonra yeniden ulusal güvenlik stratejileri oluşturma gereğini ortaya çıkarmıştır. Bu arayışa neden olan husus ise dış tehditten çok aşağıdaki iç tehditlerden kaynaklanmıştır. Bunlar:

  • Terörist eylemler
  • Siyasi ve ekonomik amaçlı mafya örgütleri
  • Etnik ayrılıkçı eğilim ve girişimler
  • Kökten dincilik ve bağımsızlık eğilimleri
  • Tüm bunların dış destekleri ve Siyonist sermaye etkileri.

Rusya Federasyonu. Sovyet Askeri teknik mirasını geliştirmeyi en zor dönemde bile ihmal etmemiştir.

Dağılan Sovyetlerin silah sanayinin büyük ölümü Rusya'ya miras kalmış, bu gün, birçok silah ve sistemin üretimi, diğer ayrılan cumhuriyetlerdeki tesislerin işbirliği ile üretilmeye devam edilmektedir. Rusya'nın, son dönemlerde özellikle:

Çin, Hindistan, Venezüella ve İran gibi alıcılara yönelik silah satışlarında artışlar olduğu gözlenmektedir. Böylece bu alanda Sovyetlerin çökmesinin ardından girilen olumsuz süreç, bir ölçüde de olsa atlatılmaya çalışılmaktadır.

Silah sanayine en az önemin verildiği Yeltsin döneminde bile, kaynaklarının 1/3'nin bu alandaki araştırmalara ayrıldığı bilinmektedir. 4 milyar $ sübvansiyonla Rusya bu konuda ABD'yi bir iki yıl geriden izleyebilmiştir.2004 savunma bütçesi ise 19.4 milyon dolarla ülkeler sıralamasında sekizinci sırada bulunmaktadır.

Askeri alanda var olan ve sürdürülen yatırımlar, ABD'nin Irak'ı işgalliyle birlikte varili 25 dolarlardan 70 dolara çıkan petrol fiyatlarındaki artış nedeniyle ekonomisi giderek büyüyen Rusya, 5-10 yıl gibi kısa ve orta zaman dilimlerinde, yeni kaliteli silah sistemlerinin geliştirilmesini kolaylıkla sağlayabilecektir.

İlk aşamada, Kafkaslar ve Orta Asya'da etkinliğini koruyabilecek silah sistemlerine yönelmeyi planlıyor olduğu değerlendirilmektedir.

Rusya'nın ürettiği silahların en büyük alıcısı halen Çin Halk Cumhuriyetidir. Çin'in teknolojisiyle birlikte aldığı bu silah sistemlerini kopyalayıp, kendi fabrikalarında daha iyisini üretme konusunda başarılı çalışmalar yapmakta olduğu düşünülebilir. Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD, kendisinin geliştirdiği silah sistemlerinin bir çoğunu diğer müttefikleriyle birlikte üretmeye başlamış ve bu suretle teknolojideki üstünlüğünü pekiştirme yoluna gitmiştir. Son insanlı savaş uçağı olan F-35 ile bu konuda en belirgin örnektir. Bu yöntem; maliyetin paylaşılması ve yayılmasını sağlayarak, riskleri dağıtan bir sistemdir. Rusya böyle bir olanaktan yoksun, iç talebin de olmaması nedeniyle; yeni teknolojilerin geliştirilmemesi ile karşı karşıya kalmaktadır.

Putin'in son açıkladığı sistemin ise bir siyasi söylem olduğu, Bunun teknik gelişmelerden çok siyasi mesajlar içerdiği değerlendirilmektedir."hiç kimsede olmayan, yeni bir silaha sahibiz" açıklamasından sonra, bu silahın "meydan okuyucu" bir tarzda duyurulması, aslında birçok iç ve dış mesaj içeriyor olabilir. Yapılmayanı yapmakla gurur duyulacağı ve bu gururu özleyen Rus halkına, Putin"in, özgüvenini yeniden kazandırmaya yönelik bir girişkenlik motivasyonu olduğu söylenebilir. Ayrıca, ayrılık yanlısı azınlıklara küresel süreçte askeri güç olmayı bundan sonrada sürdürecekleri mesajını vermiştir. Putin, bu son açıklaması ile dış politikada asıl mesajı ABD'ye vermiştir. Şöyle ki; açıklamanın W.Bush'un yeniden başkanlığa seçilmesi, kabinesine daha şahin isimleri almasının sonrasında yapılması da ayrı anlam içermektedir.

(Ve tabi Putin; "Biz, hiç kimsede bulunmayan bir silah'a sahibiz" sözleri sadece bir blöf ise, Amerika'nın ve dünyanın bunu yutmayacağının bilincindedir. Kendisini yalancı ve palavracı konuma düşürmek istemeyecektir. Bazı internet sitelerinde: Rusya'nın böyle bir silah'a sahip olduğu ve Türkiye'deki Milli Merkezlerin yardımıyla çok özel ve orijinal teknolojiler sayesinde bu imkana kavuştuğu yolunda bilgilere yer verilmektedir. M.Ç.)

Burada belirtilmesi gereken hususlardan biri de, Putin yönetiminin, ordunun giderek bozulmakta olan işlerliğinin sorunları ile daha çok uğraşacağıdır. Bu nedenle ordunun içinde bulunduğu güçlükleri aşağıda kısaca ele alacağız.

Sovyetlerin yıkılmasından ağır yaralı olarak çıkan Rusya, Avrupa düzlüklerinde top yekûn savaş mantığına göre hazırladığı ordusunu değiştirmek ve dönüştürmek zorunluluğunu hissetmektedir. Bu dönüşüm kuşkusuz, Rus Ordusunun küçültülmesi, profesyonel hale getirilmesi şeklinde tasarlanmaktadır. Yeltsin döneminde iyice dağılan Rus ordusu, Putin ile yeniden yapılanma arayışına girmiş bulunmaktadır. Ancak, dışarıdan getirilen savunma bakanı Ivanov, Genelkurmay Başkanı Füznov ve eski kafalı ve Siyonist sermaye taraftarı bazı üst düzey generaller anlaşamamışlar, böylece Putin'in profesyonel ordu hedefi askıda kalmıştır.

Rus ordusundaki dramatik bu durum, 2004 yılında da sürmüş, gençlerin ancak yaklaşık %9,5'uğu askere alınabilmiştir. Askerlerin %80'i köy ve kasaba kökenlidir. Diğer bölümü ise kentlerin yoksul bölgelerindendir. Ayrıca, "Dedovşina" olarak adlandırılan ve kıdemli erlerin yeni gençlere uyguladığı sistematik şiddet gençleri askerlikten soğutmakta ve subayların yalnızca %11'i Savunma Bakanı Ivanov'un çalışmalarını desteklerken, %48'i karşı çıkmışlardır. Rus ordusundaki bu tür olumsuzluklara rağmen, Rusya Federasyonu, başta Şangay İşbirliği Örgütü olmak üzere, içinde NATO nun üyeliğinin de olduğu birçok askeri ittifakta yer almakta veya gözlemci bulundurmaktadır.

Sovyetlerin dağılmasının hemen sonrasında, BDT ülkeleri arasında 1992 yılında kurulan, "BDT Sınır Kuvvetleri Komutanlar Kurulu" Komutanlar zirvesini 10 Mart 2005 tarihinde Türkmenistan'ın başşehri Aşkabat'ta yapmıştır. ToplantıyaRusya, Türkmenistan, Ukrayna, Beyaz Rusya, Kazakistan, Tacikistan, Gürcistan, Azerbayca n ve Ermenistan sınır kuvvet komutanları katılmıştır. Sonuç bildirisinde; ülke sınırlarının dokunulmazlığı, sınırlarda barış, istikrarın ve güvenliğin korunması, alanlarındaki işbirliği stratejilerinin belirlendiği açıklanmıştır. Bu zirveye Özbekistan ve Kırgızistan katılmamışlardır.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, Avrasya'da kıyasıya bir askeri mücadele ve Rusya da oyunculardan biri olma rolüne devam etmektedir. ABD'nin, 7 Ekim 2001'de başlattığı Afganistan operasyonu ile küresel mücadelenin sıcaklığı, bölgede üs yarışına dönüşmüştür.

Orta Asya'daki bu satranç oyununda, Rusya büyük oyundaki ikinci kalesini Rus-Tacik ilişkilerini geliştirmeye başlayarak sürmüştür. Rusların hamleleri şöyledir.

  • 23 Ekim 2003'de Kırgızistan'da Kant'ta,
  • 14 Ekim 2004'de Tacikistan'da yeni birer askeri üs açılmıştır. Açılan bu üslerle birlikte Rusya'nın bölgedeki asker sayısı 20 bine ulaşacağı bilinmektedir. Özellikle Tacik-Afgan sınırında bulunan üs de, Rusya 20 kadar savaş uçağı ve helikopter bulunduracak. Bu üslerin kullanım süreleri ise devlet başkanlarının ifadelerinde yer almamıştır.

Tacikistan'daki Rus üssünün açılışından üç gün sonra, NATO genel sekreteri Jaap de Hoop Scheffer Tacikistan'a giderek, 20 Ekim 2004'de bu üsle ilgili görüşmelerde bulunmuştur.

Rus Alüminyum şirketi (RUSAL), Tacikistan Yönetimi ile 700 milyon dolar'lık bir yatırım anlaşması ve Rogon hidro enerji santraline 560 milyon dolar'lık başka bir yatırım anlaşması yapmıştır. Bununla, yılda 200 bin ton alüminyum üretimi düşünülmektedir.

Rusya ayrıca, Başkent Doşembe'nin yakınlarındaki Nurek uzay izleme istasyonunu da almıştır. Kazak Baykonur uzay üssünün 2050 yılına kadar Rusya tarafından kiralanmasından sonra atılan bu ikinci adım, Rusya'nın bu alandaki çalışmaları bakımından önemli bir gelişmedir. Bu üs 2200 km de konuşlanmış, 40 bin km yüksekliğe kadar olan alandaki hareketleri izleme kabiliyetine sahip önemli bir istasyondur. Batılı basın bunu "Ruslar uzaya bir pencere açtı" diye duyurmuştur.

Rus ordusunun silahlarının büyük bölümü halen teknolojik olarak hantal ve geri olmasına rağmen sahip olduğu kıtalar arası nükleer silahların Rusya'ya karşı olabilecek bir askeri müdahaleyi caydırıcı olmaya devam etmektedir. Ancak Putin yönetimi, 10 Ocak 2000 tarihinde değiştirilen ve 21 Nisan 2000de yürürlüğe giren askeri doktrinde bir tür çağdaşlaştırma çalışmaları başlatmıştır. Askeri zayıflıklarının telafisi için nükleer silahların bölgesel tehditler için de kullanılması doktrini benimsemiştir. Beslan olaylarından sonra ise teröre karşı önleyici vuruş taktiğinin uygulanacağı açıklanmıştır.

Rusya Federasyonun askeri yapısı ve silahlı kuvvetleri incelendiğinde, insan ve silah gücü bakımından aşağıdaki tablo bir fikir vermektedir.

 

Tablo 8: Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetlerinin yapısı

Kara Kuvvetleri

Asker 321.000 Yedekler 2.500.000 Ana Muharebe Tankı 21.370 Zırhlı Muh. Araçları 29.000 Top20.500 Atak Helikopteri 1.700 Çeşitli Helikopter 1.200,

Hava Kuvvetleri

Asker 184.000 Savaş uçağı 2.600 Çeşitli nakliye uçağı 280

Stratejik ve Uzay Kuvvetleri

Nükleer Güç Personeli 149.000 Roket Kuv. Personelil00.000 Hava Sav. Güç. Per­soneli 21.000 Bombardıman uçakları 74 Kıtalararası Balis. Füze 740

Deniz Kuvvetleri

Asker 155.000 Deniz Piyadesi 9.500 Deniz hav Güçleri 35.000 Sava Helikopteri 271 Uçak gemisi 1

Kruvazör 7 Destroyer 14 Firkateyn 10 Denizaltı 53 Çeşitli Hücumbot 108 Mayın Arma-Tarama Gemileri 72

Kaynak: http://www.globaldefence.net/index.htm?Çevrimiçi)7 Mart.2006.

Aynı zamanda bir nükleer güç olan Rusya federasyonu 17 Aralık 1999 da 1300 sayılı kararname ile yayınlanan "Ulusal Güvenlik Konsepti"nde, Rusya Federasyonu askeri kuvvetlerinin genel ve bölgesel savaşlarda en önemli görevi; tüm konvansiyonel ve teknolojik gücün, caydırıcılık yükümlülüğü olan nükleer silahlar tarafından korunmasıdır" ifadesi Rusya'nın nükleer silahlara verdiği önem ve kararlılığı gösterir. Yukarıda da değindiğimiz gibi, yeni nesil taktik nükleer silahların üretilmesi de devlet başkanı tarafından gündeme getirilmektir.

 

 

Türk-Rus ilişkileri

Aynı coğrafyayı paylaştığımız Rusya, ülkemiz için günümüzde de önemli ekonomik ve politik avantajlar sunmaktadır. Putin'in yönetiminde gelir seviyesi giderek yükselen ve IMF kıskacından kurtulmuş bir Rus halkının, tatil için Türkiye'yi seçmesi turizmimizi geliştirmeye başlamıştır. 1990 sonrası yıllarda ülkemize gelen turist sayısına baktığımızda, Rusların ilk sıralarda olduklarını görürüz. 2003 ile 2005 arası Rus turistlerin sayısı 600 bin artarak, ülkemize gelen yabancılar arasında yaklaşık %10 oranına ulaşmıştır. İki toplum arasındaki bu tür insani ve kültürel bir ilişkinin varlığı, bize ekonomik, kültürel, hatta güvenlik ilişkilerinin de alt yapı oluşturan bir şans sunabilir. Bilindiği gibi ilk Türk-Rus ekonomik ilişkileri Atatürk ve Lenin dönemlerinde Türk Kurtuluş Savaşı sırasında gerçekleşmiştir. 19401ı yıllarda artarak devam etmiştir. Bugün siyasi ve ekonomik ilişkiler giderek düzelmekte ve gelişmektedir. İlerideki satırlarda bu ekonomik ve ticari ilişkileri biraz daha geniş bir bölümde ele alacağız.

SSCB'nin dağılmasından sonra, Türkiye ve Rusya arasında bir dizi üst düzey ziyaretler başlamıştır. Bu ziyaretlerden bizce en önemlisi "Prensip İlişkileri Üzerine Anlaşma"nın imzalandığı 25-26 Mart 1992 tarihli Ziyarettir. Güncel ve gelecekteki ilişkiler açısından önem arz eden bu anlaşmaya rağmen 1999 yılına kadar sıkıntılar yaşanmıştır. Sıkıntıların çoğu Çeçen ve PKK sorunundan kaynaklanmış, sözü geçen tarihten sonra karşılıklı alınan önlemlerle ilişkiler tekrar arzulanan sonuçları elde etmeye doğru ilerlemiştir. Yüzyıllar sonra tarihte ilk kez Türkiye ve Rusya artık ortak bir sınırı paylaşmamaktadır. Ancak iki ülkenin ortak çıkarları rekabetin kaçınılmaz olduğu Kafkasya ve Orta Asya'da hala örtüşmektedir. Kısa vadede gerçek olan bu örtüşmenin uzun vadede ne getireceğinin belirsizliği de bir gerçektir. İki ülkenin çıkarları doğrultusunda gelişen ikili ticaretin yılda % 15-20 oranında büyümesi ve her yıl 1-1,5 milyon Rus turistin Türkiye'yi ziyareti, Türk özel teşebbüsünün federasyon içindeki yatırımları vb. olumlu gidiş ümitleri artırmaktadır.

Ukrayna'nın Batıya kaydırılmasından dolayı enerji kaynaklarına alternatif iletim hattı arayan Putin Karadeniz'deki etkinliğini artırmak için Türkiye'yi göz ardı edemiyor. Kıbrıs Fener patrikhanesi Ege gibi konularda Türkiye'yi üzmeyen söylemler kullanarak ilişkileri sıcak tutmaya çalışıyor. Ancak Türkiye'deki Batı bağımlısı hükümetler bu yönelimleri ve yaklaşımları lehimize çevirecek politikaları, maalesef  geliştiremiyor.

Türk Rus ilişkilerinde önemli belirleyici konular olarak, bölücü terör ve Kıbrıs konularını görmekteyiz. BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan Rusya, adanın yeniden birleştirilmesi için

2004 Nisan ayında oylanan BM referandumunda ezici çoğunlukla hayır oyu kullanan Ortodoks Kıbrıslı Rumların sempatizanı olarak görülüyor. Kıbrıslı Rumlar, BM ve Avrupa Birliği'ndeki Kıbrıslı Türklerin uluslararası izolasyonunu sona erdirme çabalarına karşı çıkıyor. Türkiye, Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov'un,  İstanbul'da

2005 Haziran ayı ortalarında düzenlenen İslam Konferansı Örgütü   (İKÖ)   toplantısı sırasında Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmesini bir kenara kaydetmişti. Türk Başbakanının 600 kişilik dev heyetle yapmış olduğu 20005 Moskova ziyaretinde, Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar'ın da yer alması manidar olmuştur. Tunar "Kıbrıs Türkleri ve Türkiye olarak çözümden yana olduğumuzu birlikte anlatmak yararlı olabilir" demiştir. Rusya devlet başkanı Putin 1. Şubat 2006 tarihinde Moskova'da düzenlediği basın toplantısında ise,"Kuzey Kıbrıs'ın Kıbrıs sorununun çözümü konusunda izlediği politikanın açık ve takdire şayan olduğunu belirterek, KKTC'nin son dönemde aktifleştiği izleniminin oluştuğunu" söylemiştir.

(Çeçenistan konusunda ise:

a) Rusya, askeri yönetimlerle ve sadece güç kullanmak suretiyle bu sorunu çözemeyeceğini artık anlamalı ve Putin'in olumlu yaklaşımlarına destek çıkılmalıdır.

b) ABD ve İsrail'in güdümünde olan ve Rusya-Türkiye ilişkilerini bozmayı amaçlayan Taliban tipi radikal İslamcı militanların Çeçenistan sorununu istismarına ve halkı kışkırtmalarına karşı; ortak önlemler alınmalıdır.

c) Çeçenistan'ın içişlerinde tamamen bağımsız kalması, dini ve kültürel kimliğine, ekonomik ve demokratik özgürlüğüne kavuşması için her türlü imkan ve fırsat tanınmalıdır. M.Ç.)

F. Gülen Okulları da iki ülke arasındaki bir başka sorunu oluşturmaktadır. Putin yönetimi, Rusya'da faaliyet gösteren Batı yanlısı (ve Siyonist sermaye destekli) sivil toplum örgütlerinin mali kaynak ve siyasi etkinliklerini kısıtlayan yasaları yürürlüğe koymasından bir süre sonra Gülen'in okullarında Batı tarafından yönlendirilen pek çok yönetici ve öğretmeni sınır dışı etmeye hatta bu okulları kapatmaya başlamıştır. Bu okulların ülkenin güvenliğe aykırı eğitim ve öğretim verdiklerinin saptandığı açıklanarak okulda çalışan öğretmenlerin ABD ve İngiltere adına ajanlık yaptıklarını ve darbe girişimlerine karıştıkları açıklanmıştır. 2006 Şubat başlarında açıklanan bilgilere göre;2001 yılından beri Gülen'e ait 16 okulun kapatıldığı, aynı yıl Başkurdistan'da 10 öğretmenin sınır dışı edilmesiyle başlayan tasfiye sayısının 2005 yılında 50 ye ulaştığı açıklanmıştır.2004 de Türkiye'ye gelen Putin'in bu konuyu en üst düzeyde dile getirdiği bilinmektedir

Tıpkı sivil toplum örgütlerinin faaliyet ve mali kaynaklarının kontrol altına alma konusunda yasa çıkarılmasında olduğu gibi, Gülen okullarının kapatılması konusunda da Rusya Federasyonunun bu girişimlerinin bir süre sonra Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde de yansımalarının olacağı beklenmektedir.

Türk-Rus enerji ilişkilerinde olayların gelişimi şöyledir: Ülkemiz ilk Rus gazını, 1987'de SSCB'den almaya başlamıştır. Büyük şehirlerdeki hava kirliliğine acil çözüm olarak ortaya çıkan bir ihtiyaç olarak belirlenmiştir. Alınan miktarlar yıllık olarak önce 6 milyar m3, sonra 8, sonra da 14 milyar m3e çıkarılmıştır. Daha sonraki yıllarda devreye özel şirketlerin girmesiyle birlikte, her 1000 m3 ün fiyatının dünya ortalamasının 12 dolar üstünde olması, usulsüzlük ve yolsuzluk tartışmalarının temelini oluşturmuştur. Bilindiği gibi, iki eski bakan ve dolaylı olarak bir başbakan(mesut Yılmaz) bu konuda yüce divanda yargılanmıştır. Bağımlılık ve yüksek fiyatın önlemesi için, ülkemiz Rus gazına alternatif Cezayir'den sıvı gaz alımını başlatmıştır. İran ile de bir gazalım anlaşması imzalanmıştır. Ancak, tam bu dönemde Azerbaycan ve Türkmenistan'dan, Rusya'dan daha ucuz gaz alınabilecek iken dönemin hükümeti maalesef daha geniş alım için Rus gazına ve tekrar mavi akıma yönelmiştir.(Ecevit-Bahçeli Hükümetinin Milli çıkarlarımıza tamamen aykırı bu tavırlarına akıl ermemiştir.) Bu suretle, 14 milyar m3 Rus gazı 25 yıl için anlaşmaya bağlanmış, % 67 oranında Rus gazına bağımlı hale gelinmiştir. Milyarlarca dolarlık gazı "al ya da öde" yükümlülüğü altına, TBMM'de uluslar arası yasa haline getirilerek, geçirilmiş, almadan ve kullanmadan ödemek zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Daha da kötüsü, 15-16 milyar m3 olarak düşünülen Azeri gazı alımını ise 6.6 milyar m3 e indirmek zorunda kalınmıştır. Mavi akım tartışmaları hala devam etmekte olup, bu durum şüphesiz iki ülke ilişkilerine zarar vermektedir. Hiç gereği yokken, araya devletler dışındaki aktörlerin girmesi, Türkiye'yi büyük zarara uğratmaktadır. Başbakan Tayip Erdoğan'ın 2005 deki son Rusya gezisinde, bu tür şirket kayırmacılığına devam edilmekte olduğu görülmüştür. Bu cümleden olarak Rusların, "bazı Rus şirketlere Türkiye'de ihalesiz iş verilmesi dayatmaları, Rus gazının, depolanmadan İsrail'e taşınması" gibi isteklerini gündeme getirdikleri kamuoyuna yansımıştır. Bu olumsuz gelişmelerin ortadan kaldırılması için Pamir'in görüşleri özetle şöyledir. Şirket çıkarları yerine ulusal çıkarlar ön plana çıkarılarak, kamu yararının gözetilmesi gerekmektedir. Gerek ABD ve AB, gerekse Rusya ve İsrail bize danışmadan gıyabımızda "rol biçerek" oluşturulmaya çalışılan "büyük oyuna" figüran değil de, başrol oyuncusu olarak girmenin yolu; ulusal çıkarlarını her şeyin üstünde tutan, bilgili elit kadroların, özellikle Rusya ile bu temelde işbirliğinin geliştirilmesi için şarttır. Rus doğal gazının, Avrupa ve İsrail'e Türkiye üzerinden taşınması, iki ülke arasındaki muhtemel projelerdendir.

Türk-Rus ticareti Ağırlıkla mal mübadelesi olarak gerçekleşmektedir. İthalatımızda enerji özellikle doğal gaz önemli bir paya sahiptir. Enerji taşımacılığında Türk Boğazları geçişini devre dışı bırakacak olan, Rusya-Türkiye- Suriye- İsrail doğal gaz boru hattı projesi ile Güneydoğu Avrupa enerji nakil hattı projesi, Türk-Rusya ticari ilişkilerine yeni potansiyel güç katabilecektir. Yukarıda belirttiğimiz gibi, Rus Petrol, Gaz ve Kömür rezervleri ülkenin dış politikasında etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Bu politikalarla, Eski Sovyet Cumhuriyetlerindeki ABD'nin "renkli devrimlerine" karşı Rusya; Çin, Hindistan, İran, Pakistan ve Türkiye ile işbirliğini artırarak, karşı oluşumlar gerçekleşmektedir. Türkiye, Türk-Rus işbirliğinin yakın geçmişte olduğu gibi bazı politikacı, işadamları ve şirketlerin yönlendirmesine, izin vermemelidir. Son zamanlarda Avrasya'da birçok mevzii kaybeden Rusya ise bu ilişkileri, aynı şekilde küresel gelişmelere ve iki ülkenin uzun süreli çıkarlarının ön planda tutulduğu bir tarzda geliştirmelidir.

Ancak bu işbirliğinin yanı sıra çıkarların çatıştığı da bir gerçektir. Şöyle ki;

Türkiye'nin Kafkaslar, Balkanlar ve Orta Asya ile tarihi bağları, her dönemde Rusya ile karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. Kafkasları, Orta Asya'yı arka bahçe olarak gören Rusya, Türkiye'nin bölge ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmesini zaman zaman kendi aleyhine değerlendirmekte ve tepki göstermektedir. Ülkemizin BTC (Bakü-Tiflis-Ceyhan) petrol boru hattı projesinde olduğu gibi, bölge dışı ülkelerle işbirliği yapması da Rusya'yı rahatsız etmiş olan bir durumdur.

Türk Rus ilişkilerinde; son 32 yıl aradan sonra, Devlet Başkanı düzeyinde Putin'in gerçekleştirmiş olduğu 2004 ziyaretiyle;

  • Kafkasya ve Orta Asya'da nüfuz(etkinlik) yarışı
  • Petrol Boru hatları güzergâhları
  • Gürcistan'daki iç sorunlar
  • Dağlık Karabağ ve Ermenistan sınırı
  • İki halk arasındaki karşılıklı ön yargıların ortadan kaldırılması konuları iki ülke yetkililerinin gündemini oluşturmuştur.

Türk Başbakanı'nın son ziyaret sırasında Ekonomik işbirliği bağlamında ele aldığı konular aşağıdaki başlıklarda toplanabilir.

  • Tuz gölünde bir doğal gaz deposu yapılması
  • Ceyhan'da bir LPG Santralı inşaatı
  • Mavi akım ile gelen gazın İsrail'e uzatılması için ek yatırım.
  • Botaş'a ait gaz ithalat kontratlarının bir bölümünün devir alınması

 

 

Rusya- Türkiye Askeri İlişkisi:

Rusya'nın askeri bakımdan Türkiye ile ilişkilerine değer verdiği bir gerçektir. İki ülkenin Kafkaslar ve Orta Asya'da Kısır bir çekişme yerine kalıcı bir partnerlik anlayışı ile hareket etmeleri daha akılcı bir tutumdur. Rusya NATO'nun Doğuya genişlemesinden endişelenmekte, NATO ile akdetmiş olduğu anlaşmaya kendi isteklerinin eklenmesini de ister bir tutum sergilemektedir.   Son yıllarda ABD'nin Karadeniz'deki askeri tutum ve davranışlarına karşılık Türkiye'yi batıya karşı kendisine daha yakın görmeye başladığı gözlenmektedir.

2002 yılı Ocak ayında, Rus Genelkurmay Başkanı Kvashnin'in ziyareti sırasında "Askeri Personelin Eğitimi Üzerinde İşbirliği ve Askeri Alanda İşbirliği Üzerine Çerçeve Anlaşması"nın imzalanmasıyla askeri düzeyde de temaslara geçilmiştir.

Rus Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Vladmir İvanoviç Kuoyedov ve Türk meslektaşı Oramiral Özden Örnek'i 7 Aralık 2004 de ziyaret ederek birlikte, "Karadeniz'in dostluk denizi haline geldiğini, böyle kalması ve çatışma olmaması gerektiğini" söylemiştir. İki kuvvet komutanı 2006 Şubat sonunda tekrar İstanbul'da bir araya gelmişlerdir.

Türk Rus ekonomik ve Ticari ilişkileri

Rusya ile ekonomik ve ticari ilişkilerimiz Atatürk döneminden sonra, 1960'lı yılların ortasından başlamak üzere artarak devam etmektedir.1965 yılında Dışişleri Bakanı Gromiko, bir yıl sonra da Başbakan Kosigin'in ülkemizi ziyaretiyle yoğunluk kazanmıştır. Alınan, düşük faizli krediler ve teknik desteklerle ülkemizin en temel sanayi yatırımlarını teşkil eden; Seydişehir Alüminyum tesisleri, İskenderun Demir Çelik tesisleri, Oymapınar Hidroelektrik Santrali, Aliağa Petrol Rafinerisi, Bandırma Sülfürik Asit Tesisi, Artvin Levha Fabrikası, Çayırova Cam fabrikası kurulmuştur. SSCB'nin dağıldığı 1991 de Türkiye'nin SSCB'ye olan 400 milyon ihracatı göz önüne alınırsa: Türkiye aşağıdaki tabloda görüleceği gibi çok önemli bir gelişme kaydetmiştir.

18 Eylül 1984 tarihli "SSCB'den Türkiye'ye Gaz Sevk Edilmesine Dair Anlaşma" iki ülke arasındaki yatırım ve ticaret ilişkilerinin artmasında önemli bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Anlaşma gaz bedelinin %70 inin Türkiye'den alınacak mal ve hizmetlerle ödenmesi hükmünü (offset) içirmekteydi.

Bu Sayede, elde edilen gaz karşılığı mal ihracı uygulaması, geleneksel Türk ihraç ürünlerinden daha çok sanayi mallarının ihracını amaçlamaktaydı. Artık ilaçtan otobüse deterjanda telefon santraline akla gelebilecek pek çok sanayi malı Rus pazarına girmeye başlamıştır, yine bu tarihten itibaren Rus inşaat sektöründe ise, Türk firmalarının projeleri yer almıştır. Ancak 1994 den sonra Rusya'dan gaz ihracatı yapan Gazprom şirketinin yapısında meydana gelen değişiklikler ve diğer politik nedenlerle bu offset sistemi aksamaya başlamıştır.2001 yılında gaz bedelinin geneli yerine bir kısmının ihraç ürünleri ile karşılanması önerisi karşı tarafça kabul edilmemiştir. 1996 da imzalanan Mavi Akım Anlaşmasında ise offset uygulaması yer almamıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Tablo 9:  Yıllara Göre Türk Rus ticareti (milyon dolar)

YILLAR

İHRA­CAT (X)

İTHALAT (M)

X/M (o/o)

DENGE

HACİM

1992

441.9

1,040.8

0.42

-598.5

1,482.7

1993

504.7

1,542.3

0.33

-1,037.6

2,047.0

1994

820.2

1,046.0

0.78

-225.8

1,866.2

1995

1,238.1

2,082.4

0.60

-844.3

3,320.5

1996

1,482.0

1,846.0

0.80

-364.0

3,328.0

1997

2,049.3

2,048.4

1.00

0.9

4,097.7

1998

1,347.5

2,154.9

0.63

-807.5

3,502.4

1999

586.6

2,371.9

0.25

-1,785.3

2,958.5

2000

643.9

3,886.0

0.16

3,242.1

4,529.9

2001

924.1

3,435.6

0.26

-2,511.5

4,359.7

2002

1,163.0

3,855.0

0.30

-2,692.0

5,018.0

2003

1,363.3

5,420.4

0.25

4,057.1

6,783.7

2003/ 10

1,099.0

4,221.4

0.26

3,122.4

5,320.4

2004/ 10

1,498.3

6,946.8

0.22

5,448.5

8,445.1

Kaynak: DİE

Tablo 9,Asya krizi nedenilel998 den sonraki üç yılda ticaretin düştüğünü, ancak 2000 yılından sonra tekrar artmaya başladığını, hemen arkasından gelen ülkemizdeki 2001 kriziyle adet durağanlaştığını,2004 ün ilk on ayı itibari ile ise, 1999'a göre yaklaşık 4 kat arttığını göstermektedir.

 

Tablo 10: Türkiye'nin Bavul Ticareti Gelirleri

1996

8,842,000,000 USD

1997

5,849,000,000 USD

1998

3,689,000,000 USD

1999

2,255,000,000 USD

2000

2,944,000,000 USD

2001

3,040,000,000 USD

2002

4,068,000,000 USD

2003

3,953,000,000 USD

2003 ilk / 11 ay

3,599,000,000 USD

2004ilk/ Hay

3,704,000,000 USD

Kaynak: T.C. Merkez Bankası

Resmi ticarettekine benzer bir durumu bavul ticaretinde de görmekteyiz. Burada da 1996 ya göre yaklaşık 2.5 oranında bir düşüş söz konusudur. Bu düşüşte Asya krizinin dışında başka nedenler de vardır. Bunların başlıcalarını aşağıdaki noktalarda toplayabiliriz:

  • Rusların başka pazarlara yönelmeleri,
  • İMF DTÖ nü Rusya'da bu ticarete sınırlama getirmesi,
  • Bavul ile ticareti yapılan malların Rusya'da üretilmesi,
  • Döviz kurlarında meydana gelen değişmeler,
  • Daha kaliteli malların Rus pazarına girmiş olması,

Özel sektör yatırımları Türk özel sektör yatırımları içinde müteahhitlik hizmetleri ilk sırada bulunmaktadır.1994 Nisanından günümüze kadar Türk inşat firmaları, 13.2 dolarlık toplam 785 proje üslenmişlerdir. 1998-1999 kriz döneminde 100 milyon dolar seviyesine düşmüştür. Son yıllarda Rusya ekonomisindeki canlanma ile bu sektördeki Türk yatırımları tekrar artmış ve 2003 de 1.050 milyar dolara ulaşmıştır.

Koç ortağı Enka ile Rusya'da 1997 den bu yana yatırımlar yapmaktadır. Bugün 2006 yılında sayısı 50'ye ulaşmış Ramstore mağazası açılmıştır. Türk Rus İşbirliği Olanakları dünyada değişen koşullara göre artabilecektir. Özellikle AB ve ABD'nin dayatmaları devam ettikçe, yeni politika arayışları gündeme gelecektir. Rusya ile kurulacak ortaklık önemli bir seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda güçlü işbirliğinin gelişebilmesi için Rusya'nın Avrupa merkezli ve etkili politikalardan, Türkiye'nin de Kafkasya ve Orta Asya politikalarına etki eden güçlerin yönlendirmesinden kurtulmaları gerekmektedir.

Sonuçta şunu söylemek mümkündür Türkiye ve Rusya federasyonunun iyi planlanmış ve kurumsallaşmış bir Avrasya platformunda, aralarındaki ilişkilere gölge düşüren, üçüncü ülke etki ve yönlendirmelerinden soyutlanarak, bir işbirliğine gitmeleri her zaman mümkündür." [1]


 


[1] Jeopolitik Dergisi


Bu yazarin diger makaleleri

BARİ MERKEZ BANKASI AMERİKA'YA TAŞINSIN!
  Asıl merkez Washington mu? Akşam gazetesinden Gülay Atlan 13.08.2006...
Devami
ABD'NİN İRAN'A SALDIRISI VE TÜRKİYE'NİN SINAVI
Başbakan Erdoğan'ın Amerika gezisi nasıl okunmalı? Recep T. Erdoğan'ın ABD gezisi...
Devami
BİN LİRA İÇİN BAĞDAT'A KİM GİDER?
  Bu, üç beş ceviz çalmak için cehenneme kim gider?...
Devami
HAYIRLI ÜMMET VE YALANCI MÜSEYLEME.
  İslamca ve insanca bir hayat geçirmek ve sonunda imanla...
Devami
ATATÜRK DÖNEMİNDE EKONOMİ:
  ATATÜRK'Ü sağ ya da sol ekonomik ideolojilere kapılmış, ya...
Devami
ABD MERKEZLİ KÜRESEL KRİZ KAÇINILMAZDIR!
Gelecek Öngörüleriyle Tanınan Meşhur Amerikalı Ekonomist Prof. Noriel Roubini: ABD MERKEZLİ KÜRESEL...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 6271

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR