Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün8296
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta39661
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay29784
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16804139

IP'niz: 75.101.243.64
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200899

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

İSRAİL'İN HEZİMETİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

          İsrail sırtlanı ve sırtını sıvazlayanlar ağır  yaralandı!               ABD ve İngiltere'yi arkasına alan ve dünyanın en güçlü silah donanımına sahip İsrail'in, Lübnan Hizbullahı'nın karşısında bocalaması ve başarısızlığa uğraması tam bir şaşkınlık yarattı. İşte bazı uzmanların görüşleri:               İsrail, yenilmiştir.

            Bunca donanımlı bir orduya ve ABD ile Batı'nın karşılıksız desteğine sahip İsrail, birkaç bin kişilik bir Hizbullah karşısında tutunamadı. Demek ki her zaman üstün teknoloji ve tahrip gücü yüksek silahlar işe yaramıyor; savaşları etkileyen başka faktörler de var…Bundan sonra savaşları tayin edecek olan salt nizami ordular, cephe savaşları ve üstün hava üstünlükleri değildir, şehir merkezlerinde, sokaklarda ve caddelerde sürecek olan birebir çarpışmalardır. Ve bunun ilk başarılı örneklerini Sovyet işgalinde tankları teslim alan burkalı kadınlar verdi. Çalılar arasında pusu kuran burkalı her beş kadın ekmek bıçaklarıyla bir tankı ele geçirdi. Eğer teknoloji ve silah üstünlüğü yeterli olsaydı ABD ve İngiltere çoktan Irak'ı teslim almış olurlardı.[1]

 

                Kaybeden İsrail ve ABD'dir.

 

                Efsane yıkılmıştır. İsrail "olağanüstülük"ten "olağan"a düşmüştür. Bu gidiş hiç de Yahudilerin lehine değildir.

 

               Barış gücünü isteyen ABD... İsrail'in çıkarı olmadıktan sonra ABD barış gücü istemez. Kendisi asker göndermeyecek. Çünkü daha önce tek saldırıda 251 askerini kaybetmişti. İsrail, Hizbullah iki askerini esir alınca savaş çıkardı. Lübnan'ı yaktı, yıktı. Binden fazla insanı öldürdü, belki bir milyon insanı evinden etti. Binlerce bina yerle bir oldu. İsrail, bu savaşta Hitler Almanya'sından sonra en çok çocuk öldüren ülke olarak tarihe geçti… Ateşkes, İsrail ve ABD'nin yararına olduğu için istenmiştir. İsrail savaşın içindeyse ABD de savaşın içindedir... ABD savaşın içindeyse İsrail de... Barış gücüne ihtiyaç yoktur. Gözlemci yeter. Barış gücü demek İsrail'in Güney Lübnan'da boşluğunu doldurmak demektir. Neden Güney Lübnan'a barış gücü gidiyor da İsrail'in kuzeyine gitmiyor?... Hizbullah, Lübnan'ın güneyinden saldırıyorsa, Yahudiler de İsrail'in kuzeyinden saldırıyor! 33 günlük savaş boyunca hepimizin içi sızladı, hepimiz İsrail'in katliamını kaygıyla çaresiz seyrettik. Bu savaş, İsrail'de hesaplaşmayı da beraberinde getirecektir.[2]

 

               İsrail, iki askerinin kaçırılmasını bahane ederek Lübnan topraklarını işgale başlarken burnundan kıl aldırmayan bir gurur abidesi halinde değil miydi?

 

              Yıllardır yaptığı gibi yine komşu(!) ülkelerin topraklarını işgal edecek, yakıp yıkacak ve hiçbir direnişle karşılaşmadan beş-altı gün içinde geri dönecekti!

               Ama evdeki hesap çarşıya uymadı!

               Daha doğrusu Hizbullah'ın direnişine uymadı!

              İsrail o müthiş istihbarat örgütü Mossad'a rağmen Hizbullah'ın gücündeki gelişmelerden habersiz kalmış olmalı ki başını ne kadar sert bir kayaya çarptığını ancak günler sonra fark edebildi!

             Lübnan topraklarını işgale başladığı günlerde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın yazlığının üzerinden savaş uçaklarını uçurtarak gözdağı vermeye kalkan İsrail'in yerinde bugün yeller esiyor.

               Ve İsrail, Suriye ile diyalog kurmanın yollarını arıyor![3]

               İsrail'de iç karışıklıklar tırmanıyor!

               İsrail'in, Lübnan'a saldırısını kınamaya devam eden kesim ile savaş tamtamcıları arasındaki sürtüşme şiddetini artırmaya devam ediyor.

               Daha önce, 16 Ağustos 2006 tarihli Ortadoğu gazetesinde yayımlanan haberde, Bundan böyle ABD yönetimi de İsrail'i askeri maceralara sürüklemeden önce iki kere düşünecektir” şeklinde bir yorumda bulunduğu söylenen Gideon Levy gibi düşünenlerin sayısının artmasına kesin gözüyle bakılıyor.

              Siyonist yayılımcılık, amacı doğrultusunda, kendi halkını bile feda etmekten çekinmemekte.  Adeta yavrusunu yemekte. Siyonizm karşıtı Yahudiler artık özgürce seslerini çıkarabiliyorlarsa, emperyalizmin çöküşü hızlanmış demektir.

               Yerli işbirlikçilerimize duyurulur..! [4]

               Halkın %34'ü hükümetin istifasını istiyor. İsrail'de yapılan kamuoyu yoklaması, İsrail Lübnan çatışmaları sonrası hükümetin göreve devam edip etmemesi yönünde halkın bölünmüş olduğunu gösteriyor.

               İsrail Devlet Televizyonu Kanal 10'un haberine göre, İsrail'de son yapılan kamuoyu yoklamasında halkın yüzde 34'ünün Ehud Olmert başbakanlığındaki hükümetin istifasını isterken, yüzde 31'inin buna karşı olduğunu, yüzde 35'inin ise bir fikir belirtmediğini gösteriyor. Bu görüşe karşılık halkın büyük bir çoğunluğu yüzde 21'e karşı yüzde 59  Lübnan'a yönelik 34 gün süren saldırıların bir hata olduğu yönünde fikir belirtiyor, Haberde araştırmanın sadece yüzde 4.5'lik yanılma payı olduğu belirtiliyor. Öte yandan onlarca İsrail yedek askerinin Başbakan Olmert, Savunma Bakanı Amir Peretz ve Genelkurmay Başkanı Dan Halut'un istifa etmesi için gösteri yaptığı da ifade ediliyor.

 Hem İsrail, hem ABD can çekişmektedir!

            Dabılyu Bush'un savaşı İsrail'in kazandığını söylemesi tam bir gözbağcılık... Gerçek şu ki, 1967'den beri Arap ordularına karşı girdiği her savaşın galibi olan İsrail “Görünmeyen” Hizbullah'a karşı namağlup ünvanını yitirmiş bulunuyor... Neden mi? Bir defa, İsrail uğruna savaşa girdiğini söylediği iki askerini geri alamadan ateşkes gongu çaldı... İki: İşgal ettiği toprakları iade etmek zorunda kaldı... Üç: Hizbullah'ı yok edemediler... İsrail, Lübnan'ın altını üstüne getirdi, çoğunluğu çocuk olan sivilleri katletti. Hizbullah böylesine bir operasyona rağmen dimdik ayakta kalmayı başardı. Lübnan'ı savunmaya da devam ediyor. Artı, İslam dünyasında sempatisini bugüne kadarki en yüksek noktasına çıkardı...Lübnan Harekatı sonrasında sadece İsrail mağlup olmadı; ABD de yenildi: Çünkü, Lübnan Operasyonu'nun yapımcısı ABD idi...Hizbullah'a karşı girişilen saldırının planlanmasında bizzat rol aldı, ABD... Bush ve Cheney tarafından onaylanan Hizbullah Operasyonu İran'a karşı düzenlenecek saldırının “başlangıç aşaması” olarak tasarlanmıştı...ABD'nin İran'a karşı askerî seçeneği devreye girdiğinde Hizbullah'ın İsrail'e karşı füzelerle misillemede bulunacağını öngördükleri için -Hizbullah'ın füze stoklarını, cephanesini büyük ölçüde eritmek amacıyla- Lübnan saldırısını planladılar. Ne var ki, ABD-İsrail tandeminin evdeki hesabı çarşıya uymadı: Hizbullah sıkı direndi; füzeleri de imha edilemedi...Ezcümle, İsrail Hizbullah'a diş geçirmeyeceğini görünce BM'nin 1701 sayılı ateşkes kararı ile daha fazla hırpalanmaktan kurtuldu...Sadece ABD-İsrail değil, BM-İsrail de tandem oynuyor. ABD'nin baskısı nedeniyle, BM İsrail'i kınayamamıştı bile...İsrail bebekleri katlederken BM ateşkesi aklından geçirmiyordu. Baktılar İsrail'in durumu iyice kötüye gidiyor tak ateşkes levhasını kaldırıverdiler... Ateşkes kararının içerdiği ifadeler incelenecek olursa oradaki şike de rahatlıkla görülecektir: Karar, İsrail Ordusu'na -kendisine saldırıldığında veya kendisini tehdit altında hissettiğinde- saldırma hakkı tanıyor!QuotationHem İsrail, hem ABD can çekişmektedir!

            Dabılyu Bush'un savaşı İsrail'in kazandığını söylemesi tam bir gözbağcılık... Gerçek şu ki, 1967'den beri Arap ordularına karşı girdiği her savaşın galibi olan İsrail “Görünmeyen” Hizbullah'a karşı namağlup ünvanını yitirmiş bulunuyor... Neden mi? Bir defa, İsrail uğruna savaşa girdiğini söylediği iki askerini geri alamadan ateşkes gongu çaldı... İki: İşgal ettiği toprakları iade etmek zorunda kaldı... Üç: Hizbullah'ı yok edemediler... İsrail, Lübnan'ın altını üstüne getirdi, çoğunluğu çocuk olan sivilleri katletti. Hizbullah böylesine bir operasyona rağmen dimdik ayakta kalmayı başardı. Lübnan'ı savunmaya da devam ediyor. Artı, İslam dünyasında sempatisini bugüne kadarki en yüksek noktasına çıkardı...Lübnan Harekatı sonrasında sadece İsrail mağlup olmadı; ABD de yenildi: Çünkü, Lübnan Operasyonu'nun yapımcısı ABD idi...Hizbullah'a karşı girişilen saldırının planlanmasında bizzat rol aldı, ABD... Bush ve Cheney tarafından onaylanan Hizbullah Operasyonu İran'a karşı düzenlenecek saldırının “başlangıç aşaması” olarak tasarlanmıştı...ABD'nin İran'a karşı askerî seçeneği devreye girdiğinde Hizbullah'ın İsrail'e karşı füzelerle misillemede bulunacağını öngördükleri için -Hizbullah'ın füze stoklarını, cephanesini büyük ölçüde eritmek amacıyla- Lübnan saldırısını planladılar. Ne var ki, ABD-İsrail tandeminin evdeki hesabı çarşıya uymadı: Hizbullah sıkı direndi; füzeleri de imha edilemedi...Ezcümle, İsrail Hizbullah'a diş geçirmeyeceğini görünce BM'nin 1701 sayılı ateşkes kararı ile daha fazla hırpalanmaktan kurtuldu...Sadece ABD-İsrail değil, BM-İsrail de tandem oynuyor. ABD'nin baskısı nedeniyle, BM İsrail'i kınayamamıştı bile...İsrail bebekleri katlederken BM ateşkesi aklından geçirmiyordu. Baktılar İsrail'in durumu iyice kötüye gidiyor tak ateşkes levhasını kaldırıverdiler... Ateşkes kararının içerdiği ifadeler incelenecek olursa oradaki şike de rahatlıkla görülecektir: Karar, İsrail Ordusu'na -kendisine saldırıldığında veya kendisini tehdit altında hissettiğinde- saldırma hakkı tanıyor!Quotation

               Uluslararası kamuoyu artık Amerika, İngiltere ve İsrail'in yalanlarına inanmıyor

               Siyonist çetenin maskesi düştü

               Dünya Kiliseler Konseyi: İsrail saldırıyı daha önce planlamıştır.

               Dünya Kiliseler Konseyi, İsrail'in, Lübnan'a saldırı planını Hizbullah saldırısından önce planladığını belirtti. Beyrut ve Kudüs'e 5 günlük ziyarette bulunan konsey heyeti, İsrail'in amacının, uyum içinde yaşayan farklı inançtan insanların arasını açmak olduğu görüşünü dile getirdi.

               Avrupa Kiliseleri Birliği Başkanı Jean-Arnold de Clermont, konseyin merkezinin bulunduğu İsviçre'nin Cenevre kentinde gazetecilere yaptığı açıklamada, ''Lübnan'dan, bu yıkımın planlı olduğu izlenimiyle döndük'' dedi. De Clermont, Hizbullah'ın saldırısının, başlatılmaya hazır planlı bir operasyonu ancak tetiklemiş olabileceğini söyledi. Lübnan ve Filistinli din adamları ve yetkililileriyle görüşen 3 kişilik heyette yer alan De Clermont, İsrail'in, Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanlar'ın barış içinde ve yanyana yaşadığı bir Lübnan'ın varlığını istemediğini, çünkü bunun kendilerinin ulaşmak istediği ancak başaramadığı bir durum olduğunu kaydetti.

               De Clermont, ''Hizbullah, günah keçisiydi'' derken, temsilcilerin yazılı açıklamasında, mevcut krizin aslında Hizbullah'ın faaliyetlerinden değil, İsrail-Filistin çatışmalarından kaynaklandığı savunuldu.  Heyet, İsrailli yetlilerin kendilerini kabul etmemesinden üzüntü duyduğunu da bildirdi. Dünya Kiliseler Konseyi, 348 Protestan, Ortodoks ve Anglikan  kilisesini temsil ediyor.

               İsrail ateşkese uymuyor!

               Jeruselam kaynaklı ve Joshua Brilliant tarafından bildirilen, 14 Ağustos tarihli haber aynen şöyle demektedir: “...BM tüm üyelerini  iştiraki ve onayı ile Cuma günü (11-8-2006) Ateşkes'i onaylamıştır. Bu durum üzerine,  İsrail hava ikmal yolu ile (uçak ve helikopter) yüzlerce askerini Litani Nehri kıyılarına ulaşacak şekilde yığmıştır.... Daha önce  118 askerin ölmesi ve 450 tanesinin yaralanmış olması halktan ve politikacılardan  sert tepkiler gelmesine sebep olmuştur. Son derece pahalıya mal olan bu Litani Nehri askeri operasyonunda 33 asker daha hayatını kaybetmiştir....” İsrail kaynaklı bu haber, yukarıda anlatılanları aynen teyit eder mahiyettedir.

               Ördüğü duvarlar içine hapsoluyor!

               Öyle görünüyor ki İsrail, Filistinliler girmesin diye ördüğü güvenlik(!) duvarlarının içine hapsoluyor!

               Yani farkına varmadan kendi hapishanelerini inşaa ediyorlarmış!

               Ellerindeki silah gücü ile havadan her yeri bombalıyorlar ama iş karada savaşa gelince ters yüz olup geri çekilmek zorunda kalıyorlar!

                Son açıklamalarında uzun süreli bir kara harekatı başlattıklarını duyuruyorlardı!

               Bu açıklamanın sabahında ise diplomatik çalışmalara fırsat tanıma(!) adına kara harekatını durdurduklarını ilan ediyorlardı!

                Amaçları elbette diplomatik çalışmalara fırsat tanıma falan değil!

               Yeniden kara harekatına soyunduklarında yine bir hayli Yahudi askeri telef oldu ve korku dağları sardı!

               Karada savaşmak zorunda kalan tüm Yahudi askerleri büyük bir korku(!) içine giriyorlar!

              Hizbullah gözlerinde öylesine büyümüş ki, Hizbullah karşısında hiçbir şey yapamayacaklarını peşinen kabul etmiş durumdalar!

                Bunun için kaybedilmiş savaşın mağlup tarafını oluşturuyorlar!

               Bütün köyleri yok edelim, bütün kasabaları imha edelim, bütün şehirleri yerle bir edelim gibi abuk sabuk istekler bu yüzden ortaya çıkıyor!

               İsrail yönetimi bu sakat politikada bir süre daha ısrarlı olursa Allah-u alem İsrail'li askerleri ördükleri duvarların dışına çıkarmak mümkün olmayacak! Filistinlilere hayatı dar etmek için ördükleri duvarlar artık kendi hapishanelerinin sınırlarını oluşturacak!

               Bugün sadece Hizbullah'a muhataplar!

               Yarın savaşı genişletmeye cesaret ettiklerinde daha fazla askeri güce muhatap olacaklar!

               Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak![5]

               Olmert'in “bazı yanlışlar yaptık” demeye mecbur kaldığını yazan Independent'ın yorumu:

               İsrail savaşı kaybetti

               Lübnan'da ateşkes önceki gün yürürlüğe girerken, Independent, dinlenen İsrail askerlerinin fotoğrafına “İsrail'in kararı: Savaşı kaybettik” başlığını attı. Gazete, İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in, 34 gün süren çatışmaların ardından, kendi siyasi kariyerini sürdürebilmek maksadıyla “bazı yanlışlar yaptık” demeye mecbur kaldığını yazdı.

                “5 ay önceki seçimle iktidara gelmesinden bu yana en ciddi siyasi krizle karşı karşıya kalan Ehud Olmert, tüm operasyonun sorumluluğunu üstlendi. Ancak ateşkesin ne kadar hassas olduğunu, uygulamanın başlamasından bu yana meydana gelen dört olayda İsrail askerlerinin 6 Hizbullah savaşçısını öldürmüş olması gösteriyor. İsrail ordusu ise askerlerin kurallara uygun biçimde hareket edip ateşkese zarar vermekten yana olmadıklarını iddia etti. Olmert'e hem sağ hem de sol çevrelerden gelen eleştiriler ise Globes Smith'in yaptığı bir kamuoyu yoklamasında da ortaya çıkıyor. Ankete katılanların yüzde 52'si İsrail Savunma Kuvvetleri'nin Lübnan'da başarısız olduğu görüşünde.”

                Gazete başyazısında, “Hizbullah'ın, İsrail silahlı kuvvetlerine saldırıları, Lübnan'ın güneyinde nüfuz kaybetmesinden başka ne getirdi” diye sordu. Bu soruyu bir başkası takip ediyor: “Peki ya İsrail, Lübnan'ı tahrip ederek Müslüman dünyasında Yahudi devletine düşmanlığın artmasından başka ne kazandı?” Gazete, iki taraf da kaybetti derken, ancak uğradıkları bozgun Lübnan'daki trajediyle kıyaslanamaz bile diye de ekliyor.

           

            İsrail, Lübnan'a saldırısının bedelini ağır ödedi

            Siyonist işgalci ağır darbe yedi

            İsrailli iki askerin, 12 temmuzda Güney Lübnan sınırdaki bir bölgede esir alınmasından sonra,İsrail'in saldırısıyla başlayan çatışmalar ve sonunda yürürlüğe giren ateşkesle birlikte durulan 33 günlük savaş sırasında, İsrail 117'si asker olmak üzere 156 kayıp verdiği açıklandı.

            Hizbullahın sınırdan yaklaşık 30 km kadar içerideki Hayfa kenti başta olmak üzere tüm kuzey kentleri, kasabaları ve yerleşimlere attığı roket ve füzelerin sayısı 3,970 olarak belirlenirken, roket saldırılarında 5 bin dolayında kişi yaralandı. Bunlardan 311'inin halen hastanelerde tedavi gördüğü bildirildi.

             Hizbullahın roket saldırıları, İsrail'in kuzeyinde yerleşik 500 binden fazla kişiyi etkilerken, birçok şehir ve kasaba tüm faaliyetlerini durdurarak birer hayalet kente dönüştü. Bu kentlerdeki büyük alışveriş merkezlerinin tümü kapandı, birçok esnaf ve küçük işletmeci, lokanta, kafe, dükkan kapısına kilit vurdu. 250 bin dolayında kişi evlerini terk ederek, ülkenin iç taraflarındaki akraba,tanıdık ya da tanımadıkları ailelerin evinde misafir oldu, bazıları da otellerde konakladı.

            Füze saldırılarında 12 bin dolayında ev hasar gördü; kuzey yörelerinin ormanları yer yer atılan Hizbullah roketlerinin neden olduğu orman yangınlarıyla zarar gördü, 750 bin ağaç yandı. Güney Lübnan'a yönelik saldırıların sonuna doğru, Lübnan'a 30 bin İsrail askeri girdi.

            Savaşın İsrail'e toplam maliyetininse henüz kesinleşmiş bir rakam olmamakla birlikte, 25 milyar şekel (yaklaşık 5,8 milyar dolar) civarında olduğu belirtiliyor.Quotation

            İsrail, Lübnan'a saldırısının bedelini ağır ödedi

            Siyonist işgalci ağır darbe yedi

            İsrailli iki askerin, 12 temmuzda Güney Lübnan sınırdaki bir bölgede esir alınmasından sonra,İsrail'in saldırısıyla başlayan çatışmalar ve sonunda yürürlüğe giren ateşkesle birlikte durulan 33 günlük savaş sırasında, İsrail 117'si asker olmak üzere 156 kayıp verdiği açıklandı.

            Hizbullahın sınırdan yaklaşık 30 km kadar içerideki Hayfa kenti başta olmak üzere tüm kuzey kentleri, kasabaları ve yerleşimlere attığı roket ve füzelerin sayısı 3,970 olarak belirlenirken, roket saldırılarında 5 bin dolayında kişi yaralandı. Bunlardan 311'inin halen hastanelerde tedavi gördüğü bildirildi.

             Hizbullahın roket saldırıları, İsrail'in kuzeyinde yerleşik 500 binden fazla kişiyi etkilerken, birçok şehir ve kasaba tüm faaliyetlerini durdurarak birer hayalet kente dönüştü. Bu kentlerdeki büyük alışveriş merkezlerinin tümü kapandı, birçok esnaf ve küçük işletmeci, lokanta, kafe, dükkan kapısına kilit vurdu. 250 bin dolayında kişi evlerini terk ederek, ülkenin iç taraflarındaki akraba,tanıdık ya da tanımadıkları ailelerin evinde misafir oldu, bazıları da otellerde konakladı.

            Füze saldırılarında 12 bin dolayında ev hasar gördü; kuzey yörelerinin ormanları yer yer atılan Hizbullah roketlerinin neden olduğu orman yangınlarıyla zarar gördü, 750 bin ağaç yandı. Güney Lübnan'a yönelik saldırıların sonuna doğru, Lübnan'a 30 bin İsrail askeri girdi.

            Savaşın İsrail'e toplam maliyetininse henüz kesinleşmiş bir rakam olmamakla birlikte, 25 milyar şekel (yaklaşık 5,8 milyar dolar) civarında olduğu belirtiliyor.Quotation

               Ahmedinejad: Savaşın gerçek galibi Hizbullah'tır!

              İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad,İsrail ve Lübnan arasında yaşanan 1 aylık savaşın gerçek galibinin Hizbullah örgütü olduğunu söyledi.  Mahmud Ahmedinejad, üniversite rektörlerini kabulünde yaptığı konuşmada, ''Ortadoğu'daki krize'' değindi ve ''İsrail'in Hizbullah'ı yok etmek için büyük bir plan yaptığını, ancak hedefine ulaşamadığını'' kaydetti.

               'Hizbullah direnişi, bölgedeki dengeleri değiştirdi'' diyen Ahmedinejad, ''BM Güvenlik Konseyi'nin İsrail çıkarları doğrultusunda kabul ettiği karara karşın, bu savaşın gerçek galibi Lübnan halkı ve Hizbullah'tır'' dedi. İsrail, ABD ve İngiltere'nin Lübnan'da meydana gelen zararı karşılamaları gerektiğini belirten Ahmedinejad, bu 3 ülkenin savaşa neden olan yetkililerinin de savaş suçlusu olarak uluslarası mahkemelere çıkarılmasını da istedi.

               Esad: Hizbullah'ın zaferinden sonra ABD'nin Ortadoğu planı boşa çıkmıştır!

               Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, Hizbullahın Lübnan'da İsrail'e karşı elde ettiği başarıdan sonra ABD'nin Ortadoğu planının hayal olduğunu söyledi. Esad, başkent Şam'da gazetecilere yaptığı açıklamada, Hizbullahın Lübnan'daki başarısından sonra bölgenin değiştiğini belirterek, ABD'nin Ortadoğu'daki emellerinin artık hayal olduğunu ifade etti.

               Lübnan'daki çatışmaların İsrail tarafından daha önce planlandığınıbelirten Esad, ancak çatışmaların İsrail ve müttefikleri için daha fazla başarısızlık ortaya çıkardığını kaydetti.

               Ortadoğu'da barışçıl çözüme ABD'nin de katılması gerektiğini bildiren Esad, ancak barışın, ABD Başkanı George Bush yönetiminde mümkün olmadığını belirtti.

               Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, 12 Temmuzda başlayan İsrail-Hizbullah çatışmalarından kısa süre önce yaptığı açıklamada, yeni bir Ortadoğu'nun zamanının geldiği ifadesini kullanmıştı. Washington yönetimi, İran ve Suriye'yi bölgedeki direnişçi hareketlere destek vermek ve istikrarsızlığın sebebi olmakla suçluyor.

               Sudan: Hizbullah gibi, yabancı güçleri yenmeye kararlıyız

               El Beşir, BM'nin ülkenin batısındaki sorunlu Darfur bölgesine asker göndermesi halinde, Sudan'ın tıpkı İsrail güçlerine karşı savaşan Hizbullah gibi savaşacağını söyledi.

               Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir, BM'nin ülkenin batısındaki sorunlu Darfur bölgesine asker göndermesi halinde, Sudan'ın tıpkı İsrail güçlerine karşı savaşan Hizbullah gibi savaşacağını söyledi. Hükümete bağlı basın organlarındaki haberlere göre El Beşir, Sudan ordusunun 52. kuruluş yıldönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada, ''Tıpkı Hizbullah'ın İsrail birliklerini yendiği gibi, ülkeye girecek herhangi bir yabancı gücü yenmeye kararlıyız. Darfur'a BM Güvenlik Konseyi tarafından dayatılacak, ABD, İngiltere ya da başka bir ülkeden birlik konuşlandırılmasına karşıyız'' dedi.

               ''İsrail kuvvetlerinin hakkından gelen'' Hizbullah ile lideri Hasan Nasrallah'ı kutlayan El Beşir, Sudan halkı ve ordusunun Lübnan ve Filistin için yedek asker gönderme konumunda olduğunu da söyledi.

               Asefi: Bu savaş, İsrail için tam bir skandaldır.

               İran yönetimi, BM Güvenlik Konseyi'nin İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarını durdurması için aldığı kararı, hem olumlu, hem de olumsuz olarak değerlendirdi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hamid Rıza Asefi, bölgedeki gelişmeleri yakından takip eden bir ülke olarak kararı dengesiz bulduklarını söyledi. ''Bu karar, İsrail lehine alınmış bir karardır'' diyen Asefi, BM'nin saldırıların başlamasından bir ay sonra karar vermesinin itibarına gölge düşürdüğünü ve dünya kamuoyu nezdindeki saygınlığını zedelediğini kaydetti.

               Konsey kararında İsrail'in savaşın faili olarak kınanması gerektiğini vurgulayan Asefi, ''Ama bunlara rağmen böyle bir karar alınmasından mutluyuz. Çünkü bundan sonra ateşkes olacak ve katliam daha fazla sürmeyecek'' dedi.

               Sözcü, Güvenlik Konseyinin bu kararı çok daha önce alması gerektiğini söyledi.

               “İşgal varken, direniş devem edecek”

               ABD ve İsrail'in bütün taleplerini karara sokamadıklarını söyleyen Asefi, ''Bu, Lübnan halkı ve Hizbullah için bir başarıdır. Bu savaşta yenilen kesinlikle İsrail'dir. Hizbullah ve Lübnan halkı savaşı kazandı, İsrail her alanda yenildi. İsrail'in hiç yenilmediği söylentisinin de bir anlamı kalmadı. Bu savaş, İsrail için tam bir skandal oldu'' diye konuştu. ''İşgal varken direniş devam edecek'' diyen Asefi, meşru savunmanın Lübnan halkı ve Hizbullah'ın hakkı olduğunu belirtti.

               New Yorker dergisi de, İsrail'in işgali ABD ile birlikte planladığını açıkladı:

           

            ABD, Siyonizmin kuklasıdır!

            The New Yorker, ABD ve İsrail'in, Lübnan işgalini Hizbullah savaşçılarının 2 İsrail askerinin kaçırmasından çok daha önce planlanmasına başladığını belirtti. 

            The New Yorker dergisi son sayısında İsrail'in, Lübnan işgalini planlanmasına ABD hükümetinin yakından dahil olduğunu yazdı.  Dergide yazısı yayınlanan Pulitzer ödüllü ABD'li gazeteci Seymour Hersh, ABD Başkanı George W. Bush ve Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in Lübnan'a yönelik İsrail bombardımanının, İsrail'in güvenlik endişelerini hafifleteceği görüşünde ikna olduklarını ve planlamanın Hizbullah savaşçılarının 2 İsrail askerinin kaçırmasından önce başladığını ifade etti. 

             ABD'nin İran'a saldırması için bir fırsat

            Seymour Hersh'e göre, Başkan Bush ve yardımcısı Cheney; ayrıca İsrail'in Lübnan'a saldırıları, ABD'nin İran'a öncelikli bir saldırı düzenleyerek nükleer tesislerini ortadan kaldırması için potansiyel bir fırsat meydana getiriyor.

İsmi açıklanmayan bir Ortadoğu uzmanından alınan bilgilere göre yazılan haberde; İsrail'in, Hizbullah'a saldırı için bir plan hazırladığı ve bunu, İsrail askerlerinin kaçırıldığı 12 Temmuz'dan çok önce Bush yönetimi yetkilileri ile paylaştığı ifadelerine yer veriliyor.  Quotation

            ABD, Siyonizmin kuklasıdır!

            The New Yorker, ABD ve İsrail'in, Lübnan işgalini Hizbullah savaşçılarının 2 İsrail askerinin kaçırmasından çok daha önce planlanmasına başladığını belirtti. 

            The New Yorker dergisi son sayısında İsrail'in, Lübnan işgalini planlanmasına ABD hükümetinin yakından dahil olduğunu yazdı.  Dergide yazısı yayınlanan Pulitzer ödüllü ABD'li gazeteci Seymour Hersh, ABD Başkanı George W. Bush ve Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in Lübnan'a yönelik İsrail bombardımanının, İsrail'in güvenlik endişelerini hafifleteceği görüşünde ikna olduklarını ve planlamanın Hizbullah savaşçılarının 2 İsrail askerinin kaçırmasından önce başladığını ifade etti. 

             ABD'nin İran'a saldırması için bir fırsat

            Seymour Hersh'e göre, Başkan Bush ve yardımcısı Cheney; ayrıca İsrail'in Lübnan'a saldırıları, ABD'nin İran'a öncelikli bir saldırı düzenleyerek nükleer tesislerini ortadan kaldırması için potansiyel bir fırsat meydana getiriyor.

İsmi açıklanmayan bir Ortadoğu uzmanından alınan bilgilere göre yazılan haberde; İsrail'in, Hizbullah'a saldırı için bir plan hazırladığı ve bunu, İsrail askerlerinin kaçırıldığı 12 Temmuz'dan çok önce Bush yönetimi yetkilileri ile paylaştığı ifadelerine yer veriliyor.  Quotation

           

            Dergiye konuşan Ortadoğu uzmanına göre, Lübnan'daki İsrail bombardıman kampanyasını desteklemek için ABD'nin çok sebebi var. Eğer ABD'nin İran'a karşı bir askeri operasyon niyeti varsa, öncelikle Hizbullah'ın silahlarından kurtulması lazım. Çünkü böyle bir durumda Hizbullah misilleme olarak İsrail'e saldırabilir. 

            “İran'a gözdağı vermek istediler”

            İsrail ile yakın bağları olan ABD hükümetinden bir danışmandan edindiği bilgileri aktaran Hersh'in yazısına göre, bu yaz başlarında, Hizbullah'ın İsrail askerlerini kaçırmasından önce, bir kaç İsrailli yetkili, bir Hizbullah provokasyonu arkasından bombalama kampanyasına başlamak üzere Washington'dan yeşil ışık almak için ABD'ye gitti. Ve böyle bir durumda ABD'nin nereye kadar İsrail saldırılarını destekleyebileceği ele alındı. 

            Dergiye göre, söz konusu ABD'li danışman, "İsrailliler bize bunun çok faydası olacak ucuz bir savaş olacağını söylediler. Karşı çıkmamamız gerektiğini söyleyerek 'Havadan onların füzelerini, tünellerini ve sığınaklarını bombalayabileceğiz. Bu İran için bir gösteri olur' dediler." şeklinde konuştu.    Quotation

            Dergiye konuşan Ortadoğu uzmanına göre, Lübnan'daki İsrail bombardıman kampanyasını desteklemek için ABD'nin çok sebebi var. Eğer ABD'nin İran'a karşı bir askeri operasyon niyeti varsa, öncelikle Hizbullah'ın silahlarından kurtulması lazım. Çünkü böyle bir durumda Hizbullah misilleme olarak İsrail'e saldırabilir. 

            “İran'a gözdağı vermek istediler”

            İsrail ile yakın bağları olan ABD hükümetinden bir danışmandan edindiği bilgileri aktaran Hersh'in yazısına göre, bu yaz başlarında, Hizbullah'ın İsrail askerlerini kaçırmasından önce, bir kaç İsrailli yetkili, bir Hizbullah provokasyonu arkasından bombalama kampanyasına başlamak üzere Washington'dan yeşil ışık almak için ABD'ye gitti. Ve böyle bir durumda ABD'nin nereye kadar İsrail saldırılarını destekleyebileceği ele alındı. 

            Dergiye göre, söz konusu ABD'li danışman, "İsrailliler bize bunun çok faydası olacak ucuz bir savaş olacağını söylediler. Karşı çıkmamamız gerektiğini söyleyerek 'Havadan onların füzelerini, tünellerini ve sığınaklarını bombalayabileceğiz. Bu İran için bir gösteri olur' dediler." şeklinde konuştu.    Quotation

               Amerika ve İsrail'in savaştan zararlı çıktığını söyleyen uzmanlar:

               İsrail ve ABD yara aldı

              Lübnandaki savaşa ilişkin yapılan değerlendirmelerde, genelde İsrail ve ABD'nin bu savaştan yara aldığı, Hizbullah, İran ve Suriye'nin ise kârlı çıktığı belirtildi.

               Askeri uzmanlar, İsrail-Hizbullah savaşının askeri açıdan sonucunu “beraberlik” olarak nitelendiriyor. Ancak İsrail ve ABD'de yapılan yorumlarda, güçlü İsrail ordusunun, bir gerilla grubuna karşı umduğu başarıyı sağlayamaması, İsrail'in askeri caydırıcılığı için darbe olarak değerlendirildi.

               Siyaseten de İsrail ve ABD, Hizbullah konusunda hedeflerinde başarılı olamadı. Hizbullah, askeri gücünü hala önemli ölçüde koruyor.

               Bu durumda İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in, siyasi bedel ödemesi olası görülüyor. Buna karşılık Hizbullah ve lideri Şeyh Hasan Nasrallah, İslam dünyasında, Sünni ve Şii bütün Müslümanlar arasında bile yeni bir kahraman olarak ortaya çıktı.

               Gözlemciler, ABD'nin Ortadoğu'da demokrasi projesinin de ağır yara aldığı görüşünde.

               Yorumcu Barry Rubin, İran ve Suriye'nin ise, bu savaştan siyaseten yükselerek çıktığını ve bunun bütün bölge için çok zararlı olduğunu öne sürdü.  

               Haaretz: Olmert artık başbakan olarak kalamaz

Siyonist İsrail basının önde gelen gazetelerinden Haaretz , 'Olmert gitsin' başlığıyla yayımlanan ankette, savaşın başında İsrail başbakanı Ehud Olmert'e verilen yüzde 75'lik halk desteğinin, artan kayıplar ve bitmeyen Hizbullah füzeleri roketleri nedeniyle yüzde 48'e        düştüğünü gösterdi.

               İşçi Partisi lideri ve Savaş Bakanı Amir Peretz'e destek de yüzde 65'ten yüzde 37'ye geriledi.

İsraillilerin sadece yüzde 20'si ateşkes ilan edilirse savaşı kazanacaklarına inanıyor.

                Son durum

               Nihayet canları yandı. “Yenilmez ordu” denilen katiller ve yobazlar sürüsü, bir halk direnişi olan Hizbullah karşısında geri adım attı. Altı günde üç ülkeyi birden dize getiren İsrail, bu kez hem ağır kayıplar verdi, hem de somut bir başarı elde edemedi. Tek başarısı, Hizbullah'ın yıldızını parlatmak, konumunu güçlendirmek oldu.

                        George Bush Hizbullah'ın arkasında İran ve Suriye olduğunu söyleyip köpürüyor. Peki, İsrail tek başına mı? Onun arkasında Amerika, Avrupa, büyük sermaye grupları ve dev medya kuruluşları yok mu?

Bu arada, Avrupa ülkelerinin Yahudi hamisi kesilmelerini de büyük bir sahtekârlık olarak görüyorum. Yahudileri Avrupa'dan Ortadoğu'ya ihraç eden, Yahudi sorununu Müslümanlara bulaştıran sanki bir başkası?

            Dikkat edilirse, Avrupa, Yahudi meselesini hallettikten, yani bu sorunu İslam dünyasına devrettikten sonra kendine gelebilmiş, özellikle maddi durumunu düzeltebilmiştir. Şimdi aynı tablo Müslümanlar için geçerlidir. Irak'ın işgali de, İran ve Suriye'nin sıkıştırılması da, Ürdün ve Mısır'ın pasif hale getirilmesi de İsrail devletinin kendini güvende hissetmesi içindir.

            Dolayısıyla, İslam dünyası Yahudilerden (İsrail devletinden) kurtulmadığı sürece rahat yüzü göremeyecektir.

            Yüzyıllardır kan ve gözyaşı deryası olan Avrupa, 1948'den, yani İsrail devletinin kuruluşundan sonra hiç savaş görmedi. Aralarında büyük bir nefret bulunan, her fırsatta birbirleriyle savaşa tutuşan Almanya ve Fransa bile, artık Fransalmanya adı altında birleşmeyi düşünüyor. İlginç olan şu ki, Avrupa'daki savaşlar 1948'den sonra birden bire kesilmiş; buna karşılık, İslam dünyası 1948'den sonra hiç gün yüzü görmemiştir.

            Yılanın başının kim olduğu belli...

            Ama otuz dört günlük bu savaştan sonra, işin rengi değişmiş görünüyor.

            Müslümanlar, İsrail'i yenebilecekleri göstermişlerdir. Üstelik, hiçbir İslam devleti savaşa iştirak etmediği halde!Quotation            George Bush Hizbullah'ın arkasında İran ve Suriye olduğunu söyleyip köpürüyor. Peki, İsrail tek başına mı? Onun arkasında Amerika, Avrupa, büyük sermaye grupları ve dev medya kuruluşları yok mu?

Bu arada, Avrupa ülkelerinin Yahudi hamisi kesilmelerini de büyük bir sahtekârlık olarak görüyorum. Yahudileri Avrupa'dan Ortadoğu'ya ihraç eden, Yahudi sorununu Müslümanlara bulaştıran sanki bir başkası?

            Dikkat edilirse, Avrupa, Yahudi meselesini hallettikten, yani bu sorunu İslam dünyasına devrettikten sonra kendine gelebilmiş, özellikle maddi durumunu düzeltebilmiştir. Şimdi aynı tablo Müslümanlar için geçerlidir. Irak'ın işgali de, İran ve Suriye'nin sıkıştırılması da, Ürdün ve Mısır'ın pasif hale getirilmesi de İsrail devletinin kendini güvende hissetmesi içindir.

            Dolayısıyla, İslam dünyası Yahudilerden (İsrail devletinden) kurtulmadığı sürece rahat yüzü göremeyecektir.

            Yüzyıllardır kan ve gözyaşı deryası olan Avrupa, 1948'den, yani İsrail devletinin kuruluşundan sonra hiç savaş görmedi. Aralarında büyük bir nefret bulunan, her fırsatta birbirleriyle savaşa tutuşan Almanya ve Fransa bile, artık Fransalmanya adı altında birleşmeyi düşünüyor. İlginç olan şu ki, Avrupa'daki savaşlar 1948'den sonra birden bire kesilmiş; buna karşılık, İslam dünyası 1948'den sonra hiç gün yüzü görmemiştir.

            Yılanın başının kim olduğu belli...

            Ama otuz dört günlük bu savaştan sonra, işin rengi değişmiş görünüyor.

            Müslümanlar, İsrail'i yenebilecekleri göstermişlerdir. Üstelik, hiçbir İslam devleti savaşa iştirak etmediği halde!Quotation

               Evet, İsrail halkının artık rahatı kaçmıştır.

               Yahudiler, rahatlarına düşkün bir millettir. Rahatları kaçarsa, onlar da kaçarlar.

               Görünen o ki, tekrar göç yollarına düşecekler. Avrupa ve Amerika'dan Filistin'e gelen Yahudiler, geldikleri gibi, Avrupa ve Amerika'ya geri dönecekler.[6]

                İsrail boşuna çırpınıyor

               İsrail, Ortadoğu'da çıbanbaşı olmaya devam ediyor. Filistin'i işgal ediyor, Lübnan'da katliam yapıyor. Çevresindeki ülkeleri tehdit ediyor. İsrail bu gücü nerden alıyor? Tarihte görülmemiş bir şekilde bunları yapıyor.

Siz, İsrailoğulları'nın başlarına bir peygamber geçmedikçe ne zaman devlet olabildiklerini gördünüz? Tarih buna şahit mi? Geçiniz dünya liderliğini, oturmuş bir devlet kurabildikleri vaki olmuş mu? Ya güçlü bir devletin himayesi (buna kölelik  de diyebiliriz) altında varlıklarını sürdürmüşler, ya da hiçbir toplumun kendilerine sahip çıkmadığı zamanlarda yeryüzünde dağınık yaşamaya mahkum olmuşlar. Yalnız bir meziyetleri var; hatta birkaç özellik diyebiliriz buna...

               1. Kıskançlıkları... Fesada açık nefs yapıları: Tarih sahnesine çıkışları böyle oldu... Hz. Yusuf'u kuyuya atmakla, Hz. Yakub ile Hz. Yusuf arasındaki nebevî sevgiyi kıskandıklarını ispat ettiler. Fesad çevirdiler, babalarına kardeşleri hakkında hile yapıp, yalan söylediler.

               2. Güce karşı itaat (hayranlıktan geliyor) etmedeki ustalıkları: Hz. Yusuf'un Mısır'daki siyasi konumuna şahit olunca, O'nu tazim ettiler ve O'na itaat ettiler.

               3. İktisadı ifsadı (fesat ve sömürü ekonomisini) çok iyi uygulamaları: Bunu da Hz. Yusuf'tan öğrendiler. Hz. Yusuf, bir peygamberdi ve vahiysiz hareket etmezdi. Mısır'daki devletin hazinesinin başındaydı ve o ülkenin ekonomisi Hz. Yusuf'tan sorulurdu. İktisadî bilgisi, ilahî kaynaklıydı ve Allah'ın bilgilendirmesiyle Mısır'ın ekonomisini düze çıkardı, Hz. Yusuf.

               Hz. Yakub (İsrail)'un oğulları, ekonomik tabiatlarını Hz. Yusuf'tan aldıkları iktisadî bilgiyle belirlemekle, bu ilimlerinin kaynağının vahiy olduğunu tarihte hep ispat ettiler. Bu tabiatlarını, doğru istikamette kullandıkları gibi, saptırma yönünde de kullandılar; bugün olduğu gibi. Bunlar ekonomik kabiliyetlerini nasıl işleteceklerini himayesi altına girdikleri devletin iktisadî mantığına göre belirlerler. Bağlı bulundukları ekonomik düzen önemlidir. Şu an, Amerikan ekonomik düzeninin istikametinde Amerika'ya global ölçekte ellerinden gelen hizmeti sunmaktadırlar.

               4. Haberalmadaki başarıları: Haberdar edile edile haberdar etmeyi öğrendiler. Ben-i İsrail peygamberleri, İsrailoğullarını kölelikten kurtarmak, bağımsız bir toplum ve devlet olma bilincini öğretmek adına ilahi kaynaklı gaybi haberleri (vahiy) bunlarla paylaştılar. Allah ile aralarındaki kopmuş bağları (bağları koparan İsrailoğulları'dır) sağlamlaştırmak için (iletişimi sağlamak için) vahiy yoluyla onlara bilmediklerini öğrettiler.

               Haberalma; bilinmeyeni ortaya çıkarma ve ortaya çıkanı bildirme, yani iletişim ve işbirliğinden oluşan bir şey değil midir?

               Yahudiler, medya ve devletler istihbaratı üzerindeki etkinliklerini neye borçlular, zannediyorum sezilmiştir.

               Özetleyelim ve bir İsrailoğlu prototipi çizelim: Dünyayı severler, ölümü hiç arzu etmezler. Onun için korkak ve ürkektirler. Konformisttirler. Kavmiyetçidirler. Kavimsel varlıklarını daima korumak, soylarını sürdürmek isterler. Kavmî varlıklarının devamı için kendi başlarına bağımsızlık savaşı verme fikri gelişmemiştir. Güçlü devletin himayesi altında yaşamayı tercih ederler. Bu konuda da risk almazlar, o günün dünya lideri devleti kimse onun himayesini sağlamaya çalışırlar. Himaye karşılığında o devlete en üst düzeyde hizmet sunarlar. Kendilerini koruyan devlete, korunmanın daha sorunsuz hale gelmesi için her türlü iktisadi ve istihbari malzemeyi temin ederler. Zaten bu konularda da köklü bir bilgiye sahiptirler.

               Bir devletin varlığının sürekliliği için iki şeyin o devletin bünyesinde sağlam durması gerekmez mi? Bunlar, devletin ekonomik yapısı ve haberalma teşkilatı değil midir? Bugün Amerika'nın ekonomisinde ve haberalma teşkilatında (CIA) en aktif rolü kim üstlenmektedir? Yahudiler…

           

            Peygamberler, İsrailoğulları için hep risk almışlardır. Peygamberlere itirazları genellikle amel (şeriat) merkezli olmuştur. Belki amelin uygulanabilirliğinin mantığını ortadan kaldırmak adına imanı tahrif yoluna da başvurmuşlar, ama bu bile dertlerinin şeriatla olduğunu göstermez mi?

            Peygamberler, İsrailoğulları'na özgürlük vaadiyle geldiler. Kendi başlarına adil bir devlet olabilme imkanını sundular. Allah, onların zalim güçlere hizmet götürmelerine ve zalimlerin himayesi altında kölelik etmelerine rıza göstermedi. Peygamberleri vasıtasıyla özgür toplum ve devlet olmayı sağlayacak şeriatlar gönderdi. Sorunlu da olsa, bir zaman kabul ettiler bu teklifi, bir zaman reddettiler, bir zaman da kabul eder gibi yapıp aldatma yoluna gittiler.Quotation

            Peygamberler, İsrailoğulları için hep risk almışlardır. Peygamberlere itirazları genellikle amel (şeriat) merkezli olmuştur. Belki amelin uygulanabilirliğinin mantığını ortadan kaldırmak adına imanı tahrif yoluna da başvurmuşlar, ama bu bile dertlerinin şeriatla olduğunu göstermez mi?

            Peygamberler, İsrailoğulları'na özgürlük vaadiyle geldiler. Kendi başlarına adil bir devlet olabilme imkanını sundular. Allah, onların zalim güçlere hizmet götürmelerine ve zalimlerin himayesi altında kölelik etmelerine rıza göstermedi. Peygamberleri vasıtasıyla özgür toplum ve devlet olmayı sağlayacak şeriatlar gönderdi. Sorunlu da olsa, bir zaman kabul ettiler bu teklifi, bir zaman reddettiler, bir zaman da kabul eder gibi yapıp aldatma yoluna gittiler.Quotation

           

            Kabul ettikleri zaman,huzur ve hürriyete kavuştular; Hz. Süleyman devletinde olduğu gibi. Kabul etmedikleri zaman, yeryüzünde dağınık yaşamaya mahkum oldular veya zalim bir devletin himayesinde kölelik ettiler. Kabul eder gibi yapıp aldattıkları zaman, yine esir oldular. Hz. Musa'da olduğu gibi...

             Hz. Musa İsrailoğulları'nı Firavun'un egemenliğinden kurtardı ve Filistin'i bunlara vatan yaptı ve orada bunlara devlet kurdu. Hz. Musa, devletin yasalarını Allah'tan almaya Tur'a gittiğinde başlarına Hz. Harun'u bıraktı, fakat Hz. Musa Tur'dan toplumunun içine geri dönünce gördüğü şey, dehşet vericiydi. Tevrat'ı uygulamak üzereyken imanın gittiğine şahit oldu; İsrailoğulları'nı buzağıya tapar gördü. Elindeki Tevrat levhalarını yere attı. Bu, iman giderse şeriatın kıymeti yok, demektir.

             Başlarında peygamber olmadığı zaman, ya yeryüzünde itilip ötelendiler ya da güçlü bir toplumun himayesi altında yaşadılar. Yakın tarih buna şahittir...Quotation

            Kabul ettikleri zaman,huzur ve hürriyete kavuştular; Hz. Süleyman devletinde olduğu gibi. Kabul etmedikleri zaman, yeryüzünde dağınık yaşamaya mahkum oldular veya zalim bir devletin himayesinde kölelik ettiler. Kabul eder gibi yapıp aldattıkları zaman, yine esir oldular. Hz. Musa'da olduğu gibi...

             Hz. Musa İsrailoğulları'nı Firavun'un egemenliğinden kurtardı ve Filistin'i bunlara vatan yaptı ve orada bunlara devlet kurdu. Hz. Musa, devletin yasalarını Allah'tan almaya Tur'a gittiğinde başlarına Hz. Harun'u bıraktı, fakat Hz. Musa Tur'dan toplumunun içine geri dönünce gördüğü şey, dehşet vericiydi. Tevrat'ı uygulamak üzereyken imanın gittiğine şahit oldu; İsrailoğulları'nı buzağıya tapar gördü. Elindeki Tevrat levhalarını yere attı. Bu, iman giderse şeriatın kıymeti yok, demektir.

             Başlarında peygamber olmadığı zaman, ya yeryüzünde itilip ötelendiler ya da güçlü bir toplumun himayesi altında yaşadılar. Yakın tarih buna şahittir...Quotation

               Yahudiler, İspanya sürgününden sonra Osmanlı'ya sığındılar ve Osmanlı'nın himayesinde huzur içinde yaşadılar. Fakat bu zaman dilimi içinde Avrupa'da kalanlar, sürekli alt sınıf vatandaş muamelesi gördü, Avrupa'da. Bu süreç, Theodor Herzl - Abdülhamid diyaloğuna kadar sürdü. Herzl, Hatıralar'ında şöyle der: “Türk maliyesini sağlığına kavuşturabilmek için yirmi milyon sterlin ayırmalıydık. Filistin için de her sene seksen bin altın gelir getirmesi esası üzerinden iki milyon sterlinle Türkiye'yi 'Düyun-ı Umumiyye'den, yani Avrupa'nın tasallutundan kurtarmalıydık. Düyun-ı Umumiyye'nin A, B, C ve D hisse senetlerinin sahiplerini, faizleri artırarak, yahut amortisman müddetlerini uzatarak Düyun-ı Umumiyye'nin feshini temin edebilirdik, bu da Osmanlı Devleti'ni bir beladan kurtarmak demek olurdu.”[7]

               Abdülhamit'e çekilen telgraf

               Herzl, 13 Ağustos 1899'da Basel'den, Sultan Abdülhamid'e çektiği telgrafta da şöyle der: “Haşmetlu Sultan Abdülhamid Han'a, Yahudi tebaasına karşı gösterdiği alicenaplıktan ötürü, Sultan Abdülhamid Han Hazretleri'ne içten gelen minnet ve şükran duygularımızı arz etmek, görev olmuştur. Siyonistlerin arzusu; Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde bulunan talihsiz kardeşlerinin imdadına koşmak ve (onları) Osmanlı İmparatorluğu'nun büyüklük ve cömertliğine emanet etmektir. onlar bu masum girişimlerin, Halife'nin hâkim şahsiyeti tarafından da cesaretlendirileceğine samimiyetle inanmaktalar.”[8]

               Herzl'in bu ifadelerinden de anlaşıldığı gibi Herzl, Abdülhamid'den Avrupa'lı Yahudiler için açık bir şekilde himaye istemektedir. Filistin'e yerleştirilerek himaye edilmeleri karşılığında Osmanlı'nın Düyun-u Umumiyye sorununu halletme sözü vermektedir. Bu teklif, Abdülhamid Han tarafından reddedilmiştir. Sonrasında, Avrupa'lı Yahudiler İngilizler'in yardımı ve himayesiyle Filistin'e yerleştirilmişler, Osmanlı'nın Yahudiler üzerinde etkisi kalmamış, ipler İngilizler'in eline geçmiştir. Ve böylece İsrail denen terör örgütü meydana gelmiştir.

             


[1] 17.08.2006 / Ali Bulaç / Zaman

[2] Arslan Bulut / Yeniçağ

[3] 24.08.2006 / Zeki Ceyhan / Milli Gazete

[4] www. Etikhaber.com

[5] Zeki Ceyhan / Milli Gazete

 

[6] 16.08.2006 / İbrahim Tenekeci / Milli Gazete

[7] Mustafa Armağan, Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, 2. baskı, İstanbul 2006, Ufuk Kitap, sayfa 168.

[8] A.g.e., sayfa 169.

 

Bu yazarin diger makaleleri

DİYALOĞA UMUT, KIBRIS'I UNUT
                                                       Avrupa Birliği'nin 17 Aralık'ta verdiği müzakere tarihinin sarhoşluğu...
Devami
AKP, UÇURUMA YAKLAŞAN ABD DOLMUŞUNA MUAVİNLİK YAPIYOR!
  Amerikan Ulusal İstihbarat Direktörü John Negroponte: Irak'ın Vietnam'dan beter olduğunu...
Devami
STRATEJİK DÜŞMANIMIZ ABD; VE TRAJİKOMİK İKTİDARIMIZ AKP
Siyonist Amerika ile faşist Amerika çatışıyor! Siyonist mason ve Yahudi...
Devami
D-8'LERİN DEĞERİ VE DERİNLİĞİ
  D-8'in 7. kuruluş yıldönümü toplantısının; Siyonist ve emperyalist mihrakların, ABD'de...
Devami
ILIMLI İSLAM TUZAĞI
  "Ilımlı İslam"; emperyalizme uyumlu Müslüman oluşturma tuzağıdır. Bunun öncülüğünü...
Devami
BM, ABD'NİN VE İSRAİL'İN KARA SİYASETİNİ AKLAMA TEŞKİLATIDIR!
  ABD, işgale BM'yi de katmak istiyor             ABD'nin yeni...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 6103

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR