Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün983
mod_vvisit_counterDün3687
mod_vvisit_counterBu Hafta983
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay127486
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16765461

IP'niz: 3.238.184.78
Bugün: 30 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12189706

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

BAZILARININ DİN DERSİ RAHATSIZLIĞI VE ZAMAN'IN MÜNAFIKLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

Danıştay kararı, din dersi tartışmalarını yeniden alevlendirmişti.

Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu, Danıştay'ın din dersleriyle ilgili verdiği kararın içeriğe yönelik olduğuna işaret ederek, "Zorunlu bir Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersiyle isteğe bağlı bir din dersi olabilir" demişti. Danıştay 8. Dairesi, iki velinin, çocuklarının, zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması talebiyle açtığı davaları karara bağlamış ve bu içerikteki zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin hukuka aykırı olduğu yönünde karar vermişti.

 

Dini ilimlerin öğrenilmesi "birilerini" fazlasıyla germekteydi. Aslında din dersi düşmanlığı, İslam'a duyulan gizli kinin bir ifadesiydi.

"Zorunlu din dersleri derhal kalkmalı" hevesleri

Alevi  Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Turan Eser, hükümetin, Danıştay 8. Dairesi'nin kararı doğrultusunda zorunlu din derslerini derhal kaldırması gerektiğini söylemişti. Geçmişten beri zorunlu din derslerinin; Anayasa'nın 24. maddesine, evrensel hukuk değerlerine, çocuk hakları ve laiklik anlayışına aykırı olduğunu savunduklarını ifade eden Eser, "Danıştay, bu kararıyla eğitimde İslamizasyona son vermiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Danıştay 8. Dairesi'nin kararları, artık Türkiye'de zorunlu din derslerinin mevcut haliyle uygulanmasının mümkün olmadığını göstermiştir" demişti.

Din dersinin sulandırılmak istenmesi!

Bazıları da din kültürü derslerinde, İslam'dan ziyade başka dinlerin öğretilmesini istiyordu.

"Düşünüyorum da... Yeniden ortaöğrenim öğrencisi olsam ve zengin bir kültüre sahip öğretmenlerim olacağını bilsem...

Hangi dersleri almak isterdim?

Müfredatta neler olsun isterdim?

Genetik Biyoloji, Bilgi Teknolojileri, Çağdaş Edebiyat, Davranış Bilimlerine Başlangıç gibisinden yeni dersler de içeren uzun bir liste yapmayayım şimdi...

Ama listemin başlarında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi olacağı kesin...

Günümüzde ortaöğrenimdeki bir öğrencinin alabileceği en değerli ve sözcüğün gündelik anlamıyla "yararlı" derslerden biri budur...

Bütün inanışları, bütün mezhepleri ve hem diğer dinlerin hem de bizim dinimizin tarihini açıklıkla anlatan ve çağımızın ahlak meselelerini olgun din bilgisiyle harmanlayabilen öğretmenlerin okuttuğu bir ders...

Yoksa şimdi okullarımızda olduğu gibi bütün yurttaşlar, bütün aileler, bütün öğrenciler aynı mezhebe mensuplarmış; dünyaya ve hayata aynı gözlerle bakıyorlarmış gibi hazırlanmış ve kendini "ilmihal" bilgisiyle sınırlamış bir ders değil benim kastettiğim!..59[1] Yani böylece Hıristiyanlığı, Yahudiliği, Hinduizmi anlatmaya uğraşmaktan İslam'ı öğretmeye vakit kalmayacaktı!.

Din kültürsüzlüğü ve ahlâk bilgisizliği 

Danıştay verdiği kararın gerekçesi olarak, Din Kültürü derslerinin tek yanlı bir içeriğe sahip olduğunu öne sürüyor ve diyor ki: "Ülkemizde çoğulculuk anlayışı içerisinde, nesnel ve rasyonel bir şekilde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretiminin verilmediği sonucuna ulaşılmıştır."

Buradaki "çoğulculuktan" kastedilen herhalde; Sünni din anlayışına karşı, Alevi yorumunun da dikkate alınması gereğidir.

Yeni müfredata Alevilikle ilgili konular dâhil edilerek belli ölçüde bu açık kapatılsa da, yeni tartışma bir başka bir taraftan ateşlenmektedir. Çünkü bu konu da tıpkı türban meselesi gibi, sürekli istismar edilmektedir.

Keşke bu konular ülkemizde önyargılardan uzak sükûnetle tartışılabilse ve Alevi vatandaşlarımızın talepleri de sözleri kesilmeden dinlenebilse, o zaman daha rahat uzlaşmaya gidilecektir.

Televizyonların gece yarısı tartışma programlarından yansıyan manzara çok açık: Türkiye konuşmuyor, boğuşuyor ve hatta boğazlaşmaya itiliyor gibidir.

Meseleleri aklıselim bir şekilde konuşmadığımız müddetçe de; problemlerden nemalanıp beslenen insanların ekmeğine yağ sürmekten başka bir iş yapmamız mümkün değildir.

Türkiye'de 12 Eylül anayasasıyla mecburi ders olarak ilköğretimlerde haftada iki, liselerde bir saat olarak okutula gelen din kültürü dersleri gerçekte nedir ne değildir, bilmeyen ya da bilmezlikten ve görmezlikten gelenlere bir kez daha hatırlatmış olalım:

a)- Din Kültürü dersleri her ne kadar anayasamızda mecburi bir ders olarak kayıt altına alınmış olsa da uygulamada durum hiç de böyle değildir. Yani meşhur bir ifadeyle söyleyecek olursak, özde değil sözde zorunluluk vardır. Birçok yerde öğretmen açığı sebebiyle bu derslere diğer branşlardan öğretmenler (beden eğitimi, müzik, fizik vs.) girmekte, çoğunlukla da bu dersler etüt havasında işlenmektedir.

b)- İlköğretim okullarının birçoğunda 4. sınıfta başlaması gereken din kültürü dersleri sınıf öğretmenlerinin dini mevzulara uzak oluşları, ya da yetersiz bulunmaları sebebiyle işlenmemekte, veliler de bu durumu dert edinmemektedir.

c)- Din Kültürü müfredatı incelendiğinde görülecektir ki, bu ders mezhepsel bakış açısıyla sunulan bir ders değildir. Örneğin Şafii, Hanbelî, Maliki mezheplerinin de ibadete dair farklı uygulamaları bahis konusu olmamaktadır. ‘Müfredat Sünni bakış açısına göre hazırlanmıştır' itirazına gelince; inanın, kendini Sünni sayanların önemli bir kısmı da bu haliyle din derslerini yetersiz ve ilgisiz görmektedir.

d)- Din Kültürü derslerinin ikide bir tartışmaya açılması ve konunun ucundan tutması gerekenlerin hiç oralı olmaması sebebiyle, problemin bütün ağırlığı Din Kültürü öğretmenlerinin üzerine yığılmaktadır. Bu mahalle baskısından yılan Din Kültürü öğretmenlerinin önemli bir kısmı ise, idareciliklere atanarak soluklanmayı denemektedir.

e)- Bir velinin çeşitli gerekçelerden dolayı, çocuğuna din kültürü dersi verilmesini istememesini anlamak zor değil, buna diyecek bir şeyimiz de yok. Ama ülkemizdeki mesele, kendi çocuğunun din dersi almasını istemeyenlerin, kalkıp böyle bir haktan yararlanmak isteyenlerin karşısına dikilmesi meselesidir. Din Kültürü dersi seçmeli olduğu zaman da tartışma bitmeyecek ve bu sefer de, din dersine girenlerin girmeyenlere mahalle baskısı yapma ihtimalleri üzerine bir yığın hikâye dizilecektir.

Sözün özü, Din Kültürü dersleri zorunlu olmaktan çok, sorunlu bir karakter arz etmektedir. 60[2]

Zaman Gazetesinde Herkül Milas da Din Derslerinde sadece İslam'ın öğretilmesinden rahatsızlık sergilemişti

"Zorunlu din dersinin lafı bile, Din içerdiği için tuhaf ve rahatsız edici. Laik bir toplumda devletin resmi dini olmazmış - lafta, tek anlaştığımız konu bu. Ama bunun doğal sonuçlarına da, yani bu konuda 'tarafsız' olmaya da bir türlü katlanamıyoruz. 'Din kültürü' diye herkesin üzerinde uyum sağladığı bir anlayış vardı da bir tek ben mi bunu hiç duymamıştım? Örneğin Hıristiyan din kültürü ile Müslüman din kültürü ortak mı, aynı mı? Budist ve Hindu din kültürü ve diğer dinleri sorgulayan kültür de okutuluyor mu bu 'din kültürü' dersinde? Benim incelediğim 'din kültürü' başlıklı kitaplarda, baştan sona, yalnız tek bir inancın (yani sadece İslam'ın) aşılandığını gördüm. Çocuklara nasıl haç çıkaracakları, Yahudilerin oruç uygulamaları öğretilmiyor örneğin. Başka inançların lafı pek edilmiyor. Yalnız İslam'ın belli bir söylemi sergileniyor. Yani bu konuda yanlış yapılıyor ve laik devletin bir inançtan yana 'zorunlu' eğitim verdiği gayet açık bulunuyor.

Diyanet İşleri Başkanı A. Bardakoğlu bu tür dersler konusunda yargının Diyanet İşleri'nden görüş almamasını da eleştirmiş. Peki Yargının Rum ve Ermeni patriklerine, Yahudi hahambaşına da başvurmasını neden istemedi? Laik bir devlette bazı din başkanlarının 'daha üstün' bir konumda olmadıkları gözden kaçmış demek. (Yani Partikle, Hahamla, Diyanet Başkanının yetkisi ve etkinliği aynı olmalıdır!? M.Ç) Tabii din sosyolojisi okutan fakültelere de başvurmak gerekli, çünkü bu kitaplarda din sosyolojisinin izi bile yok. Bu 'din kültürü' derslerini Diyanet İşleri'nin beğenmesinin fazla bir anlamı tabii ki yoktur. Yani herkesin kendi inandığını çok beğenmesi doğaldır ama bu anlayıştan doğan bir eğitimi laiklikle ve Öteki'ne saygı ile ilişkili sayamayız"61[3] sözleriyle; İslam'ı Yahudilik ve Hıristiyanlıkla aynı gösteren Fetullahçıların sapık görüşünü savunmuştu.

Danıştay doğru ama eksik söylemişti

Danıştay 8. Dairesi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen "Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi" dersinin bu içeriği ile zorunlu tutulmasını hukuka aykırı bulmuştu.

Kararın doğru yönü şuydu: Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Dersi, ara bir zihniyetin yani din eğitimi konusunda kararsız - iradesiz kalmış bir zihniyetin ürünüdür. Bu ders, öğrenciye ne din eğitimini ne de din kültürünü tam olarak verememektedir. Bu dersin amacı, öğrenciye dünyayı tanımasında işine yarayacak tüm dinleri tanıtmaksa, ders kitapları ve müfredat bu amaca uygun değildir. Yok, dersin amacı, İslâm'ı öğretmek ve İslâm dinini merkeze alarak din eğitimi vermekse yine aynı tespiti yapabiliriz: Bu dersin, din eğitimi açısından yetersiz oluşudur.

Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinin içeriğinin sadece bir kısmı İslâm ve diğer dinleri kapsayacak şekilde özet dinler tarihi dersi gibi düzenlenmiştir. Müfredatın ve ders kitaplarının düzenleniş şekli, dini öğretmek ve bazı konularda din eğitimi vermek amacından uzaktır. Ders kitapları daha çok vatandaşlık bilgileri, genel ahlâk kuralları ve sosyal konularla ilgili ünitelerle doludur.

Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi de zorunlu olmaya devam etmeli ancak kitabın içeriği ve dersin müfredatı amaca uygun olacak şekilde yeniden planlanmalıdır. Çünkü Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersini; tarih, coğrafya, sanat tarihi, biyoloji dersi gibi görmeliyiz. Dinleri, inançları, milletlerin manevi dinamiklerini bilmeyen insanların yaşadığı bir Türkiye'nin sorunlarını aşması ve huzura ulaşması mümkün müdür?  

Matematik dersini zorunlu olmaktan çıkardığımız gün Din Kültürü dersi için de aynı şeyi yapabiliriz."62[4] Çünkü her ikisine de, aynı derecede ihtiyaç duyulur. Evet, insan madde ve manadan oluşur.

 ‘Çok' mu, ‘yetersiz' mi?.. 

 Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Anayasa'ya göre zorunlu ders, diyorsanız; gerekçeyi okumanız gerekiyor:

‘'Anayasa'nın 24. maddesinde, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretiminin zorunlu olduğunun belirtilmesi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen öğretimin adının din kültürü ve ahlak bilgisi olmasına rağmen, içerik olarak din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi olarak kabul edilemeyeceği açık olduğundan ve din eğitiminin de ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlı olması karşısında, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin bu içeriği ile zorunlu tutulmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.''

Danıştay bu kararı 8. Dairesi, birisi ilköğretim 4, diğeri de 7. sınıfta çocuğu okuyan iki velinin müracaatları sonrasında gelişen bir süreçte almıştır.

Danıştay'a göre ‘bu içerik' birinin kanuni temsilcisinin talebinden fazla olduğu için uygulamada ‘hukuka uyarlık yok'muş. Peki söz konusu ‘bu içerik'in asla tatmin etmediği milyonlar açısından durum ne olacaktır?

Bu mesele, Anayasa'nın 24. Maddesinde ne denildiği ve uygulamacıların bundan ne anladığı ile yakından alakalıdır. Daha doğrusu, hakim zümrenin bu maddeden ne anlaşılmasını istediği ile...

Anayasa 24. Madde'nin ilgili bölümü açık ve net: "Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır."

Din ve ahlak eğitimi ilk ve orta öğretimde zorunlu dersler arasındadır. Bu husustaki mevcut uygulamanın kendi çocukları açısından gereksiz olduğunu düşünen bir kısım insanlarımız vardır.

Ancak mevcut uygulamayı, kendi çocukları açısından yeterli bulmayanların sayısı ise milyonlarcadır. Ve o insanlar kendi istek ve taleplerine bağlı olduğu Anayasa'da vurgulanan ‘din eğitimi ve öğretimi' hususunda, ciddi sıkıntılarla karşı karşıyadır.

"Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla yüksek öğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir" şeklindeki YÖK Kanunu Ek 17. Madde'den; üniversitelerde başörtüsünün yasak olduğu hükmünü çıkarabilme becerisinin sahipleri; çocuklarına, okullarda verilenin ötesinde din eğitim verdirmek isteyenlerin önlerinde de akla ziyan engeller oluşturmaktadır.

Yaz Kur'an Kursları ile ilgili yaş sınırlaması ve bale ya da benzeri eğitimlere -nedense- mani olmayıp, Kur'an öğrenimine mani olabilen Kesintisiz 8 Yıl Eğitim uygulaması'nın, Anayasa'nın 24. Maddesiyle tezat oluşturması herhangi bir problem teşkil etmiyor hakim zümre açısından.

Din kültürü ve ahlak bilgisinin bu kadarı bile ciddi şekilde rahatsız ediyor onları. Ve bir yandan mevcut uygulamanın mümkün olduğu kadar ‘kuşa benzetilmesi', bir yandan da ‘mümkünse tamamen kaldırılması' için gayret gösteriyorlar.

Oysa milletin kahir ekseriyeti, çocuklarının dinlerini öğrenmesi ve bunun da devlet tarafından sağlanması gerektiğini düşünüyor. Anayasa'da da bu böyle zaten...

Anayasa ve kanunlarda ne yazdığı ve bunlarla tam olarak nelerin murat edilmiş olduğu, kendilerini bu ülkenin tek hakimi zannedenlerin umurunda bile değil.

Onlar, kendilerinin efendi, kalanların da köle olduğu ve dolayısıyla hep kendi borularının öttüğü bir alan olarak düşünüyorlar bu ülkeyi.63[5]

Ve işte Aydınlık'ın çelişkileri:

23 Mart 2008 nüshasında 53. sayfasında ve Devri Alem kısmında:

"Hollanda'nın Hilversum kenti yakınlarındaki Huizen kasabasında Türklere ait Selimiye Cami, kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce molotof kokteyli atılarak yakılmak istendi.

AB devlet ve hükümet başkanları,  içeriğine katılmasa da aşırı sağcı Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders'ın İslam karşıtı filmini, ifade özgürlüğü nedeniyle yasaklamayacaklarını anlatan Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkanende'ye destek verdi" deniyor, İslam'a ve Müslüman vatandaşlarımıza karşı Batılı ülkelerin saldırgan tavrını güya kınanıyordu. Ama hemen arkasında, kendi kontrollerindeki Kaynak Yayınlarının çıkardığı İlhan Arsel'in İslam'a ve Müslümanlara iftiralar ve çarpıtmalarla saldırdığı kitabının reklamını yapıyordu.

Ve yine 64. sayfada Demirtaş Ceyhun:

"Cumhuriyet Başsavcısının, laik Cumhuriyetin yerine bir şeriat (din) devleti kurmaya çalışmakla suçlayıp AKP'nin kapatılmasını istediği iddianamesinde de İslam Konferans Örgütü'nden bilmem söz edilmekte midir? Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı da eşiyle birlikte Senegal'e meğer turistik bir amaçla değil, İslam Konferans örgütü Liderler Zirvesi'nde Türkiye'yi temsil etmek için gitmiş.

Toplantıda 2009-2014 dönemi Genel Sekreteri seçilecekmiş ve Türkiye'nin yaptığı Ekmeleddin İhsanoğlu'nun bu görevi bir dönem daha sürdürmesi önerisi İslam Konferans Örgütü Dışişleri Bakanlarının Uganda toplantısında kabul edildiği için, Sayın Gül de meğer kulis yapmaya gitmişmiş Senegal'e. Ola ki laik Cumhuriyeti nasıl bir din devleti haline dönüştürdüklerini dosta düşmana göstermek için de, haremini yanına almış...

Senegal'de de doğrusu büyük bir başarı kazanarak, Ekmeleddin İhsanoğlu'nun İslam Konferans Örgütü Genel Sekreterliği'ni bir dönem daha sürdürmesini sağlamış,

"Laik devlet" olduğumuz için katılmamıştık

İslam Konferans örgütü de, bilindiği gibi Soğuk Savaş'ın dünyayı kasıp kavurduğu günlerde, hiç kuşku yok ki Amerikan emperyalizminin toplumları dinselleştirerek Sovyetler Birliği'ne karşı oluşturduğu Yeşil Kuşak politikasının bir parçası olarak 1969 yılında Fas'ın başkenti Rabat'ta düzenlenen bir toplantıda kurulmuştur"64[6] diyordu.

Ama, bugün Putin Rusya'sının Türkiye'den daha çok İslam Konferansına sahip çıktığını görmezden geliyordu. Yani bizim komünistler İslam karşıtlığında Rusya'yı bile solluyordu.

İnsan düşünmeden edemiyor; yoksa bu komünist artıkları AKP'nin akrepliklerini bahane edip, asıl İslam'la mı savaşıyordu?













[1] Haşmet Babaoğlu / Vatan

[2] 07.03.2008 / Hüseyin Akın / Milli Gazete

[3] 11.03.2008 / Zaman

[4] 08.03.2008 / Erol Erdoğan / Milli Gazete

[5]  05.03.2008 / Ekrem Kızıltaş / Milli Gazete

[6] 23 Mart 2008 / Aydınlık


Bu yazarin diger makaleleri

SARAYA ÇOK YAKIN BİRİSİNE (ŞİİR)
SARAYA ÇOK YAKIN BİRİSİNE      Referandum kırk dokuz, çıkınca yıkılırsın Teşkilat taraftara,...
Devami
HUZUR VE KURTULUŞ; HAKTADIR!
  HUZUR VE KURTULUŞ; HAKTADIR!   Âlemde ne var ise, tezahür tecellidir Bu Kâinat...
Devami
DÜŞMAN KARDEŞLER
  Armut üzerine, bütün şarkımız Siyonist suyuyla, döner çarkımız Dünyalık hesaplar, hasım eyledi Niyet...
Devami
Eski Mücahit, yeni Müteahhit ilim ehli AKP’li bir dosta… NE FAYDA! (ŞİİR)
Eski Mücahit, yeni Müteahhit ilim ehli AKP’li bir dosta…        NE...
Devami
AYARI BOZUKLAR
Siyaseten öldürdük, ama yetmez diyorlar Deccaller hatırana; beton dökmek...
Devami
DAVAM VE DUAM (ŞİİR)
  DAVAM VE DUAM      Günahkâr bir kulum, aciz insanım Nolur afveyleyip, ğufran...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3011

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR