Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3274
mod_vvisit_counterDün4854
mod_vvisit_counterBu Hafta13670
mod_vvisit_counterGeçen hafta37193
mod_vvisit_counterBu Ay89386
mod_vvisit_counterGeçen Ay163016
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14766975

IP'niz: 3.234.245.125
Bugün: 19 Şub 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11424875

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

ERBAKAN HOCA’YA GÖRE:TÜRKİYE’DEKİ İNSİ ŞEYTANLAR VE ŞAKİRTLERİ!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

 “Türkiye’de tehlikeli 3 şeytan bulunuyor”

Yıllar önce bir Hac dönemiydi. Sıra, Mina’da şeytan taşlamaya gelmişti. Erbakan Hoca: “Türkiye’deki üç şeytanı da taşlamak gerek” diyerek, yarı şaka yollu, önemli bir gerçeğe dikkat çekmişti.

Erbakan ve yanındakiler Mina’ya şeytan taşlamak için gelmişlerdi.

Mina’da üç simgesel şeytan vardı. Büyük, orta ve küçük şeytan. Hacılar Arafat’tan sonra geceyi geçirdikleri yer olan Müzdelife’de topladıkları fındık büyüklüğündeki taşları da yanlarında getirmişlerdi. Burada atılan taşlar kafa-göz yarmasın diye de şeytanları temsilen kalın beton sütunlar dikilmişti.

Erbakan ve Heyeti “Hacc-ı Kıran’a niyet ettikleri için Müzdelife’de herkes 49 taş toplamıştı. Bu taşlardan ilk gün bir şeytana yedişer defa, ikinci ve üçüncü gün ise üç şeytana da yedişer defadan sırayla atılırdı. Bu üç şeytanın kimler olduğu sorulduğunda ise, Erbakan Hoca gülümseyerek: “hiç kimse ağzımdan laf alamaz, söylemem. Hem bu üç şeytanın kimler olduğunu Türkiye’de herkes çok iyi biliyor. Bundan hiç şüphem yok” diye cevap vermişti.

Şeytan taşlamak öyle göründüğü gibi kolay bir iş değildi. Tüm hacı adayları o mahşeri kalabalıkta şeytan taşlanacak yere zar zor yaklaşabilmekteydi. Ve taşlarını teker teker fırlatıp görevlerini yerine getirmekteydi. O kadar çok itişme kakışma oluyordu ki bu şeytan taşlama sırasında bayılanların ve yaralananların sayısı oldukça fazla idi.[1]

Erbakan Hoca’nın Türkiye’de de, hacdaki gibi manen taşlaması gereken üç kişi veya kesim var... Bunları herkes çok iyi biliyor” tespiti ve benzetmesi bir “sehl-i mümteni”dir.

Sehl-i mümteni: gayet kolay, basit ve sade zannedildiği halde, bulunup söylenmesi ve taklit edilmesi imkânsız derecede çok zor olan, geniş anlamlı ve derin amaçlı sözlerdir.

“Türkiye’de de taşlanması, yani şerlerinden sakınılması ve onlara karşı milli tavır alınması gereken üç kişi ve kesim” acaba kimlerdi?

Bunu sorduğumuz dostlarımız çok değişik, ama hepsi de mümkün ve münasip yanıtlar vermişlerdi.

Bazısı:

“O dönemde siyaset yürüten ve masonlar marifetiyle dış güçlere hizmet verip ülkesine ve milletine hıyanet eden üç meşhur şahsiyettir” demişti.

Bir kısmı:

“Bunlar, o dönemde devletin kilit noktalarındaki malum ve mel’un sabataistler ve mason biraderlerdir” diye tahmin etmişti.

Bir takımları ise:

“O süreçteki marazlı ve mason medyanın İslam düşmanlığında ve Milli Görüş karşıtlığında haddini aşan şeytanın baş kalemşörleri” olabileceğini belirtmişti.

Bunların hepsi de doğru olabilirdi, Hoca’nın “üç şeytan” tabirine uygun düşerdi… Daha doğrusu Hoca, şeytanları tarif etmişti, onlara münasip bir kılıf biçmişti, kime uygun düşerse ona giydirilmeliydi.

Zaten Kur’an-ı Kerim insanların kalbine vesvese verip çeşitli kuşku ve kuruntulara düşüren şeytanların hem CİN’lerden, hem de İNSAN’lardan olacağını haber vermektedir. (Bak: Nas Suresi: 5-6)

İnsanlara vaatlerde bulunup boş hayal ve hevesler peşinde koşturan, dünyevi hırs ve arzularla haram ve haksızlık yolunda coşturan, kof gurur ve kuruntularla aldatıp hıyanete kaydıran; haktan ve hayırdan saptıran (Nisa: 120) şeytanlar ve insan suretli şakirtlerini tanımak ve tedbir almak bir hidayet ve feraset işidir.

Bugün İsrail ve Yahudi Lobileri BÜYÜK ŞEYTAN, ABD ve AB ORTA ŞEYTAN, İslam ülkelerindeki işbirlikçi yöneticiler ve Masonik destekçileri de KÜÇÜK ŞEYTAN yerindedir. Hak Davaların hainleri de bunların şakirtleridir.

Bu şeytanların en tehlikeli taktikleri ve en sinsi tahripleri ise, kendi zulüm sistemlerini yıkıp, yerine Adil bir Düzen getirecek haklı ve hayırlı hareketi:

  1. Temel esaslarından, yani İslami ve insani amaçlarından saptırmak
  2. O davanın şahsi manevisi ve tabii lideri olan Zat’ın kontrolünden çıkarmak
  3. Sadık ve sağlam hizmet erlerini saf dışı bırakmak üzere; ahlaki ZAAFİYET ve sinsi hıyanet ehli eliyle, gaflet ve safiyet sahiplerini yönlendirmeleridir.

İşte Erbakan Hoca’nın 29 Temmuz 2010 TV5’teki tarihi uyarıları da, bu tehlikeyi hatırlatmak ve oyunları bozmak içindir.

Milli Çözüm olarak, iki yıldır Numan Kurtulmuş ve ekibiyle ilgili bütün tespit, tahlil ve tenkitlerimizde ne denli gerekli ve gerçekçi olduğumuz da böylece tescil edilmiştir.

Erbakan’ın siyaset ve hizmet yöntemleri dikkat çekiyor; hem değerleri, hem dengeleri gözetiyor!

Meşhur Alim İbni Teymiyye batıl ve bozuk rejimlerle işbirliği yapmamakla (günümüzde buna pasif direniş de deniliyor) isyan etmeyi birbirinden ayırmıştır. Bu noktada günümüzde bu prensibi yaşatanlardan birisi Cevdet Said ve Halis Çelebi’dir. Yine Bediüzzaman gibi şahsiyetler de hayatlarında bu ilkeyi uygulamış ve somutlaştırarak ortaya koymuşlardır. İsyan etmemişler, lakin tabi de olmamışlardır. Bilindiği gibi, “isyan ahlakı” diye bir kavram vardır. İbni Teymiyye’nin tasvip ettiği husus “istinkâf ahlakıdır” yani “isyan değil, itaat etmeme” tavrıdır. Zaten ‘Allah’a isyanda kula itaat yoktur.’ Prensibi bunu zorunlu kılmaktadır.

İbni Teymiyye’nin analizinden yola çıkacak olursak; Hüsnü Mübarek rejimine hatta o da yetmiyormuş gibi Sarkozi rejimine bile: her noktada ve her olayda itaat eden ve teslimiyet gösteren Ezher Şeyhi Muhammed Seyit Tantavi günümüzde kimi veya hangi çizgiyi temsil etmektedir? Ulu’l emr adına mutlak itaati benimseyen ve teşfik eden Türkiye’den Zekeriya Beyaz ve Mısır’dan Ezher Şeyhi Tantavi anlayışı kadim Mürcie çizgisinin günümüze yansımasından ve uzanmasından başka bir şey değildir. (Ilımlı İslamcı ve Dinlerarası Diyalog kuklası Fetullah Gülen ise, İsrail’i dahi “itaat olunacak otorite” sayma gafletindedir) Velhasıl “saltanat dalkavukları ve Firavun düzeninin Bel’amları” günümüzde Mürcie anlayışını temsil etmektedir ki, o hangi yönetim olursa olsun mutlak itaati esas almaktadır. Onda isyan olmasa bile istinkâf da yoktur. Her türlü iş birliği ortamının ucu açıktır. Bu hususta, Nazif Şahinoğlu, İbni Teymiyye’den şöyle bir ibare nakletmektedir: “Adil ve kanunlara tabi olan bir hükümdara ve iktidara, emirlerinin gayr-ı meşru olduğu bilinmediği sürece; zalim bir hükümdara ise “emirlerinin meşruluğu bilindiği müddetçe” itaat etmek gerekir. Mürcie ve onlara tabi onların sandığı gibi, kötü ve zulüm de olsa hükümete mutlak (körü körüne) itaat yoktur…” Demeki ki, mutlak itaat doktrini Mürcie’nin fikir esaslarındandır. Zira onlar günahı ve zulmü zararsız görüyorlar.

Bu arada Mücazefe ile (gelişigüzel) isyan eden ve yaptıklarının nereye varacağını bilmeyen ve hesap etmeyen Zeydiye anlayışı vardır. Bugün Yemen’de Husiler, Zeydi anlayışını temsil ederken, El Kaide ise Harici anlayışını temsil etmektedir. İbni Teymiyye bu anlayışın da yanlış olduğunu şu sözleriyle ifade etmektedir: “Harici, Mu’tezilli ve Zeydi ve bazı Sünnilerin iddia ettikleri şekilde, fasık ve cahil bir hükümdarı sadece bu vasıflarından dolayı makamını terke davet ve tahttan inmediği takdirde silah zoru ile onu indirmek de tehlikeli bir girişimdir. Şiilerin (Zeydiler kastediyorlar) düşündüğü gibi böyle idarecilere karşı, memleketi anarşiye sürükleyecek tarzda mutlak bir itaatsizlik yersizdir. Yine bir ayrım yaparak karışıklığa meydan verir düşüncesiyle, devlet başkanının azle kıyam etmeme, fakat onun dışındaki bütün yetkileri zorla azil yoluna gitmeyi planlamakta geçersizdir. Yapılacak ilk iş, yöneticileri ikaz etmek, onlara yol göstermek, itina ile ve usulünce onları sorgulamak, yaptığı ile yapmak istediği halde yapamadığını hesaba katmak, sonra onun ve halk için en uygun olan yolu tercih etmektir.[2]

Buradan çıkaracağımız ders şudur: mutlak itaat yoktur ve mutlak itaatsizlik de yoktur. Biri realizm hastalığıdır ki, onu Mürcie temsil etmektedir. Diğeri ise idealizm hastalığıdır ki, onu Hariciler temsil etmektedir.”[3]

Şeytani düşünce tarafından tarih boyunca geliştirilen; kaderin cilvesi ve imtihan gereği tüm dünyada ve her sahada fiili hakimiyet fırsatına erişen Yahudi Siyonizm’inin ve zulüm sisteminin zirvede olduğu bir süreçte ortaya çıkan Erbakan hoca ise, “Hastalık virüsü taşıyan böcekleri üreten bataklığı kurutmadan, sivrisinek avlamakla sıkıntı ve sorunların aşılamayacağının” bilinciyle harekete geçmiştir.

Hoca, aynı zamanda: “globalleşen bir dünyada ve her hususta; ya etkin ve yetkin bir konuma gelmek gerektiğini, aksi halde, değil bir ülkede, hatta bir köyde bile (Toplumun ezici çoğunluğunun desteği ile iktidara gelmiş olunsa dahi) tam olarak Adalet sisteminin yürütülemeyeceğinin ve sözünün geçmeyeceğinin farkında ve şuurunda ender bir liderdir.

Bu nedenle, asırlar süren şeytani bir cehd ve gayret sonucu; ekonomiden kültüre, siyasetten bürokrasiye, medyadan mafya örgütlerine, sanayiden teknolojiye hemen her şeyi güdümüne almayı başarmış; ABD ve AB ülkelerini ve kalkınmış Asya devletlerini kontrollerine almış bir Siyonizm canavarının ve Deccalizm saltanatının; kan damarlarını kesecek, beynini ve sinir sistemini felç edecek hazırlıklara girişmesi; basit kahramanlıklara, fasit kavga ve kargaşalara, resmi sıfatı büyük, ama hükmi ve hakiki yetki alanı düşük siyasi başarı ve iktidar havalarına aldırmayıp, “dünyayı değiştirecek proje ve stratejilere” yönelmesi; hem aklın ve irfanın, hem Kur’ani anlayışın, hem de mevcut insani ihtiyacın bir neticesidir.

Erbakan Hoca’nın: “değişerek dış güçlerin hizmetine girdiğini” belirttiği Başbakan Erdoğan’a “ya Milli Görüş çizgisine döneceksin, ya da hem kendini hem ülkeni mahvedeceksin” uyarısı geliyordu. Hoca, kendisiyle yapılan bir röportajda yönetilen soruları şöyle yanıtlıyordu:

Erbakan’ın günleri nasıl geçiyor?

“Biz Elhamdülillah Müslüman'ız. Allah bizi dinimizden, davamızdan ve inancımızdan ayırmasın. Müslüman demek iyi insan demektir. İnsanların hayırlısı başkasına faydası dokunandır. En büyük fayda ise, bütün insanların saadeti için yeryüzünde bir adil düzenin kurulması ve bir saadet dünyasının kurulmasıdır. Bu yolda yapılan çalışmalar en büyük ibadettir. Ve insanlığa yapılan en hayırlı hizmetlerdir. Müslüman olarak bu hususta hepimiz mükellefiz, elimizden gelen gayretle çalışmak mecburiyetindeyiz. Biz Başbakanken bir yandan üzerinde günlük görevleri yürütmek ve heyetleri kabul etmek gibi faaliyetleri sürdürdüğümüz bir çalışma masamız vardı, bir de arkada daha önemli ve öncelikli hazırlıkları yapmaya mahsus bir çalışma odamız vardı. Sürekli heyetler gelip gittikçe onlar çok vakit almaktaydı. Daima düşünmüşümdür ki, “ben keşke iki kişi olsaydım da birisi bu heyetlerle meşgul olsaydı, birisi de içerde asıl temel meseleleri düşünüp tanzim etseydi.”

“Şimdi bu düşüncemizin ışığı altında Allah'a şükürler olsun ki, temel meseleleri ve bunlara ait çözüm, çare ve stratejileri düşünüp tanzim için Cenab-ı Allah lütfedip bize daha büyük fırsat vermiştir. Bundan dolayı Rabbimize şükrederiz. Ve şuanda yaptığımız çalışmaların da bütün insanlığın saadetine vesile olmasını dileriz. Dolayısı ile şu andaki çalışmalarımız, daha önceki çalışmalarımızdan herhangi bir şekilde daha önemsiz değildir. Hatta daha önemli ve daha yoğundur.”

Ergenekon Operasyonlarını Hoca nasıl yorumluyor?

Öncelikle bir defa Türkiye'nin çok önemli temel meseleleri var. Halkımız gittikçe fakirleşiyor. Sanayi yok olma noktasına gelmiş. Tarım perişan, hayvancılık zaten yok olmuş. İnsanlarımız geçim derdi peşinde, kredi kartını nasıl ödeyecek bununla uğraşıyor. İşsizlik korkunç boyutlara ulaşmış. Devlet taşıyamayacağı kadar ağır yüklerin altına girmiş. Ve her günde zam, vergi, borç ile gittikçe bir felakete doğru sürükleniyoruz. Asıl bu meselelerimizi gündeme getirip, bunları nasıl çözeceğimizi konuşmamız gerekirken, ne olduğu belirsiz bir takım konularla vakit dolduruluyor. Bunlar elbette gerekli konular. Fakat gündemi bunlarla doldurup, asıl konuların hepsini bir kenara bırakmak yanlış bir iş. Bu çeşitli isimler altında ortaya konmuş olan senaryolar hakkında kesin bir bilgimiz yok. Bunlar adalete intikal etmiş olan konular. Herhangi bir şekilde de bir sonuca bağlanmış değil. Bu itibarla bu konuların mahiyeti hakkında bir şey söylememiz mümkün değil. Yalnız söyleyeceğimiz şey odur ki, Türkiye her bakımdan hür ve huzurlu bir ülke olmalıdır.

“Demokratur” değil Demokrasi gerekiyor!

Halkın arzusu yerine getirilmeli ve Demokratur değil demokrasi uygulanmalı. Alman Baş Piskoposunun en çok satan kitap olarak yazmış olduğu kitapta, uzun uzun demokrasi nedir, demokratur nedir, anlatmıştır. Diktatör, diktatur; Latincedir. Diktatörlüğün var olduğu her yerde diktatur rejimi hâkimdir manasında diktatur kelimesi kullanılıyor. Demokrasi demek halkın kendi kendini idare etmesi demektir. Demokratur ise halkın yönlendirilip idareye alet edilmesi demektir. Bunların yaptığı halkı aldatıp, çeşitli medya oyunlarıyla, çeşitli tertipler ve senaryolarla, halka “işte siz seçiyorsunuz, daha ne istiyorsunuz? kendiniz getirdiniz!” dedirttirmek suretiyle kendi zulüm ve sömürü düzenini yürütmektedir. Bu itibarladır ki biz Demokraturu yani halkın alet edilmesini değil, gerçekten halkın istediğinin hükümran olmasını istiyoruz. Halkımız tarihini istiyor. İnancını istiyor. Tarihteki şerefli yerini almak istiyor. Hâlbuki bugünkü yöneticiler tamamen halkın bu isteklerini bırakmış, biz sizi zorla AB'ye sokacağız, İslam medeniyetini bırakıp, Hıristiyan medeniyetinin parçası olcağız” diye dayatıyor. Şimdi dolayısıyla söylemek istediğim şey şudur. Türkiye'de adil bir düzen kurulmalı. Halkın arzusuna, inancına ve ihtiyacına uyulmalıdır. Ve herhangi bir şekilde bir takım müdahalelerle Türkiye sekteye uğratılmamalı, hayırlı faaliyetler aksatılmamalıdır. Ve dış güçlere alet olunmamalıdır

Erbakan AKP’nin “açılım”larını tehlikeli buluyor!

Hiç şüphesiz ki bunlar tamamen dışarının empoze ettiği olaylar ve oyunlardır. Yani dış güçler Türkiye'yi zayıflatıp parçalamak için, bu hususta, hükümeti sıkıştırıp kullanmaktadır. Bunlar emperyalizmin planlarının uygulaması olarak ortaya çıkmaktadır. Türkiye'nin aslında herhangi bir ırkçılık, Kürtçülük diye bir meselesi yoktur. Çünkü biz Müslüman'ız. Ve Müslümanlıkta ırkçılık olmaz. 72.5 milyon birbirimizin kardeşiyiz. Bütün müminler birbirinin kardeşidir. Irk ayrımı dinimizde yasaklanmıştır. Dinimizin temel esaslarına göre ne Arab'ın Acem'e, ne de Acem'in Arab'a üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takvada ve itikattadır. Allah'tan korkudadır, insanlara faydalı olmaktadır. “Biz insanları ayrı ayrı kabileler halinde yarattık ki, aralarında farklılık olsun, birbirlerine ihtiyaç duyulsun, yardımlaşsınlar, dostlukları ve dayanışmaları kuvvet bulsun diye” buyrulmaktadır. Yoksa birbirlerine karşı böbürlensin diye değil. Onun için bizim inancımızda ırkçılık yoktur.

Biz kırk yıldır milletimize diyoruz ki; bugünkü dünya, 300 seneden beri ırkçı emperyalizmin kendisi için kurduğu bir sömürü, bir zulüm dünyasıdır. Bu dünya kan ve gözyaşından başka bir şey getirmez. Bu dünyanın değişmesi lazımdır. Yeni bir dünyanın kurulması lazımdır. Peki, bu yeni dünyanın düzeni ne olacak? Bakınız, komünizm 70 sene zulmetti. İflas etti gitti. Komünizmin iflası, kapitalizmin fayda sağlayacağı manasına gelmez. Komünizm ve kapitalizm ikiz kardeştirler. İkisi de ezen ve ezilen düzenidir. Komünizmde ezen devlettir, kapitalizmde ezen bir avuç ırkçı Siyonist zihniyettir. Nasıl komünizm yıkıldıysa bu kapitalizm de yıkılmaya mecburdur. Çünkü bu sömürü düzeni büyük uçurumlar meydana getiriyor. Bu farklılıklar, bu haksızlıklar felaket ve kıyamet alametidir. Bir yerde ezilenler isyan edecek artık kimsenin huzuru kalmayacak demektir. Biz adil düzen çalışmalarını batılı profesörlerle beraber yaptık, on yıl boyunca.

Orwin Lazlo BM Yeni Dünya Düzeni Komisyon Başkanı, NOBEL ödülü sahibi bir bilim adamıdır. Bizim çalışmalarımıza uzun bir müddet katılmıştır. Bu çalışmalar esnasında; 'Hayatım boyunca ne idealler düşündüysem, bunların hepsini bir sistem içinde Adil Düzen’de gördüm. Bugün sanki yeniden doğdum. Ve gerçekten insanlığın saadeti ancak böyle bir sistemle mümkündür. Herkese hakkını veren, insanları ezmeyen, kölelik ve hilecilik düşünmeyen bir sistem” diyerek takdirlerini belirtmiştir.

Vatikan bile artık Adil Düzen'i istiyor

Şimdi Vatikan İslam otoritelerine müracaat edip diyor ki, “biz eskiden faizin karşısındaydık. Komünizm yıkıldı, şimdi faizli nizamı tatbik ediyoruz. Bizim tebaamız bize soruyor, diyor ki eskiden söyledikleriniz mi doğru, yoksa şimdi söyledikleriniz mi doğru?” Biz bunlara cevap vermekte aciz kalıyoruz. Çünkü komünizm gibi kapitalizm de insanlara saadet getirmemiştir.

Ancak bunların yerine nasıl bir düzen kurmak lazım? Bizim kendi kitaplarımızda bunlar hakkında temel esasları bulamıyoruz. Hâlbuki Müslümanlık bunların temel esaslarını koymuş, ilim adamları adil kuralları bulmuş. Bize yardımcı olun, yeni adil düzeni beraberce tanzim edelim. Bu bir zaruriyettir.

Adil Düzen'in kokusu dahi insanları bahtiyar etmeye yetiyor!

Bizim Refah-Yol döneminde ortaya koyduğumuz Adil Düzen'in sadece kokusudur, kendisi değildir. Mevcut şartlar altında kendisini koymamız mümkün değil, bari kokusunu koyalım dedik. O kokusu dahi insanları bahtiyar etmek için kâfi geldi. 100 alan memura 6 ayda 256 verdik. 100 alan BAĞKUR emeklisine 1000 verdik. Şimdi ben bugün Türkiye'nin neresine gitsem bir yaşlı kadın geliyor. Erbakan gelmiş diyorlar nerde bu? Duyuyorum. Gösteriyorlar geliyor. Sen misin Erbakan diyor. Evet diyorum. İki elini birden havaya kaldırıyor. Birini değil ikisini birden. 'Hay Allah senden razı olsun. Senin zamanında bir BAĞKUR emeklisi olarak 80 lira zam aldım. Bugün onunla ekmek yiyiyorum. Çünkü ondan sonra hep yüzde 2-3 zamlarla hiçbir şey elimize geçmedi. Aç kaldık diyor. Ondan dolayı o gün yapmış olduğumuz hizmetler hala 12 senedir, sadece teşekkür etmekle kalmıyor, bugünkü insanların geçimi bakımından da bir nevi temel teşkil ediyor.

Ancak ne var ki dış güçler, Türkiye'nin güçlenmesini istemediklerinden; çeşitli entrikalarla bu büyük hamleyi engellemişlerdir. Bizim arkamızdan Türkiye'nin dış borcu 125 milyar dolardan, 500 milyar doları geçmiştir. Bizim arkamızdan işçi ve memur zam diye bir şey görmemiştir, hepsi grevdedir. Açlık içerisinde kıvranıyor. İnsanlar şimdi kredi kartlarını ödemekle boğuşuyor. Türkiye'nin üçte biri fakirdi, şimdi üçte ikisi fakir hale geldi. Hayvancılık yok oldu, sanayi yok oldu, tarım yok oldu. Maalesef Türkiye sahipsizdir ve gerçekler acıdır, Türkiye böylece bir felakete doğru sürüklenmektedir. Bir an evvel yeniden Milli Görüş'ü iş başına getirip, Adil Düzen'i kurup, Türkiye'yi lider ülke yapmaktan Türkiye'nin de insanlığın da başka kurtuluş çaresi kalmamıştır.

Erdoğan gibileri nasıl ve neden değişiyor? AKP nereye sürükleniyor?

Bunlar, dış güçlerin kışkırtıp aldatmasıyla, yolunu şaşırmakla, hidayet kararmasıyla değişmiştir. Milli Görüş gömleğini çıkarırsa insan bu hale gelir. Hidayeti kararır, hayırla şerri ayıramaz, hayır diye şerre hizmet eder ve böylece de faydalı iş yapacağına zarar verir. Dolayısı ile AKP bizim zamanımızdaki düşünceler üzerinde yürüyerek Milli Görüş'ün hayırlı hizmetlerini devam ettireceğine, maalesef gömleği çıkarıp asli kimliğini reddetmiştir. Tamamen onun tersine hareket etmek suretiyle, Türkiye'yi büyük bir felaket içine sürüklemiştir.

Erbakan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun girişimlerini nasıl buluyor?

Hiç şüphesizdir ki insanların elbette birçok faaliyeti yaparken, hepsi başarısızdır demek mümkün değildir. Dışişleri Bakanı iyi niyetli, sevdiğimiz bir evladımız yerindedir. Ancak yaptıkları yeterli değildir. Yaptıkları maalesef yine dış güçlerin planları mucibince atılmış olan adımlardan ibarettir. Fakat herhalde kendisi iyi niyetli olabilir. Herhangi bir fırsat bulunup anlatılanları dinleyecek olursa o takdirde çok daha şuurlu, çok daha faydalı hizmetler yapabilir. (Ama bu günkü göstermelik icraatlarını “tarihli ve talihli değişimler” diye yorumlamak saflık alametidir.)

Hocam Konya neden İlk Tercihiniz oldu?

Çünkü Konya Anadolu’daki ilk merkezdir. Selçuklu merkezidir. Bizim davamızın sembol şehri Belde-i muhayyere’dir. Yani Efendimiz (s.a.v)’e teklif edilen üç şehirden biridir. Manevi olarak: “Habibim hangi şehri istersin, Medine mi, Şam mı, Konya mı? dendiği zaman, Efendimiz (s.a.v) fakiri çok olduğundan Medine’yi seçmiştir. Ama hangisini istersin? teklifi arasında Konya’nın bulunmuş olması da tabiî ki çok büyük bir şereftir. Büyük Selçuklu payitahtıdır, Haçlı seferlerini püskürten merkezdir. Yani Siyonist işbirlikçilere geçit vermemiştir. Konya’nın manası çok büyüktür. Mevlana’nın şehridir. Bu itibarla Besmeleyi Konya’dan çektik. Muhyiddin’i Arabî Hazretleri 1000 sene önce Fütuhatı Mekkiye kitabında, ‘İnsanlık fetret dönemine girecek ve kurtuluş Konya’dan başlayacaktır’ müjdesini vermiştir. Bu itibarla Konya’nın ayrı bir özelliği vardır. Bu özelliğe dayanarak çalışmalara oradan başladık.

Erbakan’dan Demirel’e cevap: “Kuşun canlısını istiyoruz!”

Kısa bir zaman içerisinde bu haberler gitti, Demirel çıktı geldi. Halkı topladı ve bir miting düzenledi. Çünkü masonik merkezler Milli Görüşün Meclise sokulmaması talimatını vermişti. Bu mitingde takriben söyledikleri şöyleydi: “Ey Konyalılar bu Erbakan benim sınıf arkadaşımdır. Ben kendisini severim. Ama buraya gelmiş olmayacak şeyler anlatıyor. Ben dine hizmet edeceğim” diye sizi aldatıyor. Dinin hizmet edilecek nesi var? Camileriniz açık değil mi, mevlit okuyorsunuz karışıyor muyuz, namaz kılıyorsunuz oruç tutuyorsunuz, Hacca gidiyorsunuz. Bundan ala Müslümanlık mı olur? Dinin hizmet edilecek bir şeyi olsa biz yaparız. Sorun kendisine bakalım ne yapacakmış, ne istiyormuş?” diye kafaları karıştırıp gitmişti.

Biz o gün miting yapmış dönerken; O’nun Konya ovasına gelip miting yaptığından haberimiz yok. Yarı yolda arabayla geldiler, bunları bunları söyledi” dediler. Ve birde el ilanı dağıtmışlar. ‘ Bu akşam Şeker Kahvesi’nin önünde Erbakan Demirel’e cevap verecek’ diye. Emri vaki ile karşılaştık. Geldik bir de baktık ki, ooo, Şeker kahvesinin önünde bir kalabalık var, iğne atsan yere düşmüyor. Gündüz ki kalabalığın üç misli toplanmış. Erbakan Demirel’e ne cevabı verecek diye meraklanmışlar. Halkın önüne çıktık ve dedik ki, ey ahali siz buraya neden toplandınız? Demirel’in sorduğu sualin cevabını öğrenmek için. Ne sordu? “Bu Erbakan İslam diye ne istiyor diyor? Şimdi vereceğim cevabı dikkatle dinlemeniz gerekiyor. Bakınız, Demirel’i avucumun içi gibi bilirim. Her zamanki polemiklerinden birini yapıyor. Asıl sizi o aldatmaya çalışıyor. Çünkü bugün geldi size; ‘Namaz kılıyorsunuz karışıyor muyuz, oruç tutuyorsunuz karışıyor muyuz, camiler açık değil mi, daha ne istiyorsunuz?” diye sordu. Şimdi ben ne istediğimizi bir misalle anlatacağım. Avcılar ördek, keklik gibi güzel bir kuş avladıkları vakit, onu muhafaza etmek için ne yaparlar? İçini temizlerler ve saman doldururlar. Misafir odasının veya bir dükkânın başköşesine koyarlar. Okullarda, müzelerde vardır.

İşte, Demirel bugün gelip size saman dolu bir kuş gösterdi. Bu kuşun gözü yok mu? Var. Gagası yok mu? Var. Kulağı yok mu? Var. Kuyruğu yok mu? Var Kanadı yok mu? Var. Eh daha ne istiyormuşuz? Tek kelime ile söyleyeyim: Biz bunun canlısını istiyoruz. Saman dolusunu değil!

Bu söz bugün daha büyük bir önem kesbediyor. Diğer sözler gibi. Neden? Efendim Suriye ile vizeleri kaldırdık. Ticareti arttırıyoruz. Ne bunlar yav? Bunlar saman dolu bir kuş. ABD ve Siyonist Yahudi lobileri, “Türkiye’de halk Müslümanlık bağımsızlık ve kalkınmışlık istiyor. Aman Saadet Partisi’ne kaymasın, AKP’de kalsın” istedikleri için bunlara müsaade ediyor. Sen Suriye’de vizeleri kaldırdın, gerçekten İslam kardeşliğine dayanan bir birlik kurma aşkında mısın? Yoo. Peki, D-8’lere sahip çıkabilir misin? Bunlar ne, saman dolu kuş. Şimdi, halkın bu gerçeği anlaması gerekiyor.

Ne konuşuyoruz biz? İşte Konya’da başlayan bu mücadele bugün devam ediyor. Yani halk aldatılmayacak. Halk İsrail’e vilayet olmayacak, bağımsız olacak, vatan millet bütün olacak, dış güçlerin oyunları bozulacak ve aynı zamanda Türkiye önder bir ülke olacak, Yeni Bir Dünya’yı kuracak. AB’ye girmeyecek, İslam birliğine rehberlik yapacak. Çünkü AB bir Hıristiyan medeniyetidir. İslam medeniyeti ile mukayese bile edilemez. Bunların, AKP’nin, CHP’den bir farkı yoktur temelde. Ne diyorum? O teferruatı bırakın! KDV’yi 11 yapacakmış, 12 yapacakmış. İkisi de Avrupa Birliğine gireceğim diye can atıyor mu? “İslam medeniyetini bırakacağım, Hıristiyan medeniyetine katılacağım” diye çırpınıyor mu? İkisi de Siyonizm’in faizci kapitalist sisteminin bekçiliğini yapıyor mu? Hiç bu düzeni değiştireceğim diye bir söz, ağızlarından çıkıyor mu? İkisi de vergiyi, faizi halkımızdan toplayıp götürüp, faiz diye dış güçlere ödüyor mu? Dış güçlerin, emperyalizmin tahsildarı gibi çalışıyor mu? Ne fark var aralarında? 40 sene evvel Demirel’e söylediklerimi hatırlıyorum: Şuur... Kuşun canlısı demek; Türkiye’yi lider ülke yapma şuuru demek. Bu şuur olmadan hiçbir hayırlı iş başarılamaz. Bu gün bu söz her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Bütün bunlarla neyi açıklıyorum size? Sualinizin cevabını veriyorum: yani bütün bu mücadelemizin amacını; Türkiye’yi lider ülke yapmak sevdamızı, Yeni Bir Dünya kurmak ve bütün insanlığı saadete ulaştırmak davamızı özetliyorum.

 

 


[1] Son Gazetesi / sh:23

[2] Sa’dii Şirazi ve İbni Teymiyye’de Fert ve Cemiyet İlişkileri, Nazif Şahinoğlu, S:265, İşaret Yayınları

[3] Milli Gazete / Mustafa Özcan


Bu yazarin diger makaleleri

STADLARIN YUHALAMASI VE ERDOĞAN’IN “HALIK’I”
Devasa stadyumlar; Firavun’lardan, Nemrut’lardan Neron’lara, Roma’lılardan Bizans’a kadar tüm barbarlık...
Devami
YAKIN TARİHİN FESATLIKLARI VE FIRSATLARI
Türkiye ve Dünya Nereye Gidiyordu? Peşinen, samimi bir inancımı ve kanaatimi...
Devami
YAHUDİLER VE TÜRKİYE
  Osmanlı Beylikten devlete; oradan medeniyete yükselirken; esnaf, tüccar, zenaatkar...
Devami
AKP'NİN MİLLİYETÇİLİĞİ VE MASON TARİKATININ DERVİŞİ
  Emperyalist Güçler, Türk askerinin Irak'ta ve İran'da; ABD ve...
Devami
MİLLİ BİRLİK VE DİRLİK BOZULURSA!?
  Peşinen vurgulayalım ki “millet devlet için değil, devlet millet için...
Devami
PKK’YI AZDIRAN DA, AKP İKTİDARINI HAZIRLAYAN DA; 28 ŞUBATTIR!
Biri Ulusalcı, biri İslamcı: Yahudi damatlıyla, Yahudi madalyalı! Başbakanlığı döneminde; tüm...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2126

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR