Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün5520
mod_vvisit_counterDün5779
mod_vvisit_counterBu Hafta5520
mod_vvisit_counterGeçen hafta52625
mod_vvisit_counterBu Ay225418
mod_vvisit_counterGeçen Ay288180
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16408587

IP'niz: 3.237.94.109
Bugün: 28 Eyl 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12030540

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

REFERANDUM CAMBAZLIĞINA NİYE KARŞI ÇIKIYORDUK?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

Anayasa değişiklik paketi %58 evetle kabul edilmiştir. Aklımıza yatmasa ve hoşumuza gitmese de, her olay bir hayra vesiledir ve içinde nice hikmetler gizlidir.

Önce halkımız, bu değişiklik paketiyle milli iradeyi küçümseyen vesayetçi sistemden ve halkın inancına hakaret eden despotik laiklikten kurtulacağına inanarak “evet” demiştir.

“Bu AKP’liler, Erbakan’ın devamıdır ve Milli Görüşçüler dürüst ve dindar insanlardır” kanaatiyle destek vermişlerdir.

Din düşmanlıkları ve halkımıza barbarlıkları asla unutulmayan malum kesimlerin, yine aynı sivri söylemlerle AKP’nin şahsında inancımıza saldırmalarına tepki olarak “evet”i tercih etmişlerdir.

Ancak, bu %58’lik oy oranının verdiği şımarıklıkla, AKP’nin yeni Kürt açılımlarıyla Türkiye’yi parçalamaya hazırlandığı, Milli ve İslami kimliğimizi yozlaştırmak üzere, dış güçlerce kiralandığı ve İran saldırısında Amerika ve İsrail’in yanında yer aldığı ortaya çıktığında, bu tablo tersine dönebilir, AKP ANAP’ın durumuna düşebilir ve düşecektir.

Bizim çok ciddi kaygılarımız ve gerçekçi kuşkularımız hala sürmektedir.

Anayasa değişikliği neler getiriyordu?

28 maddelik anayasa değişiklik paketi, daha çok Anayasa Mahkemesi ile HSYK'nın yapısını öngören düzenlemelerin yanı sıra siyasi partilerin kapatılmasını içeren maddelerle gündeme gelmişti. Ancak pakette, toplumsal hayata dair temel hak ve özgürlükleri güçlendirip genişletici ve daha demokratikleşici jelatinli ve çok tehlikeli maddeler bulunuyordu.

Sendikal haklar ve memura sözleşme hakkı neyi amaçlıyordu?

Düzenleme ile daha önce sadece bir sendikaya üye olabilen işçiler bundan böyle birden fazla sendikaya üye olabilecekti. Bu durum, sendikalar arasındaki rekabeti artırırken, sözde işçiden yana avantajlar getirecekti. Bütün fabrikalar ve iş sahaları kapatılırken, milyonlarca insanımız işsiz ve ümitsiz dolaşırken çok sınırlı sayıdaki sendikalı ve sigortalı işçilere yeni haklar getirilmesi neyi halledecekti? Yine memurlara ilk kez toplu sözleşme hakkı tanınırken, bu imkândan emekli memurların da yararlanacağı söylenmekteydi. Maddeyle, grev ve lokavt hakkına getirilen sınırlamalar yürürlükten kaldırılıyor, böylece, sendikal haklar ile grev ve lokavt hakkının kullanılabilmesi bakımından, güya ileri bir adım atılmış oluyordu. Memurlar ve diğer kamu görevlilerine verilen uyarma ve kınama cezalarının da yargı denetimine açılması öngörülüyordu. Sanki Türkiye yeni bir kaos ve kargaşa sürecine hazırlanıyordu.

Anayasa Mahkemesi bireysel başvurulara açılıyordu.

En önemli değişikliklerden biri de Anayasa Mahkemesi'ne ilk kez bireysel başvuru hakkı getirilmesiydi. Daha önce ancak Strazburg'daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'nin yolunu tutan vatandaşların, bundan sonra anayasal hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini düşünmesi halinde Anayasa Mahkemesi'ne başvurabileceği söylendi. Bu kapsamda yapılan önemli değişikliklerden biri de Batılı ülkelerde 'ombudsmanlık' olarak bilinen kamu denetçiliği uygulamasıyla birlikte vatandaşların, devlete karşı şikâyetlerde mahkemeye gitmeden yaşanan ihtilafların çözülebileceği belirtiliyordu. Böylece, herhalde rantiyecilere, ihale hilecilerine, bölücülere mahkemeden kurtulma imkânı getiriliyordu. Bu arada, bireylerin yurt dışına çıkmalarının sınırlandırılmasına ilişkin hükümleri de kaldırılıyor, daha önce güvenlik güçlerinin talebiyle yurtdışına çıkmaları engellenebilen vatandaşlar, bundan böyle ancak mahkeme kararıyla sınırlanabiliyordu. Yani hırsızlara, arsızlara ve hainlere kaçış yolu kolaylaşıyordu.

Kurumlar AB’nin kontrolüne alınıyordu

Anayasanın 125. maddesinde değişiklik yapılarak, Yüksek Askeri Şura (YAŞ)'nın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç, her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açılıyordu. Yine askeri yargıyı ve görev alanlarını düzenleyen Anayasa'nın 145. maddesinde değişiklik yapılıp; “askeri yargı”, asker kişilerin, sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askeri suçlara ait davalara bakabilecek” deniyordu. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalara artık adliye mahkemelerinde bakılacaktı. Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamayacaktı. Meclis başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanına, görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan yolu açılmaktaydı. Böylece TSK dahil önemli ve stratejik kurumlarımız dolaylı olarak AB ve ABD kontrolüne sokuluyordu.

ABD Büyükelçisi James Jeffrey Hürriyet gazetesinden Sedat Ergin’e yaptığı açıklamalarla AKP’nin referandumuna destek vermişti. Bu açıklamalarından sonra Atlantik ülkelerinin AKP hükümeti ve referandumla ilgili tavırları netleşmişti. Hoş ABD yetkilileri neredeyse 1 aydır AKP’yi ve anayasa değişikliklerini desteklediklerini beyan etmekteydi. “Anayasa değişikliklerinin şurası burası eksikmiş, ama desteklenmesi gerekirmiş” sözleri bu desteğin bahanesiydi. Referanduma “evet” demenin AKP iktidarını desteklemek anlamına geldiğini bugün çocuk bile bilmekteydi. Daha doğrusu, sözde anayasa değişikliğinin, AKP iktidarını yenileyerek sürdürmek amacıyla gündeme getirildiği kesindi.

ABD ve İngiltere’nin Büyükelçiliklerinde görevli Hukuk danışmanları Adalet Bakanlığında ne arıyordu?

Tarih 14 Temmuz Çarşamba. Adalet Bakanlığının, Ankara’da Konya Yolu üzerindeki Gazi Ek Binasının bahçesinde bir hareketlilik göze çarpıyordu.

Yabancı kişileri taşıyan bir minibüs 12:20’de nizamiyeden giriyor, doğrudan Teftiş Kurulu Başkanlığı’na çıkılıyor, onları Teftiş Kurulu Başkanı Ahmet Can karşılıyordu.

Teftiş Kurulu Şube Müdürü Mesut Güngör, ABD ve İngiltere Büyükelçiliklerinde görevlilerin birlikte yürütülen bir proje nedeniyle Kurula geldiklerini açıklıyordu. Projenin adı: "Hakim, Cumhuriyet Savcısı ve Adalet Personelinin Performanslarının Ölçümünde Yeni Kriterlerin Tespiti." Proje kapsamında ABD ve İngiltere büyükelçiliklerinde görevli hukukçuların katılımıyla bir toplantı yapılıyordu. Toplantıya Ahmet Can, bazı Bakanlık bürokratlarının yanı sıra sekiz Amerikalı ve İngiliz görevli katılıyordu. Projede ABD Adalet Bakanlığı Hukuk Danışmanı Mike Lang da yer alıyordu. Yani Türk yargı sistemindeki disiplin ve terfi işlemleri artık ABD ve İngiltere’ye göre şekilleniyor, daha doğrusu onların kontrolüne geçiyordu!

Bu anayasa değişiklik paketine niye kuşkuyla bakıyorduk?

1- Demokratikleşme kılıfı adı altında Federatif Kürdistan’a ve PKK-BDP’nin özerklik ilanına hukuki ve resmi dayanak hazırlayan ve Türkiye’nin bölünmesine kolaylık sağlayan, çok sinsi ve tehlikeli maddeler içerdiği için AKP’nin bu anayasa değişiklik paketinden bir hayır beklemiyorduk.

Sıklıkla bölgede bulunduğumuz; Elazığ, Bingöl, Tunceli, Muş, Diyarbakır ve Van gibi illerimizle irtibat halinde olduğumuz için yakinen biliyorduk.

Sivil ve siyasi PKK olan BDP görünüşte referandumda “Hayır” diyecekmiş gibi rol takınsa ve AKP’nin işini kolaylaştırmaya çalışsa da içten içe yöre halkının “EVET” demesi için yoğun bir gayret içinde olduğunu görüyorduk.

Zaten Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in Tunceli’de:

1- Özerk (Demokratik Federatif) Kürdistan istemesi

2- Bağımsız Kürdistan parlamentosundan bahsetmesi

3- PKK renkleri olan, sarı, kırmızı ve yeşil boyalı Kürdistan bayrağını dillendirmesinin

Referandum sonrası şeytani heves ve hedeflerin habercisi olmasından endişe ediyorduk. Zaten PKK eşkıya başlarından Murat Karayılan’ın “ateşkes hususunda iktidarla Öcalan anlaştı” itirafları da kaygılarımızı haklı çıkarıyordu.

2- “Türkiye vatandaşlığı” gibi, dünyanın başka hiçbir ülkesinde bulunmayan; Millet mayamızı parçalayıcı ve devlet kimyamızı ayrıştırıcı hüküm ve ifadelerle, milli birlik ve dirliğimiz dinamitlendiği için Referanduma kuşkuyla bakıyorduk. BDP Milletvekili Hasip Kaplan’ın: “Türkler Kürtler kardeştir; Bizi bölen kalleştir” sloganından gıcık alması acaba neyin göstergesiydi?

BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın: “Özerklik bizim temel stratejimiz ve hedefimizdir. AKP de bunu çok iyi bilmekte, ama bilmezlikten gelmektedir. Çünkü; “Türkiye’nin özerk bölgelere ayrılmasını öngören AB uyum yasalarını imzaladıkları belgelerle sabittir” sözleri ise, bu referandumun ülkemizi hangi badirelere sürükleyeceğinin işaretiydi. Bu arada PKK’nın Güneydoğudaki imam ve muhtarlara “artık bizden talimat alacaksınız” baskıları da, AKP zihniyetinin PKK’yı nasıl şımarttığının bir alametiydi.

3- Türkiye’mizi Haçlı AB’nin bir eyaleti ve Büyük İsrail’in (BOP) bir vilayeti yapma yolundaki tüm anayasal engellerin ortadan kaldırıldığı ve egemenlimizin Brüksel’e devri amaçlandığı için, bu talimatla yapılmış düzenlemelere güvenmiyorduk.

4- Varlığımızın, bağımsızlık ve bekamızın garantisi olan TSK’nın, artık tamamen etkisiz, yetkisiz ve tepkisiz konuma sokulması; Milletimizin kendi askerine güven ve saygınlık duygusunun yıpratılıp yıkılması; Ordumuzun itimat ve itibarının sarsılması doğrultusunda adımlar atıldığı ve bunlar Haçlı ve Siyonist mihraklar ve yerli münafıklarca ve alçakça alkışlandığı için bu “ana-tasa” paketine şüpheyle bakıyorduk.

Sadece “Generalleri hesaba çektiği ve askeri hizaya getirdiği” gerekçesiyle, bu referandumda AKP’ye “Evet” diyeceklerin büyük bir yekûn teşkil ettiği dikkate alınırsa; Bu aziz milletin Dini ve ahlaki değerlerine hor bakan, hatta irtica bahanesiyle bunlara savaş açan rütbelilerin de, artık kendine gelmesi, gerçekleri görmesi ve din istismarcılarına fırsat vermemesi gerektiğini de hatırlatmak istiyorduk.

5- Gariban vatandaşlarımızın ve özellikle mağdur ve mazlumların her türlü haklarının sağlanıp korunması için değil; AKP kendi korkularını bastırmak, kendi koltuklarını korumak, işledikleri ağır suçların sorumluluğundan kurtulmak ve hesap vermekten kaçmak üzere bazı düzenlemeler yaptığı, ama halkımızı istismar edip aldatmaya, avutup oyalamaya çalıştığını sezdiğimiz için karşı çıkıyorduk.

Gerçekten yargı bağımsızlığı ve adaletin sağlanması için değil, din düşmanlığına kılıf yapılan laiklik anlayışının ve despotik kafaların tasfiye edilip, yerine AB aşığı ve ABD uşağı demokratik dinci takımının getirilmesinin, yani yargı sisteminde atların değiştirilmesi ve toplumun havasının indirilmesinin amaçlandığını fark ediyorduk.

6- a) AKP, 12 Eylül’le hesaplaşmak hamaseti yaptığı halde, bütün darbelere gerekçe yapılan, TSK İç Hizmet Kanunuyla ilgili 35. maddeye hiç değinilmediği için

b) Zamanaşımı nedeniyle zaten yargılanamayacakları bilindiği, ama asıl 28 Şubat darbecilerinin sorgulanması gerektiği halde, nedense onların üzerine gidilecek ciddiyet ve cesaret gösterilmediği için.

Deniz Baykal’a yapılan vefasızlık ve komploları kastederek, CHP Genel Başkanı Kılıçtaroğlu’nu, liderine ihanet ve nankörlükle suçlayan Recep T. Erdoğan’ın, kendilerinin Erbakan Hoca’ya, Milli Görüş davasına ve yıllarca sırtında yüceldikleri camiasına yaptıklarını hiç hatırlamaması ve yüzleri kızarmadan başkalarını ihanetle suçlaması, bunların pişkinlik ayarını sergilediği için.

c) Ve daha da endişe verici olan; İsrail’den ABD’ye, yerli masonik-dinsiz çevrelerden AB’ye kadar tüm dış güçlerin ve işbirlikçilerin ortaklaşa hücum etmelerinden: “ülkemiz ve devletimiz için tarihi ve milli bir müdahale yaptıkları” anlaşılan Kenan Paşa ve ekibine yönelik bu ucuz kahramanlık gösterilerinin ciddi ve gerçekçi bir yanı bulunmadığı için.

Çünkü 12 Eylül 1980 öncesi şartları hazırlayan ve ülkemizi parçalanma noktasına yaklaştıran odakların, bugün başka rollerde figüranlığını yapan AKP’den Milli, haysiyetli ve cesaretli bir değişim ve girişim beklemenin safdillik olduğuna inandığımız için bu referandumun yapay ve yararsız bir gündem oluşturduğunu düşünüyorduk.

Kenan Evren Paşa kendisine AKP’nin Anayasa değişiklik paketini soran yavuz Donat’a (Bak: 22 Temmuz 2010 Sabah sh: 25) “Zamanı gelince ve şartlar değişince bu anayasanın değişeceğini daha önce söyledik. Çünkü anayasa kutsal kitap (Allah’ın kelamı) değil… Kur’an-ı Kerim mi ki, asla bozulup değişmesin...”

“Sarsılan devlet otoritesini sağlamak, ülkeyi parçalanmaktan korumak, azgınlaşan anarşi ve terör belasından kurtulmak için öyle bir müdahale kaçınılmaz hale gelmişti.”

Sözlerindeki samimiyet ve seviye ile Recep Erdoğan ve ekibinin şımarık ve münafık tavrını kıyaslıyorduk!..

Kaldı ki, AKP özünde bir 28 Şubat projesi olduğu gibi 12 Eylül'e de aslında sahip çıkan bir parti olduğunu yer yer göstermiştir. Bunun en çarpıcı fotoğrafı kuşkusuz 'devletin zirvesinin' katılımıyla uğurlanan İhsan Doğramacı'nın cenaze törenidir.

Başbakan'ın Doğramacı'nın cenazesine katılması sadece bir devlet protokolü gereği değildir. AKP'yle Doğramacı'nın gönül bağı da bilinmektedir. Dikkat edin, devletin pek çok önemli ödülü AKP iktidarı boyunca hep İhsan Doğramacı'ya verilmiştir. Bir başka iddiaya göreyse AKP, Erdoğan ve Gül'ün katılımıyla Doğramacı'nın Bilkent'teki evinde kuruluvermiştir.

12 Eylül'den hesap sormaya niyetli bir iktidarın İhsan Doğramacı'yı bu kadar bağrına basması ilginçtir.

Zira Doğramacı 12 Eylül'ün en az Kenan Evren kadar organik bir parçası, askeri darbenin simgelerinden birisidir.

7- Bütün Milli varlıklarımız, sanayi kuruluşlarımız, fabrikalarımız, limanlarımız ve ormanlık alanlarımız, çoğu yabancılara olmak üzere satıldığı,

Ziraat ve hayvancılığımızın körletilip, ülkemizin dışarıdan et ve hububat ithalatına mecbur bırakıldığı,

Dış borçların, Osmanlı’yı iflasa sürükleyen “Duyun-u Umumiye” boyutlarını aştığı ve üstelik alınan borçların gelir hanesine kaydedilip, sonrada hiç utanmadan “bakınız fert başına Milli gelir artıyor” diye toplum kandırıldığı için bu anayasa değişiklik teklifini eleştiriyorduk.

Hatırlayınız Tarım Bakanlığınca yaptırılan denetimler sonucu, bebek maması üreten üç firmanın paketlerinde, çocuklar için oldukça tehlikeli olan aşırı miktarda kurşun bulunmuş ve bunlar Bakanlığın resmi internet sitesinde yayınlanmıştı. AKP iktidarı bu firmaları açıklamak ve cezalandırmak yerine, görevleri gereği bu sonuçları siteye yazan memurlara soruşturma açmıştı. Bize göre böyle bir iktidara güvenmek ve desteklemek, Allah’tan belasını istemekle eş anlamlıydı.

8- AKP’nin, ahlaki hayatımızın ve aile yapımızın hızla yozlaşmasına, milli benliğimizden ve manevi değerlerimizden kopulup uzaklaşılmasına fırsat ve ruhsat vermesi ve dolaylı teşvik etmesi, üstelik bütün bu tahribatlarını, dindarlık kılıfı altında yürütmesi ve daha da beteri halkımızdaki duyarlılık gayretinin törpülenip, toplumun nemelazımcı ve eyyamcı bir vurdumduymazlığa iletilmesi nedeniyle referandumu yararsız ve hayırsız buluyorduk.

9- Milletimizin çağdaş ve özgün ihtiyaçlarını karşılamak, temel haklarını ve inançlarını garantiye almak, gerçek bir demokrasiye ve örnek bir laikliğe zemin hazırlamak üzere:

  • Böylesi pansuman ve palyatif yamalarla değil, köklü çözümler üretecek bir ameliyatla,
  • Kısmi ve geçici değil, kalıcı ve kapsayıcı bir anlayışla,
  • Batı taklitçisi ve kopyacı değil, milli ve yerli bir yaklaşımla,
  • Ön yargılar ve kaygılarla değil, tamamen ilmi, insani amaçlarla yeni ve adil bir anayasa yapılmasını istediğimiz için bu paketin “tarihi bir devrim ve değişim” olarak sunulmasını ve savunulmasını asla kabul etmiyorduk.

10- Siyonist Yahudi Lobilerine bağımlı, ABD ve İsrail’e kiralık medya şövalyeleri AKP iktidarını ayakta tutmak üzere korkunç bir beyin yıkama faaliyeti yürütüyordu. Hatta öyle ki, Şamil Tayyarlar, Mustafa Ünallar, henüz Yüksek Askeri Şura Toplanmadan, kimlerin terfi ve emekli edileceklerinin kararlarını bile verebiliyordu. Ama Recep T. Erdoğan hükümetinin kurusıkı tehditler savurduğu İsrail’le Mavi Marmara katliamı öncesinden daha sıkı fıkı ilişkiler kurduğunu ise, bunlar halkımızdan özenle gizliyordu.

İşte Anadolu Ajansı’nın geçtiği haberler:

Haber No 1:

“İsrail donanmasının 31 Mayıstaki Mavi Marmara gemisine baskınından sonra kısa süre aksayan teknik destek hizmeti normale döndü. İsrail önce 2 kişilik heyeti, ardından, önceki Heron sisteminin bakımı ve idamesi için gereken 4 uzmanı Türkiye’ye gönderdi. İsrailli uzmanlar halen Türkiye’de çalışmalarını sürdürüyorlar. Ayrıca Heronların nihai kabul çalışmaları için de kalabalık bir İsrail heyeti Ağustos ayının ilk yarısında Türkiye’de olacak.” (21 Temmuz 2010)

Haber No 2:

İsrail, 31 Mayıs’ta Gazze yardım gemilerinden Mavi Marmara’ya düzenlenen operasyon ve operasyonda 9 Türk’ün ölmesinin ardından, Türkiye’den yükselen tepkiler üzerine, vatandaşlarına yaptığı “Türkiye’ye seyahate gitmekten kaçınmaları” uyarısını kaldırdı. İsrail Başbakanlığı bünyesindeki Terörle Mücadele Birimi’nden yapılan açıklamada, Türkiye’de İsrail karşıtı protestoların görülmemesi ve durumun sakin olması nedeniyle, seyahat uyarısının kaldırıldığı belirtildi. (21 Temmuz 2010)

Haber No 3:

“Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol, İsrail’e geri döndü.” (21 Temmuz 2010)

İşte bütün bunlar şüphelerimizi artırıyordu.

Referandumdan evet çıkarsa, ardından gizli paket Meclise taşınmaya ve egemenliğimiz AB'ye aktarılmaya hazırlanıyordu!

AKP, yüksek yargıyı ele geçirdikten sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin rejimini değiştirmeyi hedefleyen Anayasa değişikliğinin önünü açma amacında. Bu amaç için hazırlanan paket yedekte bekletiliyor. Paketi Cemil Çiçek'in Adalet Bakanı olduğu 2005 yılı başında, bakanlığa bağlı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü hazırladı. Paket, Cemil Çiçek'in de açıkça belirttiği gibi milli egemenliğin Avrupa Birliği'ne devrini içeriyor. Egemenliğin kullanımı, yasama, yürütme ve yargının AB'ye uyumu, AB hukukunun üstünlüğü, yabancıların hakları gibi temel hükümlerde yapılması düşünülen pakette Anayasa’nın 10 maddesinde değişiklik öngörülüyor. Pakette yapılması planlanan değişiklikler şöyle:

AKP'nin Anayasa'nın "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir" denilen 6'ncı maddesinde, bu egemenliğin nasıl kullanılacağına ilişkin hüküm, "Egemenliğin kullanılması, AB üyeliğinin gerektirdiği haller dışında hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz..." şeklinde değiştiriliyor. Anayasa'nın "Yasama Yetkisi"ni düzenleyen 7'nci maddesinde de değişiklik öngörülüyor. Mevcut madde şöyle: "Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir. Bu yetki devredilemez." AKP'nin esas paketinde, "bu yetki devredilemez" hükmü çıkarılıp, yerine "AB üyeliğinin gerektirdiği haller dışında bu yetkinin kullanılması devredilemez" hükmü yer alıyor. Anayasa'nın Mahkemelerin Bağımsızlığını düzenleyen 138'inci maddesinde yer alan "hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler" denilen l'inci fıkrasına "...AB müktesebatı dahil" hükmü getiriliyordu.

Açılım diye Milli Birliğimiz parçalanıyordu!

“Kamuoyu bu işlere yönelmişken, 'TESEV'in Raporu' açıklandı. Deterjan tröstünün Türkiye Temsilcisi Can Paker'in George Soros destekli kuruluşu, 'Üçgen'in son halkasını oluşturdu. Paker'in iyi para alan 17 sağlam! Hukukçuya hazırlattığı manifesto ilginç. Türk sözcüğünün Anayasa'dan ve tüm yasalardan çıkarılması talep ediliyor. En önemli istekleri Emine Ayna'yı bile sollamakta. 'Anayasa'nın değiştirilemez maddeleri' dahi çıkarılıp, çöpe gönderilecek. Hatta ilköğretim okullarında okunan 'Türküm, Doğruyum, Çalışkanım' söylevi müfredattan atılacak. Bölücülerin, eylemleri için eğitim yeri olan Besta Dereler Mevkii'ni sular altında bırakacak Hasan Keyf bölgesindeki baraj yapımından vazgeçilecek. 'Paker ve Takımı'na saygılarımızı sunmaya hazırlanırken, Hakkâri’den yeni şehit haberleri geldi. Uzundere Beldesi Kavuşak Köyü Hantepe'deki birliğe saldırı gerçekleştirilmişti. 'Sakine Ana'nın gerilla', Can Paker'in 'Özgürlük Savaşçısı' dedikleri yine azmıştı. Hem de, TSK'nın saat 11.00'de yapacağı açıklamayı bekleme gereği duymadan. İnsanın aklına, 'Bu bildiriden nasılsa haberleri vardı' demek geliyor.

İşin medya boyutunu biraz daha deşmekte yarar var. Ajansların bölgedeki muhabirlerinin ağzından 'Bölücü' lafı duymuyoruz. Örgüt'ü kullanıyorlar. İstanbul'dan haber yapsın diye yollanan entel-dantellerin yerellerden farkı yok. Hatta 'Ölü evi ağlayıcıları'nı hatırlatıyorlar. Gazetecilerin cemiyetleri Leyla Zana'nın basın müşavirine 'Yılın Gazetecisi Ödülü' veriyor. Kandil propagandaları 'En başarılı röportaj' ilan ediliyor.

PKK'nın mayınları 'Birilerinin kardeşi Berlusconi'nin ülkesi İtalya' dahil AB ülkelerinden sağlanıyor. Nihai teslimat 'Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun ağabeyi Mesut Barzani'den. Akademisyen, ekran yorumcusu, köşe yazarı 'Vatan haini'. Kimileri hala 'Açılım' diye diye Türkiye'yi parçalamaya sürüklüyor.

Önce Ordu adım adım etkisizleştirildi. 'Bu askerle mi terörle mücadele edilecek?' sorularının ardı arkası kesilmiyor. Sevr'in hortlatılmaya çalışıldığını fark etmemek için görme engelli olmak yetmez. İçeriden ve dışarıdan ortak yönetilen saldırıyla karşı karşıyayız. Hedef önce Federasyon, sonra unufak etmek” diyenler haksız mıydı?

Türkiye’nin parçalanmasını Sabataistler istiyordu!’

Üstelik koyu Kemalist ve Ergenekon Laikçisi Cumhuriyet Gazetesi de, Osman Baydemir’e hak veriyor ve Ali Sirmen; Kürt sorununun çözümü için, Türkiye’nin özerk bölgelere ayrılması teklifine “helal olsun!” diye alkış tutuyordu.

Bundan gaza gelen Hürriyet’in Ertuğrul özkök’ü ise: “Türkiye’nin ayrı ayrı başkanları olan federatif bir yönetime geçmesini” önermek küstahlığına cesaret ediyordu.

Yani, ülkemizin bölünmesini ve Büyük İsrail’in kolay yutacağı lokmalar haline getirilmesini asıl isteyen Sabataist (Gizli Yahudi Dönmezi) hainlerdi; AKP ve PKK ise taşeronluk yapıyordu.

“Ey Millet, artık anlayın ve uyanın! Bu ülkede sabataist cuntanın ve Mason Localarının gizli saltanatı yıkılmadan, hiçbir sorun halledilemeyecek ve sonunda Türkiye çözülecekti..!” Feryadımız işte bu endişelerden kaynaklanıyordu.

Ancak, her şeye rağmen, bu ülkenin sahipsiz olmadığını, Allah’ın bu planları, hainlerin başına dolayacağını, Kutlu bir elin, Milletimizin aleyhine hazırlanan tuzakları, onların aleyhine kullanacağını, zalimlerin pişmanlık ve perişanlık duyacağı sonuçları, kendi elleriyle hazırlayacağını biliyor ve Rabbimize güveniyorduk. Bu nedenle referandumdan “Evet”te çıksa, “Hayır” da çıksa, bu neticenin milli hedefler doğrultusunda kullanılacağı gelişmeleri bekliyorduk.


Bu yazarin diger makaleleri

Genelkurmay Bahanesiyle; OSMANLI ÜZERİNDEN İSLAM DÜŞMANLIĞI
Behiç Gürcihan, Habertürk adına Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı’nın İlker...
Devami
YAHUDİ FESATÇILIĞI VE AKP FIRSATÇILIĞI
Eski Diyanet İşleri Başbakanlarından ve Cumhuriyet döneminin büyük alimlerinden olan...
Devami
LÜBNAN MACERASI VE SONRASI
  Lübnan'a asker göndermek, şöyle olmalıdır: "Türkiye, İslâm ülkelerinin beklentileri...
Devami
DONALD TRUMP KÂHYALIĞA BİR YIL ÖNCE ATANMIŞTI
 ABD’de BAŞKAN’ların, aslında Yahudi Lobilerinin 8. Sınıf KÂHYA’ları olduklarını ve...
Devami
İSLAM “SÜFYAN”I, DİNDAR KAHRAMAN ROLÜYLE TAHRİBAT YAPACAKTIR!
  Yardımcıları ise Yalancı ve Yalaka Dalkavuklardan Oluşacaktır! Yalan; pek çok kötülüğün...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1661

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR