ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2774
mod_vvisit_counterDün5894
mod_vvisit_counterBu Hafta36147
mod_vvisit_counterGeçen hafta38986
mod_vvisit_counterBu Ay106330
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17030470

IP'niz: 3.238.70.175
Bugün: 17 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12273152

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

Kiralık Bir Ajan mıyız, Yoksa “HAZZ-I AZİM” SAHİBİ MÜSLÜMAN MIYIZ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

Hükümet ve Cemaatin; yandaş yazarları, medya danışmanları, ilahiyatçıları, profları ve hukukçuları… Kendileriyle ilgili yazdıklarımızın ve yorumlarımızın yanlışlığını ve haksızlığını ortaya koyamadıkları gibi, açtıkları mahkemelerdeki iddiaları bile yetersiz ve tutarsız bulunmaktadır. Belgeler ve sağlam bilgilerle karşımıza çıkamadıkları, tespit ve tenkitlerimizi yanıtlayamadıkları için, bu sefer aleyhimize ve fısıltı gazetesiyle: “ucuz şarlatan, kiralık ajan, karanlık adam…” gibi itham ve iftiralar atılarak bir karalama kampanyası başlatılmaktadır. Oysa, böylesine kirli ilişkilerimizin saptanması halinde; her türlü imkanı ve resmi kurumları elinde bulunan iktidarın ve Amerika’yı yöneten Siyonist odakların desteğini alan cemaatin, bize asla acımayıp bunları hemen ve alayı vala ile deşifre edecekleri muhakkaktır.

Ve zaten AKP hükümetinin, Fetullah cemaatinin, İsrail ve ABD Büyükelçiliklerinin tam iki yıl boyunca aleyhimize hazırladıkları ve Ergenekon’la irtibatlandırmaya çalıştıkları bütün isnat ve iddiaların tamamının bizleri yakalayıp içeri aldıktan sadece 3 gün sonra, mesnetsiz ve geçersiz olduğu anlaşılıp, hamdolsun şahsımız ve arkadaşlarımız serbest bırakılmıştır. Kaldı ki biz bu gerçekleri, nefsi kuruntularımızdan ve kahramanlığımızdan değil, kulluk sorumluluğumuzdan ve korkumuzdan yazıp konuşuyoruz. Evet, “Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytan olmaktan” korkuyoruz! Ülkemizin Afganistan’ın, Irak’ın, Libya’nın, Suriye’nin ve Mısır’ın akıbetine uğratılıp; namusumuzun, onurumuzun ve huzurumuzun ayaklar altına alınmasından kuşkulanıyoruz!

Sefil arzular değil, asil duygular taşımalıdır!

Hazz; miktarı belirlenen pay, hisse; takdir edilen nasip manasına gelip;

“…Erkeğe kadının payının iki katını” (Nisa: 11) “Kendilerine hatırlatılan şeyden pay (hisse-öğüt) almayı unuttular” (Maide: 14) ayetlerinde bu anlamda kullanılmıştır.

Ancak;

“Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve: "Gerçekten ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir?”,  “İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir”, “Bu (kutlu akıbete Allah için) sabredenlerden başkası ulaştırılmaz. Ve buna HAZZ-I AZİM (büyük manevi haz ve huzur) sahibi olanlardan başkası kavuşturulmaz” (Fussilet: 33-35) ayetlerindeki “HAZZ”dan: Allah yolunda ve sadece Onun rızası hatırına uğranılan sıkıntı ve sarsıntılara sabredip göğüs germekten, şahsi rahatından ve menfaatinden feragat ve fedakârlık göstermekten duyulan yüksek manevi lezzet ve ruhani zevk kastedildiği açıktır. “Hazzı Azim” denen bu ulvi duygulardan ve vicdani olgunluktan, muhabbeti Muhammedi ve aşkı ilahi doğmaktadır. Ve zaten İnsanlar, ya nefsi arzularına ve dünyevi çıkarlarına tutkun olan Şeytanın uşakları, veya Rabbinin rızasına ve vicdani hazzına vurgun olan Rahmanın aşıklarıdır.

“İnkâr edenler ateşe sunulacakları gün, (onlara şöyle denir:) "Siz dünya hayatınızda bütün 'güzelliklerinizi ve zevklerinizi tüketip-yok ettiniz, onlarla yaşayıp-zevk sürdünüz. İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz (istikbarınız) ve fasıklıkta bulunmanızdan dolayı, bugün alçaltıcı bir azab ile cezalandırılacaksınız"(Ahkaf: 20) ayeti, dünya ile tatmin olan, fani ve fena zevklerine tapınan kimselerin durumunu anlatmaktadır. Bütün şehvani ve şeytani tutkular, nefsanî ve hayvani duygular ve hele haramlar ve günahlar geçici ve aldatıcı bir zevkin arkasından insanı daha korkunç bir boşluğa ve doyumsuzluğa atmakta, hatta vicdan azabı ve ruhi bunalım içinde kıvrandırmaktadır. Oysa Allah’ın rızasına ulaşmak ve huzuruna kavuşmak için, pek çok bela ve musibetlere katlananlar, din ve dava yolunda “dertleri zevk edinip” çilelerden manevi lezzet alanlar daha dünyada iken bir nevi cennet hayatı yaşamaktadır. Oysa ahirete inanmayan, hazırlanmayan ve hayatı bu dünyadan ibaret sanan kâfirler veya bildikleri halde dünyayı ahirete tercih ederek din satıp dünya alan gafiller “Hazz-ı azimi” Karun gibi servet yığmakta aramaktadır.

“Bu servet ve fazilet, benim özel bilgim ve gayretim sayesinde bana verilmiştir” diyerek (gururlanan ve Allah’ı unutan) Karun, böylece kendi ihtişamlı ve göz alıcı haliyle kavminin karşısına çıktığında, (sonsuz ahiret yurdunu ve huzurunu unutup) geçici dünya hayatını arzulayanlar: “Ah keşke Karun’a verilenlerin bir benzeri bizim de olsaydı, gerçekten o, “Hazz-ı azim-büyük talih ve paye sahibidir” demişti” (Kasas: 79) ayeti ulvi duygulardan nasipsiz olanların süfli arzulara kapıldıklarını anlatmaktadır.

“Hiç kimse, benim Allah yolunda uğradığım eza ve cefayı çekmemiştir” (Camius Sağir) buyuran Hz. Peygamber Aleyhisselam Efendimiz, işte hazzı azimle bütün bu zorluklara dayanmıştır.

Hz. İbrahim (A.S) bu büyük teslimiyet huzuru ve hazzıyla Nemrut’un ateşine atlamış, İsmail’ini Rabbine kurban için yere yatırmış, en yakın yerleşim merkezinin bin km. olduğu ıssız susuz ve kavurucu Mekke vadisine hanımını ve evladını gönül rahatlığıyla bırakıp ayrılmıştır.

Dedi ki: "Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikâyet ediyorum. Ben Allah'tan (bir bilgi olarak) sizin bilmediğinizi de biliyorum"(Yusuf: 86) diyen Hz. Yakup (A.S), işte bu manevi haz ve huzurdan dolayı kınanmış ve öz oğulları ve yakınlarınca “bunamışlık ve şaşkınlıkla” suçlanmıştı. Bu durum:

“Kafile (Mısır'dan) ayrılmaya başladığı zaman, babaları dedi ki: "Eğer beni bunamış saymıyorsanız, inanın Yusuf'un kokusunu (burnumda tüter) buluyorum"  "Allah adına, hayret" dediler. "Sen hâlâ geçmişteki şaşkınlık ve yanlışlığındasın."(Yusuf: 94-95) ayetiyle anlatılmaktaydı.

Bu yüce hazz’lar, beşeri arzulara ve şehevi duygulara dönüşünce, Züleyha’da Yusuf Aşkına ve “Şeğefe-bağrını yakan ve aklını başından alan ve hayâ damarlarını çatlatan sevda tutkusuna” yol açmıştır. (Bak: Yusuf 30)

Üveysi Karni’yi metin, Bilali Habeşi’yi çetin, Gavsi Geylani’yi yetişkin kılan ise bu ilahi aşktır ve ulvi hazz’dır.

Cenâb-ı Hak Musa -aleyhisselâm-’ı Firavun’a gönderdiği zaman ona “Firavun’a git; çünkü o iyice azdı…” (Tâhâ, 24) buyurmuşlardı.

Musa –aleyhisselâm ise “O’nun kendisine hakaret ve zulüm yapmasından korktuğundan ve aile efradını ve davarlarını zahirde emanet edeceği bir kimse olmadığından” çekingen davranınca, Cenab-ı Hak ona: Seni Ben-i İsrail’in yeni doğan bütün erkek çocuklarını öldüren Firavun askerlerinden kim sakladı? Annen seni denize attığı zaman seni kim kurtardı? Ardından tekrar Annenin şefkatli kucağına kim ulaştırdı? Hani, sen birini kaza ile öldürmüştün de Firavun seni aramaya koyulmuş ve öldürmeye azmetmişti; o vakit seni ondan kim korumuş ve kahrından uzaklaştırmıştı?..” diye sorunca Hz. Musa “SEN, SEN, SEN YÂ RABBÎ!..” diyerek huzura ve gönül hazzına kavuşmuşlardır.

Elbette ki Musa -aleyhisselâm- bütün peygamberler gibi teslimiyetin zirvesinde bulunmaktaydı. Ancak peygamberler insanlara birer örnek şahsiyet olduğundan Cenâb-ı Hak, bizler için önemli ve gerekli olan bazı hususları onlar üzerinde tecelli ettirip böyle durumlarda nasıl davranacağımızı öğretip aktarmaktadır. Nitekim bu kıssada da anlatılmak istenen, bütün âlemlerin sahibi ve Rabbi olan Allah Teâlâ’nın emirleri karşısında hiçbir beşerî mazeretin geçerli olmayacağını beyandır. Çünkü onun emrini yerine getirmeye azmedenlerin ihtiyaç duyacağı her türlü yardım ve ihsan sahibi Cenab-ı Hak’tır. “Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, Onun (Firavunun) bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz"  Dedi ki: "Korkmayın, çünkü ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum" (Taha: 45-46)

Muhyiddini Arabi Hz.leri meşhur “Futuhat” kitabında:

İnsanların aslında yüce yaratıcıya olan fıtri meyil ve muhabbetle, Onun tecelli ettiği yaratılmışlara bağlandığını; anneye, babaya, evlada, hanıma, kocaya, canlı ve cansız varlıklara, hayvanlara, ağaçlara, bütün eşyaya, mala ve makama olan sevginin aslında Allah sevgisinden kaynaklandığını, ancak bu geçici ve gölge varlıklara duyulan muhabbetin asıl sahibine yönelmesi, yani “aşkı mecazi”den “aşkı hakiki”ye dönülmesi halinde insanın gerçek hazza ve huzura kavuşacağını anlatmaktadır.

Din ve dava yolunda ve Allah’a kavuşmak uğrunda çekilen kahırlar ve verilen kavgalar, başka ücret ve ganimetlere ulaşmak için değildir. Çünkü zaten çekilen mihnet ve zahmetteki o manevi zevkin ve hazzı azimin kendisi bizzat en büyük mükâfattır. Hatta değil dünyalık beklentileri, cennet nimetlerini bile asıl gaye ve hedef edinip bu maksatla hizmet ve ibadet dahi Gavsi Geylani gibi zatlarca hoş karşılanmamıştır. "Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın."(Taha: 12)ayetinde Allah’ın huzuruna kabul için çıkarılması ve geride bırakılması emredilen “iki nalın-iki ayakkabı”nın birinin dünya zevkleri, diğerinin nefis hesabına istenen ahiret nimetleri olduğu şeklinde yorumlanmıştır.

Dini hizmet ve gayret karşılığında, insanlardan dünyevi ücret ve rağbet bekleyen kimseler; hanımına ve kızına sarkıntılık edenlere karşı namusunu müdafaa ve mücadele eden birisinin, eşinin ailesine, hatta mahalle kahvesine gidip: “Benim paramı verin ve zararımı ödeyin, çünkü kızınıza sahip çıktım ve onun yüzünden başımı belaya soktum!” diyen kişilerden çok daha aşağı ve bayağı konumdadır. Çünkü namusunu ve ailesinin onurunu korumak ve gerekirse bu uğurda rahatını ve hayatını ortaya koymak, özel bir fedakârlık ve kahramanlık sayılmaz; bu fıtri (doğal) bir farzdır ve asgari insanlık tavrıdır.

“Ben bu (hizmet ve gayretlere) karşılık, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında, sizden (başka bir) ücret istemiyorum”(Furkan: 56) ayeti bu gerçeği öğretip bizleri uyarmaktadır.

Rabbimiz Hadisi Kutside “Ey kulum ben cennet ve cehennemi yaratmamış olsaydım bile, yine de ibadet ve muhabbete ve uğrunda fedakârlık etmeye layık ve müstahak değil miydim?” buyurmaktadır.

Güllerin ve çiçeklerin güzelliklerini seyretmek ve kokularını hissetmek için has bahçeye uçuşan bülbülleri gören keçilerin, Onların otlamaya ve karınlarını doyurmaya gittiğini söylemesine şaşmamalıdır. Çünkü bazıları karınlarının ve karılarının hizmetkârı olma konumlarını hala aşamamıştır. Bu nedenle nura ve huzura duydukları hasret duygusuyla, kelebeklerin pervane olup ateşe atılmalarını ve ışık saçan kızgın lambalara sarılmalarını cahiller intihar sanmaktadır.

Oysa: “(Gerçekten ve bilinçle) iman eden ve (samimiyet ve istikametle) salih ameller işleyen kimseler için, Rahman (olan Allah bütün mahlukat, maddi ve manevi varlıklar yanında) onlara karşı bir “vüdd” (sevgi, sahiplenme ve destek duygusu) kılacaktır” (Meryem: 96)

Kur’an’da zevk kavramı:

“Bir şeyin tadılması, lezzetine varılması ve bizzat yaşanıp anlaşılması” manalarına gelen “zevk” kavramı Kur’an’da azab ve ızdırab için de kullanılmıştır.

“Cehennemde derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz” (Nisa: 56) ayrıca (Secde: 20, Enfal: 35, Duhan: 49, Saffat: 38, Nebe: 30) ayetlerinde acıtıcı ve aşağılayıcı cezaların yaşanması “azabı tatmak” şeklinde anlatılmıştır. Bu ayetlerde insanın Kur’an davası ve Allah sevdası uğrunda çektiği eza ve cefadan zevk aldığı gerçeğine de işaret olunmaktadır. Ve zaten Hud suresi 9 ve 10. ayetlerinde “Velein ezegnel insane minna rahmeten-Andolsun biz insana katımızdan bir rahmet tattırırsak…” ayetlerinde “zevk” kavramı, nimet fazilet ve lezzetlerin tadılması manasındadır.

“İnkâr edenler, Beni bırakıp kullarımı veliler edindiklerini mi sandılar? Gerçekten Biz cehennemi kafirler için bir durak olarak hazırlamışız.”

 De ki: "Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?"

 "Onların, (Allah’tan gayrı sahip çıkacak sığınılacak ve rızası aranacak güç odakları bulanların) dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar."

 “İşte onlar, Rablerinin ayetlerini(n bir kısmını ve şeriat ahkâmını) ve O'na kavuşmayı inkâr edenlerdir. Artık onların bütün yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız. (çünkü imanları çürümüş olduğundan, dini hizmet ve ibadetleri de hesaba katılmayacaktır)” (Kehf: 102-105)

“Allah’ın nimetlerine nankörlük etmelerine karşılık, Allah da onlara açlık ve korku elbisesini (bela ve musibetini) tattırdı” (Nahl: 112) ayetinde ise, ilahi imtihan ve intikam sonucu gelecek felaketlerin acısını ve utancını yaşamak da “zevk etmek” kelimesiyle anlatılmıştır.

İşte bu noktada “dertleri zevk edindim, bende neş’e ne arar?” sözleri Allah’a isyan ve itiraz anlamında kullanılıyorsa bedbahtlık, ama Rabbinin yolunda gayret, metanet ve teslimiyet amacıyla söyleniyorsa fazilet ve fedakârlıktır. Bu iyi kötü, hayır şer, kâr zarar, nimet musibet her şeyi ancak Allah’tan bilme ve ona gönülden teslimiyet gösterme, yani TEVHİDE ERME makamıdır.

Bu nedenle dinimizde zikrullah (Kur’an’ı okumak ve anlamak, Allah’a yalvarıp çağırmak, Hz. Peygamberi (S.A.V) tanımak ve hatırlamak) çok önemli sayılmıştır. Çünkü, sıkça tekrarlanan sözler ve sohbetler zamanla düşünce ve duygulara yansıyacak, bunlar davranışlara dönüşüp alışkanlık ve ahlak halini alacak, bunlar da giderek karakter ve kimliğimizi ve ebedi hayat şeklimizi oluşturacaktır.

“Filan kişi, koskoca iktidarı ve yandaş tabakasını hangi cesaretle böylesine net ve sert biçimde eleştirebiliyor?

Din istismarcısı ılımlı münafıkları ve arkasındaki güç odaklarının gizli ve kirli yanlarını neye güvenerek ortaya koyuyor ve toplumu uyarıyor?

Bunca hücuma, acıya ve sıkıntılara neyin karşılığında ve yıllardır katlanıyor?gibi soruların doğru yanıtını, Allah rızasını ve vicdan hazzını bilmeyenlere anlatmak imkansızdır. Çünkü onlar makam ve menfaat cinsinden maddi karşılığı ve belirli güç odaklarının arka çıkması gibi zahiri bir dayanağı olmayan fedakârlık ve kahramanlıklara asla akılları yatmamakta, böylesi insanlara ya kendini Süpermen zanneden deli (megaloman) veya kiralık, şımarık ve gözü kara bir ajan gözüyle bakılmaktadır.

“Deki: Ey kavmim, görüşünüz ve kanaatiniz nedir, söyleyin: Eğer ben Rabbimin (ikram ve inayetinden dolayı) apaçık bir belge ve bilgi (beyyine) üzerinde isem ve Rabbim (ikram, ihsan ve ilhamıyla) bana kendi katından (özel) bir rahmet (hikmet ve cesaret) vermiş de, sizin kör olan basiret gözleriniz bunu görememişse, siz (haset, husumet ve cehaletinizden dolayı bendeki bu nimet ve fazileti) kerih görüp istemiyorken, sizi (bu gerçekleri anlamaya) zorlayacak değiliz!” (Hud: 28) ayeti, bu tiplerin en güzel cevabıdır.

Bazılarının; “Büyük manevi hazz ve huzur sahiplerinin, kötülükleri iyilikle karşıladıkları ve sabırlı davrandıkları” (Fussilet: 34-35) halde bizim net tepkilerimizin ve sert tenkitlerimizin bu ayetle uyuşmadığı ve bu tavırla “hazz-ı azim’e” ulaşılmayacağı şeklindeki itirazları alakasızdır. Çünkü o ayetlerde; a- şahsi haset ve rekabet veya siyasi-içtimai nedenlerle oluşan husumet ve nefret sebebiyle aralarında dargınlık bulunan mü’minlere b- veya saldırgan olmayan ve fitne-fesat çıkarmayan kafirlere karşı sabırlı ve müsamahalı davranılması tavsiye olunmaktadır.Oysa “Hz. Peygamber Efendimize (SAV); (saldırgan ve fesat çıkaran) kafirlerle, (Marazlı ve kötü maksatlı) münafık kimselerle cihat yapması ve onlara karşı sert ve caydırıcı davranması” (Tevbe: 73) emir buyrulmaktadır ve bizim tavrımız da buna uymaktadır.

“De ki: "Rabbim, eğer onlara va'dolunan (azab)ı mutlaka bana göstereceksen,", "Rabbim, bu durumda beni zulmeden kavmin içinde bırakma" (diye dua edince Allah: “Gerçek şu ki biz, onları tehdit ettiğimiz şeyi şüphesiz sana gösterme gücüne sahibiz” (zalimleri ve hainleri zelil, mücahit mü’minleri ise aziz edip sadıkları sevindireceğiz. Şimdilik sen) “Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır; (saldırgan inkârcı ve marazlı münafıkların acı ve alçaltıcı akıbetlerini seyret) biz, onların nitelendiregeldiklerini en iyi bileniz” (Mü’minun: 93-96) ayetleri ise, fikri ve siyasi cihadın son aşamasındaki uygun tavrı hatırlatmaktadır

Türkiye’nin satılması ve AKP’nin iflası!

Türk asıllı bir Amerikalı olan ve babası orada Kırım Türkleri Dayanışma Derneğini kuran dünyanın en zengin para spekülatörlerinden sayıldığı konuşulan ve tüm merkez bankalarının dolaylı biçimde bağlı bulunduğu uluslararası ödemeler bankasının (BIS) özel ortaklarından olduğu savunulan 60 yaşındaki ADNAN SAKLI:

“Başbakan Erdoğan’a seçildikten altı ay sonra çok büyük ve özel krediler sağladığını, ancak bunların yanlış ve şahsi işlerde kullanıldığını, iktidar ve kurmaylarının uluslararası bankalar üzerinden Türkiye ekonomisini felakete sürükleyecek tuzaklara kapıldığını, tamamen borç ve yabancı para üzerine dönen çarkın yakında tıkanacağını ve bunların Erdoğan ve ekibinin sonunu hazırlayacağını” (Bak: www.Jöntürk.com / 28 06 2013) söyleyip dolaşmaktadır.

Bazı çevreler, Abdullah Gül’ün, Bülent Arınç’ın ve Fetullahçıların yeni parti arayışları ve Erdoğan’ı saf dışı bırakacak iktidar oyunları içinde bulunduklarını yazmaktadır. Bu nedenle son yararlanma tarihi yaklaşan Sn. Başbakan aleyhinde “KASET TEZGÂHLARI”nın kurgulandığı dedikoduları dolaşmaktadır. Bu korku ve panikle, Sn. Erdoğan’ın, Mesut Turgut Yılmaz’ın ve Hüsamettin Özkan’ın dostları, eski MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’a göre “kirli derin devletin kriminal adamı”, Taraf yazarı ve özel istihbarat elemanı(!) Mehmet Baransu’ya göre “uyuşturucu mafya kodamanı” sayılan ve sebataist olduğu sanılan iş adamı Turgay Ciner’e yanaştığı ve Show TV’yi ihalesiz Ciner’e satılmasını sağladığı ve televizyona dindarlık görüntüsü katmak için Kanal 7 spikerini ve ekibini buraya taşıdığı yolundaki haber ve yorumlar nedense yanıtsız bırakılmaktadır.

İşte 80 yılda ve çoğu Erbakan’ın koalisyon ortaklığında yapılıp, son 10 yılda satılan fabrikalarımızın ve stratejik kurumlarımızın listesi:

1-TAKSAN, 2-GERKONSAN, 3-SEKA (Afyon, Balıkesir, Çaycuma, Kastamonu, Aksu) işletmeleri, Taşucu Tersane Alanı ve SEKA ya ait 4 taşınmaz, 4- TZD Sakarya işletmesi, 5- THY USAŞ, 6- TDi Trabzon, Dikili ve Kuşadası Limanı, 7 - Sümer Holdinge Ait Merinos Halı Fabrikası, 8- SÜMER HOLDİNGE Ait ERYAĞ, 9- SÜMER HOLDİNGE Ait Adıyaman işletmesi, 10- SÜMER HOLDİNG’E ait 117 adet taşınmaz, 11-KBİ’ye ait 103 arsa, 89 lojman, 12- EBÜAŞ-MEYBUZ ve EBÜAŞ’a ait 54 taşınmaz, 13 - TEKEL Kaya Tuz ve – TEKEL’e ait 30 taşınmaz, 14- ESGAZ, 15- BURSAGAZ, 16- ETİ BAKIR, 17- ETİ GÜMÜŞ, 18- ETİ KROM, 19- ETİ ELEKTROMETALÜRJİ A.Ş, 20- Çayeli Bakır işletmeleri A.Ş, 21- KBİ Samsun işletmesi, 22- KBİ 65 adet taşınmaz, 23-DİV-HAN A.Ş, 24- Amasya Şeker Fabrikası, 25- Kütahya Şeker Fabrikası, 26- SÜMER HOLDİNG’E ait TÜMOSAN, 27- SÜMER HOLDiNG Malatya işletmesi, 28- SÜMER HOLDiNG Bakırköy işletmesi, 29- SÜMER HOLDiNG Diyarbakır işletmesi, 30- SÜMER HOLDiNG Çanakkale Deri işletmesi, 31- SÜMER HOLDİNG’E Ait 108 Adet Taşınmaz, 32- SÜMER HOLDiNG Ortadoğu Teknopark A.Ş, 33- SEKA Karacasu işletmesi, 34- SEKA Ankara Alım Satım Binası Müdürlüğü, 35- SEKA Ardanuç işletmesi Varlıkları, 36- TÜGSAŞ, 37- TÜGSAŞ Gemlik Gübre San. TAŞ, 38- TÜGSAŞ-İGSAŞ HİSSELERİ % 100, 39- TÜGSAŞ Urfa Depoları arazisi, 40- TÜGSA’sa ait 23 taşınmaz, 41- İGSAŞ Kütahya Gübre Varlıkları, 42- TEKEL Alkolü içkiler San. A.Ş, 43- TEKEL’e ait 60 adet taşınmaz, 44- TEKEL İnegöl Kibrit Fabrikası T.A.Ş, 45- TEKEL Gemlik Sun. ip. Mües. T.A.Ş, 46- TEKEL Tuzluca Tuzlası, 47- TEKEL Sekili Tuzlası, 48- EBÜAŞ Samsun Soğuk Hava Deposu, 49- EBÜAŞ Manisa Kombinası, 50- EBÜAŞ Manisa Arsası, 51- EBÜAŞ’a ait 101 adet Taşınmaz, 52- TDi ANKARA FERİBOTU, 53- TDi Samsun Feribotu, 54- PETKİM 2 adet taşınmaz, 55- TEDAŞ ait arsa, trafo binası ve taşınmazlar, 56- TEDAŞ 1 adet taşınmaz, 57- ATAKÖY Turizm A:Ş ve ATAKÖY Otelcilik A:Ş ve ATAKÖY Marina Ve Yat işletmesi, 58 -SÜMER HOLDiNG Beykoz işletmesi, 59- SÜMER HOLDiNG İstanbul imar LTD. Şti, 60- SÜMER HOLDiNG 2 adet Taşınmaz, 61- TD’i Karadeniz Gemisi, 62- TEKEL Kristal Tuz Rafinerisi, 63- TEKEL Kağızman Tuzlası, 64- TEKEL’e ait 49 adet taşınmaz, 65- TÜPRAŞ 2 adet taşınmaz, 66- KÖY HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Tasfiye Edildi), 67- SSK Hastaneleri (Tasfiye Edildi), 68- SSK Eczaneleri (Tasfiye Edildi), 69- SEKA Kocaeli Fabrikası ve arsası, 70-Sümer Holding Sarıkamış işletmesi, 71-Sümer Holding Sivas Dokuma Fabrikası, 72- Sümer Holding Manisa Pam. Men. A:Ş, 73- Sümer Holding Makine Ve Teçhizat, 74- Sümer Holding 32 Adet Taşınmazları, 75- TÜGSAŞ Samsun Gübre Sanayi A.Ş. 76- Tekel 5 Adet Taşınmaz, 77- Araç Muayene istasyonları 1. Bölge, 78- DSİ ERCİYES Sosyal Tesisi, 79-Bayındırlık Ve iskan Bakanlığı ERCİYES Sosyal Tesisi, 80- Karayolları ERCİYES Sosyal Tesisi, 81-TEKEL Sigara Fabrikaları, 82-Sümer Holding Bergama Pamuk ipliği Fabrikası, 83-TEKEL Sigara Fabrikalarına Ait Taşınmazlar, 84-TEKEL Puro Fabrikaları, 85-TEKEL Alkol işletmelerine Ait Taşınmazlar, 86- Tercan Ayakkabı işletmesi, 87-TCDD Mersin Limanı, 88-Adapazarı Şeker Fabrikası, 89-Ereğli Demir Çelik Fabrikası, 90-İskenderun Demir Çelik Fabrikası, 91-Ereğli Limanı, 92- İskenderun Limanı, 93-Yarımca Limanı, 94- Yarımca Porselen Fabrikası, 95- Romanya'daki Silisli Sac Fabrikası, 96- Divriği Demir Madeni, 97- Hekimhan Demir Madeni, 98- Kırıkkale Çelik Çekme Boru Fabrikası, 99-TÜPRAŞ, 100- PETKİM, 101- TÜRK TELEKOM, 102- KIBRIS TÜRK HAVA YOLLARI, 103- TÜGSAŞ Toros Gübre Fabrikası, 104- TÜGSAŞ Tekirdağ, Tarsus, Fatsa Depoları, 105- Seydişehir Eti Alüminyum A.Ş. 106- OYMAPINAR BARAJI, 107- ETİ Alüminyuma Ait Madenler, 108- Emekli Sandığı Ankara Emek iş hanı, 109- Emekli Sandığı İstanbul Hilton Oteli. 110- İzmir Limanı

Son 10 yılda dış borç 750 milyar dolara fırlıyor, 180 milyar dolar bütçe açığı veriliyordu. Özelleştirme adı altında, bütün kazanımlarımız, fabrikalarımız ve stratejik kurumlarımız satılıyor, elde edilen gelir ise son boğaz köprüleri ve otoyol satışları dahil sadece 41 milyar dolar oluyordu, yani bütün bu satışlar açığın sadece % 23’ünü karşılıyordu. Evet AKP iktidarı tek kelime ile, ülkeyi iflasa sürüklüyor ve tabi kendilerinin de acı ve alçaltıcı sonlarını hazırlıyordu.

 

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

YAŞAR NURİ, DARWİNCİ Mİ?
Bazı Siyonistler, Mustafa Kemali "Yahudi asılı" göstermeye uğraşırken, Yaşar Nuri...
Devami
EY UTANMAZ!
  Arz-ı Mev'ud için hırlar, kuduz İsrail Mazlumların evin barkın; yıkar...
Devami
PROF. CELAL ŞENGÖR’ÜN SAPKINLIĞI VE FESATÇILIĞI
  PROF. CELAL ŞENGÖR’ÜN SAPKINLIĞI VE FESATÇILIĞI        Prof. Celal Şengör (ki...
Devami
Edep Ve İstikamet Öğreten BAZI HADİSİ ŞERİFLER
Dedikoduya aldırmadan gerçekleri konuşmak: 1. Ubey bin Ka’b’dan: “Kıyamet gününde ben...
Devami
Değerli Milli Gazete Yazarımız İBRAHİM HALİL ER’E HATIRLATMA
Milli Gazete yazarımız İbrahim Halil Er’i dikkatle ve istifade ederek...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1233

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR