Get Adobe Flash player
Reklam

Soner Yalçın’ın “ERBAKAN” Kitabı: İLTİFAT KILIFLI İFTİRALARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Rahmetli Hoca aleyhine, sağdan soldan topladığı iftira ve saptırmaları, hatta masonik merkezlerin uydurduğu dedikodu ve fısıltıları, çoğuna hiçbir kaynak ve belge göstermeden, bu hezeyanları kendi araştırma ve saptamaları gibi okuyucuya sunan Soner Yalçın “ERBAKAN” kitabıyla[1] sabataist takımının ve gizli İslam düşmanlarının niyetini ve tıynetini ortaya koyuyordu. Çoğu asılsız ve kasıtlı iddialar olarak, halkın kafasını karıştırmak üzere medyaya yansıtılmış ve mahkeme açılmaya bile değer bulunmamış, bir kısmı da mahkemelerce temelsiz ve geçersiz bulunup aklanmış ne kadar isnat ve iddia varsa hepsini derleyip; “Eziyet edilerek yalnızlığa yükseltilen bir siyasi liderin portresi” gibi bir alt başlıkla, sanki ona yönelik hakaret ve hıyanetleri deşifre edecekmiş görüntüsüyle, tam aksine Hoca’yı karalamak için hazırlanan bu kitap, aslında malum ve melun odakların, hala Erbakan korkularını ve Milli Görüş düşüncesiyle yapılacak “tarihi devrim” kuşkularını yansıtıyordu. “Bu siyasi çizginin en önemli başarısı, AKP’nin 10 yıllık iktidarı oldu” (Sh: 281) diyerek, AKP’yi Milli Görüş’ün devamı sayan ve tabi bütün tahribatlarını Erbakan’ın sırtına yıkmaya çalışan Soner Yalçın, böylece hem AKP’yi aklamaya, hem de arkasındaki odaklara yaranmaya çalışıyor, belki de bu hizmetinin karşılığı serbest bırakılıyordu. Çünkü cezaevinden çıktığında “Başbakan Erdoğan’ın ofisine gizli dinleme cihazları yerleştirenleri biliyorum ve zaten onları deşifre etmeye çalışıyorum” anlamında yalakalıklar yapıyordu.

Soner Yalçın kitabına “Şeriat yasaları kaldırıldığında konan medeni kanunları uygulamakla” suçlayıp saçmaladığı, Hoca’nın babası Ağır Ceza Reisi Mehmet Sabri Erbakan’ın “dönemin İstiklal mahkemesi üyelerine yardım etmediği düşünülemez” (Sh: 19) gibi, şeytanı bile utandıracak bir iddiayla başlıyordu. Hemen ardından Hoca’nın nikah şahidinin mason olduğunu (Sh: 23-33) söyleyip bu alakasız saptamalarla Erbakan aleyhine suizan oluşturmaya çalışıyordu. “1967 yılında nikâh şahidi bir mason olan Erbakan, üç yıl sonra masonlara düşman kesilmişti” (Sh: 64) diyen zavallı, “Milli Nizam Partisi’nin tüzüğüne mason olanların partiye giremeyecekleri” şartını da hatırlatıyordu. (Sh: 64)

“Konya’lı uyanık bir sahtekârın, başaramayacaklarını bile bile Hoca’nın başında bulunduğu Gümüş Motor’a, sütten krema çıkaran bir makine yapmak üzere, 250 bin lira yatırdığı, ama Erbakan’a çaktırmadan imzalattığı bir mukavele gereği, vaktinde teslim edilmeyen makineler nedeniyle 700 bin lira tazminat kopardığı” (Sh: 30) gibi kaynaksız ve ispatsız kahvehane dedikodularını bile, ciddi gerçekler ve belgeler diye yazmaktan utanılmıyordu.

Koç şirketinin ve Bernar Nahum Yahudi’sinin uykularını kaçıran “Türkiye kendi otomobilini üretebilir” fikrini ortaya koyan ve meşhur Devrim otomobilinin başarılmasına öncülük yapan (Sh: 36) Erbakan’ın “Arabian-Amerikan Oil Company-Aromco şirketi tarafından desteklendiği” (Sh: 44) yalanını bile kitabında uzun uzun anlatıyordu.

Soner Yalçın: “Milli Nizam Partisi’nin; Milli kıyafetlere aykırı giyim tarzlarının kaldırılacağını, gayri milli maarifin yerine, kendi maarifimizin kurulacağını” söyledikten sonra “yani bunlar Latin harflerine karşı çıkıyordu” diyerek “cehaletini keramet gibi aktarıp gülünç duruma düşüyordu” Çünkü Milli Görüş asla Latin alfabesine karşı çıkmıyor, sadece tarihimiz ve kültürümüzle bağlarımızın kopmaması için Kur’an harflerinin de öğretilmesi gerektiğini savunuyordu. Zaten Çin ve Japonya gibi birçok ülke, böyle birkaç alfabe birden kullanıyordu.

Haşa, “Erbakan Peygamber”miş iftirası!

Soner Yalçın’ın nasıl bir yalancı sahtekâr olduğu kitabının 113. sayfasında, ortaya attığı: “… MSP’liler Erbakan’ı Ahir Zaman Peygamberi olarak takdim etmeye başladı” iftirasıyla kesinlik kazanıyordu. Çünkü Hz. Muhammed’ten (SAV) sonra artık Peygamber gelmeyeceğini, böyle bir iddiaya kalkışanların ve onların peşine takılanların dinden çıkıp küfre düşeceğini en sıradan Müslümanlar dahi biliyordu. Ama şeytan suretli insanların ve Soner Yalçın gibi şarlatanların derin Erbakan kıcıklığı ve gizli İslam Düşmanlığı, onları böylesine hezeyan ve iftiraları uydurmaya sürükleyip, sonunda rezil ediyordu.

Hızını ve hırsını alamayan Soner Yalçın:

“Erbakan “gevezeliğinden” kendi partileri de bıkmıştı. Konya Milletvekili Şener Battal: “yahu şu Hoca bir ikaz edilsin. Çok konuşmasın; Konya’da kendisine “İsmail Dümbüllü” diye isim takmışlar” diyordu. Erbakan’ın bu özelliği partisine zarar veriyordu” (Sh: 128) gibi edep ve erdem dışı duyumları bile kitabına alıyordu.

Soner Yalçın kendi fıtratına ve fırsatçılığına yakışan bir pişkinlikle:

“Erbakan,1996’da (Mesut Yılmaz tarafından) imzalanan Türkiye- İsrail Serbest Ticaret anlaşmasının tüm gerçeklerini yerine getirdiği gibi, İsrail ile tarihin en kapsamlı savunma anlaşmasına imza attı: 28 Ağustos 1996.” (Bak: sh-245 ve devamı) diyerek yalancılığın zirvesine çıkıyordu. Oysa Erbakan Hoca İsrail’le yeni bir anlaşma imzalamıyor, sadece önceki anlaşmanın birçok maddesini ülkemiz lehine değiştiriyor, elimizdeki F-16’ların ve bazı tankların mecburen modernizasyonunun, ABD’deki fiyatların çok altına İsrail’de yapılmasını sağlıyordu. Bir ömür boyu, Ağır Sanayi hamlesi ve Milli Harb Sanayi için çırpınan; ama dış güçler, masonik mahfiller ve sağcı- solcu işbirlikçiler tarafında sürekli sekteye uğratılan Erbakan’ın “F-16 savaş uçaklarımızı ve tanklarımızı, niye ABD’ye değil de, daha ucuza ve İsrail’de modernize ettiğini?” sorgulayıp suçlamak ise, Yahudi cıfıtlığının karakterini yansıtıyordu. Hem bu Erbakan, Madem ABD ve İsrail’e bu kadar yarıyordu ve onların çizgisinden çıkamıyordu, ne diye bu gavurlar Onun tırnağıyla söke söke ulaştığı iktidarlarına bir yıl bile dayanamıyor ve darbeler tezgahlamak zorunda kalıyordu? Erbakan Hoca Milli çıkarlarımız doğrultusunda bu Siyonist merkezlere ve yerli masonik çömezlerine nasıl bir kazık atmıştı ki, bir türlü acısı unutulmuyordu?

İslam ve insanlık tarihinde her zaman insanlığın içine düşürüldüğü zilleti ve acziyeti kendine dert edinen, mutlu kurtuluş reçetesini de, aklın ve Kur’an’ın ışığında ele alarak çözüm yolunu gösteren seçkin şahsiyetlerden birisi olan Aziz ve Muhterem Hocamız, Osmanlı’nın Çöküşünden bu yana, Ülkemize yönelik maddi ve manevi tahribatları teşhis etmek ve çareler üretmek suretiyle tarihin en büyük inkılabına alt yapı hazırlamıştır. Ülkemizde huzurun, bölgemizde istikrarın sembolü olan kahraman ordumuzun (tabir Hocamıza ait) çağın teknolojilerine uygun araç ve mühimmat ihtiyaçlarının üretimi ve tedariki konusundaki azami hassasiyet ve gayretleri de asla unutulmayacaktır.

Erbakan; birilerinin “bunları biz yapamayız, başaramayız” acziyetleri ve aşağılık kompleksleri sonucu, en stratejik ihtiyaçlarımızı bile Siyonist İsrail’e ve ABD’ye havale ettikleri bir dönemde, işbirlikçilerin yaptıkları anlaşmaların en ağır maddelerini elinin tersiyle iterek bunları kendi ülkemizde başarabileceğimizi ciddi bir devlet adamlığı kararlılığı ile ortaya koyan insandır.

Malum olduğu üzere, Refah -Yol Hükümetinden önceki Mesut Yılmaz döneminde kararı verilen; ordumuzun ihtiyacı olan tank ve uçakların modernizasyonuyla ilgili İsrail’le yapılan anlaşma 14 milyar dolarlık,10 yıllığına yapılan ve her yıl İsrail’e 1 milyar 400 milyon dolarlık ödeme yapmayı şart koşan bir anlaşmadır. Bunun ülkemiz adına bir utanç olduğunu ve asla kabul edilemeyeceğini söyleyen Erbakan Hocamız, bunun yerine yeni bir projenin hayata geçirilmesi için etrafındaki Teknik heyete ve ilgililere talimat vererek, bunun ASELSAN bünyesinde gerçekleştirilmesi için, bir fizibilite raporu hazırlanmıştır. İşte bu teknik kadronun başında Doç. Sedat Çelikdoğan, (OSTİM yönetim kurulu üyesi) bulunmaktadır ve 45 günlük bir çalışmadan sonra, raporu Hocamıza sunmuşlardır.

Bu rapora göre; ASELSAN bünyesinde 3 milyar dolarlık bir yatırım yapılırsa kendi tankımızı da uçaklarımızın elektronik aksamını (beyin mekanizması) imal edeceğimiz ortaya çıkmıştır. Bu proje 2.5-3 yıl içerisinde tamamlanacak, uluslararası patent hakkına sahip olabilmek içinde 2 yıl deneme süresi ile beraber 5 yılda hayata geçirilecek şekilde tasarlanmıştır.

Erbakan Hocamız, bu projenin devlet erkânına, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarına bir brifing olarak verilmesini sağlayarak hayata geçirilmesinin ilk adımını atmıştır. Sunumu yapan Değerli Bilim Adamı Doç. Sedat Çelikdoğan, dönemin Genelkurmay Başkanı İ. Hakkı Karadayı tarafından iki defa boynuna sarılmak suretiyle takdirle karşılanmıştır. Başbakanımız Prof. Dr. Necmettin Erbakan da heyete, bu projenin hayata geçirilmesi için Hükümet olarak bütçeden ödeneğin ayrılacağı müjdesini vererek Milli ve haysiyetli tavır takınmıştır.

Asıl önemli olan da bundan sonrasıdır; çünkü daha önce İsrail’le imzalanmış olan bir anlaşma vardır. Haliyle de bu antlaşmanın bazı maddelerinin iptal edilmesi bazı yerlerinin de değiştirilmesi lazımdır. İşte bu maksatla İsrailli yetkililerle, (Deyvid Levi) bir araya gelinerek ülkemizin menfaatleri gereği bu antlaşmanın 10 yıldan 5 yıla indirilmesi, parasal miktarının da 14 milyar dolardan 7 milyar dolara düşürülmesi sağlanmış ve acil modernizasyonu gereken F 16’larımız ve tanklarımızın çok daha ucuza yapılması başarılmıştır. Aslında Erbakan’ın takdir edilmesi gereken bu haysiyetli ve cesaretli tavrını bile: “İsrail’e hizmet etti” şeklinde saptırmak, olsa olsa derin bir kin ve kuyruk acısıdır. Allah’a Hamdolsun bugün kendi tankımızı, mayın tarama araçlarımızı, panzerlerimizi üretmeğe başladıksa, bütün bunlar Erbakan’ın girişimlerinin devamıdır.

Soner Yalçın'ın Yamuklukları:

Aynı, Soner Yalçın denen, aslı ve ayarı belirsiz kişi, daha önce de 23.03.2008 tarihli Hürriyet'te "AKP Davasına Yabancılar Niye Bu Kadar Tepkili" yazısında, hiçbir alakası olmadan Erbakan Hoca'ya sataşmıştı. Kur’an ayetlerinin ve tarihi tecrübelerin gösterdiği gibi, "Hakla Batılı karıştırarak, doğrularla yanlışları harmanlayarak" gerçekleri çarpıtmak Mel'un Siyonist Yahudi'nin en belirgin vasfıydı, Soner Yalçın da böyle yapmıştı. Siyonist olmayan dürüst Yahudilere ise, her zaman saygımız vardı.

"Erbakan hareketinin (Milli Görüşün) ilk partisi, Milli Nizam Partisi idi. Faize karşıydılar, masonları sevmiyorlardı; Avrupa Birliğine değil, İslam Birliğine girmek istiyorlardı" diyor. El hak bunlar doğrulardı. Ama: "Milli-dini kıyafetlere aykırı elbiselerin giyinmesi yasaklanacaktı. Okullarda İmamı Gazali'nin ve İmamı Rabbani'nin kitapları okutulacaktı.." iddiaları tamamen kuyruklu bir yalandı. Çünkü ne parti programlarında, ne hükümet uygulamalarında bugüne kadar böyle bir şeye asla rastlanmamıştı.

"Mehdiye inanıyorlardı; Milli Nizam Mehdi Aleyhisselamın devrine bir basamak olacaktı" diyor. Evet bunlar doğrulardı. Çünkü bizler, son Peygamberin yüzlerce hadisle haber verip müjdelediği ve binlerce alimin, milyarlarca müminin ümitle beklediği ve bütün insanlığın huzura ereceği bir mehdiyet medeniyetine inanan insanlardık. Acaba, Siyonist Yahudilerin Gizli Dünya Hâkimiyetini yıkacak ve İsrail'i hizaya sokacak bir İslami hareket, Soner Yalçın'a niye dokunmaktaydı?

"Milli Nizam Partisi, Laikliğe aykırı faaliyetlerinden dolayı 14 Ocak 1972'de kapatıldı. Kapatılma gerekçeleri arasında "okullarda din derslerinin zorunlu olmasını istemeleri de vardı" diyor, bu da doğrulardandı. Ama Soner Yalçın gibi çocuklar aynı din derslerinin, mecburi ders olarak hem de anayasaya koyulmasına ve bugüne kadar okutulmasına yine de engel olamamışlardı.. Çünkü Erbakan gerçeği karşısında, Siyonist ve masonik merkezler ipin ucunu ellerinden kaçırmışlardı...

"Erbakan ve 77 sanık 1997 yılı hazine yardımını siyasi partiler kanununa aykırı harcadıkları gerekçesiyle mahkum olmuşlardı..." sözleri de bir olayı çarpıtmaktı. Çünkü Türkiye'de bazı davaların iç ve dış baskılarla ve siyasi kasıtlarla açıldığı ve sonuçlandığı maalesef bir vakaydı.

"Siyasal tarihimizde "şapkayı alıp gitmek" deyimi hep Süleyman Demirel için söylenir. Oysa Milli Nizam Partisi kapatılınca Necmettin Erbakan da "şapkasını alıp kaçarcasına" İsviçre'ye gitmişti" iddiaları da tam bir çarpıtmacaydı. Çünkü Erbakan Hoca Partinin kapatılma sürecinde değil, resmen kapatılması sonrasında ve kendisiyle ilgili herhangi bir takibat ve tahkikat başlatılmadığı halde gitmişti. Daha sonraları Milli Selamet, Refah ve Fazilet Partilerinin kapatılması sırasında da yurt dışına çıkmayı asla düşünmemiş, hatta soğukkanlılığı ve itidal çağrılarıyla herkesin saygınlığını ve hayranlığını kazanmıştı.

Şimdi kendisine soralım:

a-      Soner Yalçın, artık Milli Görüşle hiçbir ilgisi bulunmayan ve zaten Hoca'ya hıyanetleri karşılığı iktidara taşınan AKP'yi kapatma davası bahanesiyle, niye Erbakan'a saldırıyordu? Kuyruk altı dikeni gibi, şuuraltına yerleşmiş hangi kaygıları ve intikam duygularıyla böylesine kaşınıp durmaktaydı? Erbakan'ın; Yahudi Lobilerinin ve İsrail'in korkulu rüyası olduğu biliniyordu. Peki Soner Yalçın bu kahpe ve katil Siyonistlerin nesi oluyordu?

b-      Doğum günü İsrail'le aynı olan Hürriyet'in efesi, yani sahibinin sesi olan Soner Yalçın, şu anda AKP'yi kapatma davasına karşı çıkan Barbar Batılıların, Erbakan'ın dört partisinin kapatılmasını hararetle desteklediklerini ve bunun sebeplerini niye söylemiyordu? Hiç utanmadan, okurlarını ve toplumu zekâ özürlü çocuk yerine mi koyuyordu? Hâlbuki Refah ve Fazilet Partilerini kapatma davasını açan eski Başsavcı Sn. Vural Savaş bile: "Bu partilerin Erbakan Hoca yüzünden değil, çoğu şimdi AKP'ye kaçan kişilerin ucuz kahramanlıkları ve sahtekârlıkları nedeniyle kapatıldığını" TV'lerde açıkça vurgulamış ama milli Görüş’ü “Habis Ur” ve “Çirkef” gibi çirkin benzetmelerle tanımlama seviyesizliğinden hala kurtulamamıştı.

c-      Bay Soner Yalçın, siyasetten ticarete, dış işlerinden tarikatlara kadar, her tarafa yerleşmiş ve gizlenmiş sabataist (Yahudi dönmez)lerinin, artık stratejik önemi kalmamış bir kısmını deşifre ediyor da, niye acaba, Milli Görüşe sızmış adamlarını bir türlü gündeme getirmiyordu? "Türkiye'yi Yöneten Dergah" diye kitap yazıp ille de Özallarla, Erdoğanlarla Erbakan Hoca'yı aynılaştırmak için ter ter tepiniyordu da, niye bunlardan hiç bahsetmiyordu? En fazla ürktükleri ve başına üşüştükleri Erbakan Hoca olduğuna göre, yoksa Onun çevresinde konuşlanan gizli Yahudilerin sinsi görevleri hala devam mı ediyordu?

Yok eğer Siyonist ve masonlar; "Biz Milli Görüş'ü önemsemiyor ve İsrail için bir tehlike olarak görmüyoruz ki, içine sızıp kontrol altına almaya çalışalım" diyorlarsa, peki o zaman, hala Erbakan Hoca'ya hırlamak ve onu yıpratmak için ne diye fırsat kollanıyor ve bahane aranıyordu?

Bu bay Soner Yalçın; sabataist ve CIA ajanı ve Kanada'da sinagog hahamı olan ve Ergenekon soruşturması onun yüksek bilgi ve belgelerine dayandırılan şu Tuncay Güney'in İsmailağa Tarikatına ve Fetullahçılar cemaatine niçin sızdığını, Samanyolu TV'de nasıl program yaptığını ve Amerika'da hangi Yahudilerin güdümünde çalıştığını niye hiç gündeme getirmiyordu? Şu ılımlı İslamcı ve Diyalogcu dalaverecilerle, Protestan Avengelistlerin ve Siyonist sermaye şebekelerinin ilginç ve iğrenç ilişkilerini niye hiç konu edinmiyordu!?

Haydi şeytanın şövalyeleri! Belki bu son şansınızdır... İstediğiniz gibi sallayın ve saçmalayın... Ki pek yakında, pişmanlığınız ve utancınız o denli katmerli olsun!..

Soner Yalçın’ın başka numaraları!

Soner Yalçın, Beyaz Türkler (Efendi-1) den sonra, Beyaz Müslümanları (Efendi-2) da yazıyor; böylece Türk geçinen, hatta Türkçülük yürüten Yahudi dönmelerini deşifre ettiği gibi, şimdi de Müslüman ve müttaki bilinen hatta şeyhlik ve ermişlik satan Yahudileri, soy kütükleriyle birlikte tanıtıyordu!

1949 yıllarında Avengeliklerin İsviçre şatosunda iki ay boyunca “İslamiyet ve Ehli Kitap yakınlığı” konusunda dersler anlatan, yani ılımlı İslamın temellerini atan Yahudi dönmeleri ve Arusi Şeyhi Ömer Fevzi Mardin’lerden; Avengelik Rahip Dr. Bruchman’ın manevi talebesi olan 1951’de “Avrupa ve Dünya Federasyonu fikrini Yayınlama Cemiyetini” kuran.[2] Yahudi Ahmet Emin Yalman ailesine…

Yahudi Üzeyir Garih’lerin ve Mareşal Fevzi Çakmak ailesinin şeyhi olan Küçük Hüseyin Efendiden[3] Rıfai Şeyhi bilinen Kenan Rıfai adlı Sabataist deist (Peygamber tanımayıp, sadece Allah’a inandığını söyleyen)lere.. Ve Baş müridi Kazım Karabekir’e ve kızı Timsal hanımefendilere.[4]

MSP’de palazlan, ANAP ve AKP’de bakan, bürokrat ve patron olan Dönme nakşilerden,  İhsan Doğramacı gibi Hıristiyan Maroni sanılan Yahudi Profesörlere,

Selanik Dönmesi iken Peygamber varisi geçinen Devlet Planlamadan emekli, “Allah’ın Üniversitesi Rektörü ve Dinlerin Birliği  Projesi mühendisi, Nur TV sahibi İskender Erol Evrenesoğlu’ndan, Mesut Yılmaz’ın Dönme olan annesine ve Eşi (Berna Müren) ve babaannesine..[5]

Mevlevi sabataistlerden, Atatürk’ün ilkokul öğretmeni Şemsi Efendilere, Dönme Şeyhülislam ve müderris ulemadan, Cemaleddini Afgani’ye[6]

İttihatçı -Yahudi Masonlardan, siyasal İslamcılara; Şia misyoneri İran Yahudisi Hüseyin Hatemiden, Sabataist Generallere[7]

İlim Yayma Cemiyetinden, Türk Milliyetçisi ve Yahudi dostu sabataistlere[8]

Pir Sultan Abdal’dan[9] Bektaşi Medreselerine; Ermeni Yahudilerden (Pakraduniler)[10]  Dönme Diyanet Reislerine..[11]

Melami Şeyhi sabataistlerden, Cüneyt Zapsu’nun karışık sülalesinden[12] Astroloji bilginlerine ve Ahmet Hulisi ile[13] ve Tayip Erdoğan ilişkisine,[14] Nakşi Topbaşların sabataist sicilinden, “Ülker”lerin dönmelik derinliğine[15] Nevzat Yalçıntaş ailesinden, Sabahattin Zaim sülalesine…[16] Ve Albaraka Türk’ten, Faizsiz finans sektörüne… Pek çok gizemli ve kirli gerçeği gün yüzüne çıkarıyor rolü oynuyordu.

Ancak öyle anlaşılıyor ki Sn. Soner Yalçın:

•      Klasik ve arkaik bilgileri ve artık önemini ve özelliğini yitirmiş gelişmeleri gündeme taşıyıp, asıl stratejik gerçekleri saklamaya, tehlikeli ve sinsi-siyonist girişimleri dikkatlerden kaçırmaya çalışıyordu. Yani:

•      Bazı doğru araçları, yanlış ve yanıltıcı amaçlar için kullanmak ve bir batman reçeteye bir gram zehir katmak için bu kitapları hazırladığı anlaşılıyordu.

       Bu yaklaşım ve ifşaatlar:

a- “İsmen ve resmen olmasa da, fikren ve fiilen bütün İslami tarikatlar ve tasavvufi hareketler Kabalist Yahudilerin yolunda ve kontrolü altındadır.

b- Hatta Osmanlıdan beri siyasetten ticarete, kültürden müziğe, askeriyeden bürokrasiye her şey kabalist ve sabataist cuntanın güdümünde ve gözetiminde bulunmaktadır.

c- Bunlar artık halkın sosyal, ekonomik ve siyasal bünyesinden sökülmez, fark edilmez gizli bir güçtür ve bunlara teslim olmaktan başka çare yoktur ve boşunadır.” Kanaatini aşılıyor ve kafaları karıştırıyordu.

 Halbuki: samimi dönmelere ve Milletimizin sadık bir ferdi gibi hayat sürenlere zaten söylenecek hiçbir söz olamazdı. Ve zaten Osmanlı’da “Dönmelik” serbestti ve ayıp sayılmazdı. Kötü niyetli, hıyanet fikirli ve dış güçlerle işbirlikçi örgütlü Sabataistler, ise artık gücünü ve güvencesini yitirmiş çaresizlik içinde kıvranmaktaydı.

“Yok Bediüzzaman cifir ve ebced ilmiyle uğraşmış da, kabalist Yahudiler de bu tür meşguliyetler varmış ta…

Yok Mevlana Halidi Bağdadi Kuzey Irak’lı Kürtlerdenmiş ve bu bölgede Kürtleşmiş Yahudiler de yaşamaktaymış ta… Yok, Kuran’ı tersten okursan İbranice olurmuş ta… Yok, Esat Erbilli, Kürt olduğu için Kürtleri Türklere ve Cumhuriyete karşı kışkırtmış ta…”[17] yahu böylesi iddialarla Soner Yalçın nereye varmak istiyordu?

Yoksa, Masonların Son Eri böylesi safsata ve saptırmalarla beyinleri zehirlemeye çalışırken ve gerçekleri çarpıtırken, asıl kendisi çarpılıp iyice zırvalıyor muydu? Evet Böylece, Soner Yalçın, kendisini ele veriyordu:

Soner Yalçın’ın safsata ve saptırmaları:

Aynı yazısında: “Necmettin Erbakan ile Üzeyir Garih’in ilişkisi hep sürdü... Babasının ölümü üzerine Üzeyir Garih’in, Erbakan’ın yanındaki asistanlığı son buldu, özel sektöre geçti. Yirmi üç yaşında mason oldu. Ne Yahudiliği ne de masonluğu Milli Görüş hareketinin lideri Erbakan’la dostluğuna gölge düşürebildi. Minik bir not yazmama izin verin: Necmettin Erbakan ve arkadaşlarının kurduğu Milli Nizam Partisi’nin tüzüğünde partiye kimlerin üye olamayacağı belirtilmişti: masonlar! Bu partinin genel başkanı Erbakan’ın yakın arkadaşı Üzeyir Garih, masondu. Üstelik o dönemde Erbakan’ın nikâh şahitliğini yapan, İTÜ öğretim üyesi Prof. Bedri Karafakioğlu da masondu. Her ikisi de sıradan mason değildi; en üst mertebeye çıkmışlardı, 33. dereceden masondular!

Peki, “Özel yaşamınızda bu kadar yakın olduğunuz masonları, başkalarına niye düşman gösteriyorsunuz?” diye sorarsak ayıp etmiş olur muyuz ?.. Mason localarını basıp insanlarımızı öldüren bizim çocuklarımız hangi siyasi kültür ortamında büyüdüler? Sorgulamayacak mıyız? İnsanımıza yazık değil mi?”[18] diye soruyor ve tabi zırvalıyordu.

Bre zavallı zırto! Erbakan Hoca’nın teknik üniversitede karşılaşıp tanıştığı Yahudi asıllı bir Türk vatandaşıyla ilmi ve insani ilişkiler kurmasıyla, Milli Görüşün antisiyonist felsefesi ve bu yoldaki samimi, sürekli ve cesaretli mücadelesi arasında ne gibi bir tezat vardır? Bizim inancımız bütün Yahudilerle insani ilişkileri, hatta hayırlı işlerde işbirliğini değil; Siyonist fikirli ve saldırgan Yahudilerle ve onların örgütlü şebekeleriyle dostluğu ve dayanışmayı yasaklamaktadır. Artık Siyonizm Milli Görüş’ten kurtulmak ve kökünü kurutmak için kendilerinin iktidara taşıdıkları AKP’ye bir alternatif bile çıkaramamıştır. Erbakan Hoca’nın teknik ve taktik işleri ile psikolojik ve stratejik ilişkileri farklıdır.

Soner Yalçın’ın ve Yalçın Küçük’ün 12 Eylül sıkıntısı:

“İran ve Afganistan’da kaybeden ABD, Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamazdı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin, bu basmakalıp “Türk-İslam sentezi”ni benimsemesinin asıl nedeni buydu. “İslam Ortak Pazarı”, “okullarda zorunlu din dersi”, “daha fazla İmam-Hatip okulu açılsın” gibi istekleri nedeniyle Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ve arkadaşlarını cezaevlerine sokarken, 12 Eylül 1980 askeri rejimi İslam Konferansı’na üye oldu, İslam Ortak Pazarı kurmayı talep etti; okullara mecburi din dersi koydu; İmam-Hatip okullarının sayısını artırdı vb. Bu ne yaman çelişkiydi? Kim Türkiye’yi “İslamlaştırmak” istiyordu; MSP mi, 12 Eylül askeri cuntası mı? İslam, Türkiye’de “altın çağını” bu dönemde yaşamadı mı?[19]

Öyle anlaşılıyor ki:

•      12 Eylül Hareketine ve Kenan Paşa Hz.lerine hıncınız, açıkça kustuğunuz gibi, İslamlaşma sürecine hız kazandırdığı içindir.

•      Yani sizin asıl düşmanlığınız İslam’a ve Müslümanlara yöneliktir.

•      “Amerika’nın Türkiye’yi İslamlaştırmak” iddianız da, yalandır ve kasıtlı bir çarpıtmadır. Çünkü Amerika Türkiye’yi İslamlaştırmak değil, laytlaştırmak ve ılımlı İslamcı münafıklar eliyle yozlaştırmak çabasındadır.

•      Erbakan Amerika’ya ve Siyonist odaklara yarıyorsa, niye beş partisi kapatılmış, niye 28 Şubat’ta hükümeti yıktırılmış ve niye Ona hıyanet edip ayrılanlar iktidara taşınmıştır?

Şimdi Bay Soner’e tekrar soralım:

1- Niye, şartlı ve kasıtlı olarak, Erbakan Hoca’nın yanına sokulup oturtulan ve devamlı orda tutulan ve dahi topluma ve teşkilata evliya olarak tanıtılan:

a- Selanik göçmeni kripto Yahudilerden

b- Pakraduni (Ermenileşmiş Yahudi)lerden, hiç bahsetmiyorsunuz?

2- Bunları açıklarsanız, Siyonist çetenin, Erbakan’ı kontrol altında tutacak kadar ürküp çekindiğini ortaya koymaktan ve toplumun gözünü açmaktan mı korkuyorsunuz?

3- “Malta Şovalyeleri” denilen Vatikan mafyasının koyu Katolik ve Müslüman Türk düşmanı örgütünün ölümünden bir yıl önce “Onursal Üyelik Beratı” verdiği saptanan…[20] Türkiye’de bölücülük ve vatana hıyanet suçunun sabit olmasıyla vatandaşlıktan çıkarılan ve ülkemizden kovulan Yakavos Gavurunu, Amerika’nın özel talimatıyla, bağışlayıp tekrar T.C. vatandaşlığına sokan ve 1989 17 Aralık günü muhteşem bir törenle Patrikhane açılışını yaptıran [21]

“Bu fesat ocağı mutlaka Milli hudutlarımız dışına çıkarılmalıdır” diyen K. Atatürk’e rağmen ve Heybeliada’da Ruhban Okulunun savaş ve casusluk faaliyetleri nedeniyle 1938’de yabancı öğrenci alması yasaklanmışken, “din özgürlüğü” bahanesiyle bu hıyanet ocaklarını yeniden açtıran Turgut Özal ve Korkut Özal kardeşlerin Pakraduni-(Yani Ermenileşmiş Yahudi) kökenli olup olmadığını niye araştırıp açıklamıyorsunuz?[22]

4- Yahudi kökenli kaç Bakanımız oldu? Tıpkı İsmet Paşa`nın Bitlis`in Kürümoğlu aşiretinden olduğu söylendiği halde aslında Nahçivan’dan gelme Pakraduni şeceresi olduğu konusunu niye araştırmıyorsunuz?

5- Rahşan Ecevit`in ailesi Kırım Yahudisi miydi?.. Bu Kırım Yahudisi aile Karadeniz üzerinden göçerken Şebinkarahisar`a mı yerleşmişti? Teyze kendini Şebinkarahisarlı olarak bu yüzden mi göstermişti? Asıl adı Raşel miydi?.. Elde ve kontrolde tutulan, görünürde Bülent Ecevit ise de, acaba gerçekte Türkiye devleti miydi? Sorularına niye yanıt aramıyorsunuz?

6- Atatürk`ün manevi kızı Ülkü aslında Danin Günsberg`ten olma öz kızı mıydı? Bu kadın niye ilk evliliğini ve ikinci evliliğini Yahudilerle yapmıştı? Niye 5 milyar aylık ödeneği alınca susup kalmıştı? Konuşsaydı neler açıklayacaktı?

7- Lozan’ın gizli mimarı ve Yahudi ajanı Haim Nahum`un oğulları olan Bernar Nahum ve Jak Nahum “PO”nun niye başındaydı. Sakın Vehbi Koç`un sekreter`inden olma oğlu (olduğu iddia edilen) bay x`in akrabalığından dolayı olmasındı? Bu bay x; Vehbi Koç`un mezarını açtırıp kemiklerini DNA testi için mi ortaya çıkardı? Ve bu sessiz girişimi bir Türk İstihbaratı nasıl boşa çıkardı? Mezarı açan saf çocuklar soruşturmayı yürüten savcı amcalarına neler anlatmıştı? Bay x`in mirası bu testten sonra mı tescillenip garantiye alınmıştı? Ve yine Vehbi Koç amca hilafet`in kaldırılması sırasında Meclis`te zabıt katibi olarak ne iş yapıyordu? Kadrolu muydu?

8- Türk parasının kağıdını kimler ithal ediyordu? Karıları Yahudi olan, paşa babalar, İslamcı geçinen Amerikancı hocalar, Ulusalcı bilinen İsrail ajanları kimler oluyordu?

9- Vehbi Koç`un hanımı Sadberk teyzenin erkek kardeşi Josef Habib Gerez’le akrabalık bağı olan sözde antisiyonist yazar kimdir? Siyonizmin deşifrasyonu sizin gibi tekelci ve kontrol edilebilen ellerde mi tutuluyordu? “İ.Z.” hangi Paşa’nın özel istihbaratı için çalışıyordu?[23]

10- Yalçın Küçük’ün Küçük Hüseyin Efendiyle, Soner Yalçın’ın Yahudi dönmeleriyle bir ilişkisi var mıydı, varsa niye saklanıyordu?

Siyonist ve emperyalist kafalılar ve ülkemiz aleyhine hıyanet planlayanlar dışında, sade ve samimi Yahudilerle hiç hesabımız ve ön yargımız yoktur.

"Onların (Yahudi ve Hıristiyanların) hepsi bir değildir. Kitap ehlinden (ibadet ve ahret için) ayakta durup, Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye varırlar.

Bunlar, Allah'a ve ahret hayatına iman eder, marufu (iyi, güzel ve doğru olanı) emreder, münkerden (kötü, zararlı ve haksız olandan) sakındırır ve hayırda yarışırlar. İşte bunlar Salih (yararlı ve barışçı) kimselerdir"[24]  ayetinde açıkça haber verildiği gibi, Yahudi ve Hıristiyanların içinde iyi niyetli ve istikametli pek çok Salih insan vardır. Siyonist ve emperyalist amaçlar gütmeyen, ülkemize, devletimize, milletimize ve insanlık alemine hıyanet düşünmeyen, hayırlı ve yararlı şahsiyetler bulunmaktadır.

İşte bunlardan birisi, Erbakan Hoca'nın Başbakanlığı döneminde, başından geçen bir olayı şöyle nakletmiştir:

"Erbakan Hoca, Başbakanlığı sırasında dünyada, çok yaygın meşhur bir deterjan firmasının sahibi ve iyi niyetli ve İstanbul doğumlu bir Yahudi olan M... Bey'le görüşmek istemiştir. (Firması ve ismi bizde saklıdır. M.Ç.) Çünkü bu Zat hem Amerika'daki sermaye çevrelerinde çok etkin birisidir, hem de Türkiye'yi seven ve her yönden kalkınmasını ve huzura kavuşmasını isteyen bir şahsiyettir. Bir araya gelinir ve yaklaşık üç saat kadar bir görüşme gerçekleşir. Hocamız bu sırada kapısını ve telefonunu kapatıvermiştir. Görüşmenin sonunda M... Bey, Hocamıza kendisinden tam olarak ne istediğini sorar. Hocamız ise:

"Şu anda Türkiye'nin iç ve dış acilen ödenmesi gereken, şu kadar milyar dolar borcu var. Bu parayı %3 gibi düşük bir faizle ve etkin çevrenizle temin edebilirseniz, ülkemiz için çok önemli bir hizmeti yerine getirmiş olacaksınız" der. M... Bey, bu teklifi memnuniyetle kabul edip çalışmalara girişmiş ve bu parayı temin etmiştir. Ne var ki, istenen krediyi %3 değil, %3,5 faizle bulabilmiştir. Bu konunun Tansu Çiller'le de görüşülmesi gerekir, ama O yurt dışına gitmiştir. Bu sefer ilgili Bakanlıkta bürokratlar ve parayı verecek olanlar bir araya gelmiş, görüşmelere geçilmiştir. Ancak ne olmuşsa birden bire "haydi hep beraber İstanbul'a gidiyoruz" denmiştir. Bunun üzerine uçakla toplu olarak İstanbul'a geçilir. İstanbul'da vardıkları yer Özer Çiller'in evidir. Durum orada da müzakere edilir ve %3,5 faizle yeterli kredinin bulunacağı kendisine bildirilir. Ama Özer Çiller bir anda elini kaldırarak:

"Hayır, ben ancak %5 faizle borç alırım!" diyerek herkesi şaşkına çevirmiştir. M... Bey, hayretle şu soruyu yöneltir:

"Özer Bey, sizin matematik bildiğinizi sanıyoruz. Biz %3,5 diyoruz, siz ise %5 olacak diye dayatıyorsunuz.!?" O zaman Özer Çiller şu yanıtı verir:

"% 3,5 faiz; bu krediyi sağlayanlara; %1,5 faiz ise benim Amerika'daki şahsi hesabıma yatırılacak!" Bunun üzerine para sahipleri kredi vermekten vazgeçmiştir ve böylece ülkemizi kısa yoldan ve kalıcı olarak bu borç batağından kurtarmak isteyen Erbakan Hoca'nın samimi bir girişimi de başarısızlıkla neticelendirilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, bu girişimlerden bir şekilde haberdar olan hain çevreler, bu işi engellemek üzere, gelen heyeti Özer Çillere yönlendirmiştir.

... Hanım M... Bey'e dönerek:

"Peki; bunları niye anlatmadınız ve medyaya yansıtmadınız? Halkımızın haberi olsaydı ona göre tavır alırdı!" diye sorunca: M... Bey:

"Bunları söyleseydim beni yaşatmazlardı!" karşılığını vermiştir. Patronumuz... Hanım, M... Bey'in içtenlikli ve gerçekçi bir tavır takındığını ve bu konuyu isim vererek çok net bir şekilde anlattığını söyledi... Hatta kendisinden randevu talep edilirse, kabul edeceği kanaatini belirtti. Meşhur bir deterjan firmasının sahibi ve ayrıca “Yahudi kökenli bu iş adamımızın, ülkemizi seven, farklı görüşlere saygı gösteren, sinsi ve Siyonist emeller beslemeyen samimi ve seviyeli bir kişilik olduğunu” ekledi. Ben bu notları yazdıktan sonra patronumuz(...) Hanımdan bu kişinin soyadını, telefon numarasını istedim, ama çekinip bana vermedi, ancak, randevu ayarlayabileceğini söyledi. Ayrıca önümüzdeki günlerde M... Bey'in ilimize gelme olasılığından da bahsetti. Eğer bu gerçekleşirse bizimle görüştüreceği sözünü verdi. Ayrıca başka daha çok önemli şeyler de dile getirdi ve M... Bey'in şunları söylediğini de ifade etti.

•      "Kayıp trilyon davasının aslı 800 milyon eski TL'dir. Artanı faizle şişirilmiş ve trilyonlarca gösterilmiştir. Bu parayı Erbakan Hoca'nın çok hayırlı yerlerde ve meşru yöntemlerle harcadığı tarafımızdan bilinmektedir. Yakında bütün gerçeklerin ortaya çıkacağı beklenmektedir. Kaldı ki böyle bir paraya tenezzül edecek durumda da değildir. Bundan fazlasını her gün vatanı ve insanlık davası için harcayan birisidir.

•      Dünyada üç yerde dolar basılır. Bunlar, ABD, İsrail ve üçüncüsü bizim bildiğimiz bir ülkede ve emperyalizme karşı bir şahsiyetin kontrolündedir.

•      Başörtüsü sadece bir bahane ve malzemedir. Bunun altından çok şeyler çıkacağa benzemektedir. Erdoğan ise erken öten bir horoz gibidir."

Gülsüm Hanım; "niye Erbakan sizi Özer bey'in eline bıraktı?" diye sorunca vatansever ve saygıdeğer bir insan olan M... Bey:

"Özer Bey'e gittiğimizi bilmiyorduk. Bakanlar ve bürokratlar bizi oraya götürdü. Görüşme sırasında çelişkili durum ortaya çıkınca arkadaşlar; "Bu şartlarda çalışamayız" dediler ve Türkiye'yi terk ettiler. Ben de engel olamadım. Ben Erbakan'ı kendi öz kardeşimi tanıdığım kadar yakından bilirim. Ülkemizin, bölgemizin hatta insanlık aleminin Ona ihtiyacı olduğu kanaatindeyim." Dünyanın kötü gidişatını ve korkunç bir savaş ortamına doğru yaklaşıldığını sezen basiret sahipleri Atatürk'ten sonra Sn. Erbakan'ı mevcut dengeleri değiştirip düzeltecek çok seçkin bir lider olarak görmektedir."

Tam böyle bir sırada Yeniçağ gazetesi 30 Mart Pazar sayısında şu haber yer alıyordu: "D-8'lerle Şanghay beşlisinin ABD ve İsrail tehdidine karşı birleşmesi ve ortak hareket etmesi için Prof. Dr. Necmettin Erbakan'la Rusya Lideri Putin'in görüşmesinin şu günlerde gerçekleşebileceği söyleniyor. Buna hazırlık mahiyetinde Erbakan Hoca'nın GATA'ya giderek geniş kapsamlı bir sağlık kontrolünden geçtiği biliniyor. Bu arada Erbakan Hocaya üç haftalık evden çıkmadan yoğun istirahat raporu verildiği öğreniliyor. Bu arada Erbakan-Putin görüşmesi hazırlıklarını bir emekli generalin yürüttüğü saptanıyor.” Yani Küçükler Düşük İşlerle Uğraşırken, Büyükler Yüksek Gayeler İçin Çırpınıyor ve Dünya Türkiye Merkezli Bir Dönüşüme Hazırlanıyordu.

Recep Tayyip Bey'e arka çıkan Amerika, Avrupa ve Ilımlı İslamcı münafıklar, neden Erbakan'ın cezasının onanmasına bayram ediyordu?

Hatta Erbakan Hoca'ya verilen alakasız ve dayanaksız cezayı önlemek üzere (ki 800 bin YTL'lik parti parasının güya usulsüz harcanmasının asıl sorumluları da Abdullah Gül ve diğer AKP kurmaylarıydı) İlgili kanuna eklenecek üç kelimelik bir cümleyi bile Hoca'larından esirgerken, sonunda bazı Milli Görüşçülerin kapatılma davası açılan AKP'yi hararetle savunmaları mide bulandırıyordu. Belki de bir kısmı "oh be, Hoca'dan resmen kurtuluyoruz, meydan bize kalıyor" diye sinsice seviniyordu. Oysa tarihin en büyük değişimi yaklaşıyordu ve marazlı münafıkların rezil olacağı günler geliyordu!

Milli Şairimiz Rahmetli Mehmet Akif'ten Bir Uyarlama ile Bitirelim

Sofuluk satıyorsun, elinde boy boy tesbih

Çevrende dalkavuklar; tapınır gibi, la-teşbih!

Sarık cübbe ve şalvar; hepsi istismar, riya

Şekil yönünden sanki; Ömer'in devri, güya!..

Herkes namaz oruçta; hepsi sözünü dinler

Zikir Kur'an sesinden, yerler ve gökler inler!

Ha bu din, iman, takva; inan ki hepsi yalan

Sen onları kendine, taptırırsın vesselam!

Derdin davan sadece, hep nefsi saltanatın

Şimdilik putu sensin, tapılan menfaatın!

Hey kukla kafalı adam, dinle sözümü tut

Bunların dilinde Hak; ama kalbi dolu put!."

(Safahat- Kardeşi M. Fuat Şemsi'ye)



[1] Kırmızı kedi Yay. Şubat 2013

[2] Sh:46

[3] Sh:62

[4] Sh:129

[5] Sh:122-150

[6] Sh:216

[7] Sh:95

[8] Sh:141-142

[9] Sh:163

[10] Sh:253

[11] Sh:256

[12] Sh:301

[13] Sh:349

[14] Sh:349

[15] Sh:397-410

[16] 410-415

[17] Sh:314 395

[18] Sh:80

[19] Sh:142

[20] Judasofya. H. Yılmaz Çebi. Sh:90

[21] Age. Sh:141

[22] Bak: Pakraduniler veya Ermeni-Yahudi Cemaati. Yahudi Prof. Ve CHP Milletvekili Abraham Galenle… Ve yine: Ermeni Yazar Levan Panos Dabağyan. Türkiye Ermenileri Tarihi

[23] Hakan Yılmaz Çebi Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

[24] Ali İmran:113-114

 


Bu yazarin diger makaleleri

İSLAM’IN YÜKSELİŞİ VE MÜNAFIKLARIN TEDİRGİNLİĞİ
İnsanlık derin ve çetin bir bunalımdadır. Ya yeni ve adil...
Devami
YENİ ABD BÜYÜKELÇİSİ VE BÜYÜK İSRAİL PROJESİ
ABD'de ki Siyonist Yahudi Lobileri için: İsrail'in güvenliği ve Büyük Ortadoğu...
Devami
RESMİ DİLİMİZ TÜRKÇEYİ DOĞRU VE GÜZEL KONUŞMAK
  Dil; duygu ve düşüncelerimizi, bilgi ve becerilerimizi, ümit ve hayallerimizi,...
Devami
9. Dönem Elazığ (DP) Milletvekili, Rahmetli ABDULLAH DEMİRTAŞ BEY’İN ATATÜRK ANISI
  Değerli, derinlikli ve Milli düşünceli bir dostum vesilesiyle tanıştığım, Adnan...
Devami
Erbakan’ı ADİL DÜZEN’DEN VAZGEÇİRME çabaları
  Paris Sanayi ve Teknoloji Fuarındaki gizli görüşmeler! Muhterem Süleyman Arif Emre...
Devami
PORNO YAYINLARI VE ŞEYTANIN ŞEHVET TUZAĞI
  “Ey Âdemoğulları! Şeytan Anne ve babanızın (Hz. Adem’le Havva’nın) edep...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1381

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR