ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün338
mod_vvisit_counterDün7165
mod_vvisit_counterBu Hafta7503
mod_vvisit_counterGeçen hafta54641
mod_vvisit_counterBu Ay7503
mod_vvisit_counterGeçen Ay195399
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17335501

IP'niz: 54.236.58.220
Bugün: 02 Mar 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12397441

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

SAADET “MİRASHOR”LARININ SAVRULMASI VE AKP’YE PAYANDA OLMA ÇABALARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

SP’nin AKP amblemi (söylemi-sistemi) altında bir seçim ittifakına yanaşması aslında açıkça bir “geçim iltihakıdır”. Evet, böylesine talihsiz bir girişim ittifak değil iltihak olacaktır. Bu durum SP’nin başında bulunanların fikri ve fiili mücadele azminin iflasıdır. Parmak kalınlığındaki tertemiz bir suyun koca kanalizasyon dolusu kirli lağım suyunu arındırıp süzmesi imkânsızdır. “Seçim ittifakı” kılıflı böyle bir iltihak kendi kendimizi, yani Milli Görüş düşüncemizi inkârdır, AKP zihniyetine yamanmaktır.

Hangi bahane ile olursa olsun AKP listesinden ve O’nun amblemi altında seçime girmek Saadet Partisi için intihardır, Milli Görüş’ün temeline dinamit koymaktır. Çünkü AKP’ye evet mührü basanlar “tuzlaya düşen tuzlaşır” gerçeğince çoğu orada kalacaktır. Bunun vebali çok ağırdır. Kaldı ki SP’yi işgal edenlerin bu suretle, AKP’yi tek başına iktidara taşıma planına taşeronluk yaptıkları, diğer gerekçeleri buna mazeret olarak uydurdukları açıktır. Bu girişim AKP’nin geçmiş günahlarına ve bundan sonraki talan tahribatlarına ortak olmaktır ki, varsayalım bunların bahaneleri doğru bile olsa, bu büyük vebalin kefareti olmayacaktır.

Bu girişim aynı zamanda Oğuzhan ve Şevket ekibinin, yıllardır söyleyegeldiğimiz gizli niyetlerini ve kirli mahiyetlerini de artık açığa vurmaktadır ki, böylece Milli Görüş’ün kökü kurutulmaktadır. Ayrıca yıllardır Oğuzhan Asiltürk ve Şevket Kazan ekibine atıp tutan Elazizciler ve Fatihçiler gibilerin, AKP kadrolarıyla aynı ayar ve akılda oldukları da kesinlik kazanmaktadır.

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eski danışmanı Ahmet Takan da, Yeniçağ gazetesindeki "Fatih Erbakan 'evet' dedi" başlıklı yazısında AKP'nin Erbakan'ın oğlu Fatih Erbakan ile anlaştığını açıklamış, Fatih’in "Tayyip amcasını kırmadığı" vurgulanmıştı.

Evet, Erbakan Hocamız da MHP ve İDP ile seçim ittifakı yapmıştır. Ama bu Milli Görüş çatısı ve sancağı altında ve Milli Görüş sloganları ve programlarıyla yapılmıştır. Bir başka partinin ve hele AKP gibi bir “dış projenin” ismi ve zihniyeti altında seçime girmek en başta Erbakan’ın hatırasına ve Hak davasına hıyanetin daniskasıdır.

Elbette Milli Görüşçüler buna şiddetle karşı durmalıdır, duracaklardır. Her şeye rağmen böyle bir gaflet ve hıyanet gerçekleşirse bize düşen sandığa gidip oy pusulalarına “Saadet Partisi” yazıp altına mühür basmaktır. Böylece bu pusulalar, inşallah hesap gününde hem “sadakat ispatımız” hem de “felah-selamet beratımız” olacak ve kaç tane sağlam ve şuurlu Milli Görüşçü kaldığı da ortaya çıkacaktır. Şunu da hatırlatmak lazımdır, Haktan cayıp Batıla kayanların en bedbahtı, bekleyip de en son gidenler olacaktır. Çünkü sabırla tırmana tırmana tam zirveye yaklaşmış, kayıp-kaytarıp aşağı yuvarlananlar, yarı yolda iken cayanlardan daha çok pişman ve perişan olacaktır.

Daha önce Erbakan Hocamız gibi bir deha başımızdayken ve 160 milletvekiline ulaşmışken, Osman Özbek gibi sütü bozuk birisinin, her türlü edep ve erdem perdelerini yırtarak ve Tuğgenerallik zırhına sığınarak, ülkenin Aziz Başbakanına hakaretler kusarken, siz Hoca’nın güya sağ kolları olan Milli Görüş’ün kof kurmayları, gıkınızı bile çıkarmamış ve “Hocaya danıştık, sükunet tavsiye ediyor” riyakarlığına sarılmıştınız... Daha önce Avrupa Milli Görüş’ten topladığı hizmet paralarını götürüp Avustralya’da çiftliklere yatıran ve hiç utanmadan da bunun vebalini Erbakan’ın sırtına yıkmaya çalışan bir Şeyhin iftira ve isnatları karşısında da yine böyle susup kalmış, Hakkın, davanın ve Hoca’nın hatırı için, o günlerde çok etkin konumdaki bu şeyh bozuntusuyla bozuşmayı göze alamamıştınız. Erbakan’ın başınızda bulunduğu Meclis’te ve bir ara 160 kişi iken, en gerektiği yerde yüksek ciddiyet ve cesaretinizle, vicdani gayret ve hamiyetinizle(!) takındığınız tavırlar bunlar iken, şimdi AKP’nin himayesinde ve birkaç milletvekili ile Meclis’te neler yapacağınızı sanmaktasınız? Hayır, açıkça camiamızı aldatmakta, Milli Görüş’e son darbeyi vurmak için fırsat kollamaktasınız. Yüksek marifet ve meziyetinizle %1’e düşürdüğünüz SP’yi şimdi tarihe gömmeye çalışmaktasınız.

Bir ara “Şu TRT’yi bir saat bana verseler, Türkiye’de devrim yaparım, halkı peşime takarım...” anlamında havalar atan Şevket Kazan’a, Rahmetli Ali Oğuz’un “Yapma Allah aşkına, sana bir yasama döneminde iki defa bakanlık imkânı sağlandı. De bakalım, kalıcı ve büyük değişimlere kapı açıcı neler başardın ki, TRT’de bir saat nutuk atmakla nerelere varacaksın?” şeklindeki yanıtını hatırlatmanın tam zamanıydı.

AKP Hükümeti, 13 yıldır Türkiye’yi parçalamayı amaçlayan ABD’yi dost ve müttefik saymakta, AB’nin kuyruğuna takılmakta, dış politikayı AB normlarına göre ayarlamaktadır. Bugün özerklik diye gezip dolaşanlar, bu cesareti 2003’te AB’ye uyum gerekçesiyle çıkarılan “İkiz Yasalar”dan almaktadırlar. Bu kanunda, “Türkiye’de halklar kendi geleceklerini özgürce tayin etme hakkına sahiptir” kaydı ve şartı vardır.

ABD, BOP çerçevesinde, Türkiye’nin Güneydoğusunda bir harita hazırlamıştır. Bu aynı zamanda Büyük İsrail’in kurulmasını amaçlayan Arz-ı Mev’ud haritasıdır. Emperyalistlerce dayatılan İkiz Yasalar’a göre, bir bölge halkı, kendi aralarındaki oylamayla geleceklerini tayin hakkını kullanacaktır. Türkiye’nin bölünmesini amaçlayan bu yasanın derhal değiştirilmesi baskın seçimden daha büyük aciliyet ve önem taşımaktadır.

Obama ve diğer ABD’li yetkililer Türkiye’nin PKK’yı bırakıp IŞİD’le mücadelesini dayatmaktadır. PKK’nın güçlenerek bölgede özerklik ilan edecek noktaya gelmesini arzulamaktadır.

İster PKK, ister IŞİD; her iki terör örgütünü de destekleyip İslam dünyasına musallat eden küresel eşkıya ABD’den ve arkasındaki Yahudi Lobilerinden başkası mıdır? Dağda devletlere başkaldıran terör örgütlerinin herhalde silah fabrikaları bulunmamaktadır. Her iki örgüte de silah veren ABD 12 bin km. uzaktan bu taşeron örgütleri kullanıp kışkırtmaktadır, İslam dünyasında kardeşi kardeşe kırdırmaktadır.

Eskiden gizli yürüyen ABD-PKK ilişkileri bugün açığa çıkmış durumdadır. 16.08.2015 tarihli İngiliz Daily Telegraph gazetesi “ABD’nin PKK ile dolaylı yoldan temas halinde olduğunu” yazmıştır. PKK’nın kurucularından, şehir yapılanmasını oluşturan KCK sorumlusu Cemil Bayık’ın “ABD ile aramızda mesajlar gelip gidiyor, mektuplaşmalar var, bu ilişki gelişerek sürecek. DAEŞ’e karşı en etkin güç PKK” sözlerini aktarmıştır.

Hala AKP Hükümeti, terör örgütünü besleyip himaye eden ABD’yi dost ve müttefik görmekte, onlarla istihbarat paylaşımı yapmaktadır. Bunca çalışmaya rağmen terörün yok edilememesinin asıl sebebi bu yanlış ve yanaşma politikalarıdır.

Doğu ve Güneydoğu probleminin çözümünde asıl karar mercii ABD değil, Türkiye olmalıdır. Hükümet’in 13 senedir uyguladığı politikalar çare olmamış, aksine Türkiye’yi tehlikenin eşiğine getirip dayatmıştır. HDP’lilerin özerklik söylemleri bunun en açık kanıtıdır. Hükümet’in yanlış politikaları yüzde 5-6 bandında dolaşan HDP oylarını yüzde 13’e çıkarmıştır.

Terörün başladığı 1984’ten bu yana geçen 31 yıl içinde, Erbakan Hoca’nın başbakanlık yaptığı 1 yıllık süreçte terör kurbanı bir tek şehidin gelmemesi her şeyi anlatmakta ve ortaya koymaktadır. Çünkü Refah Partisi 1991 ve 1994’te ihtisas komisyonları oluşturarak 2 ayrı rapor hazırlamış, hükümet olunca da bunları uygulayıp başarılı sonuçlar almıştır. Refah Partisi döneminde yaşanan gerginlik ve sıkıntılar; Türkiye’nin sorunlarını aşmasını, huzur ve barış içinde yaşamasını istemeyenlerin rahatsızlığının sonuçlarıdır.

Hal böyleyken, AKP’nin önde gelen isimlerinden Burhan Kuzu gibilerin, “Seçim barajını kaldıralım da Saadet Partisi mi gelsin?” sözleri çözümün önündeki en büyük engel sayılmalıdır. Görülen o ki, Saadet’in önü kapatılırsa bu HDP’ye yaramaktadır. Analizcilerin ortak görüşü, 7 Haziran’da AKP’nin kaybettiği yüzde 9 oy Saadet Partisi’ne değil; MHP ve HDP’ye kaymıştır.

Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani’yle ve Türkiye aleyhindeki tavrı ve Abdullah Öcalan yanlısı olmakla tanınmış Şivan Perver’le yaptığınız Diyarbakır’daki yüz binlerin katıldığı açılış toplantılarıyla sadece HDP’yi besleyip büyütmeye taşeronluk yaptınız. Haksızlıklara engel olmadınız; Nişantaşı, Bebek gibi modern semtlerdeki seçmenler size tepki için HDP’ye oy vererek, çarpık uygulamanıza çarpık tepki koymuşlardır” diyen Şakir Tarım gibi Milli Gazete yazarlarımızın ve sadık dava arkadaşlarımızın “SP’nin AKP’ye stepne yapılmasına” asla razı olmayacaklarını ve camiamızı net ve mert şekilde uyaracaklarını ummaktayız.

Türkiye konusundaki Wikileaks sızıntılarında Ahmet Davutoğlu’ndan “Dawid” diye bahsedilmesi nereden kaynaklanmıştı?

Bayan Clinton’un Sn. Erdoğan’la ilgili maillerde dikkat çeken bir başka husus ise, “Jacob Jeremiah 'Jake' Sullivan ile Clinton arasında Wikileaks'in ABD Dışişleri Bakanlığı ve dünya genelindeki ABD büyükelçilikleri arasındaki ayrıntılı yazışmaları sızdırması ardından, Türkiye'yle Wikileaks sızıntıları konusundaki temaslar...” bölümünün sansürlenmiş olmasıydı. Ancak bir ayrıntı dikkatlerden kaçmamıştı:

Danışman Sullivan 28 Kasım 2010'daki bir mailinde, bir gün sonra dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ile Wikileaks sızıntıları hakkında yapılacak görüşmeye dair Clinton'a notlar hazırlamıştı. Ancak bu bölümün de sansürlenmesi kafaları karıştırmıştı.Bu yazışmalarda danışman Sullivan'ın Ahmet Davutoğlu'ndan "Davut" diye bahsetmesi ise şaşırtıcıydı. Daha önce “Kalkan” olan soyadını Sn. Ahmet Davutoğlu, İbranicede “Ben Dawid” anlamına gelen “Davutoğlu” olarak değiştirmesi acaba neyin icabıydı ve hangi kesimlere mesajdı? “Ben Dawid”lerle Sn. Davutoğlu’nun ne alakası vardı?

Şimdi SP, “Ben Dawid”lerin ve baş yalaka A. Dilipak’ın itirafıyla “kesinlikle bir dış proje” olan AKP’nin ismi ve himayesi altında Meclis’e girip de neleri başaracağını sanmaktaydı? Amaç bazı konularda uyarılar ve öneriler yapmak ise, zaten şimdi de konuşulup durmakta ve kimse takmamaktaydı.

Birçok gazeteci zaman zaman hatırlatmış ve “siyasi dönek”lerin isimlerini sıralamıştı:

Demokrat Parti’deyken “Tayyip Erdoğan kendisini padişah olarak görmek istiyor, paçalarından yolsuzluk akıyor” diyen Süleyman Soylu, hızlı ve hararetli AKP’li olmasına nedense kimse şaşırmamıştı. Atatürk’e “kefere Kemal” diyen, Kılıçdaroğlu’na “çakma Gandi” diyen Mehmet Bekaroğlu, CHP’li olmaktan sıkılmamıştı. CHP’li Celal Doğan HDP’li olması doğaldı. AKP’nin müsteşarıyken CHP’ye genel başkan yardımcısı yapılan Murat Özçelik, “oyumu HDP’ye verdim” demesi de olağandı.

CHP’deyken “Tayyip Erdoğan’ın gömlek değiştirdik demesine aldanmayın, yılanlar da gömlek değiştirir ama zehiri bitmez” diyen Savcı Sayan, AKP’ye sığınmış ve koyu bir Recep Bey havarisi olup çıkmıştı. Saadet Partisi’ndeyken “AKP gibi firavunlaşmayacağız, Tayyip Erdoğan gibi İsrail’in vagonu olmayacağız, AKP Amerikan mandasıdır” diyen Numan Kurtulmuş, AKP’li olurken hiç yüzü kızarmamıştı. AKP kurucusu Dengir Mir Mehmet Fırat’ın, HDP’ye geçmesi, AKP ve HDP’nin temelde aynı zihniyeti taşıdığının bir ispatıydı.

Rahmetli Necmettin Erbakan Hocanın yeğeninin CHP adayı olması bir fıtrat ayarı ve fırsat avcılığıydı. Bülent Ecevit’in kendi evini bağışladığı, milletvekili yaptığı koruma polisi, AKP’den aday yapılmıştı. MHP’li Mansur Yavaş CHP’li olunca yakın çevresince ve sevenlerince alkışlanmıştı. Tayyip Erdoğan sanatçıları Dolmabahçe Sarayı’nda toplamış, konuklara açılımı anlatınca, Kadir İnanır karşı çıkmış, “insanlar açken saraylarda ballı börekli toplantı yapılmaz, onların popülist amacına hizmet etmem” diye baş kaldırmış, ama sonra aynı Dolmabahçe Sarayı’nda “akil adam” sınıfına katılmıştı. TBMM’ye “pezevenkler meclisi” diye havlayan ve aslında kendi sıfatını haykıran ayarsızın oğlunun AKP’den milletvekili yapılması da konuşulmaya değer bulunmamıştı. Tayyip Erdoğan “çok çirkin bir şekilde, af edersiniz bana Ermeni bile dediler” derken, Markar Eseyan AKP’den milletvekili olduğu için kasım kasım kasılmaktaydı.

CHP’nin memlekette adam kalmamış gibi taaa Mısır’dan getirdiği Ekmeleddin İhsanoğlu, MHP’ye geçince kıyamet kopmamıştı. AKP milletvekilinin “puşt” dediği Haluk Koç, AKP’yle koalisyon koordinatörü atanmıştı. MHP’deyken “Bizans bile pek çok AKP’liden daha millidir, daha Türk’tür” diyen Tuğrul Türkeş, AKP’nin başbakan yardımcısı makamına gururla taşınmıştı. Tayyip Erdoğan’ın “müftü müsveddesi” dediği İhsan Özkes, CHP milletvekiliyken “Ak Saray haramsaray’dır, Hazreti Muhammed yaşasaydı oraya uğramazdı” diyordu, CHP’den ayrılır ayrılmaz “Ak Saray’ın mescidinde namaz kılmak nasip oldu, Hazreti Muhammed yaşasaydı kesinlikle Ak Saray’a giderdi” demekten utanmamıştı. Üç dönem ayaklarıyla tasfiye edilen Bülent Arınç’ın AKP’yi haysiyetsizlikle suçlaması kendi nefsini ilahlaştırdığını ortaya koymaktaydı. Selahattin Demirtaş’ın TRT’de caz söylemeye başlaması üzerine, PKK’lılar Diyarbakır belediyesine roket fırlatmış, jöleli Yiğit, kabinedeki HDP’li bakanları korumak için bir tabanca daha satın almıştı.”

CHP'den istifa eden bağımsız milletvekili İhsan Özkes, bir televizyon kanalında katıldığı programda 'Hz Muhammed yaşasaydı Saray'a giderdi' çıkışına ilişkin itiraf gibi bir açıklamaya imza atmıştı. 'Tayyip Erdoğan düşmanlığının alt yapısını kurarken, onun dini referansını da motive eden kişi bendim' diyen Özkes,"Hz. Muhammed yaşasaydı Saray'a gitmezdi derken şakşakladılar. Şimdi ben o yanlışı görüp bir adım atınca ondan kötüsü yok demeye başladırlar. Asıl o anda ilk söylediğimde yanlış yapmıştım, ikinci yaptığımda da yanlış yaptım" deyip çıkışmıştı. Bu tavır, siyasetteki laçkalığın, tutarsızlığın, kaburgasızlığın, makam ve menfaate tapmanın nasıl da yaygınlaştığını, “Politik kahpeliğin” ne kadar saygınlaştığını(!) ortaya koymaktaydı.

Sn. Recep T. Erdoğan’a CHP’nin hazırladığı karalama kampanyasındaki “dini referansları” kendisinin hazırladığını itiraf edip açıklayan (veya kim bilir neyin karşılığı bunları pazarlayıp satan) eski müftü-püftü İhsan Özkes “İslam dini üzerinden Erdoğan’a ve AKP iktidarına sataşmanın dindar halkımız nezdinde onlara puan ve oy kazandıracağını ve bunun aslında Siyonist-masonik odakların şeytani kurguları olduğunu” halâ anlamayacak kadar da koyu bir feraset fukarasıydı!

İşte bu nedenle sormamız lazımdı: SP kurmayları topyekûn “Döneklik yaftasını ve Bel’am’lık sıfatını” almaya mı çalışmaktaydı?

Emekli Müftü Ihsan Özkes’le, "CHP milletvekili’ sıfatını taşırken kendisiyle yapılan bir röportajda: "Bel’am nedir?" sorusunu şöyle yanıtlamıştı: “Hz. Musa döneminde "Bel’amu Baura" denilen bir din adamı varmış. Bu adam, Hz. Musa'nın yanında değil de Firavun'un yanında yer almış. Yahudilik dinini eğip bükerek Firavun'a uyarlamaya çalışmış. Dini literatürde iktidarların, gücün, sultanların, padişahların, kralların yanında yer alan, dini onların amaçlarına göre yorumlayan tiplere "Bel’am" demek gelenek halini almış!.”

Aynı Zat: "AKP’li bazı milletvekilleri, Meclis Genel Kurulu’nda size Bel’am dediler. Ne diyorsunuz?" sorusunu ise: “Bugünkü iktidara yaranmak için dini eğip büken tipleri gördüğümde benim de aklıma "Bel’am" tipi geliyordu. Fakat ağır olur düşüncesiyle nezaketen bunu dillendirmiyorum. Ancak onlar bana şimdi "Bel'am" diye saldırıyordu. Oysa ben muhalefet milletvekiliyim. Allah'ın dinini iktidara, güce uyarlama şablonu bana uymuyordu” şeklinde yorumlanmıştı.

Hırsıza hırsız demenin, yolsuza yolsuz demenin, israfa israf demenin, harama haram demenin zorlaştığı bir dönemden geçiliyor. Rüşvete helal kılıf uyduruluyor. Ve bütün bunlar din adına yapılıyor” diyen müftü-püftü İhsan Özkes, şimdi AKP saflarında “Bel’am’lık” mı yapmaktaydı?

Fetullahçı döneği Hüseyin Gülerce ile AKP döneği Nazlı Ilıcak Fetullah Hoca yüzünden atışırken, Sn. Mustafa Kamalak’ın Fetullah aşkı mide bulandırmaya başlamıştı

Hüseyin Gülerce kendisine çatan Nazlı Ilıcak’a twitter'dan cevap verip “Başıma gelecek en kötü şeylerden biri geldi” diye aşağılamıştı. Nazlı Ilıcak "Gülerce ve Cadı Avı" başlıklı yazısında "Gülerce'nin derdi, ABD'nin Fetullah Gülen'i iade edip Türkiye’ye yollamasıymış. Eğer Dink cinayetinde Ramazan Akyürek ile Ali Fuat Yılmazer'in sorumluluğu ortaya çıkarsa, Gülen'in iadesi kolaylaşırmış!!!" diyerek Hüseyin Gülerce’ye çatmış, O ise twitter'dan "Başıma gelecek kötülüklerden biri de, Nazlı Ilıcak'tan ahlak ve haysiyet dersi almaktı... Bugün o da oldu. İhanete tutsak olanlara acıyorum" şeklinde yanıtlamıştı.

Kamalak ise Gülen'i Filozof Aristo’ya benzetmeye kalkışmıştı!

Saadet Partisi resmi Başkanı Mustafa Kamalak, Koza İpek Holding şirketine yapılan operasyonla ilgili konuşurken Fetullah Gülen'i Aristo'ya benzetmesi mide bulandırıcıydı. Kamalak, "Aristo, idamla yargılanıyor ve idama mahkûm ediliyor. Dostları kaçırmak istiyor, o 'hayır' diyor. 'Ülkenin hukukundan kaçmam' diyor. Gözyaşı döküyor, sevenleri, eşi, dostu, arkadaşları. Aristo, neden ağladıklarını soruyor, onlar da 'Efendim, haksız yere idam ediliyorsunuz da ona ağlıyoruz' dediklerinde o tebessüm ediyor, diyor ki 'Ben bu idamı hak etsem daha mı iyi olurdu?' Dolayısıyla Türkiye’mize yazık oluyor, iddia büyük, operasyon büyük, adalet herkese lazım"diyerek, güya AKP’yi tenkit ediyor, ama bir yandan da AKP ile seçim ittifakları aranıyordu.. Acaba Sn. Kamalak, Fetullah Gülen’in ve yakın çevresinin Yüce Dinimizi yozlaştırıp ılımlaştırma ve Türkiye’yi Amerika’nın dominyonu yapma çabalarını ve Erbakan Hoca ve Refah-Yol iktidarına karşı saldırgan tavırlarını bilmiyor ve hatırlamıyor muydu, yoksa Fetullahçılardan hala medet mi umuyordu? ABD hemen ve resmen Koza İpek Holding operasyonuyla ilgili kaygılarını açıklarken Sn. Kamalak’ın Amerikan ağzıyla açıklamalar yapması hangi hikmete dayanıyordu?

MGK’nın Kasım kararları ciddi endişeleri yansıtmaktaydı!

Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında toplanmıştı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde toplanan olağan toplantıya Orgeneral Hulusi Akar, ilk kez Genelkurmay Başkanı sıfatıyla katılmıştı. MGK toplantısında, "1 Kasım 2015 tarihinde icra edilecek genel seçimlerin huzur ve güven ortamı içinde gerçekleşmesi ve halkın iradesinin her türlü baskıdan uzak bir şekilde özgürce sandığa yansıması için alınacak tedbirler" hakkında Kurul'a bilgi sunulduğu açıklanmıştı. Bu sözler Doğu ve Güneydoğuda sandık güvenliğinin kolay kolay sağlanamayacağı endişesini taşımaktaydı.

MGK açıklamasında, Irak ve Suriye'de konumlanan DAEŞ ve diğer terör örgütleriyle mücadelenin aynı kararlılıkla yürütüleceği belirtilerek, "Suriye sınırları içerisinde hayata geçirilecek 'terör örgütlerinden arındırılmış bölge' uygulamasının Suriye halkının hayat hakkının muhafazasında önemli bir rol oynayacağı ifade edilmiştir" ifadeleri olumlu bir adımdı. Açıklamada, "Bölücü terör örgütünün, vatandaşların ve güvenlik güçlerinin hayatlarına kasteden terör eylemlerinin, yurtiçinde ve yurtdışında, demokrasi bilincine sahip, insan hak ve özgürlüklerine saygılı tüm kesimlerce lanetlenmesi memnuniyetle karşılanmış ve terörle mücadele konusunda uluslararası kamuoyu ile yakın işbirliği yapılması gerektiği mütalaa edilmiştir"denilmesi ise saflık ve şaşkınlıktı. Çünkü zaten PKK’yı o uluslararası güçler kışkırtıp kullanmaktaydı.

Örneğin Almanya İçişleri Bakanlığının, Almanya'da 13 bin PKK'lının bulunduğu bilgisinin de yer aldığı bir raporu Türkiye'ye sundukları basına yansımıştı.

Üstelik IŞİD adına eylem yapmaktan gözaltına alınan ve Diyarbakır'da mahkemeye sevk edilen İngiliz gazeteciler Mohammed İsmael Rasool, Jake Hanrahan ve Philip John Pendlebury tutuklanmamış mıydı? Yani güya IŞİD’e karşı koalisyon ortaklığı yaptığınız ülkeler aslında IŞİD’i kurup kollamaktaydı?

Hollandalı çavuş 'IŞİD'e katıldığı' anlaşılınca mecburen açığa alınmıştı!

Hollanda Savunma Bakanlığı, IŞİD'e katılmak amacıyla Suriye'ye gittiğinden şüphelenilen 26 yaşındaki hava kuvvetlerinde görevli bir çavuşun açığa alındığını açıklamıştı. Oysa Hollanda’nın bu çavuşu özel görevlendirdiği ortaya çıkmıştı.

ABD niye Asker ve diplomat ailelerinin Türkiye'den ayrılma kararı almıştı?

Amerikan yönetimi, İncirlik Üssü çevresinde yaşayan ABD askerlerinin ve Adana'daki Amerikan Konsolosluğu'nda görevli diplomatların ailelerinin Türkiye'den ayrılabileceklerini açıklamıştı. Kararın “tedbir amaçlı” olduğu vurgulanmıştı. Yoksa Türkiye geniş kapsamlı derin bir savaşa mı sokulacaktı?

Özbekistan ve Türkiye aynı anda neden IŞİD’in hedefi yapılmıştı?

M. Seyfettin Erol’un Milli Gazetedeki şu tespitleri oldukça çarpıcıydı!

Çünkü Özbekistan, İslam tarihi içerisinde her türlü yıkıcı, zararlı, radikal oluşumlara karşı panzehiri üretmiş bir merkez konumundaydı. Hoşgörü, diyalog, sevgi, barış ve insanı esas alan medeniyet anlayışının adresi sayılmaktaydı. Başta İmam Buhari ve Maturidi olmak üzere, Sünni İslam’ın önemli temsilcilerinin doğduğu, bu bağlamda Buhara, Semerkant, Termiz gibi İslam dünyasında birer manevi başkent olarak kabul edilen kutsal şehirlere ev sahipliği yapmaktaydı. Dolayısıyla, radikalizme karşı önemli deneyimleri olan ve buna sahip olduğu 3 bin yılın üzerindeki tarihsel deneyimi ile yine cevap verebilecek bir gönül köprüsü durumundaydı. Sahip olduğu jeopolitik ve stratejik konum itibarıyla Orta Asya bölgesinin adeta güvenlik sigortası konumundaydı. 90’lı yıllardan itibaren terörle mücadelede ortaya koyduğu performans, Orta Asya devletleri içerisinde en büyük-güçlü ordusu ve güvenlik yapılanması bu ülkeyi bölge açısından bir umut durumuna taşınmıştı. 30 milyonun üzerinde genç ve dinamik bir nüfus barındıran istikrarlı, insan odaklı, kendi öz kaynaklarına-gücüne dayalı modeliyle de ön plana çıkan Özbekistan’ı hiçbir iktisadi-siyasi kriz sarsamamıştı. “Özbek Modeli” olarak da nitelendirilebilecek bu sürecin en büyük mimarı hiç kuşkusuz Cumhurbaşkanı İslam Kerimov ve O’nun liderliğine canı gönülden bağlı olan Özbek halkıydı.

Son olarak, Mayıs 2005’te Akramiler (Ekremiler) terör örgütü üzerinden bu ülkede darbe yapmaya kalkışan dış güçler ve Siyonist merkezler halen işbaşındaydı. IŞİD ve onun uzantısı ÖİH üzerinden Sünni İslam’ın en önemli kalelerinden biri olan Özbekistan ve Türkiye’nin eş zamanlı olarak hedef alınması bir tesadüf sanılmamalıydı.

Her gün asker, polis ve sivil şehit haberlerinin yürekleri dağladığı, artık polisimizin “kendi emniyetini” bile sağlayamadığı, üstelik yandaş Yeni Şafak’taki yazar bozuntusu hatta istihbarat şefi zırtosu Recep Yeter “boş verin PKK’yı, Paralel avcılığına yoğunlaşın” diyerek bir nevi aziz şehitlerimizi hafife aldığı ve PKK’yı aklamaya çalıştığı bir ortamda, iktidarın, hatta yandaşlarının bu duyarsız ve vicdansız tavrına isyan eden Mardin’deki şehit polisimizin vefatından önceki son mesajı oldukça uyarıcıydı. Mardin'in Dargeçit ilçesinde yola önceden döşenen bombanın, emniyet aracının geçişi sırasında patlatılması sonucu şehit olan 4 polisten Akif Hatunoğlu'nun sosyal medya hesabında 'şehit polislerle' ilgili paylaşımlarda bulunduğu ortaya çıkmıştı. Hatunoğlu'nun polislerin uyuz PKK itlerince ve bu denli ucuz şehit edilmesine ilgisiz ve tedbirsiz davranan yetkililere ve gaflet kesimine tepki olarak, siyah zemin üzerine yazılan, "Sessiz olun, polisler şehit oluyor; vicdanı olmayanlar… Huzur içinde uyumaya devam edin, siz bilmezsiniz ama bizler, sizin için şehit olmaya devam ederiz" yazılı bir mesajı paylaşmıştı.

Halâ hükümet krizi aşılamamıştı!

Bağımsız bakanlar yemin etmedikleri takdirde maaş alamayacaklar ve dokunulmazlık zırhına kavuşamayacaklardı. Ancak Erdoğan tarafından kabine onaylandığı için bakanlıkları geçerli sayılacaktı. Neyse ki sonunda yeminlerini(!) yapmışlardı. Koray Aydın bununla ilgili, oylamanın ardından partilerin grup başvekilleri ile bir araya gelerek, krizi çözmeye çalışırken, CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın, Reuters'a yaptığı açıklamada, "Bu hükümetin Anayasanın 114 ve 116 maddelerine göre teşekkül etmediği bu oylama ile TBMM Genel Kurulu'nda tescillenmiştir. Cumhurbaşkanı'nın yeni bir Bakanlar Kurulu listesi göndermesi gerekir"iddiaları yeni bir tartışma başlatmıştı.

Kaldı ki Fehmi Koru gibi birçok yazar ve yorumcu, muhalefetin seçim hükümetine girmeyerek büyük bir fırsatı kaçırdığı iddiasındaydı. Koru'ya göre 1 Kasım'da da siyasi tabloda çok fazla bir değişiklik yaşanmayacaktı.

Fehmi Koru, 1 Kasım seçimlerinden sonra mevcut iktidarın Türkiye'yi yeni bir seçime daha götürebileceğini yazmıştı. Kamuoyu yoklamalarının AKP'nin oy oranının da herhangi bir artışın olmadığını gösterdiğini söyleyen Koru, özellikle ekonomide bazı şeylerin ters gitmesi halinde, AKP'nin oy oranında 7 Haziran seçimlerinin de gerisine düşebileceğini vurgulamıştı.

Velhasıl yalaka yandaş Abdulkadir Selvi’nin 30 Ağustos resepsiyonu için: “Askerin Köşkünden Cumhurun Sarayına” gibi güya Atatürk’ten beri süregelen askeri vesayeti yıktıklarını ve Ordu’yu hizaya soktuklarını ima eden kof horozlanmaları; faiz, fuhuş, kumar, Yahudi ve Hıristiyan uşaklığı gibi en temel ahkâmını ve ahlâkını ayaklar altına aldıkları Kur’an’ın lafzını-elbette istismar kasıtlı-okutarak resepsiyonu başlatmaları da AKP’yi kurtaramayacaktı!. Beğenmedikleri Mısır’da bile TV programlarında ve tiyatrolarda sanatçı ve şarkıcıların dekolte kıyafetleri ve erotik şovları yasaklanırken ve 1 yıl içinde ikinci bir Süveyş Kanalı açılıp yıllık 26 Milyar dolarlık bir gelir imkanı sağlanırken, bizimkilerin hala seçim hileleri ve demokrasi dalavereleriyle halkı avutup oyalamaları, görelim başlarına ne işler açacaktı!? Ve işte Rahmetli Erbakan Hoca’nın tabiriyle “Ey SP kurmayları! Freni patlamış, kontrolden çıkmış belirsiz uçuruma doğru hızla yaklaşan bu AKP dolmuşuna atlayacaktınız da ne olacaktı?”

Devlet içine sızmış, bütün kritik ve stratejik kararları ve gizli operasyonları yapılmadan haber veren ve dedikleri aynen zuhur den bir “Cemaat elemanı mı, CIA ajanı mı, yoksa devletin has adamı mı?” olduğunu bile saptayıp saf dışı bırakamayan safdirik kadrolarla nereye varılacağı sanılmaktaydı?

Sonuç:

Bilindiği gibi 7 Haziran Genel Seçimlerine birlikte giren Saadet Partisi ve BBP 932.867 (yüzde 2,06) oy almıştı. 1 Kasım Erken Seçiminde, AKP’nin Saadet Partisi ile ittifak yapması yani yüzde 2’lik oyun tamamının 85 seçim çevresi bazında AKP’ye aktarılması ve AKP’nin 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde aldığı oyların, yurtdışı ve gümrük kapısı oylarının aynı kalması halinde, bu durum milletvekili sayısına şöyle yansıyacağı hayalleri kurulmaktaydı.

AKP’nin bu ittifak sayesinde oyu 19.800.278’e ulaşırken oy oranı da yüzde 42,9’a çıkacaktı. AKP’nin sandalye sayısı ise 258’den 268’e yükselmiş olacaktır. Bu 10 milletvekilinin 5 tanesi CHP’den, 5 tanesi de MHP’den AKP’ye geçerken, HDP’nin vekil sayısı değişikliğe uğramayacaktı. Daha şimdiden AKP ile SP ittifakının konuşulması, SP'ye ilgiyi de artırmış, bu durum fırsatçıların iştahını kabartmıştı. Başbakan Yardımcısı olduğu dönemde Bekir Bozdağ’ın danışmanlığını yapan, Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nda Basın Müşavirliği görevine atanan Mehmet Nedim Aslan gibi özde AKP’liler, sözde SP listesinden aday olmak için görevinden ayrılmaya başlamıştı. Oysa bu erken seçim bir siyasi kumardı, kimlerin nasıl bir sonuçla karşılaşacağı karanlıktı.

Yani aslında Saadet Partisi sayesinde AKP kafalılar ve bazı aslı-ayarı karışıklar milletvekili olacak ve AKP tek başına iktidara taşınacaktı. Bu büyük vebali filler bile taşıyamazdı!

Haydi, bu ayetleri dikkatle okuyalım ve herkese hatırlatalım:

Ali İmran Suresi:

141- “(Bu imtihan) Allah’ın (samimiyet ve teslimiyetle) iman edenleri (ve sadakat gösterenleri) ayırıp arındırması ve inkârcı-nankörleri (açığa çıkarıp) mahvu perişan kılması içindir.

142- “Yoksa siz, içinizden Allah için cihat edenleri (ve sonuna kadar sebat ve sadakatle direnenleri) belirtip ayırt etmeden ve (haklı davasında) sabreden (samimiyet ehlini) belli edip (herkesin ayarını) göstermeden (dünyada kendinizi gizleyeceğinizi, ahirette ise) cennete gireceğinizi mi zann ve hesap etmiştiniz?”

 

 

* Mirashor: Hazır miras yeyiciler.

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Partiye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meali Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

Dış Politikamız (Cilt-1) Bop’un Temelleri (1988-1998)

Dış Politikamız (Cilt-2) Tarihin En Talihli Dönüşüm Süreci

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

Teşkilatçılık Mesaj ve Metod (İletişim ve İşbirliği Sanatı)

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armegeddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Müjdeleri ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 970

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR