Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3353
mod_vvisit_counterDün4854
mod_vvisit_counterBu Hafta13749
mod_vvisit_counterGeçen hafta37193
mod_vvisit_counterBu Ay89465
mod_vvisit_counterGeçen Ay163016
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14767054

IP'niz: 3.234.245.125
Bugün: 19 Şub 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11424909

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

TÜRKİYE NATO’DAN ÇIKARILACAK, YERİNE İRAN MI ALINACAKTI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Meşhur İran Devrimi’nden beri, her fırsatta ve samimi bir tavırla İran İslam Cumhuriyetini savunduğumuza, İran’a yönelik karalama, kışkırtma ve kuşatma girişimlerine cesaret ve ciddiyetle karşı durduğumuza ait yüzlerce yazımız ve onlarca kitabımız ortadadır. Ama İran bir türlü net ve mert tavır alamamaktadır. Erbakan Hoca’nın D-8 girişimine katılmak ve destek çıkmakla, 1400 yıllık Ehlisünnet ve Şia arasındaki inatlaşmayı bitirmek, kutuplaşmayı kucaklaşmaya çevirmek yolunda tarihi ve talihli adımlar atan İran’ın, şimdi ABD ve AB ile (dolaylı olarak İsrail’le) nükleer barış (yani atom yapımını askıya alış) ve ambargolardan sıyrılış hatırına uyguladığı programsız ve omurgasız politikalar, en hafif tabiriyle, maalesef güven aşılamamaktadır.

Bunun en somut ve somurtucu örneği İran’ın Suriye sorununa yaklaşımında yaşanmıştır. Evet, bu konuda AKP iktidarının da çok ciddi hataları vardır ve tarafımızdan defalarca tenkidi yapılmıştır. Ancak İran’ın tavrı da asla yapıcı, kucaklayıcı ve özellikle “İslamcı” olmamıştır. İran Suriye’nin tamamını ve bütün halkını bu beladan kurtarıcı bir rol oynamak yerine, sadece Şiilik taassubuyla Esed Rejimini ve geleceğini koruma gailesine kapılmıştır. Türkiye 2 milyon Suriyeli mülteciyi barındırmasına rağmen İran bir tane bile almamış ve bunlara hiçbir maddi yardıma yanaşmamıştır. Kardeşçe uyarıyoruz; İran yanlış taraftadır ve sakat ata oynamaktadır.

İbrahim Karagül, ‘uluslararası güçler‘in devreye girdiğini, çok yakın zamanda Basra Körfezi’nin karışarak İran’ın Suudi Arabistan’ı, Irak’ın Kuveyt’i vurabileceğini iddia etti.

Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül,‘Tanklar Kâbe’ye dayanacak’yazısında İran’ın ‘niyetlerini’ şöyle açıkladı:“Tahran üç denizde birden açılmaya dönük ciddi bir jeopolitik harita uyguluyor. Irak’ı tam denetimine almış görünüyor. Basra Körfezini kontrolü altında tutuyor. Lübnan üzerinden Akdeniz’de bulunuyor. Yemen üzerinden de Kızıldeniz’e açılırken S. Arabistan’ın direncini kırmaya çalışıyor. Nükleer anlaşma Tahran’ın elini güçlendirmişe benziyor. Bölgesel bir fırtına estirmeye çalışıyor. Müthiş bir özgüven, hırs, şımarıklık ve açgözlülükle her yere müdahil oluyor. Görünüşte bütün bunları mezhep demografisi üzerinden yürütüyor. Ama aslında psikolojik alt yapısı Fars milliyetçiliği ile örülmüş. Bu politikaların da bilhassa hedefinin ‘dengeleyici pozisyon alma özelliği olan tek ülke’ dediği Türkiye olduğunu öne süren Karagül, analizini bir üst noktaya götürerek, “Bunun bir adım sonrası Basra Körfezi’dir. Bir yerlere kaydedin gün gelir İran Suudi Arabistan’ı, Irak Kuveyt’i vurabilir. Şahsi kanaatim, iki yıl içinde Basra Körfezi’ndeki ülkelerin ciddi bir şekilde karışacağı yönündedir. Zaten ciddi bir mezhep krizi var ve bu ülkeler yoğun İran tehdidi altına girmiştir. Tahran, Mekke odaklı, S. Arabistan odaklı, Basra Körfezi odaklı bir çılgınlık içindedir” diye yazan Karagül, yazısını şöyle bitirmişti: “Bu yeni emperyal ihtirasın Basra Körfezi’nde girişeceği tehlikeli macera, bütün bölgeyi sarsacaktır. Bu imparatorluk hesabının yol açtığı dalgalar Türkiye sınırlarını bile yoklamaktadır. Çok geçmeden, tanklar Kâbe’ye erişmeden, Basra Körfezi’nde başlayan kriz Mekke Savaşı’na dönüşmeden bu ihtirasın dizginlenmesi lazımdır” diyen sevgili Karagül bazı doğru tahlil ve tahminler yapmakta, ama İran’ı asıl kışkırtan Siyonist odakları her nedense atlamakta ve AKP’nin aynı odakların işbirlikçisi olduğunu bilmiyor gibi davranmaktadır.

ABD, IŞİD’i Türkiye’ye saldırtacaktır!

Amerikan savaş uçaklarının İncirlik’ten devreye girip, IŞİD hedeflerini bombalamaya başlamasıyla, Türkiye yeni bir tehlikeyle karşı karşıyadır. PKK’nın da yularını elinde tutan ABD, IŞİD’i üzerimize saldırtacak Türkiye’nin içi-dışı IŞİD’in operasyonlarıyla sarsılacaktır.

Hatırlayalım: IŞİD, Irak el-Kaide’si, bir diğer adıyla el-Kaide el-Rafideyn yani Mezopotamya el-Kaidesi olan örgütün devamıdır. O örgütün ilk adı ise “Tevhid ve Cihad”dır ve kurucusu 2006 yılında bir Amerikan hava operasyonunda öldürülmüş olan (Ürdün’lü) Abu Musab el-Zarkavî olmaktadır. Abu Musab el-Zarkavî’nin örgütü, 2003 Kasım ayında yani Irak Savaşı’nın başlamasından altı ay sonra, İstanbul’da iki ayrı tarihte (ikincisi 20 Kasım) büyük çaplı terör eylemlerine başlamış, Sinagog, İngiltere Başkonsolosluğu ve HSBC’deki büyük bombalama eylemleri, çok sayıda insan hayatını mal olan kanlı operasyonları (CIA ve MOSSAD marifetiyle) başarmıştı! Abu Musab Zarkavî’yi “kurucu atası” sayan ve onun devamı olan IŞİD’in, Suriye topraklarındaki varlığına karşı Amerika’nın Türkiye üzerinden savaşa girmesi üzerine, Türkiye’yi saldırılarından –cezalandırma ya da caydırma amacıyla- hedef alması bahane olarak yeterli sayılmaktadır. Tıpkı, Abu Musab el-Zarkavî’nin 2003 yılındaki Tayyip Erdoğan hükümetini “ABD ile işbirliği” halinde görerek ve göstererek, İstanbul’u kana bulayan eylemlere kalkışmasını hatırlatacak IŞİD hücumları artacaktır ve tekrar hatırlatalım ki, bunların arkasında asıl Amerika ve İsrail (CIA-MOSSAD) bulunacaktır. IŞİD sadece bir taşeron terör firmasıdır.

ABD Başkanı Barack Obama tatile girmeden önce İsrail'in füze savunma sistemi Demir Kubbe'nin yenilenmesi çerçevesinde yapılan Kongre’de kabul edilen 225 milyon dolarlık tasarıyı imzalamıştı. Demir Kubbe'nin, İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'dan gelebilecek roket ya da diğer hava saldırılarına karşı oluşturduğu gelişmiş bir hava savunma sistemi olmaktaydı. İşte bu İsrail uşağı Obama’yı, hala “Erdoğan’ın kankası, korkusuz kahraman sanan” zavallılar bir kez daha aldanmışlardı.

Milli Çözüm Dergimiz Mayıs 2012 sayımızdaki “Türkiye’nin Geleceği ve Erbakan’ın Gölgesi” yazımızda şunlar hatırlatılmıştı:

Türkiye’yi yıkma tezgâhı şöyle planlanmıştı:

1- Türkiye, ABD ve AB’nin zorlamasıyla Halep dahil Suriye’nin kuzeyine asker sokacaktı.

2-  Şii-Sünni kamplaşmasıyla İran da Türkiye sınırına askeri yığınak yapacaktı.

3-  İsrail, Türkiye üzerinden, İran’a hava saldırıları başlatacaktı.

4- Bunun üzerine İran, Malatya Kürecik radar üssü ve füze savunma kalkanı nedeniyle, “Türkiye’yi İsrail’e yardım etmekle” suçlayacak ve füzelerle bazı şehirlerimizi vuracaktı.

5- Bu arada Rusya ve İran da kendisini satmasıyla devrilen Esad rejiminden sonra, muhalefetteki ajanları vasıtasıyla Suriye’yi de kontrolüne alan ve parçalayan Batılı güçler, bu sefer Türk askerini işgalcilikle suçlayacak ve derhal Suriye’den çıkması için kampanya başlatacaktı.

6- Suriye Kürdistanının kurulup Türkiye’nin parçalanması amaçlandığını sezen halkımızın baskısı üzerine Ordu ABD’yi dinlemeyince…

• “Kürtlere demokratik özerklik tanımıyor.

Kendi halkına ve PKK’ya aşırı güç kullanıyor.

Suriye ve İran’a karşı Batı birliğinin değil, kendisinin çıkarlarını kolluyor” gibi gerekçelerle Türkiye NATO’dan çıkarılacak ve savaş açılacaktı.

7- 6 Nisan 1946’da solcu ve Kemalist İnönü iktidarında Amerikan Mıssouri savaş gemisi gövde gösterisi için İstanbul’a geldiğinde, “Milletimiz Arapça anlamıyor” diye Ezan’a izin vermeyen İsmet Paşa’nın, camilere “Welcom Missouri” diye mahyalar astırması gibi; AKP iktidarı da “Türkiye’ye ileri demokrasi’yi getirmek ve bizi AB ile bütünleştirmek için” geldiklerini söylediği ABD ve NATO askerlerini, yandaşlarına “Hoş Geldin” sloganlarıyla karşılatmaya kalkışınca, Milli bir direniş ve değişim süreci yaşanacak ve Türk ordusu bölgedeki ABD birliklerine ve İsrail hedeflerine “yıldırım hücumları” başlatacaktı.

ABD ile Türkiye arasındaki gizli gerilim tırmanmaktaydı!

Amerikan Times gazetesi Suriye’nin kuzeyinde güvenlik bölgesi oluşturma projesinin 2 ülke arasında büyük gerilime neden olduğunu yazmıştı. IŞİD’den temizlenecek Cerablus-Azez arasında, 98 kilometre en, 45 kilometre derinlikteki bu bölge için ABD ile Türkiye arasında ciddi görüş ayrılıkları bulunduğunu belirten Times’ta, “Türkiye ve ABD, bu güvenli bölge planları konusunda çarpıcı şekilde zıt yorumlar yapmaktaydı. Bu durum, perde arkasında gerilimin hala sürdüğüne işaret sayılmaktaydı”. Yahudi güdümlü Times: Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun, “IŞİD’den arındırılacak bölgenin denetimi ve güvenliğinden Suriyeli muhalif güçler sorumlu olacak, hava desteği ABD ve Türkiye tarafından sağlanacak” açıklamasının ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner tarafından, “Bir tür bölge konusunda bir anlaşma yok” diyerek yalanladığını da hatırlatmıştı.

Washington’un 2 hafta içinde Türkiye’nin açıklamalarını üç kez yalanlaması, iki taraf arasında ciddi görüş ayrılığı ve güvensizlik olduğu yorumlarına yol açmıştı. Müsteşar Sinirlioğlu’nun güvenli bölge iddialarını yalanlayan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, AA’nın Türk diplomatik kaynaklara dayandırdığı, Suriye’de IŞİD’den arındırılacak bölgeye PYD’nin girmemesi konusunda ABD ile mutabık olunduğu şeklindeki iddialarını yanıtlamıştı. Toner, günlük basın toplantısında, “Bugün basında yer alan haberlerde IŞİD’den arındırılmış bölgeye YPG veya PYD güçlerinin girişine izin verilmeyeceği iddia ediliyor. Bunu doğruluyor musunuz?” şeklindeki soruya “Hayır. Doğrulamıyorum” cevabıyla karşı çıkmıştı. Bununla ABD Dışişleri Bakanlığı son 2 hafta içinde 3. kez Türk diplomatik yetkililerinin iddialarını yalanlamış olmaktaydı.

AB'den Türkiye'ye flaş “PKK çağrısı”nı nasıl okumalıydı?

Avrupa Birliği, Türkiye’yi PKK saldırılarına karşılık verirken "orantılı" olmaya çağırmıştı. AFP'nin haberine göre, Avrupa Birliği'nden yapılan açıklamada dönemin AB Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır ile AB Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakerelerinden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn'ın görüşmesine ilişkin bilgi aktarılmıştı. Görüşmede Hahn'ın Bozkır'a Türkiye'nin "terörün her türlüsüne tepki verme hakkının olduğunu", ancak "Bu yanıt orantılı, hedeflenmiş olmalı ve hiçbir şekilde demokratik siyasi diyalogu tehlikeye atmamalı" diye eklediği ortaya çıkmıştı. Bizim Mayıs 2012’de yazdıklarımız hatırlanırsa, AB’nin niyeti daha iyi anlaşılacaktı.

Türkiye’den birileri (veya birimleri) Maraş’taki Alman Patriot sistemini hack’lediği yazılmıştı

Almanya’da aylık yayınlanan kamu sektörü dergisi Behörden Spiegel, Türkiye’deki Alman Patriot hava savunma sisteminin kısa bir süreliğine hack’lendiğini yazmıştı. Dergiye konuşan Alman kaynaklar, Kahramanmaraş’ın Suriye sınırında konuşlandırılan Patriot ve iki radar ile altı ateşleyiciden oluşan sisteminin, “açıklanamayan” komutları uyguladığını aktarmıştı. Derginin kaynakları bunun sebebinin sisteme girmeyi başaran bir hacker saldırısı olduğunu açıklamıştı. Alman Savunma Bakanlığı ise Die Welt gazetesine gönderdiği açıklamada, hacker saldırısının olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığını ve böyle bir saldırının “son derece ihtimal dışı” olduğunu bildirse de durum gayet açıktı. Behörden Spiegel’ın kaynakları ise hackerların sisteme girmek ve ekipmanı kontrol edebilmek için ancak iki olası yolu kullanmış olabileceğini hatırlatmıştı:

- Birinci ihtimal hackerların, füze kontrol sistemi ile ateşleyici arasındaki bilgi değiş-tokuşunu sağlayan, bu iki birim arasındaki bağlantıyı kuran Sensör-Ateşleyici-Enteroperabilite (SSI) sistemine girmeyi başarmış olmalarıydı.

- İkinci ihtimal ise hackerların füzelerin amaçlanan hedefe yönlendirilmesini sağlayan bilgisayar çipinin programını ele geçirip kontrol altına almalarıydı. Kaynaklar, Patriot füzelerinin boş çiplerinin Asya’da üretildiğini vurgulamıştı.

Amerikan üretimi Patriot sistemi, Türkiye’nin talebi üzerine 2013’te sınıra konuşlandırılmıştı. Geçen aylarda Almanya Patriot sistemlerini ABD, İtalya ve Almanya tarafından ortak üretilen MEADS (Medium Extended Air Defence System) hava savunma sistemi ile değiştirmeyi planladığını açıklamıştı. Bu değişim Almanya’ya 4 milyar dolara mal olacaktı.

Türkiye imkânsızı mı başarmıştı?

Uzmanlara göre, hackerların haberde bahsedilen iki olası yolu kullanabilmeleri için operasyon sisteminden önemli bilgiler çalmış olmaları lazımdı. Eskiden İngiltere merkezli bir hacker olan, şimdi ise özel sektörde bilgisayar güvenliği danışmanlığı yapan Robert Jonathan Schifreen, askeri sistemleri hacklemeye “amatör” hacker gruplarının gücünün yetmeyeceğini vurgulamıştı. Laconicly şirketinin kurucusu olan Amerikalı güvenlik uzmanı Billy Rios’a göre ise asıl risk, sistem güncellemeleri sırasında oluşmaktaydı. Rios, bu tip sistemlerin ancak güncellemeler sırasında internet ya da ağa bağlı olduklarını hatırlatmıştı. Bu halde Türkiye imkânsızı mı başarmıştı?

Bilgisayar yazılım (Silah) sistemleri dünyanın en güvenilir ve hacklenmesi en zor olan teknolojilerden biri sayılmaktaydı. Ve bilinen en güçlü Hackerlar Almanlarındı. Bu Alman sistemini hackleyenlerin verdiği mesaj “Almanları hacklediysek herkesi hackleriz” anlamındaydı. Haberde de zaten bunun şahıs değil ancak bir devlet tarafından yapılabileceği Alman uzmanlarca özellikle vurgulanmıştı. Ayrıca haberde (iyibilgi.com); Alman patriot sistemlerinin 17 tırla taşınması, taşıma sırasında refakat eden polisin kaza yapması ve kaza yaptığı adresin arabanın sahibinin isminin ve plakasının da verilmiş olması haberin doğruluğunu ispatlamaktadır.

Ardından Almanya'dan şaşırtıcı Türkiye kararı çıkmıştı!

Alman Savunma Bakanlığı Türkiye'de konuşlandırılan Alman patriot sistemlerini kaldıracağını ve 250 askerin geri çağrılacağını açıklamıştı. Alman Savunma Bakanlığı Türkiye'de konuşlandırılan Alman patriot sistemlerini durdurduğunu ve 250 askerin geri çekileceğini duyurmuş, geri çekilmenin önümüzdeki aylarda gerçekleşeceği vurgulanmıştı. Oysa Kahramanmaraş'a 250 Alman askeri yerleştirilmiş ve bu sayının 400'e çıkarılması planlanmıştı. Alman askerlerinin 31 Ocak 2016'ya kadar kalması planlanmış, ancak bu süre Almanya'da tartışma konusu yapılmıştı. Alman Sözcü, çekilme kararının “Suriye'den Türkiye'ye artık bir saldırı tehdidinin bulunmaması gerekçesiyle” alındığını söylese de, Alman politikacılar Türkiye'nin IŞİD yerine PKK’ya yönelik saldırılarda bulunarak NATO'nun iç politika malzemesi olarak kullanıldığını ve NATO Sözleşmesi’nin 1. maddesinin Türkiye tarafından ihlal edildiğini düşünüyorlardı. Yoksa Türkiye’yi NATO’dan çıkarma gerekçeleri mi hazırlanmaktaydı?

Türkiye'deki Alman askerlerinin görev süresi bu yılın başında 31 Ocak 2016'ya kadar uzatılmış ve asker sayısının 400'e kadar çıkarılması kararı alınmıştı. Ancak Türkiye'de bir ay önce başlayan şiddet olaylarının ardından Almanya'daki muhalefet partileri askerlerin çekilmesi yönünde çağrılarını yoğunlaştırmıştı. Yeşiller'in dış politika uzmanı Jürgen Trittin, iki hafta kadar önce "eğer Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Kürtlere karşı savaşı tırmanırsa, askerlerin çekilmesinin ciddiyetle ele alınması gerektiğini" hatırlatmıştı. Sol Parti lideri Bernd Riexinger de "Alman hükümetinin Erdoğan'ın yıkıcı politikalarına izin vermemesini" isteyerek Patriot sistemlerinin Türkiye'den kaldırılması ve ayrıca Türkiye'ye silah satışının da durdurulması gerektiğini savunmaktaydı. Ayrıca Alman Ordu Mensupları Birliği Başkanı Andre Wüstner de Alman askerlerinin öngörülen takvimden önce çekilmesini talep ederek bunun tabu olmaması gerektiğini vurgulamıştı. Alman birlikleri 2,5 yıl önce Suriye'den gelebilecek olası saldırılara karşı NATO misyonu çerçevesinde Patriot savunma sistemleriyle birlikte Türkiye'ye konuşlandırılmıştı. Kahramanmaraş'ta görev yapan Alman askerlerinin bulunduğu üsse olası terör saldırılarına karşı güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarılmış, askerlerin dışarı çıkması bile yasaklanmıştı. Patriotların Hacker’lenmiş olması ve TSK’nın PKK’nın belini kıracak operasyonlar başlatması herhalde gâvurları telaşlandırmıştı.

Ve sonunda Alman Patriot Birliğinin sevkiyatı başlamıştı!?

Kahramanmaraş'ta konuşlu hava savunma birliğindeki askeri malzemeler 17 tırla İskenderun Limanı'na gönderilmeye başlanmıştı. Kahramanmaraş'ta konuşlu Alman Patriot Hava Savunma Birliğindeki bazı askeri malzemeler, Almanya’ya ulaştırılmak üzere İskenderun Limanı’na taşınmaktaydı. Askeri malzemeleri taşıyan 17 tırın, İskenderun'dan gemiyle Almanya'ya gönderileceği anlaşılmıştı. Bu arada konvoyda görevli polis memurunun kullandığı motosiklete, Lütfi Köker Bulvarı'nda Nurettin Kıyrak'ın idaresindeki 46 PD 362 plakalı hafif ticari aracın çarpması da enteresandı. Yaralanan polis memuru, 112 Acil Servis ekiplerince hastaneye kaldırılmıştı, ama bu duraklama esnasında acaba yeni bir teknolojik müdahale mi yapılmıştı?

Ve arkasından Amerika da, ani bir kararla Türkiye’deki patriot füze rampalarını geri çekeceğini açıklamıştı. Anlaşılan Türk Hackerler, ABD patriotlarının da beyin mekanizmasına sızmış ve uzaktan kumanda imkânı bırakmamıştı. Evet evet, Erbakan Hoca’nın haber verdiği teknoloji harikalarıyla gavurların milyonlarca dolarlık silah ve saldırı sistemleri kilitlenip işe yaramaz hale sokulmaktaydı ve tabi büyük hesaplaşma yakındı ve kaçınılmazdı.

İnsanın aklını, doğru düşünme ve değerlendirme olanağını, vicdani duygu ve duyarlılığını örten ve kirleten 3 şey vardı. Bunlardan kurtulmadıkça onun aklı ve vicdanı esir konumundaydı:

1- Zihninde büyüttüğü kof korku ve kuşkuları,

2- Hayalinde oluşturduğu boş kuruntu ve kurguları,

3- Bağımlısı olduğu şehvet duyguları ve tutkuları,

Hala ABD’yi huzur hamisi, AB’yi demokrasi garantisi, bunların işbirlikçisi dinci hükümetleri ise Mevla’nın bir lütfu ilahisi görenlerin aklı da, vicdanı da ve tabi imanı da mutlaka kararmıştı.

Fox News’ın iddiası: Türkiye PKK hücumlarını sadece 10 dakika önce ABD’ye aktarmıştı!?

Lucas Tomlinson ve Jennifer Griffin imzalı 10 Ağustos’ta yayınlanan habere göre Türkiye, geçen ay İncirlik Üssü’nün IŞİD’e karşı savaşta kullanılmasına izin veren anlaşmadan saatler sonra Amerikalı askeri liderleri şaşırtan bir hamle yapmış, aniden PKK mevzilerine hücum başlatmış, bunun üzerine IŞİD’e karşı savaşta iki ülkenin ittifakı konusunda soru işaretleri artmış, ABD kuşkulanmaya başlamıştı.

Sitenin ismi açıklanmayan askeri bir kaynağa dayandırdığı haberine göre Türkiye, 24 Temmuz’da Kuzey Irak’ta PKK hedeflerine yönelik hava saldırısını, bölgede IŞİD’e karşı hava saldırısı düzenleyen koalisyona liderlik yapan müttefiki ABD’yi sadece 10 dakika öncesinden haberdar kılmıştı. Geç bildirimle ilgili terör örgütü IŞİD’e karşı savaşan uluslararası koalisyonun karargâhı Birleşik Ortak Görev Gücü Merkezi’nde (BOGGM) gerilim yaşandığını öne süren askeri kaynak, Fox News’a yaptığı açıklamada, “Bir Türk yetkili bize uğradı ve 10 dakika içinde hava saldırısının başlayacağını söyleyerek müttefik kuvvetlere ait uçakların hızlıca Musul’un kuzeyine çekilmesini hatırlattı. Büyük öfkeye kapıldık. ABD kuvvetlerinin Türk bombalarıyla vurulması riskini alamazdık” diye sızlanmıştı.

ABD’li yetkililerin, Türk ordusunun ani kararının IŞİD’e yönelik düzenlenen hava saldırıları nedeniyle “dost ateşi” riskini artırdığına inandığını söyleyen kaynak: “Türklerin hava saldırısı düzenlediği bölgeye yakın bir yerde Peşmerge güçlerine eğitim veren ABD Özel Kuvvetleri’ne ait birlikler vardı. Türk savaşçıların kim olduğu, sinyallerinin ne olduğu, hangi frekansı kullandıkları, irtifaları vb. konularda hiçbir fikrimiz bulunmamaktaydı!” Habere göre ayrıca ertesi gün Türk istihbarat subayı yeni bir saldırıyı haber vermek için uluslararası partnerlerini bilgilendirmeye gittiğinde ABD’li askeri yetkililerin itirazlarıyla karşılaşmıştı. Amerikalılar, Türk subayından Türk savaş uçaklarının uçuş planlarını isterken Türk yetkilisi ise ABD’li eğitmenlerin yerini öğrenmek istemiş, merkezdeki koalisyon yetkilileri önce bilgileri paylaşmayı reddetse de sonunda mecbur kamışlardı. ABD’li Askeri kaynak, “Eğer bizim çocuklardan biri vurulsaydı, Türkler bizi suçlardı. Bu nedenle Türklere koordinatları vermek zorunda kaldık. ABD kuvvetlerinin Türkler tarafından bombalanması riskini göze alamazdık” itirafında bulunmuşlardı.

"Türkiye kendi uygun gördüğü zamanda bildirim yapmaktaydı!"

Hürriyet’e konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen Türk yetkili, Kuzey Irak’a yönelik son hava operasyonlarıyla ilgili ABD’nin bilgilendirildiğini doğrulamış, ancak bunun operasyondan kısa süre önce yapılıp yapılmadığıyla ilgili sessiz kalmıştı. Aynı yetkili, “Ancak Türk tarafında, bu bildirimin çok daha önceden yapılması durumunda bölgedeki Amerikalıların PKK’yı bilgilendirmesi kaygısı yüksek bir olasılıktır. Bu nedenle Türkiye, kendi uygun gördüğü zamanda bildirimini yapmıştır” diyen Türk irtibat subayın bu bildirimi, koalisyon güçlerinin karadaki ana karargâhı olan Katar’da mı, Ankara’da ABD Savunma İşbirliği Bürosunda mı (ODC) yoksa Erbil’deki komutanlıktan mı yaptığına dair bir bilgi vermekten kaçınmıştı.

Evet, “Tarih yeniden yazılmaktaydı” Ama Amerika ve Avrupa’ya rağmen bu iş başarılmaktaydı!

Konuyu hiç bilmeyen biri gelip baksa "Bu Avrupa ne kadar medeni", "Ne kadar şefkatli", "Ne kadar insancıl" ve "Ne kadar bölge insanını düşünüyor" diye aklından geçirirdi! Gerçek neydi peki? Avrupa Birliği’nin, ABD'ye ve gizli müttefiki Rusya'ya karşı kurulduğu sanılmaktaydı. Oysa AB tam bir Siyonist sermaye planıydı. Yalta'da Amerika, Rusya ile el sıkışıp kalktı ama o gün bugün (danışıklı) kavga halindeler(!) Almanya, Fransa ve İngiltere Türkiye'yi Kürtleri dışarıda bırakacak şekilde içlerinde istiyordu. PKK için cömert davranan Avrupa, Türkiye'nin AB'ye üyeliği gündeme geldi mi "Aman ha! Kürtleri bırakın öyle gelin!" diyordu! Özellikle Almanya-Fransa, Kürtler'i de kapsayan yoğun nüfusla Ankara'nın Avrupa'ya gelmesini istemiyordu. Birlik içindeki dengenin 78 milyonla altüst olmasına razı değillerdi. Bu nedenle Kürtler ayrı bir devlet olarak Türkiye'nin komşusu olmalıydı. Hem Türkiye hem de yeni kurulacak Kürdistan buradan çok rahat yönetilebilirdi! Dolayısıyla Doğu'dan Rusya, Batı'dan ABD'nin yaptığı PRES böylece kırılmış olur ve Ortadoğu haritada Avrupa'ya bağlanırdı! Tabii bu anlamlı ve büyük hamleydi. ABD bunu hiç istemedi. Bu nedenle Irak'a girdi! Eğer ABD'nin derdi petrol olsaydı kendisine hiç sıcak olmayan bir rejimi barındıran Venezuela'yı alırdı! Hem bir düşmandan kurtulur hem de burnunun dibindeki petrol zenginliğine otururdu. Ama böyle olmadı. Irak'a girildi...

Robert Fisk: “Kürt sorununu biz ortaya çıkardık!”

Independent gazetesinin kıdemli Ortadoğu muhabiri Yahudi Robert Fisk, Kürt sorunu ile ilgili önemli açıklamalar yapmıştı. Agos gazetesine konuşan Robert Fisk, “Kürt sorunu”nun 1. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkmasında kendilerinin payı olduğunu belirterek “Bizim sınırlarımız yapaydı. Ürdün, Filistin, İran, Suriye, Lübnan arasında İngiliz ve Fransız sınırları ayarlandı. Lübnan’ı, I. Dünya Savaşı sonrasında yarattık. Fakat Kürtler, Ermeniler ve Filistinliler ya da bir devlet talep eden ve kötü muamele gören halkların sınırları hiç olmadı veya hesaba katılmadı. İşte bu yüzden Kürt meseleniz ortaya çıktı.”

Robert Fisk şunları söyledi:

I. Dünya Savaşı’nın amaçlarından birincisi, Osmanlı Devleti’ni yıkmaktı. Bu konu, Batılı tarih yazımında karartıldı. Türkler intihar edercesine (Gafil ve hain Mason İttihatçılar eliyle M.Ç.) İttifak Devletleri safına katılmıştı. Ve düşman safında yer aldıkları için yenik sayılmışlardı. Çünkü savaşın amaçlarından birisi, Osmanlı Devleti’ni yıkmaktı. Bu da ‘Avrupa’nın hasta adamı’ söyleminde ortaya çıkmıştı. Yani, Biz Batılılar aslında Türkiye Devleti’nin olmasını arzulamamıştık. Ermenistan Devleti’nin, Kürt Devleti’nin, Filistin Devleti’nin olmasını arzuladığımız gibi. Ama Türkleri korumak için hiçbir şey yapmadık, çünkü düşman sayılmaktaydı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, yapay devletler ve sınırlar vasıtasıyla Avrupa Medeniyeti’ni getirmek için şansımız oldu. Bizim sınırlarımız yapaydı. Ürdün, Filistin, İran, Suriye, Lübnan arasında İngiliz ve Fransız sınırları ayarlanmıştı. Lübnan’ı, I. Dünya Savaşı sonrasında yarattık. Fakat Kürtler, Ermeniler ve Filistinliler ya da bir devlet talep eden ve kötü muamele gören halkların sınırları olmadı. İşte bu yüzden Kürt meseleniz ortaya çıktı. Bunu yaptık, çünkü savaşın sonunda dünya, halklara ne olduğunu pek de umursamamıştı. Wilson İlkeleri’ni yeniden okumakta fayda var, bugünle yakından bağlantılıydı.”

ABD Türkiye'yi Değil Ama Türkiye ABD'yi kullanıyor olabilir” itirafı!

Hava araçlarının uçurulması için ABD’nin İncirlik’e ihtiyacı olmadığını belirten Robert Fisk’in: “Politik olarak şüphe duyduğum şey, burada Türkiye’nin Amerika’yı kullanıyor olduğudur” yaklaşımı enteresandı. “Hava aracını her yerden uçurabilirsiniz. Teknik olarak bunun için İncirlik’e ihtiyacınız yok” diyen Fisk şöyle devam etti:

Bu İncirlik anlaşması, garip bir durum. Bana göre mantıklı bir yanı yok. Türkiye’nin şimdiye kadarki askerî hareketliliği, Kürtlerle savaşma konusunda IŞİD’e nazaran daha hevesli olduğunu gösteriyor. Ve öyle görünüyor ki, PKK masum polisleri ve askerleri öldürerek kendini ayağından vurdu ve Türk ordusuna gerekçe sundu. Ama Türkiye, Kuzey Irak’taki PKK pozisyonlarını bombaladığında ne yaptığını biliyordu. Türkiye’yle ilgili hatırlanması gereken şey, artık bağımsız ruha sahip bir devlet olduğuydu. ABD, 2003’te Türkiye’nin Irak’ı işgal etmesine izin vereceğini sanırken ve hatta deniz piyade birliği İzmir’e gelmişken, Türkiye parlamentosu ‘hayır’ demesinin de tesadüf olmadığı biliniyordu.”

Özgür Suriye Ordusu” Suriye için bir Truva Atıydı!

Kaos Yaklaşımı, bölge insanını aciz bırakarak teslim almak ve “yeni sömürgecilik” anlayışını kabullenmesini sağlamak amacıyla uygulanmaktadır. Bugün, Afganistan-Pakistan hattında, Irak-Suriye-Filistin-Lübnan hattında, Yemen-Somali-Sudan hattında ve Libya-Mali-Orta Afrika hattında yaşananlar, kaosun şuurlu bir şekilde yaygınlaştırılmaya çalışılmasından başka bir şey sanılmamalıydı.

Bugün şer ittifakı, Suriye’nin kantonlaşmasına çalışmaktadır. Yarın kantonlardan meydana gelen federal bir yapı; öbür gün de kantonların ayrı ayrı devletçiklere dönüşmesini arzulamaktadır. IŞİD-PYD düzleminde meydana getirilen çatışmalar, etnik ve mezhepsel göç olayını sağlayarak kantonlaşmaya hazır bölgeler oluşturmaktadır ve bu nispeten sağlanmıştır. Şimdi bunlara özerklik verilmesi, ardından bağımsız devletlere dönüştürülmesi amaçlanmıştır. Bunun için bölgede çatışmaların yoğunluğunun azaltılması, her bir kantondan belli insan unsurunun ABD’ye götürülerek eğitilip hizaya sokulması ve yeni kurulacak devletlerin temellerinin atılması ve yönetilmesinin sağlanması çalışmaları yapılacaktır.”

ABD-İsrail / Siyonizm-İngiltere şer ittifakı, “Kaos Teorisi”nin birinci aşaması olarak Büyük Ortadoğu coğrafyasının birçok bölgesinde tüm otoriteleri yıkarak ve toplumları etnik, dini ve mezhebi olarak birbiri ile savaştırarak herkesin herkese düşman olduğu bir kaos ortamı oluşturmuşlardır. Teorinin ikinci aşamasında ise kaostan yıpranmış, iç göçlerle dini, mezhebi ve etnik olarak ayrışmış olan coğrafyada ve birbirine düşman küçük özerk kanton bölgeler kurmayı; üçüncü aşamada da bu kanton bölgeleri devletçiklere dönüştürmeyi amaçlamıştır. Kaos teorisinin ikinci aşamasına göre Suriye’de meydana gelen gelişmeleri göz önüne aldığımızda Suriye’nin, dört ya da altı bölgeli kantonlara ayrılması; daha sonra da kantonların ayrı devletler halinde ortaya çıkarılması hesaplanmıştır.”[1]

Önce AKP’ci, şimdi PKK’cı CIA Hocası!

Fetullah Gülen'den İğrenç kıyaslar: "Annemle Kâbe’de Fuhuş İle Suçlanayım ki…"

Kendini ülkeye ve hatta dünyaya yıllarca 'Hocaefendi' olarak tanıtan firari şahıs Fetullah Gülen'in rezillikleri, bir bir ortaya serilmektedir. Türkiye'de kurduğu ve küresel aktörlerin desteği sayesinde Emperyalizm'e Hizmet amacıyla dünya çapında yaygınlaştırdığı yapıya, 'tüm dini ve siyasi yapıların üzerinde bir oluşum' imajı vermeyi amaçlayan firari şahıs Fetullah Gülen'in, işte bu algı operasyonu ve imaj çalışması adına, 'Fetullahçılık- Fetullahçılar' ve 'Fetullah Hocacılar' gibi terimlere savaş açtığı görülmektedir.[2]

Fetullah Gülen'in bu tavrı, uzun yıllardır sürdürdüğü ve ilmik ilmik ördüğü 'Emperyalizm'e Hizmet / Türkiye'ye İhanet Organizasyonu'nu -ona göre- eklektik ifadelerden uzak tutmak adına tutarlı bir hamle gibi görülebilir. Ancak "Bu ifadeyi sevmiyorum ve istemiyorum" gibi normal bir ifade yerine "Anamla kabe'nin dibinde Zina isnat etseler..." ve daha sonrasında "Anama fuhuş isnat etseler..." gibi sözler, zorlukla kamufle edilmiş hezeyan dolu bir sinenin dışavurumu olarak oldukça sinsi ve tehlikeli bir karakter gizlemektedir. Değil bir ilim adamına hatta köprü altı kabadayısına bile yakışmayan bu iğrenç sözler, Fetullah Gülen'in nasıl bir ruh sefaletine düçar olduğunun belgesidir.

"Namazda sallananlar cinsel organlarını çıkarıp üstüme işesinler! Kabul ediyorum bu bir hezeyan ama dedim işte!" şeklindeki sözleri, video görüntüleriyle birlikte O’nun ayarını göstermektedir.[3]

Efendimiz İslam peygamberi Hz. Muhammed (SAV) için "Hz. Meryem'in kocası, Hz. İsa'nın Babası ancak o olabilir" şeklinde sapık ifadeleri O’nun dalalet alametidir. Meryem Suresi 19. ayette Allah, Hz. İsa'nın babasız yaratıldığını açıkça bildirmesine rağmen, hala kitaplarında bu sözler geçmektedir.[4]

Yine Hz. Peygamberimizin Başakşehir'deki Atatürk Olimpiyat Stadı'na geldiğini[5] iddia etmesi, Peygamber Efendimizi kamyona bindiren dizinin senaryolarına destek vermesi,[6] "Peygamber'le Görüştük! Ülkeyi Cemaatimize Verdi" şeklindeki video görüntüleri,[7] "Hâkimleri satın alın, rüşvet verin gerekirse, biz destekleriz yani"[8] ifadeleri, Fetullah Gülen'in cemaatinden ayrılanların şahitliklerine göre, popüler hezeyanlarının sadece birkaç tanesidir. Bunların çok daha fazlası cemaat tarafından 'Peygamber sözü gibidir, eleştirilemez' denilerek sümenaltı edilmektedir.

"Anamla Kâbe’nin dibinde zina ile suçlansam, bu kadar üzülmem" lafzı, işte tüm bu hezeyanlarla birlikte düşünüldüğünde, Fetullahçı Terör Örgütü'nün ne sıkıntılı bir beyin ve hastalıklı zihin tarafından yönetildiğine dair, net bir akıl ve ahlak tutulması olarak karşımıza çıkıvermektedir.

Ayrıca Risalelerde Üstat Said Nursi'nin sıkça 'Nurcular' şeklinde bir ifadesi bilinmekte ve Nur şakirtlerinin de 'Nurcu' tanımlamasından kaçmadıkları görülmektedir. Oysa Fetullah Gülen'in "Bir kişi Fetullahçı ya da şucu bucuyum dese dinden çıkar. Müslüman kelimesinin önüne ya da arkasına insan isimleri eklemek ve kendimizi onunla tanımlamak şirktir, benim ismimi bu büyük günaha alet edenlere yazıklar olsun!" gibi asılsız iddialara da girişmektedir. Buna göre Gülen, bizatihi takip ettiğini iddia ettiği Said Nursi'ye ve şakirtlerine Müşrik demektedir. Kendisinin aslı astarı karışık olan Fetullah Gülen, Said Nursi 'Kürt' olduğu için (?) bir kez dahi ziyaretine gidip yüzünü görmediğini Küçük Dünyam adlı biyografisinde belirtmiştir. Ayrıca Gülen, Said Nursi'yi mezarından çıkarıp kaçıran Cemal Tural Paşa'nın yanında askerliğini yapmış ve ne hikmetse (!) Allah, Peygamber ve Kur'an kelimelerini yasakladığı iddia edilen bu Fanatik komutan tarafından 'Askeri kıyafetinin üstüne cübbe giymesine ve sarık takılmasına izin verilerek hutbe' irad etmiştir. Dolayısıyla Gülen'in 'Ben şucuyum demek şirktir!' ifadesi, sadece bir hezeyan değil, Fetullahçılar’ı gizliden gizliye büyük nefret duyduğu Said Nursi'ye ve okurlarına karşı bir yönlendirme olarak değerlendirilmelidir.

İşte Fetullahçılık'ın kurucusu Fetullah Gülen'in ABD'ye gidip CIA ile daha sıkı ilişkilere girdikten sonra resmi ve kişisel sitesinden sildirdiği ama hem görsel arşivlerimizde hem de fanatik tetikçilerinden eski polis Önder Aytaç'a ait olduğu iddia edilen bir sitede bulunan o ahlaksız ifadeleri:

"Fetullahçı diye iğrenç bir ifade kullanıyor ve alçakça iftira ediyorlar. Annemle Kâbe’de zina ile suçlansam bu kadar üzülmezdim. Bir kişi Fetullahçı ya da şucu bucuyum dese dinden çıkar. Müslüman kelimesinin önüne ya da arkasına insan isimleri eklemek ve kendimizi onunla tanımlamak şirktir, benim ismimi bu büyük günaha alet edenlere yazıklar olsun! Onlara hakkımı helal etmiyorum!"[9]

Asker düşmanı zibidiler”in pişmanlık numarası mı?

Türk basınında özellikle “malum medya içinde” bazı “zibidiler” var, “asker düşmanı” doğmuşlar, “asker düşmanı” ölecekler! Sözüm ona bu arkadaşlar “demokrasi âşığı”, sözüm ona “liberal-demokrat” aydın geçinmekteler. Terörist unsurları “sözde demokrasi fiyonguyla” legal hale getirmeye çalışan yine bu “asker düşmanı” kalemler... Adamın sorası geliyor: acaba Türk askeri bunlara ne yaptı da, böylesine kinlenmişler?.. Sevgili dostlar, Türk Silahlı Kuvvetleri, “içindeki bazı bireylerin” vahim hataları sonucu 1960, 1980 ve 28 Şubat gibi süreçlerde “inanılmaz olaylara” imza atmış olabilir... Ancak “asker” kimdir? Sensin, benim, babam, ağabeyim, dayım, komşum, arkadaşım, kardeşim… Bu ülkenin sokaklarında büyüyen, dayağını yiyen, pis suyunu içen, kısacası hepimizin “yaşadıklarını” yaşayarak büyüyenlerdir... Kimsenin “el üstünde” büyümüş, “baba beni şuraya başkan yap” dediği cinsten 'saklı seçilmişleri' değildir” diyen Cumhurbaşkanı Danışmanı ve baş yalaka yazarı Yiğit Bulut’un tespit ve tarifleri en çok AKP’li yandaş yazarlara ve ahmak İslamcılara uymaktaydı.

Not: Özellikle Türk kamuoyunda bazılarının askerimizi bilerek “aşırı kötülediğini” ve bu yolla “yerleşiklerin ayrıştır politikası” doğrultusunda “asker-halk-devlet” arasında “ayrılık” tohumları ektiğini düşünüyorum. Bu tuzağa düşmeyelim! Kimin “kim” olduğunun “belli olmadığı” günlerden geçilmektedir! Malum medya unsurlarına ve attıkları adımlara DİKKAT! (edilmelidir) diye not düşen yandaş Bulut, tam bir Yahudi dönmesi tavrı ortaya koymaktaydı.

 

 

1 Prof. Dr. Burhanettin Can, Milli Gazete

2 http://www.analizmerkezi.com/fethullah-gulen-tehdit-etmesin-hesap-versin-34823h.htm

3 http://www.analizmerkezi.com/fethullah-gulen-tenasul-uzuvlarini-cikarip-ustume-isesinler-video-34972h.htm

4 http://www.analizmerkezi.com/fethullah-gulen-hz-meryem-ile-hz-muhammedi-neden-nikahladi-24221yy.htm

5 http://www.analizmerkezi.com/gulenin-din-yolsuzlugu-peygamber-turkce-olimpiyatina-geldi-35101h.htm

6 http://www.analizmerkezi.com/erdogan-peygamberimizi-miractan-indirip-kamyonet-kasasina-bindiren-ahlaksizlar-35978h.htm

7 http://www.analizmerkezi.com/fethullah-gulen-hz-muhammed-turkiyeyi-bize-verdi-video-35022h.htm

8 http://www.analizmerkezi.com/fethullah-gulenden-rusvet-emri-hakimleri-kiralayacaksiniz-destekleriz-video-34949h.htm

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

PKK’NIN MARKALAŞMASI, TSK’NIN MARKAJA ALINMASI!
  Siyonist Yahudi Lobilerinin ve onların güdümündeki emperyalist güçlerin, PKK gibi...
Devami
İSLAM’IN YOZLAŞTIRILMASI VE TSK’NIN YIPRATILMASI!
 Fetullah Gülen ekibiyle Milli Görüş hainlerini; önce kaynaştırıp kucaklaştırıp iktidara...
Devami
ABDULLAH GÜL, EMPERYALİZMİN ELÇİSİ Mİ?
  Gül, Tahrana ABD'nin mesajını götürüyor ve "örtülü tehdit" ediyor!...
Devami
SİYASİ MÜCADELEDE STRATEJİK KADROLARIN HAZIRLANMASI
Büyük Liderler, hem hazırlık sürecinde, hem de iktidar döneminde, kendilerinden...
Devami
KÜRT SORUNU, TÜRKİYE’NİN SONUDUR!
KÜRT SORUNU, TÜRKİYE’NİN SONUDUR!   Emekli ABD’li General Paul D. Eaton 2003-2004...
Devami
Yeni ve Sinsi Bir Barış Süreci mi Hazırlanmaktaydı? DOĞRULAR ACIDIR, AMA SORUNLARIN İLACIDIR!
  Yeni ve Sinsi Bir Barış Süreci mi Hazırlanmaktaydı? DOĞRULAR ACIDIR, AMA...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1059

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR