Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2038
mod_vvisit_counterDün6304
mod_vvisit_counterBu Hafta21358
mod_vvisit_counterGeçen hafta43778
mod_vvisit_counterBu Ay143861
mod_vvisit_counterGeçen Ay251747
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16578777

IP'niz: 3.235.85.115
Bugün: 22 Eki 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12095989

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

MEHDİ’NİN HAKİKATİ VE ÇIKIŞININ ALÂMETLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

MEHDİ’NİN HAKİKATİ VE ÇIKIŞININ ALÂMETLERİ

      

Biz; inanmış olduğumuz, ihtiyaç duyduğumuz ve onunla huzur bulduğumuz, Mehdiyetle ilgili bazı bilgileri ve belgeleri başkalarıyla paylaşmak... Bu konulara ilgi duyan ve araştırma yapanlara bazı anahtar bilgiler sunmak ve kolaylık sağlamak niyetiyle hazırladık... Kendimizi ve bildiklerimizi başkalarına ispatlamak... Veya herkesi bizim gibi inanmaya zorlamak yönünde bir gayemiz ve gayretimiz olmadığından, samimi bir üslup kullandık...

Önemli olayların ve kahramanların “Vukuundan önce şüyu bulması”, yani ortaya çıkmaları yaklaşınca bir sevk-i tabii olarak, halk arasında bu kişi ve konuların tartışılır ve araştırılır olması, zihinleri hazırlamak, gönülleri yatıştırmak için, manevi bir inayet ve işarettir. Mehdiyle ilgili konuşmayı ve Mehdi’yi araştırmayı yersiz ve gereksiz görenler, hatta bu konuyla uğraşanların tehlikeli ve fesat ehli olduğunu ileri sürenler, ya Mehdi gerçeğinden ürkenlerdir, ya İslam’ın hâkimiyet ümidini yitirenlerdir, ya da bu konudaki bilgi yetersizliğinden kafası hurafelerle örülenlerdir.

Oysa Hz. Mehdi’yle ilgili yüzlerce rivayet en sahih hadis kitaplarında zikredilmiş... Mezhep imamlarından tasavvuf kutuplarına; yüzlerce müctehit, müceddid ve mürşit bu kutlu müjdeyi haber vermiş ve beklemiş... Yani Mehdi’nin gerçekliği ve geleceği hususunda, tüm Ümmet-i Muhammed arasında, manevi bir icma meydana gelmiştir. “Cenab-ı Hakkın, yanlış ve yararsız bir konuda, ümmetinin ittifakına fırsat vermeyeceği”, Peygamber Efendimizin hadisiyle sabittir.

Bu konunun bazı art niyetli, makam ve menfaat heveslisi kimselerce, zaman zaman istismar ve suistimal edilmesi, ve bazı safdil insanları peşlerinden sürüklemesi, bu gerçeğin terk edilmesini ve gündeme getirilmemesini gerektirmez... Çünkü haklı ve hayırlı olan, önemli ve değerli bulunan her şeyin istismarı yapılabilmektedir. Her istismar edilenin terk edilmesi ise, elbette söz konusu değildir. “Mehdiyet meselesinin, Müslümanları tembelliğe ve boş beklentilere sevk ettiği ve bu nedenle gündeme getirilmemesi gerektiği” iddiaları da tutarlı değildir. Her şeyden önce, eğer Mehdiyet müjdesi, mü’minleri rehavet ve meskenete sevk edecek olsaydı, Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz bunları, hem de ısrarla haber vermezdi... Halbuki mü’minleri esaret ve sefalete sürükleyen şey gayretsizlik... Gayretsizliğin asıl sebebi ise, ümitsizliktir. Yüksek ve kutsal hedeflere kavuşma... Zulüm ve zilletten kurtulma ümidi küllenen ve artık idealini ve gayesini yitiren kimseler, geçici ve nefsi heveslerinin kölesi, hâkim ve hain güçlerin kuklası olmaya aday demektir.

Hadis ve haberlerde bildirilen, dünya çapında liderlik şartlarını taşıdığına kanaat getirilen, ehil ve emin şahsiyetlerin “Mehdi” olarak bilinmesinin ve Onun hakkında hüsnü zan edilmesinin ise, ne itikadi, ne içtimai hiçbir zararı söz konusu değildir. Zaten böyle bir konuda, başkalarının bizim gibi inanmaya ve bir şahsiyete bizim gözümüzle bakmaya ne dinen, ne vicdanen bir mecburiyetleri ve mesuliyetleri de ileri sürülemeyecektir. Ne var ki, Peygamberimiz (SAV)'in özellikle haber verdiği bir müjdeyi önemseyen, dünyadaki şartların ve ihtiyaçların doğrultusunda böyle bir hareketin ve şahsiyetin zuhurunu gerekli gören... Adem Peygamberden günümüze tüm şeytani düşünce ve düzenlerin ortak birikimi ve en güçlü temsilcisi olan Deccalizme-Siyonizm’e[1] karşı, yeterli ve gerekli tedbirleri alabildiğine, alt yapı hazırlıklarını tamamlayabildiğine güvenilen... Hikmet ve feraset ehli tarafından takdir ve takdim edilen... Velhâsıl pek çok işaret ve beşaretler kendisini gösteren, dünya çapındaki bir şahsiyeti, Mehdi olarak görmek ve onun insanlık davasına samimiyetle gönül vermek, günah olmak bir tarafa, büyük bir mutluluk ve bir o kadar da sorumluluk vesilesidir.

Acizane, Hz. Mehdi’yle ilgili hadis ve haberleri... Bu konuda yazılmış eski ve yeni eserleri okuyup araştırdıktan... Ulaştığımız velâyet ve hikmet ehlinin sırlı sohbetlerine vâkıf olduktan... Ve ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde yaşanan olayların perde arkasını kavramaya ve doğru yorumlamaya çalıştıktan... Asya, Avrupa ve Afrika’daki önemli ülkeleri dolaşıp, oralardaki ilmi, İslami ve insani girişim ve gelişmeleri ana hatlarıyla da olsa tanıyıp anlamaya başladıktan sonra, bizde oluşan şu beş kanaat giderek güçlendi:

1- İnşaallah Hz. Mehdi’nin zuhuru çok yakındır.

2- İşaretler ve gelişmeler, Hz. Mehdi’nin Türkiye’den çıkacağı doğrultusundadır.

3- Hz. Mehdi hizmet aracı olarak siyaseti kullanacaktır.

4- Kahraman Ordumuz, Türkiye merkezli bu büyük değişimin ve mutluluk medeniyetinin, en sağlam direği ve en sadık destekçisi olacaktır.

5- Hz. Mehdi’nin büyük inkılabı, Onun temellerini attığı hedefler doğrultusunda, imtihan sırrı olarak, vefatından sonra tamamlanacaktır.

1- İnşaallah Hz. Mehdi’nin Zuhuru Çok Yakındır:

Bediüzzaman Hz.leri, “Elhasıl Mevlâna Halid Hicri 12. asrın, Risale-i Nur 13. asrın müceddidi hükmündedir.”[2]

“... Onun için Nurlara O ismi vermek (yani Mehdi demek) münasip görülmüyor. Belki, müceddittir, Onun pişdarıdır (Mehdi’nin öncü komutanı ve hazırlık yapıcısıdır.) denilebilir.”[3] Öyle ise Hz. Mehdi 14. asrın (Hicri 1400 ve sonrasının) müceddididir.

Ve yine Üstad: “Bundan bir asır sonra, zulümatı dağıtacak olan zatlar Hz. Mehdi’nin şakirtleri olabilir.”[4] Bu verilen tarih Hicri 1393–Miladi 1978 etmektedir. Bu tarih Bediüzzaman’ın “Hem Türk unsurunda, ebedi kabil-i, iltiyam olmamak suretinde bir inşikak çıkacak... Bir şık diğer şıkkın kuvvetini kırdığı için, milletin kuvveti hiçe inecek” Yani; “Türkiye’de, asla uzlaşmayacak şekilde millet iki fırkaya bölünecek ve birbiriyle vuruşturulup milletin gücü sıfıra düşecek”[5] diye haber verdiği olayların sağ-sol kavgası olarak hızlandığı, ama bunların dışında, milli ve manevi değerleri esas alan, ama zahiren zayıf durumda olan bir hayırlı hareketin ortaya çıktığı ve sağcı solcularla hükümet kurarak onların tahribatlarına engel olduğu bir tarihe işaret edilmektedir. Konuyla ilgili Tevbe Suresi 32. Ayetin Ebced hesabı ise Hicri=1424'ü Miladi 2004'ü göstermektedir.

Özellikle Risale-i Nur camiasında malum ve makbul olan ve ahir zaman fitnelerini ve müjdelerini haber veren rivayetleri içinde toplayan “Esrarname” adlı kitapçıkta yer alan ve Hicri 3. asır muhaddislerinden olduğu sanılan Kelde bin Zeyd'in Esmel Mesalik adlı hadis kitabında bulunan ve Ebu Hureyre’den rivayet olunan bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyrulmaktadır:

“...Sonra Şam bölgesinden Irak'ta cebbar bir adam zuhur eder ki, o adam süfyanilerden (İslam ülkelerindeki zalim ve saptırıcı idarecilerden) biridir. Ve onun bir gözünde hafif bir aksama vardır. Onun adı Saddam’dır. O kendisine muarız olanlara karşı Saddam (zorba, gaddar ve saldırgan)dır. Bütün dünya Küçük Kut'ta (Kuveyt'te) onun (yenilmesi) için toplanırlar ki, Saddam da bu Kuveyt'e daha evvel aldatılarak girmiştir. Bu süfyanide hiçbir hayır yoktur. İllaki İslamiyet’e dönerse, o zaman, onda hayır olur. O hem hayır, hem de şer (için müsait)dir. Mehdi-yi Emin'e hain olana veyl olsun”

(Demek ki, Saddam'la Hz. Mehdi aynı dönemdedir. Ve Saddam, aslında Siyonistlerin uşağı bir hain ve zalim olduğu halde, ama gözden çıkarılınca bir dönem onlara karşı tavır takınıp hayra taraf görünse de, sonunda yakınları ülkesine, milletine, hidayet ve İslamiyet cephesine hıyanet edecektir.)

“Hicretten bin dört yüz (1400) sene sonraki akidlerden iki veya üç akid say. (Her akid=10 senedir. Demek ki Hicri 1432-Miladi 2011 ve sonrası yıllarda) O vakit Mehdi-yi Emin çıkar ve bütün dünya ile harp eder. Dalâlete düşenler, (sapkın Hristiyanlar) Allah’ın gadabına uğramış olanlar (Siyonist Yahudiler) ve münafıklar (Müslüman ve makbul insan zannedilip, masonlara çalışan ve zalim düzenle ve Siyonizm’le işbirliği yapan kimselerin hepsi O'nun karşısında birleşir) ve İsra ve Miraç beldesi olan Kudüs’teki Meciddun dağlarında (O'nu engellemek üzere) toplanırlar. Bütün dünyanın ve bütün hilelerin melikesi (simgesi kadın olan ülke-Amerika'ya işarettir.) de Mehdiye karşı çıkar ki onun ismi zaniyedir. Bu melike (simgesi kadın olan ülke) o gün bütün dünyayı küfür ve dalâlete sevk eder. Yahudiler o dönemde, dünyaca en yüksek makamdadırlar. Bütün Kudüs'e ve mukaddes beldelere hâkim durumdadırlar. Bütün dünya, denizden ve havadan Mehdi'nin (ve İslam ülkelerinin) üzerine hücum eder. Ancak, çok soğuk ve çok sıcak ülkeler müstesna... (Sonunda her türlü) Kudrete sahip olan Cenab-ı Hak Mehdiye nusret için, en şiddetli bir darbe ile onları (küfür ve kötülük ordularını) vurur... Ve karayı, denizi ve havayı, onların üzerine yandırır... Allah küfür (ve zulüm saltanatının) zevalini irade eder.”

Hadis olarak anlatılan bu rivayet günümüzdeki gelişmeleri açıkça haber vermekte ve Hz. Mehdi'nin Hicri 1420 ile 1430 arasında büyük devrimini gerçekleştireceğini söylemektedir.[NOT]

Mehdi'nin 40 (kırk) yıl hizmet süreci olacağı, bunun 33 yılının hazırlık, son 7 yılının ise hükümranlık şeklinde yaşanacağını bildiren haberler[6] dikkate alındığında, içinde bulunduğumuz dönem, daha bir önem ve özellik arz etmektedir. Bu arada Peygamberimiz (SAV); Türk milletinin şahs-ı manevisinde zuhur edeceğine inandığımız; “Hz. Mehdi’nin çıkışına yakın bir zamanda Irak’ta büyük olayların meydana geleceğinden” de bahsetmiştir. Aşağıda geniş bir araştırma sonucu güvenilir birçok kaynaktan elde edilen Irak savaşı ile ilgili hadisleri, güncel haberlerin ışığında sizlere sunuyoruz.[7]

1- Ordu’nun kaybolması:

“Mehdi’nin beş alâmeti bulunur. Bunlar Süfyani, Yemani Sana’dan bir sayha, Beyda'da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir.”[8]

2- Irak ve Şam’a ambargo uygulanması:

Ebu Nadre (R.A) dedi ki; Cabir’in (R.A) yanında idik, şöyle dedi: Öyle bir zaman yaklaşıyor ki, Irak ahalisine bir kafiz (kile), bir dirhem sevk olunmayacak”. Dedik ki: “Bu kimden dolayı olur”. Dedi ki: “Acemler (Arab’ın gayrısı) bunu men ederler.” Sonra dedi: “Şam ahalisine bir dinar, bir müdy (kile) sevk olunmayacak”. “Bu kimden dolayı olur” dedik. “Rumlardan dolayı” dedi.[9]

3- Irak’ın yeniden yapılanması:

“İnsanların en şerlisi Irak’a saldırmadıkça kıyamet kopmaz. Ve Irak’taki masum insanlar Şam’a doğru sığınma yerleri ararlar. Şam yeniden yapılanır, Irak da yeniden yapılanır.”[10]

4- Irak’ın üçe ayrılması:

Resulüllah’ın (SAV) bildirdiğine göre, Irak halkı üç fırkaya ayrılır. Bir kısmı çapulculara katılır. Bir kısmı ailelerini geride bırakıp kaçarlar. Bir kısmı savaşır ve öldürülürler. Siz bunları gördüğünüz vakit kıyamete hazırlanın.[11]

İman ve ibadet esaslarıyla, genel ahlâk ve insan hakları kurallarıyla ilgili olmayan, Müslümanların amel etmekle zorunlu tutulmadıkları, gaipten haber veren ve asırlar sonrası olayları bildiren böylesi rivayetleri, hadis kriterlerine vurmanın veya peşinen inkâr ve itiraza kalkmanın bir anlamı yoktur. Bu tür haberleri zamana bırakmak en doğrusudur. Eğer aynen veya benzeri şekilde zuhur ederse, bu Hz. Peygamberimiz (SAV)'in bir mucizesi ve mü’minlerin moral kaynağı ve müjdesi olur.

Hem, makbul ve mantıki temellere dayanan bu yoldaki temenni ve tahminler doğru çıkarsa, bunun kârı ve yararı tüm Müslümanların ve insanlığın olacaktır. Yok yanılırsak, bunun hiç kimseye ve hiçbir şekilde zararı dokunmayacaktır.

Bütün işaret ve alâmetler Hz. Mehdi’nin tüm hazırlık ve hizmetlerini tamamlamış ve sadık takipçilerinin kesin zafere çok yaklaşmış olduğu doğrultusundadır. “Dünya çapında program ve projeleri olan filan şahsiyet son hazırlıkları yapacaktır. Ondan sonra da Mehdi ortaya çıkacaktır iddiaları hem akıl dışıdır hem de görünen gerçekleri çarpıtmayı amaçlamaktadır. Çünkü peygamberlerin ve devrim önderlerinin en önemli özelliği ve en büyük şerefi çok zor ve zahmetli olan hazırlık sürecini ve alt yapı hizmetlerini tamamlamalarıdır. Sadece açılış merasimine ve kurdele kesmeye gelecek bir Mehdi inancı saflıktır ve safsatadır. Oysa Hz. Mehdi’den sonra, Onun plan ve programlarıyla Deccalizmi yıkacak olan İsa Mesih Aleyhisselamdır.

Yok eğer, haber verilen zat bütün altyapı hazırlıklarını tamamlamamışsa yeni gelecek veya zuhur edecek zatın Sünnetullah gereği en az 30-40 yıl daha hazırlık yapması, yani yeniden teşkilat kurması, tedbirlerini alması, cemaatini ve sadıklarını tanıması ve tartması ve çeşitli imtihanlara tabi tutulması icab eder ki ne insanlığın ihtiyaçları ve ne de dünya şartları bakımından böyle uzun bir zamana tahammül kalmamıştır.

2- İşaretler ve Gelişmeler, Hz. Mehdi’nin Türkiye’den Çıkacağı Doğrultusundadır:

Naim, Hâkim bin Nafi’den tahric etti. Dedi ki: “Süfyani Türklerle savaştıktan (onları İslami ve insani haklarından mahrum bırakmaya uğraştıktan) sonra, onun (zihniyet ve ekibinin) yok edilmesi görevi, Mehdi’nin elinde olur. Mehdi, ilk kurduğu orduyu (teşkilat ve topluluğu) da Türk(leri tehdit edenler)e gönderir.”[12]

“Horasan tarafından (Türklerin Orta Asya’dan göçtükten sonraki ilk yerleşim merkezleri ve İslam’la tanışma yerleri olan ve bu haberin verildiği tarihte İran topraklarında yaşayan ve daha sonra Anadolu’ya geçecek olan Selçuklu ve Osmanlı Türklerinden) çıkan siyah sancaklıları gördüğünüzde, kar üzerinde sürünerek de olsa, onlara gidin (ve katılın) çünkü onların içinde Allah’ın Halifesi Mehdi vardır.”[13]

“Mehdi’nin has yardımcıları Arap olmayacak, başka milletten olacak ve Allah yolunda hiçbir kınayanın ayıplamasından ve dedikodusundan korkmayacaklardır.”[14]

Bediüzzaman’ın:

“Hem Türk unsurunda, ebedi kabili iltiyam olmamak suretinde bir inşikak çıkacak. (Türk toplumu içerisinde sağ-sol şeklinde asla barışmayacak ve bir araya gelmeye yanaşmayacak şekilde bir parçalanma ve kardeş kavgası kızıştırılacak.) Bir şık (diğer) bir şıkkın kuvvetini kırdığı için, o vakit milletin kuvveti hiçe inecek”[15] dediği ve Türkiye’deki bu anarşi ve kargaşa döneminde sağ ve solun dışında milli ve yerli bir düşünce ekibinin, zahiren zayıf olmasına rağmen, bu dış mihraklı kardeş kavgasını ve masonik sağ-sol yapılanmasını etkisiz bırakacağını haber verdiği hareket ve şahsiyet acaba hangisidir?

Ve yine: “Saat (Mehdiyet ve kıyamet alâmetleri) yaklaştı. Ve Ay yarıldı (Ay'a varılıp iz bırakıldı)”[16] ayetinin bir işari mucizesi 1969’da gerçekleşti ve Ay'a ilk insanlı uzay aracı gönderildi. Bu ayet aynı zamanda, çok önemli değişim ve devrimlerin başlangıç vaktine de dikkat çektiğine göre, acaba 1969 tarihinde ve kar yağan bir ülkede, hangi önemli şahsiyet, hangi önemli bir harekete fiilen girişmiştir?

Naim Bin Hammad’ın, Muhammed bin Cübeyr’den tahric ettiği bir haber şöyledir:

“Mehdi’nin kaşları ince, yüzü (yıldız gibi ve bulunduğu her ortamda ve herkes tarafından fark edilecek bir şekilde nurlu) parlak, ve gözlerinin siyahı büyük olacaktır. Hicazdan (veya Medine’den) gelip Şam'da minbere (hizmet mevkiine) oturduğunda 40 yaşında olacaktır.”[17] Bediüzzaman Hz.leri bu gibi hadislerin tedvini (yazılıp kitap halinde tespiti) sırasında İslam devletinin başkenti Şam olduğundan, ve devamlı böyle kalacağı sanıldığından, hep Medine-Şam üzerinde durulduğunu söylemektedir.

Yoksa, örneğin son İslam Medeniyeti Osmanlı’nın fethi müjdelenmiş Medine’si İstanbul'dan, siyasi hareketine zemin hazırlayacak, çok önemli bir sivil örgüt kurumunda görev alması nedeniyle, yeni Cumhuriyetin başkenti Ankara'ya gelip yerleştiği tarihte, tam kırk (40) yaşında olan bir şahsiyetin kim olduğunu merak etmek, bizi daha doğru ve doyurucu bir adrese götürebilir!.. 19 Nisan 2003 Cumartesi tarihli Milli Gazete’nin 8. sayfasında “Hz. Mehdi’nin çıkışına işaretler” başlıklı yazıda, Mehdi’nin, Müslüman Türk Milleti’nin şahs-ı manevisi olarak tecelli ve tezahür edeceğini aynen şu sözlerle dile getirmektedir: “Ahir zaman alâmetleri hakkında bize yol gösteren en önemli delillerden birisi, Hz. Mehdi’nin çıkışıdır. Mehdi, ahir zamanın en büyük fitnelerinin gerçekleşeceği dönemde ortaya çıkacaktır.”

Hz. Mehdi’nin geleceği zaman hadislerde açık olarak belirtilmiştir. Mehdi’nin ortaya çıkışından kısa bir süre önce belirecek birçok alâmet, insanların bu kutlu şahsı anlamasına yardımcı olacaktır. Mehdi’nin gelişinden önceki ortamla ilgili Peygamberimiz (SAV)’in şu haberi aktarılmaktadır:

“Ahir zamanda ümmetimin başına, sultanlarından (zalim ve hain iktidarlardan) şiddetli belâlar erişir, öyle ki yerler Müslümanlara dar gelir. O zaman Allah, daha önce zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduran Benim soyumdan birisini gönderecektir.”[18]

Bu konuda hadislerin tamamında Mehdi’nin ortaya çıkışından hemen önce, dünyada zulüm ve kargaşanın hâkim olacağından bahsedilmektedir. Hadislerin devamında yine ahir zamanda, İslam ümmetine karşı çok büyük bir saldırı, çok büyük bir baskı olacağından da söz edilmektedir. Bunların yanında Mehdi’nin çıkış yeri, çıkış zamanı, ve kişisel alâmetleri ile ilgili de, çok açık ve belirleyici birçok hadis ve haber rivayet edilmiştir. Mehdi, İslam’ı özüne döndürdüğü gibi, Kur’an ahlâkının yaşanmasına vesile olacak, tüm İslam âlemini içine alan bir “İslam Birliği’nin” kurulmasına da öncülük edecektir.

Bu birlik; demokratik esaslara ve hukukun üstünlüğü prensibine dayanan, merkezi bir organize anlamına gelen bir “İslam Birliği”dir. Tüm bu işaretlerden anlaşılacağı gibi, “İslam Birliği’ni kuracak olan Mehdilik görevi, günümüzde üstün ahlâk sahibi Müslüman Türk Milletinin şahs-ı manevisinde tecelli etmektedir.”

Ve yine Bediüzzaman: (İman ve İslam) Öylesine kökleşmiş ki, inşaallah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu çıkaramaz. Ta ki ahir zamanda Cenab-ı Hakkın, izniyle gelecek ve hayatın geniş (siyaset) dairesinde (hizmet görecek olan) Hz. Mehdi ve şakirtleri, bu daireyi genişlendirir ve (atılan) tohumlar sümbüllenir. Biz de kabrimizden (bu mutlu gelişmeleri) seyredip Allah’a şükrederiz”[19] sözleriyle, Mehdi’nin Anadolu’dan zuhur edeceğini haber vermektedir. Üstelik O zatın büyük inkılâbının alt yapısını ve temel esaslarını tamamladıktan sonra dünyadan göçeceği ve hak davasının sadık bağlılarınca yürütülüp zafere erişileceği bildirilmektedir. Mehdiyet konusunda, Büyük İslam âlimi Muhyiddin Arabi Hz.lerinin özellikle Konya’yı işaret etmesi de önemli bir müjdedir.

3- Hz. Mehdi, Hizmet Aracı Olarak Siyaseti Kullanacaktır:

Siyaset; başta Peygamber Efendimizin, Beni İsrail nebilerinin ve Raşit Halifelerin hizmet ve hikmet mesleğidir. Hem halkı hayra yönlendirme, hem de insanları hak ve adaletle yönetme vazifesidir. Özellikle günümüzde siyaset en etkili ve en yetkili biçimde tebliğ, terbiye ve teşkilat yürütme (disiplinize ve organize etme) imkânı vermektedir. Bu nedenle Bediüzzaman Hz.leri:

“Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var; ve Siyaset âleminde, Diyanet (imani ve ahlâki tedavi, terbiye ve terakki) âleminde, Saltanat (Devlet Başkanlığı) âleminde, ve Cihat (askeri hareket ve kesin galibiyet) âlemindeki çok dairelerde icraatları olacağını”[20] söylemekte, özellikle ve öncelikle siyaset ve partiyle işe girişeceğini bildirmektedir. Ve hatta bir ara resmen ve fiilen İttihat ve Terakki partisine katılıp siyasete girme sebebini; siyaset âleminde geleceğini sezdiği, mutlu ve mühim gelişmelerin, kendisinin döneminde olabileceğini zannetmesindendir.

“Ve bu nurdur ki, eskiden de tahayyül ve tahminim ile, geniş dairede, belki siyaset âleminde gelecek mesudane ve dindarane haletlerin ve vaziyetlerin mukaddimesi ve müjdecisi iken, bu muaccel (gelecekte görünecek) ışığı, müeccel (hazır ve peşin bir) saadet tasavvur ederek, eski zamanda siyaset kapısıyla onu arıyordum.”[21]

“Mehdi Ali Resulün temsil ettiği kutsi cemaatin şahs-ı manevisinin üç vazifesi vardır:

Birincisi: Her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun (inkârcı materyalist) fikrini susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır... Bu hizmet çok zaman ve tetkikat (araştırma) ile meşguliyet gerektirdiğinden, Hz. Mehdi'nin o vazifeyi bizzat kendisi görmeye vakit ve hâl (durum) müsaade etmediğinden... O vazifeyi ondan evvel bir taife (Risale-i Nur ve Bediüzzaman) bir cihetle görecek.

İkinci vazifesi: Hilafet-i Muhammediye ünvanıyla, şeairi İslamiyeyi ihya etmek… (İslami gerçeklerin ve gereklerin, dini ve dünyevi prensip ve projelerin diriltilip yürütülmesine yarayacak ve halkın huzur ve hürriyetini sağlayacak şekilde, siyaset ve devlet imkânlarından istifade etmek.)

Üçüncü vazifesi: İttihad-ı İslam’ın muavenetiyle (kuracağı İslam Birliği’nin yardımıyla) ahkâmı Kur’aniye’nin ve Şeriat-ı Muhammediye’nin (adalet ve insaniyet) kanunlarını (yeryüzünde) tatbik etmektir.[22]

Ramazan Yücel kardeşimizin eşi Nazlı Hanımefendinin İbretli ve Hikmetli Rüyası (07 Mart 2011)

“Biz annemle sanki Hocamızın bulunduğu mezarlıkta oluyoruz. Bazı insanların bir mezarı kazdığını görüyoruz. Mezarın çevresine pankartlar asıldığına, etrafının çevrilip koruma altına alındığına ve kameralarla çekim yapıldığına şahit oluyoruz. O esnada mezardan biri konuşuyor. İhtiyar, bembeyaz uzun saçı ve uzun sakalı olan ve uzun elbiseler bulunan çok nurani bir ZAT, mikrofonla şöyle sesleniyor:

“Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV) (sistemi ve Sünnetiyle) dünyaya yeniden gelmiştir.”

Ama, insanlar Onu anlayamıyor ve söylediklerini kavrayamıyor. Kazılan mezar Peygamber Efendimiz (SAV)'in mezarı oluyor, ama mezarın içinde Peygamber Efendimiz (SAV)'in mübarek na’şı bulunmuyor. Levhalarla başka bir mezarlık işaret ediliyor. “İşte burada yatıyor.” denilen yerde, Erbakan Hoca’mızın mezarı karşımıza çıkıyor.

Beyazlar içinde parlayan ve çevreye nur saçan zat:

“Hz. Peygamber Efendimiz (SAV)'in nuraniyetini, Allah (CC) Necmettin Erbakan’ın şahs-ı manevisinde tezahür ve tecelli buyurdu.” diye nida ediyor.

Ben bunu duyunca ağlamaya başlıyorum; ama ne sesim çıkıyor, ne de gözümden yaş akıyor! Yıkılıyorum, annem tutuyor. Onun kucağından yere düşüyorum. Ardından da mezar olarak kazılan yere, benimle birlikte annemin parmağından iki yüzük düşüyor.

Yüzükler çok parlak, biri taşlı, biri taşsız oluyor. Düştüğüm yerden çıkamıyorum ama, o yüzükleri elime alıyorum. “Dünyada iken kıymetini hakkıyla bilemedim, hiç yanına gidemedim; baksana anne, insan dünyadan nasıl da kayıp gidiyor. Aynen bu yüzükler gibi elindeki her şeyi kaybediyor!” diye üzülüyor ve pişmanlık duyuyorum.”

4- Kahraman Ordumuz, Türkiye Merkezli Bu Büyük Değişimin ve Mutluluk Medeniyetinin, En Sağlam Direği ve En Sadık Destekçisi Olacaktır:

Asırlar boyu süregelen medeniyetler membaı olmak ve Selçuklu’nun ve Osmanlı’nın, mirasını taşımak gibi bir TARİHİ SORUMLULUĞU...

Üç kıtayı birbirine bağlamak, üç tarafı denizlerle çevrili bulunmak, dünya çapındaki boğazlara ve geçiş yollarına sahip olmak, verimli, çok zengin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine mazhar kılınmak gibi, çok değerli ve stratejik coğrafi ve TABİİ DURUMU...

Türk Cumhuriyetlerine ve İslam ülkelerine ve Avrasya girişimine lider ve lokomotif olabilecek potansiyel imkân ve fırsatlarıyla oluşan, TALİHLİ KONUMU... Türkiye’mizi, yeni ve adil bir medeniyet merkezi olmaya en yakın ve en layık ülke olmaya zorlamaktadır. Bu bakımdan: Asırlar öncesine dayanan derin ve değerli köklere ve kültüre... Çok gerekli olan çağdaş tüm askeri bilgi, birikim ve beceriye... Ve bağrından milyonlarca şehit çıkarmış... Çağları değiştiren fetih ve zaferlere imza atmış olmanın kazandırdığı haklı bir şöhret, şeref ve övgüye sahip Kahraman Ordumuzun, şimdi dünya çapında yaşanacak yeni bir devrim ve değişimin en sağlam ve en sadık unsuru olmasından daha doğal ve daha doğru ne olabilir?

Üstat Bediüzzaman Hz.leri bu konuda şunları söylemektedir:

“(Süfyan ve Deccal komitesi olan Siyonizm ve masonluk teşkilatları) Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten (geçici bir süre, Ezan, Kur’an gibi) İslamiyet’in bir kısım şeairine karşı istimal etmeye (kullanmaya ve kışkırtmaya) çalışır... Fakat (tam) muvaffak olamaz, geri çekilir (çekilmeye mecbur edilir).” (Ancak) “Kahraman Ordu, dizginini, onun (masonluğun) elinden kurtarıyor.” diye rivayetlerden anlaşılıyor.”[23]

Acaba; ülke çıkarlarımızı koruma ve egemenlik haklarımızı kollama konusunda, milli ve haysiyetli bir duruş sergileyen Ordumuzun, Amerikalı ve Avrupalı dostlarımız(!) ve yerli avukatları tarafından açıkça hedef alınması ve yıpratılmaya çalışılması… Ve Ege sorunlarında, Yunanistan’a karşı Genelkurmay’ın AKP hükümetince yalnız bırakılması, yoksa bu gerçeğin farkına varılmasından mıdır? ABD’nin, İsrail merkezli Ortadoğu politikalarına ve Asya’ya hâkim olma planlarına “engel çıkaracağı” kuşkusuna kapıldığı… AB’nin ise “Bölgesel ve bağımsız bir gücü” olmasına asla sıcak bakmadığı Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı, “Yeni bir Osmanlı doğmasın” diye başlattıkları karalama kampanyalarının ardındaki gerçek sebep; Erbakan’ın 54. Hükümetçe hazırlanan “150 milyar dolarlık bir yatırımla TSK’nın modernizasyonu projesine” duyulan rahatsızlıktır.

Uzun yıllar milletimizi sömürme ve sindirme sistemlerine Ordumuza bekçilik yaptırmaya çalışan… Tek tük de olsa böyle tipleri kiralayıp kullanan ve maalesef bütün zulüm ve zorbalıkların günahını da Ordumuzun üstüne yıkan bu Siyonist ve masonik sermaye baronları, şimdi “sivilleşme, demokratikleşme” bahanesiyle, “statükocu, vesayet kurumu” diye silahlı kuvvetlerimize saldırmaktadır. Ama artık Ordumuzun da halkımızla kucaklaşması, yanlış ve yaralayıcı güçlerin oyunlarını bozması lazımdır ve yakındır.

Mescid-i Aksa’nın Ne Zaman ve Ne Maksatla Yıkılmasına Çalışılmaktadır?

Kabbalist Yahudilerin ve onların dejenere ettikleri Protestan ve Evangelist Hristiyan kesimlerin bekledikleri ve tüm Dünya'ya hâkim olacaklarını söyledikleri İsa Mesih; bizim Kur’an-ı Kerim’e göre inandığımız Hz. İsa ile asla ilgisi bulunmayan, ama hadislerde Mesih-i Deccal olarak haber buyrulan şeytani şahsiyetin ta kendisidir. Bu nedenle Siyonizm; şeytanın dini, emperyalizm ise Deccal’in düzenidir. Kabbalist kâhinlerin Dünya'ya hâkim olduğunu söyledikleri Kral Süleyman ile, Kur’an’da anlatılan Hz. Süleyman Aleyhisselam da aynı kişilik değildir. Siyonist inanışa göre, İsa Mesih’in yeryüzüne inmesi için Kudüs’teki Harem-i Şerif’te bulunan Mescid-i Aksa ve Hz. Ömer Camii gibi İslam mabetlerinin yıkılması ve yerine kendi kutsal tapınaklarının yapılması gerekmektedir.

Bu maksatla İsrail’de Kabbalist Hahamlar Tarikatı olan “Gush Emunim”e bağlı “Machteret Yehudit” diye bir gizli örgüt kurulmuş ve 27 Nisan 1984’te Mescid-i Aksa’yı havaya uçurmak üzere 30 yere dinamit yerleştirirken yakalanıvermişlerdir. Bu suikastçılar İsrail yönetimince göstermelik olarak cezalandırılmış, vaktinden önce bu eyleme giriştikleri için suçlu görülmüşlerdir. O zamanki İsrail Başbakanı Yitzak Şamir bu teröristler için “hepsi harika insanlar, ama hata yaptılar” demiştir.

Oysa Mescid-i Aksa’yı yıkmak Siyonist İsrail yönetiminin nihai hedeflerinden birisidir ve şu anda, hafif bir sarsıntı ile kendiliğinden yıkılacak şekilde ve arkeolojik kazı bahanesiyle Harem-i Şerif’in altına tüneller açılması işlemi sürdürülmektedir. 13-19 Mayıs-1995 tarihli, haftalık Aksiyon dergisi, bu haberi “İsrail Mescid-i Aksa’yı yıkıyor” başlığıyla vermiştir. Ama şimdi aynı çevrelerin Dinlerarası Diyalog safsatasıyla, Siyonist emellere hizmet etme gafletine düşmeleri, insanı düşündürmektedir. Amerika’da Başkanlık yapan Bush’un da içinde bulunduğu Evangelist Hristiyan Siyonistler, Mescid-i Aksa’nın yıkılarak yerine yapılacak Kutsal Mabet için “Kudüs Tapınağı Yardım Vakfı” bile kurmuş ve Terry Reisenhoover adlı bir petrol zengini Evangelist Siyonist liderliğinde, her yıl yüz milyonlarca dolar toplayıp İsrail’e göndermektedir. Sapkın Yahudi hedeflerine hizmet için kurulan mason teşkilatlarının da, aynı şeytani amaçlar için İsrail’e her türlü desteği verdiği bilinmektedir.

Acı gerçek şu ki: “Artık İslam dünyasını rahatlıkla karşımıza alabilir ve hepsini saf dışı bırakabiliriz” kanaati oluştuğu gün, Mescid-i Aksa yıkılacak ve buna “Filan deprem, filan deneme sonucu kendiliğinden oldu” gibi, dünya kamuoyunu aldatmaya yönelik kılıflar geçirilecektir. Ve bu da 3. Dünya Savaşı demektir. İsrail tüm İslam dünyasının tepkisini çekecektir. Ve İslam ordularını yenip dünya hâkimiyetini ilan etmek için, bunu zaten istemektedir.

Uzun yıllar İsrail’de çalışan Arkeolog Gordon Franz; şunları söylemiştir: “Ne zaman ve nasıl olacağını kestiremem. Ama kesin olarak bildiğim şey, yerine kendi Kutsal Tapınaklarını kurmak üzere İsrail, Müslümanlara ait iki camiyi eninde sonunda, ama mutlaka yıkmak düşüncesindedir.”

Peki Siyonist İsrail bütün dünyaya kafa tutacak bu neticeye ve bu güce hangi süreçlerden geçerek ulaşmıştır?

Bu süreç; ana hatlarıyla ve maddeler halinde şöyle özetlenebilir:

1- Kabbalist hahamların kehanetleri doğrultusunda ve yine kendilerinin provoke ettiği fesatlıklar sonucunda, İspanya’daki Yahudilerin bütün dünyaya dağıtılması ve özellikle Anadolu’ya doluşmaları (14 ve 15. yüzyıl),

2- Kabbalacı Kristof Kolomb gibilerin girişimleriyle, Müslüman âlimlerin eserlerinden yerlerini öğrendikleri Amerika gibi yeni yerleşim alanlarına ulaşıp buralarda gizli güç ve iktidar kazanmaları,

3- “Merkezi muhitten kuşatmak, Arz-ı Mev’ud hayaline tüm ülkelerin desteği ile ulaşmak” hedefinin ilk adımı olan bu “dünyaya dağılma” projesi 1650’de tamamlanınca bu sefer; Yahudi düşmanı ve Siyonizm karşıtı Katolik kilisenin otoritesini yıkma çalışmalarına başlamaları,

4- Bu amaçla, daha önce saptırdıkları Tapınak Şövalyeleri gibi Hristiyan çevreleri kendi yanlarına alarak Papa’ya karşı kışkırtmaları,

5- Ardından Hümanizm ve Rönesans gibi parlak propagandalar sonucu Dinde Reform girişimleriyle Protestanlığı kurmaları ve Papa’ya karşı kullanmaları,

6- Bunların sonucu gerçekleştirdikleri Fransız Devrimi ve İtalya’da Ulusal Devlet girişimi sonucu Papalığın siyasi gücünü ve Kilise Otoritesini tamamen yıkmaları,

7- Tüm Avrupa ve Amerika’da dini dışlayan ve ahlâki değerleri laçkalaştıran “Yeni Seküler Düzen”leri kurmaları,

8- Dünya'ya dağıtılan Yahudilerin Filistin’e toplanması ve İsrail’in kurulması önünde en büyük engel gördükleri Osmanlı’yı, Jön Türkler ve İttihat Terakki masonları marifetiyle, önce yönetimini ele geçirip sonra 1. Dünya savaşına itip parçalamaları,

9- İngilizlerin Filistin’i işgal edip, gerekli zemini hazırladıktan sonra, burayı Yahudilere bırakıp boşaltmaları,

10- Rahata alışmış Yahudilerin Avrupa’yı bırakıp Filistin’e göç etmelerini sağlamak üzere, zaten ırkçı ve inkârcı bir düşünceye sahip Hitler’le anlaşıp, sakat, hasta ve ihtiyar Yahudileri de gözden çıkarıp, “soykırım senaryolarını” hazırlamaları,

11- 2. Dünya Savaşı’nı körükleyip Siyonizm’e karşı çıkacak bütün ülkeleri vuruşturup ekonomik ve siyasi yönden zayıflatmaları,

12- Sultan Abdülhamid, hayatta olduğu müddetçe kurdurmadığı halde... Daha önce dünyanın her tarafına yolladıkları Yahudilerden bir dönmeyi, o ülkelerin temsilcisi gibi gösterip, sözde dünya barışını korumak üzere Birleşmiş Milletler Teşkilatını oluşturup kullanmaya başlamaları,

13- BM’nin ilk kararı olarak İsrail’i resmen tanımaları,

14- 1967 Savaşı’yla Filistin topraklarını ve Kudüs’ü tamamen işgal edip bütün Müslümanları sindirmeleri veya sürgüne mecbur bırakmaları,

15- Siyonizm ve ABD emperyalizminin önünde kalan en son engel olarak gördükleri İslam’ı yozlaştırmak ve Müslümanları ruhen kısırlaştırmak üzere; Layt-Ilımlı İslam safsatalarını ve Dinlerarası Diyalog çalışmalarını yaygınlaştırmaları.

Dinlerarası Diyalog Tuzağı!

Artık Siyonizm’in güdümüne girmiş bulunan Vatikan’ın misyonerlik ve diyalog kurumunun bazı esasları ve amaçları:

a- Yegâne Hak din ve kurtuluş çaresi Hristiyanlıktır. Müslümanlık dahil diğer bütün dinler sapıklıktır.

b- Orta Asya’nın hidayete kavuşması (yani Hristiyanlaşması)  için Türkiye hedef ülke konumundadır.

c- Bu maksatla, Diyalog çalışmaları için her ülkenin kendi içinden ve toplumun rağbet ettiği kişilerden elemanlar bulunmalı ve işbirliği yapılmalıdır.

Peki, yazdığı kitapta “Diyalog, Hristiyanlığı yayma aracıdır” diyen ve ama sonunda Fetullah Gülen’le Diyalog çalışmalarını yürüten Prof. Suat Yıldırım gibilere sormak lazımdı: Siz mi değişip sapıttınız, yoksa Vatikan mı değişip İslamlaştı?

16- Amerikan Yahudileri Samuel Huntington ve Bernard Levis gibi Siyonistlerin ortaya attığı “Medeniyetler çatışması”nın bir uzantısı olarak 11 Eylül saldırıları bahane edilerek; Müslümanlar Radikal-Anarşist gösterilerek Afganistan’ı, sonra Irak’ı işgal etmeleri ve Müslüman halka acımasız bir soykırıma başlamaları ve bütün yer altı ve yer üstü zenginliklerimizi yağmalamaları,

17- “Teröre yardımcılık, nükleer hazırlık” gibi bahanelerle şimdi Suriye ve İran’a ardından son ve asıl hedef olarak -AB bataklığında boğamazlarsa- Türkiye’ye saldırı planları,

18- Ve bütün İslam ülkelerini kızdırıp kışkırtmak ve hepsine birden saldırıp ortadan kaldırmak üzere Mescid-i Aksa’yı ve Kubbet’üs Sahra’yı yıkmaları,

19- Arkasından içlerinden bir Siyonist’i Mesih ilan edip, onun önderliğinde dünya hâkimiyetine ulaşmaları...

Bütün bunlara “komplo teorileri” diyenler, ya akıl fukarası bir zavallıdır veya bu Siyonist senaryoları bilerek gizlemeye çalışan bir ajandır. Ve zaten şeytani planların son iki maddesi hariç diğerleri fiilen yaşanmış ve maalesef başarılmıştır. Ve unutmayalım ki bu gelişmelerin hepsi, elbette Allah’ın takdiri ve iradesi çerçevesinde yapılmıştır. Hz. Peygamber Efendimiz de bu gelişmelerin yaşanacağını hadisleriyle haber vermiş ve bunlar aynen çıkmıştır.

Ancak, bütün bu hadiselerin ardından yaşanacak; Rahmani Güçlerle Şeytani Güçlerin kapışacağı Armageddon savaşını, Hz. Mehdi’nin sadık takipçilerinin komutasındaki mü’minlerin ve Milli Güçlerin kazanacağını ve Siyonist sömürü ve zulüm saltanatı Deccalizmin yıkılıp, yeni bir Saadet Medeniyetinin kurulacağını da müjdeleyip açıklamıştır. Bu mutlu ve kutlu gelişmelerin; Hicri 1400. yılların ilk çeyreğinin ardından vuku bulacağı yönünde de çok sağlam haberler vardır. Çağımızın en büyük âlimlerinden Hicri 13. asrın müceddidi Bediüzzaman Hz.leri de kendisinden sonra Hz. Mehdi’nin göreve başlayacağını, arada başkasının bulunmayacağını, Hz. Mehdi’nin Hicri 14. asrın müceddidi olacağını ve sıra ile “Siyaset, Diyanet ve Hilafet” dairelerinde hizmet yapıp hazırlıklarını tamamladıktan sonra sadık takipçilerinin hâkimiyet kuracağını ifade ve işaret buyurmuşlardır.

Atatürk’ün Milli değerlerimizi ve manevi dinamiklerimizi ebediyen diri tutmak ve resmen bu inanç ve ideallerimize tercüman olmak üzere; Mehmet Akif’in şuurlu ve coşkulu şiirini İstiklal Marşı olarak seçtirmesi de oldukça önemli ve anlamlıdır.

“Doğacaktır sana, vaad ettiği günler, Hakkın

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.”

Evet zafer inananlarındır ve zafer yakındır

Türkiye merkezli yeni bir Kuvay-ı Milliye devrimi ile başlayacak ve şeytani güçlerin Ortadoğu’da ve Akdeniz’de boğulması ve Siyonist Deccalizmin Filistin’den kovulmasıyla kesin başarıya ulaşacak olan Mehdiyet Medeniyeti, mutlaka kurulacak ve bütün insanlık bu zulüm ve zilletten, bu sömürü ve sefaletten kurtulacaktır.

Mehdiyet Güneşinin Doğması ve Mesihiyet İnkılabı Yakındır!

Din; hem saadet sistemi hem de imtihan vesilesidir. Bütün peygamberlerin ve Hak Dava önderlerinin birtakım engellerden ve sıkıntı dönemlerinden geçmesi takdir edilmiştir. Bu sıkıntı ve sarsıntı süreci bitince, zafer yakın demektir. Bakınız, Hz. Peygamberimiz (SAV) Müddessir Suresi’nin ilk ayetlerinden sonra “Ey örtüsüne bürünen, kalk ve (halkı) uyar”[24] emri gereği risaleti ve tebliğ görevi fiilen başlamıştır.

Bi’setin ilk 3 yılında gizli ve özel davet yapılmıştır ve bu süre içinde sadece 30 kişi Müslüman olmuş ve Hz. Peygamberin safına katılmıştır. Miladi 614, yani bi’setin 4’üncü yılında, Hicr Suresi 94. ayetinden sonra ise “açık tebliğ” dönemi açılmıştır.

Bundan sonra Müşrikler Müslümanlara karşı;

1. Bir müddet “sansür ve Kur’an’ı dinletmeme” yani İslam’ın gerçeğini gizleme ve cehaletten istifade etme gayretini sürdürmüşler.

2. Arkasından “önem vermiyor gözükme ve alay etme” dönemine geçmişler, bu da etkili olmayınca, Peygamberimize makam ve menfaat va’adetmeyi ve çeşitli tehditlerle davasından döndürmeyi denemişler.

3. Bütün bunlar tutmayınca, fakirlerden ve kölelerden başlayarak, zulüm ve işkenceye yeltenmişlerdir. Bu arada miladi 616 yılı başlarında Hz. Hamza ve Hz. Ömer’in İslam’a girişleriyle, Müslümanların önemli bir moral ve mukavemet gücü kazandıkları görülmektedir.

Miladi 617 başlarına doğru Müslümanlar ve Beni Haşim (Efendimizin yakın akrabaları) Mekke’nin Ebu Talib mahallesinde kuşatma altına alınıp genel bir ambargo uygulanmaya başlanmış. Ve bu ekonomik, siyasi ve sosyal boyutlu acımasız ambargoyu tam 3 yıl sürdürmüşleridir. Nübüvvetin onuncu yılında, yani miladi 619’da Müslümanlar bu kıskaçtan kurtulduktan 7-8 ay sonra Efendimizin amcası Ebu Talib’le, muhterem eşi Hz. Hatice’nin vefatları “Hüzün senesi” olarak yaşanıp tarihe geçmiştir.

4. Bunların arkasından, “İslam davasını yozlaştırma ve hedefinden saptırma” niyetiyle, sözde barış ve uzlaşma teklifi yapılmış, Velid Bin Muğire ve Utbe bin Rabia gibi hatip ve hatırlı müşriklerin Efendimize gelip, “dinlerini karıştırma ve barıştırma” girişimleri de sonuç vermemiştir.[25]

5. Bütün bunlarda başarısız kalan Kureyş müşrikleri yaklaşan Hac mevsiminde hep bir ağızdan “Efendimizi suçlamak ve karalamak” üzere iftira kampanyasını başlatıp en adi ve asılsız iddiaları Peygamberimize ve ailesine reva görmüşlerdir.[26]

6. Bu ahlâksız davranışları da boşa çıkınca, sonunda “silahlı bir darbe cinsinden” her kabileden seçilen eşkıyalarla, Efendimizi öldürmek, sürgüne göndermek veya hapsetmek sureti ile cemaatini başsız bırakıp dağıtmaya karar vermişlerdir. Ancak miladi: 622 yılında Hicret izni verilmiş ve Medine’ye göç edilmiştir.

7. Medine’de İslami devletin temelinin atılması ve davetin yaygınlaşmasıyla, bu sefer, “münafıklar zuhur etmeye ve zehirlerini dökmeye” girişmişlerdir.[27]

8. Ardından müşrikler ve münafıklar birleşerek “zorla ve silahlı ordularla İslam’ı sindirmeye ve Allah’ın nurunu söndürmeye” karar vermişler. Ama ne Uhud (M. 624 yılı), ne Bir-i Maune olayı (70 tebliğci Sahabenin tuzağa düşürülüp şehit edilmesi) (M. 627), ne de Hendek harbi ve Medine kuşatmasıyla (M. 628) amaçlarını elde edememişlerdir.

9. Bu sefer çaresiz kalıp “barışa mecburiyete ve İslam’ın gücünü kabullenmeye”[28] rıza göstermişlerdir.

Ve sonunda, Mekke’nin Fethiyle, tamamen teslimiyet dönemine girilmiş ve küfrün kökü kesilmiştir[29]

Bunun üzerine İslam’ın evrensel davet dönemi başlamış Hz. Peygamberin Bizans’a, İran’a, Habeşistan’a, Mısır’a, Yemame’ye elçiler göndermesini önleyememişlerdir.[30]

İşte bu yüzden, çağımızda Hakkın temsilcisi ve hayrın takipçisi olan Milli siyasete ve Mehdiyet hareketine karşı da;

1- (1969-1971) Sansür dönemi ve milli diriliş hareketini halktan gizleme devresidir.

2- (1972-1973) Alay etme, küçük düşürme ve önemsiz görme dönemidir.

3- (1973-1974) Koalisyona mecbur bırakma ve bu yolla Milli siyaseti yıpratma ve yozlaştırma denemesidir.

4- Zulüm ve işkence dönemi (1973-1983 arası) inançlı kadroları sürgüne gönderme, işine son verme, faili meçhul cinayetlere kurban etme, hapis, karakol ve işkence sürecidir.

5- İftira kampanyaları: 1970’ten günümüze devam etmektedir ve her türlü karalama yolu denenmektedir.

6-   Askeri ihtilal dönemi: 12 Eylül 1980 gibi açık ve 28 Şubat gibi gizli darbelerin de hepsi bu kutlu hareketin önünü kesmeye yöneliktir. Ama ne var ki amacına erişememiştir.

7- Münafıklık ve içten yıkma girişimi: 12 Eylül’den sonra “bu iş partiyle olmaz, bu iş yaşlılarla olmaz” iddiaları yaygınlaşmış, çeşitli kopmalar yaşanmış, ama çekirdek kadro, daha da çelikleşmiştir.

8- Medya, mafya ve masonik güçlerin saldırı denemeleri ve zulüm dönemleri de netice vermemiştir.

9- Bundan sonra “barışa mecburiyet ve gücümüze teslimiyet” dönemine geçilmiş, halkımız Milli siyaseti 1. Parti konumuna yükseltmiştir.

Mutlak zafere başlangıç ve son hazırlık devresi: Milli siyasetin hükümeti yaklaşık bir yıl kadar devralması ve büyük inkılâbın son hazırlıklarını tamamlama dönemi de başarıyla gerçekleşmiştir. 28 Şubat süreci, görünüşte milli dirilişi boğmaya yönelik olsa da, bu silah tersine tepecek ve neticede sömürü sisteminin temellerini çökertecek ve düzenin çürümüş çarkını iflasa sürükleyecektir.

Ve nihayet Nübüvvet çizgisinde bir hilafeti, yani farklı köken ve kültürden, değişik din ve düşünceden bütün insanlara her türlü huzur ve hürriyeti sağlayabilecek, siyasi, ahlâki ve ekonomik yönden mükemmel bir refah ve adalet sistemini yerleştirip yürütecek bir inkılâp-değişim yakındır ve kesindir. Herkesin, en etkin biçimde ülke yönetimine katılımını ve hükümetleri denetleme ve değiştirme mekanizmasını oluşturacak gerçek bir demokrasinin... Devletin farklı din ve düşüncedeki vatandaşlarına aynı mesafede kalıp, en geniş anlamda inanç ve ibadet özgürlüğünü sağlayacak örnek bir laikliğin... Ve İslam’ın barış ve bereket anlamına ve amacına en uygun ve uygar, Türkiye merkezli yeni ve yüksek bir medeniyetin temsilcisi ve tatbikçisi olan Hz. Mehdi’nin de, cemaatinin bu sıkıntılarla eğitilip pişmesi... Ve herkesin gerçek ayarının ve iç dünyasının ortaya dökülmesi için, bu dönemlerden geçmesi gerekmiştir. Artık kutlu devrimler ve mutlu dönemler bizi beklemektedir!...

Afrikalı bir zenci lider şu itirafta bulunuyor; “Avrupalılar Afrika’ya geldiklerinde, onların İncilleri, bizim de çiftliklerimiz ve zenginliklerimiz vardı... Şimdi ise bizim İncillerimiz ve kiliselerimiz, onların ise çiftlikleri ve maden işletmeleri var!..”

“Aynen bunun gibi, Osmanlı döneminde ve özellikle Fransız ihtilalinden sonra Batılıların laikliği ve demokrasisi, bizim ise izzetimiz ve haysiyetimiz vardı... Bu Batılı barış meleklerinin(!) işgalinden yurdumuzu kurtardıktan sonra ulaştığımız Cumhuriyet Dönemi’nde ise, şimdi bizim despotizme çevrilmiş demokrasimiz ve laikliğimiz vardı!.. Ama huzurumuz kalmamıştı, onurumuz ve özgürlüğümüz elimizden alınmıştı!.. Maalesef milyonlarca insan işsiz ve açız! Her yönden geri kalmışız ve gâvurlara muhtacız! Anarşi ve kardeş kavgası ile birbirimizi boğmaktayız ve her geçen gün ahlâken biraz daha batmaktayız!..

İşte bu nedenle, umuyoruz ki; bize iş sahası açamayan, hâlâ ekonomik ve teknolojik kalkınmamızı başaramayan ve karnımızı doyurmayan, üniversite mezunlarımızı bile başıboş sokaklarda dolaştıran bu sömürü sisteminin de, bu despotik demokrasinin de elbet sonu gelecektir!

Yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülkede, bütün Müslümanları potansiyel tehlike gören, İslam dinini ve Kur’an-ı Kerim’i sadece camiye hapseden ve İmam-Hatip Okullarına irtica yuvası diye küfreden bu dejenere olmuş düzenin de, bu devrim yobazlarının da pili bitecektir!

Başörtülü kızlarımızı hâlâ hazmedemeyen, namaz kılan evlatlarımızı gerici gören, Ayet–Hadis meali okuyanları yobazlıkla itham eden bu laçka laikliğin de, bu çarpık zihniyetin de nefesi tükenecektir!

Fikir hürriyeti diye küfür hürriyeti... Batı medeniyeti diye fuhuş serbestiyeti ve çağdaşlık diye sadece soytarılık kıyafetinden başka bir şey veremeyen, bu mimsiz medeniyetin mumları sönecektir!

Çünkü Milli siyasetle yola çıkan Mehdiyet güneşi, Mesihiyet ufkundan doğmak üzeredir.

Çünkü mevcut sistem; başta şikeli, şaibeli ve işbirlikçi iktidarı oluşturan partileri, parazitleri ve tüm destekçileriyle birlikte tükenmiş ve iflasın eşiğine gelmiştir.

Ve kuvvetle zannediyorum ki bu Din istismarcısı, ahlâk ve maneviyat tahribatcısı hükümet ise; dayatmacı Deccal zihniyetinin son hükümetidir.

 


[1] Çünkü Bediüzzaman “Büyük deccalın komitesini ve bir kısım icraatlarını” Siyonist Yahudilerin gösterdiğini ve bazı hadislerin de bunu haber verdiğini söylemektedir. (Bak: 5. Şua 14. Mesele)

[2] Barla Lahikası: 119/121

[3] Sikke-i Tasdik-i Gaybi: 2. Mektup

[4] Şualar: 1. şua 28. Ayet

[5] 29. Mektup 7. Kısım 4. İşaret

NOT Bu rivayet kaynakları için bak: Mustafa Aydın (“Onların savaşı” (SH.21) /Kutup Yıldızı yayınları–2003 İstanbul) Ayrıca: Muhammed İsa Davut el mehdiyyil muntazır 1997 MISIR

[6] Bak: Celaleddin Suyuti’nin hadislerinden Ahir zaman Mehdisinin alametleri-Ali bin Hüsameddin. Tercüme Müşerref Gözcü- Kahraman Neşriyet - İST Sh. 83)

[7] Araştırma Dergisi Sayı:20 Sayfa:12

[8] Naim Bin Hammad

[9] Et-Tac, Ali Nasıf el-Hüseyni

[10] Kenzul Ummal, Kitabb-ul kıyame, kısım-ul efal. C.5 sf. 254, El Muttaki)

[11] Fera İdu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam-Mehdi El-Muntazar

[12] Ahir zaman Mehdisinin Alametleri: Tercüme Müşerref Gözcü. Sh.50 Celaleddin suyuti'nin Tasnifinden – Ali bin Hüsameddin Muttaki

[13] Fetavayi Hadisiye. İbni Haceri Heytemi:37, ayrıca İbni M'ace ve Ebu Naim ibni Mesuttan ve yine ibni Ebi Şeybe Fiten adlı eserinde

[14] İbni Mace 10/259

[15] 29. Mektup 7. Kısım 4. İşaret

[16] Kamer: 1

[17] (Celaleddin Suyuti’nin Hadislerinden Ali bin Hüsameddin Muttaki. Sh.21)

[18] Ali bin Hüsameddin Muttaki (1480-1567), Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, Sh:12)

[19] Sikke-i Tasdiki Gaybi 140-141

[20] 5. Şua 19. mesele

[21] Kastamonu Lahikası: Sh.21

[22] Emirdağ Lahikası

[23] 5. Şua 3.Küçük Mesele 3. Hadise

[24] Miladi: 610

[25] Miladi: 620

[26] Miladi: 621

[27] Miladi: 622-623

[28] Hudeybiye Anlaşması Hicri: 6, Miladi: 628

[29] Hicri: 8, Miladi: 630

[30] Miladi: 628-629, Hicri: 7

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

AKP!NİN RÖNTGENİ VE ERBAKAN!IN DÖRT"GEN"İ
  Büyük Muhaddis ve Müctehid İmamı Malik Hz.lerinden, "dört ayrı...
Devami
İSRAİL; ÇIBANBAŞI
  İSRAİL; ÇIBANBAŞI          Annapolis’te yapılan 'Barış Konferansı' sadece bir aldatmaca oluyordu! Kasım...
Devami
GÖREVİMİZ ERBAKAN’I ANMAK DEĞİL, ANLAMAK VE GEREĞİNİ YAPMAKTIR!
  Erbakan, sadece saygı ve şükranla anılacak bir ufuk şahsiyet değil,...
Devami
SONUNU SEZEN ABD SALDIRGANLAŞIYOR!
  ABD'nin, sandıktan ezici zaferle çıkan Chavez'e tahammülü yok İkiyüzlü Amerika...
Devami
BÜYÜKANIT'IN MESAJI VE ŞEYTANLARIN TELAŞI
  Sesar'ın tespitlerine katılıyoruz ve ayrıntılı yorumları önümüzdeki sayımızda yayınlamak...
Devami
Atatürk ve Erbakan’ın Milli Savunma Sevdası ve ORDUYA KARŞI ŞER İTTİFAKI
 Erbakan Hoca’nın Milli haysiyeti ve Ordu hassasiyeti! Erbakan Hoca, 28 Şubat...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 114

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR