Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2367
mod_vvisit_counterDün6304
mod_vvisit_counterBu Hafta21687
mod_vvisit_counterGeçen hafta43778
mod_vvisit_counterBu Ay144190
mod_vvisit_counterGeçen Ay251747
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16579106

IP'niz: 3.235.85.115
Bugün: 22 Eki 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12096108

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

SİYONİZM; “ŞEYTANIN ŞER DÜZENİ VE TARİHİ DERİNLİĞİ”

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfMükemmel 

 

SİYONİZM; “ŞEYTANIN ŞER DÜZENİ

VE TARİHİ DERİNLİĞİ”

        

Siyonizm; Şeytanın dini ve sapkın Yahudilerin dünyaya hâkimiyet projesidir. Siyonizm’in amaçlarını ve araçlarını bilmeden, ülkemizdeki, bölgemizdeki ve dünya genelindeki siyasi, sosyal ve ekonomik olayları doğru okumak, insani ve milli tavır takınmak ve haklı cephede yer almak mümkün değildir. Siyonizm, kökleri tarihi derinliklere uzanan ve binlerce yıllık hazırlık sonucu bugün maalesef Gizli Dünya Devletini kurmayı başaran, ama Milli Görüş’ün teşhis ve tedavi metotları ve stratejik manevralarıyla sinsi saltanatı sallanmaya başlayan gayrı insani bir ideolojidir. Kısaca Siyonizm; BÂTIL’ın ve Barbar Batı’nın en mükemmel ve en müptezel sistemi ve şeytanın en şerli düzenidir.

2009 yılında yayınlanan; “İsrail’den alınan ultra gizli istihbarat!” yazısı ne amaçlıydı?

Yazıda; “İsrail, şeytani amaçları uğruna The Jewish Utopia/Siyonist Ütopya için, Siyonizm’i benimsemeyen Museviler dâhil, tüm dünyayı ateşe atmaya/kıyamete zorluyordu. Kur'an-ı Kerim'de belirtilen ve Duhan Suresi’nde sıralanıp işaret edilen birçok hadise, nükleer bir kâbus olarak insanlığı bekliyordu!

1. Dünya Savaşı, Osmanlı'yı yıkmak ve Filistin'e konmak için yapıldı.

2. Dünya Savaşı’nı; Yahudiler, Hitler’i kullanarak, Avrupa'da yaşayan Yahudileri Filistin'e göçe zorlamak için planladı.

Şimdi, 3. Dünya Savaşı’nı, yani Armageddon'u da, bütün dünyaya hâkim olmak için yine Siyonistler kurgulamaktaydı.

Siyonist merkezler “Hitler'in Rolü Ahmedinejad'tadır!..” gibi saptamalara başlamıştı.

Bazılarına göre: “3. Dünya Savaşı’nda Hitler rolünü oynayacak Taylasanlı Yahudi Ahmedinejad oluyordu. Peygamber Efendimizin (SAV) bildirdiği ‘Acem Tarafından Çıkacak 70.000 Yeşil Taylasanlı Yahudi; Mehdi'ye Karşı Çıkar’ Hadisini bizden iyi değerlendirdikleri için, vakit yaklaşınca Ahmedinejad devreye koyuluyordu. Dünya kamuoyunda, İran'ın İsrail'e saldıracağı kanaatini işleyerek ve yaptıkları zulme, savunma adını vererek kendilerini haklı çıkaracak bir oyun sergileniyordu.”

İran'la İsrail arasında, “danışıklı nükleer oyun mu” oynanmaktaydı?

Bu plan dâhilinde Yahudi Sion Pergeli’nin bir ayağı İran'a, bir ayağı Türkiye üzerine koyuluyor ve bu pergelin ayakları, İran'ın nükleer çalışmaları bahane edilerek bu ülkeye saldırı senaryoları üretiliyordu. (Şu anda dünya üzerinde hangi ülkede olursa olsun nükleer teknolojinin tamamen İsrail’in kontrolüne girdiği, İran'a da el altından bu teknolojiyi Yahudilerin verdiği söyleniyordu.)

Kürtler satıldıklarını bile anlamıyorlardı!

Kumpas kampanyası başlayınca; İran, Türkiye, arada kalan Lübnan, Suriye ve Irak da pergelin arasında sıkışacaktı. Sonradan çıkarılan Suriye savaşı, işte bunun bir parçasıydı. O zaman Kürtler oyuna geldiklerini anlayacak, ama iş işten geçmiş olacaktı. Ürdün'ü bu pergel kıskacının dışında tutmamızın sebebi, Kral Abdullah, zaten İsrail'in önünde diz çökerek ülkesini İsrail'in bir eyaleti ilan etmiş olmaktaydı ve annesi Yahudi olmasından dolayı kendisi de Yahudi sayılmaktaydı.

O süreçte paranın piyasadan çekilmesi, kimlerin işine yaramıştı?

Siyonist sermaye patronlarının dünya üzerindeki parayı çekmeleri de, devletleri madden çökertip savaşa zorlamak hesaplıydı. İsrail bu savaşta Arap ülkelerini tamamen pasifize etmiş ve devre dışı bırakmıştı. Suudi Arabistan, Kuveyt, Umman, BAE, Katar ve Mısır Kralı ve Devlet Başkanları Yahudi kuklalarıydı. Yönetimleri altındaki halkları bu devletlerin bizzat yönetenleri tarafından katledilmesi Armageddon Planının bir parçasıydı.

Türkiye, sözde hedeften sapan füzelerle, İran’ı vurmaya mı zorlanmaktaydı!

O günlerde Güneydoğu’da bir köye düşen İran bombalarını hatırlayın!.. Acaba bu olay; O, “büyük bir yanlışa” halkımızı hazırlamak amaçlı mıydı? Konuyla alâkalı haber: “İran Türkiye'yi Bombaladı!” başlığıyla 11 Mayıs 2009’da medyada yayınlanmıştı.

İran topçusu, Türkiye topraklarına ateş açtı iddiası gündeme bomba gibi düşüyordu. Hakkâri'ye düşen İran mermileri korkutmuştu. Esendere merkezine yaklaşık 3 km. uzaklıkta bulunan 34 haneli mahallede oturanlar korku ve panik içerisinde beklerken, ilk havan mermisi atışından 3 saat sonra saat 12.30'da yine havan atışları oluyor ve sabah mermilerin düştüğü aynı bölgeye, öğle saatlerinde de 4-5 havan mermisi düşüyordu. Bölgede geniş önlem alınırken, köye giriş ve çıkışlar da yasaklanıyordu. Yörede oturanlar havan topu atışları nedeniyle büyük korku yaşadıklarını, evlerinde çatlakların meydana geldiğini savunurken, yetkililerden bir an önce soruna çözüm bulunmasını isteniyordu. Bugünkü Korona virüsü gibi; 2009 sonuna doğru vebanın, domuz gribi ve zehirli kene vakalarının; Tel-Aviv laboratuvarlarında üretilmiş mikroplarla diğer hastalıkların hızla yayılması planlanıyordu. Sonra İsrail’in ve ABD’nin İran'la başlatacakları nükleer çatışmada Türkiye, Irak ve Suriye’yi vuracakları ve dünya kamuoyuna “füzelerin hedeflerini şaşırdığı” kılıfını uyduracakları söyleniyordu. Dolayısıyla bu devletlerin savaşta zayıflatılmış olarak yerini almaları ve İsrail’e dolaylı taşeronluk yapmaları kurgulanıyordu. Eğer bu tezgâhları tutmayıp savaş aleyhlerine dönerse Kıyamet senaryolarının devreye sokulacağı söyleniyordu.

Son Plan: Şeytani Kıyamet Senaryosu uygulanacaktı!

Sionların, belirledikleri birkaç bin seçme Yahudi aileyi önceden dünyanın güvenli bölge olarak belirledikleri sığınaklarına yerleştirip, geride kalan Yahudiler dâhil tüm dünya halklarını nükleer terörle yok edecekleri konuşuluyordu. Son Plandaki Sığınacakları Yerler: Güney Afrika Dağlarında, Güney Kutbunda, Arjantin’in güneyi ve Avustralya'nın güneyinde hazırladıkları sığınaklardır ve buralara 10 yıl yetecek ihtiyaç maddelerini, araç ve gereçleri depoladıkları yazılıyordu. Tabi bu onların planıydı. Oysa Allah onların bütün tuzaklarını boşa çıkaracaktır ve Siyonistler sadece kendi sonlarını hazırlayacak ve şeytani saltanatları yıkılacaktır.

Siyonizm’i anlamak için; Yahudi tarihine kısa bir bakış…

Siyonistlerin neyi savunduğunu görebilmek için, sık sık atıfta bulundukları Yahudi tarihi hakkında bilgi sahibi olmak gerekmektedir. Siyonistler Yahudi tarihini değerlendirirken, öncelikle ırk birliğini ve içinde putperest ahlâkın yoğun etkilerinin olduğu gelenek ve göreneklerden yola çıkarak birtakım zorlama yorumlara girişmişlerdir. Siyonistlerin din dışı ahlâkları, Yahudi tarihine bakış açılarında da yoğun olarak görülmektedir. Tarihin en eski toplumlarından biri olarak kabul edilen Yahudilerin geçmişinin MÖ 4000'li yıllara uzandığı söylenmektedir. Kendi inançlarına göre Yahudiler, Kenan Diyarı (Filistin) olarak bilinen topraklarda yaşayan bir kabileden gelmektedirler. Kenan Diyarı’nın, İsrail, Ürdün ve Suriye'yi de kapsayan bugünkü Ortadoğu'nun oldukça büyük bir bölümüne verilen bir isim olduğu kabul edilmektedir. Çeşitli tarihi kaynaklara ve tefsir kitaplarına göre, Hz. İbrahim'in yaşamış olduğu Kenan Diyarı’nda, putperest bir toplumun yaşadığı bildirilmektedir. Hz. İbrahim bu topluma, Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmış, onlara Allah'ın emirlerini ve yasaklarını tebliğ etmiştir. Hz. İbrahim, oğullarından Hz. İsmail'i Mekke ve çevresine yerleştirmiş, ikinci oğlu Hz. İshak ise Kenan'da ikamet etmiştir. Allah, Kur’an'da Hz. İbrahim'in oğullarından bir kısmını Beyt-i Haram'ın yakınlarına yerleştirdiğini bildirmektedir:

"Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler."[1] Tefsir kitaplarında bu mekânın Mekke Vadisi olduğu belirtilir.

Kenan Diyarı’nda kalan Hz. İshak'ın oğlu Hz. Yakup ise, oğulları ile birlikte Mısır'a göç etmiştir. Hz. Yakub'un bir diğer ismi "İsrail"dir ve bu nedenle oğulları aynı zamanda İsrailoğulları olarak isimlendirilir. Yahudiler, Hz. Yakub'un oğlu olan Hz. Yusuf'un iktidarı boyunca Mısır'da huzur ve güvenlik içinde yaşamış, çok büyük nimetlere sahip olmuşlardır. Ancak Hz. Yusuf'un ardından Yahudiler için, zorlu bir dönem başlamıştır. Putperest Firavun rejimi esnasında Yahudiler Mısır'da köle konumuna düşüp aşağılanmışlardır. Tarihin en acımasız ve despot diktatörlerinden biri olan Firavun Yahudilere, çeşitli işkenceler yapmış, onları en ağır işlerde kullanmıştır. İsrail soyunun tüm erkek çocuklarının katledilmesini emretmesi, masum insanları cezalandırmak için ellerini ve ayaklarını çaprazlama kesmesi, Firavun'un zalimliğini gösteren önemli bilgilerdir. İşte bu dönemde Allah, Yahudilere Hz. Musa'yı elçi olarak göndermiş ve onun önderliğinde kendilerini Firavun'un zulmünden kurtaracağını müjdelemiştir. Hz. Musa'nın tebliği ve Yahudileri kendisi ile birlikte Mısır'dan çıkarmak istemesi Firavunları öfkelendirmiştir. Çünkü onlardan çok yönlü yararlandıkları bilinmektedir. Ancak Firavun izin vermek istemese de, Allah'ın mucizeleri ve yardımıyla, Yahudiler tarihi kaynaklara göre MÖ 1250 yıllarında Mısır'dan göç etmişlerdir.

Mısır'dan çıkan Yahudiler, 40 yıl Sina Yarımadası'nda kaldıktan sonra Kenan Diyarı’nın doğusuna yerleşmiş, Hz. Musa'dan sonra da Kenan Diyarı’nda yaşamayı sürdürmüşlerdir. Yine tarihçilerin görüşüne göre MÖ 1000'lerde Hz. Davud, İsrail soyunun yönetimine geçmiş ve güçlü bir krallık gerçekleştirmiştir. Onun oğlu olan Hz. Süleyman'ın döneminde ise İsrail'in sınırları güneyde Nil Nehri’nden, kuzeyde Suriye içlerindeki Fırat Nehri'ne kadar genişlemiş, bu dönemde İsrail Krallığı, başta mimari olmak üzere pek çok alanda çok görkemli bir dönem geçirmiştir. Kudüs'te Hz. Süleyman'ın emriyle görkemli bir saray (aynı zamanda tapınak) inşa edilmiş, Hz. Süleyman'ın vefatının ardından Allah İsrailoğullarına daha pek çok peygamber göndermiş, ancak İsrailoğulları çoğu zaman peygamberleri dinlememiş, hatta öldürmüşlerdir. Bu dejenerasyonun bir sonucu olarak İsrail Krallığı bölünmüş, ardından putperest krallıklar tarafından işgal edilmiş ve İsrail soyu köleleştirilmiştir. Filistin'e hâkim olan en büyük putperest imparatorluğun ise Roma olduğu bilinmektedir. Hz. İsa, Filistin'de Roma egemenliğinin sürdüğü bir dönemde gelmiş ve İsrailoğullarını bir kez daha gururlarından, bâtıl inançlarından ve isyankârlıklarından vazgeçip Allah'ın dinine göre yaşamaya davet etmiştir. Çok az Yahudi ona inanmış, İsrailoğullarının büyük bölümü, inkârda diretmiştir. Ve Allah'ın Kur’an'da bildirdiği gibi onlara "Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir."[2] Bir süre sonra da Allah, Romalıları Yahudilere musallat etmiş ve onların eliyle bütün Yahudiler Filistin'den sürülmüşlerdir.

Ancak burada bir kez daha belirtmekte yarar vardır ki, tüm Yahudi toplumu elbette aynı değildir. Allah Kur’an'da; Yahudiler içinde Hz. Musa'nın getirdiği dine samimiyetle bağlılık gösteren ihlaslı kişilerin de olduğunu bildirmiştir. Bugün de Hz. Musa'nın kendilerine getirdiği dine sadık kalanlar, samimi olarak Allah'ın emrettiği gibi bir ahlâka sahip olanlar ve İsrail’in Siyonist vahşetine karşı çıkanlar, Kur’an'da bildirilen güzel ahlâklı kişilerdendirler:

“Musa'nın kavminden Hakk’a ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardı.”[3]

Allah, Yahudilerin içinde Kendisinden korkan ve sakınan dürüst, vicdanlı, sağduyulu kimseler olduğunu bazı ayetlerde de şu şekilde haber vermektedir:

“Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, ma’ruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır.”[4]

Allah bu kişilere yaptıklarının en güzeli ile karşılık vereceğini ise şöyle müjdelemiştir:

“Şüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiiler(den kim) Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”[5]

Ne var ki Siyonistler, Allah'ın kendilerine indirmiş olduğu dini değil, zaman içinde dejenerasyona uğramış olan bazı gelenekleri ve dahası 19. yüzyılda ortaya çıkan din-dışı sosyal Darwinist ve sömürgeci ideolojileri benimsemişlerdir. Oysa Yahudilerin tarihi, Hak dinden saptıklarında, içine düştükleri sıkıntı ve zorlukların örneklerini bildirmektedir. Bu durumda, samimi olarak Allah'a ve ahiret gününe iman eden Yahudilerin de Siyonizm’e karşı verecekleri fikri mücadele de önemlidir. Onlar da diğer vicdan sahibi insanlarla birlikte Siyonizm’in saldırganlığını lanetlemekle, buna engel olmak için çaba göstermekle ve bunun için de Siyonizm’in yanılgı ve aldatmacalarını deşifre etmekle yükümlüdürler.

Siyonizm’in tarihi kökenleri ve şeytanın saptırmaları.

Siyonizm temelden din dışı bir ideolojidir ve zaten onun zararlı, tehlikeli, yıkıcı hale gelmesi de bundandır. Ancak radikal Siyonizm’in bir de Yahudi inançları içinde yer alan bazı kaynakları, öncüleri vardır. Yahudilik ise İlahi bir din olup Allah'ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği Tevrat'a dayanır. Yahudi tarihi içinde sık sık bu İlahi temelden sapmışlardır. Bu sapmalar doğrudan dinden uzaklaşma şeklinde olduğu gibi, dini dejenere etme şeklinde de yaşanmıştır. Bu ikinci sapmanın en belirgin şekli, Yahudilik içinde, son derece kibirli, katı ve Yahudi olmayan insanlara karşı husumet dolu radikal bir eğilimin gelişmiş olmasıdır. İlginçtir ki elimizdeki Yeni Ahit'in (İncil'in) içinde, Yahudilerin bu dini görünüşlü sapmasını eleştiren önemli pasajlar vardır. Hz. İsa'nın ağzından aktarılan bu İncil pasajlarında, Yahudi toplumuna önderlik eden din adamlarından bazılarının çok kibirli, katı ve yabancılara düşman oldukları anlatılır ve samimi dindar Yahudiler bunlara karşı uyarılır. Örneğin, Markos İncili'nde şöyle yazılıdır:

İsa ders verirken şöyle dedi: "Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan, meydanlarda selamlanmaktan, havralarda en seçkin yerlere ve şölenlerde başköşelere kurulmaktan hoşlanan din bilginlerinden sakının. Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha da ağır olacaktır."[6]

İncil'de söz konusu samimi olmayan din adamları hakkında dikkat çekilen bir diğer özellik de Yahudi olmayanlara karşı çok önyargılı ve düşmanca davranmalarıdır. Hatta bu nedenle Hz. İsa'nın Samiriyeli (Yahudi olmayan) bir kadına iyilik etmesini garipsedikleri anlatılır. Allah bizlere, bu katı kalpliliği, samimi olmayan Yahudilerin durumunu haber veren bir Kur’an ayetinde de bildirmiştir:

“Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever.”[7]

İşte bugün radikal Siyonizm dediğimiz ve gerçekte din dışı olan ideolojinin temeli "katı kalpli", kibirli Yahudi tavrıdır. Bu tavra sahip olan Yahudiler, dine karşı temelde gösteriş amaçlı bir bağlılık göstermişler ve koyu bir bağnazlığa kapılmışlardır. Siyonizm, kendilerini seçkin kavim-efendi; başka bütün milletleri köle-hizmetçi zanneden, diğer insanları sömürmeyi hatta öldürmeyi mübah gören şeytani bir anlayıştır. Bu durum, Yahudilerin bir kısmının tarih boyunca Allah'ın kendilerine gönderdiği peygamberlere karşı tutumlarında da belirleyici rol oynamıştır. Bâtıl inançlarından kopmak istemeyen Yahudiler, peygamberlere itaat etmekten ve Hak dine uymaktan şiddetle kaçındıkları gibi, peygamberler ve iman edenler aleyhinde de türlü tuzaklar kurmuşlardır. Kur’an'da şöyle anlatılır:

“Andolsun, Biz İsrailoğullarından kesin söz (misak) almış ve onlara elçiler göndermiştik. Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir elçi geldiyse, bir bölümünü yalanladılar, bir bölümünü de öldürdüler.”[8]

Elçilerin kendilerine tebliğ ettikleri Hak din çoğu zaman bu kimselerin menfaatleri ile çatışmış, bu nedenle peygamberleri öldürmeye dahi kalkışmışlardır. Bu art niyetli kimselerin en belirgin özelliklerinden birisi de bir şekilde Hak dini dejenere etmiş olmalarıdır. Bunun bazı örnekleri Yahudilerin kutsal kitabı olan Tevrat'ta vardır. Tevrat, Allah'ın Hz. Musa'ya vahyetmiş olduğu kutsal bir kitaptır, ancak sonradan tahrifata uğramıştır. Allah, Hz. Musa'ya; toplumunu doğruya yöneltmesi, onlara Kendi emirlerini bildirmesi için Tevrat'ı yollamıştır. Allah, Kur’an'da; "Gerçek şu ki, Biz Tevrat'ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik..."[9] buyurmaktadır. Hz. Musa ve onun ardından gelenler, insanlar arasında Tevrat’ı uygulamışlardır.

“Gerçek şu ki Biz Tevrat'ı içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar) Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kâfir olanlardır.”[10]

Ne var ki, Hz. Musa'nın ölümünün ardından, inkârda direnen bir kısım Yahudiler Tevrat'ı değiştirip bozduklarından ortaya bugün Eski Ahit olarak adlandırılan Muharref Tevrat çıkmıştır. Muharref Tevrat incelendiğinde; içinde Allah'ın birliği, Allah korkusu, adil olmak, tevazulu davranmak, hırsızlık yapmamak, zinadan sakınmak, hile yapmamak, masum insanların canına kastetmemek gibi Hak dinin izlerini taşıyan pek çok hükümle karşılaşılacaktır. Öte yandan, yine aynı kitabın içinde dejenere olduğu açıkça anlaşılan pek çok bâtıl efsane ve hüküm de yer almaktadır. Söz konusu efsaneler ve hükümler incelendiğinde ise ortaya çarpıcı bir gerçek çıkar: Bunlar Yahudi halkının çoğunlukla pagan kültürlerden etkilenerek kapıldıkları yanılgılardır. Ve Yahudiler içinde paganizme bağlı kalmakta direnen bir grup insan tarafından nesilden nesile aktarılarak neredeyse ilk hali ile muhafaza edilmiş safsatalardır. Bu durum, Yahudiliğin ana unsurlarının nesiller boyunca aktarılan efsaneler, mitolojik kavramlar, egzotik sembollerden oluşan bir felsefe haline gelmesine yol açmıştır. Gerçekten de mitolojik kavramlar ve semboller, özellikle eski Mısır efsaneleri ve bu efsanelerde yer alan sözde kutsal kavramlar, Yahudi felsefesinde önemli bir yer tutmaktadır. Yahudi felsefesinin temel taşlarını ise Kabala ve Talmud oluşturmaktadır.

Yahudi İdeolojisinin Mistik Boyutu ve şeytani yorumu; Kabala öğretisi olmaktadır!

Yahudilikte meydana getirilen dejenerasyonun "yasa" yönünü Talmud'da görmek mümkünken, mistik yöndeki dejenerasyonlar da Kabala'da görülmektedir. Kabala İbranicede 'gelenek' anlamına gelir. Yahudi ruhbanlarının asırlardır birbirlerine aktardıkları ve Eski Ahit'in gizli anlamları ile ilgilenen bir tür okültizm ve mistisizm yöntemidir. Kara büyü ile yakından ilişkili olan Kabala, Yahudi felsefesinden derinden etkilenen masonluk gibi pek çok örgüt ve tarikat tarafından da benimsenmiştir. Kabala, özellikle Ortaçağ'dan başlayarak 17. yüzyılın sonuna kadar devam eden süreç içinde oldukça gündemdedir ve dönemin toplumları üzerinde büyük etkisi sezilmektedir. Bu dönemde, Hristiyan toplumu içinde de bazı gruplar Kabala ile yakından ilgilenmişlerdir. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, Kabala'nın içinde saklı olduğuna inanılan “sırlar ve mistik öğretilerdir.” Yahudiler, Kabala'da saklı olan ilmin ancak çok az insan tarafından kavranabileceğini düşünmektedir. Eski Ahit'te pek çok insanın farkına varamayacağı veya anlayamayacağı sırların, Kabala'ya vakıf olan kişi tarafından çözüleceği kanaati hâkimdir. Kabala metinleri, bilinen kitaplardan farklı olarak, çok az kimsenin anlayabileceği şekilde yazılmış, anlamsız gibi görünen çok sayıda semboller içermektedir. Bazı metinlerde yazı kimsenin anlayamaması için şifrelenmiştir. Bu yüzden Kabala'yı tamamen anlamak mümkün değildir. Gerçek manasını Yahudi olmayanın (ve Yahudilerin büyük bir kısmının da) tam bilmediği Kabala, ancak hakkında yazılmış olan kitaplar ile tanınabilir.

Bu konudaki sorun ise şudur: Aslında Kabala, Yahudilik dışı bir kaynaktan, Eski Mısır'ın ve Mezopotamya'nın bazı putperest toplumlarının pagan öğretilerinden esinlenmiştir. Bu öğretilerin temel bir unsuru olan "büyü", Kabala'nın da önemli bir yöntemidir.

Kabalist öğreti, evrendeki metafizik dengeler, şeytani güçler ve bilinçaltı dünyasıyla yakından ilgilenir ve bunları büyü yöntemleri ile etkilemeyi amaç edinir. Ünlü Yahudi araştırmacı Shimon Halevi, “Kabala, Tradition of Hidden Knowledge (Kabala ve Gizli Sırlar Geleneği)” adlı kitabında Kabala'yı şöyle tarif etmektedir: Pratikte Kabala, kötülüklerle ilgilenmenin yolu ve semboller yoluyla psikolojik dünya üzerinde güç kazanmanın tehlikeli bir sanatı ve büyüye dayalı bir yöntemidir. Kabala'nın en önemli özelliği, büyü ile yakından ilgilenmesidir. Kabala'yı tanıtan en tanınmış kitaplardan biri Die Kabala (Von Papus) da, Kabala-büyü ilişkisi şöyle dile getirilir: Kabala'nın teorisi, büyünün genel teorisine bağlı bir öğretidir. Kabala çalışmalarına özellikle Ortaçağ'da kimi Yahudiler tarafından öncelik verilmiştir. Ortaçağ Avrupası'nın skolastik yapısı, Yahudiler üzerinde çeşitli kısıtlamalara ve baskılara neden olmuş, bu dönemde, Kabala'da yer alan gizli öğretilerin hayata geçirilmesi ile Yahudi toplumunun kurtuluşa ereceği düşüncesi yaygın hale gelmiştir. Kabala'da belirtilen çeşitli egzotik ritüellerle, tüm Yahudileri içinde bulundukları durumdan kurtarıp, onları 'dünyanın efendileri' yapacağına inanılan Mesih'in yeryüzüne gelişinin hızlandırılacağı kanaati yerleşmiştir. Kabalist hahamlar bunun için kişisel yoğunlaşma, derin konsantrasyon ve çile egzersizleri ile garip ritüeller icat etmişler, birtakım ayin ve trans yöntemleri geliştirmişlerdir. Bu bâtıl inanış ve uygulamalar, 13. yüzyılda Granadalı haham Moses de Leon tarafından yazılan Zohar kitabı ile daha da derinleşmiştir. Bugünkü Masonluktaki birtakım törenlerin, CIA ve MOSSAD’ın kullandığı “beyin yıkama, insanları ajanlaştırıp uzaktan kumandalı gibi kullanma” yöntemlerinin çoğu Kabala kökenlidir.

İsrail radikalizminin tedavi edilmesi imkânsızdır ve bu çıbanın deşilmesi kaçınılmazdır!

Nitekim bugün pek çok dindar Yahudi, İsrail'in ateist Siyonist ideolojisine ve bu ideoloji uğruna gerçekleştirdiği vahşetlere karşı çıkmaktadır. Örneğin; İsrail'de farklı Yahudi mezheplerine bağlı dindar hahamlar tarafından kurulan "İnsan Haklarını Savunan Hahamlar" (Rabbis For Human Rights) gibi. Söz konusu kuruluşun metinlerinde, Yahudi inancının temelinde adalet ve merhametin yattığı şöyle açıklanır:

"Allah, babamız İbrahim'i seçtiğinde ona vaatte bulundu: ‘Yeryüzündeki tüm sülaleler seninle kutsanacaktır’ diye[11] ve ‘İbrahim'in çocuklarına ve onun nesillerine hep haklı ve doğru olanı yaparak Rab'bin yolunu tutmalarını emretti.’[12] İbrahim'in çocukları olarak, bizlerin bu mirası yerine getirmemiz ‘merhamet, cömertlik ve içlilik’ göstermemiz gerekir. Tevrat geleneğimize göre, bütün dünya buna hayran olarak demelidir ki, Tevrat'ın özü, Haham Hillel tarafından özetlendiği gibi, ‘sana kötü gelen şeyi başkalarına yapmamak’tır. Bu, Yahudi halkının tarihsel tecrübesini ve ahlâki bilincini ifade eder. Hem bu tarihsel tecrübe hem de ahlâki bilinç, bizi bizim aramızda yaşayan insanların haklarını savunmaya yöneltmelidir."

Ve bu açıklamanın ardından, "İnsan Haklarını Savunan Hahamlar", aşağıdaki Muharref Tevrat açıklamasını aktarmaktadırlar: “Ve diyarınızda bir garip seninle misafir olursa, onu mağdur etmeyeceksiniz. Sizinle misafir olan garip aranızda yerli gibi olacak ve onu kendin gibi seveceksin; çünkü Mısır diyarında gariptiniz; ben Allah'ınız RAB'BIM.”[13]

Bu ılımlı, insancıl, samimi ve gerçek anlamda dindar yaklaşımı savunanlar, "İnsan Haklarını Savunan Hahamlar" ile sınırlı değildir. İsrail'de veya Yahudi diasporasındaki diğer pek çok Yahudi, İsrail radikalizminin Yahudi dinine aykırı bir sapma olduğunu savunmaktadır. İngiltere'nin Başhahamı Prof. Jonathan Sacks, 2002 Ağustos’unda İngiliz The Guardian gazetesine yaptığı bir açıklama ile bu konuda oldukça bilge yorumlar yapmıştır. İsrail'in Filistin topraklarında sivil halka karşı uyguladığı şiddeti kınayan Başhaham Sacks; "İsrail'in şu andaki durumu Yahudilik ile bağdaşmamakta ve Filistin'le olan bu mücadeleleri Yahudi kültürüne zarar vermektedir. Bir Yahudi olarak yaşanan olaylar içinde beni rahatsız eden şeyler oluyor, İsrail askerlerinin, öldürdükleri Filistinlinin üzerine basıp, gülümseyerek poz verdiklerini gördüğümde şok oldum.” ifadelerini kullanmıştır. Başhaham Sacks, ayrıca İsrail gibi yıllarca sürgünde yaşayan bir milletin, Filistin'in şu andaki durumunu anlaması gerektiğini ise şöyle açıklamıştı: “Kutsal kitapta 36 kez tekrarlanan ‘Sürgün olmanın nasıl bir duygu olduğunu bilmek için sürgün edildiniz’ buyruğunu görmezlikten gelemezsiniz. Ben bunu Yahudilik prensiplerine bağlı bir devletin temel projelerinden biri olarak görüyorum” diye çıkışmıştı.

Jonathan Sacks'in bu açıklamaları bazı İsrailli çevrelerden tepki görse de, pek çok dindar Yahudi kendisine destek çıkmışlardı. İngiltere veya İsrail'den diğer pek çok haham Sacks'in fikirlerini benimsediklerini ve arkasında durduklarını açıklamışlardı. Haham Yehoshua Engelman, Sacks'i desteklerken, onun Yahudi peygamberlerinden Ezekiel'in yolunu izlediğini hatırlatmıştı: “Ezekiel, eğer birisi bir haksızlık görür de ona karşı çıkmaz ise, o zaman bunun iş birlikçisi olacağı ve eğer bu zulme karşı sesini çıkarma şansı olup da susarsa, cezaya müstahak olacağı konusunda bizi uyarır.”

İşte İsrail'in ateist ve Siyonist şiddetten vazgeçmesinin yolu, dindar Yahudilerin bu samimiyet ve vicdan anlayışında yatmaktadır. İsrail radikalizmini tedavi etmek, Tevrat’ın özündeki bu İlahi adalet, merhamet ve dürüstlük prensiplerinin diriltilmesiyle mümkün olacaktır. Seküler ve sosyal Darwinist bir ideoloji olan ateist Siyonizm, bu prensipleri örtmüş, dahası bir de Tevrat’ı bozup Yahudiliği kendisine araç haline getirmeye çalışmıştır. Bu nedenle iyi niyetli Yahudilere elbette bütün temel insan hakları sağlanmalıdır. Ancak artık iyice kangrenleşmiş ve kanserleşmiş bir habis ur haline gelen İsrail çıbanının mutlaka deşilmesi lazımdır.

Biz Müslümanların İsraillilere çağrısı da budur. Allah, Kur’an'da Müslümanlara, Yahudi ve Hristiyanları "ortak bir kelimeye" çağırmalarını emreder. Bu ortak kelime, tek bir Allah'a inanmak, insanları (ve dolayısıyla onların ideolojilerini) Rab edinmemektir. Allah bir ayette şöyle buyurmaktadır:

“De ki: ‘Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (Tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.’ Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: ‘Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız."[14]

Kur’ani Mesaj ve Müjdelere kulak asmalıdır!

“(Gerçekten) İnkâr eden ve küfre giren kimseler (şunlardır ki) onlar şöyle derler: (İşimize gelmediği ve sıkıntıya sevk ettiği için) Biz (kesinlikle ve hiçbir şekilde) bu Kur’an’a da, ondan önce gelen kitaplara da inanmayacağız. (Çünkü biz gerçeği değil, keyfimizi ve dünyamıza gerekeni aramaktayız.) İşte (bu şeytani inatları ve bozuk fıtratları yüzünden akılları yattığı halde, bile bile Kur’an’ın adalet hükümlerini ve ahlâki prensiplerini inkâr ve itiraz eden) zalimleri; sen Rableri huzurunda (yaptıklarının hesabını vermek üzere) tutuklanmış olarak eğer bir görsen: (Ki o zalimler:

1- İmkân ve iktidarlarıyla kibirlenip büyüklük taslayan yönetici tabakası, 2- Ezilen, sömürülen ve sindirilerek zayıf ve çaresiz bırakılan, ama gaflet ve cehaletle yine de zalim yöneticilerin peşine takılan halk tabakası, olarak iki kısımdır.)

Bunlar birbirlerini suçlayıp karşılıklı laf dalaşı yaparak müstaz’af zalimler, müstekbir zalimlere derler ki; ‘Eğer siz olmasaydınız (başımızda ve iktidar konumunda iken adil ve ahlâki esaslara göre davransaydınız) herhalde bizler de Hakka inanan ve hayra uyan (mü’min) kimseler olurduk. (Hain güçlerden ve şeytani çevrelerden de destek alarak, faiz ve sömürüye dayanan ekonomik sisteminizle… Ahlâki ve manevi değerlerden yoksun eğitim düzeninizle… Baskıcı ve barbar yönetim ve yöntemlerinizle bizleri yoldan çıkardınız. Ey Rabbimiz, asıl suçlu ve sorumlu olan bu gaddar ve hilekâr idarecilerimizdir!)’

(Bunun üzerine) Müstekbir (ve mücrim yöneticiler) müstaz’af (halk kesimine dönerek) şöyle derler: ‘Size hidayet (rehberi Kur’an ve hakikat önderi peygamber) geldikten (Hakka ve hayra davet edildikten) sonra, biz sizi ondan (İslam’ın adalet nizamından) zorla mı çevirip alıkoyduk? Hayır! (Fikirlerimizi ve fiillerimizi bile bile hidayet yolunu değil, bizi tercih edip seçtiniz, sevdiniz ve desteklediniz…) Siz aslında mücrim (suçlu ve hain) kimselerdiniz!..’

(Bu sefer zayıf bırakılan ve baskı altında tutulan) Müstaz’af (halk kesimi), imkân ve iktidar sahibi olan kibirli ve yetkili müstekbirlere derler ki: Hayır! Sizler gece-gündüz (basın-yayın ve televizyon yoluyla, kanun ve karakol zoruyla) hileli (ve tehlikeli) düzenler kurup, bizim Allah’ı inkâr etmemizi (haksızlık ve ahlâksızlığa yönelmemizi ve hatta, düşünce ve davranışlarımızı yozlaştırıp ve kendilerinizi putlaştırıp) O’na şirk koşmamızı emrediyor, (devlet ve hükümet gücüyle bizi sapkınlığa sürüklüyor)dunuz… (Zulüm ve zorbalığa karşı çıkan şuurlu ve onurlu bir Müslüman olmamızı istemiyordunuz.)

Bu müstekbir (yöneticiler) müstaz’af (halk kesimleri) ortak oldukları zulüm ve günahlarının karşılığı olarak cehennem azabını gördüklerinde pişmanlık ve perişanlıklarını içlerine atarlar. (Sonsuz ve kahredici bir nedamet ve hasret içinde kıvranırlar.) Biz de inkâr (ve isyan eden zalimlerin ve onları seçip seven hainlerin) boyunlarına halkalar geçirip cehenneme sokarız. (Dünyadaki küfür ve kötülüklerinin ve dinsizliği desteklemelerinin karşılığı olarak hak ettikleri cezaya çarptırırız. İşte bu İlahi adaletin gereğidir.) Yoksa onlar (dünyada) yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı? (Hayır, herkes akıbetini ve ahiretini kendi eliyle hazırlamakta, küfre ve zulme taraf olmakla cehennemi, İslamiyet ve istikamete tabi olmakla cenneti kazanmaktadır.)”[15]

“(Dünyada Siyonist Yahudiler gibi ğadaba uğramış ve emperyalist Hristiyanlar gibi sapıtmış zihniyet ve şahsiyetlere uyarak ve İslam’ın özünden ve Kur’an’ın izinden uzaklaşarak küfre ve kötülüğe bulaşanların cehennemde) Yüzlerinin (ve tüm bedenlerinin) ateşte çevrildiği gün derler ki: ‘Eyvahlar-yazıklar olsun bize! Keşke Allah’a itaat etseydik. Ve Resulün peşine gitseydik.’ Ve şöyle devam ederler: Ey Rabbimiz! ‘Sadat’ımıza (tarikat ve maneviyat rehberlerimize ve hoca efendilerimize) ve ‘Kübera’mıza (devlet, siyaset ve servet büyüklerimize) itaat ettik. (Bu iki sınıfın vaazlarına ve vaatlerine inanıp peşlerinden gittik. Onlar ise bizim iyi niyetimizi ve teslimiyetimizi istismar edip, bizleri kâfir ve zalim sistemlere peşkeş çektiler.) Böylece onlar bizi Hak yoldan saptırmış oldular. Ey Rabbimiz! Şimdi onlara (tâbilerini mason ve münafık partilere peşkeş çeken hoca efendilere ve dünyası için davasından dönen siyasetçilere bize vereceğin) azaptan iki katını ver ve onları büyük bir lanetle kahret!”[16]

“İnsanlardan kimi de (Dinin rahatına ve menfaatına uygun tarafından ve) bir ucundan Allah’a ibadet eder. Eğer, (Allah’ın takdir ve taksiminden ve Kur’an’ın hükümlerinden) kendisine hayır(lı ve yararlı gördüğü bir şey) dokunursa, bununla tatmin (ve razı) olur… Eğer kendisine (sıkıntı verecek ve sorumluluk yükleyecek) bir fitne isabet ederse, (zor ve zahmetli bir emir ve imtihandan geçirilse, hemen) yüzüstü döner. (Allah’ın emrini ve kaderini bilmezlikten gelir. Nefsi bahanelerle hizmet ve mesuliyetten kaçıp durur.) İşte o, (gibileri) dünyayı da ahireti de kaybetmiştir. En büyük ziyan ve en açık hüsran budur!.. (Böylesi gafiller) Allah’tan başka, (bir de) kendisine ne zararı ne de yararı dokunmayacak şeylere (kendileri gibi aciz ve çaresiz kimselere) yalvarır ve yanaşır… Bu, çok derin ve çirkin bir sapkınlık durumudur!.. Veya, (tutup) zararı, faydasından daha yakın olana tapınır ve yakarır. (Halbuki güvendiği ve medet beklediği o kimse) Ne kötü bir yardımcı ve ne kötü bir arkadaştır!.. (Ki kendisine bağlayıp dostlarını Allah’tan uzaklaştırmaktadır.) Şüphesiz ki Allah, (gerçekten ve samimiyetle) iman edip (güzel ahlâk, doğruluk, namaz, oruç, zekât ve cihat gibi) salih amel işleyenleri, altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır… Ve çünkü Allah, her istediğini yapan (Kadiri Mutlak)tır. (Bazıları da; bozuk tıynetinden ve hıyanetinden dolayı, Allah’ın sevdiği ve seçtiği kullarını kıskanır… Onları küçümseyip alaya alır ve asla başarılı olmayacaklarını ve başa çıkamayacaklarını anlatır.) Her kim, Allah’ın ona (davet ve ibadet yolunda sebat ve sadakat ehli kuluna) ne dünyada ne ahirette asla yardım etmeyeceğini (ve başa geçirmeyeceğini) sanıyor (ve savunuyorsa) göğe (darağacı gibi bir araç) uzatsın (ve ipi boynuna taksın) sonra (ayaklarını yerden) kesiversin de baksın (bakalım) kurduğu tuzak, içindeki öfkesini giderebilecek mi? (Halbuki Allah, zahiren azınlık ve zayıf görünseler de: cihat ve itaat ehli kullarını, marazlı münafıkların ve şeytani odakların hırs ve hasetlerinden çatlamasına rağmen, yine de mutlaka başarılı kılacak ve zafere ulaştıracaktır. Ne var ki, bu gerçek ve örnek sadıkların seçilmesi, eğitilmesi ve pişirilmesi için; uzun ve zorlu bir deneme ve eleme süreci yaşanacaktır.)”[17]

“Öyle ise Sen, emrolunduğun şeyi (Kur’ani gerçeği) açıkça (ve İslam düşmanlarını çatlatırcasına) söyle!.. Müşrik (münkir ve mücrim)lere asla aldırış etme! Şüphesiz, (Hakk’tan ve hayırdan ayrılmadan ve hainlerin hücum ve hakaretine aldırmadan davet ve hizmetine devam ettiğin için Seninle) o alay edenlere (dalga geçenlere karşı) Biz Sana kâfiyiz! (Sevap ve şeref kazanman için sıkıntı ve saldırılara uğratırız, ama asla Seni sahipsiz bırakmaz ve zalimlere ezdirmeyiz.)”[18]

“(Kur’an’ın va’ad ettiği zaferden kuşku duyanların, Allah’ı ve Hakk davayı bırakıp Amerika gibi zalim ve şeytani güçlere dayananların; acaba) Bunların kalplerinde hastalık mı var? Yoksa şüpheye ve ümitsizliğe mi kapıldılar? Veya, Allah’ın ve Elçisinin, kendilerine vefasızlık ve haksızlık yapacağından, (ümit ve gayretlerini karşılıksız bırakacaklarından mı) korkuyorlar? (Hayır ve asla, Allah adaletsiz değildir) Asıl zalim olan kendileridir!..”[19] 

“Oysa Allah, içinizden iman edenlere ve salih amel işleyerek (hakikat ve cihat yolunda sabredenlere) yeminle şöyle va’ad etmiştir ki: Onlardan önceki (iman ve İslam davasında sebat ve sadakat gösteren)leri, (nasıl kâfir ve zalim yönetimleri yıkıp,) yerlerine halifeler ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa (aynen onlar gibi bugünkü bâtıl ve barbar dikta rejimlerini devirip) iman, istikamet ve cihat ehli olanları yeryüzünde hükümran kılacaktır... (Böylece) Kendileri için seçip beğendiği (İslam) dinlerini (ve Kur’an hükümlerini) sağlam temeller üzerinde yerleştirecek (ve yürütecek) ve onları (uzun zaman ve imtihan sırrıyla yaşayıp katlandıkları) korku ve sıkıntı döneminin ardından (çok şerefli bir izzet ve) emniyet ortamına eriştirecek, (tedirginliklerini güvene çevirecektir. Çünkü) Onlar, ancak ve yalnız Bana ibadet yapar (sadece Kur’an’ın adalet ve ahlâk kurallarını uygular ve) hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. (Ne nefsani şehvetlerinin ne de şeytani rejimlerin peşine takılmazlar.) Ve kim bundan sonra (tekrar) küfre ve nankörlüğe düşerse, onlar (her türlü cezayı ve belâyı hak etmiş sapkın ve) fasıklardır.”[20]

 


Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 


[1] İbrahim: 37

[2] Maide: 78

[3] Araf: 159

[4] Al-i İmran: 113-114

[5] Bakara: 62

[6] Markos, 12: 38-40

[7] Maide: 13

[8] Maide: 70

[9] Maide: 44

[10] Maide: 44

[11] Tekvin, 12:2

[12] Tekvin, 18:19

[13] Levililer, 19:33-34

[14] Al-i İmran: 64

[15] Sebe: 31-33

[16] Ahzab: 66-68

[17] Hac: 11-12-13-14 ve 15. ayetleri

[18] Hicr: 94-95

[19] Nur: 50

[20] Nur: 55

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

BÜLENT ARINÇ VAK’ASI
Yıllardır, “Şu AKP’nin niyetleri çok kötü, bu planla Türkiye paralanmaya...
Devami
TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİ VE ERBAKAN ENGELİ
  “İsrail’i destekleyen; Müslümanlıktanda, insanlıktanda nasipsizdir!” Çünkü 60 yıldır Filistinli mazlumlara karşı...
Devami
ÖZENLE GİZLENEN SİYONİST TEHLİKE VE EN STRATEJİK HEDEF: TÜRKİYEÖZENLE GİZLENEN SİYONİST TEHLİKE VE EN STRATEJİK HEDEF: TÜRKİYE
  ÖZENLE GİZLENEN SİYONİST TEHLİKE VE EN STRATEJİK HEDEF: TÜRKİYE            Tarih boyunca gelip...
Devami
Türkiye Dağılma aşamasındadır ve: OSLO MUTABAKATI, SEVR DAYATMASININ TATBİKATIDIR
Oslo’da ve İngiliz hakem huzurunda Başbakan Recep T. Erdoğan’ın özel...
Devami
İSRAİL VE ABD’NİN PAKİSTAN PAZARLIĞI
       ABD, Pakistan'ı parçalama hazırlığındaydı! Pakistan’da, bir yandan Amerikan jetleri ve...
Devami
CELAL BAYAR’IN KOMİTACILIĞI VE AYDINLIK’IN DİN DÜŞMANLIĞI
 Mahmud Celal Bayar, (16.05.1883-22.08.1986) Türkiye’nin meşhur masonlarındandır ve 3. Cumhurbaşkanıdır. ...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 115

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR