Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün919
mod_vvisit_counterDün3687
mod_vvisit_counterBu Hafta919
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay127422
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16765397

IP'niz: 3.238.184.78
Bugün: 30 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12189690

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

İRAN SAVAŞI BAŞLAMIŞ DURUMDA

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

Avrupa Birliği Ülkeleri, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya alması durumunda, İran'la bir saldırmazlık anlaşması imzalayacaklarını bildirdi. Bu dolaylı bir tehdit içermektedir. Yani nükleer hazırlıklarını devam ettirmesi halinde, ABD ile birlikte, AB ülkelerinin de İran'a saldırabileceklerini ifada etmektedir. Özellikle sürpriz bir şekilde, Ahmedi Necat ‘ın cumhurbaşkanı olması batılı barbarları ürkütmektedir.

 

Ahmedi Necad kimdir?

İran'ın yeni Cumhurbaşkanı, fakirlere yardım etmek, İslami değerlere daha fazla tutunmak, özelleştirmeyi tamamen ortadan kaldırmak ve ülkenin petrol gibi servetlerini halka dağıtmak peşinde giden birisi olarak tanınmış.. Ahmedi Nejad bir demirci ustası ve nalbant'ın oğlu. Ailesi taşrada bir köyden Tahran'da işçi mahallesinde küçük bir eve göç etmiş olan Nejad, çocukluğundan beri orada yaşamış. Okula gidip başarılı olan bu fakir çocuk, ulaştırma mühendisliği alanında doktora yapmış ve uzun süredir Tahran Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde Hoca olarak derslere katılmış.. İran'da gerçekleşen devrim esnasında, ciddi bir aktivist öğrenci olarak ön saflarda yer almış, sonra da üniversitede İslami Öğrenci Birlikleri'nin kurulmasında bilfiil çalışmış, Basiji adını taşıyan loyalist milis güçlerinin kurulmasında da yer almış ve hem üye hem de eğitmen olarak başarı sağlamış.. Daha sonra devrimci güçler içinde paramiliter eleman olarak yer almış ve savaşmış. 1980-1988 Irak - İran savaşında ise cephede uzun süre savaşmış. İki yıl evvel de Tahran Belediye Reisi olarak atanmış. Şimdi ise ülkenin Başkanı oldu. Ahmedi Nejad bir halk adamı olarak tanınıyor ve çok basit bir evde, sadece öğretim üyesi maaşı ile geçinerek, normal vatandaş gibi yaşıyor. Tahran dışında çok az tanınan Nejad, demokrasi, sosyal ve siyasi özgürlük ve Batı ile daha iyi ilişkiler peşinde koşan biri değil. Tersine fakirlere yardım etmek, İslami değerlere daha fazla tutunmak, özelleştirmeyi tamamen ortadan kaldırmak ve ülkenin petrol gibi servetlerini komünist tipi bir yaklaşım ile halka dağıtmak peşinde giden biri. Tahran borsasını ise kumarhane olarak adlandırıyor. Ona göre ABD ile ilişkileri iyileştirmek bir öncelik değil, hatta geçen hafta parlamentoda yaptığı konuşmada ülkesinin gönlü arzu ettiği şekilde bir nükleer program uygulamakta serbest olduğunu da açık seçik ifade etmişti...[1]

  Ahmedi Nejad niye hedefte?

Ahmedi Nejad'ın cumhurbaşkanlığına seçilmesini bahane ederek İran'a karşı yürüttükleri psikolojik savaşta bir cephe daha açan Siyonist çevreler, yeni lideri dolayısıyla İran'ı yıpratmaya ve karalamaya çalışıyorlar... İran'da cumhurbaşkanlığına Mahmut Ahmedi Nejad'ın seçilmesinin ardında yeni lidere yönelik suçlamaların ardı arkası kesilmiyor.

İran'a yönelik karalama kampanyasının bir parçası olarak ortaya atılan yeni iddiaya göre, Mahmut Ahmedi Nejad'ın, 1989'da Viyana'da bir Kürt politikacının öldürülmesinde önemli bir rol aldığı iddia edildi.
Der Standart gazetesi, İçişleri Bakanlığı ile savcılığın, Ahmedi Nejad'ın saldırıda yer almış olabileceği ihtimalini araştırdığını duyurdu.

Yeşil Parti lideri Peter Pilz, gazeteye yaptığı açıklamada, Kürt muhalefet lideri Abdurrahman Kasımlı ile 2 arkadaşına düzenlenen suikastı planlamakla suçladığı Ahmedi Nejad hakkında tutuklama emri çıkarılmasını istedi.

Kasımlı ile arkadaşları 13 Temmuz 1989'da öldürülmüştü.

Haberle ilgili henüz Avusturya yetkililerin açıklama gelmedi.

"Ahmedi Necat baskında yer almadı": İran İslam Devrimi'nden sonra Tahran'daki ABD büyükelçiliğine yapılan baskında yer alan üç öğrenci lideri, İran cumhurbaşkanlığına seçilen Mahmud Ahmedi Nejad'ın baskında''bir an bile'' yer almadığını söylediler.

İRNA ajansının haberine göre, baskını yapan İmamın Çizgisindeki Öğrenciler Grubu liderlerinden Abbas Abdi, Muhsin Mirdamadi ve Hamid Rıza Celayipur, Ahmedi Nejad'la ilgili haberlerin doğru olmadığını belirttiler.
Amerikan büyükelçiliği baskınında önemli rol üstlenen üç öğrenci lideri, Ahmedi Nejad'ın Amerikan büyükelçiliği baskınında rol aldığı yönündeki iddiaların kesinlikle doğru olmadığını kaydettiler.
1979 İran İslam Devrimi'nden sonra Amerikan büyükelçiliğinde rehin alınan görevlilerden bazıları, Ahmedi Nejad'ın baskını yönetenlerden biri olduğunu iddia ederken, baskında etkin rol üstlenen üç öğrenci lideri Ahmedi Nejad'ın kendilerine ''bir an'' olsun eşlik etmediğinde ısrar ediyorlar.

Büyükelçilik baskınında yer alan Abdulhüseyin Ruhelemini de baskın ve 444 gün süren rehin alma eylemini yapanların Tahran Üniversitesi, Teknoloji Üniversitesi, Emir Kebir Üniversitesi ve Şehit Beheşti Üniversitesi öğrencileri olduğunu belirterek, Ahmedi Nejad'ın o sırada öğrenim gördüğü Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nden kimsenin baskında yer almadığına dikkat çekti.

Eski Tahran belediye başkanı Ahmedi Nejad, 24 Haziran'da yapılan 9.cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunu büyük bir farkla kazanmıştı.

Tahran'daki ABD büyükelçiliği, İran İslam Devrimi'nin ardından 4 Kasım 1979'da basılmış ve rehin alma eylemi 444 gün sürmüştü. Olayın ardından iki ülke arasında tüm ilişkiler kesilmişti.

ABD, alttan alta İran'a saldırıya hazırlanıyor

Irak'ta 1991-1998 yılları arasında BM'nin silah denetçiliği görevinde bulunan Scott Bitter, ABD'nin çoktan İran'a saldırma planını başlattığını belirtti.

  • Başkan Bush 16 Ekim 2002 tarihinde hal­kına sesleni­şinde; "Irak için zor kullanmayı emretme­dim, ancak umarım buna gerek kalmaz" demişti.

Ancak çok önceden kendisinin bu ifa­delerini, Ağustos 2002'de Amerikan ordusunun Irak içinde başlattığı ak­tif operasyonlar yalanlamıştı zaten. Ve bu operasyonlar kesilmeden Eylül 2002'de İngiliz Kraliyet Hava Kuv­vetlerinin de desteği ile Irak hava sa­hasının içinde ve dışındaki hedefle­rin bombardımanları daha da geniş­letilerek ivme kazandı.

Yapılan hava operasyonları, Irak ha­va savunmasını kırarak kumanda ve kontrol kaabiliyetini çökertmeye ne­den oldu. Ardından, Irak içinde keşif birlikleri ile belirlenmiş özel hedef­ler, özel tim operasyonlarıyla tek tek vuruldu.

Böylelikle, 19 Mart 2003 tarihinde ABD, Irak istilasını gerçekleştirmiş oldu.

Aslında Irak savaşı hemen başlama­dı. Savaş gerçekte 2002 yazında baş­ladı. Yani zaman içinde önce savaşın zemini hazırlandı. Daha sonra start verildi. Ve şimdi ABD, İran savaşı­nın zeminini de hazırlıyor.

Üçüncü nokta; Azerbaycan'ın bu işte­ki rolü: Amerikan ordusu İran'a ya­pacağı operasyonları yürütmek üze­re, burada çok büyük bir askeri üs kurma hazırlığı yapıyor. Bu üs de kurmuş durumda. Ve amaç bu üs kullanılarak Tahran'ın ele geçiril­mesi.

ABD eski Dışişleri Bakanı Dona!d Rumsfeld'in Azerbaycan'a olan ilgisi, Batı medyasının ilgisi dışında kalmış olabilir, gözünden de kaçmış olabilir ama Rusya ve Kafkasya bu ilgiyi ga­yet iyi biliyorlar ve zarlar atılmış du­rumda. Azerbaycan'ın artık İran'la ABD'nin gelecek olan saldırı savaşın­da kilit rol oynadığını Rusya ve Kaf­kas ülkeleri biliyorlar. Azerbay­can'daki Azerilerle Kuzey İran'daki Azeriler armadaki etnik bağlan ol­duğunu da biliyoruz. Ve ABD, Sov­yetler Birliği (SSCB) zamanında bu­nu çok defa iç manipülasyonlar için kullandı.

İran'a operasyona hazırlanıyorlar

Gerçek şu: Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'la savaşı başladı. Ben bu satırları yazarken başlamıştı zaten. Daha biz bu yazıları yazarken ABD'nin İran toprakları üzerinde "Drone" adlı çok daha yüksek teknik donanımlı pilotsuz uçakları kullana­rak, sayısız uçuş yaptığını biliyoruz.

Doğrudan doğruya İran'ın hava sa­hası ihlal ediliyor ve bu hava sahası­nın ihlali uluslararası hukuka göre doğrudan bir savaş girişimidir. Fa­kat İran'la olan bu savaş, istihbarat toplama evresinin çok ötesine geçti.

CIA, 'terör örgütü' ile işbirliğinde

Ve ikinci en önemli göstergelerden biri de; bir zamanlar Saddam Hüse­yin'in emrinde olan "Mujahadeen el-halk" (Halkın Mücahidleri) örgütü­nün hareketleri artık CIA tarafından desteklenerek İran'da gündelik ope­rasyonlarla bombalı saldırılar yapılı­yor. Bir zamanlar Saddam Hüse­yin'in o çok korkulan istihbarat ser­visi tarafından yakın işbirliği ile yö­netilen Mujahadeen el-halk; şimdi doğrudan doğruya ClA'nin operas­yonlar yönetimine bağlanmış durum­da. Yani bir zamanlar ABD'nin 'terör örgütü' listelerinde yer alan bu öğüt şimdi ClA'nin yönetimi altına geçmiş durumda.

Şimdi, ABD'nin Özel Operasyonlar Yönetimi Azerbaycan'da uzun bir za­mandır özel bir gurup hazırlıyor. Azeri Ordu kuvvetleri içinden seçil­miş bir grup hazırlanıp özel birimler halinde teşkilatlandırıyorlar ve İran içinde operasyon yapmaya göndere­cekler. Bu özel birim öncelikleri operasyonlarla birlikte, istihbarat bilgileri toplamak, sonra da Azerilerin muhalefetini de örgütleyerek mollaları devirmek için Tahran't' çalışıyorlar.

Fakat bütün bu işlemler zaten bu işlerin başı. Amerikan uçakları Azerbeycan'daki üsler hareket ederek Tahran ve çevre; bombalamak için çok daha kısa yoldan, kestirmeden uçuşa geçecekler. ABD'nin hava kuvvetlerine bağlı askeri uçakları 24 saat içinde İran hava sahasına girerek tek bir hava çatışması başladığı anda, Tahranda olabilecekler.

Ve stratejik plana göre Basra Körfez şehirlerinden Şah Bahar ve Bende Abbas gibi bölgelere hareket edere! "US Marine Corps" denilen, Amerikan Deniz Piyade tümenleri bu şe­hirleri güvenlik altına alarak bölge­nin en stratejik alanı olan Hürmüz Boğazı'nı kontrol edecekler. Ve böyle­ce içeride uzun mesafeli kara hare­katı ile ilerlemek zorunda da kalma­mış olacaklar.

Benim elimdeki bilgilere göre; Ame­rikan Askeri savaş planlamacıları savaş oyunlarını başlattılar zaten. Çok tümenli kuvvetleri Azerbaycan içinde hareketlendiriyorlar. Azerbay­can'da lojistik planlama da çok ilerle­miş durumda. Yani bütün bunlar da hesaba katıldığı zaman alt yapı şu anda hazır durumda.[2]

ABD oyun oynuyor

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Anıl Çeçen, İngiltere'nin başkenti Londra'da patlayan bombaların 11 Eylül benzeri bir döneminin başlangıcı olduğunu söyledi.

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Sinop Şubesi tarafından "Kurtlar Sofrasında Türkiye" konulu bir konferans düzenlendi. Halk Eğitim Merkezi'nde düzenlenen konferansa konuşmacı olarak katılan Prof. Çeçen dinleyicilere, Avrupa Birliği, NATO, Türk siyaseti ve dış politika hakkında bilgiler verdi.

Çeçen, İngiltere'nin başkenti Londra'da patlayan bombaların 11 Eylül benzeri bir döneminin başlangıcı olduğunu ifade ederek, "11 Eylül olayları olmasaydı Amerika Irak'a giremeyecekti. 10 bin kilometre öteden dünyanın merkezi bölgesine gelip uluslararası bağımsızlığa sahip bir devleti işgal edeceksiniz, saldırıp binlerce insanı öldüreceksin. Bu durduk yerde olmaz." dedi.

Anıl Çeçen, şöyle devam etti: "Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush'u kullanarak bu savaşı başlatanlar Bush'un en büyük yardımcısı olan Usame bin Ladin'i hemen gündeme getirdiler. Dünyanın gözü önünde büyük bir oyun oynanıyor."

Rice: Afganistan'dan çekilmeyeceğiz

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ülkesinin Afganistan'dan çekilmesi isteğini reddetti.

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ülkesinin Afganistan'dan çekilmesi isteğini reddetti.

Rice, Pekin'de düzenlediği basın toplantısında, ''Biz Afganistan halkının ABD silahlı kuvvetlerinin yardımına ihtiyacı olduğunu ve bunu istediğini düşünüyoruz. Afganistan'da hâlâ çatışmalar devam ediyor'' dedi.

6 ülkenin üye olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü, geçen hafta yaptığı zirve toplantısı sonunda yayımladığı bildiride, ABD liderliğindeki işgal güçlerinin Orta Asya'daki üslerden çekilmesini istemişti. Şanghay İşbirliği Örgütü'ne Çin, Rusya, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Tacikistan üye.  Rice bölgede Afganistan dışındaki ABD askerlerinin durumuna ise değinmedi.

Küfür Tek Millettir

Avrupa Birliği bugünlerde derin bir kriz yaşı­yor. Krizin başta yapısal olmak üzere pek çok ne­deni var. AB anayasası iki ülkede reddedildikten sonra yaşananlar, birliğin nereye doğru gittiği ko­nusunda da önemli ipuçları vermektedir.

Avrupa Birliği'ndeki derin kriz baş gösterdikten sonra gözler Brüksel'deki zirveye çevrilmişti. Ama oradan da istenilen sonuç çıkmadı ve Avru­pa Birliği'nde önemli bir kilitlenme yaşanmaya başlandı.

Washington'da AB zirvesi

Brüksel zirvesi sonrasında en dikkat çekici geliş­me Avrupa Birliği Dönem Başkanı Jean Claude Juncker ile Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'nun Washington'da ABD Baş­kanı Bush ile yaptıkları görüşmeydi. Bush, AB'nin en üst düzey yetkilileriyle yaptığı görüş­menin hemen ardından "ABD-AB ortak değer­lere dayandığı için önemli hedeflere ulaşa­bilmek amacıyla birlikte çalışacağız.," açık­lamasını yaptı.

Avrupa Birliği dönem başkanı Jean Claude Juncker'in görüşme sonrasında yaptığı açıklama daha da ilginçti: "En güçlü müttefikimiz ABD'ye, AB'deki son gelişmelerle ilgili bilgi verdik, anayasa referandumlarında hayır demenin ne anlama geldiğini anlattık. ABD bizim sadece stratejik ortağımız değil, her konuda işbirliği yaptığımız en önemli ortağımızdır..."

AB Komisyonu Başkanı Barroso da "ABD ve AB birlikte çalıştığı zaman dünyanın daha iyi bir yer olduğuna inanıyoruz" diyerek, Av­rupa Birliği'nin Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkisinin boyutlarını gözler önüne seriyor­du.

Washington'da yapılan ABD/AB zirvesinden "bir­likte hareket etme, işbirliği yapma" sonucunun çıktığı görülmektedir. Bu sonuç, Zbigniew Brzezinski'nin altını çizdiği "Atlantik İttifakı" terci­hini akla getirmektedir.

"İki taraf da birbirine muhtaç!

ABD Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merke­zi danışmanlarından Zbigniew Brzezinski yaz­dığı "Tercih: Küresel hakimiyet mi, küresel liderlik mi?" isimli son kitabında, Amerika Bir­leşik Devletleri'nin küresel güvenliği sağlaması­nın yolunun "Atlantik İttifakından" geçtiğini ifade etmektedir.

Kitabında Amerika ile Avrupa'nın küresel ortak­lık yapmasını öneren Brzezinski, "her iki taraf da birbirine muhtaç ve birbirini tamamlar niteliktedir. Böyle bir ittifakla birlikte Ame­rika artı süper güç haline gelir, Avrupa da sağlam bir şekilde bütünleşir" demektedir.

Brzezinski'nin bu konudaki yaklaşımı şöyledir: "Avrupa olmadan Amerika hala hakim güç olma­ya devam edecektir, ancak küresel olarak her şeyi yapabilecek güçte olmayacaktır. Diğer taraftan Amerika olmadan Avrupa zengin ama iktidardan yoksun olacaktır. Yalnızca Atlantik'in iki kıyısı­nın birlikte çalışması, dünya çapındaki ilişkilerin belirgin bir biçimde geliştiği gerçek küresel bir durum meydana getirebilir. Böyle olması için, Av­rupa şu andaki koma halinden çıkmalı, kendi gü­venliğinin küresel güvenlik ile olan ayrılmazlığı­nın Amerika'nınkinden daha fazla olduğunun far­kına vararak kaçınılmaz pratik çözümleri ortaya koymalıdır. Amerika olmadan güvende olamaz, Amerika'ya karşı birleşemez, Amerika'yı onunla birlikte hareket etmeye istekli olmadan belirgin bir şekilde etkileyemez..."

"Avrupa'nın aşamalı olarak birleşmesi Ameri­ka'yı tehdit etmez, aksine bu Atlantik Topluluğu'nun toplam ağırlığını artırmak suretiyle Ame­rika'nın işine gelebilir" diyen Brzezinski, "böl ve yönet politikası, taktiksel olarak şartları eşitle­mek açısından çekici olsa da, dar görüşlü ve ters tepen bir politika olacaktır" tespitinde bulunuyor.[3] Brzezinski, Avrupa ile kurulacak Atlantik ittifa­kında ABD'nin asla yarı yarıya gibi bir ortaklık şekline razı olmama­sını istiyor, "nüfus olarak daha genç, daha dinç ve siyasi olarak bütünleşmiş bir Amerika, siyasi ve askeri açıdan birbirinden farklı, birleşen fakat bütünleşmeden uzak ulus devletlerin oluşturdu­ğu Avrupa ile kıyaslanamaz" yorumunu yapıyor.

Küfür tek millettir!

Avrupa Birliği yetkililerinin kriz sonrasında solu­ğu Washington'da almaları, hem ABD Başkanı Bush'un hem de AB kurumlarının başında bulu­nan yetkililerin "birlikte işbirliği halinde ha­reket edeceklerini açıklamaları" anlamlıdır. Oluşan manzaraya bakıldığında Avrupa Birliği'nin Amerika Birleşik Devletleri'nin güdümün­de olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ame­rikan yönetiminin akıl hocalarından Brzeinski'nin de altını çizdiği gibi, Avrupa, Amerika olmadan kendini güvende hissetmemekte, ona karşı çıkamamakta, yanlışına ortak ol­maktan kendini alıkoyamamaktadır.

Amerika ile Avrupa Birliği'ni bir araya getiren or­tak noktanın "haçlı zihniyeti" olduğunun altını özellikle çizmek gerekiyor. Afganistan ve Irak'ta yaşanan katliamlara, hem ABD'nin hem de AB'nin "düşman" olarak İslam'ı seçmelerine ba­kıldığında haçlı zihniyetini anlamak kolaylaşa­caktır. "Küfür tek millettir" sözü de bu tablo karşısında daha bir anlam kazanmaktadır.



[1] Akşam / 26.6.2005 / Deniz Gökçe

[2] Milli Gazete / R. Nuri Erol

[3] Milli Gazete / 01.08.2005 / Abdülkadir Özkan


Bu yazarin diger makaleleri

TÜSİAD'IN TELAŞI, YOKSA İT DALAŞI MI?
  Başbakanla TÜSİAD "ateşkes"te anlaştı mı? Bir yanda Türkiye'de devlet...
Devami
İRTİCA PROVAKASYONLARI VE BUGÜNKÜ VERSİYONLARI
  Manisa-Menemen Hattında: İRTİCA PROVAKASYONLARI VE BUGÜNKÜ VERSİYONLARI   A. Nedim Çakmak'ın...
Devami
SONER YALÇIN'IN, SIRITAN SAHTEKÂRLIĞI VE SİVAS KATLİAMI
Soner Yalçın, "Siz kimi kandırıyorsunuz!" kitabında, yakın tarihimizdeki bazı olayları,...
Devami
AMERİKA'YA NEFRET MİLLİ BİR HAYSİYETTİR
Türklerin yüzde doksanı Amerika'dan nefret ediyor ilmesinden sonra Türk halkının...
Devami
LAİKLİK LAKLAKCILIĞI VE İSRAİL UŞAKLIĞI
  Sn. Cumhurbaşkanı da, başkaları da bilir ki, İsrail "Laik...
Devami
ILIMLI İSLAM TUZAĞI
  "Ilımlı İslam"; emperyalizme uyumlu Müslüman oluşturma tuzağıdır. Bunun öncülüğünü...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4565

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR