Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün8361
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta39726
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay29849
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16804204

IP'niz: 75.101.243.64
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200922

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ÇEÇENİSTAN DOSYASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

İSLAM'IN KAFKAS ÜLKELERİNİ FETHİ:

Kafkas diyarları upuzun, sarp ve geçit veren noktaları çok az olan dağlık bir bölgedir. Bu mıntıka Hazar Denizi'nden başlayarak Karadeniz'e kadar 1200 km. boyunca uzayıp gitmektedir. Buradaki dağların tepeleri yer yer 5600 m. ye yetişmektedir. Bu tepeler Avrupa ile Asya'yı birbirinden ayıran sınır kabul edilir. Tarih boyunca bölgeyi Asurlular, Çinliler, Keldaniler ve Mısırlılar işgal etmişlerdir. Bu bölge miladi üçüncü asırda Bizans nüfuzuna girmiştir. Ermenistan ve Güney Kafkasya bir Bizans hakimiyetine, bir Fars hakimiyetine girip el değiştirmiştir.

 

Müslümanlar bu beldelere Raşid halifelerden Hz. Ömer'in döneminde (22 H.) gelmişlerdir ve Azerbeycan'ı Süraka b. Amr kumandasında feth etmişlerdir. Müslümanlar Kafkas bölgesi içlerindeki Hazar Denizi sahilindeki Derbent kentine kadar gitmişlerdir. Şirvan bölgesinin bütün halkı ile Dağıstan'ın bir bölümü İslama girmişlerdir. Komok kabileleri İslama giren ve bu dinin yayılması uğrunda çok çaba sarfeden ilk kabile kabul edilmektedir.

Kafkas bölgelerinde önce Tarıki eş-Şamiyye Emirliği kurulmuştur. Bu emirliğin merkezine, "Tarıki şehri" ismi konulmuştur. Bugün ise buranın adı Petrosk'tur. Sonra Müslümanlar Ermenistan'ı ve Gürcistan'ı ele geçirmiş, Tiflis şehrine girmiş ve orada İslami bir hükümet oluşturmuştur.

H. 32 yılında Müslüman kumandan Abdurrahman el-Bahıli Hazar bölgesine ulaşmıştır. Halife Hz.Osman b. Afvan döneminde Müslüman kumandan Hubeyb b. Mesleme fetihlerine devam etmiş ve Tiflis kentine varmıştır.

Emevi Devleti sona erdiğinde Kafkasya'da İslam idaresi artık yerleşmiş durumdadır.

Abbasi Devleti zayıflığında bu zaaf, devletin her yöresine doğru ilerlemeye başlamış ve sonunda Kafkasya da parçalanmıştır.

Böylece:

  • 1- Gürcistan beldesi
  • 2- Abhazya beldesi

Olarak ikiye ayrılmıştır.

Gürcüler, M. 1026 yılında bağımsızlıklarını ilan etmeye kalkıştıklarında, Alparslan kumandasındaki Selçuklular yetişmiş ve onları M. 1072 yılında yeniden İslam devletine katmıştır.

ÇEÇENİSTAN CUMHURİYETİ

Çeçenistan Cumhuriyeti Özerk bir Cumhuriyet olup, Rusya Federasyonuna bağlıdır. Çeçenistan, Kafkasya'nın tam ortasında bulunmaktadır. Ülkenin kuzeyinde ve doğusunda Dağıstan, güneyinde Gürcistan, batısında Kuzey Osetya komşularıdır. Çeçenistan'ın yüzölçümü 19 bin km2 kadardır. 

Coğrafi Durumu: Çeçenistan'ın toprakları yüksek Kafkas Dağları'nın kuzey eteklerinde yer alır. Burada dağlardan dökülen nehirler vardır ve yine tatlı sulu dereler akmaktadır. Bu dereler Büyük Türk Nehri'nde buluşmaktadır. Çeçenistan yemyeşil, ağaçların sık ve orman bakımından zengin olan bir yeryüzü parçasıdır. Çeçenistan'ın iklimi yaşamaya oldukça elverişli ve ılımandır. Evleri çok güzel ve geniş bahçeleriyle tanınmaktadır.

Nüfus Durumu: Çeçenistan'ın nüfusu 2 milyon civarındadır. Halkın tamamı Müslüman ve sunnidir. Ancak acımasız Rus saldırıları ve ekonomik sıkıntılar yüzünden birçoğu hayatını kaybetmiş, önemli bir kısmı da mecburen ülkesini terk etmiş olduğundan bu gün nüfus yarım milyonun altına inmiş bulunmaktadır. Çeçenler Osmanlılar döneminde İslama girmelerine rağmen dinlerine son derece bağlıdır. Söylendiğine göre Çeçenler Arap asıllıdır ve kendi aralarında Dağıstan dilini bariz bir Çeçen lehçesiyle konuşmaktadır. Çeçenlerin genel nüfusa oranı % 60'tır. Çeçenler tepelik yerlerde oturmaktadır. Ülke nüfusunun % 15'i de "İnguş"lardır. İnguşlar ovalarda yerleşik durumdadır. Savaş öncesi genel nüfusun % 20'si oranında da Ruslar bulunmaktaydı.

Önemli Şehirleri: Çeçenistan'ın en önemli şehri başkent Grozni'dir. Grozni petrol bakımından zengindir.

Çeçenistan'nın Doğal Zenginlikleri

Tarım: Çeçen topraklarının verimli olmasına ve suyunun bol bulunmasına rağmen ülke tarım alanında geri bırakılmıştır. Bunun sebebi komünistler döneminde uygulanmış olan toplu tarım uygulamasıdır. Çeçenler bu yüzden tarımlarını ihmal etmişler mesleki işlere ve memurluğa yönelmeye mecbur kalmışlardır.

Madensel Zenginlikleri: Çeçenistan'da petrol ülkenin temel servet kaynağıdır. Petrol yatakları ülkenin ortasında bulunan başkent Grozni civarında yoğunlaşmaktadır. Ülke petrolünü Rus yerleşimciler Rusya Federasyonu hesabına işletmekte ve gelirini Rusya'ya akıtmaktadır.

Jeopolitik dergisi 17. sayısında Fevzi Uslubaş şu tespitlerde bulunmaktadır:

            "Yeltsin'in Başkanlığı döneminde (1991-2000) Batıdaki siyasi mahfellerde gündeme gelmeye başlayan Rusya'nın parçalanma sürecini durdurmak ve uluslar arası platformda ülkeye yeniden büyük devlet statüsünü kazandırmak "tarihi misyonuyla" 16 Ağustos 1999'da göreve gelen V. Putin, Bu dağılma sürecinde domino etkisi yapabilecek en zayıf halka konumundaki Çeçenistan'da 3 boyutlu bir strateji izlemek suretiyle, ülke bütünlüğü çerçevesinde bu meselenin üstesinden gelmeyi planlamıştır. Bu doğrultuda, derhal uygulamaya konulan bu strateji ile 1- Büyük bir yıpratma ve ülkesinin alt yapısını tamamen yıkma yoluyla Çeçen halkının direncinin en kısa zamanda kırılması 2- Çeçen direnişi uluslararası terörizmin bir uzantısı olarak gösterilerek, ülkenin meşru liderleri ile her türlü diyalog yolunun kapatılması 3- Makul mali masraf ve askeri kayıplar ile bu savaşın lokalize edilmesi suretiyle devletin genel işlerinin sekteye uğramadan başarılması amaçlanmıştır."

            Bu doğrultuda, Stratejinin ilk ayağı olarak Ağustos 1999'da başlayan ikinci Rus-Çeçen savaşında, Aralık 1994-l996 döneminde yaşanan Birinci savaşın aksine, Rus Silahlı Kuvvetleri; Dağıstan'a saldıran S. Basayev komutasındaki cihadi gruplara, askeri amaç ve hedeflerin çok ötesinde bir karşılıkta bulunarak, Çeçenistan'da büyük bir yıkım ve sistematik tahribat başlatmıştır. Gerilla savaşlarına karşı uygulanan " balığın yakalanması için sürahinin kırılması ve içindeki suyun boşaltılması"  taktiği uyarınca, sadece milislerin bulunduğu mahaller ve askeri mevziler değil, tüm sivil yerleşim alanları ile özellikle başkent Grozni, aynen 2. Cihan Harbi'nin son döneminde Dresden'de yaşandığı gibi, yoğun ve sürekli hava bombardımanına tabi tutulmuş, ardından da Rus mekanize ve zırhlı birliklerinin Ekim 1994-Haziran 2000 döneminde gerçekleştirdiği bir dizi harekat sonucu, ülkenin tüm ekonomik ve ulaşım alt yapısı tamamen çökertilmek suretiyle halk göçe zorlanmıştır. Bu politikanın doğal bir neticesi olarak 1,2 milyon civarında olan ülke nüfusu birkaç ay sonra 350-400 bine kadar düşmüş ve Çeçen halkının yaklaşık üçte ikisi komşu Müslüman bölgelere sığınmak mecburiyetinde kalmıştır. Mültecilerden daha sonra geri dönenler ile ülkede yaşamaya devam etmek durumunda olanlar ise, Rus askeri istihbarat teşkilatı (GRU) ile KGB'nin halefi konumundaki FSB'nin bilinçli baskı ve yıldırma operasyonlarına tabi tutulmuş ve böylece yerel halkın Rus güvenlik karakollarına veya onların atadığı mahalli makamlara tam itaat etmesinin sağlanması amaçlanmıştır.

            Rus Silahlı Kuvvetlerinin ve güvenlik birimlerinin bu sistematik tahribat ve baskı politikasının neticesinde, Çeçenistan tam bir afet bölgesine benzemektedir. Bu çerçevede, işsizlik oranının % 90'lara ulaştığı ülkede halkın yaşam parametreleri tamamen bozulmuş ve özellikle potansiyel terörist olarak görülen 13 yaşın üzerindeki erkek nüfusun ülkeyi terk etmesi hedeflenmiştir. Rus Duma'sında Liberaller ve reformcu kanadın temsilcisi konumundaki Yablako grubunun lideri G. Yavlinsky, Çeçenistan'daki bu kasıtlı yıkım ve etnik temizlik politikasının izlerinin silinmesi ve ülkenin ekonomik altyapısının asgari koşullarda yeniden tesisi için 100 milyar dolar civarında yatırıma ihtiyaç duyulduğunu ve sadece RF'nin bütce imkânlarıyla bunun üstesinden gelinmesinin zor olduğunu ifade etmektedir.

            Putin'in iktidara gelmesinden sonra Moskova'nın takip ettiği stratejinin 2. boyutu ise Çeçenistan'nın meşru temsilcileri ile her türlü diyalog ve meseleye müzakereler yoluyla çözüm bulunmasının reddedilmesi olup, bu görüş, "Çeçen milliyetçiliğinin artık geri dönüşü mümkün olmayacak düzeyde olgunlaşarak, tam bağımsızlık arayışıyla Rusya Fedarasyonundan ayrılmanın amaçlandığı" şeklindeki Rus makamlarının değerlendirmesi ile ilişkilendirilmektedir.  Nitekim daha önce Tataristan ve Baş Kurdistan ile yapıldığı gibi Federasyon çerçevesinde müzakereler yoluyla bu soruna da çözüm bulunması hedeflenmiş, özellikle Putin'in iş başına gelmesinden sonra bu olasılık tekrar gündeme getirilmiş, ancak dış güçler (CIA ve MOSSAD) kendi güdümlerindeki "radikal İslamcı" etiketli grupları kışkırtarak, hem Putin'in hem de Çeçenlerin barışçı çözümlere yönelmesi engellenmiştir.

            Ardından milliyetçi Çeçen liderlerin doğrudan ortadan kaldırılması cihetine gidilmiştir. Bu Doğrultuda ilk başkan J. Dudayev (Ekim 1991-Nisan 1996), geçici başkan S. Zandarbeyev (Nisan l996-Ocak l997) ve son başkan A.Maşadov (Ocak 1997-Mart 2005) FSB'nin gerçekleştirdiği operasyonlarda öldürülmüşlerdir. Ve bu suikastların kimler tarafından ve ne maksatla yapıldığı hala belirlenememiştir.

            Moskova'daki gizli MOSSAD Çeçen direnişini lidersiz bırakmak ve direnişin örgütlenmesini engellemek amacıyla lider kadroyu ortadan kaldırırken, aynı zamanda bir meşruiyet arayışıyla kendine yakın isimleri başkan seçtirmek ve önemli görevlere getirmek cihetine de gitmiştir. Moskova'daki bu hıyanet cephesi siyonizme karşı tavır alan Putin'i de zora sokmak ve başarısız kılmak hedefindedir. Haziran 2000'de Çeçenistan'ın doğrudan Kremlin'e bağlanmasından sonra Maşadov görevden alınmış ve A.Kadirov başkan tayin edilmiştir. Kadirov'un Mayıs 2004'te İslamcı militanlar tarafından öldürülmesinden sonra 27 Ağustos 2004'te yapılan ve milliyetçi unsurların boykot ettiği başkanlık seçimlerini Moskova yanlısı A. Alkhanov'un kazanması temin edilmiştir. Ancak Moskova'nın atadığı veya seçtirdiği bu lider ve mahalli yetkililer milliyetçi Çeçenler tarafından "Moskova'nın kuklası", İslamcı çevreler tarafından ise Moskova'nın emrindeki "münafıklar" olarak görülmektedir. Dolayısıyla, Çeçen direnişi lider kadrosunu kaybetmekle birlikte aslında güç kaybetmekte ve Moskova'nın katılığı ve Siyonist odakların kışkırtıcılığı yüzünden bir uzlaşmaya gidilememektedir. Nitekim A.Maşadov'un yerine 2002 yılında oluşturulan Şeriat Mahkemesinin başkanı A. Halim Sadullaev geçici olarak devlet başkanlığına getirilmiştir.

            Çeçenistan'da uygulanan stratejinin 3. boyutu olarak, Moskova'nın bu savaşı insani kayıplar ile mali külfet bakımından kabul edilebilir sınırlarda tutmaya çalıştığı ve bilhassa savaşın Rusya'nın Devlet mekanizmasının normal işleyişini sekteye uğratmamasına ve Rus Diplomasisinin uluslar arası açılımlarına engel olmamasına özen gösterilmektedir. Ancak, "Mini Afganistan" olarak nitelendirilen bu savaşın, Rus askeri kaynaklarına göre, ayda 200 civarında asker kaybına neden olduğu ve 1994-2001 döneminde 3548 askerin öldüğü ve 11661 askerin de yaralandığını açıklamasına karşın, batılı askeri mahfelerde gerçek kayıpların bunun çok daha ötesinde ve Çeçenistan savaşının zayiat bakımından Kızıl Ordunun Afganistan'daki (15840 ölü ve 54 bin yaralı) kayıplarına eşdeğer düzeyde olduğu öne sürülmektedir. Bu nedenle, rejimin basın ve yayın özgürlüğüne getirdiği sıkı tedbirlere rağmen, birçok dernek, "Asker Anneleri Komitesi" gibi sivil toplum örgütleri ile Rus Parlamentosundaki liberaller; Çeçenistan savaşının sürdürülmesinin meseleye çözüm getirmeyeceği savıyla diyalog için Kremlin'e çağrıda bulunmaktadır. Rus halkı ise, genelde bu post-kolonyal mahiyetteki ve kazanılması güç gözüken savaştan artık iyice bıkmış bir durumdadır.

            Savaşın ekonomik faturasına gelince: 1991 -2003 döneminde genel mali yükün 40 milyar doları bulduğu açıklanmasına rağmen, Batılı askeri uzmanlar savunma bütçesinin yaklaşık üçte birinin bu savaşa tahsis edildiğini ve yıllık maliyetinin 5 milyar doları geçtiğini öne sürmektedirler. Putin'in iktidara gelmesinden sonra petrol fiyatlarının yaklaşık 5 misli artması ve enerji geliri olarak yaklaşık senede 75 milyar dolar civarında bir paranın ülke kasasına girmesi sayesinde bu savaşın finansmanında Moskova bu aşamada kayda değer bir güçlükle karşılaşmamakla birlikte, petrol fiyatlarının düşmesi halinde, esasen dış borç yükü 182 milyar dolar olan ve sanayi ekipmanını büyük yatırımlarla yenilemesi kaçınılmaz olan Rusya bu savaşı uzun vadede finanse edemeyecektir. Ayrıca, Başkan Bush'un 2002 yılından itibaren füze Kalkan Projesini yeniden canlandırmak suretiyle nükleer silahlanmayı hızlandırması durumunda, Moskova'nın aynı anda bu pahalı yarışı sürdürmesi ve Çeçenistan savaşını finanse etmesi mümkün değildir. Bu nedenle, Rus Genelkurmay Başkanlığınca da savaşın sürmesi ve hatta tırmanması ihtimaline binaen, politik çıkış ve diyalog opsiyonunun nazari dikkate alınmasının tercih edildiği sezilmektedir.

            Çeçenistan Savaşına Batı dünyasının tepkilerine gelince: Burada Batılı liderlerin barbar politikanın bir icabı olarak; meseleye Rusya'nın bir "iç sorunu" olarak görmeyi tercih ettikleri ve Moskova ile kazançlı ekonomik ilişkilere zarar verebilecek yorum ve girişimlerden kaçındıkları gözlenmektedir. 2. Çeçenistan Savaşının başladığı günlerde Rus general A. Mikhailov'un belirttiği üzere "Çeçenistan'ı biz bir ayda dümdüz etsek, Batının ruhu bile duymaz" görüşlerini haklı çıkaracak şekilde, zamanında başkan Clinton "Rus yöneticileri diyaloga davet etmek ve sivil halka yönelik bombardımanın durdurulmasını istemekle" yetinmiş, başkan Bush ise, 11 Eylül sonrası uluslar arası terörizme karşı verilen mücadele çerçevesinde Moskova'nın sağladığı mükemmel işbirliğini överek, "Çeçenistan konusunu Rusya'nın bir iç sorunu olarak görmek ve Çeçen direnişi ile Orta-Doğu bölgesindeki cihadi gruplar arasında organik ilişki bulunduğunu kabul etmek" suretiyle Moskova'ya destek vermek cihetine gitmiştir.

            Öte yandan, Cenevre Sözleşmesinin 3. maddesine göre, Çeçenistan'daki savaşı sadece anti-terörist bir operasyon olarak görmek mümkün olmadığından, bu savaşın "uluslar arası boyutu olmayan bir silahlı çatışma" olarak değerlendirilmesi icap etmektedir. Uluslar arası siyasi kurumlardan sadace AB Parlamentosu tarafından 2002 Nisan ayında Rusya'nın Çeçenistan politikasını açıkça kınayan ve Moskova'yı soruna barışçı bir çözüm bulmaya davet eden göstermelik bir karar almış ise de Avrupa Konseyi, Moskova'nın bu savaş sırasında takındığı tutumu kınayan ve savaşın durdurulmasını isteyen sembolik mahiyette birkaç Deklarasyon yayınlamakla yetinmiştir. AGİT'de 2003 yılında doğrudan bölgeden çekilmeyi tercih etmiştir. Moskova üzerinde herhangi bir diplomatik baskı icra etmek imkânına sahip olmayan BM ise Dünya Sağlık Teşkilatı, Mülteciler Yüksek Komiserliği, Dünya Gıda Yardım Programı gibi kendisine bağlı kuruluşlar aracılığı ile sadece bazı yetersiz insani yardım hizmetlerini sürdürmek suretiyle yerel makamların müsadesi tahtında bölgedeki varlığını devam ettirmektedir.

            Çeçenistan meselesinde, St. Augustin'in "Beyaz Adamın aydınlatma" misyonuna dayanarak dile getirdiği "haklı savaş" teorisi çerçevesinde, Moskova'nın bu bölgede uygulamakta olduğu stratejiyi meşru hedef (Jus in bello) ve meşru yöntem (Jus ad bellum) dahilinde barbar batının değerlendirmesi ve ezoterik bir yaklaşımla onay vermesi Emperyalizmin ve Haçlı zihniyetinin bir gereğidir. Esasen, bu açıdan bakıldığında,11 Eylül sonrasında gelişen Amerikan- Rus işbirliğinin nazari dikkate alarak Çeçen direnişinin batıdan beklenen siyasi ve hukuki destekten ümidini büyük ölçüde kestiği ve bunun da etkisiyle başlangıçta milliyetçi bir motivasyonla ortaya çıkan direnişin zamanla daha İslami açılımlara yöneldiği görülmektedir. Maşadov, milliyetçi ve İslamcı akımlar arasında denge ve uzlaşıyı sağlayan bir lider konumunda idi... Maşadov'dan sonra beklenildiği üzere Moskova'nın uzlaşmaz ve diyaloga kapalı mevcut stratejisini sürdürmesi durumunda, Çeçen direnişinin mutedil ve milliyetçi çizgiden daha da uzaklaşarak radikal islama kaydırılması İsrail'in işine gelmektedir.

            Esasen, Çeçen direnişinin başlangıcından itibaren milli ve dini motifler birlikte ortaya çıkmıştır. Zira Rus birliklerinin 1811'den itibaren Kuzey Kafkasya'yı işgal etmesine önce bölgede hayli yaygın ve kuvvetli konumda olan Nakşibendi Tarikatının şeyhleri karşı çıkmışlar ve Kafkas halklarının Çarlık ve Bolşevik ordularına direnişinde bu tarikatın Şeyh Mansur, Gazi Molla, Şeyh Şamil, Uzun Hacı gibi genelde Avar Türkleri ve Dağıstan kökenli dini liderleri öncü rol oynamışlardır. Bu doğrultuda, Kuzey Kafkasya ve özellikle Çeçenistan'da Moskova'ya karşı milli direniş sürdürmüş ve ancak Stalin'in emri ile 1994 Şubat ayında Çeçen ve İnguşların büyük bölümünün sürgüne gönderilmesi suretiyle Çeçenistan'ın pasifize edilmesi sağlanmıştır.

            Bununla birlikte, Rus tahakkümüne karşı direnişte, İslam faktörünün başlangıçta öne çıkmasına rağmen, Kasım 1990'da oluşturulan Çeçenistan 1. Milli Kongresi, bizdeki gafil ve cahil çevrelerin de etkisiyle Türkiye'nin laik Anayasasını örnek alarak, ülkede seküler ve modern bir devlet kurulması ilkesini benimsemiştir. Ancak, 1997 Mayıs ayında Yeltsin ve Maşadov tarafından imzalanan ve Çeçen meselesine müzakereler yoluyla çözüm bulmasını amaçlayan Anlaşmanın açık hükümlerinin dikkate alınmayarak, Moskova'nın soruna "Metropol ve Sömürgesi" zihniyeti çerçevesinde yaklaşması ve bölgeye idari özerkliği dahi tanımaktan kaçınması üzerine müzakereler kesilmiş; neticede İslamcı çevrelerin baskısına dayanamayan Maşadov, Dudayev'in laik anayasasını Şubat 1999'da değiştirmek suretiyle Şeriat Kanunlarını kabul etmek yoluna gitmiştir.

            Çeçen direnişinin zamanla radikal İslami bir karaktere bürünmesi ve Kafkasya'da köktendinci akımların yükselmesinde iki unsur önemli rol oynamıştır.

  • a- Kızıl Ordunun Şubat 1989'da Afganistan'dan çekilmesi ve hemen akabinde bu ülkede "cihat içinde cihat" diye tanımlanan iç savaşın çıkmasıyla birlikte Kafkasya kökenli mücahitlerin büyük bir kısmı ülkelerine geri dönmüştür. Genelde, Pakistan'ın Peshaver, Quetta, Karachi gibi şehirlerine en radikal islamı savunan ve CIA tarafından dolaylı destek sağlanan Deobandi mezhebine bağlı medreselerde eğitilmiş olan bu mücahitler; Kilisenin "İyiler ve Kötüler" veya başkan Bush'un "ya bizimlesiniz yada bize karşı" ikileminde olduğu gibi, dünyayı Darul-İslam ve Darul-Harp zaviyesinden görmekte ve Şeriat dedikleri: "asırlar öncesi şartlar ve ihtiyaçlar için, Kur'an ve Sünnetten çıkarılan ve bugün için uygulanması mümkün ve münasip olmayan fetvaların" tüm dünyada yerleşmesine değin cihadın sürdürülmesini savunmaktadırlar. Dolayısıyla, 1990'lı yıllara değin sadece Afganistan, Pakistan ve Keşmir bölgesiyle faaliyetleri sınırlı olan Laşkari Taiba, Ceyşul Muhammed, Hizbul Tahrir, Hareketül Mücahidin gibi cihadi gruplar zamanla eylem alanlarını Kafkasya ve Orta Asya Türki Cumhuriyetlere kadar genişletebilmek imkanını bulmuşlardır. Bunlara katılan elemanların niyetleri halis de olsa yöntemleri yanlıştır. Siyonist ve emperyalist odakların sinsi amaçlarına alet olunmaktadır.
  • b- Radikal islamın Kafkasya'da güçlenmesine katkıda bulunan 2. faktör ise, Vahabizmin, El Harameyn, El Rabıta, İbrahim El İbrahim, El Taiba gibi Suudi etiketli Siyonist vakıf ve fonların sayesinde bölgeye taşınmasıdır. Bu kuruluşların önemli finans desteği sayesinde Maşadov'un halefi A.Halim Sadullaev'in de üyesi olduğu Cemaatül İslam, Nakdat (İslami Uyanış) gibi muhtelif siyasi parti ve formasyonlar kurularak faaliyet göstermeye başlamıştır. Bu vakıfların mali desteğiyle yaklaşık 2 bin civarında cami ve medresenin kontrolü vahabi grupların eline geçmiştir. Neticede, Dağıstan ve Çeçenistan başta olmak üzere Kuzey Kafkasya'da birçok bölgede ve özellikle kırsal kesim ile küçük kent merkezlerinde günlük hayatı Şeriat hükümlerine göre düzenleyen Şuralar (dini konsey) oluşmuş durumdadır.

Dolayısıyla, 17. yüzyıldan itibaren toplumun siyasi ve sosyal yaşamını yönlendirmekte olan Nakşibendî tarikatına ilaveten, Vahabi ve Deobandi unsurların katılımıyla ve özellikle sürekli savaş ve saldırı şartlarının ve karanlık odakların da kışkırtmasıyla son yıllarda Kafkaslarda radikal grupların güçlendiği müşahade olunmaktadır. Bu çerçevede bölgede S.Basayev, M. Udogov, Ebu Hattab (asıl ismi Habip A.Rahman olan bu Ürdün asıllı komutan Mart 2002'de FSB tarafından öldürülmüştür) gibi yerel ve yabancı İslamcı liderlerin öncülüğünde 1991'den sonra Dağıstan'ın başkenti Mahaçkale'den (Hazar Denizi) Abhazya'nın başkenti Suhumi'ye (Karadeniz) kadar uzanan Dağıstan, Çeçenistan, İnguşetya, Kabandin-Balkar, Karaçay-Çerkez ile Gürcistan dahilindeki Abhazya özerk bölge ve cumhuriyetlerini de kapsayan "Kafkasya İslam Konfederasyonu'nun kurulması" fikri tartışılmaktadır. Rusya Federasyonu'nun yanı sıra, Gürcistan'ın da sınırlarının değişmesini ön gören böyle bir İslam Konfederasyonu'nun gerçekleştirilmesi fikri mevcut siyasi şartlarda ütopik bir talep olmakla birlikte, özellikle Moskova'yı kuşkulandırmaktadır. Bu nedenle de, radikal islamın zamanla güçlenerek Rusya'nın diğer Müslüman bölgelerine sıçraması ihtimaline binaen, Kremlin öncelikle Çeçenistan'da ayrılıkçı milliyetci akımları ve cihadi grupları dizginlemek, böylece RF'nin birlik ve bütünlüğünü koruyabilmesi meselesini gündemden çıkarma hesabındadır.

Sonuç: Moskova'nın her türlü müzakere ve diyalog kanallarının kapatılması ile meseleye salt askeri çözüm bulmasını içeren bir strateji izlemesi; Çeçen direnişinin de giderek sertleşmesi ve radikal bir çizgiye yönelmesine sebebiyet vermektedir. Bu doğrultuda, 2004 Eylül ayında Beslan'da vuku bulan okul baskını benzeri terörist eylemlerin önümüzdeki günlerde de gerçekleştirilmesi ihtimal dahilindedir. Zira, RF'deki organize suç örgütleri ve Rus Mafyası içinde Çeçenlerin ağırlıklı bir rolü olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla halen milli ekonominin yaklaşık % 23'ü seviyesinde seyretmekte olan kayıt dışı ekonomik faaliyetleri büyük ölçüde kontrol eden bu örgütlerin ve Rus Mafyasının lojistik hizmetlerinden yararlanmak imkanına haiz olan Çeçen militanların sadece Çeçenistan'da değil, Rusya'nın önemli kent merkezlerinde de eylem ve tedhiş faaliyetlerini gerçekleştirmesinin mümkün olduğunu bilerek hareket etmelidir. 2004'de 2. defa başkan seçilmeden önce Rus halkına tam güvenli ve huzur vaad eden Putin'in, Beslan türü eylemlerin tekrarı halinde halk nezdindeki prestijini ve kredibilitesini yitirmesi kesindir. ABD'ye ve Siyonist lobiye karşı; Hindistan ve Çin'e, hatta başta Türkiye, İran, Pakistan ve Suriye olmak üzere bütün İslam Alemine yanaşma eğilimi gösteren Putin'in, biran evvel ve barışcı-uzlaşmacı yöntemlerle Çeçen sorununu çözmesi gerekir. Çünkü Çeçenistan'daki "Radikal İslam" yaftalı hareketlerin arkasında CIA ve MOSAD'ın olduğu artık bir sır değildir. Çeçenistan sorunları yüzünden Putin'in halk ile yaptığı seçim kontratının bozulması ve halkın güvenlik konusundaki bu beklentisinin karşılanamaması durumunda ülkenin tedricen siyasi bir istikrarsızlığa sürüklenmesi beklenebilir.

Bu bakımdan, Moskova'nın 1999 yılından beri uygulamakta olduğu bu 3 boyutlu Çeçenistan stratejisini yeniden gözden geçirmesi ve diyalog kanallarına işlerlik kazandırmasının daha isabetli olacağı değerlendirilmektedir. Bu bağlamda İslam Konferansı Örgütünün, BM ile AGİT'in gözetiminde yapılabilecek bir referandum yoluyla ve tüm Çeçen halkının rızasıyla bölgeye idari özerklik ile geliştirilmiş ekonomik haklar verilmesi çerçevesinde, bu soruna çözüm bulunmasının mümkün olabileceği, en akıllı ve hayırlı tercihtir.

ABD'ye hakim Siyonist Lobilerin; Türkiye ile Rusya'nın arasını bozmak ve işbirliği yollarını tıkamak hesabıyla, Çeçenistan sorununu sürekli kaşıdığı, yapıcı ve kalıcı barış girişimlerini karıştırdığı bilinmeli, buna göre hareket edilmelidir.


Bu yazarin diger makaleleri

Gönlüme İlham, Zihnime İkram; HİKMET GONCALARI “HOCAMIZDAN VECİZ HATIRLATMALAR”
  Ahmet Akgül Hocamızdan Dinlediğimiz Hikmetli Uyarılar:   . ♦ Allah’ın taksimine, yani...
Devami
İKTİDAR KAN MI TAZELİYOR, CAN MI ÇEKİŞİYORDU?
Başbakan yardımcısı Bülent Arınç, Fetullah Gülen ağzıyla barışçıl mesajlar verip...
Devami
TERÖRÜN DİNİ VE FİRAVUNLARIN ÇAĞDAŞ FİGÜRANLARI…
  Terör: İhtilalci grupların giriştikleri şiddet hareketlerinin tümü için kullanılan bir...
Devami
NÜZHET DEDE’DEN İLM-İ LEDÜN (MANEVİ HİKMET) MESAJLARI
Bir rüya âleminde ve maneviyat ikliminde Cenabı Hakk’ın tecellisine ve...
Devami
TÜRKİYE'NİN SON ŞANSI VE ERBAKAN’IN MEMLEKET SEVDASI!
O süreçte Erbakan’sız yeni oluşum heveslilerine, şimdi ise partiyi Erbakan...
Devami
TÜRKİYE ÜZERİNE KARANLIK OYUNLAR VE KİRALIK PİYONLAR
  "AB ile uyum safsataları, Demokratikleşme salataları, Küreselleşme yutturmacaları, Dinlerarası...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4977

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR