ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün631
mod_vvisit_counterDün3479
mod_vvisit_counterBu Hafta11275
mod_vvisit_counterGeçen hafta54641
mod_vvisit_counterBu Ay11275
mod_vvisit_counterGeçen Ay195399
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17339273

IP'niz: 54.236.62.49
Bugün: 03 Mar 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12398705

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

ÇOCUK EĞİTİMİ VE AİLE SORUMLULUKLARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Çocuklarda öz saygı ve kendine güvenmek

Çocuklarımız, ilk önce anne babasının elinde şekillenecek bir hamurdan farksızdır. Ebeveyni ve yakın çevresi, çocuğun aynası ve ayarıdır. Bu çocuklara en başta sevgi ve saygı aşılamak ise onları doğru ve dengeli eğitmenin ilk şartıdır. Çocuğun sevgiyi ve öz güveni hissetme derecesi, gelecekteki yaşamında onu her alanda etkileyip olgunlaştıracaktır. Aynı zamanda da, çocuğun üretkenlik yeteneğini, başkalarıyla ilişkisini ve başarılı olmasını belirlemede önemli bir faktör olmaktadır. Ebeveynler, çocuğun öz saygısının ilk temellerini oluşturmaktadır. Çocuğun kendini sevgi dolu ve yetenekli hissetmesi için ailelerin önemli sorumlulukları vardır.

Çocuk eğitimi, bir sorumluluk, sabır, disiplin ve bilgi işidir. Bilginin ve becerinin efendisi olmak için de, emeğin ve eğitimin hizmetçisi olmak gerekir. Tembellik veya tesadüflerle ve hele boş vermişlikle ne mutlu yuvalara, ne de kutlu evlatlara erişilmeyecektir. Çocuklar sevgi ve güvenle yetiştirilmelidir. Onlara pompalanan korku, kuşku ve kaygı birçok kötülüğün tetikçisidir. Bunlar çocukların kimyasını bozan endişelerdir. Örneğin aslında hiçbir çocuk “yalancı” değildir. Yalan söylemek insanın fıtratına terstir. Ancak çocuğu korkutup kaygılandırırsanız, o zaman “kendini korumak için” yalana başvurabilir. Sınavdan zayıf alan bir çocuk, anne babasının üzüleceği “kaygısı” ile, sınav notunun yüksek olduğu yalanını söyleyebilir. Burada çocuğun bizzat kendisine ve onun yalan söylemesine odaklanmak yerine, onu yalana iten kuşku ve kaygılar ortadan kaldırılırsa, yalan söyleme eğilimi de kendiliğinden giderilecektir. Ve yine aslında hiçbir çocuk “saldırgan” değildir. Ancak çocuğu ürkütüp, kaygılandırırsanız, çocuk “kendini korumak için” saldırgan bir davranış sergileyebilir. Mesela, yeni bir kardeşi dünyaya gelen çocuk, annesinin kardeşi ile daha çok ilgilendiğini ve kendisinin artık daha az sevildiğini zannederse, üzülüp endişelenir. Böylesi bir psikoloji çocuğun küçük kardeşine yönelik “şiddet”, “kıskançlık”, ve “zarara uğratma” eğilimini artırıverir. Burada, çocuğun saldırgan davranışından daha önemli olan şey, çocuğun anne sevgisini kaybediyor olduğu kaygısı ve düşüncesidir. Böylesi bir çocuğun tekrar “normalleşebilmesi” ancak onun duyduğu kaygıdan arınması ile mümkün hale gelir.

Bu nedenle çocuklarımıza sürekli korku ve kuşkular pompalamak, onların psikolojilerini olumsuz etkileyecektir. Elbette korku, dikkatli ve tedbirli davranması için insan fıtratına yerleştirilen gerekli bir duygudur. Ama çocuklarımıza dengeli, sevgi ve ümit içerikli bir Allah korkusu aşılamak; Ona sığınmak ve yardımını sağlamak suretiyle kazanılan bir cesaretle, girişken ve üretken kişiler olarak hayata hazırlamak en güzelidir.

İsteklerimizi net ve açık bildirmek

Çocuğumuzun ondan ne istediğimizi bilmesini sağlayarak işe başlanmalıdır. Bu ona alternatif davranışları öğrenmesi için bir şans tanımaktır. Örneğin; "Oyuncaklarını kardeşinin beşiğine atarsan ona zarar verirsin. Bunun yerine “uyandığında ona trenini gösterebilirsin" şeklinde bir açıklama yapılmalıdır. İsteklerimizi ona açıkça aktarmak, ondan ne yapması gerektiğini anlamasını kolaylaştıracaktır.

Dinlemeyi öğrenmek

Çocukların duyguları, gözlemleri ve algıladıkları dinlenmeye değerdir ve böyle yapmak çocukların öz saygılarını artıracaktır. Size bir şeyler söylemeye çalıştığında, en azından şimdilik ona zaman ayıramayacaksanız bile uygun olmadığınızı ama şu vakitte kendisini dinleyip dikkate alacağınızı hatırlatmalıdır.

Çocuğun varlığını kabul etmek

Annelerin zaman zaman şikayetvari söylenmelerinin, hatta "keşke çocuk doğurmasaydım, onun sıkıntılarına artık dayanamayacağım" şeklinde pişmanlık ifade etmelerinin yanlış olduğu, özellikle bu gibi mesajlar sık sık tekrar edildiğinde çocukların “istenmediği ve kendisine değer verilmediği” duygusuna kapılacakları uzmanlarca uyarılmaktadır. Bu durum özellikle evdeki yeni bebeklerle ilgili olmasına rağmen, annelerin bu yakınmaları uyumlu bir çocuğun bile istenmediğini düşünmesine neden olmaktadır. Oysa böyle zamanlarda çocukların özel bir ilgiye ihtiyaçları vardır, çünkü çocuklar yakınları tarafından desteklenmeye ve değer verilmeye muhtaçtır. Unutulmasın ki, çocuklarına değer vermeyen ve ilgi göstermeyen anne-babalar onlardan aynı karşılığı bulacaktır.

Çocuklarımızın takdir edilecek girişimlerini görmek

Çocuklar kötü bir şey yaptıklarında belki de ilgi çekmek, iyi bir davranışta bulunduklarında da takdir edilmek arzusundadırlar. Yaptıkları, her gün yapılan sıradan bir şey bile olsa, onların beklediği; yaptıklarının onaylanmasıdır. Bu nedenle her fırsatta çocuklarla ilgilenmeli ve onların nesini sevdiğimizi ve takdir ettiğimizi anlatmalıdır. Örneğin; "Senin öğrendiğin yeni duayı ve şarkıyı çok seviyorum." veya "Bu sabah söylediklerin gerçekten beni etkiledi" gibi sözlerle onları onurlandırmalıdır. Bunun gibi çocuğunuzun odasına, banyodaki aynaya veya beslenme çantasına ufak kâğıtlara çizilmiş küçük resimler ya da yazılmış sevgi mesajları konulması da onları mutlu kılacaktır.

Çocuklarla ortak vakit geçirmek

Birçok ebeveyn için zaman çok sınırlıdır; bununla beraber uzmanlar her bir çocukla yalnız zaman geçirmenin çok önemli olduğunu vurgulamaktadır. Bir pazar sabahı dışarıda kahvaltı yapmak veya yemekten sonra parkta küçük bir yürüyüşe çıkmak bile onları sevince boğacaktır. Zaman zaman çocukların seviyesine inip onların kuralları ve oyuncaklarıyla oynamak da yararlı olacaktır. Kardeşini kıskanan ve yeni doğan bebekten dolayı geri planda kalan çocuğunuzla yalnız zaman harcamak için daha özel bir çaba harcanmalıdır.

Ona görevler vermek ve takip etmek

Ebeveynler genellikle çocuklarının yapmakta zorlandığı işleri ve okul ödevlerini kendileri yaparak onlara yardımcı olduklarını sanmaktadır. Oysa bu yardım, "Sen bunu başaramazsın. Sen yeterince olgunlaşmadın" mesajlarını verebilir veya onları tembellik ve beleşçiliğe itebilir ki bu da çocuğun kendine olan saygısını azaltır. Çocukların bir işi başarmak için mücadeleye yönlendirilmeleri daha yararlıdır. Ayrıca çocuklara, problemlerini çözmek ve kendi yeteneklerini keşfetmek için fırsatlar da tanınmalıdır. Yardım istediklerinde, ilk olarak, o işin üstesinden gelebileceklerine onları inandırarak cesaretlendirmek ve rehberlik etmek doğru olanıdır.

Çocuğun özel eşyalarına saygı göstermek

Anne-babalar, sıklıkla çocuklarına verdikleri oyuncakların ve kitapların kontrolünü elde tutmaya çalışır ki, bu yanlıştır. Örneğin; bir eşyasının atılmasına, çocuktan çok ebeveynler karar vermeye kalkışır. Çocuğunuzun o oyuncakla oynama çağının geçtiğini düşündüğünüz halde, çocuğun ona hala ve belki de yıllarca ihtiyaç duyacağı unutulmamalıdır. Bu nedenle eşyalarını atmadan önce ona danışmalıdır, bu ona ayrıca güven ve saygınlık kazandıracaktır.

Çocuğun düşüncelerine değer vermek

Çocuğunuzun herhangi bir konudaki tercihini sormanız, onun duygularının, yaklaşımlarının ve algılarının değerli olduğunu düşünmesini sağlayacaktır. Bir davete giderken ne giyeceğinizi ya da öğle yemeğinde ne yapabileceğinizi bile ona sormanız gururlarını okşayacak, görüş beyan etme yeteneği ve cesareti kazandıracaktır. Tabii her zaman çocuğunuzla aynı görüşte olmayabilirsiniz. Ama ona, neden onunkinden farklı bir karara vardığınızın sebeplerini açıklarsanız, düşüncelerinin tamamen faydasız olmadığını anlayacaktır.

Çocuğun yeteneklerini kabul etmek

Her yeni girişim ve başarı, çocukların yetenekli ve becerikli olduğu düşüncesine kuvvet katacaktır. Ne kadar küçük olursa olsun her başarısı kabul edilmeli ve ona başarılı olacağı yeni şeyler bulunmalıdır. Ayrıca ebeveynler, onlardan bazı şeyleri kendilerine de öğretmelerini istemeleri, onları özgüvene ve liderliğe hazırlayacaktır. Yeni bir bilgisayar oyunu oynamayı veya bir namaz duasını size öğretmesini istemek, onlara moral aşısı olacaktır. Buradaki mesaj açıktır: "Sen yeteneklisin!" Bazı şeyleri yaparken onların yardımını istemek ve tercihlerine saygı göstermekte, çocuklara özgüven kazandıracaktır. Çocuğun kendine olan saygısını artırmanın bir yolu da, onun davranış ve duygularını saygıyla karşılamaktır. Ebeveynler, çocukları için eğlenceli veya yararlı olan etkinlikleri önerebilirler. Fakat onu ön yargılı davranmaya zorlarlarsa, çocuk kendisinin yeterince iyi olmadığı duygusuna kapılacak ve giderek aşağılık kompleksi oluşacaktır.

Çocuk içine kapanıksa, ilgilenip desteklemek

Çocukların bazı bozuk tavırları, argo konuşmaları ve rahatsız edici davranışları onların psikolojileri hakkında ciddi mesajlar taşımaktadır. Böyle durumlarda ebeveynler, sevgiyi ve gerçekleri sunarak yardımcı olmalıdır. Onları yapıcı bir şekilde uyarmalı, ne demek istediklerini anlamalı ve sonra da doğru olan hatırlatılmalıdır.

Çocukla göz hizasında konuşabilmek

Çocuklarla konuşurken, daima yüksekten almak ve onları küçümser bir tavır takınmak yanlıştır ve yaralayıcıdır. Bu onların sadece kendini küçük hissetmesini sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda ebeveyn ve çocuk arasında büyük bir mesafe olduğuna inanmasına da yol açacak ve bizden uzaklaşacaktır. Her zaman onunla konuşurken, yanına çömelerek ya da oturarak, ya da onu sizin seviyenize çıkararak göz kontağı kurularak konuşulmalıdır. Bu daha yakın bir iletişimi sağlayacaktır.

Çelişkili mesajlar vermekten ve özgüveni zedelemekten çekinmek

Çelişkili mesajlar, anne-babanın sözleriyle başka, eylemleriyle başka davrandıklarında ortaya çıkmaktadır. Örneğin; çocuğa, çok sinirli olarak yüzüne bakmadan "seni seviyorum" demeniz, ya da korktuğunda, gece yanınıza gelebileceğini söyleyip, sonra kızmanız ve köpürmeniz onu çelişkiye sokacaktır. Öncelikle çocuğa karşı dürüst olunmalıdır. Kızarken, kızgın olmadığınızı söylemek yanlıştır. Çocuğa model olunmalı, ona söylediğinizi siz de yapmalısınız. Fikir birlikteliklerinizi ifade etmeli ve verdiğiniz sözleri tutmalısınız. İstekleriniz ve kurallarınız açık olmalı, ne hissettiğinizi ya da ne beklediğinizi açıkça ortaya koymalısınız. Sözlerinizle vücut dilinizin birbirine uymasına dikkat etmeniz size saygınlık kazandıracaktır.

Duygularımızı çocuklarla paylaşmayı bilmek

Anne-baba, çocuklarıyla duygularını paylaştıklarında, onları kendi deneyimlerini ve düşüncelerini kabul etmeye cesaretlendirmiş olacaklardır. Anne ve babalarının anılarını, hoşlandıkları ve korktukları durumları, nasıl karşılaştıklarını, çocukları doğmasının nasıl bir duygu yaşattığını hikâye şekline anlattıklarında, çocuklar anne ve babalarını daha yakından tanıyacaklardır. Aile hikâyelerini çocuklarla paylaşmak, kendi kökleriyle gurur duymalarını da sağlayacaktır.

Her çocuğun biricik olduğunu hissettirmek

Çocuklarda “kendine saygıyı geliştirme”, üstesinden gelinemeyecek bir iş sanılmamalıdır. Onlara özellikle sevgiyi aşılamalı ve yeteneğini hatırlatmalı ve tabii ki, her iki duyguyu besleyecek şekilde davranılmalı ve o yönde konuşulmaya çalışılmalıdır. Ebeveynlerin mükemmel olamadıkları ve en iyisini yapamadıkları zamanlar da vardır. Fakat özellikle; gıda alma ihtiyacı gibi, bir çocuğun sevgiyi düzenli aralıklarla alması gerektiği unutulmamalıdır. Çünkü sevgi, anne sütü kadar yararlıdır.

İyi bir anne-baba olmak için Sürekli Kendimizi Geliştirmek ve Beynimizi Geliştirmek:

“İşleyen beyin pas tutmaz!” kuralına uymalıyız!

Eskiden beyin hücrelerimizin yaşlanmakla azaldığına, nöron kaybına inanılırdı. Oysa yeni çalışmalar hücre kaybı olmadığını, çeşitli alanları birbirine bağlayan yolların kullanılmadığı zamanlar atıl hale geldiğini ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle yaşımız ilerledikçe beynimizi kullanmaya daha çok önem vermeli ve beyin egzersizleri de yapmalıdır. Bunun için de bol bol okumalı, Yüce Yaratıcının kudret eseri kainatı ve tabiatı tefekküre dalmalıdır.

Beynimiz şoför mahallidir, kumandayı aklımızın ve vicdanımızın eline almalıyız!

Vücudumuzdaki en önemli ve hassas organımız hiç kuşkusuz beynimizdir. Bu yüzden en iyi korunan organımız yine beynimizdir. Beynimiz kendisi için tasarlanmış koruyucu kafatasının içinde bedenin diğer kısımlarından ayrı durmaktadır. Bu kafatası ona gelecek zararları en az seviyeye çekmektedir. Yapılan bir araştırmada; baş yaralanmalarının pek çoğunda beynimizin zarar görmediği tespit edilmiştir. Ancak okumayan, araştırmayan, tefekküre dalmayan, milli ve insani sorunlara kafa yormayan kişilerin ve hep şeytani düşünce ve hayaller üretenlerin beyinleri çok erken yıpranıp pörsümektedir.

Beyin kapasitemizi en yüksek düzeyde kullanmaya çalışmalıyız!

Bilimde ve teknolojideki gelişmeler ve beynimizle ilgili incelemeler; insan beyninden istifade etme oranının çok düştüğünü göstermektedir. Daha önceleri yapılan araştırmalarla insan beyninin %10‘unu kullandığı ileri sürülürken artık son araştırmalarla %0,5 ile 1,5 arasında bir kullanım kapasitesinde kaldığı belirtilmektedir. Ancak bilim artık “beynimizi nasıl daha etkin kullanırız?” şeklindeki araştırmalara da önem vermektedir.

Tembellik kabuğumuzu çıkartmalıyız

Bu nedenle yeni teknikler ve beyni geliştirici taktikler araştırılmaktadır. Önümüzdeki yıllar beyni teknik ve taktiklerle en üst seviyede kullananların olacaktır. Çünkü 10 km. hızla giden bir araba 100 km. hızla giden bir arabanın yanında kaplumbağa ile tavşan misali kalacaktır. Ancak biz üzerimizdeki kabuğu çıkarıp yarışa girersek kazanma oranımız daha yüksek olacaktır.

Beyin eğitimi ve gelişimi için:

· Beyni geliştirmek için egzersizler yapın,

· Başta Kur’an meali olmak üzere bol bol kitap okuyup yorumlamaya çalışın. Pasif değil aktif okumaya bakın.

· Beyni tembelleştiren televizyondan mümkün olduğunca uzak durun. Televizyon seyretmeyi bir plana bağlayın.

· Kendinize güvenin, direnin ve dayanın.

· Tefekküre ve konsantrasyon egzersizlerine önem verin, Ruhunuz ve Rabbinizle baş başa kalın,

· Fazla uyumayın. Uyku beyni tembelleştirip, uyuşturmaktadır. Fazla yemekten sakının,

· Hafıza tekniklerini öğrenin ve uygulayın

· Korku, stres, telaş, zaman baskısı, şüphe ve kıskançlık ve değerlendirme yoksunluğundan uzak yaşayın,

· Beyin açık havadayken ve ayaktayken daha iyi çalışır. İnsan beyninin ayaktayken yaklaşık yüzde 10 daha fazla çalıştığı saptanmıştır. Önemli kararlarınızı alırken kapalı alandaysanız, dışarı çıkıp dolaşmayı veya evde "volta atmayı" deneyebilirsiniz. Yürürken kolları sallamak beynin performansını olumlu etkiliyor. Önemli kararlarınızı açık havada, kollarınızı sağa sola sallayarak yürürken almaya çalışın,

· Yabancı bir dil öğrenme beyni güçlendirip çalıştırır. Her gün birkaç yabancı ya da yerli yeni kelime öğrenip, kullanın. Sözlükleri karıştırın. Okuduğunuz kitap ve makalelerdeki yabancı kelimelerin anlamını araştırın. Beyninizi çalıştırmaktan korkmayın.

· Zihinsel jimnastik/antrenman yapın. Bunun için çeşitli bulmacaları çözmeye çalışın. Satranç gibi akıl oyunları oynayın. 

· Rutin olarak tekrar ettiğiniz davranışlardan uzaklaşın. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer elinizle taşıyın, evinize başka bir yoldan giymeye bakın. En azından bir günlüğüne televizyon kumandasını sık kullanmadığınız elinizde tutun. Alışkanlıklara esir olmayın,

· Entelektüel zevklerinizi geliştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş ve atasözleri antolojisinden birkaç cümle okuyun. Beyninizi kaliteli cümlelerle besleyip dolgunlaştırın,

· Her gün güzel bir resme veya fotoğrafa bakmaya çalışın. Estetik algınız, seyrettiğiniz estetik şeyler kadar gelişir, unutmayın. Tabiata hikmet ve ibretle bakın,

· Sevdiğiniz bir müziği, ilahi ve ezgiyi bir süre gözleriniz kapalı dinlemeye çalışın. Beyin otoriteleri tarafından sevdiğiniz müziğin zekâya 7 puan ekleyebildiği hatırlatılır.

· Günde aklınızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçip durmaktadır. Bu düşünceler ne hakkındaysa, hayatınız da ona göre şekillenip anlam kazanır. Unutmayın, kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda da onu çoğaltırsınız.

· Bir konu hakkında düşünürken, detayları atlamayın, çeşitli ihtimalleri hesaba katın. Düşünme yönteminiz ve fikir üretme yeteneğiniz üzerinde yoğunlaşmak, beyin ve düşünce kapasitesini artırır. Ayrıca dua, zikir ve Kur’an okuma beyni ve kalbi cilalayıp, kavrayış yeteneğinizi parlatır.

· Bol ve temiz oksijen beyin için çok önemlidir. Beynimiz ağırlık olarak vücudumuzun yüzde 2'sini oluşturduğu halde, vücuda gelen oksijenin yüzde 25'ini tüketir. Oksijensiz kaldığımızda ölümü gerçekleşen ilk organımız beyindir. Odanızın penceresini açarak kendinize bol bol oksijen ısmarlayın.

· Farklı düşünme tarzları beyninizi geliştirip parlatır. Çocuklara daha fazla vakit ayırın. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşup olgun şekilde tartışın.

· Beynin en tehlikeli yanı "ters çaba" kuralına göre çalıştığı anlardır. Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuz şeye odaklanırsanız, korktuğunuzu başınıza getirmesinden sakınmalıdır. Buna ters çaba kuralı denir. Beyin odaklanılan hedef olumsuz olsa bile, bunu gerçekleştirmek için çalışır. Topluluk önünde konuşma yaparken "acaba heyecanlanır mıyım?" diye düşünürseniz, heyecanlanırsınız. Ahlaksız şeyler hayal kurarsanız o konuya programlanırsınız.

· Beyni asıl yoran monotonluk ve durgunluktur. Hayatınızı hayırlı ve yararlı yönde ne kadar renklendirirseniz, beyninizi de o kadar neşelendireceğinizi unutmayın!

· Beyin kısa süreli ve ani hafıza kaydında beş ile yedi arasındaki bilgiyi işleyebildiği anlaşılmıştır. Yeni bir bilgi gelince, bu bilgilerden birini atmaktadır. Buna "sihirli sayı" kuralı denir. Bu kural aşılıp aşırı bilgi yüklenmesi durumunda beynimiz "servis dışı" kalır. Bu nedenle aceleci ve maymun hevesli değil, dikkatli, tedrici ve sürekli bir öğrenme alışkanlığı kazanmalıdır. Hayatınızın en büyük kararlarını alırken "kafadan" değil, tıpkı beş haneli iki rakam grubunu çarparken yaptığınız gibi, bir kâğıt üzerine yazarak ne yapacağınızı hesaplayın.

· Sağlam kafa sağlam vücutta bulunacaktır. Fiziksel zindelik, zihinsel zindelik sağlayacaktır. Uzun süre hareketsiz kalmak, zihni de durgunlaştıracaktır. Spor yapmaya, fazla kilolarınızdan kurtulmaya çaba harcanmalıdır. Yeterince su içmeye bakın. Çünkü, insan beyninin yüzde 78'i su ile kaplıdır.

· Ders çalışırken ilk öğrenilenler, son öğrenilenler, sık tekrarlananlar ve ilginç bulunanlar en çok akılda kalanlardır. Dersleri kısa aralar vererek çalışmak akıllıca bir yaklaşımdır.

· Bu hafta kafanızı nasıl daha iyi çalıştırabileceğiniz üzerine daha fazla yoğunlaşın. Unutmayın, beynimizi daha iyi çalıştırmak için kullanacağımız organ yine beynimiz olacaktır! "Aklınızı "başınıza" toplayın ve kullanın!

Bilgisayar bağımlılığı çağdaş ve yaygın bir hastalıktır!

Bilgisayar, son yüzyılın en büyük girişim, değişim, gelişim süreçlerinin tümünü hareketleyen ve kendi içinde barındıran bir fonksiyon haline gelmiştir. Özellikle son zamanlarda toplumda insanların birbirinden korkması, caddede gezmenin bile tehlikeli olması gibi sosyal nedenler bizi neredeyse eve hapsetmiştir. Artık internet üzerinde her türlü işlemin yapılması bizi bilgisayara adeta bağımlı konuma sürüklemiştir. Bunun yanında çocukların ilgilerine hitap eden şiddet ve hırs nitelikli oyunların da olması erişkinlerin olduğu kadar çocukları da kötü yönde etkilemektedir. Bu durum hem anne-babaları, hem de çocukları “bilgisayar mahkumu”na çevirmiş, iletişim ve işbirliğini köreltmiştir.

Peki bilgisayarın bize ne gibi psiko-sosyal etkileri olabilir?

Bir defa öncelikle sosyal hayatımızın azalması ve iletişimin kopması kaçınılmazdır. Bilgisayar kullanıcılarının çoğunun; ailevi sorumluluklarına, hatta kendisiyle alakalı konulara ilgisi azalmaktadır. İçine kapanan bu kişiler, ASOSYAL denilen sınıfa katılıp bu kişilik sorununu farkında olmadan yaşamaya başlamaktadır.

Bilgisayara bağımlı kişinin özellikleri:

· Giderek artan bir bağımlılıkla bilgisayar kullanımına yönelme

· Bilgisayar kullanma da kendini kontrol edememe, yanlış, yararsız, hatta ahlaksız sitelere girme

· Sorunlardan kaçmak için bilgisayar düğmesini kurtuluş gibi görme,

· Bilgisayar kullanımı için aile veya çevreye yalan söyleme,

· Bilgisayarın sınırsız kullanımından dolayı iş, eğitim, gelişim gibi alanlardan yoksun kalma, fırsatları boşa verme

· Bilgisayar olmadığı zaman kendini gergin ve huzursuz hissetme

· Kişisel sorunlar, depresyon, dışlanma, haksızlığa uğrama, kendini değersiz ve beceriksiz sanma gibi düşünce ve benlik algıları da bağımlılığa neden olmaktadır.

Asosyal ve psikolojik sorunu olanlar, daha çok bağlanırlar!

Yapılan araştırmalarda; sosyal iletişimi az olan, kendini yeterince kanıtlayamayan, duygu ve düşüncelerini rahatlıkla ortaya koyamayan kişilerin internet veya bilgisayar bağımlılığına daha meyilli oldukları ortaya çıkmıştır. Bunun yanında bazı kişiler bazen, gerçekte bulamadıkları ilgi, sevgi ve saygıyı sanalda arayarak kendilerini avutup benlik saygınlıklarını korumaya çalışmaktadır. Her ne kadar sanal iletişim insanı sosyalleştirip, iletişimi arttırır gibi görünse de gerçek hayattan uzaklaştırması, insanı hazırcılığa ve kolaycılığa alıştırması nedeniyle, asosyal yapmaktadır.

Bilgisayar bağımlıları hayal âleminde yaşarlar, hayattan koparlar!

Yine, internet ve bilgisayar bağımlılığı incelendiğinde, kişinin eğer var olan kimlik olgusundan ve sosyal-ekonomik konumundan memnun değilse, olanı değil de olması gerekeni (ideali) aramaya ve sanalda yaşamaya başladığı anlaşılmıştır. “Çok güçlü bir savaşçı, çok zengin bir iş adamı, uzun boylu bir yakışıklı, saygın bir ilim adamı” biri gibi rollere girerek idealindeki kişiye yakınlaşarak kendini daha değerli ve önemli hissedip avunmaktadır. Bu durum onun hayal âleminde yaşaması gibi bir şey olup, bilgisayar başına her oturduğunda gerçek kimliğini bulduğunu sanmasıdır. İşte bu kişilerde sanrısal bozukluk veya ileride şizofren veya paranoyak bozuklukların ortaya çıkması ise kaçınılmazdır… Özellikle internet kullananların çoğunluğunun “sohbet odalarına” daha sık girdiklerini saptanmıştır. Bunun nedeni aslında kişinin koşulsuz kabul arayışıdır. Çünkü çevresi eğer bireyi hep eleştirip, kendilerine göre görmek isterlerse birey gerçek çevreden kaçıp, kendisini koşulsuz kabul eden, sanal çevreye kaymaktadır.

Peki neler yapmalıyız?

·  İnternet ve oyun ortamının gerçek değil sanal olduğunu asla unutmamalıyız.

·  Gerçek hayattaki ilişkilerimizi ve yaşam felsefemizi sorgulamalıyız.

·  İnternete olan bağımlılığımızın nedenlerini yukarıdaki görüşlere bağlı olarak cesaret ve samimiyetle ortaya koymalıyız.

·  Çocuklarımızın oynadığı oyunları, girdikleri siteleri bilmeli ve onlara önleyici bilgiler vererek zarar görmelerine engel olmalıyız.

·  Sanalda bulduğumuz şeyin aradığımız şey olup olmayacağını mantıksal süreçler olarak tartışmalıyız.

·  İnternet kullanım süresini ihtiyaca göre ayarlamalıyız.

·  İnternet ve oyuna yönelmemek için farklı uğraşlar bulmalıyız. Kitap okumak, ilim ve ibadete vakit ayırmak, spor yapmak, ev işleriyle uğraşmak, arkadaşla beraber olmak, müzik dinlemek vs... gibi.

·  Çocuğunuzun bilgisayar kullanım süresini ve kalitesini kontrol etmeli, ihtiyacının niteliğini ve niceliğini açığa çıkarmalıyız.

·  Çocuğunuza, sanal konularla ve olumsuzluklarla ilgili ön bilgileri aktarmalıyız

·  Çocukların temel görevlerini bitirmeden bilgisayar başına oturmalarına kesinlikle göz yummamalıyız.

·  Çocukların günlük kullanımı en fazla 1 saat olmalıdır. Eğer internet veya oyun bağımlılıkları var ise ilk iş olarak onlara kullanım süresi ve günlük farklı uğraşlar listesi yapmalıyız.

 

Makale Paylaşım Sayısı: 872

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR