ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2082
mod_vvisit_counterDün6658
mod_vvisit_counterBu Hafta44234
mod_vvisit_counterGeçen hafta54342
mod_vvisit_counterBu Ay184992
mod_vvisit_counterGeçen Ay208459
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17317591

IP'niz: 3.236.175.108
Bugün: 27 Şub 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12389971

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

TÜRKİYE TARİHİ DÖNÜŞÜME HAZIRDIR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

HDP milletvekili ve sivil PKK’nın diplomasi temsilcisi Ertuğrul Kürkçü İMC TV özel programında: “Türkiye’de bir darbe süreci işliyor ve CHP bunu ya görmemektedir veya koalisyon hatırına görmezden gelmektedir. Bizim de kentsel direnişlerde silah gösterimiz tehlikelidir ve darbe sürecine hizmet etmektedir. Bu süreci engellemek için uluslararası dostlarımızı devreye sokmamız ve kendi hükümetlerini uyarmalarını sağlamamız gerekir” diyerek, Türkiye’de bir askeri ihtilal hazırlığı yapıldığını ve dış dünyadaki dostlarının (Amerika ve Avrupa’nın ve onların arkasındaki Siyonist-emperyalist odakların) bu gidişi önlemek üzere derhal girişimler başlatmaları için uyarmıştı.

Türkiye tek vatanımız, son sığınağımızdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti; bağımsızlık ve bekamızın, imanımızın, İslami hayatımızın ve temel insan haklarımızın garantisi ve sigortasıdır. TSK (Kahraman Ordumuz) ise (bir vücudun en hayati organlarından “deri”si gibi) Milli Şuur ve huzurumuzun, namus ve onurumuzun koruyucu zırhıdır ve O’nun yıpratılması iç ve dış mikropların (düşmanların) milli bünyemize sızması ve kuşatması anlamına taşır. İşte bu gerçekler nedeniyle, cumhuriyetin demokrasi demagojileriyle dejenere edilmeye çalışılması, devletin dumura uğratılması ve devre dışı bırakılması, Askerimizin sürekli suçlanması ve zaafa uğratılması, ülkemizin ve milletimizin parçalanmaya uğraşılması namussuz ve onursuz soysuzlarca bir yenileşme ve gelişme süreci olarak takdime çalışılsa da, maalesef Türkiye ayakta kalmakla yıkılmak noktasına gelip dayanmıştır. Biz Erbakan’ın talebeleri ve Milli Görüş’ün takipçileri Milli Çözüm Ekibi olarak, her ay hatta her hafta karakol ve mahkeme kapılarında dolaştırılsak, “haksızlık ve ahlaksızlıklar karşısında susup ‘Dilsiz Şeytan’ olmaya” zorlansak, sürekli psikolojik baskılara ve ekonomik ağır cezalara çarptırılsak da, yurdumuzu, namus ve onurumuzu kaybetmektense, rahatımızı ve huzurumuzu feda etmeye hazırız ve bunu asgari iman ve insanlık görevi saymaktayız. Bu yolda zindanları değil, öldürülüp şehit olmayı en büyük şeref sayan insanları davasından döndürmek imkânsızdır. Sn. Cumhurbaşkanının PKK’yı işaret ederek “Milli Birliğimize kastedenlerle barış süreci yürütülemez” sözleri de anlamlıydı ve geç de olsa, umutlandırıcı bir yaklaşımdı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “operasyonlara geç bile kaldık” yakınması bir “suç itirafı” sayılmaz mıydı?

TBMM Başkanı İsmet Yılmaz ve Meclis Başkanlık Divanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a bir ziyarette bulunmuşlardı.. Ziyarete AKP’li ve MHP'li üyeler katılırken, CHP ve HDP'li üyeler katılmamıştı. Basına kapalı olarak gerçekleştirilen görüşmede, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kandil ve IŞİD'e yapılan operasyonlar hakkında görüşlerini aktarmıştı. Erdoğan, “PKK'nın çözüm süreci ile ilgili gerekenleri yapmadığını, bölgede kamu düzenini bozduğunu ve devletin bunlara izin vermesinin söz konusu olmadığını ve bu operasyonların aslında çok daha önce yapılması gerektiği halde geç kalındığını” vurgulamış yani bir nevi “görevi ihmal etme ve erteleme” suçu itirafında bulunmuşlardı.

Oysa PKK “en yakın ve azgın bir tehdit” konumundaydı ve ona müdahale Devlet için var oluş meselesi halini almıştı!

Dolmabahçe’deki ofisinde gazetelerin genel yayın yönetmenlerine yemek veren Başbakan Ahmet Davutoğlu, PKK ve IŞİD’e karşı düzenlenen askeri operasyonların amacını ve sonuçlarını anlatırken gündeme ilişkin bilgiler de aktarmıştı. Davutoğlu bu müdahalenin “devlet için bir varoluş meselesi halini aldığını” ağzından kaçırmıştı. Doğruydu, çünkü artık PKK güpegündüz Muş’un Malazgirt İlçe Garnizon Komutanı Binbaşı Arslan Kulaksız’ı hem de hanımının ve kızının gözleri önünde kahpece kurşunlamaktaydı.

PKK çok sayıda karakola silahlı saldırı başlatmıştı

Tekman, Şırnak, Malazgirt, Erciş ve Doğubayazıt'ta PKK’lı teröristlerce düzenlenen çok sayıda silahlı saldırı sonrası bölgede gerilim iyice tırmanmıştı. Doğu ve Güneydoğu'da birçok noktaya saldırı düzenleyen terör örgütü Van'da askeri zırhlı araca saldırmış, Çaldıran'da ise yol kesip askerle çatışmıştı. PKK'lılar Erzurum'un Tekman ilçesinde jandarma karakolu, Erciş’te 108. Toplu Alay Komutanlığı, Şırnak'ta Çakırsögüt Komando Tugay Komutanlığı PKK üyelerince hedef alınmıştı. Doğubayazıt'ta ise doğalgaz boru hattına saldırı yapılmıştı. Muş'ta düzenlenen saldırıda ise İlçe Jandarma Komutanı şehit edilmiş. Van'da askeri bir zırhlı aracı vuran PKK, Doğubayazıt ile Van'ın Çaldıran ilçeleri arasındaki karayolunu kapatmıştı.

Geçmişteki “Kandil’i vuruyoruz” Edebiyatıyla Bugün TSK’nın Yaptığı Farklıdır!

Google girerseniz 700 binden fazla “Kandil vuruldu” haberiyle karşılaşırsınız. Ama bunları bugünkü operasyonlarla aynı sanırsanız yanılırsınız. Hatırlayınız, Saddam Hüseyin ABD tarafından teşvik ve tahrik edilip Kuveyt’e girmeye cesaretlendirilmiş, dönemin Amerikan Bağdat Büyükelçisi Bayan bu yöndeki bir soru üzerine “Kuveyt konusu Irak’ın bir iç meselesidir, ne yapacaklarına kendileri karar verir” diye kışkırtmış, Saddam da bu sözleri kendisine dolaylı destek sanıp yanılmıştı. Ama ardından Saddam Kuveyt’i İşgal edince ABD bunu bahane ederek Irak’a saldırmıştı. Şimdi ABD ve NATO’nun Türkiye’yi Suriye’ye sokma ve batağa saplatma hesaplarına karşı da iktidarın dikkatli olması lazımdı, ama elbette Türkiye gücünü ve kararlılığını da ve milli çıkarlar ve planlar doğrultusunda ortaya koymalıydı.

Aralık 2012'de dönemin Başbakanı Sayın Erdoğan TRT ekranlarında şunları aktarmıştı:

"Ben risk alıyorum, müsteşarım risk alıyor. Başına her şey gelebilir. Görüştükleri kişiler malum. Ben siyasetçi olarak bu görüşmeyi yapamam, ama onların eli ayağı durumu olan devletteki temsilcileri vardır ve bunları yapar. Ada ile (Abdullah Öcalan’la) de görüşür, adanın kanaatlerini, düşüncelerini arar, sorgular. Neymiş, anlaşmalar yapılıyormuş. Adadaki bırakılacakmış, böyle bir şey söz konusu değil. Bizler mesafe almak istiyoruz. Adayla görüşmeler halen var. Çünkü netice almamız lazım. Bunun ışığını görüyorsak adımı atmaya devam ederiz." (TRT, 28.12.2012). Şimdi kalkıp bunları inkâr etmek, halkımızı çocuk yerine koymaktı.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı çalışanı PKK militanı çıkmıştı!

TÜRKİYE genelinde başta PKK, IŞİD, DHKP-C olmak üzere terör örgütlerine yönelik başlatılan operasyonlarda Ankara’da gözaltına alınan G.B. adlı kadının, 10 ay Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda temizlik hizmetlerinde çalıştığı anlaşılmıştı. Olayı, sosyal medya fenomeni Fuat Avni'nin de Twitter hesabından paylaştığı ortaya çıkmıştı. Ankara’da eylem sırasında 13 kişiyle birlikte gözaltına alınan ve DHKP-C örgütüyle bağlantılı olduğu iddiasıyla sorgulanan G.B.’nin taşeron bir firma üzerinden Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda çalıştığı saptanmıştır. Yani Sn. Cumhurbaşkanı evet risk altındadır, ama bunları tezgâhlayan asıl odakların acaba farkında mıydı?

HDP'li vekilin Küstahlığı: PKK sizi tükürükle boğacaktır

PKK’nın Kuzey Irak’taki kamplarının savaş uçakları tarafından bombalanmasına karşı Hakkâri’nin Yüksekova İlçesi’nde protesto eylemi yapılmıştı. Eylemde konuşan HDP Hakkâri Milletvekili Abdullah Zeydan, "PKK, Türkiye’yi ve Orta Doğu'yu güller bahçesine çevirmek için ortaya çıkmış barış ve halk hareketidir. Eğer PKK Türkiye’yi güller bahçesine çevirmek istemeseydi, PKK’nın öyle bir gücü var ki, sizi tükürüğüyle boğardı" diyecek kadar küstahlaşmıştı. Protesto eylemine HDP Hakkâri Milletvekili Abdullah Zeydan, DBP, HDP yöneticileri ve STK temsilcileri katılmıştı.

Herhalde PKK’ya bu kadar güvendikleri için Selahattin Demirtaş tatil keyfinde yakalanmıştı!?

PKK'ya yönelik operasyonlar sürerken HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş'a ait olduğu ileri sürülen bir fotoğraf twitter'ı sallamıştı. HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş'a ait olduğu anlaşılan ve binlerce kullanıcı tarafından paylaşılan fotoğraflarda, PKK'ya yönelik operasyonlar sürerken Demirtaş'ın tatil keyfi yaptığı ortaya çıkmıştı.

PKK’yı “özgürlük savaşçısı” sananlar ya ahmaktı veya alçaktı!

HDP’ye oy toplamış, Gezi olaylarına katılmış bir avukat Hanım seçim sonrası mutluluğunu paylaşmak için Kürtçe şarkılar ve zılgıtlar eşliğinde herkesi kutlamalara katılmaya çağırmıştı. Ve bu HDP reklamcısı avukat kadın Suruç katliamının hemen ardından bölgeye ulaşmak için Diyarbakır’a uçmuşlardı. Karayoluyla Suruç’a gitmeye çalışırken PKK gerçeğiyle karşılaşmıştı. PKK’lı anarşistler 50 kadar aracın kontağını toplamışlar, yardıma gelen çekiciyi yakmışlar ve kaçmaya çalışan bir minibüse ateş açmışlardı. Bizim Avukat Hanım saatlerce beklemekten usanmıştı. Çünkü PKK askeri kışkırtmak için ateş açıp durmaktaydı. Derken biraz daha ileride PKK ikinci kez çevirme yapmış, Avukat Bayanın aracını da yakmıştı. Tek sebep Kürt olmamasıymış. PKK’lıların Kürt olmadıkları için araçlarını yakması, HDP’ye oy veren solcu avukata büyük travma yaşatmıştı. @bazenolurboyle nick’li Avukat Hanım şükür ki tatlı canını kurtarmıştı!

ABD, “çözüm süreci devam etsin” havasında ve dayatmasındaydı!

PKK’ya örtülü desteği bilinen ABD’nin, bir anda Türkiye lehine dönmesi kimseyi aldatmasındı! Beyaz Saray’da yapılan açıklamada, PKK’nın terörist saldırılarına karşı NATO müttefikimiz Türkiye’nin kendini savunma hakkına tamamen saygı duyuyoruz” denilirse de, sonunda PKK’nın hükümetle diyaloğa girmesi tavsiye buyrulmaktaydı.

Haçlı Avrupa Birliği de Çözüm Sürecine sahip çıkmıştı!  

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile telefonda görüşen AB Yüksek Temsilcisi Mogherini, “terör gruplarının Çözüm Süreci’ni heba etmemesi gerektiğini” vurgulamıştı.

ABD’den kritik “PKK’ya operasyon açıklaması” mı, kapalı tehdit mesajı mı?

TSK operasyonlarını yorumlayan ABD Dış işleri Sözcüsü John Kirby, “PKK, IŞİD’le savaşmış olabilir ama yine de bir terör örgütüdür” demek zorunda kalmış, ancak John Kirby, Türkiye’ye Suriye sınırı içinde “güvenlik bölgesi” oluşturması konusunda, “Böyle bir bölge oluşturulmasına karar verilmiş değil. Amerika’nın bu denli bir planı yok” açıklamasıyla bizi uyarmaktan da geri kalmamıştı. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Alistair Baskey, Türkiye'nin terör örgütü PKK'ya yönelik yaptığı hava operasyonlarına yönelik yazılı açıklama yapmış ve "Aynı zamanda, tansiyonun azaltılması ve iki taraf da kalıcı ve sürdürülebilir bir barış için 'çözüm süreci'ne bağlı kalmayı sürdürmelidir. Şiddet, uzun vadeli güvenlik ve gelişimi açısından Türkiye vatandaşlarının yararına değildir" diyerek gizli tehditler savurmuşlardı.

PKK Kuzey Irak’taki dağlarda nasıl saklanmaktaydı?

İlk aşamada milis ve keşif faaliyetiyle uçakların saldırı ihtimaline karşı PKK tarafından alarm veriliyordu. İkinci aşamada, hedef alınacak PKK noktalarının yakınına uçakların geliş yönü ve o noktaların coğrafi durumuna göre “L”, “I”, “T” şeklinde siperler kazılıyordu. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Kuzey Irak’taki PKK kamplarına bugüne kadar en kapsamlı hava saldırısını başlatmıştı. PKK’nın kontrol ettiği ve önceden tespit edilen bütün noktalar, hava saldırılarıyla vurulmaktaydı. Resmi kaynaklara göre, bombalanan onlarca noktada 200’ü aşkın terörist saf dışı bırakılmıştı. PKK ise, hava operasyonlarına karşı ancak ABD ve İsrail’in bilgi vermesiyle gerçekleştireceği yöntemler uygulamaktaydı. Örgüt, hava operasyonlarından korunmak için 2 aşamalı tedbir almaktaydı. İlk aşamada hava operasyonları ihtimalinin arttığı dönemlerde örgüt üyeleri, Diyarbakır, Malatya gibi hava üslerinden kalkan F-16 savaş uçaklarına dair bilgileri anlık olarak milisler aracılığıyla Kuzey Irak’taki örgüt birimlerine ulaştırmaktaydı. Uçaklar PKK’nın kontrol ettiği bölgeye girdiği andan itibaren örgüt üyelerini telsizle uyarmaktaydı. PKK, bilgilendirme için örgüt adına yayın radyosu aracılığıyla uçak hareketliliğini anında aktarmaktaydı. Telsiz, radyo ve kurye uyarısıyla örgütün bulunduğu alanlardaki “savunma ve saldırı” sistemleri devreye sokulmaktaydı. Şimdi akıl ve insaf ehli karar kılsındı: ABD ve İsrail bu bilgileri PKK’ya aktarmadıkça onların bu tedbirleri almasına imkân var mıydı?

Bazılarına göre; PKK’nın bir anda topyekûn saldırıya geçmesi varlığını devam ettirebilmek için son şansıydı. Çünkü Çözüm sürecinin başarıya ulaşması ve bu yolda silahsızlanma kongresinin toplanması Kandil’in cenaze namazıydı. Hâlbuki PKK bitmek değil, var olmak istiyor ve bunun savaşmaktan ve silahları konuşturmaktan geçtiğinin farkındaydı. Kandil’in varlığını etkisizleştirebilecek güç ise Öcalan’dı. Zaten hortlayan şiddet bir nevi Öcalan’ı etkisizleştirme operasyonlarıydı. İmralı’yı soyutlayarak 7 Haziran’da bir zafer kazanılmıştı. Devlet Öcalan’la görüşmeye tekrar başlamıştı, ancak Öcalan şu aşamada devreye girmeyi erken bulmaktaydı. Örgütünün üzerinde etkisiz görünmekten ve kurşununu boşa harcamaktan sakınmaktaydı. Bu kez Kandil için dış şartlar da farklıydı, çünkü Türkiye devleti ilk kez bu kadar açıktan: ‘Silahtan vazgeç, gel konuşalım’ talebinde bulunmaktaydı

1992 yılında, TBMM’de Çekiç Güç’ün Türkiye’de konuşlandırılması süresinin uzatılması meselesi Meclis’te tartışılırken, Refah Partisi Genel Başkanı olarak Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca, şu tarihi konuşmayı yapmıştı. Çeyrek asır geçmiş olmasına rağmen Hoca’nın uyarıları hala anlamlıydı ve önemini korumaktaydı.

Bunların amacı Türkiye’yi bölmektir!

Şimdi bu söylediklerimiz gerçektir. Bu gerçeklerin ışığı altında Çekiç Güç’ü tarif edecek olursak bu gücün asıl amacı nedir? Bir yandan PKK’ya yardım eden, bir yandan Ermenistan’a yardım eden hatta buradan çıkmak istemeyen bu Çekiç Güç’ün asıl maksadı kendi planlarını gütmektir ve bu plan çerçevesinde Türkiye’yi bölmektir. Bu gücü buraya getirenlerin asıl gayesi budur ve bu gücün asıl maksadı Kürdistan diye büyük Ermenistan’ı kurmaktır. Bu maksatla Müslümanı Müslümana kırdırmaktır. İsrail’in güvenliğini sağlamak ve Büyük İsrail’e yardımcı olmak için bölgeyi kontrol altında tutmak ve oradaki Müslüman ülkeleri birbirine düşürüp aralarında mesele çıkartmaktır. Petrol bölgelerini Müslümanlardan alıp kendi kontrolleri altında tutmaktır. Böylece ertelenen Sevr’i uygulamaktır.

Kürtçe bilen Yahudi ve Ermeniler Kürt kılığına girip PKK’lıları eğitiyor ve Kürt kardeşlerimizi isyana kışkırtıyor!

Niçin şimdi PKK beş yüz kişiyle, bin kişiyle geliyor, eskiden üç kişi, beş kişi gelirken bu kuvvetlerin desteğiyle geliyor. Bundan başka, bu kuvvetler bölge milletvekillerinin de yakından bildiği gibi ve bizim de daha önceden de ifade ettiğimiz gibi, Kürtçe bilen Ermeni kökenli ve Yahudi kökenli askerlerden seçilip getiriliyor. Bu askerler köylere dağılıyor ve köylerin içerisinde isyan edin diye bizim samimi, sadık, vatanı için canını verecek vatandaşlarımızı harekete geçirmek için gayret gösteriyorlar. Çünkü bir plan tatbik ediliyor da onun için. Diğer bir delil daha söylüyorum, bu da bizzat Apo’nun kendi lafıdır. Ne diyor Apo “Çekiç Güç en çok bizim işimize yaradı. Kuzey Irak’ta yerleşmemizi sağladı” diyor.

TSK-PKK çatışmasında şehit haberleri yoğunlaşmıştı!

Şırnak’ta TSK ile PKK çatışmasından gelen haberlere göre çok sayıda subayımız ile birlikte onlarca askerimiz daha şehitler kervanına katılmıştı. TSK ile PKK arasındaki çatışmalar da yoğunlaşmıştı.

HDP-DBP-HDK-DTK-İmralı heyeti sıkışınca yalvarmaya başlamıştı!

HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, DBP Eş Genel Başkanları Emine Ayna ve Kamuran Yüksek, HDK Eş Başkanları Ertuğrul Kürkçü ve Sebahat Tuncel ve DTK Eş Başkanları Hatip Dicle ve Selma Irmak ile İmralı heyetinden ortak açıklama yayınlanmıştı. Yapılan açıklamada, "Ülkeyi savaş ve şiddet sarmalından çıkarmak için, Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasını sağlayarak, müzakereleri derhal başlatmak üzere bütün demokrasi güçlerini barış ve demokratik siyaset yolunda seferber olmaya çağırıyoruz" diyerek yalvarmaya başlamışlardı.

PKK, kaça satıldı? yazısındaPKK’yı satan ABD, satın alan ise Türkiye olmaktaydı. Her iki taraf için de kârlı bir alışveriş sayılırdı. PKK, zaman zaman ABD ve Avrupa tarafından Türkiye'nin sırtında bir sopa olarak kullanılmıştı. Kandil'in ateşkesi sona erdirmesi ve kent savaşı aşamasına geçme tehdidi, Batı tarafından kendisine verilen bu rolü aşmaktı. IŞİD Suruç ile kanlı tiyatroya dahil olunca PKK, riskli biçimde oynadığı rolde bütün kontrolü kaybetmiş durumdaydı. Baksanıza PYD lideri Salih Müslim, Esed'in ordusuna dahil olmak istediklerini açıklamıştı. Peki, Esed’in askerleri olmak PKK'ya ne kazandıracaktı? Demirtaş, Türk jetleri Kandil'i bombalarken çıktığı tatilini yarıda bırakıp döndü ve “Türkiye'nin adım adım iç savaşa sürüklenmesine izin vermeyeceğiz” diye çıkışmıştı. Bu sözün muhatabı kim olmaktaydı? İç savaş başlatma yeteneği ve araçları kimin alet çantasında bulunmaktaydı”[1] diyen Fetullahçı Mümtazer Türköne’ye hatırlatmak lazımdı: Hey zavallılar sizin asıl telaşınız “Amerika Hoca Efendiyi kaça satar?” olmalıydı!

Akil olmak içim önce “asil” olmak lazımdı!

Ali Bayramoğlu, Kadir İnanır, gazeteci Oral Çalışlar, hukukçu Kezban Hatemi, KESK Genel Başkanı Lami Özgen'in de aralarında bulunduğu, bir zamanlar Sn. Cumhurbaşkanının ve Başbakanların önlerinde selam durduğu ve barışın öncüleri diye saygı duyduğu Akil İnsanlar Heyeti üyesi 10 kişi son günlerdeki terör olaylarını değerlendirmek üzere bir araya toplanmıştı. Yaklaşık 2 saat görüşen heyet adına Ali Bayramoğlu ortak bildiriyi açıklarken, "Derhal silahlar susmalı, mutlak çatışmasızlık haline dönülmelidir" diye uyarmıştı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den Akil İnsanlar Heyeti'nden yapılan açıklamaya sert bir eleştiri geldi.

MHP lideri Devlet Bahçeli Twitter'dan yaptığı açıklamada: 'Derhal silahlar susmalı, mutlak çatışmasızlık haline dönülmelidir' diyen 'Akil İnsanlar' heyetine çok sert sözlerle çıkışmış "Şu pişkinliğe bakın; derhal silahlar susmalıymış, mutlak çatışmasızlık olmalı, taraflar arasında diyalog kurulmalıymış. Ah akılsızlar ah!” diyerek haklı ve okkalı bir tepki ortaya koymuşlardı. “Mezarının üstüne kapanmış, şehit oğluna ağıt yakan o ananın sesi kulağımdan hiç gitmeyecek. Çığlığı da öyle, içimde hep çınlayacak” diyen İttihatçı Mason Cemal Paşa’nın torunu Hasan Cemal’in “şehit” dediği, hayatının baharında ve vatan uğrunda toprağa verdiğimiz askerlerimiz, polislerimizden birisi sanılmasındı. Bu marazlı kafa Kobani’de Kürdistan kurulsun diye ölen bir PKK’lı için ağıt yakmaktaydı.

Televizyonda Ali Bulaç’ın Ahmet Turan Alkan’a: “Bunların iki polisin öldürülmesini bahane ederek jetlerimizin Kandil’e saldırması; PKK’yı tahrik edip yanlış yapmaya ve Çözüm Süreci’nin askıya alınmasına gerekçe oluşturmaya zorlama amaçlıdır” iddiaları Fetullahçı figüranların ve paralelci medyanın hem PKK yandaşlığını, hem de Amerikan uşaklığını yansıtmaktaydı.

İşte demokrasi dolabı!

Antalya’da 6 yıl boyunca kızına tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklanan Ekrem E.’nin kızından olan çocuklarının cesetlerini de köpeklere attığı anlaşılmıştı. İşte demokrasi “demon-krasi” yani Şeytan yönetimine çevrilince böyle manzaralar ortaya çıkmaktaydı. Kendi askerimize, polisimize ağlamayıp “PKK “şah-it”lerine ağıt yakan Hasan Cemal tipli adamların da, Ali Bulaç ve A. Turan Alkan gibi Fetullahçıların da, “Akil Adam” atanan asılsızların da ve 6 yıl boyunca öz kızına tecavüz edip masum bebeklerini köpeklere atan, köpekten de aşağı babanın da oylarıyla memleket düze çıkacaktı?

PKK'yı hangi demokrasi kahramanları kurtarmıştı?

Hatırlayınız Orgeneral Necdet Özel, 2012'nin Haziran ayında katıldığı bir şehit cenazesinde gözyaşlarını tutamamıştı. Bundan sonra başlatılan operasyonlar deyim yerindeyse PKK'nın belini kıracaktı. Kato, Kaşo, Gabar dağlarında perişan olan örgüt, tamamen bitme noktasına dayanmıştı ki, ABD’nin tezgâhladığı ve MİT’in aracı yapıldığı Uludere hadisesi yaşanmış, yanlış ve kasıtlı istihbaratların sebep olduğu olay, 34 sivilin katledilmesiyle sonuçlanmıştı. Bu tezgâh PKK'ya yeniden toparlanma fırsatı sağlamış, iktidar aylarca askerin operasyon yapmasına engel çıkarmıştı. Nitekim Milliyet’te yayımlanan İmralı görüşme tutanaklarında Öcalan, teşekkür makamında Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan'a oy verilebileceği tavsiyesini yapmıştı.

HDP milletvekili ve sivil PKK’nın diplomasi temsilcisi Ertuğrul Kürkçü İMC TV özel programında: “Türkiye’de bir darbe süreci işliyor ve CHP bunu ya görmemektedir veya koalisyon hatırına görmezden gelmektedir. Bizim de kentsel direnişlerde silah gösterimiz tehlikelidir ve darbe sürecine hizmet etmektedir. Bu süreci engellemek için uluslararası dostlarımızı devreye sokmamız ve kendi hükümetlerini uyarmalarını sağlamamız gerekir” diyerek, Türkiye’de bir askeri ihtilal hazırlığı yapıldığını ve dış dünyadaki dostlarının (Amerika ve Avrupa’nın ve onların arkasındaki Siyonist-emperyalist odakların) bu gidişi önlemek üzere derhal girişimlere başlamaları için uyarmıştı.

Hayret, eski hızlı ülkücü militanı, yeni ulusalcı ve Aydınlık yazarı Sabahattin Önkibar da darbe yapılacağını duyurmuşlardı. Acaba Ertuğrul Kürkçü ile Sabahattin Önkibar’ın kulaklarına bu çok özel bilgi ve beklentileri hangi odaklar fısıldamıştı?

Seçimler yeniden yapılacak:

Ahmet Davutoğlu kendi ikbali açısından CHP ile koalisyonu zorlayacak ama Tayyip Erdoğan’ı aşamayacak.

CHP ile sonuç alınamayınca, Davutoğlu MHP’nin kapısını çalacak lâkin orada da aynı konularda benzer sorunlar yaşanacak ve ilerleme sağlanamayacak.

Saray ve AKP bu süreci halka, muhalefetin ülkeyi sabote etmesi şeklinde sunacak.

Davutoğlu’nun turlarından sonuç alınamayınca Cumhurbaşkanı şeklen de olsa Kılıçdaroğlu’na görev verecek ve o görevlendirmeden de haliyle sonuç alınamayacak.

CHP liderinin görev iadesi ile Tayyip Erdoğan, Parlamentoda güveneceği bir isme yeniden hükümeti kurma görevini verip kendi güdümündeki seçim kabinesini oluşturacak 45 gün dolunca hükümet kurulamıyor diyerek Anayasada var olan yetkisini kullanıp ülkeyi yeniden seçime sokacak.

AKP bu süreçte tüzük değiştirip üç dönem şartını kaldıracak ve buna olağan kongrede resmiyet kazandıracak

“Yunanistan gibi batmayalım” diye toplum korkutulacak:

Seçimin ucu göründüğü an iş çevreleri ve Cemaat tarafından Abdullah Gül ile Meral Akşener’e merkez sağ’da yeni bir adres adına baskılar yapılacak ve mevcut partilerden birinde bütünleşme gündeme taşınacak.

Abdullah Gül her zamanki gibi riske atılmayacak. Meral Akşener ise Bahçeli beni çizdi deyip zemin yoklayacak.

Yeniden başlayacak olan seçim kampanyasında Tayyip Erdoğan yine meydan meydan dolaşıp, “İşte gördünüz, AKP tek başına iktidar olamazsa hükümet kurulamıyor ve Türkiye, Yunanistan gibi adım adım iflasa gidiyor” diyerek halkı kışkırtacak.

İlaveten milliyetçi seçmeni etkilemek için “Kürt devletini kurdurtmam” nutuklarını atacak.

Tüm bu süreçte bazı mizansen olaylara tanık olunacak.

TSK, Suriye sınırında müdahalelerde bulunacak ki AKP seçimde bunu kahramanlık menkıbesi gibi satacak.

AKP 276’yi bulacak

7 Haziran seçim sonuçlarından hareketle oy alınamayan bölgelere paralar saçılıp bütün devlet imkânları topyekûn hizmete sokulacak.

Toplum ve iş dünyasında panik oluşturmak için kamu bankaları devreye sokulup döviz fiyatı şahlandırılacak.

Ve bu şekilde AKP 276 sayısını aşıp yine tek başına iktidar olacak. Böylece seçimin mağlubu elbette CHP ile MHP olacak ve özellikle Bahçeli’nin Tayyip’in stepnesi olduğu bir kere daha ortaya çıkacak.

HDP ise, bütün Kürtlerin oyunu alıp barajı kıl payı olsa da aşacak.

Bu sonuçlar sonrasında Kılıçdaroğlu istifaya zorlanacak.

Devlet Bahçeli ise Başkanlık postunu kimseye bırakmayacak ama MHP tabanı ayaklanacak ve parti genel merkezi ülkücüler tarafından kuşatılacak.

Asker darbeye mecbur kalacak!

AKP’nin tekrar iktidar olması toplumu gerecek ve yeni Gezi direnişleri yani kitlesel sokak hareketlerini kızıştıracak.

FED’in faiz artırımı, ihracatın düşmesi ve turizmin gerilemesi ile ağırlaşacak olan ekonomik şartlar sokak hareketlerini kışkırtacak.

PKK, güneydoğuda intifada başlatıp toplu isyan provaları yapacak.

Toplum siyasal ve ekonomik olarak sarsılmaya başlayacak.

AKP, ülkeyi yönetemez hale sokacak.

Ve TSK tıpkı Mısır’da olduğu gibi kardeş kavgasını önlemek ve ülke birliğini muhafaza adına yönetime el koymaya mecbur kalacak…”[2]

Türkiye bütünüyle bir panik ortamına sokulmaktaydı

Bir taraftan terör örgütü PKK saldırıları diğer taraftan DHKP-C ve İŞİD bombaları ile bir anda kendini ateş çemberinde bulan halkı korku kaplamıştı. Sosyal ağlar eliyle de toplumda oluşturulan kuşku ve panik havası neticesinde hemen her gün polis merkezlerine onlarca bomba ihbarı yapılmaktaydı. Şüpheli paketlerden lokum, susam, ayakkabı gibi malzemelerin çıkması ise halkın içinde bulunduğu panik atağı yansıtmaktaydı. Yaşanan panik havası nedeniyle mütedeyyin kadınlar da potansiyel canlı bomba muamelesi görmeye başlamıştı. Çorum ve Gaziantep’te çarşaflı kadınlarla ilgili, canlı bomba diye ihbarlar alınmıştı. Bir anda etrafı polisler tarafından sarılan kadınlar şaşkınlık yaşarken bunların canlı bomba olmadıkları anlaşılmıştı. Kadınlardan birinin çocuğunu oyun oynatmak için parka çıkan Suriye uyruklu olduğu diğerinin ise Gaziantep’ten seyahat etmek için bir otobüse binmeye hazırlandığı ortaya çıkmıştı. Sosyal medyada yer alan bilgiler panik halini daha da artırmaktaydı. Emniyet Müdürlüğü’nden ilçe ekiplerine gönderildiği sanılan uyarı yazısının sosyal medyada hızla yayılması toplu ulaşım araçlarını kullanan vatandaşlarda tedirginliğe yol açmıştı. Emniyet tarafından yapılan açıklamada belgenin gerçek olmadığı vurgulanmıştı. Yani toplum bir kaos ortamına yuvarlanmaktaydı.

İncirlik muamması!

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu İncirlik, Diyarbakır ve Malatya Erhaç askeri hava alanlarımızın ABD’ye ve (şer koalisyonu) güçlerine açılması karşılığı, hiç değilse Suriye sınır bölgemizde bir tampon (güvenlik) bölgesi oluşturmamız şartımızın kabul edilip edilmediği sorusuna “DAEŞ etkisiz hale getirilince bu güvenlik koridoru zaten kendiliğinden oluşacaktır” şeklinde kaçamak ve kaypak bir yanıt verilmesi de, AKP iktidarının hiçbir (milli) talep ve tepkisinin ciddiye alınmadığını ve sadece gâvurların şeytani programına taşeronluk yapıldığını ortaya koymaktaydı. Dışişleri Bakanlığının 212 nolu resmi açıklaması, ABD ile varılan mutabakatın derinliklerine dair ipuçlarını barındırmaktaydı. Bundan sonra dümen Amerika’nın elinde olacaktı!

Türkiye, Suruç’ta patlatılan bombadan sonra güney sınır bölgemizdeki gelişmelerle ilgili yeni bir yola kaydırılmıştı. Önce ABD ile “gizli bir mutabakat”a varıldığı açıklanmış, ardından Diyarbakır’dan kalkan jetlerimiz DEAŞ ve PKK’yı bombalamaya başlamıştı. Türkiye “Milli Operasyon”u konuşurken, ABD ile varılan gizli mutabakatın ise üstü örtülmeye çalışılmaktaydı. Oysa “resmen gizli” bu mutabakatta Amerika vurgusu öyle güçlü yapılıyordu ki, adeta Amerika’nın bölgedeki patronluğuna resmiyet kazandırılmaktaydı. Adeta “alarm durumundan”, “savaş durumuna” geçilirken gözler bundan sonraki gelişmelere çevrilmiş durumdaydı. DEAŞ ve PKK’ya yönelik operasyona Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu tarafından “milli operasyon” olarak adlandırılmıştı. Zira bu operasyonda sadece Türk jetleri görev almıştı. Fakat Dışişleri Bakanlığı’nın “212” nolu resmi açıklaması ise bölgedeki her şeyin ABD’nin yörüngesinde cereyan edeceği gerçeğini ortaya koymaktaydı.

Dışişleri Bakanlığı’nın 212 nolu açıklamasından bazı başlıklar şunlardı:

Türkiye ve ABD, kollektif savunma ve ulusal güvenlik üzerinde birlikte düşünme ve hareket etme tecrübesine sahip iki NATO üyesi müttefiktir.

İlişkilerimizin bu dokusu çerçevesinde, müşterek tehditlere karşı yine müşterek çabalarla cevap vermek iki ülke bakımından bir öncelik oluştura gelmiştir.

DEAŞ'ın Türkiye sınırları ve Türkiye’nin güvenliği bakımından arz ettiği tehditin ortadan kaldırılması, bir süredir ABD ile Türkiye arasında yürütülen ortak hareket egzersizinin önemli bir boyutunu teşkil etmektedir.

Irak ve Suriye’de 10 aydır devam eden Uluslararası Koalisyon harekâtlarına Türkiye, Koalisyon’un bir üyesi olarak, esasen milli imkân ve yetenekleriyle katkı üretmektedir. Nitekim ABD’ye ait silahlı insansız hava araçlarının ülkemizde konuşlandırılmasına dair iznin Sayın Dışişleri Bakanımızca geçtiğimiz Haziran ayı sonunda açıklandığı bilinmektedir.

Türkiye ve ABD, bu sürecin devamı mahiyetinde, DEAŞ’la mücadeleye yönelik mevcut işbirliğini daha da derinleştirmeye karar vermişlerdir.

“Üslerle ilgili kararı ABD’yle birlikte vereceğiz” demek bir sömürge valisi tavrıydı!

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, IŞİD’e karşı yürütülecek operasyonlarda hangi üslerin kullanılacağıyla ilgili kararın ABD ile yürütülen çalışmalar sonucunda verileceğini açıklamıştı. Çavuşoğlu, güvenli bölgelerin ise IŞİD tehdidinin ortadan kalkmasıyla kendiliğinden oluşacağını söyleyecek kadar “safdirik” davranmıştı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye’nin başından beri Suriye kaynaklı risk ve tehditlere dikkat çektiğini hatırlatıp, Suriye’deki çatışma ortamının doğurduğu tehditlerin IŞİD terör örgütünün ortaya çıkışı ile çok boyutlu bir hal aldığını vurgulanmıştı.

ABD yetkilileri, İncirlik konusunda Türk Dışişlerini yalanlamıştı!

ABD, Türk Dışişlerinin açıklamasını yalanlayarak; İncirlik Hava Üssü'nü kullanacak uçakların IŞİD'e karşı savaşan gruplara destek olacağını ve bunların arasında Suriye PKK’sı YPG'nin de bulunduğunu açıklamıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı, Türk Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç'in "YPG güçlerine hava desteği verilmesi hususu ABD ile varılan mutabakatımızın unsurlarından biri değildir." açıklamasına karşılık, İncirlik Hava Üssü'nü kullanacak uçakların IŞİD'e karşı savaşan gruplara destek olacağını ve bunların arasında YPG'nin de bulunduğunu vurgulayıp bizimkileri yalancı çıkarmıştı.

Bu arada Netanyahu, ABD Savunma Bakanı Carter ile gizlice buluşmuşlardı. Kudüs’te gerçekleşen görüşmeyle İlgili basına açıklama yapılmamıştı. Ardından Sn. Erdoğan’la Obama telefonla konuşmuşlardı!

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Savunma Bakanı Ashton Carter ile Kudüs’te bir araya gelip buluşmuşlardı. Ortadoğu turunun ilk ayağında, İran ile varılan nükleer anlaşmaya ilişkin endişeleri bulunan İsrail’i ziyaret eden Carter’ın, Netanyahu ile yaptığı görüşmenin ardından basına açıklama yapılmamıştı. İran’la varılan nükleer anlaşmadan dolayı İsrail ve ABD Başkanı Barack Obama yönetimi arasında artan suni gerginliğin ardından gerçekleşen görüşme ile ilgili hiçbir açıklama yapılmaması, “görüşmenin olumlu geçmediği” şeklinde yorumlansa da İsrail Savunma Bakanı Moshe Ya’alon ile de görüşen Carter, “İsrail’i savunma yönündeki taahhüdümüz kaya gibi sağlamdır ve aramızdaki ittifak her zamankinden daha güçlüdür” açıklaması her şeyi anlatmaktaydı.

TSK’nın kararlılığı Amerika’yı telaşlandırmıştı

Öncelikle, Hükümetçe İncirlik’in IŞİD ile mücadelede kullanılmasına rıza gösterildi. Zaten, silahlı 2 Predatorun uçması onayını Hükümet bundan 1 ay önce vermişti. İncirlik’in bu kapsamda kullanılmasında mutabakat kesindi. Ön anlaşmaya varılan en hayati konu ise kırmızı çizgilerin ihlali halinde güvenlik şemsiyesi de dahil olmak üzere Türkiye’nin Suriye’ye yapacağı müdahalelerdi. Bu çerçevede; Ankara’da ABD ile ortak koordinasyon harekât merkezi kurulması konusunda uzlaşmaya gidildi. Biraz daha açarsak; Türkiye olası bir harekâtta ABD’yi haberdar edecek. ABD ile karşılıklı bilgi alış verişi tesis edilecek. Bazı hedefleri görme, belli hedefleri verme, hangi hedeflerin ateş altına alınıp alınmayacağı koordinasyon çerçevesinde yürütülecekti. Dışişleri Bakanlığı kaynakları, koordinasyonun ABD’nin ateş desteğine kadar gidebileceğine işaret etmekteydi. Bunların hepsi masada sağlanan ön mutabakat prensipleriydi. Son kararı yönetimler verecekti. Bölgede tavşana kaç, tazıya tut politikası uygulayan ABD’nin, belirlenen prensiplere ne kadar sadık kalacağı da herkesin kafasında kalan soru işaretiydi. Fakat, şu anda Ankara, uluslararası dengelerin hassasiyeti ve ciddiliği kapsamında önemli bir merhale kat etmiş gözükmekteydi.

Barzani'den TSK'ya kınama küstahlığı!

Kuzey Irak'ta PKK'ya 24 Temmuz'dan bu yana hava saldırısı gerçekleştiren TSK, Kandil'in Zergelê köyünü bombalayınca, köyde sivillerin öldüğü iddiaları ortaya atılmıştı. Barzani’nin başındaki IKBY yayınladığı açıklamada TSK'nın operasyonunu kınayarak "Türkiye, sivilleri yönelik bombardımanı tekrarlamamalıdır. Sivillerin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan bu tür saldırılar hiçbir gerekçeyle açıklanamaz." diyerek hava atmaya kalkışmıştı. Ama Barzani Bey’in, binlerce katliamına karşı bir kere olsun PKK’yı kınadığına hiç şahit olunmamıştı. Ama hemen ardından TSK, Zergele köyünde 8 sivil öldü iddialarına ilişkin açıklama yapmış, vurulan yerin bir köy değil PKK'nın barınma alanı olduğunu açıklamış, böylece Barzani’nin boşuna horozlandığı ortaya çıkmıştı. TSK, "Vurulan hedefin bir köy olmayıp Bölücü Örgüt mensubu teröristlerin barınma alanı olarak kullanıldığını, bombanın tesir alanı içinde ve yakınında sivil yerleşim yerleri bulunmadığını” vurgulamış, böylece Mesut Barzani’nin fesatlık çıkarmak için İsrail’e borazanlık yaptığını dolaylı olarak yüzüne çarpmıştı.

Sonuç olarak:

Artık Türkiye’nin sadece ülkesini ve bölgesini değil, tüm dünya dengelerini değiştirip düzeltecek şekilde, hem dış güçlerle hem içimizdeki işbirlikçi şebekeleriyle tarihi hesaplaşması kaçınılmazdır ve anlaşılan oldukça yakındır. Yeni bir MİLAT, yeni bir doğuş ve doğruluş mutlaka yaşanacaktır ve kim bilir belki de bu okuduklarınız Milattan Önceki son yazımdır. İstanbul’da bu (2015) Temmuz’unda 2 sefer dolunay görünmesi ve Boğaz’da tarifsiz bir manzara oluşuvermesi ve İskenderun’da Ay’ın masmavi olarak seyredilmesi acaba manevi bir işaret ve beşaret (müjde) mi sayılmalıydı? Evet evet, BOP hazırlıklarının ve ertelenmiş SEVR hesaplarının mutlaka boşa çıkarılması lazımdı, bu da süper İblis’lerle ve İsrail’le kapışıp hezimete uğratmadan mümkün olmazdı. Elbette inanmayanların ve dindar Müslüman kılıklı marazlı münafıkların bu dediklerimize ve beklentilerimize akılları yetmezdi ve yatmazdı. Ama Allah’ın va’di ve Resulüllahın müjdeli haberleri haktı ve olacaktı.

 

 


[1]  28.07.2015, Zaman

[2]  4 Temmuz.2015, Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Makale Paylaşım Sayısı: 815

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR