ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün949
mod_vvisit_counterDün3040
mod_vvisit_counterBu Hafta9141
mod_vvisit_counterGeçen hafta20243
mod_vvisit_counterBu Ay113771
mod_vvisit_counterGeçen Ay118886
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18330758

IP'niz: 3.227.235.216
Bugün: 23 Eyl 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12769523

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

ERDOĞAN’IN AB VE ABD BAĞIMLILIĞI VE DİLİPAK – ÖMER BOLAT GİBİLERİN KAYPAKLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

ERDOĞAN’IN AB VE ABD BAĞIMLILIĞI

VE

DİLİPAK – ÖMER BOLAT GİBİLERİN KAYPAKLIĞI

      

Daha önce defalarca hatırlattık; Sn. Erdoğan’ın en sık başvurduğu strateji; hangi ülkelere büyük tavizlerde bulunacaksa veya hangi Milli meselelerde geri adım atacaksa, o ülkeler ve meseleler hakkında çok net ve sert açıklamalar yapmakta, kahramanlık pozları takınmaktadır. İşte 2021 Haziran sonuna denk gelen Kurban Bayramı’nda, Kurtuluş Kutlamalarına katılmak üzere Kıbrıs’a uçan ve 1974 şanlı Kıbrıs Harekâtı’nın asıl mimarı olan Erbakan Hoca’yı bir kerecik olsun şükranla anmayacak kadar malum ve mel’un odaklardan korkan Erdoğan’ın konuşmasındaki kurusıkı çıkışları, Türk askerini Afganistan batağına sokmakla ilgili tavizlerini saklama ve ucuz kahramanlık taslama hesaplıydı.

Bizi Afganistan batağına sokmaya çalışan ABD, Yunanistan sınırımıza tanklar ve saldırı silahları yığmaktaydı!

ABD Yunanistan’ın Dedeağaç kentine kurduğu, sınırımıza 30 km. yakınlıktaki Üsse, iki gemiyle 400 savaş ve saldırı aracı ve M1 tankları taşımıştı.

Bu arada ABD ve koalisyon ortaklarının, Suriye ve Irak sınır bölgemizdeki terör örgütlerini yıllardan beri silahlandırdıkları, bununla da yetinmeyip belli periyotlarla teröristleri eğitip donattıkları artık sır olmaktan çıkmıştı. Sanki eğittikleri bölgemizde özellikle de ülkemize yönelik terör faaliyetlerinde bulanan teröristler değil, ABD ordusunun kadrolu elemanlarıydı! Hemen belirteyim ki, ABD ve koalisyon güçlerinin bölgemizdeki teröristleri eğitmeleri yeni ortaya çıkmış bir durum sanılmasındı. Evet, ABD gibi bir dostumuz varken düşmana gerek kalmazdı.

ABD’nin terör ve terörist seviciliği ile ilgili medyamıza o kadar çok haber yansımasına rağmen, böylesine açıktan düşmanlık sergileyen bir ülkenin her fırsatta dost ve müttefik olarak nitelendiriliyor olması, daha tehlikeli bir yaklaşımdır. Oysa yandaş medyada bile, "Terörist eğitim uzmanı Amerika" şeklinde haberler çıkmaktaydı. Haberin içeriğinde ABD ve koalisyon güçlerinin son olarak 400 teröristin eğitimini tamamladığını, eğittikleri teröristleri Haseke’ye saldıkları yer almaktaydı.

 Bir diğer haber, "ABD eğitip Haseke’ye saldı. Hâlâ PKK’ya destek veriyorlar" başlığı altında bir gazetede yer alırken, bir diğer gazetede alt alta iki haber aynı konuyla alâkalıydı. Haberin ilkinde, İçişleri Bakanlığı raporu kaynak verilerek, "PYD/YPG, DEAŞ’ın saldırılarını kopyaladı" denilirken, bu haberin hemen altında yer alan haberde ise, "Koalisyon güçlerinden 400 YPG/PKK’lıya eğitim" başlığının altında, "ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri Suriye’nin kuzeydoğusunda Haseke ilinde 400 YPG/PKK’lı teröriste daha 3 ay süren eğitim verdi" bilgileri aktarılmıştı. Yine terör örgütleri ve ABD ile ilgili olarak çeşitli haberler her gün gazetelere yansımaktaydı. Söz konusu haberler kısaca şöyle sıralanmaktaydı:

“400 YPG/PKK’lı teröriste ABD eğitimi” başlıklı haberin hemen altında yer alan, "İdlib kırsalına füze ve top atışı" başlığı altında ikinci bir haber aktarılmıştı.

 Bir başka gazetede ise, “Biden yönetimi Senatonun Türkiye sorularını yanıtladı: YPG ile ilişkimiz sürecek” başlığı altında yer alan haberde özetle: “ABD Senatosunun Türkiye oturumunda soruları yanıtlayan ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Victoria Nuland, Ankara’nın itirazlarına karşı terör örgütü YPG’ye destek vermeye devam edeceklerini söyledi. Nuland, Türkiye’nin Kabil’de rol üstlenmek istemesinin hayati önemde olduğunu da belirtti.” bilgileri yer almıştı.

Sanıyorum medyaya yansıyan bu tür haberler ABD ile ilişkilerimizin dostça mı düşmanca mı olduğunu göstermeye yeterli olacaktır. Ancak, görünen bu gerçeğin ardından hâlâ ABD ile Kabil Havaalanı’nın korunması konusunda birtakım pazarlıklar sürdürülüyor olması elbette kafamızı karıştırmaktaydı. Çünkü ortada bir dost yok, sadece düşman vardı. Böyle bir düşmanla daha ne kadar birlikte yol alınacaktı? soruları hâlâ yanıtını aramaktaydı.

Yoksa Sn. Erdoğan’ın ABD ve AB ile şahsi dostlukları ve siyasi hesapları uğruna, ülke çıkarları rüşvet mi sunulmaktaydı? Bu durumda Mustafa Kemal’in Gençliğe Hitabesi bir kez daha okunmalı ve üzerinde kafa yorulmalıydı:

Ey Türk gençliği!

“İstiklal (her bakımdan tam bağımsızlık) ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin (sermaye ve silah yönünden çok üstün bir kuvvetin) temsilcisi olabilirler. Cebren ve hile ile, (saldırı veya zorla veya hain iktidarların yaptığı ve milletten sakladığı hileli kanun ve anlaşmalar yoluyla) aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş (ekonomik ve stratejik kurumları ele geçirilmiş), bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış, (etkisiz, yetkisiz ve çaresiz konuma getirilmiş) ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu ortam ve durumdan daha elim (üzücü) ve daha vahim (ürkütücü) olmak üzere, memleketin içerisinde iktidar sahibi olanlar (hükümet ve muhalefet partileri, sivil ve asker yüksek bürokrasi, yargı ve diğer yönetim yetkilileri) gaflet (vurdumduymazlık) ve dalalet (azgınlık ve dış güçlere yaslanmak) ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Daha da beteri, bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini; müstevlilerin (işgalci güçlerin, küresel sömürü çevrelerinin ve Siyonist emperyalist merkezlerin) siyasi emelleriyle (sinsi ve şeytani hakimiyet projeleriyle) tevhit edebilir (düşmanlarla iş birliğine girişebilir)ler. Hatta Millet, fakr-u zaruret (işsizlik, fakirlik ve çaresizlik) içinde harap ve bitap düşmüş (yıkılmış ve yılgınlaşmış) olabilir.

Ey Türk istikbalinin (geleceğinin) evladı! İşte, bu ahval ve şerait (en kötü şartlar ve durumlar) içinde bile vazifen; Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmak (milli bağımsızlık ve bekamızı ve halkımızın ülke yönetimine hâkim olmasını sağlamak)tır.

Muhtaç olduğun kudret (sana gerekli ve yeterli olacak kuvvet ve cesaret, dış güçlerin himayesinde değil) damarlarındaki asil kanda mevcuttur. (Bizi asil ve şerefli kılan milli ve manevi değerlerimize; tarihi ve talihli dinamiklerimize, yani öz benliğimize ve bağımsızlık bilincimize sahip çıkmak suretiyle bütün bu tehdit ve tehlikeler aşılacaktır.)

Evet Atatürk’ün, tam doksan sene önce (20 Ekim 1927'de), hem çöküş nedenlerini, hem de çıkış çarelerini gösterdiği meşhur Gençliğe Hitabesi’ni okuyup, anlayıp gereğini yapmazsak, Allah korusun çözülüş ve çöküş kaçınılmazdır!

Türkiye Afganistan’da, ABD ve Batı Çıkarları İçin Değil, Kendi İnancımız ve Amaçlarımız İçin Bulunmalıydı!

“Bir dönem Afganistan çok sık konuşulmaktaydı. Çünkü Sovyetlere karşı savaşan mücahit gruplar, Sovyetler çekildikten sonra iktidar için birbirini kırmaya başlamıştı. Peştunların Hizb-i İslami Partisi’nin başında Gulbeddin Hikmetyar vardı. Taciklerin ağırlıkta olduğu Cemiyet-i İslami'nin lideri Burhaneddin Rabbani, Hazaraların Hizb-i Vahdet Partisi’nin lideri Abdül Ali Mezari, Özbekleri temsil eden Cümbüş-i İslam Partisi’nin lideri General Raşid Dostum haberlerimizden hiç eksik olmazdı. Bir de Taliban'a karşı kurulan kuzey ittifakının lideri Ahmet Şah Mesud vardı.

90'ların ilk yarısında bu ülkeye hâkim olan iç savaş, ABD (CIA), Suudi Arabistan ve Pakistan'ın desteğini alan Taliban'ın ekmeğine yağ sürmekten başka işe yaramamıştı. 1996'dan ABD'nin 11 Eylül saldırılarını bahane ederek müdahale ettiği 2001 yılına dek geçen 5 yılda Afganistan'ı bu selefi grup kendi kontrolüne almıştı. Beş yıllık yönetim döneminde Taliban'ın ilk işlerinden biri, Bamyan'daki 1500 yıllık Buda heykellerini dinamitlerle patlatmaktı. Ülkede normal yaşama savaş açılmıştı. Kadınları günlük hayattan silecek adımlar atılmıştı. Kız çocuklarının okula gitmesi yasaklanınca 11 eyalette 500'e yakın okul kapatılmıştı. Çalışan kadınlar evlerine kapatılmıştı. Kadınlar eşleri veya kardeşleri yanlarında olmadan sokağa çıkamazlardı. Kadınlara burka, erkeklere ise sakal zorunlu kılınmıştı.

Ülkede güya şeriat rejimi uygulanmaktaydı. Hırsızların elleri kesilmeye başlanmıştı. Cinayet işleyenler meydanlarda asılmaktaydı. Televizyon ve sinema yasaklanmış, radyoda müzik yayınları kaldırılmıştı. Sünni olmayan (Hazaralar gibi) gruplar kıskaca alınmıştı. Ne büyük çelişkidir ki Taliban yönetimindeki Afganistan, dünyanın uyuşturucu merkezi olmaya başlamış ama alkollü içkiler yasaklanmıştı. Bu katı şeriat anlayışı, aslında tüm dünyada İslam’ın imajını karalama ve kötüleme hesaplıydı.

2001'de ülkeyi adeta işgal eden ABD, müttefikleriyle birlikte 20 yılda istikrarlı bir yönetim kuramamış ve batağa saplanmıştı. Yabancı ülkeler de bu yıl bütün askerlerini çekmeye başlamıştı. Bu durumda, Taliban bir kez daha kazanmış ve ABD, Afganistan halkını Taliban'la baş başa bırakmıştı. Şimdi ABD ve Avrupa Birliği, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kabil'de kalmasını ve Kabil Havaalanı'nın güvenliğini sağlamasını, bu sayede ülkedeki yabancı büyükelçiliklerin açık kalmasını Afganistan'ın dünya ile bağının kopmaması için tek yol olarak görüyorlardı. Tarafların görüşmelerinde ortaya çıkan ortak anlayışa göre, Mehmetçik orada olursa Kabil'deki yabancı büyükelçilikler kendilerini güvende sayacaklardı. Türkiye, Kabil Havaalanı'nı korursa, insani operasyonlar ve yardımlar ülkeye güvenle taşınacaktı. Ancak Türkiye'nin ciddi kaygıları vardı. Böyle büyük bir operasyon için diplomatik destek ve para lazımdı. Bir Avrupa Birliği ve NATO ülkesinin (Macaristan) ve Afganistan'ın bir komşusunun (Pakistan) Türkiye'nin yanında olması bu yüzden önem taşımaktaydı. Ayrıca bu operasyonun yüksek maliyeti ABD ve Avrupa Birliği'nce karşılanmalıydı.

Erdoğan'ın yıllar önce birlikte fotoğraf çektirdiği ve bu yüzden çok eleştirildiği Hizb-i İslami lideri Hikmetyar, “Afganistan dış müdahaleler sonucu viran olmuştur” itirafında bulunmuşlardı. Her şey planlandığı gibi giderse, Mehmetçik, Hikmetyar'ın tanımıyla o “virane ülkede” zor ve riskli bir görev üstlenmiş olacaktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, bu görevin zor ve riskli olmayacağını anlatmaya çalışırken: “Türkiye'nin Taliban'ın inancıyla alâkalı ters bir yanı yok” sözleri tam bir skandaldı. Oysa bugün Türkiye'de biri çıkıp iktidar için “Taliban Kafası” dese, bir sürü hakaret (ve hatta ceza) davasına maruz kalırdı.” tespitleri haklıydı.

3. Dünya Savaşı mı Çıkacaktı?

Yıllardır, defalarca gündeme taşıdığımız, “3. Dünya Savaşı” uyarılarımızı komplo teorisi olarak geçiştiren çevreler, şimdi ABD dayanaklı ve Pentagon kaynaklı bir haberle sarsılmışlardı!..

Bu haber dikkatle izlendiğinde ve irdelendiğinde, aslında İslam Âlemine ve özellikle Türkiye’ye yönelik “Birleşik Küfür Cephesi” tarafından saldırı hazırlığı yapıldığı sırıtmaktaydı!?

ABD'li uzmanlara göre 3. Dünya Savaşı

ABD, emekli amiral James Stavridis ve gazeteci Elliot Ackerman’ın kaleme aldığı kitabı konuşmaktaydı. Oldukça korkutucu bir Dünya Savaşı senaryosunu anlatan kitapta bu savaşta kullanılacak silahlara ait bilgiler de yer almaktaydı.

ABD basınında yer alan haberlere göre, '2034: A Novel of the Next World War' (2034 Dünya Savaşı Senaryosu) isimli kitapta 'küresel yangın' olarak adlandırılan senaryolar aktarılmıştı. ABD’li emekli amiral James Stavridis ve gazeteci Elliot Ackerman’ın kaleme aldığı kitapta 2034’te ABD savaş gemilerinin Güney Çin Denizi’ne girmesiyle 3'üncü Dünya Savaşı başlayacaktı.

Peki hangi silahlar kullanılacaktı?

Kurgu temelli olan kitap böyle bir savaşın yaşanması durumunda hangi silahların kullanılabileceği hakkında da bilgiler aktarmıştı. Buna göre, savaş alanına otonom yani insansız askeri araçlar hâkim olacaktı. Stavridis ve Ackerman konvansiyonel savaşın yanı sıra böyle bir çatışmada bir ilk yaşanacağı görüşünü paylaşmışlardı. İkiliye göre, bu ölçekte bir savaşta iki tarafta 'düşman sistemleri'ni saf dışı bırakmak için geniş çaplı hack saldırıları yapacaktı.

Putin'in beklediği fırsat doğacaktı!

Politico'dan Maximilian Terhalle'ye göre ise ABD - Çin savaşı Rusya Devlet Başkanı Putin'in yıllardır beklediği fırsatı tabiri caizse 'altın tepside' sunmuş olacaktı. 'Bir ABD-Çin savaşı muhtemelen ABD'nin ekonomik ve askeri yeteneklerinin tamamını olmasa da çoğunu emecek ve sonuç olarak Avrupa'da caydırıcılık sağlama konusundaki güvenilirliğini büyük ölçüde baltalayacaktır' diyen Terhalle'ye göre, böyle bir çatışma Putin'e Rusya'nın 1991'de Soğuk Savaş'ın sonundaki yenilgisini telafi etmek için fırsat sağlayacaktı.

En güçlü ordular şöyle sıralanmıştı: Listede Türkiye de vardı!?

Pek çok askeri uzman son yıllarda ülkelerin askeri harcamalarının hatırı sayılır düzeyde arttığının altını çiziyor. Global Firepower tarafından hazırlanan rapor ise 2021'in en güçlü ordularını belirledi. Listede Türkiye de yer almıştı.

10- Pakistan

1.7 milyon askeri personeli olan Pakistan 2 bin 680 tanka sahip. 10 bine yakın zırhlı araca ev sahipliği yapan Pakistan ordusunda 1500'e yakın da uçak bulunuyordu.

9- Brezilya

2 milyonun üzerinde askeri personele sahip olan Brezilya ordusunun envanterinde 439 tank bulunuyordu. 676 uçağa ev sahipliği yapan Brezilya ordusunun deniz gücü ise 112 parçalı donanmadan oluşuyordu.

8- İngiltere

275 bin askeri personele ev sahipliği yapan İngiltere ordusunun envanterinde 738 uçak, 109 tank, 5 bin 500 zırhlı araç ve 88 deniz aracı bulunuyordu.

7- Fransa

450 bin askerden oluşan Fransa ordusu, binin üzerinde uçağa ev sahipliği yapıyordu. Fransa ordusunda 406 tank, 6 bin 420 zırhlı araç bulunuyordu. Fransız donanması 180 parçadan oluşuyordu.

6- Güney Kore

Komşu Kuzey Kore ile yıllardır fiilen savaş halinde olan Güney Kore'nin 7 milyona yakın askeri personeli bulunuyordu. Güney Kore ordusu, 1581 uçağa, 2 bin 600 tanka, 14 bin 11 zırhlı araca ve 234 gemiye ev sahipliği yapıyordu.

5- Japonya

319 bin askeri personele sahip olan Japonya ordusunun envanterinde 1480 uçak, 1004 tank, 5 bin 500 zırhlı araç ve 155 deniz aracı bulunuyordu.

4- Hindistan

5 milyonun üzerinde askeri personele sahip olan Hindistan ordusu, 2 bin 119 uçağa, 4 bin 730 tanka, 10 bin zırhlı araca sahipti. Donanması ise 285 parçadan oluşuyordu.

3- Çin

Çin ordusunda 3 milyon 335 bin askeri personel bulunuyordu. Ordunun uçak sayısı ise 3 bin 260’ı buluyordu. Ordunun envanterinde 3 bin 205 tank, 35 bin zırhlı araç bulunuyordu. Donanma tarafı ise 777 deniz aracına ev sahipliği yapıyordu.

2- Rusya

3.5 milyonun üzerinde askeri personele sahip olan Rus ordusunun envanterinde 4 bin 144 uçak, 13 bin tank, 27 bin 100 zırhlı araç bulunuyordu. Ülkenin donanması ise 602 parçadan oluşuyordu.

1- ABD

2 milyon 245 bin askeri personeli bulunan ABD ordusunun 13 binin üzerinde uçağı bulunuyordu. ABD ordusunun tank sayısı 6 bin 100, zırhlı araç sayısı ise 40 bine ulaşıyordu. ABD Donanması 490 parçadan oluşuyordu, bunların 11'ini uçak gemileri oluşturuyordu.

Türkiye

Listeye 11'inci sıradan giren Türkiye'nin askeri personel sayısı 895 bini buluyordu. Hava kuvvetlerinde 1056 araca ev sahipliği yapan TSK'nın envanterinde 3 bin 45 tank ve 11 bin 630 zırhlı araç bulunuyordu. Türk donanması ise 149 parçadan oluşuyordu.

Erdoğan’ın Haçlı AB Bağımlılığı ve Dilipak’ın Kaypaklığı!

“En son Kurban Bayramı’nda Merkel, Türkiye’nin AB üyeliğini beklemediğini söyledi. Macron mu üye olmamızı bekliyor, Yunanistan mı yoksa Kıbrıs Rum kesimi mi? Bakalım bu olmayacak duaya daha ne zamana kadar içimizden birileri, kurban keserek genelev açılışı yapan birileri gibi, ya da kumarda kazanma umudu ile dua edene “amin” demeye devam edeceklerdir.

TREXİT konusunu artık ciddi bir şekilde konuşmalıyız. Türkiye’nin AB üyeliği hayal bile olamaz artık. Böyle bir şey aşağılanmayı, dışlanmayı, kendi inanç, tarih ve geleneğini inkâr anlamına gelir. AB, asimilasyon istiyor, entegrasyon değil. “Kişi”, “Şahıs”, “Ferd” istemiyor, “BİREY” istiyor. Yani “İnanç, tarih ve gelenek”inden soyunarak, hangi “Cinsel kimlik”inden vazgeçerek, bir BİREY ve GENOM olarak AB “Yurttaş”ı olabileceksin. Ben şimdiden özgür irademle, bu inkâr sürecini reddediyor ve HAYIR diyorum. AB bir yalan rüzgârına kapılıp savrulmak demektir. AB bir Stockholm Sendromudur. Yani “celladına aşık olma” hadisesidir.

AB’de niye kaydınızı silmiyorlar. Niye daha kapıda bekliyorsunuz. Bahçe kapısından içeride, evin kapısının dışında... Bekçi kulübesindeki adam kapıdan çıkmanıza izin mi vermiyor yoksa. Kapı dışarı edildiniz. Kapıcı bile bu kadar beklemez, bekletilmezdi. Cumhuriyet gazetesinde Turhan Selçuk, bir karikatüründe Türkiye’yi (batılıların gözünde: Oltayı yutan balık) “Domuz sürüsü içinde bir koyun”a benzetmişti. Sahi bu “uysal koyun rolü”müz ne zamana kadar devam edecek. ABD, İngiltere ve Fransa’nın Erdoğan’ın KKTC ziyareti ile ilgili açıklamalarını biliyoruz. Bu şartlarda Türkiye’nin AB üyeliği konusunun bir anlamı kaldı mı? Ya da bu sevdadan vazgeçmemiz için neyi bekliyoruz. TREXIT için daha fazla aşağılanmayı mı bekliyoruz. AB “AK Parti” olsaydı, Türkiye de bir parti üyesi ya da partinin bir il başkanı, milletvekili olsaydı, Erdoğan o kişiyi partide tutar mıydı, tutmaz mıydı? Türkiye hangi diyetin bedeli olarak “azad kabul etmez bir köle” gibi yarım asrı aşkın bir süredir AB kapısında bekliyor!”[1] diye soran Abdurrahman Dilipak, tam bir istismarcıydı ve fırsat avcısıydı! 

Ey Abdurrahman Dilipak!.. Madem Haçlı AB, Müslüman Türkiye’yi asla içine almayacaktır… Sadece bu kof umutla Erdoğan’ı oyalayıp en haksız ve ahlâksız dayatmalarını bu iktidar eliyle yasalaştıracak, hatta yeni Anayasamız bile bu Haçlı AB kriterlerine ve İslam düşmanı karakterine göre ayarlanacaktır… O halde açıkça ve mü’mince bir tavırla ortaya çıkıp: “Ey millet, bu Erdoğan iktidarına sakın sandıkta oy atmayın, gençliğimizin ve geleceğimizin tahribatına ortak olmayın… Haçlı ve hain AB’ye karşı İslam Birliği’nin temelini atan Erbakan’ın D-8’lerini savunan Saadet Partisi’ne sahip çıkın!..” diye niye uyarmaz ve haykırmazsınız?.. Çünkü riyakârsınız, çünkü istismarcısınız!.. Yahu, bunun bir nifak tavrı olduğunun farkına ne zaman varacaksınız?

Ömer Bolat’ın Erbakan Saptamaları ve Saptırmaları

“Necmettin Erbakan salt bir teorisyen değildi. Mühendislik alanındaki bilgi ve tecrübesini daima ekonomi alanı ile birleştirmek istedi. Bunun için sürekli projeler geliştirdi, çalıştı. Çünkü dünyanın en gelişmiş, milli geliri en yüksek ülkelerine bakıldığında, mühendislik-metal-otomotiv ve son 20 yıldır da bilişim sektörlerinin güçlü olduğu ülkeler oldukları görülecektir… Necmettin Erbakan, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde eğitim, akademisyenlik ve Almanya-Aachen Teknik Üniversitesi’ndeki akademik araştırmaları sonrasında Türkiye’ye döndüğünde, 1956’da çok ortaklı bir girişim niteliğinde, Türkiye’nin ilk dizel motoru olan Gümüş Motor fabrikasının kurulmasına öncülük etti. Daha sonra bu fabrika Pancar Motor ismiyle uzun yıllar hizmet etmiştir. 1960-1961 döneminde Türkiye’nin ilk yerli otomobili olması tasarlanan Devrim Otomobili’ni geliştirmede çok önemli katkılar yaptı. Ancak ülkemize ithalatı yapılan yurtdışı otomobil firmalarının yüksek lobi gücü ve yurtiçindeki “biz bir şey üretemeyiz, ithal edelim” ezik zihniyetin iş dünyasındaki, siyasetteki, bürokrasideki ve medyadaki işbirlikçileri Devrim Otomobili projesini rafa kaldırtıp yok ettiler.

Necmettin Erbakan, ülkesinin ve halkının kalkınmasının, ancak ekonomide güçlü olmak ve bunun için de Ankara’da etkin olmak gerekliliğini anlayarak Ankara’ya yerleşti. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB)’nin önce genel sekreteri, 1968’de de Yönetim Kurulu Başkanı seçildi. Ancak sahip olduğu milli ve manevi değerleri önceleyen zihniyeti, hedefleri ve aile yaşantısı, TOBB içindeki karşıt grupları harekete geçirdi ve o zamanki siyasi iktidarın (Başbakan Demirel ve Adalet Partisi hükümeti) baskılarıyla TOBB Başkanlığından ayrılmak zorunda kaldı.

Artık Erbakan için çetin mücadele yılları başlamıştı. Necmettin Erbakan Türkiye ve İslam dünyası için, halk için hizmet etmenin, güçlü ve gelişmiş bir ekonomiye sahip olmanın, ancak siyasi alanda güçlenerek, projeleri, ekonomik reformları uygulayarak mümkün olacağına kanaat getirmişti. Böylece 1969 yılındaki milletvekilliği genel seçimlerinde Konya’dan bağımsız milletvekilliği adaylığını ilan etmişti. Konya’da seçim çalışmalarını yürütürken, bir vatandaş kendisine “Hocam, iyi de bir çiçekle bahar olmaz ki!” dediği zaman, Erbakan kendisine “Aziz kardeşim, unutma! Her bahar bir çiçekle başlar” şeklinde veciz ve unutulmaz bir cevap vermişti. Erbakan Hoca 1969’da bağımsız milletvekili seçildi. Ancak TBMM’ye girdiği zaman, siyasette bir kitle partisi konumunu elde edince ve iktidar olunca, hedeflerini gerçekleştirebileceğini anladı. Bir grup arkadaşı ile beraber 1970’te Milli Nizam Partisi’ni kurdular. Milli Nizam, halkın arasında teveccühle karşılanmıştı. 12 Mart 1971 Muhtırası ile Süleyman Demirel’in Adalet Partisi hükümeti istifa etmek zorunda kalmıştı. Bu olağanüstü dönemde, 27 Mayıs darbecilerinin kurduğu Anayasa Mahkemesi Necmettin Erbakan’ın kurduğu ilk parti olan Milli Nizam Partisi’ni laikliğe aykırı faaliyet içindeymiş gibi sudan bir gerekçeyle kapatmıştı.

Erbakan, Projelerini İlk Kez 1973'te Uygulama Fırsatı Yakaladı

Necmettin Erbakan ve arkadaşları bu defa 1972’de Milli Selamet Partisi’ni kurdular. 1973’te yapılan genel seçimlerde TBMM’de grup kuracak güçlü bir temsile sahip oldular. Ve Bülent Ecevit’in Başbakanlığındaki CHP-MSP koalisyon hükümetine koalisyon ortağı oldular. Erbakan ilk defa siyaset yoluyla iktidar ortağı olmuş ve projelerini, programlarını uygulama fırsatı yakalamıştı. Ancak iki parti arasındaki temel siyasi görüş ve zihniyet farklılıkları, bu koalisyon hükümetinin 1 yıldan kısa sürede yıkılmasına yol açacaktı. Bu dönemin en hayırlı kararı, Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’ın zorlaması ve cesaretiyle, dirayetiyle hükümetin Kıbrıs’taki Rum-Yunan darbesi ve katliamlarına karşı 20 Temmuz 1974 sabahı Kıbrıs Barış Harekâtı’nı başlatması ve çok kısa sürede adanın kuzeyinde Kıbrıs Türkleri için güvenli bir bölge ve devlet tesis etmeyi başarması olmuştu. Başbakan Ecevit’in medya desteği ile Kıbrıs’taki başarıyı sahiplenmesi ve bunu tek başına iktidara çevirmek için erken seçimi zorlama gayesiyle koalisyon hükümetini yıkması, Necmettin Erbakan ve Milli Selamet Partisi için yeni bir yol arayışını beraberinde getirdi.

Sanayi Yatırımları ve Fabrikalar İçin Kolları Sıvadı

Böylece Süleyman Demirel’in başbakanlığında, Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyetçi Güven Partisi’nden oluşan dörtlü-Milliyetçi Cephe hükümetleri kuruldu. 1975-1977 sonu arasındaki 3 yıl boyunca iktidarda kalan Milliyetçi Cephe isimli iki hükümette Necmettin Erbakan Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı. Siyasi ve sosyal zihniyet olarak birbirine yakın, ve 1976-1980 yılları arasındaki sağ-sol çatışmaları ve anarşik olayların yoğun olduğu buhranlı dönemde, merkez sağı temsil eden bu hükümetler döneminde Necmettin Erbakan ekonomi üzerinde etkiliydi. Bir Makine Mühendisliği profesörü olarak, ülkeyi gerekli sanayi yatırımları ve fabrikalar ile donatarak, ağır sanayi hamlesini gerçekleştirmek, metal-makine-otomotiv-maden-tekstil alanlarındaki sanayi yatırımlarını yapmak için Erbakan kolları sıvamıştı. Bu ağır sanayi hamlesi için 200 fabrika projelendirildi. O zamanlar Türkiye’nin nüfusu 36 milyon civarıydı. Bu fabrikaların temelleri hızlıca atılmaya başlandı.

Erbakan Üç Yıl İçinde En Az 70 Projeyi Hayata Geçirmeyi Başardı!

Türkiye’deki sol, laikçi, “yaptırmayız, istemeyiz” zihniyetinin temsilcisi siyasi hareketler ve medyadaki uzantıları, aynı bugün olduğu gibi, o zaman da Erbakan, partisi ve attığı fabrika temelleri ile dalga geçiyorlar, alay ediyorlar ve iftiralar atıyorlardı. O zamanki gazete manşetlerine bakılırsa, bugüne de ayna tutacaktır. Ama Erbakan yılmadı, 3 yıllık hükümet döneminde 200 projeden en az 70’inin temelleri atıldı ve çalışmaya başladı. Türkiye’nin sanayileşmesine hizmet etti. Yıllar sonra MÜSİAD Genel Başkanı olduğum 2004-2008 arasındaki yıllarda Anadolu gezilerimde, Erbakan’ın vizyonu ile kurduğu ve açtığı yatırımları, fabrikaları görmekten mutluluk duyarken, Türkiye’deki yaptırmayızcı-istemezükçü zihniyetin halkımıza ve ülkemize ne kadar çok zararlar verdiğini görmekten hicap duydum. Motor, makine, takım tezgâhları alanında TÜMOSAN, TAKSAN, TEZSAN, Erzurum-Tortum Tekstil, Mardin-Mazıdağ Fosfat fabrikaları, Seka Balıkesir-Giresun gazete kâğıdı fabrikaları, vs. gibi 70 kadar dev sanayi tesisleri o dönemin eseridir.

İslam Ülkeleri ile İlişkileri Canlandırdı

Yine Milliyetçi cephe hükümeti döneminde Erbakan’ın gayretleriyle çok uzun yıllardır ihmal edilen İslam ülkeleri ile ilişkiler canlandırılmış, Türkiye 1975’te İslam Kalkınma Bankası’nın kuruluşunda ortak ülke olmuştu. Daha sonra 1977 sonunda CHP’nin çirkin bir yöntemle İstanbul-Güneş Motel’deki milletvekili transferleri sonucu azınlık hükümeti kurması, Türkiye’de 1978 ve 1979 yılları boyunca korkunç kuyruklar, yokluklar, ekonomik kriz ve yıkım dönemini başlatmıştı. Bizim de lise yıllarımız o kuyruklarda gece yarısı başlayarak saatlerce bekleme ve okul eğitimi arasında geçmişti. 1979 yılında bütün kış boyunca İstanbul-Bakırköy’de yakıtsız buz gibi bir okulda eğitim yapmıştık. Bu süreç 2 yıl sonra bitti. Demirel 1979 Aralık’ta azınlık hükümeti kurarken, Erbakan hükümet dışında kalarak destek vermişti. Bu dönemde Türkiye’de ekonomide serbestleşmenin, dış ticarette ihracata dayalı büyüme modelinin ve devletin ekonomideki ağırlığını azaltmanın dönüm noktası olan “20 Ocak 1980 Kararları” Demirel-Özal ikilisi tarafından alınmıştı.

'Adil Düzen' Kitlelerin Umut Kaynağıydı!

Necmettin Erbakan 1980’li ve 1990’lı yıllarda “Adil Ekonomik Düzen” vadediyordu. İnsanlar arasında hak ve adaleti, eşitliği gözeten, verginin asgari düzeyde ve gelir düzeyine bağlı olarak adil şekilde alınacağı, faizin olmayıp, tasarrufların yatırımlara ve üretime kanalize edilerek, faiz maliyetinin olmayacağı “Adil Düzen” kitlelerin umudu olmuştu. Erdoğan ve Gökçek’in İstanbul ve Ankara’daki parlak belediyecilik hizmetleri ve yeni iktidar umudu, Aralık 1995’te yapılan milletvekili seçimlerinde Refah Partisi’ni %21,5 ile birinci parti ve Necmettin Erbakan’ı da 30 Haziran 1996’da kurulan Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi koalisyon hükümetinin, 54. Hükümetin Başbakanı yaptı. Tansu Çiller de Başbakan Yardımcısı olmuştu.

Memur ve İşçilere Yüzde 65 Zam Yaptı

Erbakan Başbakanlığındaki 54. Hükümet görevde kalabildiği 11,5 ayın ilk 6 ayında başarılı bir icraat ortaya koymuştu. O yıllarda iki ve üç haneli enflasyon vardı. 1974-2003 yılları arasındaki 30 yıllık dönem yüksek enflasyon, devalüasyonlar, artan kamu bütçesi açıkları ve yükselen kamu borçlanması dönemiydi. Erbakan hükümeti kamu memur ve işçilerine %65 maaş zammı verdi, çiftçilere aynı oranlarda ürün destek fiyatları açıkladı. 1991’in başından beri hızla artan kamu bütçe açıkları, KİT açıkları ve yüksek kamu borçlarına çare bulmak için Erbakan hükümeti yeni gelir kaynak paketleri açıkladı. Ayrıca Kamu Tek Hesabı, ya da Havuz Sistemi adıyla, kamu kuruluşlarının gelir ve gider kalemlerinin ortak bir Kamu Tek Hesabı’ndan yapılmasını öngören bir model geliştirip uyguladı. Sonuçta o bir yıllık iktidar sürecinde, kamu borç faizleri, enflasyon, bütçe açığı azalmaya başladı. Kamu borcu artmadı. Hatta Aralık ayında 1997 kamu bütçesi TBMM’de görüşülürken, “Denk Bütçe” hedefi ortaya konulmuştu. Ama 28 Şubat post-modern darbesi Refah-Yol hükümetinin 18 Haziran 1997’de istifasını getirdi.

D-8'in Kurulması Fikrini Ortaya Attı ve Başardı!

Diğer taraftan, Erbakan koyu bir anti-emperyalistti, kapitalist bâtıl hâkim düzenin tüm dünyayı ve özellikle Müslüman halkları ezdiğine inanıyordu. Bu nedenle, İslam ülkeleri arasında önce siyasi yakınlaşmanın ve ardından ekonomik bütünleşmenin sağlanması gerektiğine inanıyordu. Ekonomide İslam Ortak Pazarı, ortak para birimi İslam dinarı, askeri savunma bloku İslam Savunma Birliği fikirlerini savunuyordu. Refah-Yol hükümetinin daha ikinci ayında, benim de yer aldığım, İran, Pakistan, Malezya, Singapur ve Endonezya’yı kapsayan ilk dış gezisini Uzakdoğu ülkelerine yaptı. İki ay sonra Mısır, Libya ve Nijerya’yı kapsayan ikinci dış gezisini Afrika kıtasına yaptı. Dönüşte, en kalabalık ve coğrafyalarında ağırlık merkezi oluşturan 8 İslam ülkesinde D-8 Birliği’nin (Gelişmekte Olan Ülkeler Birliği - 8 ülke) kurulması fikrini ortaya attı. Aylar süren müzakereler sonucu 8 İslam ülkesi (Türkiye, Mısır, Nijerya, İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya ve Endonezya) arasında bir D-8 Birliği 15 Haziran 1997 tarihinde İstanbul Dolmabahçe’de ülke liderlerinin attıkları imzalarla kurulmuş oldu.

Açılımları ve Ekonomik Başarıları Rahatsızlık Yarattı

Necmettin Erbakan ve Refah Partisi’nin gerek belediyelerdeki başarılı icraatları, gerekse merkezi hükümetteki ekonomide başarılı, dış politikada İslam ülkeleri, Ortadoğu, Asya ve Afrika’ya yönelik açılımları, başta ABD, AB ve İsrail’de hiç hoş karşılanmamıştı. Daha 1997 Ekim ayında, Refah-Yol hükümeti 3 aydır görevde iken, ABD’nin o zamanki Demokrat partili Dışişleri Bakanı Warren Christopher, dünyadaki birçok büyükelçilerine gönderdiği Memorandum’da, Refah-Yol hükümeti ve Erbakan’ın hem ABD hem de müttefikleri için tehlikeli olduğu ve mutlaka düşürülmesi gerektiği görüşünü bildiriyordu. Rahmetli Erbakan 2008 Şubat ayında kendisine yaptığım veda ziyaretimde, bu memorandumu bana bizzat kendisi göstermişti. Onların dışarıdan yüklenmeleri, ve içeriden laikçi-sol medya-sermaye-yargı-bürokrasi ve askeri çevrelerin işbirliği, ve siyasi muhalefetle de yapılan ayak oyunları, milletvekili transferleri gibi çirkin oyunlar, Milli Güvenlik Kurulu’nda Cumhurbaşkanı Demirel’in orkestra şefliğindeki 28 Şubat 1997 post-modern darbe muhtırası, hep birlikte sonuç verdi. Refah-Yol hükümeti Başbakanlığa Çiller’i getirmek ve Refah-Yol hükümetine devam etmek için, 18 Haziran 1997’de istifa etti. Erbakan ve Çiller yeni hükümeti kurma görevini almayı beklerken, Demirel’in Mesut Yılmaz’ı görevlendirmesi ve birkaç gün içinde DYP’den 45 kadar milletvekilinin transfer pazarlıkları ile istifa ettirilmesi, Refah-Yol hükümetinin sonunu getirdi. Küresel Batılı kapitalist düzen ve içeride onlarla beraber hareket eden Türkiye’deki müesses nizamın, sermaye, medya, askeri ve sivil bürokrasi ve üst yargı alanındaki temsilcileri, ve siyasi muhalefet hep birlikte topyekûn operasyonla Necmettin Erbakan ve partisinin başarılı yönetimine 11,5 aydan fazla tahammül edememişlerdi.” şeklinde doğru saptamalar yapan Ömer Bolat, ardından yanlış yorumlara ve saptırmalara başlamıştı.

“Erbakan'ın Hayalleri Son 18 Yılda Hayata Geçirildi” Palavrası!

“Bununla beraber, Necmettin Erbakan’ın hayatı boyunca şahsına, ve kurduğu 5 siyasi partiye, Erbakan’ın temsil ettiği değerlere acımasızca saldıran, en olmadık yalanlarla iftiralarla Erbakan’ı ve partisini yıpratmaya, yok etmeye çalışan laikçi-sol siyasi anlayış, onların görsel ve yazılı medyadaki aparatları, son 18 yılda Necmettin Erbakan’ın bütün vaatlerini, hayallerini gerçekleştiren Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarını bugün devirmeye ve yok etmeye çalışırlarken, ne yazık ki “dostlarımız” diyerek güya Erbakan’ın izinden gidiyoruz diyenlerle kol kola olmaya, onlardan payanda desteği almaya çalışıyorlar!”[2] iddiaları asılsızdı, istismar amaçlıydı.

Ömer Bolat, Balata mı Sıyırmıştı?

Sn. Ömer Bolat Bey, artık bol keseden hiç atma!.. Sağlığında AKP’nin perde arkasını, Erdoğan’ın gerçek ayarını ve mayasızlığını haykıran Erbakan’ı; şimdi bu iktidarın maddi ve manevi tahribatlarının suç ortağı yapma!.. Erbakan istismarıyla Erdoğan’ı aklamaya çalışma!..

Ey Ömer Bolat!.. Allah adına, Kur’an aşkına, Resulüllah hatırına, iz’an ve vicdan hesabına söyle…

• Erbakan faizci miydi?.. Ülkeyi faizli kredilerle 1 trilyon dolar dış borca sokan birisi miydi?

• Erbakan, hâşâ, zina serbestçisi ve eşcinsellik destekçisi miydi? Sözde kaldırılan İstanbul Sözleşmesi’nin yasalaşmış şekli olan 6284 sayılı kanunla övünebilir miydi?

• Erbakan Haçlı AB hayalcisi ve İsrail’le normalleşme heveslisi miydi?

• Erbakan, Erdoğan gibi; Suriye’nin karıştırılmasına, Libya’ya saldırılıp yıkılmasına izin ve destek verir miydi?

• Bay Ömer Bolat! 2021 Kurban Bayramı’na denk gelen Kurtuluş Programları için Kıbrıs’a giden, malum ve mel’un odakların gözünden düşmemek adına, şanlı 1974 Kıbrıs Harekatı’nın asıl mimarı ve kahramanı olan Erbakan Hocamızı bir kere olsun şükranla anmaktan bile ürküp çekinen Sn. Erdoğan’ı ve tahribatlarını, Erbakan’ın devamı gibi göstermek için, “Bol bol atmak...” ne Erbakan ne de Erdoğan gerçeğini değiştirirdi…

Erbakan’la ilgili bazı doğruları, Erdoğan iktidarının yanlışlık ve yamukluklarına kılıf yapmak ne büyük münasebetsizlik ve nasipsizlikti!.. Bu nedenle, Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin, bütün peygamberlerin ortak hikmet söylemini bir kez daha hatırlatmamızın zamanı gelmişti; “Eğer utanmaz iseniz, istediğiniz gibi konuşabilirsiniz!..”

 

 


  [1] Abdurrahman Dilipak – 24.07.2021 - www.yeniakit.com.tr

  [2] https://www.yenisafak.com/ekonomi / 26.07.2021

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 74

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR