ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün789
mod_vvisit_counterDün3040
mod_vvisit_counterBu Hafta8981
mod_vvisit_counterGeçen hafta20243
mod_vvisit_counterBu Ay113611
mod_vvisit_counterGeçen Ay118886
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18330598

IP'niz: 3.227.235.216
Bugün: 23 Eyl 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12769472

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

TÜRKİYE’NİN ACİL SORUNLARI, ÇÖZÜM YOLLARI VE ERBAKAN HOCAMIZIN RÜYADAKİ UYARILARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

TÜRKİYE’NİN ACİL SORUNLARI, ÇÖZÜM YOLLARI

VE

ERBAKAN HOCAMIZIN RÜYADAKİ UYARILARI

        

Biz, hayırlı ve yararlı olduğuna inandığımız, Kur’an’a, vicdana, akla-mantığa ve genel ahlâki kurallara uygun olduğu kanaatini taşıdığımız konuları, kardeşlerimiz ve değerli izleyenlerimizle paylaşmaktayız.

Herkesi her şeye inandırmak ve kalabalıkların takdirini kazanmak gibi bir kuşku taşımamaktayız… “Senin balın pekmezin kaliteli olsun, müşterin Çin’den Yemen’den gelir.” Atasözümüze uyarız. Derdimiz doğrulara tercüman olmak, ülke sorunlarımızı gündeme taşımak ve sorumluluklarımızı kuşanmaktır.

Öncelikle ve özellikle haftalardır önü alınamayan Akdeniz ve Ege Bölgelerimizdeki orman yangınlarının bir an evvel söndürülmüş olması ve mağdur olan yüz binlerce insanımızın yaralarının acilen sarılması için dualar ediyor ve Yüce Rabbimizden Ülkemizi ve Milletimizi bu tür felaket ve musibetlerden korumasını temenni ve niyaz ediyoruz. Ve elbette, bu yangınlarda kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımıza ve yangın savaşçısı ormancılarımıza da Rabbimizden rahmet, afvu mağfiret ve ailelerine ve Aziz Milletimize sabru selamet diliyoruz.

Acaba; gökyüzünü kapsayan dumanların yayılacağını, tüm insanların bunları görüp şaşkınlık içinde kalacağı; “(Bu duman) İnsanları kuşatır ve bu çok acı bir azap (ve psikolojik ızdırap vasıtası)dır. (Bunu görünce panik ve çaresizlik içinde) ‘Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp-gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz’ (şeklinde yalvarmaya başlayacaklardır.)” Duhan Suresi 11 ve 12. ayetleri, şimdi Akdeniz ve Ege Bölgelerimizi haftalardır yakıp kavuran kahredici yangınlara ve gündüzleri geceye çeviren yoğun dumanlara da işaret sayılır mıydı?

Ve yine bazı hadis ve haberlerde bildirildiği gibi; uzun bir dalâlet ve deccaliyet döneminden sonra, yaşanacağı müjdelenen kutlu devrim ve değişim öncesi, büyük ve yaygın şekilde yangınların çıkacağından bahsedilmesi, çaresizlikle seyrettiğimiz bu Akdeniz ve Ege bölgesi yangınları mıydı?

Ve tabi bütün bu felaketler, çok yönlü tevbekâr olmamız, her türlü kötülükleri artık bırakmamız, Millet ve Devlet olarak daha tedbirli ve temkinli davranmamız, bize; gelecek nesillerin emaneti olan doğayı, havamızı, ormanlarımızı, mavi vatanımızı daha dikkatli korumamız için, elbette ders almamız gereken uyarılardı.

Manavgat Aşağı Işıklar Mahallesi’nde 2 katlı evi ve içindeki her şeyi yanıp kül olan Ramazan Aydın’ın hayret verici itirafıyla, sadece odasındaki Kur’an-ı Kerim yanmamış, olduğu gibi sağlam kalmıştı. Bu da bize, Allah’ın varlığının ve Kur’an’ın kutsallığının bir kanıtıydı! Ve bu nedenle artık İslam’a ve Kur’an’a dönmemiz lazımdı.

Bazı orman alanlarının Turizm Bakanlığı’na devrini içeren kanun Meclis’ten nasıl çıkmıştı?

Kabul= 284 (MHP+AKP+İYİ Parti)

Ret= 50 (CHP+HDP)

Meclis’teki 14 İYİ Partili ve Lütfü Türkkan=Evet demişlerdi.

1 (bir) AKP’li ise Hayır! demiş, Ret oyu vermişti.

135 CHP’liden sadece 32’si Hayır demiş, 103’ü oylamaya girmemişti. İşte riyakâr ve Din istismarcısı iktidar! İşte sahtekâr muhalefet!

Orman Bakanı 13 Temmuz 2021’de Türkiye gazetesine yaptığı açıklamada:

“Şu anda Türkiye’mizin herhangi bir orman sahasında bir çakmak bile yakılsa anında fark ediyoruz… Bir duman çıksa derhal müdahale ediyoruz… 776 orman gözetleme kulemizle her tarafı 7-24 seyrediyoruz…” buyurmuşlardı. Ama her nedense 20 ilde, her bölgede 10 ayrı yerden PKK’lıların çıkardığı yangınların farkına varamamışlardı.

● Kartal-Güvercin hikâyesini hatırlattı.

Bir güvercinle kartal arkadaş olurlar. Kartal: “Ben yüzlerce metre yükseklikten yerdeki avımı görür ve yıldırım hızıyla inip güçlü pençelerimle yakalarım!..” diye hava atmaya başlar. Bir gün güvercine: “Bak aşağıda bir kertenkele var. Onu nasıl yakaladığımı gör de gücümü ve keskin görüşümü anla!..” diyerek hızla tarlalara doğru süzülür ve kertenkeleyi yakalar. Ancak hemen yanı başında kurulan tuzağa takılıp kalır. Bunun üzerine güvercin kartala şunları hatırlatır:

“Dostum, öyle yüzlerce metreden avını görmek ve hızla inip işini bitirmek marifet değil… O kertenkelenin ölü bir yem olarak bırakıldığını ve hemen yanındaki tuzağı görmedikten sonra neye yarar?!.”

Bu arada, Brezilya Polisi 1.5 milyar dolarlık, 1.3 ton kokaini Türk iş adamı Şehmuz Özkan’a ait özel bir uçakta yakalamıştı. Türk Kaptan Pilot ise gözaltına alınmıştı. Acaba Sedat Peker’in iddialarına göre, bu Şehmuz Özkan’la AKP’li Elazığ Milletvekili Zülfü Tolga Ağar’ın bir irtibatı var mıydı?

Türkiye’yi ve Diyanet’i, Sn. Erdoğan mı Yönetiyordu, Yoksa Masonlar mı?

Tokyo Olimpiyatları’na katılan ve zaten her fırsatta spor haberleri diye ekranlardan karşımıza çıkarılan; kadın sporcularımızın kısacık ve daracık mayolarla ve en mahrem yerlerini açığa vuran bir tarzda hem edep ve hürmete, hem Milli örfümüze, hem Dini ölçülerimize tamamen aykırı kıyafetlerini tenkit eden bir ilahiyatçı, Diyanet Başkanlığınca hemen açığa alınmıştı. Yahu Türkiye’yi ve Diyanet’i Erdoğan mı yoksa Masonlar mı yönetiyorlardı?

Erdoğan’ın Başkanlık Hırsı; “Türk Baharı”na Bahane mi Yapılacaktı?

Siyonist odaklar hep böyle yaparlardı. Önce gerçek demokrasiyi tıkayacak ve halkın kendi inancı ve ihtiyacı istikametindeki yönetim tarzına engel olacak ve sadece halkın duygularını ve umutlarını istismar edip şahsi hesapları için kullanacak partileri, kişileri ve çevreleri iktidara taşırlardı… Onları tepe tepe kullanırlardı… Artık halk bunlardan bıkıp bunalmaya ve yeni arayışlara başlayınca da, bu sefer yine o ülkede karışıklıklar tezgâhlayıp demokratik barbarlıklardan ve Arap Baharı cinsinden hokkabazlıklardan sakınmazlardı. Şimdi bazı yandaş yalaka takımını da aynı senaryoların Erdoğan iktidarına karşı hazırlandığı kuşkuları sarmıştı…

● Abdurrahman Dilipak: “11. Kalkınma Planı’nda 2023 Hedefi” yazısında; Cumhurbaşkanına, yeni kalkınma planında yer alan 61. maddeyi kimler imzalattı? Sağlık bilimleriyle ilgili bu maddede herkesin vücuduna deri altı çipler yerleştirilip kontrol altına alınmasına, fıtrata ve İslam’a aykırı cinsiyet dejenerasyonuna izin veren bu yasaya Kur’an okuyan bir Cumhurbaşkanı nasıl imza attı?

Sizin gibi Kur’an okuyan ve İslamcılık taslayanlar, bunlara nasıl oy toplattırılıyorsa, işte aynen öyle yaptırılmaktaydı!.. Sn. Dilipak, Cumhurbaşkanına bunları kim imzalatıyor? diye sorarken ne demeye çalışıyordu?

● “Sn. Erdoğan bir NOTER kâtibi konumundadır. Asıl ülkeyi yönetenler, bu konuları düzenleyenler başkalarıdır”, demeye mi getiriyordu!

● “Erdoğan aldatılmaya, kandırılmaya, oyalanmaya müsait bir yapıdadır” demek mi istiyordu!

● “Erdoğan’ın zahiri dindarlığına ve Kur’an okumasına bakmayın, o asıl masonların ve Din düşmanlarının adamıdır!” imasında mı bulunuyordu?

Şimdi biz soralım:

● Madem böyle ise, ta kuruluşundan bugüne Erdoğan’ı ve AKP iktidarını destekleyen Abdurrahman Dilipak gibi İslamcılar ve Milli Görüş kaçkınları kimlerin adamıydı? Hâlâ SP’yi AKP’ye katmaya uğraşan Oğuzhan Asiltürk, hangi hıyanet ve tahribatlar için görevli kılınmıştı?

● Bütün bunlara susan Milli Görüşçüler, Allah’ın, Resulüllah’ın ve Erbakan Hocamızın huzuruna nasıl çıkacaklardı?

Ama tabi onların bir hesabı varsa, elbette Allah’ın da bir hesabı vardı… Ve öyle umuyoruz ve inanıyoruz ki, bu sefer Siyonist gâvurların tuzakları kendi başlarına yıkılacaktı.

        

Fatma Betül ERİŞKİN Kardeşimizin İbretli Rüyaları!

Rüyamda; Aziz Erbakan Hocamız, beni telefonla arayarak Konya’da, Sille Mahallesi'ndeki ilk oturduğumuz eve gitmemi talimat buyuruyorlar. Hemen talimat buyrulan eve gidiyorum. Bahçe kapısının demirlerinden elimi sokuyorum ve kapıyı açıyorum. Bahçeyi geçip evin kapısına geliyorum ve zile basıyorum. Aziz Erbakan Hocamız bir türkü mırıldanarak kapıyı açıyorlar. Üzerlerinde yarım kollu bir atlet, onun üzerinde de mavi renkte, askılı bir tulum var. Selam veriyorum. Erbakan Hocamız selamımı alıyorlar ve bana girişten itibaren evi gezdiriyorlar. Tüm evde tadilat yapılmış, Erbakan Hocamız da duvarlarını boyamışlar. Üst kattaki odaları, ara odayı, holü, mutfağı gezdirip neler yapıldığını anlatıyorlar. Sonra birlikte salona geçiyoruz. Salon beyaza boyanmış, boyanın içerisinde ara ara parlak ışıltılar var. Erbakan Hocamız: “Tam bu karşıdaki duvarda, Bizim büyükçe bir resmimiz vardı, hatırlıyor musun?” diye sordular. Ben: “Evet Aziz Hocam, taşınma esnasında zarar görmüştü, ben de bunun için çok üzülmüştüm!” dedim. Erbakan Hocamız: “Ziyanı yok, Ben o resmi çok sevmiyordum zaten. Onun yerine buraya, sizin oturma odasına yaptığın, makamın tablosunu asarsın olmaz mı?” buyurdular. Ben tasdik etmek için başımı evet manasında salladım ve: “Siz nasıl talimat buyurursanız Aziz Hocam!” dedim. Birlikte mutfağa geçtik. Yere araç lastikleri atılmış, üzerlerine tahtalar koyulmuş. Erbakan Hocamız birine oturdular ve: “İki çay doldur da hem içelim, hem muhabbet edelim, hem de Ben biraz dinlenmiş olayım!” buyurdular. Mutfak tezgâhının üzerinde küçük bir tüp, onun üzerinde de küçük, bakır bir çaydanlık cızırdayarak kaynamaktaydı. Çayları doldurdum, Aziz Hocamıza doğru yürüdüm. Erbakan Hocamız karşılarındaki lastiği göstererek oturmamı işaret buyurdular. İşaret buyurdukları yere oturdum. Erbakan Hocamız çaylarından bir yudum aldılar ve: “Ya Rabbi; varlıklarına ve yakınlıklarına alıştırdığın, kalplerini birbirine ısındırdığın insanların yokluğunu birbirlerine gösterme!..” şeklinde dua ettikten sonra: “Sevdiğiniz kişilerin, sevdiğiniz şeylerin, sevdiğiniz davanızın değerini bilin. Neyin değerini bilmezseniz, onun yokluğu ile sınanırsınız! Sağlığının değerini bilmeyen, hastalıkla terbiye edilir. Sevilmenin değerini bilmeyen, yalnızlıkla terbiye edilir. Hayatını anlamlı yaşamayan, ölümle terbiye edilir. Şimdi sen içinden soruları sıralamışsındır; ‘Hocam, insan hayatını anlamlı yaşasa da yaşamasa da zaten ölümle terbiye edilmeyecek mi?’ diye. Yok, öyle değil işte! Hayatını anlamlı yaşamayan, Allah ve Resulüne uygun yaşamayan kişi ölür, yok olur gider. Hayatını anlamlı yaşayıp, Allah ve Resulünü hayatına rehber tutan kişi ise, acısız, sızısız, öldüğünün farkına bile varmadan sonsuzluğa geçer, boyut değiştirir. Sevdikleri ile, en önemlisi de, hayatına mihenk taşı ettiği önderleri ile huzur, mutluluk ve refah içinde yaşamaya devam eder!..” buyurdular. Ben: “Aziz Hocam, ne güzel buyurdunuz. Az ayarımı bilmesem hemen ölüveresim geldi. Amma sonsuz hayatta Zatınızdan, Ahmet Hocamızdan, dava kardeşlerimden ayrı olabilme ihtimalinden öyle korkuyorum ki!” dedim üzgün bir sesle. Erbakan Hocamız: “Neden korkuyorsun bu kadar. Hakkı yaşa, Hak’la olursun! Davana sarıl, Kur’anî gerçeklerin farkında ol, kurtulursun. Bu kadar basit!” buyurdular. Ben: “Aziz Hocam, bizim için o kadar basit olmuyor işte... Mesela, nasıl farkında olabilirim? Farkındalık nedir? Nasıl oluşur?” dedim. Erbakan Hocamız: “Zannetmeyi bırakmadan, (öyle tahmin ve ihtimalle değil, kesin bir imanla yakine ulaşmadan) fark etmeye başlayamazsın! Sorun bu! Ayeti okuyorsun, ayette Yahudiden, Hristiyandan, müşrikten, münafıktan bahsediyor! Bütün bu uyarıları kendinize değil zannediyorsunuz! Oysa sen sadece isim olarak Yahudi, Hristiyan, müşrik, münafık değilsin, fakaat tüm yaşadıkların onların yaşantısı gibi, konuşman onların konuşması gibi ise gerçek imandan ve İslam’dan uzaksın… Şimdi bazıları: ‘Ee Hocam amma yaptın? Ben şirk mi koşuyorum ki?’ diyecekler. Evet, belki açık açık: ‘Allah yoktur’ demiyorsun, ama ayetlerini es geçiyorsun! ‘Ben bu ayetlere inanmıyorum’ demiyorsun, ama hiç sana inmemiş gibi hareket ediyorsun! Ayetin tam tersi, muhalif yaşıyorsun. Bu da bir çeşit şirk değil midir?” buyurdular. Ben: “Çok doğru buyurdunuz Aziz Hocam. Hepimiz düşüyoruz bu hatalara maalesef!” dedim üzülerek. Erbakan Hocamız: “Doğrudur, kuluz, eksiğiz, noksanız, hatalıyız… Peki, Müslüman ne yapmalı? Yaptığı her hatada üç şeyi yapması gerektiğini unutmamalı:

1- Hatasını kabul etmeli!

2- Hatasından ders alıp üzülmeli ve pişmanlık göstermeli!

3- Hatasını asla tekrar etmemeli! Bu konuda nefsine taviz vermemeli!

Bak, bazı kardeşlerim belki iyi niyetli olarak şu hatayı yapıyorlar; her şeyi, her an, aile, akraba, çocuk, eş, dost, komşu… Hepsine anlatıyorlar, onlar bu konuları kavramaya hazır mı? diye düşünmüyorlar ve ısrar ediyorlar. Evet, ailenizden, çocuklarınızdan, akrabalarınızdan, arkadaşlarınızdan, kardeşlerinizden, sizinle olmadıkları için üzüldüklerinizin olduğunu biliyorum. Sizinle olsunlar diye kırk takla attıklarınız var, bunu da biliyorum. Oysa onlar için tek yapabileceğiniz şey dua etmektir. Çünkü, gönlü davamıza düşmeyenin yolu Bize çıkmaz!.. Unutmayın ki, birçok peygamber, eşlerini, çocuklarını davalarına kazandıramadılar. Rablerine onlarsız yürüdüler, onlar ise arkalarında helak olup gitti. Elbette dua etmeye, onlar için çalışmaya devam edin, ama bu hayatınızın anlamı ve tamamı olmasın, bu sizin yürüyüşünüzü yavaşlatmasın. Bu sizin maddiyatınızı-maneviyatınızı olumsuz yönde etkileyip huzurunuzu kaçırmasın. Sizin verdiğiniz harçlıklarla günahlara dalmasınlar, sizin gereğinden fazla ettiğiniz ikramla aldıkları enerjiyi, Allah ve Resulüne, Bize, davamıza muhalefet ederek harcamasınlar. Elinizde olanı önce davanıza, sonra evinize, sonra dava kardeşinize, sonra Milli Görüşçü kardeşlerinize kullanın. Birinize hem dünyada hem ahirette nasıl binlerce kat sevap verildiğini hatırlayın!.. Bunların hesabını tutarken yorulacaksınız, yanılacaksınız, bazen nefsinize, bazen size muhalif eş dostunuza yenileceksiniz. Ama unutmayın; Allah, bile isteye hatalarınızı tekrar etmediğiniz sürece sizin yanınızda olacaktır. Zira Allah yorulanların da Rabbidir, yanılanların da Rabbidir, yenilenlerin de Rabbidir!.. ‘Ee Hocam, ben hastalanıyorum, bazen maddi sıkıntı çekiyorum, bir sürü derdim, sıkıntım oluyor, ama kardeşlerimin umurunda olmuyor. Dertlerimi yalnız yaşıyorum…’ İyi de kardeş; senin derdin sana ağır. Sen o sıkıntıyı yaşarken, kardeşlerinin daha ağır sıkıntılarla imtihan olmadığını nereden bileceksin? Unutma ki herkesin imtihanı kendine ağırdır! Herkes, kusurlarıyla, hatalarıyla kendi imtihanını vermeye devam ediyor. Ama ders çıkararak, ama her hatasında öğrenip olgunlaşarak… Siz eşiniz, çocuklarınız ve dava kardeşlerinizle iyi geçinmeye çalışın. İyi geçinmek, kişilerin kusursuz olmasıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmesiyle olur!.. Kardeşliğinizi bozarak imtihanınızı kaybetmeyin, davadaki yerinizi yitirmeyin. Unutmayın, yerini yitiren yeniden yerleşemez!.. Birbirinize gülümseyin... Bol bol tefekkür et ve Allah'a tevekkül et. Hayatında tefekkür ve tevekkül yoksa tebessüm de bekleme. Dava kardeşini her zaman kendine tercih et. Geçenlerde kardeşlerinden birisi diyor ki: ‘Beni en çok üzen şey, benim çok isteyip, çok çabaladığım bir şeye falancanın çaba sarf etmeden ulaşabiliyor olması!’ Yahu, nereden biliyorsun? Yedi-yirmi dört yanında mısın? Belki kardeşin de çok çalıştı çabaladı, belki sırf sana imtihan olarak Allah kardeşine verdi! Sen sevinecek misin, yoksa haset mi edeceksin? diye bakıyor.

İlkeniz şu olsun; kendine hak olarak gördüğün hiçbir şeyi, dava kardeşine çok görme!.. Sen en güzel, en değerli şeyleri önce kardeşinin hak ettiğini düşünebilirsen, Allah samimiyetine göre on katını, yüz katını senin hakkın olarak verecektir muhakkak. Kendinle barışık ve mutlu ol, kendiyle mutlu olan kişinin hiç kimseyle derdi olmaz!.. İnsan, aldığı her bir nefeste bin kez imtihan verir, dikkat et. Sen her sabah uyanıp güne başladığında hem de her akşam yastığına başını koyduğunda ilk söz olarak şunu söyle: ‘İlahi ente maksudi ve rızake matlubiii! Ya Rabbi, benim maksadım Sensin, aradığım da Senin rızandır!..’ Ve sakın unutma, kim neyi ararsa onu bulur! Hayat, insanın yansımasıdır. Uyurken, uyanıkken ne görmek, neyle karşılaşmak istersen onu ara, onu konuş, onu düşün, onu hisset!.. Neyle ve kiminle meşgul olursan onu yaşarsın. Neyi ve kimi yaşarsan onunla ölür, onunla dirilirsin...buyurdular ve boşalan bardaklarını bana doğru uzattılar. Çayları yeniden doldururken, Erbakan Hocamız evin zilini çaldığımda söyledikleri türküyü mırıldanmaya devam ettiler:

        

Güneşe yıldızlara, sorar seni ararım…

Yağmura bulutlara, sorar seni ararım…

      

Yorgunum aramaktan, gördüğüme sormaktan

Dön gel bir tanem dön gel…

        

Asırlık şu çınara, su içtiğim pınara

Havadaki turnaya, sorar seni ararım…

      

Karakışlar savuştu. Bülbüller güle uçtu

Ayrılanlar kavuştu. Dön gel bir tanem dön gel…

      

Ovalara dağlara. Bahçelere bağlara

Kalbi diri sağlara. Sorar seni ararım…

      

Gözlerim yaşla doldu. Ömrüm yolunda soldu

Sensizlik azap oldu. Dön gel bir tanem dön gel…

        

Perişanım gurbette. Koyma beni hasrette

Neredesin Ey Dost nerde? Sorar seni anarım…

        

Taktın kalbime çengel. Dön gel bir tanem dön gel…

Nedir ki sana engel? Dön gel bir tanem dön gel…

      

Bunları dinlerken uyandım.

      

Te’vili: Kırk yıl mekteplerde, tekkelerde eğitim ve öğretim görmekle elde edilemeyecek hikmet ve edep ölçüleri bu rüya içinde öğretilmektedir. Bu çok önemli öğütlere kulak tıkamak ve gereğini yapmamak büyük nasipsizliktir. Evet, insanın hayalleri, kendi heves ve hedeflerinin resimleridir. İnsanın derdi ve düşüncesi ne ise rüyaları da o cinstendir.

  Dava kardeşlerini, samimiyetle ve şefkatle sevmeyen, Allah’ı sevmek iddiasında sahtedir. Herkesin imtihanı ve sorunları kendisine özeldir, bu nedenle dava kardeşleriyle kendisini kıyaslamak ve onları kınamak asla doğru değildir. İnsanın kalbi; Rabbine, Resulüne, sadık dava kardeşlerine ve tüm mü’minlere karşı iyi niyeti, istikameti nispetinde huzura erecektir. Herkesin kalp kasaveti ve Şeytani vesveseleri kendi kötülükleri ve nankörlükleri nispetindedir.

Dikkat!.. Bütün ayet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri… Ve böylesi rüyalardaki hikmetli öğütleri, bizzat kendisine inmiş ve kendisine söylenmiş gibi dinleyip okumayan kimseler gafildir ve bunların gerektiği şekilde ders alıp kendilerini düzeltmeleri mümkün değildir.

Aziz Hocamızın Sille’deki evi bitirmiş olmaları ise Adil Düzen Devriminin alt yapısının tamamlandığına işarettir. Allah-u a’lem…

      

   Şiir

        

Vicdan düzelmeden, niyet düzelmez

Kızıma söylerim, gelin anlasın…

Kalpler düzelmeden, tıynet düzelmez

Ortaya söylerim, halin anlasın…

Anlamayan kendi, derdine yansın…

      

Nefsiyle cenk eden, Rabbe yetişmiş

Gafiller bu dünya, için didişmiş

Kendini düzeltmek, amma zor işmiş

Kulağa söylerim, kelin anlasın…

Anlamayan kendi, derdine yansın…

      

Hâşâ hakkın yemez, Vafi’dir Vafi

Hakkı sev ve güven, her kula Kâfi

Derman O’ndan iste, her derde Şafi

Ben saza söylerim, telin anlasın…

Anlamayan kendi, derdine yansın…

      

Nefret düşünenler, rahmete ermez

Şehvet düşünenler, şefkate ermez

Şirret düşünenler, şerefe ermez

Dilin söyler boştur, kalbin anlasın…

Anlamayan kendi, derdine yansın…

      

Erbakan Hocamızın İbretli Rüyasıyla İlgili Sorular, Yanıtları ve Yorumları.

S-1- Hizmet ve fedakârlık hangi sıraya göre yapılacaktır?

S-2- Hocamıza göre “DAVA”mız ne olmaktadır?

S-3- “Milli Görüşçüler” kimleri kapsamaktadır?

S-4- Evin tamirat ve tadilatının tamamlanması neye işaret sayılmaktadır?

S-5- Bir nimetin bir faziletin kıymetini bilmeyen ne ile sınanır?

S-6- Hakikati fark etmeye başlamak için neyi bırakmak lazımdır?

S-7- Ayet ve Hadis meallerini nasıl okumalıdır?

S-8- Hata ve günahlardan sonra nasıl davranmalıdır?

S-9- Hocamızın uyardığı ve yapılmasını yasakladığı HATA ne olmaktadır?

S-10- Bir kişinin yolunun Erbakan’a ve Milli Çözüm dostlarına çıkması için, önce nasıl olması gerekli sayılmıştır?

S-11- Allah kimlerin de Rabbi ve sahibi sayılmıştır?

S-12- Herkesin imtihanı farklıdır ve kendisine ağırdır! Öyle ise Dava Kardeşlerimizle ilgili nasıl bir düşünce taşımalıdır?

S-13- İyi geçinmenin şartı nedir?

S-14- Kardeşliğimizi bozar ve sorumluluklarımızdan kaytarırsak, hangi akıbete uğrarız?

S-15- Genel kardeşlik ilkemiz ne olmalıdır?

S-16- Mutluluğun ve huzurun en önemli şartı olarak nasıl olmamız emir buyrulmaktadır?

S-17- “Kim neyi ararsa onu bulacak, neye layıksa ona ulaşacaktır” gerçeği nasıl anlatılır?

S-18- Sabah akşam duamız ne olmalı?

S-19- Hocamıza göre kaç türlü ölüm vardır?

Lütfen bu soruların doğru yanıtları, rüya içerisinde bulunarak, ibretli ve hikmetli uyarılar daha iyi anlaşılmaya çalışılmalıdır…

“Hastalığını kabul etmeyen ilaç içmez ve iyileşmez! İhtiyaç hissetmeyen, iştiyakla peşine düşmez ve hedefe erişemez!” gerçeği üzerinde kafa yormalı ve gereği yapılmalıdır.

      

ŞİİR

        

Halis rüya Rahmanidir, rüya deyip geçme sakın

Bu salih rüyalar aynen, edep hikmet okuludur…

Üstünkörü okumayın, ders ibret almaya bakın

Hocamdan hoş esen yeller, şükür cennet kokuludur…

      

Kırk yıl medrese okusan, kırk bin kitap karıştırsan

Mevlâ’ya yol bulamazsın, nefsin keyfin yarıştırsan

Meal Kerim ihtiyaçtır, vicdan Kur’an barıştırsan

Öğütlerine kulak ver, çün Hak Rasül çok uludur…

      

Gece gündüz internette, son kendin uykuya vuran

Sorumsuz şuursuz gezip, zafer cennet hayal kuran

Davasız cihatsız gafil, ey gayesiz gayretsiz duran

Ümmet zelil ve perişan, kalbe hançer sokuludur…

      

Dünya ahretin tarlası, ne ektin onu biçersin

Günahların azap olur, hamim ve gassak içersin…

Cihat ve takva ehliysen, doğru Cennet göçersin

Orda emsalsiz nimetler, giysi ipek dokuludur…

        

Şehit olacağını anlayan Hz. Ali, oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i yanına çağırarak onlara şöyle vasiyet buyurmuşlardı:

● Size Allah’a karşı takva sahibi olmanızı tavsiye ediyorum.

● Kaybettiğiniz hiçbir şeye ağlamayın.

● Her zaman hakkı ve hakikati haykırın.

● Yetime merhametli davranın.

● Yardım isteyeni yardımsız bırakmayın.

● Ahiret için hazırlanın. Zalimin hasmı, mazlumun yardımcısı olun.

● Her konuda kınayanın kınamasından çekinmeden Kitap ve Sünnete göre davranın.

Muhammed b. Hanifiy’ye bakan Hz. Ali: Onlara söylediklerimi aklında tuttun mu? diye sordu. O: Evet, dedi.

(Muhammed Bin. Hanefiy. Doğum: H. 16 (637) Hz. Peygamberden 5 yıl sonra Medine’de dünyaya geldi. Annesi Beni Hanife Kabilesinden Havlet Bint Cafer’dir. Hz. Ali Halife seçildiğinde 20 yaşında idi. Cemel ve Sıffin savaşlarında Hz. Ali’nin sancaktarı idi. Ağabeyi, Hz. Hüseyin’in çıkışına rıza göstermedi. Mevcut Müslümanların tamamı ittifak etmedikçe hiç kimseye biat etmedi. Ömrünü Medine’de ilimle ve talebe yetiştirmekle geçirdi. Babası gibi 63 yaşında (M. 700) vefat etti.)

Hz. Ali:

● Onlara tavsiye ettiğim şeyleri sana da tavsiye ediyorum.

● Kardeşlerine saygıda kusur etme.

● Üzerindeki haklarını yerine getirmeye özen göster, emirlerini yerine getir.

● Onlardan habersiz bir iş yapmaya girişme! Unutma, cehenneme nispetle her bela afiyettir!

Sonra Hz. Hasan’a döndü. Ey oğlum!

● Sana takvayı, abdesti tastamam almanı ve namazı vaktinde kılmanı,

● Zekâtını yerine ulaştırmanı,

● Kul hakkından sakınmanı ve mahlukata merhamet sahibi olmanı tavsiye ediyorum.

● Abdestsiz namaz olmadığı gibi, zekâtı engelleyenin namazı da kabul olunmayacaktır.

● Kızgınlığını yenip sana karşı yapılan haksızlıkları bağışlamayı,

● Sıla-i rahmi ihmal etmeyip yapmayı,

● Sana cahilce hareket edenlere karşı yumuşak davranmayı,

● Dinde anlayışlı olmayı ve hikmeti aramayı,

● Kararında sebatı ve Kur’an’ı rehber tutmayı,

● Güzel komşuluk yapmayı,

● Kötülüklerden uzak durmanı,

● İyiliği emredip kötülükten sakındırmayı tavsiye ediyorum.

Ey oğlum!

● Sana gizli ve açık her yerde takvaya riayet etmeyi,

● Kızdığın veya razı olduğun zamanlarda hakkı söylemeyi,

● Zenginlikte ve fakirlikte tutumlu hareket etmeyi,

● Dosta ve düşmana karşı adalet ve insafla yönelmeyi,

● Canlı (yani dinçken) ya da üzerine tembellik çöktüğünde (her halde) ibadetleri yerine getirmeyi, (ibadet Allah’la manevi münasebet bağıdır ve iman akümüzü şarj etme kaynaklarıdır.)

“Kendilerine va'ad edilen o (azap) günlerinden dolayı vay o inkâr edenlerin haline! (Ki yakında aşağılatıcı azabımız onları kuşatacaktır.)” (Zariyat: 60)

“(Ey Resulüm!) De ki: “Eğer sizin duanız (davanız, takvanız) olmasaydı, Rabbim size ne diye değer versindi? Fakat siz gerçekten yalanladınız (Kur’an’ın her hükmünün gerekli ve geçerli olmadığını söylediniz); artık (bunun cezası da mutlaka lazımdır ve azabı da) kaçınılmaz olacaktır (ve çekilecektir).” (Furkan: 77)

● Sıkıntı ve genişlik anında Allah’tan razı olmanı Rabbine itiraz ve isyandan sakınmanı tavsiye ediyorum.

Ey oğlum!

● Cennete gitmemekten daha büyük şer yoktur.

● Cehennemden kurtulmaktan daha büyük hayır yoktur.

● Cennetin dışındaki her nimet onun yanında çok küçüktür.

Ey oğlum!

● Nefsinin ayıbını gören kişi başkasının ayıpları ile uğraşıvermez.

● Allah’ın taksim ettiğine razı olan, kaçırdıkları şeylerden dolayı hüzünlenmez.

● Haksız olarak kılıç sıyıran kişi aynı kılıçla öldürülecektir.

● Kardeşine kuyu kazan, kendi kazdığı kuyuya düşecektir.

● Kardeşinin sırlarını çıkaran kişinin ayıpları ortaya dökülecektir.

● Başkası ile alay eden, aynı konuda hafife alınıp kötülenecektir.

● Kendi hatalarını unutan başkalarının hatalarını büyük görmeye başlayacaktır.

● Görüşünü beğenen sapacak, kibirlenen zelil olacaktır.

● Kötülük yapılan mekânlarda ve ortamlarda bulunanlar ithama maruz kalacaktır.

● Aklını öne çıkarıp başkasını dinlemeyenin ayağı kayacaktır.

● Âlimlerle oturanlar saygınlık kazanacaktır.

● Kişi ne ile fazlaca meşgul olursa onunla tanınacaktır. Çok konuşan çok hata yapar, hatası fazlalaşanın hayâsı azalır. Hayâsı azalanın takvası azalır. Sakınması azalanın kalbi kararır.

● Kalbi kararan ise cehenneme atılır.

● İşleri Allah İçin Olana Müjdeler Olsun!

Ey oğlum!

● Edep en hayırlı şahittir, güzel ahlâk en iyi sahiptir.

Ey oğlum!

● Fakirliğin süsü sabır ve kanaattir; zenginliğinki ise şükür ve cömertliktir.

Ey oğlum!

● İslam’dan daha yüce bir şeref,

● Takvadan daha aziz bir değer,

● Verâdan (şüpheli şeylerden uzak durmaktan) daha üstün bir derece,

● Tevbeden daha iyi şefaatçi,

● Afiyetten daha güzel bir nimet yoktur.

● Dünyevi hırs, gereksiz ve değersiz yorgunluğun anahtarıdır.

● İş yapmaya başlamadan önce gerekli tedbirleri almakta acele etmek pişmanlıktan kurtarır.

● İnsanlara haksızlık yaparak ahirete hazırlanmak ve şahsi ibadetlere yoğunlaşmak ne kötü azıktır.

● Öğrenmesi, ameli, sevgisi, kızması, alması, bırakması, konuşması, susması, işi ve sözü Allah için olana müjdeler olsun! Çünkü bunlar kurtulacaktır.

Makale Paylaşım Sayısı: 29

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR