Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2238
mod_vvisit_counterDün3126
mod_vvisit_counterBu Hafta27139
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay125054
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16763029

IP'niz: 34.200.252.156
Bugün: 29 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12189103

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

AYIN AYNASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

GEBZE GENÇ SANAYİCİ VE İŞ ADAMLARI DERNEĞİ BAŞKANI

 MUZAFFER KOŞAN'IN FERYADI

 

   Kıbrıs ve Türkiye'nin, hem de stratejik bölgeleri, parsel parsel yabacılara satılıyor!..

   Bizi telefonla arayan, emlak ve arsa işleriyle uğraşan değerli kardeşimiz Muzaffer Koşan, Kıbrıs'taki ve yurdumuzdaki stratejik alanların ve maden yataklarının; Amerikalı, Alman, Fransız, Rus ve İsrailli ( ki bunların hemen tamamı Yahudi asıllıdır) yabancılar tarafından, hem de çok ucuz fiyatlara kapatıldığını... Hatta bu amaçla kendisiyle görüşen bazı yabancılara arsa ve arazi satmadığını üzülerek ve endişelerini belirterek anlattı.

   GENÇSİAD Başkanı Muzaffer Koşar Kardeşimizi, bu duyarlı ve tutarlı tavrından dolayı kutluyor ve her platformda bu gerçekleri gündeme getirmesini bekliyoruz...

 

 

MİLLİ ÇÖZÜM'ÜN BAŞLATTIĞI

‘'Kuvay-ı Milliye Gerçeği ve Türkiye'nin Geleceği''

KONFERANSLARI TÜRKİYE ÇAPINDA BÜYÜK İLGİYLE İZLENİYOR!

Başyazarımız Ahmet Akgül Hocamız'ın, Nevşehir, Konya, Bursa, Gölcük, Gebze, Sultanbeyli(İst.) ve Mecidiyeköy(İst.)'de yaptığı ve yurt çapında başlattığı: ‘'Kuvayı Milli Diriliyor-Dünya dönüşüme Hazırlanıyor'' konferansları çok farklı kesimden katılımcılarca büyük bir ilgi ve sevgiyle karşılandı ve konferansların yapıldığı illerdeki bölgesel basında takdirle yer aldı.

İşte bazı örnekler:

Çağdaş Kent Gazetesi:

Çözüm, Kuvayı Milliye ruhu"

Araştırmacı yazar Ahmet Akgül, Türkiye'nin içinde bulunduğu durumdan kurtulması için Kuvayı Milliyeci solcular, vatansever ülkücüler ve milli görüşçülerin birlikte çözüm üretmesi gerektiğini söyledi. Akgül, "Çözüm, Kuvayı Milliye ruhuyla biraraya gelmekte" dedi

Demokrat Gazetesi:

''Solcularla sağcılar birlik olmalı"

Araştırmacı-Yazar Ahmet Akgül, Gebze'de verdiği konferansta, Türkiye'nin geleceği için solcuların, sağcıların ve milli görüşçülerin el ele verme zamanının geldiğini söyledi

Milli Çözüm Dergisi'nin sponsorluğunda tertip heyeti tarafından düzenlenen "Kuvayı Milliye" konulu konferans, önceki akşam Belediye Kültür Salonu'nda gerçekleşti Konferansa Dilovası Belediye Başkanı Musa Kahraman, bazı siyasi partilerin ve sivil toplum ku­şlarının temsilcileri ile davetliler katıldı.

HABER Gazetesi 1. Sayfadan:

Yazar Akgül Milli Çözüm Dergisinin Konferansına konuşmacı olarak katıldı

Milli Çözüm Dergisi'nin düzenlediği "KUVAYİ MİLLİYE" konulu konferansa konuşmacı olarak katılan Siyaset bilimci, araştırmacı yazar Ahmet Akgül, "Türkiye'ye 2. Sevr dayatması yapılıyor" dedi.

Yenigün Gazetesi:

Sağcı, Solcu ve Milli görüşçüler el ele vermelidir!

Araştırmacı-Yazar Ahmet Akgül: Türkiye'nin geleceği için solcuların, sağ­cıların ve milli görüşçülerin ele ele verme zamanının geldiğini söyledi.

Milli Çözüm Dergisi'nin sponsorluğun­da tertip heyeti tarafından düzenlenen "Kuvayı Milliye" konulu konferans, önceki akşam Belediye Kültür Salonu'nda gerçek­leştirildi. Konferansa Dilovası Belediye Başkanı Musa Kahraman, bazı siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile davetliler katıldı.

Gün Işığı Gazetesi - Elazığ:

Milli Çözüm'den "Türkiye Kuşatılıyor" konferansı...

Milli Çözüm Dergisi 09 Nisan Cumartesi akşamı Belediye Kültür Merkezinde "TÜRKİYE KUŞATILIYOR" konulu bir konferans düzenleyecek. Konferansa konuşmacı olarak kitapları ve konferansıyla tanınan Araştırmacı Yazar ve Siyaset Bilimci hemşerimiz Ahmet AKGÜL katılacak.

 

"BUGÜN AMERİKA İÇİN, NE YAPTIN?!"

            24 NİSAN 1994 te RP Genel Başkan Yardımcısı iken yaptığı basın toplantısında " Şahsiyetsiz Dış Politika onurumuzu zedeliyor!" diyordu

            "Yıllarca Türkiye'nin telefonlarla yönetildiğini ve şahsiyetsiz ve Türk devletinin onurunu kıran dış politikalar izlendiğini söylemekte ne kadar haklı olduğumuz maalesef bir kere daha ortaya çıkmıştır. Başbakan devlet geleneklerine aykırı olarak yaptığı görüşmelerin ve pazarlıkların ve milletin hilafına verdiği tavizlerin bedelini şimdi ödemek zorundadır.

 Şunu bir kez daha açıkça ilan ediyoruz ki, TBMM'nin ve Türk milletinin iradesi dışında Amerika'dan veya Avrupa'dan alınacak desteklerle kimse Kıbrıs konusunda  ve ülkeyi ilgilendiren diğer milli meselelerde kendi başına taviz veremez, karar alamaz. Şayet hükümet şehit kanlarıyla alman toprakları masa başında Clinton veya başkalarının hatırı için geri vermeye kalkışırsa bunun maliyetini ödemek zorunda kalacağını unutmamalıdır." şeklinde uyarıyordu.

            O günkü hükümetin dış politikasını "şahsiyetsiz" bulan Sn. Abdullah GÜL ve AKP kurmayları; şimdi onların aynısını hatta daha fazlasını yaptıklarına göre, acaba kendi tarif ve tespitleri hala geçerli bulunuyor mu ?

Ve bu durumdan gurur duyuyor mu?

            Yoksa, Zeki Ceyhan'ın tespitiyle; "Necip Fazıl'cı Büyük Doğucular, şimdi "BOP" cumu olmuştu? Yatak odalarına: "Bugün Allah için ne yaptın?" levhasını indirip, "Bugün Amerika için ne yaptın?" levhası mı asılıyordu?

 

AB AŞKINA, DÖNDÜK ŞAŞKINA!

Avrupa İnsan Hakları mahkemesi Abdullah Öcalan'ın yeniden yargılanmasına karar verdi...

Avrupa Birliği aşkına, Milli çıkarlarını çöpe atan AKP, Loizudu Davasında verilen 1 milyon üro tazminatı hemen ödemişti...

Oysa, geçen ay, aynı mahkemenin Almanya aleyhine verdiği 15 bin üro'luk bir tazminatı, Almanya reddetmişti...

Ve yine İngiltere, terör örgütü IRA mensuplarının Avrupa İnsan Hakları mahkemesine gitmesini veya bu konuda verilecek müeyyideleri kabul etmeyeceğini bildirmişti...

Avrupa medyasında apo sevinci

Avrupa basınında; Strasbourg'daki yargıçların açıkladığı terörist başı Öcalan kararı ile ilgili yorumlar geniş yer tutuyor.

"Avrupa Mahkemesi Türkiye'ye, Kürt gerilla liderini yeniden yargıla dedi." Bu başlık altında Daily Telegraph, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik çabalarının şimdi karmaşık bir hal alabileceğini; çünkü Türkiye'deki milliyetçi kanadın karara öfkeyle tepki verdiğini söylüyor.

Ama Financial Times'a göre, Türkiye'de hükümetten gelen sinyaller, ihtiyatlı. "Türkiye, Abdullah Öcalan'ı yeniden yargılamaya hazır olduğuna işaret etti" diye yazıyor

Guardian'a göre Türkiye, uluslararası baskılara boyun eğip Öcalan'ı yeniden yargılayacağının işaretini verdi. Nedeni mi? Gazeteye göre, Türkiye'nin Ekim ayındaki pazarlıklarda Avrupa Birliği'nden bir katılım tarihi koparma çabaları sönük geçiyor.

Türkiye'nin Öcalan sınavı

Alman basınından Der Tagesspiegel, "Türkiye'nin Öcalan sınavı" diyor:

"Türk devleti, en büyük düşmanını nasıl yargılayacağını Avrupa'nın talimatına göre ayarlamak zorunda kalsa bile hala Avrupalı olmak istiyor mu?' Der Tagesspiegel, "Öcalan sınavını geçse dahi, Avrupa Birliği açısından Türkiye'nin daha halledilmemiş birçok üyelik sorunu olacak; ama en azından Türkiye yönetimi böyle hassas bir konuda Avrupa'nın kurallarına boyun eğmeye razı olduğunu göstermiş olacak."

Alman basınından Berliner Zeitung'a göre ise, Türkiye'nin AİHM kararına uymasında bir zorluk yok. "Çünkü" diyor gazete, "Yeniden yargılama neticesinde de muhtemelen aynı hükme varılacak".

Avusturya gazetesi Der Standard ise, "Türkiye, kendisini eleştiren cepheyi haksız çıkartmak istiyorsa şimdi harekete geçmeli" diyor. Der Standard, "Vaatlerin ve diplomatik inceliklerin artık bir ehemmiyeti kalmadı'" diye yazıyor; "Türkiye, geciktirme taktikleriyle oyalanmadan, sonuç almalı".

İspanyol basınından El Pais, Türkiye'de ordunun ve milliyetçi grupların, Avrupa Birliği'ne üyelik için Brüksel'e verilen ‘ödünlerden' giderek rahatsızlık duyduklarını yazıyor.

 Birliğe daha yeni üye olmuş bir ülkenin, Slovakya'nın Pravda gazetesine gelince:

"Avrupa Birliği, Türkiye'yi bir kez daha en hassas yerinden vurdu" diyor Pravda ve ekliyor; "Kürt lideri ilk başta idam cezasından kurtaran da Avrupa'nın baskısıydı". Pravda, "Birçok Türk için Öcalan'ın idamdan kurtulması bile yenilmesi yutulması zor bir şeydi; şimdi yeniden yargılanmasını kabul etmeleri, zor bir sınav" diyor. Slovak gazetesine göre Türkiye, Öcalan'ı yeniden yargılamazsa, Avrupa Birliği'yle bütünleşme çabalarına zincir vurmuş olacak.

VAR OLUN, BÜYÜKANIT VE TOLON PAŞALARIMIZ!

BELANIZI BULUN, EY GAVUR AŞIKLARIMIZ VE EY HAÇLI UŞAKLARIMIZ!..

Avrupa İnsan hakları mahkemesinden "APO'yu yeniden yargılayın" ve tabi "serbest bırakıp başbakanlığa hazırlayın!" talimatı veriyor...

Erbakan Hoca'nın uyduruk gerekçelerle partisinin kapatılması ve siyasetten yasaklanıp ceza almasına "haklı görüp onay veren", batılı gavurların adaleti, şimdi terörist başına sahip çıkıyor!

K.K.K. Org. Yaşar BÜYÜKANIT ve 1nci Ordu Komutanı Org. Hurşit TOLON Paşalar gibi haysiyetli ve hamiyetli tepkiler de olmasa insanın çıldırası geliyor!...

KESK'İN KÜSTAHLIĞI!

Kamu Emekçileri Sendikası Kongresinde, kasıtlı olarak Türk Bayrağı asılmamış ve İstiklal Marşı okunmamış...

Sami Evren, bu toplantının resmi olmadığı için buna gerek duyulmadığını açıklamış!?.

Yoksa, İstiklal marşımız İmanı ve Ezanı hatırlattığı, şanlı Bayrağımız da şehit kanlarını çağrıştırdığı için mi bu küstahlık yapılmış?..

AYNI SİYONİST GÜÇLER, KIRGIZİSTAN'DA LAYT İSLAMCILARI,

ÖZBEKİSTANDA'DA RADİKAL İSLAMCIALRI KULANIYOR!

 

İslam Kerimov, Hizb-üt-Tahrir'i de suçladı     

Özbekistan diktatörü İslam Kerimov, ülkenin doğusundaki Andican'da yaşanan olaylarda 30 kişinin öldüğünü açıkladı. 10 sivil ve 1 İçişleri Bakanlığı görevlisinin Cuma günü, askerlerin gösteriye müdahalesi sırasında öldüğünü belirten İslam Kerimov, ayrıca "10 kadar kişinin" de öldüğünü kaydetti. 9 askerin ise Cuma sabahı, isyancıların bir askeri garnizona saldırıp silahlara el koyduğu sırada öldüğünü bildiren Özbekistan Devlet Başkanı, olaylarda yaklaşık 100 kişinin de yaralandığını ifade etti.

İslam Kerimov, şiddet olaylarının arkasında bölgedeki Radikal İslamcı grupların olduğunu, ayrıca komşu Kırgızistan'daki son gelişmelerin de etkili olduğunu söyledi.

Kerimov, düzenlediği basın konferansında, "Planlar, Kırgızistan'ın güneyinde bulunan Oş'taki eylemleri organize eden kişiler tarafından yapıldı. Planın merkezi Kırgızistan'ın güneyi ve Fergana vadisi. Bildiğimize göre, olayların hazırlanmasında ve desteklenmesinde Hizb-üt-Tahrir hareketinin de katkısı var" şeklinde konuştu.

Geçen Mart'ta Kırgızistan'da rejim değişikliğine yol açan hükümet darbesine Oş kentinde start verilmişti. ( Milli Gazete / 15 MAYIS 2005)

YENİ TCK'NIN TAHLİLİ: 163 GERİ GELİYOR

  • 1. Bu yasa cezacı görüş ve zihniyeti ağır basan, Prof. Dr. Sulhi Dönmezer'e hazırlattırılmıştır.
  • 2. Bu zat bir dava münasebetiyle, "ben şahsen bir masonum. Sizin zihniyetinize karşıyım. Bu itibarla tarafsız davranamam" diyerek itirafta bulunan bir insandır...
  • 3. Bütün bunlara ilaveten, AKP yöneticileri, bu tarafsızlıktan uzak zatın hazırladığı kanun taslağını basmakalıp alarak, kanunlaştırmıştır.
  • 4. CHP'nin çizgisinin ne olduğunu bile bile, AKP'li Bakan Sayın Çiçek,"bizim, CHP ile aramızda bir anlaşma bir konsensüs vardır, biz bu anlaşmayı ihlal edemeyiz" diyerek, inisiyatifi tamamen CHP'ye kaptırmıştır.
  • 5. Bu kanunda Meclisimizin rahmetli Turgut Özal zamanında, yürürlükten kaldırılan meşhur 163. maddenin unsurları birkaç kanun maddesine serpiştirilerek üstü kapalı olarak tekrar yürürlüğe konulmuş bulunmaktadır.

Mesela, yukarıda temas ettiğimiz, evinde çoluk çocuğa Kur'an öğretmek, din görevlilerine ağır cezalar ve cezai tehditler getirmek gibi daha buna benzer hükümler, 163. maddeyi aratmayacak hükümlerden bazılarıdır.

KARI KOCA UN AKITIYOR!

Fatih Koleji "yılın annesi" seçmiş. Ahsen'le Kemal, kendilerinden geçmiş... Sarılıp öpüşüyor, ağlaşıyorlar. Çünkü, riyakarlık genlerine işlemiş!...

-----------

Robert Kolejiyle O, kardeş mekteptir

Ders:"Amerika'ya karşı gelen, merkeptir"!.

Tanrı diye, siyonizme tapınırlar...

Anlayın: Layt İslam, gavat insan, demektir!...

GERİ VİTES, SON GAZ!

Ara sıra sert çıkışıyor, Kasımpaşalığı tutuyordu.

Şimdi ise, huysuz gelin misali "hem ağlıyor, hem gidiyordu. Başbakan Recep T.Erdoğan srail yolcusu.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Adalet bakanı Cemil Çiçek'in ardından Başbakan Recep tayip Erdoğan da İsrail'e gitti. İsrail'in uzun süredir beklediği Erdoğan ziyareti 1 Mayıs'ta gerçekleşti. Beraberinde kalabalık bir işadamı, milletvekili ve gazeteci ile birlikte İsrail'e giden Erdoğan'a hükümetten dört bakan da eşlik etti. 

Herhalde el öpüp özür dilemek için ve biat tazelemek içindi!

 

BUSH, TAYYİB'E: ŞARON'UN RIZASINI ALMADAN, AMERİKA'YA GELEMEZSİN...

O NEDENLE ÖNCE İSRAİL'E GİT! DEMİŞ!

Amerikan Associated Press (AP) Ajansı, Erdoğan'ın İsrail ziyaretiyle ilgili ilginç bir yorum yaptı. AP, Erdoğan'ın iktidarının ilk döneminde "devlet terörizmi" yapmakla suçladığı İsrail'i ziyaret etmesini, "Türkiye Başbakanı eski parlak günlerine geri dönmek istiyor" sözleriyle yorumladı. Bir ABD'li diplomatın verdiği bilgiye göre geçen ay Bush'tan randevu talep etmiş olmasına rağmen buna halen cevap alabilmiş değil. Yani Türkiye'nin müttefikleriyle ilişkilerinin gerildiği bir döneme rastlayan bu gezi Erdoğan'ın prestijini yeniden kazanması için de önemli olacak". Bush'tan randevu talep eden Erdoğan'a "Önce İsrail'e git sonra gel" anlamına gelen bir mesaj gönderildiği belirtildi.

İşte işin özeti!?..

RECEP TAYYİP BEY! FİLİSTİNLİ DİRENİŞÇİ MÜCAHİTLERİ TERÖRİST GÖSTERİYOR!

   Amerika'nın kendisinin ziyaret talebini kabul etmesi için şart koşması üzerine tövbe ettiği ifadesiyle Devlet terörü uygulayan" İsrail'e yaptığı ziyaret sırasında, Filistin'e de geçen bay Başbakan, yaptığı basın toplantısında:

   "Ben İsrail yetkililerine de teklif ettim: Sn. Abbas'ın başarılı olması ve Filistin de hakimiyet kurup terör odaklarının kurutması için, elinin güçlendirilmesi lazımdır.

   Şimdi biz, PKK ile mücadelemizde güçlü olmasaydık başarılı olamazdık" diyor...

   Ve Filistinli mücahitlerle PKK anarşistlerini aynı kefeye koyuyor!

   Kafa ve karakter meselesi!

REFAHYOL'U YIKMAK İÇİNDİ...

   Sık parti değiştirdiği için adı "Fırıldak Kubi'ye" çıkan eski milletvekili Kubilay Uygun, istifalarının bir kısmını tecrübesizliğe, bir kısmını da "derin devlet'e" bağladı. Uygun, 1997'de MHP'ye geçişini anlatırken şöyle dedi:"Derin devlet telefon etti. ‘DYP'den ayrılıp ülkenin önüne ışık tutsan iyi olacak' dediler. Ben de ayrıldım. Diğer vekillere de telefonlar geldi. Amaç Refah-Yol'u çökertmekti." Abdullah çatlı ve Hüseyin Kocadağ'la Susurluk kazasından üç gün önce tanıştığını, Çatlı ve Yeşil'in misyonuna paralel işler yaptığını anlatan Uygun, "Sizi arayan kimdi?" sorusunu ise cevapsız bıraktı: "hayatım tehlikeye girer, söyleyemem." dedi.

 

KURULDUĞU GÜNDEN BERİ, AKP, ABD'NİN EMRİNDE!

"Amerikalı yetkililer ikide bir "Türkiye'ye kırgınız" diyor.

İkinci tezkerenin Meclis'ten geçmemesini hâlâ hazmedemiyorlarmış!

Bizimkiler mahcup... Amerikalılardan özür üstüne özür diliyor.

Kimse kalkıp demiyor ki...

     Yahu efendiler...

     Kitle imha silahı yalanı uydurarak bağımsız bir ülkeye saldırdınız... Petrol hırsızlığı uğruna çoluk çocuğu katlettiniz. İşgal suçu işlediniz...

     Üstüne üstlük bizi de yüz milyonlarca dolar zarara soktunuz...

     Sizin haksız saldırınız yüzünden turizm durdu, Güneydoğu'da hayat bitti...

     Yol açtığınız zararlar için 5 kuruş bile ödemediniz...

     Kuzey Irak için verdiğiniz sözleri tutmadınız. Bize kazık attınız...

     Kızması gereken kim efendiler, siz misiniz biz miyiz?

     Bu insanlık dışı saldırıya ortak olmadığımız için biz mi suçluyuz yoksa siz mi?

     Bunları söylemek kimsenin aklına gelmiyor...

     Söyleyecek yürek kimde var o da ayrı mesele...

     Abdullah Gül, Habur sınır kapısına alternatif bir kapının açılması için Gümrük Müsteşarlığı'na yazdığı yazıda; "ABD Büyükelçiliği'nden de görüş alınması"nı istemiş... Yurtdışı gezilere de Powell'ın izniyle çıkıyor.

     Uyduluk Ankara'da siyasetin hayat biçimi haline geldi... Özeti bu..."

İşte Melih Aşık'ın 1 MAYIS 2003 tarihli tespiti... İşte bugünkü hali...


‘Blair'de, bimeyir!..

   İngiltere Başbakanı Blair'e sormuşlar. Romsfeld, Saddam'la hapishanede ne konuşmuşlar?

Cevabı: Vallahi ben de Bilmeyırım!..

BU YAZ SICAK GEÇECEK!..

Başbakan İsrail'e gittiğine göre... Şu fıkrayı hatırladık...

Kızılderilin akıllı şefi, birkaç gün sonra yakınlardaki Meteoroloji istasyonuna telefon eder:

"Bu kış soğuk mu geçecek sizce?"

Meteorolog cevap verir:

"Evet, oldukça sert geçeceğe benziyor."

Bu cevabı alan şef derhal kabilesine döner ve kışın çok sert geçeceğini, daha çok odun parçası toplamaları gerektiğini söyler. Bir süre sonra Meteoroloji istasyonunu tekrar arar ve sorar:

"Kış hâlâ soğuk mu geçeceğe benziyor?".

"Evet" der karşıdaki: "Oldukça soğuk geçeceğe benziyor."

Şef kabilesine döner ve sadece odun değil bulabildikleri her çalı çırpıyı da toplamalarını ister.

Birkaç gün sonra Meteoroloji istasyonunu tekrar arar:

"Kışın sert geçeceğinden gerçekten emin misiniz?".

Adam: "Kesinlikle. Bugüne dek yaşanan en sert kışlardan birini yaşayacağız gibi görünüyor."

"Peki nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?" diye sorar şef.

Meteorolog cevap verir: "Çünkü" der, "Kızılderililer çılgınlar gibi odun topluyor!"

Türkiye kumarda ikinci, içkide üçüncü

Ankara Ticaret Odası tarafından hazırlanan raporda Türkiye'nin bir acı gerçeği daha ortaya çıktı. Ülkemiz, kumar oynamada dünya ikincisi olurken, alkol tüketimi, taklitçilik ve insan hakları ihlâlinde dünya üçüncüsü oldu. En pahalı akaryakıt, dolaylı vergiler ve kalıtsal hastalıklarda dünya birincisi olan Türkiye, yaşanmaya değer ülkeler sıralamasında ise 88'inci sırada yer alıyor.

ATO'nun raporunda Türkiye'nin krom ve bor rezervinde birinci, altın ve toryum rezervinde ise dünya ikincisi olduğu kaydedilirken; dış borcun millî gelire oranında dünya dördüncüsü, en borçlu ülkeler liginde de beşinci olduğuna dikkat çekiliyor. Bu arada ekonomik büyüklüğü ile gelir dağılımı bozukluğu oranlarının da birbiriyle çok çeliştiği göze çarpıyor. (Milli Gazete - 1 Mayıs 2005)


NE ONURLU ZİYARET!

Başbakan İsrail'e: barış için gidiyor, savaş uçağıyla dönüyor. Ve terörist İsrail'e 1 Milyar dolarlık rüşvet ödüyor.

Ve bu insansız uçakların İran'a karşı kullanılmasından endişe ediyor!...

ABDULLAH GÜL, İŞGALCİLERİN IRAK'TA KALMASINI İSTİYOR!

Dışişleri Bakanı ve başbakan yardımcısı Abdullah Gül, koalisyon güçlerinin Irak'tan çekilmesinin ülkede boşluk yaratacağını belirterek, "Koalisyon güçlerinin ırak'tan çekilmesini istemiyoruz" demiş.

Gül, TBMM Dışişleri, Milli Savunma, İnsan hakları ve AB uyum Komisyonu üyelerine dış politika konularında bilgi vermiş.

Alınan bilgiye göre Gül, Irak konusundaki bir soruyu yanıtlarken, koalisyon güçlerinin çekilmesini istemediklerini belirterek, bu konudaki görüşlerini ABD ve BM yetkililerine ilettiklerini bildirdi. Gül, "Koalisyon güçleri çekilirse boşluk doğar. Bu, Irak'ın parçalanmasına yol açar. Türkiye'nin de sınır güvenliğinin tehlikeye girmesine neden olur" demiş.

Herhalde:" Amerika ıraktan çekilirse, biz de iktidardan düşeriz" diye korkuyor!

Org. Sarıışık: Emekli generaller şov yapmasın

2. Ordu Komutanı Orgeneral Şükrü Sarıışık, bazı generallerin emekli olduktan sonra söylediklerine tepki göstererek, "Önemli olan, zamanında söylenmesi gerekenlerin zamanında söylenmesi meselesidir. Emekliye ayrıldıktan sonra şova dayalı bir zihniyetle konuları gündeme getirdiğiniz zaman, ciddiyeti kalkar" dedi.

İnönü Üniversitesi'nin düzenlediği "Atatürkçü Düşünce Toplulukları Kurultayı"nda, bir öğrenci, emekli generaller Osman Pamukoğlu ve Osman Özbek'in açıklamalarını hatırlatarak, "Emekli paşalarımız Türkiye üzerinde oynanan oyunları, NATO, ABD ve Avrupa güdümlü oyunları aktarıyorlar. Neden görevdeyken bunları söylemiyorlar da emekli olduktan sonra açıklıyorlar?" sorusunu yöneltti.

Org. Sarıışık da, aldıkları eğitimin, görev başındayken, komuta kademesi içinde her şeyi rahatlıkla söyleyebilme imkânı verdiğini vurgulayarak, "Önemli olan, zamanında söylenmesi gerekenlerin, zamanında söylenmesi meselesidir. Emekliye ayrıldıktan sonra değişik düşüncelerle, şova dayalı bir zihniyetle konuları gündeme getirdiğiniz zaman, onun ciddiyeti ortadan kalkar. Bu bizim askeri anlayışımıza, bizim askeri terbiyemize, askeri nezaketimize uygun bir model değildir. O günkü komuta heyetine karşı da bir saygısızlıktır" dedi.  (Yeni Şafak - 13 NİSAN 2005)

Irak'ın yeni Devlet Başkanı Celal Talabani:

‘Bağımsız Kürdistan yaşayamaz'

Talabani, "Hayal bir şeydir, gerçek başka şey. Kürtler, bağımsızlık değil, Irak çerçevesinde bir federallik isteyen listemize (Kürt bloğuna) oy verdi" dedi.

Irak'ın yeni Devlet Başkanı Celal Talabani, "Bağımsız bir Kürdistan'ın yaşayamayacağını" söyledi.

Fransız Liberation gazetesinin dünkü sayısı için demeç veren Talabani, "Bütün diğer halklar gibi, Kürtler de kendi kendini yönetme hakkına sahip olmak istiyor. Ancak gerçeklerle yüzleşildiğinde, bunun mümkün olmadığını anlıyorlar. Çünkü, komşularımız bize saldırmasa ve sınırlarını kapatmakla yetinseler bile, bağımsız bir Kürdistan yaşayamaz" ifadesini kullandı.

Talabani, "Hayal bir şeydir, gerçek başka şey. Kürtler, bağımsızlık değil, Irak çerçevesinde bir federallik isteyen listemize (Kürt bloğuna) oy verdi" hatırlatmasında bulundu.

Aynı demeçte Talabani, Kerkük kentinin "özerk Kürdistan'ı oluşturan diğer 3 eyalete bağlanması" meselesinin geçici anayasanın 58. maddesine uygun olarak, durum normale döndüğünde inceleneceğini kaydetti.

Talabani, Saddam Hüseyin döneminde Kerkük'ten atılan Iraklı Kürtlerin kente döneceğini ve diktatörlük döneminde, Araplaştırma politikası çerçevesinde buraya yerleştirilenlerin de kendi topraklarına dönmeleri gerektiğini söyledi. Talabani, "Bu şüreç tamamlandığında yerel nüfus bölgesel hükümete bağlı olmak isteyip istemediklerine kendisi karar verecek" ifadesini kullandı. Talabani, ayrıca "Yabancı askerler, Irak birlikleri istikrarı temin edemediği ve terörizmin kökünü kurutamadığı sürece kalmalıdır. Bu sağlandığında ayrılmalarını isteyeceğiz" dedi. Talabani, bunun 2006 yılı sonundan önce olacağını tahmin etmediğini kaydetti. ( Milli Gazete - 14 NİSAN 2005)

Bunları biliyor musunuz?

En akıllı insanın, Allah'tan en çok korkan kimse olduğunu,

İmanın kalpte zabıtayı manevi olduğunu,

Namaz kılmayanın hain olduğunu,

Gıybetin kibirden olduğunu,

Gıybetten kınama doğduğunu,

Kınadığının başına geleceğini,

Gadap ve öfkenin kibirden olduğunu,

Cimriliğin inanç zayıflığından olduğunu,

İktisadın riyayı önlediğini,

Stresin tembellik ve iman zayıflığından olduğunu,

Modaya uymanın kompleksten olduğunu,

Haya akıl ve imanın ayrılmaz üç arkadaş olduğunu,

Şeytanların, delilerin, ölülerin ve kafirlerin namaz kılmadığını,

İlim meclislerinden sıkılanların münafık olduğunu,

Fazla yemenin israf ve haram olduğunu,

Müsibetlerin kendi günahımızdan dolayı olduğunu,

Ünlü kozmetik firması sahiplerinin, ürettiği ürünlerden hiç birini kullanmadığını,

Cola'nın çok iyi tuvalet temizleyicisi olduğunu,

Günde iki saat televizyon seyreden bir çocuğun, onaltı yaşına geldiğinde yirmibin cinayet sahnesi gördüğünü ve bir cellatın dahi ömründe bu kadar çok ölüm sahnesi görmediğini,

Kur'an'da "ceza" kelimesi yüzonyedi kere yer alırken, Kur'an'ın temel prensibi olan "affetmek" ifadesi bu sayının tam iki katı kadar yani ikiyüzotuzdört kere tekrarlandığını,

Asıl ismi Muhammed bin İdris olan İmam-ı Şafii Hz.lerinin dokuz yaşında Kur'an-ı Kerim'i ezberlediğini, onbeş yaşına geldiğindeyse fetva vermeye ehil seviyeye ulaştığını, ramazan ayında bir gecede iki hatimle namaz kıldığını, bir Ramazan boyunca altmış hatim indirdiğini,

Ahmed bin Hanbel Hz.lerinin, Müsned isimli hadis kitabını, ezberlediği yediyüz bin hadis arasından seçtiği otuz bin hadisle meydana getirdiğini,

Hz. Osman'ın, Kur'an-ı Kerim okurken şehit edildiğini, Kur'an-ı Kerim üzerine kanının damladığını, damladığı yerde "Feseyekfikehumullah!" yani, "Allah sana kafidir" ayetinin bulunduğunu... biliyor musunuz?

 

PAMUK'A NE!

Milliyet, Meclis'teki Ermeni oturumunun tutanaklarını açıklamış. "Pamuk karışmasın!"

Pamuk'a ne!

Meclis'te soykırım iddialarına ilişkin basına kapalı yapılan toplantının komisyon tutanakları, (nasıl oluyorsa basına kapalı oturumun tutanaklarını yine Millyet ele geçirmiş) Milliyet'te yayınlandı. Ermeni yazar Levon Panos Dabağyan, "Orhan pamuk niye karışıyor kardeşim bu meseleye? Pamuk'tan biz bir şey mi istedik?... O romanıyla ilgilensin, ama pamuk'u konuşturan var. Türkiye'de Türk, Kürt ve Ermeni düşman olsun isteniyor. Türkiye'de iç harp çıkarılmak isteniyor. Ermeni kuzu kuzu kullanılmak isteniyor... Madem Türklerle kardeşçe yaşıyoruz, neden parlamentoya iki Ermeni milletvekili konulmuyor? Niçin bizi din adamlarının eline bırakıyorlar? Bunlar oynanan oyunların birer parçası. Soykırım meselesi sonradan uydurulmuştur. Öyle bir şey yoktur. Tehcir vardır" drken, Agos Gazetesi genel yayın Yönetmeni Hrant Dink, "Avrupa da vicdani bedel ödemeli" diye konuşmuş. Yazar Etyen Mahçupyan ise, "Aynı durumda Ermeniler de Türklere aynı şeyi yapardı" diye görüş bildirmiş.

KEMAL DERVİŞ: SİYONİST SOLUN UMUDUYDU SİYASETE VEDAYA HAZIRLANIYOR.

Dünya Bankası Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Kemal Derviş, 19 Şubat 2001'deki kriz sonrasında dönemin Başbakanı Bülent Ecevit tarafından ‘ekonomiyi kurtarmak' için Türkiye'ye çağrıldı ve ekonomiden sorumlu devlet bakanlığına atandı. Kendisine Merkez Bankası başkanlığı önerildiği; ancak bunu kabul etmediği savunuldu. Koalisyon hükümetinde özellikle MHP kanadı ile gerginlik yaşadı. Kendisini kabineye alan Ecevit'in teklifine rağmen Demokratik Sol Parti'ye girmedi. Bülent Ecevit'in hastalanmasından sonra lider adayı olarak anılmaya başlandı. Derviş'in adı önce DSP liderliği için geçti. Solda birlik için çalışmalar yaptı. Aynı kulvarda siyaset yapan partilerin güçbirliğine gitmesi gerektiğini savundu. Ecevit'in rahatsızlığı uzun sürünce parti içinde rahatsızlık doğdu. Ecevit'in hastaneye yatırılmasının bir komplo olduğu ileri sürüldü. Bu süreçte İsmail Cem ve Hüsamettin Özkan liderliğindeki birçok bakan ve milletvekili DSP'den koptu. Derviş, bir süre Özkan ve Cem'le birlikte hareket etti. Ancak İsmail Cem'in kurduğu Yeni Türkiye Partisi'ne geçmesi beklenirken ani bir kararla CHP'yi tercih etti. Bunun üzerine Yeni Türkiye Partisi, daha başlangıçta büyük bir darbe yemiş oldu. 3 Kasım 2002 seçimlerinde CHP lideri Deniz Baykal'ın A Takımı'nda yer aldı. İstanbul milletvekili seçildikten sonra CHP'de ‘ikinci adam' rolü üstlendi ve genel başkan yardımcılığına getirildi. Baykal ve parti politikalarına eleştirileriyle gündeme geldi, ardından "Bu yönetimle çalışamıyorum." diyerek, görevinden ayrıldı. CHP'nin 29 Ocak'ta yapılan olağanüstü kurultayında Deniz Baykal'a karşı İstanbul Milletvekili Zülfü Livaneli'yi destekledi. 4 yıldır Türk siyasetinde boy gösteren Derviş, görev yaptığı partilerde umduğunu bulamadı. Bir süre önce, New York Times gazetesi, Kemal Derviş'i Dünya Bankası başkan adayları arasında göstermişti. Ancak, bu göreve ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz aday gösterildi.

Şimdi BM UNDP başkanlığına aday!

AMERİKANIN ÇİN KORKUSU

ABD, yeniden Çin'e kotaya hazırlanıyor

ABD, Çin tekstil ve konfeksiyon ürünlerine yeniden kota uygulanmasıyla sonuçlanabilecek süreci başlattı. Ticaret Bakanı Carlos Gutierrez, yaptığı açıklamada, iç pazarın bozulup bozulmadığının ve böyle bir durum varsa bunda Çin'in rolünün olup olmadığının araştırılacağını belirtti.

ABD üreticileri için büyük bir zafer olarak kabul edilen bu kararla başlayan ‘'korumacılık prosedürü'' adlı süreç, yerli üretimin korunması için bu ülkeye karşı kota uygulamasının yeniden başlatılmasıyla sonuçlanabilecek. Çin ise bu karar için tepki gösterdi.

İşsizliğin sonu faşizm!

Prof. Dr. Erinç Yeldan: 2001 krizine benzer tehlike işaretleri görüyorum. Nazi Almanyasını yaratan da yüksek işsizlik oranıydı. İşsizliğin sonu faşizm!

   "Nazi Almanyasını yaratan da yüksek işsizlik oranıydı" diyen prof. Dr. Erin. Yeldan, "Eğer bir ekonomi gerçekten daha ürettiği için büyüyorsa bu istihdam demektir. Türkiye'de faizler çok yüksek. O faizi ödeyebilmek için sürekli dışarıdan borç alıyor. Gelen yabancı sermaye doğrudan yatırım yapmaya rekabeti arttıracak yeni fabrikalar, yeni iş sahaları açmaya gelmiyor ki... İstanbul Borsası'na, hazine kağıtlarına, portföy yatırımlarına geliyor. Hiçbir risk almadan faizden kazanıyor. Türkiye üretmeden tüketmeye itilen borçlu bir toplum haline getiriliyor. Genç işsiz oranı ise yüzde 20. İşsizliğin en büyük travması bireyin kendisini toplumda " lüzumsuz" hissetmesidir.  Layık olmadığı bir işi yaptığını, layık olmadığı maaşi almadığını düşünen insanlar da bu travmanın ortağıdır. Böyle toplu bir travma da insanalrın bir şeyin etrafında aşırı duyarlı olmaya, yedi saat kavga seyretmeye, maç çıkışında kavga etmeye, hatta komşunun düşmanı olmaya iter. Nazi Almanya'sı böyle doğmuştur.

SAHİPSİZ MEMLEKETİN, TALİHSİZ MÜFTÜLERİ veya yasakçı laikleri

Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin, 43. kuruluş yıldönümü sebebiyle düzenlenen törende "başörtüsü" ağırlıklı bir konuşma yaparak dikkatleri üzerine çekti. İki ay sonra emekliye ayrılacak olan Bumin, başörtüsünü "gençler arasında çatışmaya neden olacak bir ortam yaratır" şeklinde niteledi. "Türban aynı dinden olanlar arasında bile ayrılıklar yaratacağından laiklik ilkesine aykırıdır" diyen Anayasa Mahkemesi Başkanı Bumin, bugüne kadar üniversitelerde başörtüsü yüzünden hiçbir çatışma meydana gelmediğini gözden kaçırdı. ‘Üniversitelerde çatışma' yasak sebebiyle, en çok sağ-sol görüşlü öğrenci çatışması yaşanıyor. Ancak bunun Başkan Bumin'in gündeminde olmadığı dikkat çekiciydi!..

ANAYASA MAHKEMESİ'NİN GÖREVİ ÖZGÜRLÜKLERİN ÖNÜNÜ AÇMAKTIR!

Anayasa Mahkemesi'nin 43. kuruluş yıldönümü nedeniyle bir açılama yapan Hukukçular Derneği, "Anayasa Mahkemesi kendi fonksiyonunu unutarak, toplumu şekillendirme fonksiyonuna bürünebilmektedir. Anayasa Mahkemesi, bir denetim mekanizması olmakla birlikte, Millet Meclis'inin üzerinde bir kurum değildir" denildi.

Mahkemenin kararlarına atıf yapılarak engellenen din eğitimi ve kamu hizmetlerinde görev alma özgürlüklerinin önünün açılması gerektiğini vurgulayan Hukukçular Derneği; "Bizzat Mahkeme Başkanı, mahkemenin kanun koyucu olmadığını, kararlarının da kanun metni gibi algılanmayacağını açıklamalıdır" şeklinde görüş beyan etti.

Ama niye acaba S. Mustafa Bumin; AB'ye girme hayaline Egemenliğimizin devrinin Anayasaya aykırılığını dile getirmedi?

DENKTAŞ VE TALAT

KKTC. 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, seçimin favorisi olan Mehmet Ali Talat için:

"Yarın Cumhurbaşkanı olunca, ülkemizin birlik ve bağımsızlığı için yemin edecektir. Hâlbuki dün yaptığı bir konuşmada:

"Biz egemen ve özgür bir devlet değiliz, çünkü hiçbir ülke bizi resmen tanımıyor. Kendimizi aldatmanın gereği yok" demiş ve egemenliğimizi Rumlara devredeceğinin sinyallerini vermiştir" diyor.

Ama bizim de hala kafamızı karıştıran konu: Peki, bütün bu milli tehdit ve tehlikeler esnasında Sn Denktaş niye çekiliyor ve meydanı Mehmet Ali'ye bırakıyor?

Üstelik Cumhurbaşkanı seçilen Talat'ı övüyor ve şunları söylüyor:

"yılan gibi soğukkanlı"!

Desteğimiz, devletin varlığına dayanan bir destek olacaktır! Denktaş, " Zorlukları çok olacaktır. Bunları aşmanın şartı soğukkanlılıktır. Ben kendisini iyice izledim, yılan gibi soğukkanlı adamdır maşallah. Rum'u çatlatacak sabrı vardır" dedi. Kendisini ilk kutlayan kişinin Denktaş olduğunu söyleyen Mehmet Ali Talat da, "Kıbrıs için büyük mücadeleler vermiş, Sayın Denktaş'ın birikim ve deneyimlerinden yararlanacağız" açıklamasını yaptı!?

İ.H.D DIŞ GÜÇLERİN YERLİ ŞUBESİ Mİ?

İnsan Hakları Derneği Başkanı Eren Keskin:

"Ermenilere karşı, Türklerin soykırım uyguladığı" iddialarını desteklediklerini ve Genelkurmay'ın ve Türk resmi kurumlarının belgelerini değil, uluslararası Siyonist kuruluşlarının belgelerini kabul ettiklerini söyledi

Evet, işte dış güçlerin yerli şubesi!?


YUNAN KORKAK'ININ KAHRAMANLIĞI:

Yunanistan Harp Akademisi törenlerine hem de davetli olarak Türk Askeri talebelere hakaret yağdırılmış ve üstelik Türk bayrağı ve Atatürk fotoğrafı yırtılmış!..

Ee, Başbakan Kıbrıs'ı peşkeş çeker, Meclis Başkanı "Ege sizindir" derse; korkak Yunan yılışıkları da böyle kahramanlaşır!..

Erdoğan: "Olumlu adım atmak için hazırız" açıklaması yapmaktadır!

Başbakan Erdoğan, Yunanistan'la ilişkilerde var olan bazı sorunların adil, kalıcı ve dürüst bir şekilde çözüme kavuşturulması adına kendi hükümetinin olumlu adımlar atmak için hazır olduğunu bildirmekle Yunanlılara cesaret kazandırmaktadır.

ŞARKILAR DA SOYSUZLAŞTI!

Şu sözlere bakın:

"Mutlu olmak için,

Sevmek için;

Görme,

İşitme,

Hissetme!.."

Yani eşin ve sevgilin, kızın veya kardeşin, ayartılırsa, seni aldatırsa:

Bunu görmezlikten, işitmezlikten ve bilmezlikten geleceksin... Boynuzlarına kılıf geçirip gizleyeceksin ki, mutluluğun ve aile huzurun devam etsin!..

Evet, soysuzlaşmanın son safhası, boynuzlanmayı hor görmemektir!

İşte başka bir şarkı:

"Ben bu yaz bronzlaşmak, kendimle uzlaşmak

Yer yer yozlaşmak istiyorum"

Yani "Yosmalaşmak istiyorum"!?

YOĞUN PAPA HABERLERİ IRAK'I GİZLEMEK İÇİNMİŞ!

New York Times yazarı Bob Herbert, bütün dünya medyasında haftalardır Papa haberlerinin manşetlere taşınmasının arka planında, Irak'taki vahşetin unutturulmak istenmesinin yattığını yazdı. Vatikan'ın bu kadar öne çıkarılmasının arkasında, Irak'ta yaşanan dehşet ve dramların gizlenmek istenmesinin olduğunu belirten Herbert, "Amerikan askerleri, hedef gözetmeksizin ateş açarak, hiçbir tehdit olmayacak erkek, kadın ve çocukları öldürüyor. Askerlerimizin kaç çocuğu öldürdüğünü medya bize söylemiyor. Çünkü ölen çocuklar üzerine müsbet nutuklar atamayacaklarından daha ‘renkli' haberler buluyorlar" diye yazdı...

BEKLENEN RANDEVU!

Ankara, haftalardır Beyaz Saray'dan bir randevu bekliyor. Ama Beyaz Saray alabildiğine ağırdan alıyor.

Haftalarca önceden iletilen randevu talebi karşısında Beyaz Saray ne vermem diyor ne de buyurun şu gün gelin diyor.

Ankara diken üstünde!

Papa'nın cenaze töreninde bile gündeme getirilen randevu talebi için hala net bir cevap alınabilmiş değil. Aklı erenler, Beyaz Saray'ın bu randevu talebine olumlu yanıt vermek için önce Ankara'nın bazı isteklerini yerine getirmesini beklediğini söylüyorlar.

Neymiş bu istekler?

Erdoğan ikili ilişkilerin önemini teyit eden net mesajlar vermeliymiş. Ve bu konuda inandırıcı adımlar atmalıymış.

Kızının mezuniyet töreni için gideceği ABD'de Bush ile görüşmek isteyen AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın bu talebine Beyaz Saray'dan henüz olumlu bir cevabın gelmemiş olması elbette Ankara'yı çok tedirgin ediyor.

Yani Washington'un nazı Erdoğan'ı güç durumda bırakıyor...

İKTİDAR HALKA SERAP SATIYOR!

Saadet Partisi GİK Üyesi Doç. Dr. Oya Akgönenç, Türkiye'de halka serap satıldığını belirterek, "Halka birbirinden güzel vaatlerde bulunup, çölde serap gösteriyorlar. Fakat halk kendilerine vaad edilen güzellikleri almak için gittiğinde serapla karşılaşıyor. Maalesef iktidar serap satmaya devam ediyor" dedi...

ORGENERAL ÖZKÖK'TEN ERDOĞAN'A "MAAŞ" RAPORU

Genelkurmay Başkanı orgeneral Hilmi Özkök'ün, dün bir araya geldiği Başbakan Recep T. Erdoğan'dan, subay maaşlarının arttırılmasını istediği ortaya çıktı. Özkök'ün, bu konuda Başbakan Erdoğan'dan bir çalışma yapılmasını talep ettiği öğrenildi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök'ün dün Başbakanlık Merkez Bina'da görüştüğü Başbakan Erdoğan ile iç ve dış güvenlik konularının yanı sıra, Genelkurmay'daki maaşların yetersizliğinden de söz ettiği bildirildi. İç ve dış güvenlik konularına ilişkin Başbakan Erdoğan'a ayrıntılı bilgi veren Orgeneral Özkök'ün, subay maaşlarının yetersizliğinden yakındığı ifade edildi.

Ee... Etme - bulma dünyası! Erbakan'ı çok ararsınız!..

BARIŞ, AHLAK İSTER...

İngilizler, Yeni Zelandalılar, Avustralyalılar, uzaklardan gelen bir haksız istilanın utancını, barış ve dostluk mesajları ile süsleyip durdular iki gündür. İyi ama şu anda uzaklardan gelip Irak'ı istila eden kim? İngiltere, Avustralya, Yeni Zelanda!

Belki de insanoğlu barış istiyor; ama bunu gerçekleştirecek kadar ahlaklı değil. Barış, ahlak ister. İnsanoğlu bir yandan barıştan söz ederken, öte yandan durmadan savaşıyor. Tıpkı bir sabıkalının kendini tutamayıp durmadan suç işlemesi gibi. Çanakkale'de savaşın 90'ıncı yılı anılırken, törenlere bakıp bakıp düşünüyorum: İngilizler, Yeni Zelandalılar, Avustralyalılar, uzaklardan gelen bir haksız istilanın utancını, barış ve dostluk mesajları ile süsüleyip durdular iki gündür. İyi, ama şu anda uzaklardan gelip Irak'I istila eden kim? İngiltere, Avustralya, Yeni Zelanda, Irak işgaline her türlü desteği veren ilk ülkeler. Çanakkale'de utanmış ve uslanmış gibi gözüken insanoğlu, tarihte insanlık suçlarından utanmadığını ve uslanmadığını Irak'ta sanki kanıtlıyor"... (26.4.2005 / BEKİR ÇOŞKUN / HÜRRİYET)

SOYKIRIM DEMEMEK İÇİN İNCİRLİK YETMEDİ

ABD'ye 1,1 milyar dolarlık rüşvet...

Sözde Ermeni Soykırımı şantajıyla ABD, İncirlik Üssü'nü gizlice kapatırken 1 Mart Tezkeresi'ni de rafa kaldırtarak bütün limanlarımıza göz dikti. Bir başka şantajla İsrail'e modernizasyonunu yaptırdığımız uçakların 26 tanesi düştü. Aldıklarıyla yetinmeyen ABD'ye, Türk F-16'larının 1,1 milyar dolarlık modernize ihalesi de verildi.

 

TÜRK TARİH KURUMU BAŞKANINDAN ONURLU ÇIKIŞ:

Türkiye soykırımcı ilan edilse mi Avrupalı olacak?

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Batı'nın Ermeni iddialarını desteklemesinin tek nedeninin, kendi suçlarının örtme arzusu olduğunu ifade ederek, "Türkiye soykırım iddiasını kabul ederse AB'nin üyesi olacak. Yani, soykırım yapmış ülkelerin içine ancak böyle girecek".

Gazi Üniversitesi (G.Ü) Fen-Edebiyat Fakültesi'nce, Fakültenin konferans salonunda, "Tarihin ışığında Ermeni aldatmacası" başlıklı panel düzenlendi.

G.Ü Rektörü Prof. Dr. Kadri Yamaç, panelim açılışında yaptığı konuşmada, Irak'ın yaklaşık iki yıldır işgal altında olduğunu söyledi. İşgalin tek nedeninin "emperyalizm ve soykırım" olduğunu ifade eden Yamaç, "Kapitalist sistemin sömürgeci ve emperyalist bir yapılanma içinde olduğu görülmüştür. Emperyalist ülkeler bugünkü varlıklarını, yoksul milletlerden elde ettikleri üzerine kurmuşlardır" dedi.

Başta dış ilişkiler olmak üzere toplumun bütün sorunlarına ideolojik yaklaşımların ötesinde çözümler getirilmesi gerektiğini vurgulayan Yamaç, ulusal ve bağımsız dış politika hedefinde Avrasya'nın da yer alması gerektiğini kaydetti.


GELİN DİRENİŞÇİLERİ YOK EDİN!

Eğitim hayatını ABD'de geçiren kısacası Amerika'nın yetiştirdiği ve halen Washington Enstitüsü çalışanı olan Irak Hükümeti Danışmanı Nibras Kazımi, "Türkiye'nin yapabileceği birinci şey isyancıların temizlenmesine yardımcı olmak" diyerek Pentagon uzantılı talebi tekrarlamış oluyor. Kazımi, Türkiye'yi Irak'a çekmek için bakın hangi verilerden yola çıkıyor. "Irak, Türkiye için, çok önemli ve iyi bir Pazar. Türkiye-ABD ilişkilerinin belli bir seviyeye çıkartılması için Irak çok iyi bir platform. Ve Türkiye, AB'nin bu pazara ulaşması için çok önemli bir ver. Avrupalılar bu nakit bölgesi Irak'ı görecek. Irak'taki bu nakit zengini körfez bölgesine Avrupa'nın tek yolu Türkiye üzerinden geçiyor"!..

ÖMER ÇELİK' MOTORLARI!

Erdoğan'ın başdanışmanı, Adana Milletvekili Ömer Çelik'in Pazar günü Ayşe Arman'la röportajını okudum. Ömer Çelik üç şeyin insanı uçuracağını söylüyor; puro, aşk, motor. Harley Davidson, BMW ve Dakar marka üç motoru olduğunu söylüyor. Sadece Harley Davidson'un fiyatı 100 bin dolar civarı. Pahalı puro içiyor... Gucci marka takım elbise giyiyor ve bir işçi ailesinin çocuğu olduğunu söylüyor. O halde ey AKP'li NERDEN BULDUN diye Ömer Çelik'e sormanız gerekmez mi?.. Uzmanlar diyor ki; bu röportaj, lüks motor ve puro aşkı fakir sokağın sesi AKP'den 5 puan götürmesi gerekir! (9.4.2005 /( GÜLER KÖMÜRCÜ / AKŞAM)

Danışmanı Ömer Çelik olanın!..


TÜRKİYE İSRAİL'DEN PİLOTSUZ UÇAK SATIN ALACAK!

İsrail'in yayımlanan Haaretz gazetesi, İsrail'in Türkiye'ye 200 milyon dolar tutarında pilotsuz taktik destek uçağı (dron) satacağını yazdı...

Gazetenin haberine göre, Fransız ve Amerikan firmalarıyla rekabet eden İsrail Havacılık Sanayii (IAI) ve Elbet şirketi, Türk ordusunun pilotsuz uçak alımı için ihaleyi kazanan taraf oldu...   

Haberde, sözleşme uyarınca İsrail'in Türk ordusuna 30 ila 40 adet pilotsuz keşif uçağı ve 12 kadar yer kumanda istasyonu satacağını belirtildi. Söz konusu pilotsuz keşif uçakları İsrail silahlı kuvvetlerince kullanılıyor...


İSRAİL, VANUNU'YU RAHAT BIRAKMIYOR

İsrail İçişleri Bakanı Ofir Pinez-Paz, İsrail'in nükleer silah deposu olduğunu açıklayan bilim adamı Mordehay Vanunu'ya yönelik kısıtlamaların süresini 12 ay uzatıldığını bildirdi. Pinez-Paz, ordu radyosuna yaptığı açıklamada, Vanunu'nun ülke güvenliğine zarar verebileceği endişesiyle İsrail dışına çıkmasına getirilen yasağın 12 ay daha uzatıldığını, pasaport almasına izin verilmeyeceğini söyledi.

Vanunu'nun İsrail'in nükleer gücüne ilişkin birçok bilgiye sahip olduğunu ve bu bilgilerin önemini koruduğunu kaydeden Pinez-Paz, kısıtlamaların süresinin uzatılmasının önleyici bir adım olduğunu ve başka seçenekleri bulunmadığını ifade etti.

İsrail'in nükleer gücüne ilişkin gizli bilgileri İngiltere'nin Sunday Gazetesi aracılığıyla açığa vuran 50 yaşındaki Vanunu, 18 yıllık hapis cezasını doldurmasının ardından geçen Nisan ayında serbest bırakılmıştı.. 

CIA YAKLAŞIMI!

Artık bir Türkiye uzmanı olduğu herkesçe bilinen eski CIA mensubu Graham E. Fuller, olaylara bambaşka açıdan yaklaşıyor. Türkiye'nin konumunu ve politikasını hem Türkiye için doğru buluyor hem de ABD'nin değerlendirmesine katılmıyor. Neredeyse bizler gibi düşünüyor. Bu tipik bir soğukkanlı bir CIA yaklaşımı mı? Yoksa bir ‘iyi polis-kötü polis' oyunu mu? (24.4.2005 / MEHMET ALİ KIŞLALI / RADİKAL)

ILIMLI İSLAM PROJESİ!

Sorun, Irak ya da Afganistan'ın işgal edilmesi, enerji kaynaklarına el konulması, bu coğrafyanın ABD'nin askeri üsleriyle donatılmasıyla sınırlı değil. Savaşlara yenileri eklenecek. Şaron, Bush görüşmesinin gizli gündemi şuydu: İsrail 2006'da Ortadoğu'da bölgesel bir savaş bekliyor.

"Dinlerarası diyalog" ya da "medeniyetler diyalogu" arayışları giderek "fantezi"ye, "mağlupların avuntusu"na dönüşürken, 20. yüzyıla özgü kavramlarla bir gelecek inşa etmenin zorluğu apaçık ortaya çıkıyor. Şimdilik karşı çıksak da, yakında kabullenmek zorunda olacağımız bir gerçek var; sınırlarını dinlerin, medeniyetlerin, kültürlerin çizdiği yeni bir dünya haritası şekilleniyor. (22.4.2005 / İBRAHİM KARAGÜL / YENİ ŞAFAK)

"YANLIŞ BİR ZİYARET" diyor Fehmi Koru, hayret!..

Başbakan Erdoğan İsrail'e gidiyor. Son yıllarda hiç bu kadar yanlış bir devlet gezisi olmamıştı. Zamanlaması yanlış, kapsamı yanlış ve beklentileri yanlış bir gezi...

İsrail'in ısrarla yapılmasını istediği bir dizi ziyaretten biri bu. Ocak ayında Dışişleri Bakanı Abdullah Gül oraya gittiğinde, İsrailli yetkililer, "Başbakanınız da gelsin ve mümkünse hemen gelsin" demişlerdi. İsrail'in iştiyakla beklediği ziyaret bir hafta sonra gerçekleşiyor...

‘ABD'deki en güçlü lobi İsrail'in hizmetinde; o lobinin Türkiye'den yana tavır alması bazı sorunları geride bırakmaya yarayabilir'. Böyle düşünenler var. Oysa ABD ile İsrail arasındaki ilişkiler daha önce pek rastlanmamış sıkıntılı bir dönemden geçiyor. İktidardaki Ariel Şaron hükümeti Arafat-sonrası yeniden oluşan Filistin yönetimine beklenen açılımı yapmakta zorlanıyor. Dahası, ABD'ye aksine söz verdiği halde Batı Şeria'ya İsrailli yerleşimcileri yerleştirmeyi sürdürüyor Şaron...(24.4.2005 / FEHMİ KORU / YENİ ŞAFAK)

ENİS BERBEROĞLU ŞEYH TORUNUYMUŞ! SABATAİSTLİKTEN GOCUNUYORMUŞ!

"Yüzlerce makale, kitap yayınlandı. Onlarca aile ismi verilerek Sabetayist ilan edildi. Dini miras adeta suç sicili sayıldı, çamur atmak için kullanıldı.

Berberoğlu (Cumhuriyetten önce Berberzade) soyadının geçmişi, vakıf kayıtlarında 200 yıl geriye kadar gidebiliyor.

Dedem İzmir'de Rufai ve Kadiri tekkesinin şeyhiydi, babam imanlı bir sosyalist. Ablam siyasete hiç bulaşmadı, bendeniz tescilli sosyal demokratım. Şimdi gelin bu ailenin siyasi ve dini çizgisini, soyağacı ve kan bağıyla izaha yeltenin, mümkün mü? Ama Sabetayizmin kalıtımsal hastalık gibi miras kaldığına, ailenin her ferdine bulaştığına kolayca inanıyoruz, ayıp değil mi? (24.4.2005 / enes berberoğlu / HÜRRİYET)

İTİRAZIMIZ VAR!

ABD'de yeni keşfedilen üç böcek'e Bush, Cheney ve Rumssfeld'in adları verilmiş. Sümüklü küf böcekleri familyasından olan bu böceklere verilen adlara itirazımız var.

Her ne kadar familyaları olan sümüklü küf böcekleri insana ilk etapta güzel şeyler çağrıştırmasa da; yine de, Rabbimizin birer yaratıkları olarak onlara bu dünyayı kana bulayan insanların isimlerinin verilmesini doğru bulmuyoruz.

Allah'ın bu masum yaratıklarına dünyayı kana bulayan, masum insanlara, size demokrasi getiriyoruz diye kan kusturan insanların isimlerinin vermek doğru mu?

Daha güzel isimler verilemez mi?

O böcekler, o sümüklü küf böcekleri kendilerine bu dünyayı kana bulayan insanların isimlerini verenlerden davacı olsalar yeridir.

Biz inanıyoruz ki dünyada yapamasalar da öteki dünyada bu zulmün hesabını mutlaka sorarlar.

Ey bilim adamları ne istediniz bu masum yaratıklardan? (19.4.2005 / ZEKİ CEYHAN / MİLLİ GAZETE)

ESKİ AKP ŞAKŞAKÇISI ALİ BULAÇ:

AKP'nin ideolojisi yok! Diyor. Acaba kendilerinin var mı?

Radikal'den Neşe Düzel Sosyolog-yazar Ali Bulaç'la AKP ve AB ilişkileri ekseninde bir röportaj gerçekleştirdi. İşte Bulaç'ın açıklamalarını özeti:

"AKP toplumu yanlış okuyor. Muhafazakârlık sadece mazbut yaşamakla sınırlı bizde. Tanzimat'tan beri reformlar, büyük devletlerin baskısıyla yapıldı."

"İktidar partisinde çok ciddi bir zaaf var. AKP iktidarı, Türkiye'yi ve Türkiye'nin içinden geçtiği Avrupa Birliği ve küreselleşme süreçlerini okumakta, toplumdaki değişimi algılamakta güçlük çekiyor. Ama değişimin aktörü sanki kendiymiş gibi de sınırsız bir özgüven içinde hareket ediyor. Gerçekle ilişkisi kesiliyor ve bunu nevrotik yapıyor. AKP'nin nevrotik davranışları sonucunda da, ülkede kaos ortamı kendine elverişli bir zemin buluyor."

"Şu anda Türkiye'de 28 Şubat'taki gibi İslamcı-Laik, Alevi-Sünni çatışması için uygun zemin yok. Fakat Türk-Kürt çatışması düşünülebilir, tek müsait alan."

"Türkiye'de milliyetçiliğin büyük bir toplumsal tabanı da yok. Türkiye'nin toplum, nüfus ve etnik yapısı çok güçlü bir milliyetçi partinin ortaya çıkmasına engel."

"AKP şu anda bir fikir sıkıntısı yaşıyor. Çok pragmatik bir parti bu, bir ideolojisi yok. Yerine göre sosyal demokrat, yerine göre sosyalist, yerine göre milliyetçi, yerine göre muhafazakâr, yerine göre liberal oluyor."

"AKP de kendi zenginlerini yaratıyor. Bu zenginlik halka yansımıyor. Yansımadığı için de geniş kesimlerle AKP birbirinden kopuyor. AKP iktidarı güven vermiyor". Dediğini öğreniyoruz.

Evet, doğru söylüyor. Ama caba zati âlilerinin bir ideolojisi ve değişmeyen çizgisi var mı?


SAMİMİ SOLCULARIN İTİRAFI:

Kürdistan ABD kuyruğunda 2. İsrail olunur!

Milliyet'ten Derya Sazak, ‘Aydınlar Bildirisi' imzacısı Oya Baydar ile görüştü. Baydar'ın görüşlerinin bir kısmını alıntılıyoruz:

"Solun yüzü devlete dönüktü. Devletin içinde askeri cihete dönüktür. Aslında Türkiye'de sağda büyük değişiklik yok. Hatta milliyetçi sağcı partiler biraz yumuşadı denebilir. Sağ aynı yerinde duruyor. Fakat onlara yaklaşan sol oldu. Savundukları bazı klişeler buna ortam hazırladı."

"Kürtler açısından en yanlış şeyin ayrılıklılık olduğunu düşünüyorum. Zaten Amerika'nın kuyruğuna takılıp gidiyorlar. İkinci bir İsrail olmaya doğru gidiyorlar. Bir sol partinin programını yaz deselerdi, Kürt meselesinde bütün siyasal hakların sonuna kadar tanınmasını savunurdum. Kürt sorunu demokratik haklar çerçevesinde çözümlenmelidir. Yeni parti kuracakların da Öcalan'dan kendilerini ayırmadıkça Türkiye'ye seslenme şansları olmayacak."

İRAN'DA ETNİK ÇATIŞMA MI?

İran'ın Irak sınırında, etnik Araplarla İran güvenlik kuvvetleri arasında çatışmalar çıktığı bildirildi. Çatışmalarda 3 kişinin öldüğü ifade ediliyor...

İran'ın resmi İRNA Haber Ajansı, çatışmaların, Arap kökenlilerin çoğunlukta olduğu petrol zengini Kuzistan eyaletinde, Cuma günü başladığını bildirdi. El Cezire televizyonu, çatışmalarda Arap kökenlilerden 3 kişinin öldüğünü, çok sayıda kişinin de yaralandığını kaydetti. Televizyon, 250 kadar kişinin de gözaltına alındığını belirtti. Bu rakamlar, resmi kaynaklar tarafından doğrulanmadı.

Çatışmaların, bölgedeki etnik yapının değiştirilmesinin planlandığı haberleri üzerine çıktığı ifade edildi.

İSLAM DÜNYASI DİRİLİYOR!

Endonezya'da İsrail karşıtı dev gösteri

Endonezya'nın başkenti Cakarta'da, onbinlerce kişi İsrail karşıtı gösteri düzenledi.

Bunu, Cakarta'da son yıllarda düzenlenen en büyük gösterilerden biri olduğunu belirten polis yetkilileri, Cakarta dışında Surabaya, Makassar, Bandar Lampung ve Cepara kentlerinde de İsrail'e karşı protesto gösterileri düzenlendiğini söylediler.

Gösterilerde, "Filistin halkına uygulanan baskı" ve "Haremüşşerif'e yönelik tehdit" protesto edildi. Göstericilerin taşıdığı pankartlarda, "ABD ve İsrail gerçek teröristlerdir" ve "Mescid-i Aksa'yı Yahudi akınından kurtaralım" ifadeleri yer aldı. Kalabalık, dua edilmesinden sonra olaysız dağıldı.

İsrail'de geçen hafta bazı önde gelen hahamların, binlerce Yahudi'ye Batı Duvarı'nda toplanarak, Haremüşşerif'e yürüme çağrısı yapması üzerine, Haremüşşerif'i "korumak" için buraya girmeye çalışan genç Filistinlilerle İsrail polisi arasında çatışma çıkmıştı.

ÇANAKKALE'YE KİLİSE AÇMA HAZIRLIKLARI SÜRÜYOR

Van'a Ermeni Kilisesi açıyorlar...

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, restorasyonu için 2 trilyon 400 milyar ayırdığı Van Gölü'nde bulunan Akdamar Ermeni Kilisesi, Ermeni diasporası için özgürlüğün ve insan haklarını sembolü kabul ediliyor ve bölgenin Ermenistan'a ait olduğunun somut delili olarak nitelendiriliyor. Kilise'nin restorasyonu Mayıs ayında ihale edilecek ve gelecek turizm sezonunda çevre düzenlemesi dahil tüm restorasyon çalışmaları sona ermiş olacak. Van Gölü'ndeki Akdamar adasında bulunan 915-921 yılları arasında Ermeni Kralı 1. Gagik tarafından yaptırılan ve dört kollu haç biçiminde planı olan kilise, Ermeni mimarlığının da önemli yapıları arasında kabul ediliyor. Kutsal haç adına yaptırıldığı için Hıristiyanlar açısından önem taşıyan kilisede Tevrat ve İncil'den alınan sahneler freskler ile resmedilmiş...

ZAMAN'ın zamansız SORUSU!

Zaman gazetesi mensupları akp Genel Başkanı Erdoğan ile Başbakanlık Konutu'nda kahvaltılı bir sohbet yapmışlar.

ZAMAN mensupları Erdoğan ile kahvaltıda iken zamansız (!) bir soru sorup "İmam Hatip Liseleri ve Başörtüsü sorunu ne zaman çözülecek" demişler.

AKP Genel Başkanı Erdoğan bu soruya çok veciz bir cevap vermiş.

Diyor ki:

"Başörtüsü sorunu konuşulmaz, yaşanır!"

Ve çok çarpıcı bir açıklama daha yapmış:

"Parlamento halkın iradesini yansıtmıyor!

Söyleyene değil, söyletene bak!


BİR ABDULHAMİT BELGESİ!

Hep yazıyoruz -çiziyoruz. Büyük devlet adamı, siyasi deha Abdülhamit'i çeşitli yönleriyle anlatıyoruz. Farkında olalım ya da olmayalım; bugünün tarihi de aslında Abdülhamit döneminin derinliklerinde saklı. Bugün işte o derinliklerden bir belge sunalım istedik sizlere...

Abdülhamit Han'ın Şazeli Şehyi Ebuş-Şamat Mahmud (K.S)'a yazdığı bu mektup sanırız bugün yaşananları da daha iyi görmemiz ve bütün yönleriyle daha iyi anlamamız için tam bir ibret vesikası...

Ben herhangi bir nedenden dolayı halifeliği bırakmadım. Jön Türkler olarak bilinen İttihat ve Terakkicilerin tehditleri ve baskıları karşısında halifeliği bırakmak zorunda kaldım. İttihat ve Terakkiciler sürekli olarak Filistin'de Yahudi devletinin kurulmasına izin vermek için baskı yaptılar. Sürekli ısrarlarına rağmen kesin bir kararlılıkla isteklerini reddettim. Son olarak 150 milyon İngiliz altını vermeyi teklif ettiler. Bu tekliflerini de reddettim: "150 milyonu bırakın, şayet dünya dolusu altın verseniz bu teklifinizi kabul etmeyeceğim. Muhammed ümmetine otuz yıldan fazla hizmet ettim ve atalarım olan Osmanlı sultanlarının yüzünü kara etmedim. Bunun için teklifinizi kabul etmeyeceğim."

 

ALEVİLER'DEN ‘DİN DERSİ KALDIRILSIN' KAMPANYASI!

Adana'da Alevi Bektaşi Birlikleri, okullarda okutulan zorunlu Din Derslerinin kaldırılması için kampanya başlattı.

Adana Alevi Bektaşi Birlikleri üyeleri, İnsan Hakları Derneği'nin de destek verdiği kampanya ile Adana Valiliği önünde toplanarak okullardaki zorunlu Din Derslerinin kaldırılmasını istedi. Yaklaşık 30 kişinin katıldığı kampanya duyurusu sırasında "Zorunlu Din Dersleri Kaldırılsın" yazılı pankart açıldı.

FRANSA'DA ‘HAYIR' OYLARI ÖNDE

Avrupa, Fransa'daki ‘Avrupa Birliği Anayasası karşıtı' rüzgâra kilitlendi. Son kamuoyu araştırmaları, 29 Mayıs'taki referandum öncesinde ‘Hayır' oylarının önde gittiğini gösterdi. Fransa'da, ‘Hayır çıkarsa, başbakan gider' tartışmaları da alevlendi. ‘le Figaro' gazetesinin anketine göre, ‘Hayır' oylarının oranı yüzde 55, ‘Evet'çilerin oranıysa yüzde 45. Aradaki fark ilk defa 10 puana çıktı.

PAKİSTAN NÜKLEER DENETİME İZİN VERMEYECEK

Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref, nükleer tesislerde yabancıların denetim yapmasına izin vermeyeceklerini söyledi. Müşerref, ziyaret için bulunduğu Filipinlilerin başkenti Manila'da düzenlediği basın toplantısında, nükleer tesislerin denetiminin Pakistanlılar açısından çok hassa bir konu olduğunu belirterek, "Halkımız yabancıların gelip soru sorması hakkında çok hassastır" dedi.

SİYONİST ABD'NİN BİR PLANI DAHA BOZULDU!

Japonya, Çin'den özür diledi.

Japonya Başbakanı Juniçiro Koizumi, ülkesinin savaş döneminde verdiği büyük zarar ve ıstıraplardan dolayı özür diledi.

Koizumi, Endonezya'nın başkenti Cakarta'da düzenlenen Asya-Afrika zirvesi sırasında, Çin ile aralarındaki gerginliği hafifletici bir açıklama yaparak, "Geçmişte Japonya, sömürgecilik ilkesiyle ve saldırganlıkla, birçok ülkeye, özellikle Asya ülkelerine büyük zarar verdi ve ıstırap çektirdi" dedi.

Japonya Başbakanı, dolaylı olarak Çin ve Güney Kore'den özür dilediği açıklamasında, ülkesinin, tarihin gerçekleriyle kibirli olmadan, açık bir şekilde yüzleştiğini, pişmanlık duygusunu derinden hisseden Japon halkının yürekten özür dilediğini söyledi.

Böylece Çin ile Japonya'yı karıştırma ve savaştırma planı boşa çıktı.

SOROS VE GÜL'DEN CEVAP BEKLEYEN SORULAR

ABD Dışişleri Bakanlığı, Eğitim ve Kültürel İşler Bürosu, "Profesyonel Değişim Programı adı altında Güneydoğu illerinde "Kadın Lider Geliştirme Programı" uyguluyor. Pilot bölge Diyarbakır.

İsrafı önleme Vakfı'nın, yoksullar için "Gıda Bankaları" projesi var. Projenin en büyük destekçisi Açık Toplum Vakfı. Pilot bölge Diyarbakır.

İsrafı Önleme Vakfı'nın Güneydoğu illerindeki kadınlara iş edindirme programının en büyük destekçisi de yine Açık Toplum Vakfı. İş kurmak isteyen kadınlara kredi teminini amaçlıyor. Pilot bölge Diyarbakır.

İsrafı Önleme Vakfı'nın Başkanı AKP Diyarbakır Milletvekili Prof. Aziz Akgül.

Açık Toplum Vakfı ise Soros'un. Soros Macaristan'da beş parasız bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Bu yüzden Soros'un, İsrafı Önleme Vakfı'na verdiği 200 bin doları, yoksul geçen çocukluğuyla açıklayabiliriz. Ama bölgedeki hemen her projenin arkasında Soros'un vakfı çıkıyor.

Soros'un Gürcistan'daki Kadife Devrimin, Ukrayna'daki Turuncu Devrimin, Kırgızistan'daki Sarı Devrimin mimarı olduğu akla gelince de insan huylanmadan edemiyor.

Nitekim Hatay Milletvekili Mehmet Eraslan da, Soros'un bu ilgisinden huylanmış olacak ki, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından cevaplandırılmak üzere bir soru önergesi veriyor. Ve "Soros'un Türkiye'deki faaliyetlerinin denetlenip denetlenmediğini ve bu faaliyetlerin son zamanda artmasının sebebi hikmetini" öğrenmek istiyor.

Ama ne hikmetse bir türlü cevap alamıyor. Soru önergesinin veriliş tarihi 22.3.2005! Yani tam 35 gün önce.

Oysa TBMM İçtüzüğü'nün 99. maddesine göre yazılı soru önergelerinin, "En geç 15 gün içinde cevaplanması şart!"

Hala cevap verilmediğine göre acaba sorular mı çok zor, yoksa cevaplar mı çok hassas! (26.4.2005 /  M. KURDAŞ- M. YILMAZ / MİLLİ GAZETE)

ABD KONGRESİ; BUS'TAN, ERMENİLERİN "SOYKIRIMI"NI KABUL ETMESİNİ DAYATIYOR!

Bush'tan bu yıl 24 Nisan tarihinde "Ermeni Soykırımını" tanımasını isteyen senatörler arasında John Kerry, Hillary Clinton, Joe Lieberman, Joe Biden gibi isimler yer alıyor.

ABD'de 32 senatör ve 175 milletvekili, Başkan George W. Bush'tan, 24 Nisan tarihinde Ermenilerin soykırım iddiasını tanıması talebinde bulundu.

ABD Kongresi'nin üst kanadı olan 100 sandalyeli Senato'da, başlarını demokrat Parti New Jersey Senatörü Jon Corzine ve Cumhuriyetçi Parti Nevada Senatörü John Ensing'in çektiği 32 üye, Ermenilerin sözde soykırımın anma tarihi olarak 24 Nisan'da Bush'un yapacağı açıklamada, "Ermeni soykırımını" tanıması çağrısında bulunan bir mektubu Beyaz Saray'a gönderdi.

Aynı şekilde, Kongre'nin alt kanadı olan 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi'nin 175 üyesi de, Bush'u sözde soykırımı tanımaya çağıran ve kısa süre içinde Beyaz Saray'a iletilecek mektubu imzaladı.

Ermeni Lobisinin girişimleriyle geçen yıl Nisan ayında Senato'dan Bush'a gönderilen benzer bir mektupta 22 senatörün, Temsilciler Meclisi'nden gönderilen mektupta 169 milletvekilinin imzası yer almıştı.

BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN İTİRAFI!

AB, Erdoğan hükümetinin teslimiyetçi çizgiye varan samimiyetine rağmen ülkemize yönelik temel bölücü çizgisini değiştirmemiştir. AB ile tam üyelik politikası terk edilmeden ikili ilişkileri düzenlemek mümkün değildir.

Erdoğan, ‘AB'nin birçok dayatmaları oluyor. Hatta bizi parçalamaya yönelik gayretler içerisinde önümüze tezler geldiği de oluyor' dedi. Başbakan'ın söyledikleri şaka değil. Erdoğan'ın yaptığı tesbit, devletin bütün gizli bilgilerine sahip kişinin bu bilgilere dayanarak yaptığı açıklamadır. Türkiye'yi tam üye ‘yapmamak' konusunda artık kesin görüş oluşturduğu görülen AB'ye karşı ‘pazarlığa' devam edelim politikasını izlemenin açık bir aymazlık zemini oluşturduğu görülmektedir. AB ile ilişkilerin zemini yeniden düzenlenmeden ve tam üyelik politikası terk edilmeden ikili ilişkileri sağlıklı ve Türkiye'nin menfaatlerine düzenlemek mümkün değildir.(18.4.2005 /ÜMİT ÖZDAĞ / AKŞAM)

T. ERDOĞAN'IN KİRVESİ BERLUSCONİ, İSTİFA ETTİ

İtalya'daki merkez sağ koalisyonun lideri Başbakan Silvio Berlusconi, ortaklarının istekleri doğrultusunda Cumhurbaşkanı Carlo Azeglio Ciampi'ye istifasını sundu. Senato'daki konuşmasının ardından Cumhurbaşkanıyla görüşmek için Qurinale Sarayı'na giden Berlusconi'nin istifasının ardından koalisyon ortaklarıyla yeni hükümet kurmak için kolları sıvaması bekleniyor. Ciampi'nin yeni hükümetin kurulmasıyla ilgili olarak yarından itibaren siyasi parti yetkilileriyle istişarelerde bulunacağı bildirildi...

MECLİS MİLLİ İRADEYİ YANSITMIYOR MU?

Milletvekilleri Milli İrade'nin Meclis'te tam anlamıyla tecelli ettiğine inanmıyor. Türkiye Milli Egemenlik Bayramını kutlarken, Milli İrade'nin tek temsilcisi olarak TBMM'de milletvekilleri Milli İrade'nin ortaklarından şikâyetçi. Meclis'te mini bir anket yapan ve milletvekillerine "Milli İrade'nin tecelligahı olarak tanımlanan Meclis'te Milli İrade tecelli ediyor mu? Diye soran Milli Gazete'ye milletvekillerinin verdiği cevap oldukça dikkat çekiciydi.

Milletvekillerinin tamamı verdikleri cevaplarda, "Milli İrade'nin Meclis'te tam anlamıyla tecelli etmediği" konusunda birleşti. Ertuğrul Yalçınbayır, Burhan Çömez, Ersönmez Yarbay ve Abdullah Çalışkan'da bu kanaatteydi.

 

AB EGEMENLİK DEVRİDİR!

Bu AB sevdası uğruna karşılaşacağımız müdahaleler egemenliğin yara alması, hatta bir bölümünün Avrupa Parlamentosu'na devri anlamına gelmeyecek mi?

Öyle ki adamlar kanunlarımızı nasıl düzenleyeceğimize, bunu yaparken nelere dikkat edeceğimize, yüzyıllar boyu birlikte yaşadığımız insanlarla bundan sonraki ilişkimizin nasıl olacağına karar verip, bize dikte ettiriliyorsa bırakın egemenliğin millete ait olmasını, egemenliğimiz bile tartışmalı hale gelmiş olmayacak mı?

Birçok kararların Avrupa Parlamentosu'nda alındığı, bize de bunlara uymak düştüğü bir Türkiye'de Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı'nı nasıl kutlayacağız? Kutluyor olsak bile kendi kendimizi kandırmadan öteye gider mi?

Görünen o ki, AB'ye girmeyi kabul etmek egemenliğin paylaşımını da kabul anlamına geliyor. Ne var ki, şu günlerde işin boyutu üzerinde fazlaca durulmuyor.(23.4.2005 / ABDULLAH ÖZKAN / MİLLİ GAZETE)

SORUMLULUK MU İLKESİZLİK Mİ?

Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı çıkışıyla tanınan Yeni Papa Benedict'in papa seçilmesinden önce yaptığı konuşmalarıyla ilgili bir değerlendirme yapan AKP Genel Başkanı Erdoğan "Papalık da siyaset gibidir" dedikten sonra biraz da kendi durumunu da izah eden sözler sarf etmiş.

Diyor ki:

"Siyasette insanlar bir makam gelmeden önce açıklamalar yaparlar. Makama elince açıklama yapanlar bunları adeta söylenmemiş kabul ederler. Çünkü sorumluluk bunu gerektirir."

Bu açıklama "Ben de geçmişte neler demiştim neler ama şimdi onları söylenmemiş kabul ediyorum" demekten başka bir anlam ifade ediyor mu?

Etmiyor tabii.

Yeni Papa Benedict'in kendisi gibi davranabileceğini (!) umarak AKP Genel Başkanı kendisini avutuyor! (24.4.2005 / ZEKİ CEYHAN / MİLLİ GAZETE)

NEREDE NE KONUŞACAĞINI BİLMEK!

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, "Rus Turistlerle" ilgili açıklamaları yüzünden oldukça sıkıntıya düşmüştü. Geçen gün, Atilla Bey Ankara Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteriyken, birlikte teşriki mesaide bulunduğu bir bürokrat ağabeyimizle beraberdik.

Konu, Atilla Bey'in Ruslarla ilgili lafına pardon gafına gelince ilginç bir şey söyledi:

"Atilla Bey siyasete girmeden önce siyasetçileri oldukça fazla eleştirirdi. Hep; ( bizim bu siyasetçiler nerede ne konuşulacağını bilmiyor) derdi.

Hayat işte!.. Büyük lokma yeyip büyük konuşmamak gerekiyor demek ki...

ARTIK GÖMLEKLERİ VAR!

Kızılcahamam toplantısı öncesi parti yönetimi tarafından bütün milletvekilleri tek tek aranarak "Gömlek bedenleri" istenmiş. Ve Kızılcahamam'daki toplantıda milletvekillerine "Gömlek" dağıtılmış. Hem de ikişer tane! (Yanında ikişer de kravat) Manidar bir hediye.

Bu yüzden olsa gerek hangi milletvekilleriyle karşılaşsak, gömleğini gösterip "Bak partimizin gömleği. Artık bize kimse gömleksiz diyemez" diyor.

Parti yönetimi için not:

Bayan milletvekilleri kendilerine de erkek gömleği verilmesine çok bozulmuş. Haberiniz olsun.

DERİN DÜĞME RAPORU!

Bir süredir derin kulislerde kulaktan kulağa bir rapordan bahsediliyordu. İlginçtir bu esrarengiz raporla ilgili fısıltılar, "düğmeye basıldı" tartışmalarıyla eş zamanlı gelişti.

Parti yönetimi için hazırlanan bu esrarengiz raporun bir kopyası bizim elimize de geldi. Raporun adı "AK Parti'yi Bölme Çalışmalarıyla İlgili Stratejik Analiz-AK Parti'deki Truva Atları"

Raporun içeriğine geçelim. Mesela ABD bölümüne; "ABD Ankara Büyükelçiliği Siyasi Müsteşarlığında görevli Nick Kass isimli diplomat meclis kulislerinde AKP'nin bölünebilirliğini test eden nabız yoklamalarında bulunuyormuş."

Nazlı Ilıcak, ABD Konsolosluğu aracılığıyla bilgilendiriliyormuş. "Hatta ABD'nin Adana Konsolosu Elizabeth Shelton'un, Nazlı Ilıcak'la irtibatı taa 1996 yılında gün ışığına çıkmış." Eşi Emin Şirin de yine aynı kanaldan yani ABD-CIA tarafından enforme ediliyormuş. "Emin Şirin, AKP'yi ‘Kışla Duvarı'na çarptırabilecek provokatif faaliyetlere çekmeye çalışıyormuş!"

(Bu arada Emin Şirin'le konuştuk. Raporun hazırlayıcısı olduğu söylentisi yayılan Bakan'a iki ayrı mektup yazmış. Nedir bu rapor diye. Henüz mektuplara cevap gelmemiş.)

Mehmet Ağar, AKP'deki DYP kökenlilerle, Köksal Toptan ve Yavuz Donat aracılığıyla haberleşiyormuş.

Ha bir de Ak Kurtlar ve Ak Kürtler cephesi var. Rapora göre Ak Kurtlar grubunun liderliğini Kürşat Tüzmen ile Sadık Yakut, Ak Kürtler'inkini ise Almanya'da Hukuk Eğitimi alan Mir Dengir Fırat ile, Başbakan'ın sağ kolu Cüneyt Zapsu yapıyormuş.

Yine Ak Gençleri de rapordan öğreniyoruz. Rapora göre AKP yönetiminde rahatsız olan 40 genç milletvekili zaman zaman bir araya geliyormuş. Gençleri organize edense Tayyip Erdoğan'ın eski Özel Kalem Müdürü Turhan Çömez'miş! Rapor öyle diyoo..

Gerçekten merak ettik şimdi, kim hazırladı bu raporu? Çünkü düğmeleri biraz fazla karıştırmış.

07 NİSAN'DAKİ İLGİNÇ YEMEK!

Başkent'in nabzı, yemekli davetlerde atar. Ve bu yemekli davetler konjonktürün önemine ya da önemsizliğine göre artar veya azalır. Buradan anlayabiliriz ki, önemli günler yaşıyoruz.

Bu yemekli davetlerin en muteber misafirleri de doğal olarak AKP milletvekilleri. Her yerden yemeğe davet ediliyorlar.

Ancak geçen haftanın en ilginç ve esrarengiz daveti 7 Nisan akşamı gerçekleşen davet oldu. Çünkü bu davetin sahibi İsrail Büyükelçiliğiydi. Davetlilerse AKP milletvekilleri. Hepsi değil tabii. İçlerinden seçilmiş birkaç özel isim. Özel davetli bu milletvekilleri İsrail Büyükelçisi Pinhas Avivi'nin konutunda akşam yemeğinde bir araya geldiler. Neler konuşuldu bilmek zor. Çünkü davet her zamanki gibi çok gizli tutuldu. Davet edilenler dışında hiç kimsenin haberi olmadı desek yalan olmaz. Biz de tesadüfen öğrendik. Zaten söz konusu İsrail olunca herkes ketumlaşıveriyor. Ağız birliği etmişçesine "ser" verip "sır" vermiyorlar. Sanki "Musa'nın Sandığı'nı" gizliyorlar!..

Ancak davet edilen isimlerden yola çıkıp bazı tahminler yürütülebilir. Mesela davet edilen milletvekilleri, daha çok Güneydoğu kökenli. Hadi bir ipucu daha. Hani bir ara "CFR" gelmişti ya Türkiye'ye. İsrail Büyükelçiliği'ndeki yemeğe davet edilenler aynı zamanda bu CFR toplantısının da davetlileriydi!

Yemekte yükselen milliyetçilik, Türkiye-Suriye ilişkileri, Tayip Erdoğan'ın Mayıs başında İsrail'e yapacağı ziyaret gibi konuların konuşulduğunu tahmin etmek için sanırız müneccim olmak gerekmiyor.

(17.4. 2005 / KULİS ANKARA / MİLLİ GAZETE)

BİZ "ÇİPURA"YI NİÇİN YEDİK?!..

Meclis Başkanı Bülent Arınç, durduk yerde bir açıklama yaptı:

-Yunanistan Parlamentosu ile Dostluk Grubu kuramıyoruz. Yunanistan'ın, karasularını 12 mile çıkartmasını, artık SAVAŞ SEBEBİ saymayalım.

Kıyamet koptu!

Dışişleri Bakanı Gül, önce itiraz etti.

Sonra To Vima Gazetesi'ne verdiği demecin çarptırıldığını söyleyip Arınç'ı desteklediğini söyledi.

Ardından Genelkurmay 2. Başkanı Org. İlker Başbuğ açıklama yaptı:

-Meclis'in 1995'te aldığı kararı hala yürürlüktedir!

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Namık Tan, Genelkurmay'ın açıklaması doğrultusunda görüş bildirdi.

Nihayet meclis Başkanı Bülent Arınç da, yeni bir açıklama daha yaptı:

-Yunanistan 12 milde ısrar ederse, karşı çıkacağız!..

Affedersiniz ama...

Biz ‘çipura'yı niçin yedik?! (15.4.2005 /ŞAKİR SÜTER/ AKŞAM)


ÇİFTÇİYE İNDİRİMLİ MAZOT SÖZÜ RAFDA KALDI

Maliye Bakanı Unakıtan, Başbakan Erdoğan'ın üç ay önce verdiği gübre ve mazotta vergi indirimi sözünü, devlete 807 milyon YTL yük getireceği gerekçesiyle iptal etti. Özünden dönen sözünden dönmez mi?

APO BERAAT EDEBİLİR!

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ‘Öcalan'ın yeniden yargılanmasına' karar vereceği, yani bağımsız ve tarafsız Türk mahkemesi tarafından verilmiş idam kararını bozacağı endişesi yoğunlaştı. Hemen hatırlatalım: Hangi yönde çıkarsa çıksın, AİHM kararına uymak zorundasınız. Çünkü AİHM, Türk hukuk ve ceza mahkemelerin de, Yargıtay'ın da dışında ve üstündedir!

Madde bir: Şef, yani Avrupa, daima haklıdır.

Madde iki: Şefin haksız olduğu durumlarda birinci madde uygulanır. Fıkra gibi ama gerçek bu. Tam bağımsızlık yok, ‘Kısmi' bağımsızlık var; bağımsızlığın bir kısmından ‘feragat etmek' var. Ya geri dönersin, ya boyun eğersin.

AİHM'nin Apo'yu yeniden yargılama eğiliminde olmasına, mahkeme sırasında ‘bazı prosedür hataları' yapılmış olmasının yol açtığı söyleniyor. Öyleyse, davayı niçin aceleye getirdiniz ve AİHM'den döneceğini bile bile usul hatası yaptınız? Heriflerin ekmeğine niçin yağ sürdünüz? Her işimiz komedi be!. (21.4.2005 / ENGİN ARDIÇ / AKŞAM)


DOĞRUSU, O'NUN "DÜRÜST VE DEMOKRAT!" İMAJINA PEK UYGUN BULMADIK!

22.Nisan.2005 tarihinde Sami Selçuk Bey, ASKON'un davetlisi olarak Gebze'de bir konferans vermiş...

Ama "cevaplandırır ve bizleri aydınlatır" ümidiyle kendisine hem de yazılı olarak gönderilen şu soruların hemen hepsini es geçmiş...

Gayretli bir kardeşimiz masada bırakılan soruları toplayıp bize göndermiş. Gayet dikkatli ve edepli bir dille sorulan ve gerçekten ülke sorunlarını yansıtan bu soruları; Sn. Sami Selçuk, acaba yanıtlamaktan niye çekinmiş!..

Yoksa işine mi gelmemiş?

Doğrusu yadırgadık... Çünkü "demokrat ve şeffaf" bir tavır sergilememiş!

İşte o sorulardan bazıları:

G.K. B Hilmi Özkök, hem "Ilımlı İslam'ı tehlikeli buluyor, hem de Ilımlı İslam'ın asıl mimarı olan Amerika'ya "sadık ve muti müttefik" mesajları veriyor. Bu çelişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Teşekkürler...

→ Yeni T.C.K'nın 2 ay ertelenme nedeninin, sağlık raporu müddeti biten Erbakan'ı zor durumda bırakmak ve cezaevine sokmak olduğu konuşulup yazıldı. Bu konudaki görüşlerinizi dinlemek istiyor, saygılar sunuyorum.

→ AKP'yi iktidara taşıyan Dış güçlerin ve yerli işbirlikçilerin, şimdi onları gözden çıkardığı ve yeni oluşumlara hazırlandığı izlenimi var. Acaba AKP onlara hizmette kusur mu etti, yoksa sömürü arabasının yıpranan atları mı değiştirilecek?

→ AB'ye teslimiyet yerine, Avrasya işbirliği ve D-8'ler girişimini nasıl buluyorsunuz? Lütfen, merak ediyoruz...

→Sn. Rauf Denktaş'ın dışlanmasını ve "Bağımsızlığı bir yük ve lüx sayan M. Ali Talat'ın Cumhurbaşkanlığına taşınmasını;

AKP iktidarının, Ege, Kıbrıs ve K. Irak'taki "ver kurtul"cu tavrını, biz hayırlı ve yararlı bulmuyoruz.

Ve sizin düşünce ve değerlendirmenizi öğrenmek istiyoruz.

Teşrifiniz için teşekkürler...

→ Buraya bir konferans için gelen Yazar Ahmet Akgül'ün, laiklik konusundaki:

"Din hizmetleriyle, devlet işlerinin birbirine karıştırılması yanlıştır.

Din ile devletin zıtlaşması ve çatışması daha da yanlıştır.

Bizce doğrusu: Din ile devletin barışması ve her birinin kendi sahasında hizmet sunmasıdır"

Yaklaşımı, burada farklı şekillerde algılandı ve tartışıldı.

Sizin bakış açınızı ve Layt-Ilımlı İslam kavramını anlamını öğrenmek istiyoruz..."

HAKİKİ MÜSLÜMAN MIYIZ, HUKUKİ MÜSLÜMAN MI?

Aslında iki türlü Müslümanlık vardır:

  • A) Hakiki Müslüman- Öze ve ahlaka önem verir.
  • B) Hukuki Müslüman-Şekle ve dünyaya önem verir!..

Bu nedenle İmanın şartları ile İslam'ın şartları farklıdır.

İmam Gazali'ye soruldu: Din-devlet, İman-vatan münasebeti neye benzer? Buyurdu ki:

"→ Devlet vücut, din ruh gibidir. Ruhsuz beden, bedensiz ruh mümkün değildir!.."


İSTİKAMET, BİN KERAMETTEN HAYIRLIDIR!

"Ok gibi doğru olsam, yay ile atarlar beni

Yay gibi eğri olsam, elde tutarlar beni.


Doğruda aç görmedim, eğride tok

Eğri yay elde kalır, menzil alır doğru ok."

Diyen Mevlana'nın bu mısralarını okuyunca aklıma Diyarbakırlı Said Paşa geldi. Paşa'nın hası Diyarbakırlı Said demiş ki:

"Sen usandırma eli, el de usandırmaz seni,

Hilekârlık eyleme, kimse dolandırmaz seni.

Düşman destisinden soğuk su içme, kandırmaz seni,

Müstakim ol, Hz. Allah utandırmaz seni..." (7.4.2005 / MEVLÜT ÖZCAN / MİLLİ GAZETE)


MASONLUĞU YİNE GÜNDEME TAŞINAN DEMİREL AKP'Yİ UYARIYOR!

Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Demirel, birkaç gündür ‘Derin Devlet Dersleri' ile AK Parti hükümetini uyarıyor. Hatta "derin devlete karşı koruyucu reçete" bile sunuyor.

Söz Meclis'teki kalabalık grupların nasıl yönetilmesi gerektiği konusuna geldiğinde ise iki kez tek başına iktidar yaşamış bir siyasetçi olan Süleyman Bey'in "41'ler Olayı"na değinmeden geçivermesi imkânsız...

Adalet Partisi'nin en güçlü olduğu dönemde parçalayan bu kopuşu -Demirel, yıllar sonra" siyasi hayatımdaki en büyük hata" diye nitelemişti!

AP, 12 Ekim 1969'daki seçimlerde (yüzde 46,5 ile) yeniden tek başına iktidar olduğunda Demirel ve partisi için her şey yolunda gibi görünüyordu. Ne var ki, bu ‘güzel günler' sadece üç ay sürmüştü. Bütçe, 1970'in 11 Şubat'ında Meclis'te oylandığında muhafazakâr isimlerin ağırlıkta olduğu 41 AP'li milletvekili bütçeye ret oyu vermişler ve hükümet istifa etmek zorunda kalmıştı...

Demirel'in Sabah'a yaptığı "derin devlet"e ve "iktidar partisinin nasıl yönetilmesi gerektiğine" dair analizler, AK Parti hükümetince göz ardı edilmemesi gereken siyasi tecrübeler...

Sn. Demirel, malum Dış güçlere ve yerli masonik çevrelere "Benim başıma gelenler, AKP'nin de başına gelebilir... Tedbirinizi alın" mesajı vermek istiyor olmasın...

Ne de olsa, tecrübe konuşuyor!..


ACELE GİDEN ECELE GİDER!

Acele giden ecele gider gibi minibüs edebiyatından seçkin örnekler sunuluyor.

Sadece Başörtüsü meselesinde acele edenler mi ecele gider?

Bir an evvel iktidar olabilmek için, bir an evvel başbakan olabilmek için acele edenler? Onlar için böyle bir risk yok mu?

Başörtüsü sorununun "Ortamı geren taraf biz olmayalım" mantığı ile çözülmeyeceği hala anlaşılamadı mı?

Korkarız ki ormanı kurtaracağız diye ihmal edilen ağaçlar bir bir oldukları yerde telef olacak, ondan sonra ortada kurtarılacak (!) orman falan kalmayacak. (7.4.2005 / ZEKİ CEYHAN / MİLLİ GAZETE)

POMPALAR AYAR YAPMAKTAN BOZULDU!

Benzine bir zam daha..

Benzinlerde pompa fiyatı yüzde 2,1 - 2,5 arasında, motorinde yüzde 2,1 oranında arttı.

Benzin türleri ve motorinde rafineri çıkış fiyatının artırılmasından sonra, benzinin pompa fiyatları bugünden geçerli olmak üzere yüzde 2,1 ile yüzde 2,5 oranında arttı. Motorinin fiyatındaki artış oranı yüzde 2,1 oldu.

Zammın parasal karşılığı, benzin türlerinin litresinde 5-6 Ykr'yi (50-60 bin lira) buluyor. Motorindeki fiyat artışı ise litrede 4 Ykr. Bir başka ifade deyişle 40 bin lira olarak belirlendi. Rafineri çıkış fiyatındaki artırım sonrası ana dağıtım firmaları, pompa satış tavan fiyatlarını belirlemeye başladı.

MEMURA PRİM KAZIĞI!

 Memur maaşları düşecek

IMF'nin çizdiği rotayı takip eden Hükümet, uyguladığı ekonomi politikalarıyla dar gelirlileri perişan ediyor. Açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilen memurlar şimdi de "Sosyal güvenlik formu" adı altında daha düşük maaşa talim ettirilecek.

Öğretmen ve polisler...

"Reform"a göre, devlet memurları, yeni dönemde eskisinden daha fazla sağlık primi ödeyecek. Prim kesintisindeki artış, üst kademelerdeki memurlar ve özellikle üst düzey bürokratlar için yaklaşık yüzde 80'i bulacak. İşe başlayan bir öğretmenin aylık kesintisi 106 YTL'den, 118 YTL'ye, bir Polisinki ise 106 YTL'den 114 YTL'ye çıkarılacak...

YERLİ SERMAYE YURT DIŞINA KAÇIYOR

Yatırımlarda yaşanan düşüş, yabancı sermaye çekmeye çalışan Türkiye'ye bir başka yönden de darbe vuruyor. Yerli sermaye, IMF destekli ekonomi politikasının iç talebi daraltıcı etkisi nedeniyle oluşan istikrarsızlık ve girdi maliyetlerindeki anormal yükselişten dolayı kurtuluşu yurt dışına kaçmakta buluyor. Hazine Müsteşarlığı'nın rakamlarına göre 2003 yılında 398 milyon dolar olan yerli sermaye çıkışı 2004'te ikiye katlanarak 809 milyon dolara ulaştı. Türkiye'den kaçan yerli sermayenin başında enerji, bankacılık ve ticaret sektörleri geliyor. Sermayenin kaçışında üretim maliyetlerinin artmasının yanında, ihracatın karlılığını düşüren dolar kurundaki gerilemenin büyük rol oynadığı belirtiliyor. Özellikle elektrik fiyatlarını rakip ülkelere göre yüksek olması da yatırımcıları olumsuz etkiliyor...

DOKUNMADAN YOK ET!

ABD'nin ölümcül virüsleri

ABD, 18 ülkede 3 bin 700 laboratuara incelenmesi için yanlışlıkla öldürücü grip virüsü yollamış (!) Amerikan hükümeti, şimdi bu virüslerin imhası için bu ülkelere acil çağrıda bulunuyor. Amerikan Patoloji Kurumu, incelenmesi amacıyla 18 ülkeye dağıtılan ölümcül virüs örneklerinin yok edilmesi için acil çağrı yaparken, aynı virüsün, 1957'de 1 milyon kişiyi öldüren ‘Asya Gribi' salgınına sebep olduğu açıklandı. Eğer bu işte bir bit yeniği var diye düşünenlerden iseniz adınızın komplocuya çıkması işten değil!..

YENİ PAPA KADIN OLSUN!

Küstahlık. Gönül kırıcılık. Nobranlık. Bilgisizlik saymayın... Yeni Papa'nın ‘kadın olması' yönünde bir öneri getireceğim. Böylelikle "Hıristiyan dininde kadının erkeğin karşısında eşit olmasında son aşamaya geçilecek olan köklü bir değişimin gerçekleşmesi için" fırsatın kaçırılmamasına dikkat çekmiş olacağım... Vatikan'da bir defacık. Bir kadın Papa görsek.

Bizim imam hatip liselerine kız öğrenciler gidiyorlar ve din önderi, yol gösterici olarak eğitim alıp mezun oluyorlar. Fakat imam olamıyorlar, Müslümanlıkta reform yapılsın, devrim olsun, "Kadından da imam olsun düşüncesi" nedense İslam Dünyasından gelmiyor. Kadın imam çıktı.. O bile... Amerika'dan çıktı. El Ezher'den çıkmadı. Emine Vadud adlı kadın New York'ta bir kilisede çoğunluğu erkek olan 100 Müslüman'a imamlık yapıp namaz kıldırdı. Teknolojide, bilimde, sağlıkta, eğitimde, tıpta, hayatın her alanında bütün yenilikler Batı'dan "Hıristiyan âleminden" çıkıyor. Şimdi "Müslümanlıkta kadından imam olması" fikri de Batı'dan çıktı. Bir adım daha atıp, yeni Papa'yı da kadından seçseniz, bizimkilerin diyecek lafı kalmaz. (3.42005 / NECATİ DOĞRU / VATAN)

KKTC 1. CUMHURBAŞKANI DENKTAŞ:

"AB'nin hedefi Türkiye'yi parçalamak"

KKTC 1.Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş adının Kıbrıs mücadelesi ile anılmasının iyi olmadığını belirterek, "AB için Kıbrıs'tan vazgeçin" diyenlere ‘halt etmişsiniz' deyip geçin" dedi.

Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) tarafından verilecek fahri doktora ünvanı için Hatay'a gelen Denktaş, ilk olarak Hatay Valisi Abdulkadir Sarı'yı makamında ziyaret etti. Denktaş, ziyaret sırasında yaptığı açıklamada, adının Kıbrıs mücadelesiyle anılmasının iyi olmadığını vurgulayarak, "Adımın Kıbrıs mücadelesi ile bütünleşmiş olması iyi olmadı. Çünkü Kıbrıs'ı Rum'a, Yunan'a vermeyi isteyen güçler, Kıbrıs Türklerini, temsilcisi olduğum, temsil ettiğim ilkeleri, Kıbrıslı Türklerin canları pahasına korumuş oldukları ve onların temsilcileri olarak masa başında hakları eşitliği, egemenliği, Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarını feda etmediğimi, anlar adına konuştuğumu anlamak, görmek istemediler.

‘Denktaş bertaraf edilirse Kıbrıs Türk'ü Rumlarla birleşir, Türkiye'nin adadan çıkmasına ses çıkarmaz. Kıbrıs meselesi böylelikle hallolur' zannıyla hareket ettiler. Bağımsızlığın sahibi halktır. Bunları koruma hakkını Türkiye 1960'da elde etmiştir. Bundan geri dönenler haindir.

YEMEN'DE MÜSLÜMAN KATLİAMI: 70 ÖLÜ

Geçtiğimiz yıl ABD'de düzenlenen G-8 zirvesine katıldıktan sonra ülkesindeki Siyonizm karşıtlarına savaş açan yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih'in direktifleriyle son iki gün içerisinde 70 Müslüman daha katledildi.

ABD'de G-8 Zirvesi adı altında düzenlenen toplantıya katılmasının ardından ayağının tozuyla İslami Değerlere sahip çıkan gruplara savaş açan Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih'in ülkesinde Siyonizm'in karşıtlarına yönelik terör eylemleri hız kesmedi. Yemen'in kuzeybatısında son 2 günde 70'den fazla Müslüman katledildiği bildirildi.

GÜNÜ GEÇTİĞİNDE...

Hani dün Başbakan'ın sözünden ilhamla "Günü geldiğinde" diye başlamıştık ya... Hani "iş takip eden gazeteciler" meselesine. Bütün meslek örgütlerinin "isimleri açıklayın" çağrısına...

Hani "acı ve komik" diyerek. Acı ve komikti, çünkü uzak geçmişte de olduğu gibi, yakın geçmişte de, bu iş zıvanadan çıktı.

Siz bu ülkede, hükümetin çıkardığı, Cumhurbaşkanı'nın veto ettiği "yabancılara medyada yüzde 100 sermaye" yasası etrafındaki tartışmaların çok objektif olabileceğine güvenebilir misiniz? Böyle hayati bir konuda, şurada burada, bilerek bilmeyerek yasa lehinde yazanlar, kendi başlarındaki birilerinin aynı anda "yabancılar"la iş takip ettiğini, şirket kapmaya çalıştığını niye dürüstçe açıklayamaz.

Sözde ahlak bildirgeleri yayınlayan büyük iş dünyasının TÜSİAD'ı, toplumun tümünü gözetmesi gereken medya yöneticilerinin, gazeteci sıfatı, basın kartı taşıyarak "kendi üyesi" ve kendi çıkarlarının parçası olmasını nasıl hazmeder... Bunu nasıl ahlaki, ilkeli, demokratik ve adil bulabilir? Hepsi acı tamam; ama "üç maymun"un birden "isim açıklayın" diye bağırması, komik! (6.4.2005 / UMUR TALU / SABAH)

TÜRKİYE PATLAYACAK!

Enflasyon amma da düştü diye bu kadar erken sevinmeyin. Aynen büyüme hızında olduğu gibi, ihtiyatı elden bırakmayın. İthalat böyle artıp piyasada bu kadar çok mal bolluğu olursa, fiyatların düşmesi kaçınılmaz sonuç. Aşırı ithalat yüzünden 30 milyar Dolar'dan fazla bütçe açığı veriyor. Böyle giderse ne mi olur? IMF anlaşması 2008'de bitecek, Türkiye patlayacak. Ya borcunu kemer sıkıp geriye ödeyecek ya da yeni borç bulacak. Üretim düşecek. Cari işlemler dengesini sağlamak için iki ayak bir pabuca girecek. Tarımın ve sanayinin yapısı bozuk. İhracat, ithalata bağlı duruma gelmiş. KİT'leri kapatıyoruz. Girdi ithalata dayanmayan yapı, artık girdi ithalata bağlı sanayiye dayanıyor. 2008'de Allah sonumuzu hayır etsin. (6.4.2005 / HALİT KAKINÇ / STAR)


SİYONİST YAHUDİLER MESCİD-İ AKSA'YI YIKMA HAZIRLIĞINDA

Filistinli direnişçiler uyardı:

Haremüşşerif'e tasallut "savaş ilanı"dır

Belli başlı Filistinli direnişçi gruplar, "aşırı fanatik Yahudilerin Haremüşşerif'e tasallutlarının ‘savaş ilanı' anlamına geleceği" uyarısında bulundu...

Gazze kasabasında dün El Aksa şehitleri Tugayı, Hamas, İslami Cihad, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve Halk Direnişleri Komiteleri adlı örgütlerin askeri kanatlarının imzalarını taşıyan bildiri dağıtıldı. Bildiride, "Siyonistleri böyle bir ahmaklık yapmamaları için uyarıyoruz. Bu savaş ilanı anlamına gelir" ifadesi kullanıldı.

İsrail, aşırı sağcı Revava grubunun Pazar günü Haremüşşerif'e topluca ibadet edilmesi çağrısında bulunması üzerine, bölge civarında güvenlik önlemlerini artırmış bulunuyor. Revava grubu, hükümetin Gazze şeridinden çekilme planına karşı çıkıyor.

İSMET İNÖNÜ, ATATÜRK'ÜN NEYİ? DOSTU MU?...

Elazığ'ın Kürk'lü Rahmetli Molla Efendi'nin şiir haline getirdiğim şu sözlerini hatırlatmanın tam zamanıdır:

"Keşke etrafımda bulunsa, hep mert ve cesur düşmanım

Başıma belaymış ahmak ve korkak, dost ve düşmanım.

Namertten mümin, kahpeden kahraman olmazmış, geç bildim.

Yüzüme gülüp, hatamı övene aldandım, pişmanım..."

Artık soruyoruz:

1-Özel vasiyetine rağmen niye Atatürk Çankaya bahçesine gömülmedi?

2-Niye İsmet İnönü: Ben Atatürk'ün türbedarı-mezar bekçisi mi olacağım dedi?

3-Niye Atatürk'ün naşı, yıllarca müze mahzeninde bekletildi?


ZAMAN GAZETESİ'NDEN EKREM DUMANLI, ALEVLENMİŞ!

"Sağdan gelen şeytana teslim olanların tarih boyunca ortak özelliği, müminleri tekfir etmeleridir. Onların irşat ve tebliğ adına ürettikleri en küçük bir fikir yoktur. Ne hasret görmüştür sinesi ne hicret. Şeytanın oyuncağı olmuş harici kafası, camidekini cezalandırmanın yolunu arar sürekli. Karanlığın en zifiri noktasını hidayet güneşini taşımaktansa o, aydınlığı boğmaya çalışıyor. Hırçındır, öfkelidir, hırslıdır, acımasızdır."

Her kim şehevi ve behimi hislerinin esaretiyle harem daireleri oluşturuyorsa, her kim cami ve cemaat düşmanlığı uğruna en derin bağlantılarda mahzur görmüyorsa... İşte şeytana sağdan çarpılan onlardır. Allah BU ülkeyi sevgi ve hoşgörü yoksunu cehaletten korusun!"

Bu sözleri, Fetullah Gülen'in kirli ve gizli ilişkilerini belgeleyen CD'leri hazırlayıp çoğalttıklarını iddia ettikleri Haydar Baş'a söylüyor.

Ve onu Türkiye'deki "MİT ve Ordu" ile ilişkili gösteriyor!...

Yalnız kafamıza bir şey takıldı...

Haydar Baş'ın Türkiye Derin Devletiyle münasebetleri günahta, Fetullah Gülen'in Amerika'nın Devleti olan Siyonist Lobileriyle sıkı-fıkı münasebetleri mubah mı?

HOLBROOKE: "RUSYA'NIN TÜRKİYE İLE YAKINLAŞMASI TEHLİKELİ"

Washington- ABD'nin eski BM Büyükelçisi Richard Holbrooke, Rusya ile ABD arasındaki "romantik" ilişkinin sona erdiğini, Rusya'nın ABD için çok önemli bir müttefik olan Türkiye ile ilişkileri geliştirme çabasının "tehlikeli" olduğunu söyledi.

Holbrooke, Washington Post Gazetesi'ndeki yazısında "Sadece Başkan Bush, 2001 yılında Rusya devlet Başkanı Vlaimir Putin'in ruhuna baktığında ne gördüğünü biliyor. Ancak bu, ödenen bedele değmez. Rusya bize Irak'ta karşı çıktı. Fransa ve Almanya ile aynı tutumu aldı. Aslında açık bir şekilde onlarla işbirliği yaptı" ifadelerini kullandı...

UMMAN GAZETESİ:

"Amerika Türkiye'ye Saldırabilir!"

Türkiye Milli güçlerin etkisiyle ABD'ye karşı bir tutum içine girdiği için Ankara'ya ve iktidardaki AKP'ye karşı bir Amerikan kampanyası başlatıldı. Bu kampanya bağlamında yeni muhafazakârlar ve Amerikan medyası Erdoğan ve partisinin politikalarına yönelik sert eleştiriler yöneltti. Yahudi Lobisi Türkiye'nin İsrail politikalarının değiştirilmesi için harekete geçti. Tel Aviv'le gerginliğin bitmesi için Erdoğan'ın İsrail'e gitmesi hedeflendi. Ayrıca Suriye ile ilişkileri geliştirmekten vazgeçmesi ve Sezer'in Şam'a yapması beklenen ziyaretin iptal edilmesi telkin edildi Ankara'ya. Irak konusundaki tutumunu temize çıkarması, Irak ve Filistin'de uygulanan Amerikan ‘demokrasi operasyonu'nu' desteklenmesi istendi.

Washington Ankara'ya yönelik bu kampanyasıyla Türkiye'nin ABD'nin Ortadoğu'daki müttefikler listesinden çıkarılması için düğmeye basıldı. Bu süreç Türkiye'yi Ortadoğu'daki Amerikan hedef listesi içine almaya kadar varır mı bilinmez! ( Umman Gazetesi, VATAN, 7.4.2005)

ACABA, BUSH AB'YE GİRMEMİZİ İSTİYOR MU?

George W. Bush,  aynı selefleri gibi, Türkiye'nin AB üyeliğini sürekli bir biçimde teşvik etti ve bu yüzden birçok Avrupalı tarafından Avrupa'nın içişlerine karışmakla eleştirildi. Çünkü zaten AB ile ABD arasına çoktan kara kedi girmişti. Yoksa Bush, Türkiye'ye Avrupa Birliği'ne alınmasın diye mi açık destek vermekteydi?

ABD-Avrupa ilişkilerindeki muhtemel etkisi göz önüne alındığında, Washington'un Türkiye'nin üyeliğine verdiği destek artık pek de akıllıca bir tutum değildi. Diğer yandan Başkan Bush Avrupa'yı birçoklarının sandığından daha iyi anlıyor da olabilir. Bel ki de Türkiye'nin üyeliğine yönelik ‘Bush desteğinin', bu ülkeyi AB'nin dışında tutmanın en iyi yolu olduğunu düşünüyor olabilir!..

RECEP TAYYİB BEY PANİKLEMİŞ SORUYOR:

"Düğmeye kim bastı?"

Haydi, hatırlatalım: Gürcistan'da, Ukrayna'da, Kırgızistan'da kim düğmeye bastı ise, Türkiye'de de o düğmeye bastı. Yani elini öpmek için 2 sefer Davos'a gittiğin Siyonist Soros bastı..

Seni Milli Görüş'ten koparıp iktidara taşıyan ve kullanıp işi bitince bir kenara atmaya hazırlanan ve daha önce boynuna madalya takanlar düğmeye bastı!..

CIA ŞEFİ GRAHAM FULLER'İN İTİRAFI:

Mesela, AKP'yi niye çok beğeniyorsunuz?

"Yok, çok beğendiğimden değil. Ama bütün İslam dünyasında İslamcı partilerle diktatörlük arasında müthiş bir savaş var. Bu bütün bölgeyi bir istikrarsızlığa doğru götürüyor. O bakımdan AKP gibi bir partinin iktidara gelmesiyle artık bir nevi siyasal İslam problemi için çözüm bulunmuş oldu. Demek ki eğer AKP kökleri İslam'dan çıkan bir parti olmasına karşın, bu sözümü yanlış anlayabilirler ama, çok ılımlı bir İslam gibi de olsa artık entegre oldular. Türkiye'den ve AKP'den hariç hiçbir ülkede siyasal İslam normal bir parti haline gelmedi.

Yani AKP İslam dünyası için iyi bir model olabilir mi?

Model lafını sevmiyorum ama örnek diyelim. Eğer Türkiye'yi örnek görürlerse bu çok güzel olur. Bunu İslamcılığı çok sevdiğim için söylemiyorum. ama AKP gibi Ilımlı İslamcılar bize çok yarıyor!..

HERNANDO ANLADI, ERDOĞAN DAHA ANLAMADI!

Türkiye'nin yabancı sermayeden çok milli sermayesini harekete geçirmeye ihtiyacı olduğunu söyleyen dünyaca ünlü Perulu Ekonomist Hernando De Soto, "Eğer ekonominizi geliştirmek istiyorsanız yerli sermayeyi harekete geçirmeniz gerekiyor. Bu da varlıklarınızı kayıt altına almakla mümkündür. Çünkü ülkede yerli sermaye birikmiyorsa ve yatırım yapılamıyorsa, yabancılar gelir sizin değerlerinizi alır" dedi...

AKP ŞAKŞAKÇILARINDAN ALİ BAYRAMOĞLU:

"AKP dağılma sürecine girdi"

Radikal'den neşe Düzel'in sorularını cevaplandıran gazeteci-yazar Ali Bayramoğlu, AKP'nin AB ilişkisindeki yetersizliğinin bir boşluk oluşturduğunu ve bu boşluğun yeniden kurulan ABD-Ordu ilişkisi ile doldurulduğunu öne sürdü.

AKP'nin dağılma ve çöküş süreci içerisine girdiğini de kaydeden Bayramoğlu'nun açıklamalarını bir kısmını alıntılıyoruz:

"AKP makineleri stop etti. AB ile müzakereleri yürütecek baş görüşmeciyi hala seçmiyor. AKP sanki rol değiştirdi. Eskiden bu müdahalelerin önemli olmadığını söylerken, AB ile ilişkilerindeki mayınları temizleyen bir öncü işlevi yaparken, denge noktaları bulurken, bugün AB'ye karşı gibi davranıyor... Şimdi AKP'nin bir sürü yerinde yaralar oluşmaya başladı. AKP parçalanabilir. Böyle bir risk var. Parçalanmasa bile devleti yönetemez, hükümet edemez hale düşürürler... Amerika'nın şu andaki girişimleri, AKP'ye bir uyarı, istediğini yaptırmak için onu biraz hırpalamak ve kendi çizgisine gelmeye davet etmek olabilir."

ŞEYH TORUNUNDAN ŞEYTANA DESTEK!

"İsrail'i kaybetmeyelim"

Vatan'dan Devrim Sevimay'a konuşan Dışişleri eski Bakanı Kamuran İnan, "Türk dış politikasının nesi varsa hepsini tahrip ediyoruz. Türkiye şu anda intiharın eşiğinde. ABD bizi gözden çıkardı. AKP hükümeti ne şahin ne güvercin. Herkese göz kırpmaktan şaşı olmuş vaziyetteler" dedi.

"AB 50 yıl sonra bile bizi almayacak" diye konuşan Kamuran İnan, ‘onurlu' tavrın Fransa gibi AB ülkelerine değil de hep ABD'ye gösterilmesine (!) ise tepki göstererek şu ilginç açıklamaları yaptı:

"ABD'nin Süper güç olduğu realitesi tamam, ya peki onurlu dış politika anlayışı? Onurumuza dokunan bir şey olduğunda mutlaka tepki göstermemiz lazım. Peki, gösteriliyor mu? Hayır! Chirac'ın söylemediği hakaret kalmadı. Kimseden çıt çıktı mı, çıkmadı. Zaten Türkiye'nin en büyük hatası AB'ye giriyorum diye ABD'yle ilişkisini bozmaya kalkışması. Oysa ABD'yle ilişkiniz bozuldukça AB'nin kucağına düşüyorsunuz. Üstelik bangır bangır "Sizi almayacağız" diyorlarken. Ne 15 yıl ne 50 yıl sonra alacaklar. Bir de çok lazımmış gibi şimdi İsrail uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Oysa İsrail'i kaybettiğiniz gün ABD'de hiçbir menfaatinizi savunamazsınız. Ama haksızlıklar olmuyor mu diyeceksiniz. Ee realite bu hanımefendi, dış politika gerçekçilikle yönetilir."

ŞARIK ABİ'nin 200$'lık CÖMERTLİĞİ!

Aslında Şarık Tara'nın yaptığının tam karşılığı, İstanbul beyefendileri ile hanımefendilerinin diliyle söylersek, "âlicenaplık"tır. Biz şimdi içinde "hem haysiyet, hem şeref, hem tokgözlülük, hem iyilikseverlik" anlamlarını taşıyan bu güzelim "âlicenaplık" kelimesini, "cömertlik" diyerek kısırlaştırmış oluyoruz.

200 milyon dolar... Çok büyük para... Çok büyük ciro... Çok büyük hâsılat... Şarık Tara'nın şirketi ENKA, "Enerji Bakanlığı'na sattığı elektriğinin miktarını 2 milyar 200 milyon kilovat saat azaltmayı kabul etmiş. Böylece Enerji Bakanlığı'nın "tüketiminden fazla olduğu için Türkiye'de halka, fabrikalara satamadığı, dışarıya ihraç edemediği elektriğe" ödeyeceği para 200 milyon dolar azalmış. Oysa Rusya ile işbirliği içinde kurulan "doğalgazda elektrik elde edip devlete satma çarkı" Şarık Tara'nın şirketi ENKA için "dolar basmak, Türk halkının Şarık Bey'in cebini doldurması..." üzerine kurulmuştu. (21.3.2005 / NECATİ DOĞRU / VATAN)

APO NİYE VERİLDİ!

Bülent Ecevit, bir soru üzerine:

-Amerikalılar Apo'yu bize neden verdiler, onu hala ben de bilmiyorum, diyor...

-AİHM, Apo'nun yeniden yargılanmasına karar verdi, yakında açıklayacak, diye konuşuyor...

Apo yeniden yargılanırsa yeniden aynı cezaya çarptırılır, neden bunca patırtı gürültü, diye mi düşünüyorsunuz?

Yalçın Bayer'in sütununda Hukukçu Nurettin Kaptan'a kulak verelim:

-AB allem edecek, kallem edecek sonunda Apo'nun Türkiye'de değil, Uluslararası Ceza Divanı'nda yargılanmasını ve beraat etmesini sağlayacaktır... İşler böyle yürürse, Apo yakın gelecekte Türk siyasetinde yerini alacaktır... O zaman Ecevit de Apo'nun neden verildiğini anlayacaktır. (14.4.2005 / MELİH ÂŞIK / MİLLİYET)

JAPONYA'DA ABD KARŞITI GÖSTERİ!

Siyonist kovboy yalnız kalıyor!

Japonya'da binlerce kişi, ABD'nin Irak'taki askeri varlığını ve hükümetin bu ülkeye asker göndermesini protesto etti. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rıce'ın ziyaret ettiği Japonya'nın başkenti Tokyo'da 10 bine yakın kişi, ABD'nin Irak'ta yarın iki yılını dolduracak askeri varlığını Protesto etmek için sokaklara döküldü.

Sivil toplum örgütü "Şimdi Dünya Barışı" üyesi Ken Takada, Japonya'nın Irak'taki birliklerini hemen geri çekmesi gerektiğini belirterek, "Irak işgali sona ermeli" dedi.

AKP'Lİ İRFAN GÜNDÜZ PAPA'YA İMRENMİŞ!

AKP'nin Meclis Grup Başkanvekillerinden İrfan Gündüz Hoca, Vatikan'da Papa için düzenlenen cenaze törenine katıldıktan sonra "Allah herkese böyle gitmeyi nasip etsin" temennisinde bulunmuş.

İrfan Gündüz hoca sıradan bir milletvekili değil. Aynı zamanda ilahiyat profesörüdür.

Müslüman bir ilahiyat profesörünün Papa'nın cenaze törenindeki görkemden (!) etkilenip böyle bir temennide bulunacağına hiç ihtimal vermezdik. Ama demek ki oluyormuş.

Cenaze törenine Müslüman'ca baktığımız zaman değil bir-iki milyon kişinin tüm dünya ahalisi bile katılsa, ölen kişi ruhunu Müslüman olarak teslim etmedikçe bir anlam ifade etmediğini ortadadır.

(12.4.2005 / ZEKİ CEYHAN / MİLLİ GAZETE)

 

ABD'Cİ VE AKP'Cİ MUSTAFA ÜNAL DA TAYYİP ERDOĞAN'I UYARIYOR:

Erdoğan, karşı düğmeye basmalı

Son istifalarda AK Parti'den ayrılan milletvekillerinin sayısı 13'e ulaştı, önümüzdeki günlerde birkaç ismin daha kopması mukadder görünüyor. Ayrılanların içinde beklenenler var, sürpriz olan var. Mesela son iki istifa sürpriz.

İzmir milletvekili Serpil Yıldız'ın huzursuzluğu biliniyordu; ancak bu rahatsızlığın istifaya varması beklenmiyordu. Listenin sonunda gelen İbrahim Özdoğan da yine öyle. Her ikisi de parti teşkilatında başkan olarak görev yaptı.

Birer ikişer istifa... Arkası gelecek mi? AK Parti nereye gidiyor? Perde arkasında başka nedenleri bulunsa da istifa eden milletvekilleri gerekçelerinde parti yönetimine sert eleştiriler yöneltiyor. Bir kere bunun, partiyi aşındıran özelliği var.

AK Parti'de istifa etmeyen, belki de hiçbir zaman etmeyecek, ancak partiyle gönül bağlarını koparmış, siyasi heyecanını yitirmiş milletvekilleri var. Üstelik sayıları az değil. Kalanların çoğu da sağlam değil hani. Saflar eskisi gibi sık değil, gevşek...

Ayrıca siyasetin sessiz sakin günlerinde böyle peş peşe istifalar yaşanırsa, yarın bunalımlı, sıkıntılı döneminde önü alınmaz, iktidarı tersyüz edecek kopuşlar gündeme gelebilir. Yarının tedbirini bugünden almanın yollarına bakılmalı"

BUSH'TAN UTANMAZCA PROPAGANDA!

ABD Başkanı George Bush, Ortadoğu'da meydana gelen değişiklikleri tanımlarken "demokratik dünya devriminden" söz etti.

Teksas'taki Fort Hood üssünde askerlere hitaben konuşan Bush, "Irak'taki demokrasi başarısı; Beyrut'tan Tahran'a şu mesajı vermiştir: Özgürlük, bütün milletlerin geleceğini oluşturacaktır" dedi.

Bush, "Ortadoğu'nun bağrında özgür Irak'ın kurulması; terör ve zorbalık kuvvetlerine sert şamar indirirken, dünyada demokratik devrimin kıvılcımı olacaktır" diye konuştu.

SOROS SİYONİSTİNİN UŞAKLARI VE ABD KUKLALARI OLAN kadife devrimciler Bişkek'e destek çıkarması yaptı

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği teşkilatı (AGİT), Kırgızistan'ın devrik Cumhurbaşkanı Aksar Akeyev'e istifa çağrısı yaparken, Moskova'da yaşayan Kırgız Lider, devrimi ‘dış güçlerin' körüklediğini söyleyerek ülkesine dönüp istifa edebileceğini kaydetti.

Kırgız başkentinde temaslarda bulunan AGİT dönem başkanı Dimitri Rupel, "Geçici hükümet, Akayev'in istifasını garantiye almak için devrik liderle diyalog kurmalı" mesajını verdi. Rupel ile görüşen Geçici Devlet Başkanı Kurmanbek Bakiyev, AGİT ile işbirliğini sürdüreceklerini vurguladı. Bakiyev dün Kırgız Dışişleri Bakanı ile birlikte ülkelerinde kadife devrim yaşanan Gürcü ve Ukraynalı dışişleri bakanlarını da kabul etti. Bakiyev, ‘devrimci' üç ülkenin dışişleri bakanı ile görüşmenin ayrıcalığını yaşadığını, "üçlü" ilişkilerin daha da gelişmesini arzuladıklarını söyledi.

"AB, TERÖRİST BAŞININ YENİDEN YARGILANMASINI İSTEYECEK"

(istedi de)

Hatta Başbakan olmasını arzu edecek!

Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 199 ve 2003 yıllarında olmak üzere iki başvurusunun olduğunu hatırlatarak, "Tıpkı Leyla Zana ve arkadaşlarında olduğu gibi bu mahkeme hukuki değil siyasi bir karar alarak terörist başının da yeniden yargılanmasını isteyecek" dedi.

Aygün konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, mahkemenin yeniden yargılanma kararı için uygun zemini beklediğini kaydederek, Türkiye'nin bu karar hazırlıklı olması gerektiğini belirtti.

AB içerisindeki bazı ülkelerin Türkiye'yi karıştırmak için ellerinden geleni yapacağını dile getiren Aygün, bu ülkelerin zaman zaman Rum ve Ermeni diasporasını, zaman zaman ise Türkiye'deki bölücü unsurları kullanarak Türkiye'nin AB'ye girişini engelleme ya da girecekse bölünmüş olarak girmesini sağlama hedefine kilitlendiklerini bildirdi.

LÜBNAN PATLAMALARLA SARSILIYOR!

Hariri'yi öldürüp suçunu Suriye'ye yükleyen dış güçler, Lübnan'ı karıştırıyor.

Lübnan bir hafta içerisinde ikinci kez patlamayla sarsıldı. Beyrut'ta Cumartesi günü 9 kişinin yaralandığı patlamanın ardından dün de ikinci bir patlama meydana geldi.

Lübnan'ın başkenti Beyrut yakınlarındaki Kaslik bölgesinde bir ticaret merkezinde meydana gelen patlamada 3 kişi öldü, 8 kişi yaralandı.

Lübnan özel televizyonu LBCI'ın güvenlik kaynaklarına dayandırdığı habere göre, gece yarısından sonra meydana gelen patlamada bir ticaret merkezinin yıkıldığı ve çevredeki dükkânların ve araçların ağır hasar gördüğü belirtildi.

Patlamada bir Hintli ve bir Pakistanlının öldüğünü söyleyen polis yetkilileri, 2 Sri Lankalı ve bir Lübnanlının yaralandığını kaydettiler.

 

MISIRLI ORTODOKS KIPTİLER KONSEYİ ÜYELERİNDEN SALİP MATTA:

"Yahudilerin Kudüs Üzerinde Hiçbir Hakkı Yok"

Mısırlı Kıptiler, Yahudilerin kutsal Kudüs şehri üzerinde herhangi bir hakkı olduğunu iddia eden görüşlere ve görüşmelere katılmayacaklarını belirttiler.

Ortodoks Kıptiler Konseyi üyelerinden Piskopos Salip Matta, "Yahudiler, gerçekleri gizleyip Kudüs Üzerinde maddi ve manevi hakları olduğunu iddia edemezler. Bir süredir Kudüs'te yaşadıkları doğru, ama Hz. İsa'nın doğumundan önce orada, herhangi bir azınlık toplumdan farkları yoktu. Oradan ayrılıp yeryüzüne dağıldıktan sonra, Filistin topraklarında kendi devletlerini kurmak için bu şehri işgal ettiler", dedi.

Basında çıkan haberlere göre geçtiğimiz ay, Avrupa'da, Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi liderlerin katılacağı ve her kesimin Kudüs üzerindeki haklarının tartışılacağı bir konferans düzenlenmesine hazırlık yapılıyordu.

Matta, İsrail'in hak iddia etmesinin, Yahudilerin önceden beri benimsediği yaklaşımın bir parçası olduğunu söylerken; "Kendilerinin, Tanrının seçilmiş kulları olduğunu iddia ediyorlar. Ama unuttukları bir şey var. Bu durum İslam ve Hıristiyanlık dinlerinden önceydi" dedi...

TÜPRAŞ'IN YILLIK CİROSU BİLE 16 MİYAR DOLARI RAHAT AŞIYOR!

Ama Birkaç Milyar Dolara Elden Çıkarılmak Üzere Yeniden İhale Açılıyor!

Erbakan Hoca ne demişti:

"Hayırsız, arsız ve başarısız evlat, sonunda evin halısını kilimini saltığa çıkarır!"

CIA ULUSAL İSTİHBARAT ESKİ BAŞKANI VE FETULLAH GÜLEN'İN

AKIL HOCASI SİYONİST GRAHAM FULLER:

"AKP, gerçekte ABD çıkarlarına hizmet ediyor. Tayip Erdoğan Hükümetinin ABD yanlısı olmadığını söylemek, haksızlık olur" dedi.

Eh, Biz söyledik, inanmadınız!

AMERİKALILAR İÇİN KERHANE BOYATMIŞTIK!

Amerika için biz "Kerhanelerimizi boyatıp, badana bile ettirdik" Missouri adlı savaş gemisi ile İstanbul Limanına gelen ABD askerleri için... 60 yıl boyunca Türkiye, dış politikasını "ABD'nin dediği çizgide, güttüğü yolda, önerdiği çerçevede" götürdü. Amerika "yap" dedi. Biz "olur" dedik. Amerika "yapma" dedi. Biz "peki" dedik. "ABD'ye karşı öyle tamir edilemez bir kusur-kabahat" etmedik...

ABD'li gazeteciler! Büyükelçi! Bush'çular! İçimizdeki Amerikanofiller! Türk halkına "niçin nefret büyütüyorsun" diye kızacağınıza; "ABD ve şu anda onu yönetenler ne yaptı da bu kadirbilir halk ABD aşkını, ABD nefretine dönüştürdü" diye sorsalar daha inandırıcı olurlar.

Irak'ta Türk askerini başına çuval geçirme küstahlığını yaptınız. Tezkere Meclis'te reddedilip çıkmayınca" Türkiye Başbakanı'nın telefonuna bile cevap vermeyiz" diye "büyüklük tafraları" attınız... ABD'nin bombayla, seyreltilmiş uranyumla saldırarak "Irak'a demokrasi yayma işgali" ve IMF aracılığıyla para bastırıp "Türkiye'den de sadakat satın alma çabanız" samimi değildi. Yalan doluydu.. (18.3.2005 / NECATİ DOĞRU / VATAN)

İNSAN TİCARETİNİN YILLIK GETİRİSİ 10 MİLYAR DOLAR

Dünyada insan kaçakçılığının yıllık getirisinin, 10 milyar dolar civarında olduğu bildirildi. BM Çocuk Fonu (UNICEF) Başkanı Carol Bellamy, Filipinlilerin Başkenti Manila'da başlayan parlamentolar arası Birlik toplantısında konuşurken, insan tacirlerinin yılda yaklaşık 10 milyar dolar kazandıklarının tahmin edildiğini belitti.

Konunun" tabu" oluşu nedeniyle kaçakçılık kurbanı çocuklara ilişkin istatistiklerin bilinmediğini söyleyen Bellamy, parlamenterlerden insan kaçakçılığıyla mücadeleyi güçlendirecek mevzuat değişikliklerini yapmalarını istedi.

Hükümetler bir şey yapmıyor!

"Hükümetlerin bu konuda ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını sanmıyoruz" diyen UNİCEF Başkanı, "Parlamenterlerin önünde iki seçenek var. Ya çocukları koruyan kararlar alacaklar, ya da onları tacirlerin insafına terk edecekler..." dedi.

Bellamy, insan ticaretinin neredeyse silah ve uyuşturucu kaçakçılığıyla boy ölçüşecek duruma geldiğini vurguladı. Manila'da 6 gün sürecek toplantıya, çeşitli ülkelerden 1500 kadar milletvekili katılıyor.


KORE VE ÇİN'İN NÜKLEER İŞBİRLİĞİ!

Kuzey Kore 2 üst düzey yetkilinin, nükleer silahlar konusunda görüşmelerde bulunmak üzere Çin'e gittikleri bildirildi.

Güney Kore medyasının Çin'in başkenti Pekin'deki diplomatik kaynaklara dayanarak verdiği haberlerde, Kuzey Kore Dışişleri Bakanı 1. Yardımcısı Kang Sok-ju ile Dışişleri Bakan Yardımcısı Kim Kye-gwan'ın önceki gün Pekin'e geldikleri belirtildi.

Güney Kore gazetelerinden Dong-a Ilbo ve Chosun Ilbo gazetelerinde yer alan haberlerde, Kang ile Kim'in tıkanmış durumdaki 6'lı görüşmelerin kaldığı yerden devam ettirilmesini sağlamak amacıyla Pekin'e gittikleri kaydedildi.

Dong-a Ilbo gazetesi Kang'ın Çin Dışişleri Bakn Yardımcısı Wu Dawei ile 6'lı görüşmelerin kaldığı yerden devam etmesi konusunda görüşmelerde bulunacağını duyururken, Chosun Ilbo gazetesi Kim'in de Wu ile görüşmelerde bulunacağını belirtti.

DOĞUDA AJANLAR CİRİT ATIYOR!

Ayrımcılığı körüklüyorlar

İstihbarat kaynakları, aralarında özellikle İngiltere, Belçika, İsveç, Almanya, Norveç, Finlandiya, İspanya, İsviçre ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinden gelen 3 bini aşkın ajanın Güneydoğu'da etnik ayrımcılığı körükleyen faaliyetler içerisinde olduğunu belirtiyor.

Kim Cevap verecek?

Başbakan Recep T. Erdoğan, "Yabancı heyetler neden Erzurum'a değil de Diyarbakır'a gidiyor?" diye sorarken, bu soruya cevap vermesi gerekenin kendisi olduğunu herhalde dikkatinden kaçırdı. Interpol tarafından ‘aranan' insanlara nasıl oluyor da rahatça eylem yapabiliyor?

WASHİNGTON POST, ABD YÖNETİMİNE EMRETTİ:

Suriye'yi kana boya!

İran çok büyük bir ülke, petrol zengini, doğrudan yüzleşilemeyecek kadar gizlenmiş, kendini sağlama almış konumda. Terör grupları son dece karanlık. Suriye ise farklı. Bir devlet olarak başvurulabilecek bir mercisi var. Liderinin, askeri tesislerinin diğer sabit varlıkların kimlikleri kimliği, adresi belli. İran'ın aksine önemli miktarda petrolü yok. Yoksul. Rejimi de zayıf, sadece yolsuzluğu ve kabiliyetsizliği değil, aşırı dar etnik kalıbı yüzünden sevilmiyor...

Hedef Suriye olmalı. Hem savunmasız hem de önemli bir nokta, eksenin coğrafi merkezi, silahların nakil noktası, İran ve bölgedeki teröristlerin kurtarılmış bölgesi. Irak dura kalka da olsa kendini yönetmeye giden yolu bulmaya başlarken, Amerikan demokratikleşme projesinin ağırlık merkezi Lübnan/Suriye'ye kayıyor. Suriye'nin Lübnan'dan hızla çıkarılması ve buradaki konumunun çökertilmesi, sadece Lübnan'a faydası nedeniyle değil, Esad diktatörlüğünü zayıflatıcı etkisi nedeniyle de gerekiyor. Bu nedenle Suriye'nin Lübnan'ı tümüyle (ve iyice küçük düşürülerek) boşaltmasını istemekte tümüyle kararlı davranmalı, ardından Esad rejimine karşı ekonomik, siyasi ve askeri baskı kampanyası başlatmalıyız. Hemen şimdi sert biçimde bastırmalıyız.  (4.4.2005 / C.KRAUTHAMMER / THE WASHİİNGTON POST / RADİKAL)

AB, HIRİSTİYAN KULÜBÜDÜR!

Katolik Kilisesi, Müslüman Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkıyor... Bunu yaparken, Batı Emperyalizminin Doğu'ya asırlarca hükmetmesine, siyasi, dini ve kültürel baskı altında tutmasına, Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Haçlılar, Avrupalılar, Amerikalılar ve Siyonistler eliyle talan etmesine hiç değinmiyorlar. Bu durum, MÖ 4'üncü yüzyılda Büyük İskender'le (356- 324) başladı, hala da sürüyor... İtalya Kardinali Jacomo Beefy 12 Eylül 2001 tarihinde yayımladığı mesajda, Avrupa'da Müslümanların kökünün kazınması gerektiğini savundu. Doğrusu bunlar, Avrupa'da İslam kolonilerine tahammül edemiyor. Bu nedenle Vatikan, devamlı bir Hıristiyan kulübü olarak görmek istediği AB'ye Türkiye'nin katılımına karşı çıkıyor. Burada söz konusu olan Avrupa'nın, İslamiyet'e ve dolayısıyla Osmanlı geçmişi ve 70 milyon Müslüman nüfusuyla Türkiye'nin AB adındaki Hıristiyan kulübünün ta göbeğine oturmasına karşı olan tutumu. (7.4.2005 / DR. AMMARE/ EL AHRAM / RADİKAL)

İNCİRLİK ÜSSÜ TAMAM

Star Gazetesi, Türkiye'nin, İncirlik Üssü'nü Irak ve Afganistan'daki operasyonları için ‘lojistik amaçlı' kullanmayı takip eden ABD'ye prensipte ‘evet' dediğini yazarak, varılan Mutabakatı yayınladı.

Başbakanlığın, mutabakatın yapılacağı yasal prosedür için hazırlık yaptığını belirten gazete, İncirlik'ten asker ve silah geçişine izin verilmeyeceği için, anlaşmanın Anayasa'nın 92. maddesi uyarınca TBMM onayından geçmeyeceğini öne sürerek mutabakatın şu içerikte olduğunu yazdı:

" "Üs, sadece Irak ve Afganistan'a dönük lojistik destek amacıyla kullanılabilecek. Nakliye uçaklarına sadece ABD'nin bu bölgelerdeki personelinin ihtiyacını karşılamaya yönelik, gıda, giysi, ilaç vs.. bulunabilecek. Sınırlı sayıda personelin nakliyesi de gerçekleşebilecek. Üsse, İskenderun Limanı'na demirleyecek nakliye gemilerinden malzeme taşınabilecek. Nakliye işlemleri, sınırlı tutulacak."

ALPARSLANI DESTEKLEDİĞİMİZ İÇİN AVRUPA ERMENİLERİ SEVMEZ!

TBMM AB Uyum Komisyonu'na bilgi veren Ermeni Yazar Leon Deblağyan, "Ben gerçeği bilecek kadar yaşlıyım. Soykırım asla olmadı. Mukatele yaşandı. Bu sadece Avrupa'nın senaryosu. Zaten Avrupa bizi asla sevmedi. Malazgirt'ten bu yana Diyojen'e karşı Alparslan'ı desteklediğimiz için bizi lanetlediler" dedi.

Soykırım suçlamalarını Avrupa tarafından tezgâhlandığını belirten Deblağyan, "Burası benim toprağım. Bu topraklar için ölürüm de, çalışırım da. Biz soykırıma uğramadık. Biz mukatelede bulunduk. Yani birbirimizi katlettik, öldürdük" ifadelerini kullandı. Hınçak ve Taşnaklar'ın sanıldığı gibi Türk Ermenilerinden oluşmadığını vurgulayan Deblağyan, şunları söyledi:

"Bunlar Kafkas Ermenileri'dir, Rus Ermenileri'dir. Bu çetelere Osmanlı Yani Türk kökenli Ermeni katılmamıştır. Ermeniler Türkler'in Hıristiyan koludur. Osman Gazi vefat ederken bizi vasiyetine yazdı" dedi.

Daralan yoldaki akp

olağanüstü dönemler olağanüstü siyasi sonuçlar çıkarır. Kalıcı biçimde belli toplumsal kesimlerin refahının artışı sağlanamazsa, o siyasal oluşum erir.

AKP hükümetini IMF politikalarından sapmaması iş âlemini tatmin etse de, yakın gelecekte AB'ye tam üyeliği kotaracak bir vizyona sahip olmadığı anlaşılıyor... Asıl önemlisi, AKP sosyal dengesizliklere yeterince çözüm aramadığı için içeride de güçsüz. İktidara gelirken mali krizin çeşitli toplum kesimlerde yarattığı tepkiden beslenen AKP, bugün çiftçiden destek yitiriyor; çünkü tarımda gelirler hızla düşüyor, işsizler kopuyor; çünkü umutlarını yitiriyor. Esnaf ve memurun refahının yükseldiği de iddia edilemez. AKP, muhalefetsiz bir iktidar döneminin getirdiği rehavetle işleri götürse de, içten zayıflarken, bu kez de dış gerginliklerle karşı karşıya kalıyor. Olağanüstü dönemler siyasal sonuçlar çıkarır. Kalıcı biçimde belli toplum kesimlerin refahının artışı sağlanamazsa, o siyasal oluşum erir. (7.4.2005 / HURŞİT GÜNEŞ / MİLLİYET)

MEDYA HALLERİ

Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, gazetecilere hapis cezası getiren Ceza Kanunu'nu görüşmek üzere Başbakan'dan nihayet randevu aldığında, heyetine niye "patronu" bu dâhil eder? Basın Konseyi olarak aldığı randevuya, gazetecilerin sorunlarını ve tepkilerini iletmek için gitmesi gereken buluşmaya, "başyazar" olduğu gazetesinin "İcra Kurulu Başkanı"nı niye katar? Bir yandan Basın Konseyi Başkanı olarak bir kuruluşun en üst düzeydeki ismi iken, önüne "patron" alarak, bu kez "onun çalışanı" sıfatıyla kendisini ve temsil ettiğini sandığı onca gazeteciyi neden hiyerarşide alta yerleştirir? Birçok medya kuruluşunu ve gazeteciyi, hatta okurları temsil iddiasındaki Basın Konseyi, neden kendisini "bir medya grubunu sömürgesi, karakolu, şubesi" durumuna sokar? (7.4.2005 / UMUR TALU / SABAH)

ZİYARETİN AMACI AÇIKLANSIN

İncirlik Üssü'ne giderayak özel bir ziyaret gerçekleştiren ABD'nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman'ın yanında ilginç bir isim vardı: Senatör James Inhofe... Amerika'nın işgal politikalarının ideolojik altyapısının çizildiği düşünce kuruluşu "Center for Security Policy" üyesi olan Inhofe'in İncirlik üssü'nde ne aradığı, kimden izin alarak üsse girdiği ve AKP hükümeti yetkililerinin bundan haberinin olup olmadığı merak konusu oldu.

İncirlik'te hazırlıklar tamam

ABD, AKP hükümetinden İncirlik Üssü'nü kullanmak için bastırıyor. 1 Mart tezkeresinin reddini sindiremeyen Bush yönetimi, İran'a yönelik işgal operasyonunda büyük rol oynamasını planladığı Üs'te gerekli incelemeleri yapmak üzere Büyükelçi Eric Edelman'ı görevlendirdi. Neo-con'lar'dan olan Inhofe'nin tam da İncirlik tartışmalarının olduğu bir ortamda üsse ziyaret yapması manidar karşılandı.


SIKI SİYONİST AİLE...

Pazartesi günkü yazımızda Dünya Bankası Başkanlığına ABD Savuna Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'in seçilmesine değinmiş ama bazı konuları bugüne bırakmıştık!... Wolfowitz ile birlikte Dünya Bankası Başkanlığı görevine ABD Savunma eski Bakanı Robert McNamara'dan sonra ikinci kez bir Pentagon yetkilisi gelmiş olacak. Küresel Siyonist örgütlenmesinin en önemli kuruluşlarından CFR ve kürsel sermayenin gizli örgütü Bilderberg üyesi McNamara gibi Wolfowitz de, aynı kuruluşların mensubu. Ve ikisi de Siyonist Yahudi.

McNamara ve Paul Wolfowitz arasında bir ilginç benzerlik daha var. İkisi de dönemlerinin "şahin" isimleri. İkisi de askeri açıdan iki saldırgan isim. Birisi Wietnem Savaşının baş aktörlerinden, diğeri Irak işgalinin mimarı. McNamara'nın dünya başkanlığına gelmesi o dönemde büyük protestolara neden olmuştu. Wolfowitz'in başkanlığı da özelikle Avrupa'da tartışma konusu oldu. (7.4.2005 / KULİS ANKARA / MİLLİ GAZETE)

BAŞÖRTÜSÜ, AKP İL BAŞKANINI AĞLATTI!

Ağlayın anam, ağlayın!

Diyarbakır Başörtüsüne Özgürlük Platformu üyeleri, başörtüsüne özgürlük için AKP İl Başkanlığını ziyaret etmiş.

Başörtülü hanımların sorunlarını anlatmaları üzerine, çaresizce anlatılanları dinleyen AKP İl Başkanı Abdurrahman Kurt, "Bir gerekçe bulamıyorum. Savunacak hiçbir sözüm yok" diyerek daha fazla gözyaşlarına hâkim olamadı ve hüngür hüngür ağladı. Gözyaşları içinde toplantı salonunu terk eden İl Başkanı Kurt, "Halkın iradesini topluma yansıtmakta ne kadar zorlandığımızı ve bunun ne denli acılara sebep olduğunu başörtüsü olayı ortaya koymaktadır. Sorunun çözümü için" toplumsal mutabakat şartının olmaması gerektiği" yönündeki görüşlere katılıyorum" demiş!.

Başörtüsü mağdurları ise Başbakan Recep T. Erdoğan'ın başörtüsü konusundaki çözümsüzlük yanlısı tavrını eleştirmiş...

Son Endülüs Halifesi'nin annesi ne güzel söylemiş: Erkek gibi davasını savunamayan ve kutsallarına sahip çıkmayanlara kadın gibi ağlamak yaraşır!


ABD'NİN İNSANLIK DEĞERLERİNİ YİTİRDİĞİNE DİKKAT ÇEKEN

AMERİKALI'DAN TOKAT GİBİ İTİRAF:

"Bush'un politikaları utanç verici!"

George W. Bush'un Başkanı olduğu Siyonist Hıristiyanlardan ve Yahudilerden oluşan Amerikan yönetiminin dış politikası kendi vatandaşlarında da çok ciddi rahatsızlığa yol açıyor. ABD vatandaşları, Bush yönetiminin uygulamalarından dolayı utanç duyuyor. Arkadaşımız REMZİ BOZACI'nın çevirisine yaptığı, Anne-Marie Slaughter'in imzasıyla International Herald Tribune'de yayınlanan ilgi çekici makaleyi 6. Nisan.2005 tarihinde Milli Gazete'de okudunuz... Aklı başında Amerikalılar, Siyonist ve emperyalist politikalara ve Başkan Bush'a ateş püskürüyor.

Ama bizim Recep Başbakan, hala Bush'a hayranlığını sürdürüyor!..

GÜNÜ GELDİĞİNDE...

İktidar partisinin Kızılcahamam kampında Fatih Altaylı Başbakan'a, gazetecilere neden randevu vermediğini sormuş... Erdoğan da, "randevu talebinde bulunan kimi ‘gazeteci'nin iş takibi, baskı, talep... yatırım projesi, ihale kredi isteği gibi çantalar taşıdıklarını" söylemiş! Söylemiş ama isimleri söyleyememiş: "isimleri açıklamam ama tonlarla adam var" demiş.

Haklı olarak, bu sözlere, sözlerin kesinliğine ama isimlerin esrarına, herkesin zan altında bırakılmasına tepki duyan meslektaşlar oldu. Başbakan, isimleri açıklamaya davet edildi...

Zaten öyle bir devir yaşandı ki, gazetecinin kendisine çıkar sağlaması hep ayıp sayılırken bile, gazetecinin gazeteci kimliğiyle "müessese çıkarı" kovalaması görev addedildi! Bunun, yasa ve ahlak dışı yollarla telefon dinlemelerinde ortaya çıkan; Başbakanlık koridorlarından, Meclis kulislerinden çıkmayan örneklerini, onların da üye olduğu Basın Konseyi Başkanı da bilmez mi! Kimin kendi üyesi olduğu için TÜSİAD bile biliyor!

Yoksa Recep Bey, kirli ve gizli taraflarını ortaya dökmeye hazırlanan, yani "düğmeye basan" basın mensuplarına blöf mü yapıyor.

ERDOĞAN ABD ZİYARETİ İÇİN HAZIRLIK YAPIYOR:

Biat (pardon) güven tazelemeye mi?

Başbakan yakın kaynaklardan alınan bilgiye göre Erdoğan'ın ABD'ye gitme niyeti konusunda pürüz yok; ancak gidiş tarihi henüz netleşmedi. Başbakan Erdoğan, Amerika'ya en son geçen haziran ayının ortalarında gitmişti. Oğlu Bilal Erdoğan'ın Harvard Üniversitesi'ndeki mezuniyet törenine katılan Erdoğan, Amerika ziyaretinde BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la da sürpriz bir görüşme gerçekleştirmişti. Haziranda mezun olacak kızı Sümeyye Erdoğan'ın törenine iştirak etmek isteyen Başbakan'ın Amerika seyahatinin verimli geçmesi için bir dizi çalışma yürütülüyor!..

MÜSİAD: 2005 BAŞTAN KAYBEDİLİYOR!

MÜSİAD Başkanı Dr. Ömer Bolat, ekonomi programında revizyona ve vites yükseltmeye ihtiyaç olduğunu belirterek büyüme sürecine sektörel disiplin getirilmemesi, sıcak ve cari işlemler açığının yol açtığı kırılganlığın giderilmemesi halinde 2005 yılının kaybedileceğini söyledi.

Türk ekonomisindeki istikrar sürecinin önemine dikkat çeken Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Dr. Ömer Bolat, enflasyonun düşürülmesi, büyüme ve ihracat cephesindeki olumlu göstergelerin istikrar sürecini güçlendirdiğini ancak sıcak para ve cari açık riskinin görmezden gelinemeyeceğini vurguladı.

Dr. Bolat, "2004 yılında ve 2005 yılına yansıyan şekilde, gıda, tekstil ve inşaat malzemeleri gibi bazı sektörlerde, yaşanan durgunluğun aşılması için, iki ayda 8 milyar dolar artarak 37,5 milyar dolara ulaşan sıcak para girişleri ve 2004'teki 15,6 dolara tırmanan cari işlemler açığı konusunda hükümetin ve ekonomi yönetiminin müdahil olarak sert tedbirler almasına ihtiyaç var" dedi.

Günaydın Beyler, AKP'yi alkışlayıp iktidara getiren sizler değil miydiniz?


ECEVİT VE DEVLET BAHÇELİ'YE ABD DAYATMASI!

APO'nun idam edilmemesinin asıl sebebini de, Sayın Ecevit geçenlerde açıkladı:

"Onu bize teslim den ABD şart koymuş. Acaba bu şarta boyun eğenler, kendi teröristlerini cayır cayır idam eden Amerikalıların APO'yu neden ölümden kurtardıklarının asıl sebebini merak etmemişler ve bunu neden sormamışlardı. Sonra olanlardan da anlaşılıyor ki; ABD'nin kaygısı insan hakları filan değildi. Kürt kartı için APO'yu ve PKK'yı canlı tutmak istemişti.

Asıl Sorumlu

APO olayının bu hale gelmesinin asıl sorumlusu, DGM İmralı'da idam hükmünü verdikten ve bu kararı, Yargıtay tarafından tasdik edildikten sonra, usulen tasdik edildikten donra, TBMM'ne göndermeyip teamüllerin aksine, rafa kaldıran ve APO'yu İmralı'da istirahata ve beklemeye sokan o zamanın Ecevit hükümetidir.

Bahçeli'ye Ecevit'in ve hükümetinin bu büyük tarihi hatası çok yazıldı. Ecevit'in o zaman gerekçesi şahsi İdam cezasına karşı olmasıydı. Sonra da açıklamıştı: "Biz onu çelik bir konserveye koyduk, hele bir kıpırdasın!"... Ne kıpırdaması, adam o "konserveden" dip diri çıktı, hücresinden PKK'yı idare etti-mesajlar verdi hala da vermekte... Eğer devlet gevşerse konserveden çıkıp karşımıza Mandela olup çıkacak!..

GAP BÖLGESİ İSRAİL'İN

1 Mayıs 2004'te AB'ye katılan ülkelerin hemen hemen hepsi yabancılara toprak satışını yasakladılar. AB'nin bütün emirlerini yerine getiren Ankara ise bu konuya direnmiyor. GAP bölgesinde aracılar vasıtasıyla İsrail'in eline geçen arazilerin toplamı iddiaya göre İstanbul'un yarısından daha büyük...

Temmuz 2003'te AB'nin isteği ile Ecevit -Bahçeli ikilisi tarafından çıkarılan 4916 Sayılı Yasa'yla yabancıların mülk edinmesine izin verildi. Başlangıçta daha çok GAP bölgesinde görülen bu satışların giderek ülkenin tamamına yayıldığı görüldü. Toplam 500 bin dönüm civarındaki arazilerin asıl sahiplerinin İsrailli olduğu belirtiliyor...

FLAŞH'TAKİ FİKİR FIRTINASI MI? FESATÇILIK KUMKUMASI MI?

"Düşünce Kampı" kapışması; katılımcıların katı, kaba ve kırıcı üslupları halkımızın ve sözde savundukları katmanların asaletli fikirlerini ve karakterlerini asla temsil etmiyor!..

Ve hele Mehmet Ali Metinyurt denen, ABD uşağı, AB aşığı ve AKP yandaşı kişinin, ikide bir "ben Selamet -Refah yani Milli Görüş geleneğinden geliyorum" şeklindeki samimiyetsiz sözlerini gevelemesin kasıtlı olduğu ve Milli Görüş'ten nefret ettirmeye yönelik bulunduğu açıkça sırıtıyor.

Ne Kıbrıs konusunda, ne Güneydoğu sorununda, ne  Irak ve BOP senaryosunda ne de AB ve ABD taşeronluğunda, Milli Görüşün haysiyetli ve hakikatli görüş ve girişimlerinin tam tersi ve terbiyesiz bir tavır takınan bu adam, şahsiyetini satılığa çıkarmış ve kim çok imkan sağlarsa ona kiralanmış bir zavallı görüntüsü veriyor!

Ya Nil Demirkazık'ın kustuğu ordu düşmanlığı ve kayıtsız-şartsız ABD ve AB uşaklığı ve hele çoğunun Atatürk karşıtlığı artık kafalarımızı ellerimiz arasında alıp ciddi ciddi düşünmemiz gerektiğini gösteriyor!..

ERMENİ SOYKIRIMI DEĞİL, SEVKİYAT KANUNU!

İttihatçılar 11 Kasım 1914 Çarşamba günü Birinci Dünya Savaşı'na katıldı. "İ'tilafı Müselles" denilen İngiltere, Fransa ve Rusya'ya harp ilan ederek Almanlar yanında yer aldı!..

Bu savaşın bütün cephelerde olanca dehşetiyle devam ettiği günlerde Devlet-i Aliyye'de işbaşında bulunan Said Halim Paşa hükümetinin hazırladığı bir kanun vardır; "Sevkiyat Kanunu".

Okuyalım, "27 Mayıs 1915 tarihli bu kanunun ikinci maddesini:

"Ordu ve müstakil kolordu ve fırka kumandanları icabat-ı askeriyeye mebni veya casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri kura (köyler) ve kasabat (kasabalar) ahalisine münferiden (ayrı ayrı) veya müctemian (toplu halde) diğer mahallere sevk ve iskân ettirebilirler.

İşte önce Amerika'da şimdilik reddedilen, daha sonra Fransa'da kabul olunan ve bazı Batı ülkelerince ele alınacağı söylenen "Ermeni Soykırımı" dedikleri, devletin çıkardığı "Sevkiyat Kanunu" ile o devrin şartları içinde isabetli bir kararla Ermenilerin göç ettirilmesidir.

(1.4.2005 / MUSTAFA MÜFTÜOĞLU/ MİLLİ GAZETE)

"NE İSTEDİNİZ DE VERMEDİK?"

AKP'li Murat Mercan ABD'ye böyle yalvarıyor..

Onların ne istediği, yapmaya çalıştıkları şeyden belli değil mi? yaptıkları şeyin adını biz değil onlar koydular: Haçlı Savaşı! Adını açıkladıktan sonra AKP'liler daha iyi anlasınlar diye "aile dostları" Berlusconi bir kez daha pekiştirdi: "Bizim medeniyetimiz sizinkinden üstün ve galip. Tek yolunuz var; bize tabi olmak!"

Türkiye'yi yönetenler ABD ile AB'yi birbirinden ayırırlarsa yanılırlar.

Coğrafyamızı kanla yoğuruyorlar. Bütün güçleriyle İslam Ülkelerinin üzerine çullanıyorlar. Camileri kapattırıp, havraları açtırıyorlar. "Okullarınızdan din dersini, kimliklerinizden din hanesini silip atın" diyorlar. Zaferlerimizi spor müsabakası, kurtuluş günlerimizi komedi tiyatrosu şeklinde kutlamamızı istiyorlar.

Ve nihayet işi Müslümanların camilerinde Cuma hutbelerine kadar getirip dayadılar. Şimdi "Bu hutbeleri de kaldırın" diyorlar.

Sayın Mercan ve diğer AKP'liler "Ne istediniz de vermedik" derken elbette bunu bir soru olarak sormuyorlar.

Bu sözün gerçek manası, "Bugüne kadar olduğu gibi, bugünden sonra da ne isterseniz baş üstüne diyeceğiz. Dilediğiniz kadar isteyin" dir.

Şunu bilsinler ki, onlar, Türkiye'yi istiyorlar. Müslümansız Türkiye istiyorlar.


AYCELL-ARİA EVLİLİĞİNİN ZARARI HAZİNEYE YÜKLENDİ

İtalya'nın hırsız Başbakanı ve Tayyib Bey'in Berlusconi arkadaşı; Nikâh Şahidine 3 milyar dolar!

İş-TİM ortaklığına peşkeş çekilen Aycell aracılığı ile devlet göz göre göre soyuluyor. İtalya Başbakanı Berlusconi'nin ricası üzerine Aycell'i İş-TİM ortaklığına peşkeş çeken AKP hükümeti; böylelikle batma noktasına gelen İtalyan Telekom firmasını da kurtarmış oldu. Aycell-Aria evliliğinden doğan Avea'nın Hazineye getirdiği ek yük 3 milyar doları buldu...

AKP'Lİ GAZİANTEP ŞEHİTKÂMİL BELEDİYE BAŞKANI İSRAFTA SINIR TANIMADI!

28 Mart seçilerinde Türkiye'de yerel yönetimlerin büyük bir kısmını ele geçiren AKP'li belediyeler vatandaşların ihtiyaçlarını görmezden gelirken israfta da sınır tanımıyor. Gaziantep'in en büyük ilçelerinden biri olan Şehitkâmil'in AKP'li Belediye Başkanı metin Özkarslı'nın başkanlık konutuna yaptığı 100 milyar civarında masraf vatandaşların tepkisini çekti.

Türkiye'de birçok belediye imkânsızlıklar içinde hizmet vermeye çalışırken ve borçları yüzünden hacize maruz kalırken, AKP'li Belediye Başkanı Özkarslı'nın bonkörlüğü ve şatafata düşkünlüğü "bu kadarına da pes" dedirtti. Daha önce aynı konutta hizmet veren eski Başkan Bozgeyik, "Tadilata harcanan para, halkın parasını akraba ve yandaşlara peşkeş çekmekten başka bir şey değildir" dedi.

İNCİRLİK GÖRÜŞMELERİ SIR GİBİ SAKLANIYOR

Çekiç Güç geri geliyor!

Irak işgali esnasında Türkiye'deki üslerin ve hava sahasının kullanımını ABD'ye açan Hükümetin kararına bir yenisi daha eklendi. Yine TBMM'den izin alınmadan verilecek kararda ABD veya müttefik uçakların İncirlik'e inerken önceden yük bildiriminde bulunmasına gerek kalmayacak.

Uçuş izinleri de blok halinde toptan verilecek. Şimdilik İncirlik için hazırlanan kararnamenin detayları tam olarak açılanmıyor. Ancak kararnamenin imzalanmasıyla birlikte uluslar arası anlaşmalara göre Meclis onayını öngören Anayasa'nın 92. maddesinin uygulanması konusu tartışmaya açılacak. ABD'nin aylardır bastırdığı İncirlik konusuna Ankara yeşil ışık yaktı. Hükümet ABD'nin Ermeni kartını da görünce Dışişleri ve Genelkurmay Başkanlığı'ndan bir çalışma yapmasını istedi. Çalışmanın sonucunda belirlenen izin metni henüz açıklanmadı. Ancak gelecek hafta içerisinde konuyla ilgili daha net bilgilerin verileceği öğrenildi.


İZMİR URLA'YA NATO ÜSSÜ!

Milli Çözüm olarak aylar önce yazmış ve uyarmıştık...

İtalya'nın Napoli kentindeki NATO üssünün İzmir'in Urla ilçesine taşınması hazırlıkları yapılmaktadır. Urla'da NATO üssü kurulacağı iddiaları daha önce yerel gazetelerce yayımlanmıştı. Sesonline.net. sitesinin haberine göre, Amerikalı ve İngiliz asker aileleri Urla'ya gelmeye başladı. NAT0 Güneydoğu Asya Müşterek Komutanlığı'nın kapanmasından sonra, İtalya'dan İzmir'e alınan Güney Avrupa Hava Unsur Komutanlığı'nda görevli askerlerin İTO Kent'teki villalara yerleştikleri bildirildi. Yaklaşık 20 İngiliz ve Amerikalı askerin, Urla İTO Kent'te ev kiraladığını doğrulayan İTO Kent Yönetim Kurulu Başkanı, konunun çok hassas olduğunu söyleyerek daha fazla bilgi vermekten kaçındı.

AY BU ÇUVAL DELİK Mİ NE!

AKP'den istifalar olduğunda AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın partisinden ayrılanlara çuvaldaki çürükler demişti.

Erdoğan'ın kendi arkadaşlarına yakıştırdığı bu çürük sıfatı partisinin içindeki isyanı bastıracağına adeta körükledi.

Ve istifalar birbirini izlemeye başladı!.

Her gün bir iki istifa ile AKP hep gündemde olmayı başardı! İstifalara baktıkça,

"AKP içinde meğer ne kadar çürük (!) varmış" demekten kendimizi alamadık.

AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın benzetmesi bu çürükler (!) çuvalı delmiş olmasınlar! Her gün bir ikisi çuvaldan düşüyor! İstifacılar AKP Genel Başkanı Erdoğan'a adeta Çin işkencesi yapar gibi davranıyorlar.

Hepsi birden istifa etse, AKP kurmayları rahat nefes alacaklar ve çürükler gitti deyip kalanlar ile yola devam edecekler. (1.4.2005 /ZEKİ CEYHAN / MİLLİ GAZETE)

İSRAİL EMREDERSE ABD HAZİRANDA İRAN'I VURUR!

Irak'ta 1991-1998 yılları arasında BM Silah Denetim Heyetinin Şefi olarak çalışan Scott Ritter, ABD ordusunun İran'a haziran ayında hava saldırısı düzenleyeceğini iddia etti. 2004 seçimleri öncesinde Bush'a yakın bir isimle Irak'ta durumu değerlendirdiklerini söyleyen Ritter, "Bana Irak'ta İstikrarın 2005 Haziran'ına sağlanması lazım. Çünkü İsrail İstihbaratı İran'ın bu tarihte nükleer silah üretecek kapasiteye erişeceğini tahmin ediyor. Bu yüzden ABD Haziran da İran'a saldıracak ve bu esnada Irak'la meşgul olmak istemiyor" diye cevap verdi." Dedi.

Öte yandan Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan bir Türk yetkili de, Türkiye'nin İncirlik Üssü'nden operasyonel amaçlı kullanım için ABD'ye izin vereceğini bunu için tüm teknik çalışmaların tamamlandığını söyledi..

WOLFOWİTZ'İN TERBİYESİZ TEHDİDİ UNUTULACAK MI?

Polonyalı Musevi göçmeni aileden gelen Wolfowitz, Pentagon'da görevliyken ‘iyi ilişkiler' için Çandar ve Birand'a açıkladığı ön koşulu (yani Türkiye'nin kayıtsız şartsız ABD'ye teslimini) Dünya Bankası'ndaki makam odasına taşınırken unutacak mı? Yoksa Türkiye'ye yeni tuzaklar mı hazırlayacak?

MISIR'DAN ONURLU ÇIKIŞ!

Mısır'ın en eski ve en güçlü siyasi partisi olan Al Wafd (Kardeşlik için El Ele) lideri Dr. Noman Gamma, Amerikan Birleşik Devletleri (ABD) ile Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin Mısır'da demokrasi sürecine destek verme bahanesiyle Mısır halkının demokrasi isteklerine yönelik duygularını istismar ettiklerini savundu.

Dr. Noman Gamma, "Demokrasi duygularımızı istismar etmeyin. Dışarıdan müdahalelerde bulunmayın. Mısır kendi demokrasisini kuracak birikime sahiptir" diye konuştu.

Al Wafd Partisi Genel merkezi'nde İHA'nın sorularını yanıtlayan Gamma, Mısır'da bazı gruplara destek veren ABD ile Avrupa Parlamentosu'na sert eleştiriler yöneltti. Batılıların ‘demokrasi'den çok ‘petrol' peşinde olduklarını savunan Gamma, diğer Ortadoğu ülkeleriyle Mısır'ın pozisyonunun farklı olduğunu, dış enjeksiyonlarla Mısır'a demokrasi getirilemeyeceğini ve Batı dünyasının Mısır halkının duygularını suistimal etmemesi gerektiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Ortadoğu ülkelerine ilişkin sözlerine tepki gösteren Gamma, Amerika'nın demokrasi anlayışını Guantanamo ve Ebu Garib hapishanelerinde çok iyi gördüklerini söyleyerek, "Rice Mısır'a gelsin. Mısır, tarihi medeniyeti olan bir ülkedir, yönetim ve demokrasi konusunda ne yapması gerektiğini bilir" şeklinde konuştu...

AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ İLAHİYAT ÖNLİSANS PROPGRAMI'NDAN MEZUN OLANLAR;

"Diyanet İşleri teşkilatı ve dini hizmetleri dışında diplomalarını kullanamayacaklar."

Eğitimin zararlısı olur mu? Olursa Niye okutuyorsunuz?

Türkiye, yetiştirdiği "din adamı"ndan "korkan" bir zihniyete teslim olmuş durumda. Açıköğretim Fakültesi İlahiyat Fakültesi Önlisans programından mezun olanların diplomalarının arkasına "Diyanet İşleri teşkilatı"nda veya din hizmetleri sınıfında çalışanlar için geçerlidir. Başka amaçla kullanamaz" ibaresi yazılacak..

Anadolu Üniversitesi rektörlüğü'nün konuya ilişkin ilanı Resmi Gazete'de dünkü sayısında yayımlandı.

Söz konusu ilana göre, üniversitenin Açıköğretim Fakültesi İlahiyat Önlisans Programını başarıyla tamamlayanların diplomalarının arkasına yazılan "Diyanet İşleri Teşkilatında ve Din Hizmetleri sınıfında çalışanlar için geçerlidir. "Başka amaçla kullanılamaz" ibaresinin iptali istemiyle açılan davda, Eskişehir İdare Mahkemesi Başkanlığı işlemin iptaline karar verdi. Kararın temyiz edilmesine rağmen iptal kararına uyularak diploma arkasındaki söz konusu ibare kaldırıldı.

Danıştay 8. Daire Başkanlığı, Eskişehir idare Mahkemesi'nce verilen iptal kararını, "diplomada yer alan söz konusu ibarenin kayıt kılavuzuna ve Yükseköğretim Kurumu Kararlarına uygun olduğu" gerekçesiyle hukuka aykırı bularak bozdu.

DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI ESKİ MÜSTEŞARI İLHAN KESİCİ:

Faiz, iliğimizi emiyor!

Borç sadece iktisadi fatura oluşturmaz, aynı zamanda siyasi fatura da çıkarır. Bu borç önümüze Kıbrıs ve Kerkük faturası olarak da gelir. Aynı zamanda Avrupa Birliği faturası olarak da gelir karşımıza. Bir ülkenin bağımsızlığı bir bayrakla temsil edilir. Bu şekli bir bağımsızlıktır. Gerçek bağımsızlığın 2 tane bayrak vardır. Bunlardan biri siyasi bayrak diğeri iktisadi bayraktır.

AKP'nin arkasında Türkiye'ye 2 sene içinde 75 milyar dolar borç veren ve bunun karşılığında da faiz alan adamlar vardır. Türkiye'nin 2 sene içerisinde borcu 75 milyar dolar arttı. Yine 2 sene içinde ödenen faiz de 75 milyar dolardır. Bana göre, hükümeti ayakta tutan, 2 sene içinde borcumuzu 75 milyar dolar artırıp, bunun karşılığında da 75 milyar dolar faiz alan güçlerdir. Bu bir Tsunami'dir...

GİDEN VE KALAN!

Geçti Ankara'nın pazarı, sür eşeği Amerika'ya!

Müstafi elçi, burada biriktirdiği kinleri ve nefretleri, belki, "çekirdek"teki yeni görevine taşıyacak... Kendince bir rövanşa soyunacak.

ABD'nin artık buralarda "müstafi" olan, ama belki hâlihazırdaki ABD politikaları açısından daha kilit bir mevkie gelecek, bu politikaların fikir babalarından biri sıfatıyla çekirdeğin daha da göbeğine yerleşecek Büyükelçiye güle güle... Elçisi olduğu devletin politikalarını temsil ederken, bulunduğu ülkeye" tepeden bakan" biri, diplomatik yörüngesini de kaybeder. Bir propagandacı ve karşı propagandacı, hatta "kara propagandacı" konumuna düşer...

MASON LOCASINDA İKİNCİ DEMİREL KRİZİ

Mason'ların "Taşfırın" krizi!

Hürriyet'in tarih yazarı Murat Bardakçı, Türkiye'deki Mason Locası'nın yaşadığı ikinci Demirel vakasına parmak bastı. Bardakçı, "Çocuklar Duymasın" dizisindeki "Taşfırın erkek" tiplemesi ile dikkat çektikten sonra, "zina skandalı ile diziden ayrılmak zorunda kalan oyuncu Tamer Karadağlı'nın masonluğa kabul edilip edilmemesi yüzünden çıkan tartışmanın, 1964'teki Süleyman Demirel vakasına dönüştüğünü yazdı. Bardakçı, "Türk masonları arasında geçtiğimiz Aralık ayından bu yana büyük bir tartışma var. Tartışmanın konusu, oyunculuğundan ve bazı kaçamaklarından tanıdığımız Tamer Karadağlı'nın ‘birader' olup olmaması, yani masonluğa kabul edilip edilmemesi. Bu tartışma, bana 1964'te Türk masonlarını ikiye bölen ‘Süleyman Demirel'in masonluğu' olayını hatırlattı. O tarihte Adalet Partisi'ne Genel Başkanlığı'na adaylığını koyan Demirel kakında ‘mason olduğu' yolunda iddialar atılmış, Demirel mason locasından ‘mensubumuz değildir' şeklinde bir belge almış ancak o senelerin genç politikacısına mason olmasına rağmen böyle bir belgenin verilmesi üzerine yüksek derecedeki masonlar birbirine girmişler, Türk masonluğu ikiye bölünmüş ve bir daha birleşememiş ama Süleyman Demirel kısa zamanda Başbakan olmuştu" diye yazdı.

KİM KİMİN İÇİNE GİRDİ?

AKP mi Türkiye'nin en köklü burjuva örgütü İTO'nun içine girebilmek, onu ele geçirip parasal-ekonomik-siyasal gücünü kullanabilmek için İstanbul tüccarlarını tavlama yolunu seçti? Kız mı oğlanı tavladı? Oğlan mı kızı?

AKP, zenginlerin, varlıklıların, rant avcılarının, devletten beslenenlerin değil; yoksul halkın, geçinemeyenlerin, çalışanların partisi olarak iktidara geldi. Şimdi "rant avcılarının örgütlerini" ele geçirmeye yöneliyor. Önümüzdeki günlerde "devlet rantı dağıtımında" büyük kavgalar çıkması bekleniyor. (20.3.2005 / NECATİ DOĞRU / VATAN)

ANNAN'DAN BM'DE REFORM RAPORU!

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan, kurulduğundan bu yana BM'nin yapısında gerçekleştirilmesi öngörülen en kapsamlı reformları içeren raporunu yayınladı.

Raporda en radikal öneri olarak ise tartışmalı BM İnsan Hakları Komisyonu yerine, Güvenlik Konseyi kadar güçlü bir İnsan Hakları Konseyi kurulması teklifi dikkati çekti.

BM'nin son yıllarda zedelenen uluslar arası itibarının tamir edilmesini hedefleyen reform önerilerine yer verilen 63 sayfalık "Daha Geniş Özgürlük: Herkes İçin Kalkınma, Güvenlik ve insan Hakları" başlıklı raporda güvenlik, terörizm, insan hakları, yoksullukla mücadele ve BM Güvenlik Konseyi'nin üyelik yapısının değiştirilmesi konusundaki öneriler yer alıyor!

Ey Siyonist figüranı Kofi Annan: İmanını ve imajını yitiren BM artık masajla dirilmez!


İSTİKLAL MARŞI ŞAİRİMİZ MERHUM MEHMET AKİF'TEN UYARLAMAYLA:

"Hani milletin İslam idi; kavmiyetcilik nedir?

Irkcılık yapanların hıncı, bilesin ki dinedir!..

Türk, Kürt, Arap diye ayırmak, var mı İslam'da yeri?

Fesatcılık olur vallahi, ırkın sürmek ileri"

Arabın Türk'e, Lazın Kürde, üstünlüğü ne haber

Küfür diye lanetliyor, öğren, hazreti peygamber...

"Cesur ve mert düşmanın eli öpülmeğe layıktır; ama korkak ve kahbe dostu ise yüzüne tükürmek ve üç talkla boşayıp terk etmek lazımdır"    (Elazığ- Kürk'lü Rahmetli Molla Muhammed)


"Kar tutmaz oldu, Elazığ'ın Hazar'ı

İnsaf vicdan unuttu, esnaf pazarı

Çuvalla dolar taşır, nice çulsuzlar

Faizle kazıldı, fukaranın mezarı"

       (Elazığlı Osman Hocaoğlu)


"Eğer ahlakı ve endamı güzel ise hanımın

Ne işin vardır, elin düğün eğlencesinde

Kendi saadet yuvana, gir oyna, çık oyna!..

Eğer huysuz ve de nursuz ise senin karın

Ne ararsın cenaze çıkmış, ölü evinde

Zaten evin zindandır ki, gir ağla, çık ağla!"

          ( Osman Hocaoğlu'ndan)


"Yarım doktor insanı candan; yarım hoca imandan eder" atasözünü artık şöyle söylemek gerekir:

"Sahte Kemalistler toplumu devletten;

Sahte laikçiler (?)( Ahmet Hocaya sorun) toplumu dinden soğutur"

(Ahmet Akgül Hoca'nın konferansından)

 

TORBA YASASIYLA FATURAYI HALK ÖDEYECEK!

"Pislik Temizleme Torbası"

Banka batıranlar, bankalara borcu olanlar kurtuluyor. TMSF kurtuluyor... Onları kurtarmak şerefini (!) saf ve bakir Türk halkı üstleniyor.

Hani, bankaların batırdığı 41 milyar dolar olduğu söylenen para var ya... Devlet o paraları "helal ediyor"... Artık peşine düşmeyecek. Zararı üstleniyor. Faturayı Ayşe Hanım Teyzem, maydanoz, zeytin, peynir alırken KDV olarak ödeyecek.. Hükümetimiz, bugüne kadar yapılan en büyük iç borç silme operasyonunu, yaklaşık 68 katrilyon TL alacağından vazgeçme operasyonuna hazırlanıyor.

Ankara'nın bir âdeti vardır, "fazla ortalığa dökülmesini istemedikleri icraat için" torba kanun çıkarır. Torba kanun demek, hükümetlere sessiz sedasız "pislik temizleme" (veya pislik temizlerken ortalığı daha fazla pisletme) gücü veren kanun demektir. TBMM'den 48 maddelik yeni bir "torba kanun" çıktı. Her madde ile hükümete bir yetki tanınıyor...

 

AKP DİYET ÖDÜYOR!

Washington AKP'nin efendilerinden diyetini istiyor, son bir şans daha vererek. Uzun bir tele sohbet yaptığım Washington'un Türk masalarının etkili bir isminin şu işareti çok önemli; ‘AKP'nin bazı tepe isimleri, iktidar olmak için seçim öncesi Washington'un şahinlerine Ortadoğu planlarında destek sözü verdiler. Ama iktidar olunca da tezkereyi geçirmeyip, Washington'u yarı yolda bıraktılar. Washington AKP'nin bazı efendilerine çok kızgın, onlar yüzünden Ortadoğu planı gecikiyor, milyarlarca dolar fazladan kaybettiler, Washington'un şahinleri haklı, malum birileri ya söz vermeseydi, ya da yapsaydı, iktidar olmak için kurnazlık yapanlar çok hatalı kabul edin. Şimdi Washington AKP'den diyet istiyor, başta İNCİRLİK, 12 ÜSSÜ istiyor.

AKP ABD'NİN EMİR ERİ Mİ?

Türkiye, ABD'nin İran ve Suriye ile ilgili politikalarını böylesine gönülden destekleme kararını ne zaman almıştır?

Yoksa, Türkiye'nin böyle bir kararı olmamasına rağmen AKP'li Murat Mercan gönlünden geçenleri mi seslendirmiştir?

Yani "Ben böyle olmasını istiyorum, iktidarımız da böyle olmasını istemeli" gibi gönlünden bir şey mi geçirmiştir?

Haber gazetelerde yer alalı bir hayli olmasına rağmen AKP iktidarı bir yalanlamada bulunmadığına göre bu görüş paylaşılıyor olmalı.

Evet dostlar!

AKP iktidarının İran ve Suriye konularında görüşü ABD'nin görüşünden farklı değilmiş. İyi ki AKP'li Murat Mercan Amerika'yı ziyaret etti ve iyi ki AKP'nin ne düşündüğünü açıkladı. AKP de aynen ABD gibi düşünüyormuş.

Yani Suriye Lübnan'da asker bulundurduğu için işgalci ülke oluyor ama Irak'ta onbinlerce askeri bulunan ABD asla işgalci ülke gibi görünmüyor.

ABD ile aynı düşünmeyi bundan güzel başka hangi örnekle anlatalım?

AKP'li Mercan partisini ne düşündüğünü bir kez daha açıkça ortaya koymuş bulunuyor. AKP tabanı da bu sözleri paylaşır mı? Ne derseniz!

Tarafsız ve tutarlı bir ilim adamı ve Atatürkçü düşüncenin önemli elemanı Frof. Anıl ÇEÇEN'DEN TARİHİ İTİRAF:

"Kurtuluş Erbakan Projelerinde!"

Yaşadığımız süreç Milli Görüş'ün Ve Erbakan'ın haklılığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu kuşatmadan bunalan ve çıkış yolu arayan her akıl selim sahibi insanın geldiği nokta Milli Görüş'ün 35 yıldır söylediği gerçekler. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Anıl Çeçen'le yaptığımız röportaj bunun somut bir göstergesi. Çeçen'in Türkiye ve İran'ın öncülük ettiği MEBED projesini, D-8'lerin önemine ilişkin değerlendirmelerini okuduğunuzda bu açıkça görülecektir.. İşte Prof. Dr. Anıl Çeçen'in bu konudaki görüşleri:

Siyonist ittifak ve Büyük İsrail hedefi

Üç yüzyıllık Siyonizm ve bu hareket bağlı olarak hareket eden Siyonist lobiler yarım yüzyıl önce kurulmuş olan küçük Yahudi devleti İsrail'i "Büyük İsrail"e dönüştürme doğrultusunda ellerinden gelen her türlü çabayı göstermektedir. Sadece Yahudi kökenlilerle yetinmeyen bu lobiler Tevrat'a inan Evangelik Hıristiyanlarla da Büyük İsrail projesi doğrultusunda ciddi bir Siyonist ittifakı oluşturmuşlardır. Bu ittifak Büyük Ortadoğu projesini olarak lanse edilen projenin özünde, Büyük İsrail projesi'ni gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Amerikan devletini ve başkentini işgal eden Siyonist Lobiler Tevrat doğrultusundaki bu projeyi ABD'ye uygulatırken, Türkiye gayrimüslim lobileri de işbirlikçi olarak kullanılıyor. 

D-8 Örnek Bir Modeldir

D-8 bir bölgesel yapılanma değil, küresel yapılanmadır. Bu küresel yapılanmada ABD'nin önderliğinde Batı'nın zengin G-8'lerine karşı bir oluşumdur. Dünya dengelerinde meydana gelen tek yanlı yapılanmaya karşı bir çabadır D-8. Zengin ülkelerin Hıristiyan dayanışmasına karşı, dünyanın jeopolitik merkezinde yer alan İslam dünyasının bir alternatif cevabıdır D-8 ülkeleri. Bir savunma refleksidir. K. Afrika, G. Asya ve Ortadoğu üçgeninde yer alan İslam Dünyası'nın önde gelen 8 büyük ülkesinin bir araya gelerek oluşturduğu bir alternatif denge yapılanmasıdır. D-8 projesi küreselleşmenin bir alternatifi olarak gündeme geldiği için bölgesel bir proje değildir. Merkezi Devletler Birliği önerisi bölgesel bir yapılanma projesidir. Zaten Türkiye İran D-8 Projesi içinde yer alan iki büyük Müslüman ülkelerdir. Bu çerçevede Türkiye İran birlikteliği D-8 gibi nasıl bir küresel modele öncülük ediyorsa aynı zamanda bir bölgesel yapılanmaya da buna paralel olarak öncülük edecektir. Bu çerçevede düşünürsek MEBED projesi D-8'lerin bir tamamlayıcısı olacaktır. İki proje birlikte daha hızlı şekilde yürüyecektir.

ŞARON AĞIZ DEĞİŞTİRDİ

İsrail Başbakanı Ariel Şaron, İran'ın silah yapmaya yönelik teknik sorunları birkaç ay içinde çözümleyeceğini ileri sürerek, "Bu ülkenin nükleer kapasitesini yok etmek için tek yanlı saldırıda bulunmayız dedi.

CNN International televizyonunun sorularını cevaplayan Şaron "Tek yanlı saldırıyı seçenek olarak görmüyorum" diye konuştu. İran'ın nükleer silahlanma isteğiyle ilgili sorunun çözümünde İsrail'in" Öncü rol oynamak istemediğini" belirten Şaron, "Bu sorunla, uluslar arası koalisyon halinde ilgilenilmeli" ifadesini kullandı.


İsrail tazminat ödemeye başladı

İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'dan tahliye edeceği Yahudi göçmenlere tazminat ödemeğe başladığı bildirildi.

Tazminat konusundan sorumlu hükümet sözcülerinden Haim Altman, ilk çeklerin geçen hafta dağıtıldığını söyledi. Altman, hükümetle tazminat konusunda anlaşmaya varanların ödemenin yüzde 75'ini aldığını, geri kalanını da evlerinden ayrıldıktan alacaklarını bildirdi. Ancak Altman, kaç kişiye tazminat ödendiği konusunda bilgi vermedi.

 

AŞIRI YAHUDİLER STOK YAPIYOR!

İsrail'in çekileceği Gazze'de bulunan Yahudilerin, yazın başlayacak tahliyeye direnmelerinde yardım için bölgeye gelecek binlerce kişi için, gıda ve çadır stoku yaptığı bildiriliyor.

Gazze'deki bir depoya yüzlerce çadır, uyku tulumu, konserve kutuları ve çeşitli malzemelerin yığıldığı bildirilirken, aşırı Yahudiler bunun arkasının geleceğini söyledi.

KADDAFİ SURİYE'Yİ SAVUNDU

Libya Lideri Muammer Kaddafi, Suriye'nin Lübnan'daki rolünü savundu. Kaddafi, Cezayir'de yapılan Arap Birliği Zirvesi'nde, "Lübnan'da sivil barış için kendini kurban eden Suriye'ye teşekkür edilmesi gerektiğini" söyledi. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın zirvenin kapanışında yaptığı, "Suriye'nin BM Güvenlik Konseyi kararı çerçevesinde Lübnan'da çekilmesi"ni istediği konuşmasından hemen sonra söz alan Kaddafi, Suriye'nin çekilmesinin ardından Lübnan'daki Güvenlik durumunun daha da kötüleşeceğini belirtti.

LÜBNAN'A TÜRK ASKERİ, İSRAİL'E HİZMET İÇİN Mİ?

BM Güvenlik Konseyi'nin mutfağında Lübnan'a Türkiye'den ve Doğu Avrupa ülkelerinden uluslar arası güç gönderme planı pişiriliyor.

Hedef, Lübnan'ın korunması ve ordusunun eğitilmesi. Böyle bir askeri varlık, Lübnanlıların plan üzerinde uzlaşmasını sağlayabilir. Bu hedefin gerçekleşmesi yerinde güçlü anlaşmazlıklar olacağı kesin. Zira koruma ilkesi, ‘kimden koruma' sorusunu beraberinde getiriyor. Suriye çıktı ve Lübnan tamamen egemenliğine kavuştu diyelim. Düşman İsrail, Lübnan'da çalkantılar çıkarma imkânı bulabilir. Ancak iç savaşın anıları ve çağrışımları çatışmayı kolay kılmıyor. Yoksa amaç, Hizbullah'ın gücünün parçalanması ve Filistinli mültecilerin silahlarının alınması değil sadece...

Mısır-İsrail ve Suriye-İsrail arasındaki BM Güçlerinin çatışmayı durdurma gücü olduğu doğru. Ancak bu türden bir gücü Filistinliler ile İsrailliler arasında zayıfı güçlüye karşı korumak amacıyla bulunması bir zorunluluk değil mi? Yoksa Güvenlik Konseyi Amerikan Lokomotifiyle mi hareket ediyor?.. Güvenlik Konseyi'nin perde arkasındaki Amerikan İsrail amaçlarını gerçekleştirmek için ordular göndermesi ise zor. Çünkü Lübnanlıların siyasi ve güvenlik sorunlarına ilişkin birikimleri var.

 

AKP YÜZÜNDEN!

 kktc 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 17 Nisan'daki Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmayarak görevini bırakmasına Türk halkının Kıbrıs heyecanını bilmemekle suçladığı AKP'nin neden olduğunu söyledi. "Türk hükümetiyle ters düşmeye devam edemezdim" diyen Denktaş, AKP'nin Türk halkının Kıbrıs heyecanını da bilmediğini belirterek, "Türk hükümetiyle uyum içerisinde olmadığıma ve olamayacağıma göre bu görevden ayrılmam doğal. Bu görevde oturup da Türk hükümetinin söylediğinin aksine yapmak bana yakışmaz" dedi..


MEDYA VE TCK!

Egemen medyamızın Jack Nicholson'ı Güneri Civaoğlu on gün kadar önce bakın neler yazıyordu:

"Fikir özgürlükleri gibi maddeler üzerinde değil zina konusunda fırtınalar estirmiştik. Medya depreminin enerji birikimi zina üzerineydi. Oysa TCK'da böyle bir madde yoktu. Medya cambaza bak gerisine kafanı takma demişti. TCK'yı zina maddesinden kurtarırken gazeteci haklarının namusu dikkatlerden kaçmıştı..."

Zengin basınımız, masum Türk kamuoyunun kolasına nasıl ilaç koymuş? Nuri Alço metaforu, basımıza anlatmak için biçilmiş kaftan doğrusu!..

İNCİRLİK TAMAM MI? YANİ AMERİKA'NIN MI?

Amerika'nın ısrarla operasyonel amaçlı kullanım için istediği İncirlik üssündeki hareketlilik, "İncirlik için ABD'yle anlaşma yapıldı mı?" sorusunu gündeme getirdi. ABD'nin İncirlik Üssü'ne 20 milyon dolarlık yeni yatırım kararı alması, AKP hükümetinin aksi açıklamalarına karşın,  üssün ‘operasyonel' olarak ABD'nin hizmetine sunulduğu söylentilerine yol açtı.

500 ÜNİVERSİTE SIRALAMASINA TÜRKİYE GİREMİYOR!

Dünyadaki en iyi 500 üniversite sıralamasında tek Türk üniversitesi yok.. Sorunun temelinde, akademik kadroların zayıflığı, tembelliği vardır. Biz uluslar arası karşılaştırmalara önem vermiyoruz ama bu karşılaştırmalar eğitim sisteminin zayıflığını ortaya koyuyor. İlköğretim, matematik, lise karşılaştırmalarında durumumuz kötü. Üniversitelerimizin durumu ortada... İyi de biz küresel rekabete ne ile gireceğiz? Tek rekabet gücümüz "ucuz işçilik" mi olacak?

Biz sadece "Atatürkçü ve laik eğitim" diye bir şey tutturduk gidiyoruz. 80 yılda ne Atatürkçülüğü ne de laikliği öğretebildik. Bu iki hedefin arakasındaki ilimi, bilimi umursamadık. Atatürkçü ve laik öğretmenlere, profesörlere, eğitim sistemine toz kondurmadık. Yetersizliklerini sorgulamadık... Sonuç ortada... Ne olur kimse eğitim sistemimizi, öğretmenlerimizi, profesörlerimizi (ben de üniversitede ders veren bir profesörüm) suçsuz çıkarmaya, başka suçlu aramaya kalmasın.(23.3.2005 / GÜNGÖR URAS / MİLLİYET)


RUSYA'YI SİLME OPERASYONU!

Amerika, AB ile birlikte, Rusya'nın soğuk savaş dönemindeki gücüne dönmemesi için atraksiyonlarına devam ediyor. Uluslararası siyaset zemininden tamamen kovmaya çalıştıkları Rusya'ya karşı Soros destekli ‘devrimler' icat eden ABD-AB bloğu, son olarak Kırgızistan muhalefetini tetikleyerek, Rusya'nın Gürcistan ve Ukrayna'dan sonra, burada da elini zayıflatıyor. Bölgenin en demokrat başkanı olduğu ifade edilen Kırgızistan Devlet Başkanı Asker Akayev'in istifasını talep ederek Oş ve Celalabat kentlerinde ayaklanan muhaliflerin ülkenin güneyinde bir hükümet binası daha ele geçirdikleri bildirildi. (Akayev Rusya'ya sığınıp; Devrimin dış güçlerce desteklendiğini söyledi.)


BÜTÜN DÜNYALIĞI BİR SEPETE SIĞIYORDU!

Üstad Bediüzzaman'ın devamlı yanında taşıdığı bir sepeti vardı. Bu sepet ona bütün hayatı boyunca yetmiş ve ihtiyaçlarını gidermişti.  (Osman Karyağdı)

BÜTÜN DÜNYALIĞI BİR SEPETE SIĞIYORDU! Demiş.

E, şimdi güya O'nun yolundan gittiğini iddia eden bazılarınızın Faizli Bankaları, Yahudi Kredili Fabrikaları ve arkalarında Amerika gibi Müslüman kanıyla beslenen ağa babaları var!..

Hâşâ, Bediüzzaman mı yanlış yapıyordu, yoksa siz mi yamuklaştınız?

TÜRKİYE SİYOBİST BATI'NIN, ÖZELLİKLE İSRAİL VE AMERİKA'NIN İŞTAHINI KABARTIYOR! NİYE Mİ?

Uluslararası kamuoyu çalışmaları, sırada İran ve Suriye'nin olduğunu gösteriyor olsa da, ABD'nin nihayi yönünün Türkiye olacağı ise sadece bilinç altı bir gerçek değil.. Bor ve Toryum zenginliğini dahi bir kenara bıraksanız Neptünyum rezervlerinin bile Türkiye'nin hedef tahtasında olmasında yeterli bir zenginlik..

Öyleyse, Neptünyum konusunu biraz daha açalım...

93 Atom numaralı element olan neptünyumun en önemli özelliği radyoaktif bir element olması ve uranyum pillerinin üretiminde kullanılmasıdır. 1940 yılında California Üniversitesi profesörlerinden Amerikalı Mc Millan ve Abelson tarafından bulunan bu radyoaktif element son yıllarda enerji üretiminin gözdesi.. Üstelik alternatifleri arasında da maliyeti en ucuz olan element...

Peki, bu kadar değerli olan neptünyum dünyada en çok nerede bulunuyor?

Evet bildiniz!.. Dünyanın neptünyum zengini ülkesi Türkiye. Ülkemizin tahmin edilen rezervi ise tam 127 bin ton... Bulgaristan ise 2500 ton ile ikinci sırada.

 Peki, sahip olduğumuz neptünyumun değeri ne kadar?

Belki şaşıracaksınız ama tamı tamına 9 trilyon dolar... Türkiye'nin iç borcunun 85 milyar dolar dış borcunun ise 125 milyar dolar olduğunu düşünürseniz bu müthiş bir rakam!.. 9 trilyon dolar toplam 210 milyar dolar borcun tam 40 katı...

Evet, ABD için bütün yönler Türkiye'yi gösteriyor... İçimizdeki medyatik işbirlikçi zihniyetin, "Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar zengin bir ülke" sözlerinin anlamı başka ne olabilir ki...

TARİHİ ANLAŞMA..

Rusya ve İran nükleer yardımlaşma ve Ortak çalışma kararı aldı!

Rusya ve İran, nükleer yakıt atığı iadesi anlaşmasını imzaladı.

Anlaşmayı İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Gulamrıza Agazade ile Rusya Nükleer Ajansı (Rosatom) Başkanı Aleksander Rumyantsev'in Buşehr nükleer santralinde imzalandığı kaydedildi.

İran'ın alacağı nükleer yakıt, Rusya'nın yardımı ile inşa edilen Buşehr nükleer santralinde kullanılacak.

Anlaşmanın İran ile Rusya arasında önceden imzalanması bekleniyordu, ancak ani bir kararla ertelenmişti.

TÜRK VAKIFLARI TALAN EDİLİYOR

Gayrimüslimlerin yaptığı yağmaya sessizler!

Türkiye'deki gayrimüslimlerin vakıfları için Ankara'ya baskı yapan AB, onikiada'daki Türk vakıf mallarının yağmalanmasını görmezden geliyor. Rodos ve İstanköy camilerin altında bar ve meyhane açılmasına izin verilmesine ses çıkarmıyor. Yunanlılar Fethi Paşa'nın Rodos'ta yaptırdığı saat kulesinin adını ‘Bizans Kulesi'ne çevirmiş. Kimsenin aklına ‘Bizans döneminde mekanik saat ne arar' demek gelmiyor!...


PROF. DR. ANIL ÇEÇEN'DEN TARİHİ İTİRAF!

Tarafsız, tutarlı ve milli kafalı ilim adamlarımızdan ve Atatürkçü düşüncenin çok önemli elemanlarından ve ulusalcı solcularımızdan, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Anıl Çeçen'in 27 Mart Milli Gazete'de tarihi ve talihli röportajını okudunuz.

Anıl Çeçen Hoca'nın samimi ve seviyeli itirafı:

" Ya Erbakan Hoca'nın projelerine Kuvay-ı Milliye gayretiyle sahip çıkılacak vaya dış güçlerin kesin kararıyla Türkiye parçalanacak!

AHMET HOCA'MIZDAN "AKIL" TARİFİ!..

Akıl vahiy gibi, müsbet (kesinlikle ispat edilmiş) ilim gibi mutlak ve değişmez doğruları esas alarak; değişen ve gelişen yeni şartlara ve sorunlara uygun çözümler üretebilme yeteneğidir.

Başka bir değişle: Akıl; mukayese ve muhakeme ( karşılaştırma ve doğru karara varma) kabiliyetidir.

Kendisinin, çevresinin, milletinin ve tüm insanlık âleminin sorunlarına; sorumluluk bilinciyle yaklaşmayan, manevi kazanç ve gönül mutluluğu adına sıkıntı yüklenmeye yanaşmayanların... Hayatı sadece; yemek, içmek, iş görmek, gezip eğlenmek ve çiftleşmekten ibaret sananların aklı diğer hayvanlarla müşterektir!..


FETULLAHCI VE TABİ AMERİKANCI ZAMAN'A "SAMAN" TADI VEREN AÇIKLAMALAR

YAPAN PROF. ATİLLA YAYLA Kısaca; "Mili ve manevi gayretinizi köreltin ve barbar batıya köleleşin" demeye getiriyor ve buna kılıf olarak da şu cümleyi kullanıyor:

"Hislerimize değil Aklımıza kulak vermeliyiz!"

"Galeyana gelmek veya başkalarını galeyana getirmek, hislerin esiri olup aklı gidermek, barış, kardeşlik ve diyalogu engelleyici reaksiyonlar göstermek, insanları ve kuruluşları fütursuzca karalamak, Türkiye'ye fayda sağlamaz. Herkes sükûneti muhafaza etmeli, aklını ve mantığını kullanmalı, vatanseverliği sahiplenme ve tanımlamanın kendi tekelinde olmadığını kabul etmeli, kendisi gibi düşünmeyenlerle diyaloga hazır olmalıdır.

Son zamanlarda birçok kimsenin kafasında "Türkiye nereye gidiyor?" sorusunun haklı olarak doğmasına sebep olacak olaylar yaşanıyor. Bayrak törenlerinden Kırgızistan isyanıyla ilgili akla ziyan sebep /fail arayışlarına kabaran şovenizmden yabancı kuruluşlarla ortak çalışan sivil toplum kuruluşlarına yapılan saldırılara, birçok olay, tavır ve yorum bağnazlık ve içe kapanma istikametinde yol alındığını gösteriyor. Bu istikamette ilerlemenin Türkiye'ye faydadan çok zarar vereciğini görmek için kâhin olmak veya özel bilgilere vakıf bulunmak gerekmiyor.

Türkiye'de yükselmekte olduğu hemen hemen herkes tarafından kabul edilen bir duruş var. Nereden baktığınıza bağlı olarak bu duruşa ulusalcılık veya milliyetçilik demek mümkün. Şüphesiz ne ulusalcılık ne de milliyetçilik, tanımı tam olarak yapılmış veya yapılabilecek fenomenlerdir. Derin felsefi temellerden ziyade hislere dayanmaları ve akli muhakeme ve tahlillerden çok reaksiyonel nitelikleri ile belirginleşmeleri ne olduklarını anlaşılmasını iyice zorlaştır-maktadır. Bu çizgideki kimselerin neye karşı oldukları bir ölçüde anlaşılmakta; fakat neyi savundukları kesin olarak bilinmemektedir" diyor..

Sn. Prof... Ulusalcılığın, milliyetçiliğin, vatanperverliğin, din ve devlet gayretinin ne anlam geldiğini sizler bilmemezlikten gelebilirsiniz.. Ama Kuvayı Miliye ruhu ve iman şuuru taşıyan bu millet biliyor!..

AKP'YE ALDANAN TÜRKMENLER:

"Bizi suçlamayın rehberlik edin!"

Kerkük Türkmen Meclisi Başkanı Sadettin Ergeç seçimlerdeki başarısızlık nedeniyle Kerkük'te oluşan siyasi durumdan Türkiye'nin kendilerini sorumlu tutmasını doğru bulmadıklarını söyledi. Irak'ta mevcut şartlar altında ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını ifade eden Ergeç, Türkiye'nin bu noktadan sonra Türkmenlere rehberlik etmesi gerektiğini kaydetti. Cihan Haber Ajansı'na konuşan Sadettin Ergeç, seçimlerdeki başarısızlığın temelinde tecrübesizlik ve devlete güven faktörlerinin yattığını söyledi. Türkiye'den ciddi destek almadıklarını iddia eden Ergeç, Ankara'dan bundan sonraki dönemde daha etkin yardım beklediklerini söyledi. Irak üzerine içerden ve dışarıdan birçok planın yapıldığını ifade eden Ergeç, "Bu kadar planın olduğu yerde Türkiye bizleri suçlamak yerine bize yeni dönemde rehberlik yapmalıdır" dedi.

ABD uçakları sivilleri bombaladı: 11 ölü, 17 yaralı

Irak'ta işgalci terörü

Suriye sınırı yakınlarındaki Kayim'de, Amerikan askeri üssüne bomba yüklü 2 araçla düzenlenen saldırının ardından Amerikan uçaklarının bombalar attığı belirtildi.

Yerel hastane kaynakları, 11 kişinin öldüğünü, 17 kişinin yaralandığını duyurdu.

Kayim'de Amerikan üssünü hedef alan saldırıda 2 kişinin öldüğü, saldırının ardından Amerikan ve Irak kuvvetleri ile direnişçiler arasında çatışma çıktığı belirtilmişti.

Bu arada, Irak'ın kuzeyindeki Musul kenti ve civarında düzenlenen intihar saldırılarında 10 kişinin öldüğü, 7'si çocuk 12 kişinin de yaralandığı açıklandı.

Amerikan ordusundan yapılan açıklamada, Musul'da bomba yüklü araçla düzenlenen ilk saldırıda 4'ü aynı aileden 5 kişinin öldüğü doğrulandı. Musul'un batısındaki bomba yüklü araçla düzenlenen bir diğer saldırıda da 4 kişi yaralanmıştı.

Açıklamada, Telafer'de de benzeri bir intihar saldırısı düzenlendiği, bu saldırıda 5 kişinin öldüğü, 7'si çocuk 8 kişinin yaralandığı kaydedildi.

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

ABDULLAH ÖCALAN RECEP T. ERDOĞAN'NIN DANIŞMANI MI?
Asker uyarı fişekleri atıyor! Genelkurmay ATASE Başkanlığı Stratejik Araştırma ve...
Devami
TSK’NIN KÖKÜNÜ KURUTMAK
 Tarih boyunca hiç değişmeyen, bugün daha da önemli ve gerekli...
Devami
BAZI NATO PAŞALARI VE HAÇLI MAŞALARI
  Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda üsteğmen iken, 28 Şubat sürecinde ordudan ihraç...
Devami
ANAYASA TAMİRATI MI, AVRUPA’NIN TAHRİBATI MI?
Devlet; milletin binlerce yıllık ortak beyni; birikimi ve bilincidir. Bazı odaklarca...
Devami
KÜRT SORUNU, TÜRKİYE’NİN SONUDUR!
KÜRT SORUNU, TÜRKİYE’NİN SONUDUR!   Emekli ABD’li General Paul D. Eaton 2003-2004...
Devami
AKP'NİN YANLIŞ EKONOMİ POLİTİKASI VE KORONA SALGINI SONRASI ÜRKÜTÜYORDU
  AKP'NİN YANLIŞ EKONOMİ POLİTİKASI VE KORONA SALGINI SONRASI ÜRKÜTÜYORDU          18 yıldır işbaşında...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5253

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR