Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2359
mod_vvisit_counterDün3126
mod_vvisit_counterBu Hafta27260
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay125175
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16763150

IP'niz: 34.200.252.156
Bugün: 29 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12189144

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

BUNLAR HAYRA ALAMETTİR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

 

Malum merkezlerin güdümünde bulunan bazı solcu, sağcı ve İslamcı medyada başlatılan "Erbakan'ın cezası için kına yakma ve kinlerini kusma" kampanyası, Siyonistlerin çok yakın gördükleri bir devrim ve değişim telaşının göstergesidir!.. Çünkü artık, yüzlerce tecrübeyle kesinleşmiş bir gerçektir: Milli Görüşe sataşmak, kirli cepheden puan getirmektedir!..

 

HASAN PULUR, ARAYAN BULUR!..

12 Mayıs 2005 Milliyette Hasan Pulur, Milli Çözüm'ün "Erbakan'a Minnettarız" yazısından önemli bölümleri köşesine koymuş ve "Eee, bunlar doğruysa, kim bunların sorumlusu?

O kadar meziyeti olan Erbakan Hoca, bunları tanıyamamış mı? Diye sormuş...

Önce Hasan Pulur'un sorusunun cevabı, zaten o yazının içeriğinde vardı. Ya gözden kaçırmıştı veya göz göre göre saklamıştı...

Çünkü: "Mecburdun, (Hocam) asırlardır aklı körletilmeğe, ahlakı kirletilmeye çalışılmış, talihsiz bir toplum içinden; zahiren "imalat hatası olarak, az buçuk sağlam bırakılmış ve en az yamuklaşmış görünen ve Atatürk'ten sonra tersine çevrilen ve çivileri sökülen Masonik Sistem tarafından dışlanıp değer verilmeyen kimseleri ve kesimleri önemseyip öne çıkardın." Diye yazılmıştı.

Yani Erbakan Hoca, enkaz haline getirilmiş bir yapının kırık dökük malzemeleriyle yeni bir bina kurmak durumundaydı... Orjinal ve sağlam malzeme bırakılmamıştı.

Ve yine Erbakan, bu dönemde tanıdığı ve olgunlaştırdığı bazı değerli elemanları, geçiş sürecinde vitrine koyup hedef yapmak ve yıpratmak yanlışlığından uzak kalmıştı...

Hem "akılcı, kalıcı ve kuşatıcı" büyük değişim ve devrimlere öncülük yapan liderlerin çok önemli bir stratejisi de, kesin zaferden önce, elemanlarının kabiliyet ve karakter ayarını tahlil ve tespit edecek "test"lerden geçirmek, "Hiçbir şart ve dayatma karşılığında, davasını ve devletini satmayacak sadakat kadrosunu" ortaya çıkarmaktır.

Çünkü yeni üretilen bir ilacın insan üzerinde değil, farelerde denenmesi lazımdır.

Bunun gibi, devrim ve devlet kadrolarının, ahlak ve anlayış derecesi, partilerde ve geçiş sürecinde tecrübe ve terbiye edilir. Kesin galibiyet ve hakimiyet döneminde devlet garantiye alınmalı, tehlikeye atılmamalıdır.

Ve Sn. Pulur, Ahmet Akgül hocamızın 20 yıl öncesi kitaplarına ve Milli Gazete'deki yazılarına bakarlarsa, bu gün kınadığımız insanların gerçek niyet ve tiyniyetlerinin, ta o zamanlar farkına vardığımızı ve cemaatimizi uyardığımızı ancak çıbanların deşilmesi için kendiliğinden olgunlaşmasını beklemekten başka çare olmadığını anlayacaklardır.

Bay Hasan Pulur, Erbakan'ın "kaçan balık" değil "yaklaşan aydınlık" olduğunu yakında sizde anlayacaksınız...

Ve bu tavırlarınızdan mahcubiyet duyacaksınız!.


HARP AKADEMİLERİ KOMUTANI ORG. FARUK CÖMERT'İN;

ACI AMA GÖZ AÇICI İTİRAFI

"Aldığımız birçok silah sistemlerindeki yazılımların kaynak kodlarına giremediğimiz için, bu silahları arzu ettiğimiz hedeflere kullanmıyoruz. Örneğin, elektronik harp konusunda gerçekten Türk Silahlı Kuvvetleri büyük atılım içerisindedir. Ancak şunu çok iyi öğrendik ki, dünyanın en mükemmel elektronik harp sistemini alsanız bile; eğer ulusal yazılım kabiliyetine sahip değilseniz, bu sistem hiç bir şey ifade etmemektedir. 

Bu nedenle başta kritik sistemler olmak üzere, ulusal yazılım ve donanım konusunda hassas olmamız gerektiğine inanıyorum. Ancak, zamanla yarış konusunu da göz ardı etmemeliyiz diye düşünüyorum. Vaktinden sonra edinilen bir silahın, Silahlı Kuvvetlere bazen hiçbir yararı olmamakta, boşuna para harcanmaktadır. Bu bakımdan tedarik, zamanı içinde yapılmalıdır. Yoksa; Bütün silah sistemleri, yazılımları ve donanımlarının Türkiye'de yapılması tabiî ki arzumuzdur. Ancak, sahip olduğumuz teknolojik gelişim her zaman buna müsaade etmeyebilir."

Konuşma, Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral Faruk Cömert tarafından 10-11 Mart tarihlerinde İstanbul'da düzenlenen ‘Gelişen Bilgi Teknolojisi ile Güvenlik Politikası ve Stratejileri Arasında Etkileşim ve Yönlendirme' sempozyumunun kapanışında yapılmış. Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün "Silahlı Kuvvetlerin modernizasyon çabalarının aksadığı uyarısını" içeren 20 Nisan konuşmasından bir ay kadar önce.

İnsanın aklına, Orgeneral Cömert'i bu konuda kamuya açık bir konuşma yapmaya iten projelerin neler olduğu sorusu geliyor. Hangi silah sistemleri, ulusal bilgisayar yazılımları olmadığı için, ihtiyaç duyulduğunda pahalı oyuncaklara dönüşme tehlikesinde? Durum buysa, ne kadar para boşa harcandı?

Asıl soru: Acaba bunların cevabını vermek makamında bulunanların hala Laiklik laklakalrıyla uğraşmaları, yoksa bu acı gerçekleri gizlemek için mi?

SN. BAYKAL, BİRAZ AĞIR KAL!

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 3 Mayıs 2005 günü Meclis Grubunda konuşuyor. AKP'nin ERDEMİR ve İSDEMİR gibi stratejik sanayi kuruluşlarını arkası karanlık çevrelere kaptırma ve kapatma girişimlerini haklı olarak eleştiriyor...

Ama bir ara hafifleşiyor ve "Bunlar ağır sanayici Milli ve yerli kalkınmacı Erbakan'ın Yetiştirmeleri değil mi?" Diye sorup sırıtıyor!...

Acaba, Sn.Baykal bunların malum ve mel'un güçlerin, işte bu huzursuz ve sorumsuz işleri yapmaları karşılığı ayartılıp, Erbakan'dan koparılarak iktidara taşındığını bilmiyor mu?

Yoksa Erbakan'a çatanların ve çamur atanların iktidara taşındığını biliyor da, şimdi aynı Siyonist odaklara yaranmaya mı çalışıyor?

Oysa o güçlerin artık "Milli Cepheyle" başa çıkamadığını; eğer çıkabilseydi, Mustafa Sarıgül'ün şimdi kendi yerinde olacağını anlaması ve Deniz Baykal'ın ağırlığını koruması ve edebini takınması gerekiyor!

Cengiz Özakıncı'nın:

Türkiye'nin Siyasi İntiharı

"YENİ OSMANLI" TUZAĞI kitabına; Tebrik ve Tenkit!


  Bu kitabında (3. Baskı)

  -"Yeni Osmanlıcılık" kılıfı altında, Türkiye'yi BOP nin, ve büyük İsrail Hayalinin bir parçası yapmak, hatta Sevr'i uygulayıp parçalamak hedefini güden malum güçlere ve mel'un işbirlikçilere delilleriyle dikkat çektiği

  -"Ilımlı islamcılık" safsatasıyla, Müslüman Türk Milletinin nasıl ve kimler eliyle yozlaştırılıp, siyonizme yamanmaya çalışıldığına işaret ettiği

  -Siyonist ve emperyalist güçlerin kuklası olacak bir "hilafet" hilesiyle, dindar halkımızın nasıl aldatılmak ve avutulmak istendiğini dile getirdiği

  -Osmanlı ve İslam düşmanlığı yapmak ve Batıya yaranmak hevesiyle, Atatürk'ün ve Atatürkçülüğün kimlerce ve ne şekilde çarpıtılıp istismar edildiğini cesaretle söylediği ve milli sorunlarımıza gayretle eğildiği için Sn. Cengiz Özakıncı'ya tebrik ve teşekkürlerimizi iletiyoruz..Hayırlı ve başarılı çalışmalarının devamını bekliyoruz.

  Tenkidimize gelince;

  A) Sn. Yazar; Erbakan Hoca'yı ve Milli Nizam-Milli Görüş olayını "Amerika'nın ve NATO'nun Yeniden Osmanlılaştırma ve Türkiye'yi Parçalama" senaryolarının bir figüranı olduğunu iddia etmiş ve MNP programını buna delil olarak göstermiş!...

  Biz bu alıntıları döne döne okuyup anlamaya çalıştık..Ve sayın yazarın iddiasına haklılık kazandıracak bir tek noktaya rastlayamadık.. Halbuki ispat edilmeyen her iddia, iftiraya dönüşür...

  Yoksa Cengiz Bey okurlarını "anlamaz ve farkına varmaz" yerine mi koymuş?

  Bu iddianın hemen üstünde Em.Org. Sn. Turgut Sunalp'ın "Dostlarımız Sevr'i  istiyor!" uyarısını taktirle hatırlatmış..

  İyi de, aynı Sunalp Paşa'nın, Milli Nizam'ın kapatılması sonrası, bazı sağlık sorunları ve özel hazırlıkları için İsviçre'ye giden Erbakan Hoca'yı, tekrar ve biran evvel Türkiye'ye dönmeye ve Milli Siyasete yön vermeye ikna etmek üzere, kalkıp ta İsviçre'ye gittiği konusunda yazılıp konuşulanları nasıl unutmuş!

  Ve yine Tayyip Erdoğan, Turgut ve korkut Özal'ın sadece Erbakan'dan ayrıldıklarının ve Milli Görüşü parçaladıklarının hatırına, Siyonist merkezlerce iktidara taşındığı gerçeğini niye karanlıkta tutmuş?...

  Yine Erbakan karşıtlığı yüzünden malum merkezlerce kendilerine gazete kurdurulup öne çıkarılan Abdurrahman Dilipak'ı "Refah Kurmayı" göstermek gibi gülünç bir duruma, acaba bilgi noksanlığından mı, yoksa, ‘aydın'lık onuruna yakışmayan bir ön yargıdan ve Erbakan saplantısından dolayı mı düşmüş?

  Sn. Yazar, "Madem bu Erbakan, Siyonist ve emperyalist odakların bir taşeronuydu. Öyle ise niye beş partisi onlar tarafından kapattırılmış, yüzlerce mahkeme açtırılmış ve siyasetten özellikle yasaklanmaya çalışılmıştır?" sorusunun kendisine yöneltileceğini hiç hesap etmemiş midir?

  Türkiye'yi parçalamak ve Kürdistanı kurmak için yıllardır PKK'yı destekleyen, Apo'yu hapisten çıkarmak için iadei mahkeme talebini kabul eden şu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, niye acaba Erbakan'ın, haksız ve dayanaksız olarak, partilerinin kapatılmasını ve kendisine siyasi yasaklar ve cezalar yağdırılmasını haklı görmüş ve onay vermiştir?

Sizin de tespitinizle, Ülkemiz üzerinde düşmanca emelleri bulunan AB'nin, ABD'nin ve İsrail'in; Türkiye'deki, sağcılardan, solculardan ve İslamcılardan; kim Erbakan'a ne denli zarar verirse, o derece ödüllendirdiği niye görmezlikten gelinmektedir? 

Yoksa, "İslam'a ve Osmanlıya yakın görülen herkes Amerika'nın ve Siyonist odakların adamıdır!" gibi asılsız ve insafsız bir karalama hilesi midir?

Sn. Yazar, hem 1964'te Türk Ordusunun Kıbrıs'a çıkışını önleyen Amerika'nın; l965'te "Türk-Kürt federasyonu" istediğini söylüyor.

Hem de "1974 Barış harekatının gerçek mimarı olduğu, meclis zabıtlarında ve Askeri kayıtlarda tescilli bulunan Sn. Erbakan'ı, Amerika'nın adamı gösteriyor!.

Acaba bu, sadece gaflet ve cehaletten kaynaklanan bir çelişki midir?

Yoksa kasıtlı bir çarpıtma ve çamur atma çirkinliği midir?

Ayrıca Necip Fazıl'ın, Erbakan Hoca'ya maalesef, haksız ve dayanaksız hakaret ve isnatlar içeren "Rapor 1,2,3,4" yazarak irtihali Darı Beka eylediği; bilinmeyen bir şey midir?

B) Ve yine Bediüzzaman Hz.lerini; bir zaman Almanya'nın, daha sonra Amerika'nın, yani dış odakların bir taşeronu gibi gösterme gayretleri de, maalesef, sadece bir vehimdir, kendi zan ve tahmininizdir. Bu durum Bediüzzaman'ı tanımadığınızın, eserlerini araştırıp anlamadığınızın bir göstergesidir. Kendisine göre bazı hikmet ve mazeretlerle Adnan Menderese ve DP'ye aşırı bir ilgi ve iltifat göstermesi; Mustafa Kemal'in, gerçekte süper güçleri ve hain çevreleri avutmaya, ve oyalamaya yönelik, ama görünüşte taviz ve tahribat zannedilen bazı siyaset ve stratejilerini tenkit etmesi gibi bir iki tavrını bahane ederek, bütün hayatını Türkiye'ye ve Müslüman Türk Milletine hizmete adamış böylesine büyük bir alime, bu tür mesnetsiz sataşmalar, en hafif tabiriyle, talihsizliktir.

  İslami değerlere karşı duydukları gizli düşmanlığı, mertçe ortaya koyamayıp, Erbakan ve Bediüzzaman gibi şahsiyetlere saldırmak suretiyle kinini kusan tiyniyetsiz tiplere malzeme olacak bu tür hissi ve nefsi girişimlerin,

Hem şahsınızın saygınlığına, hem de kitabınızın ağırlığına gölge düşürdüğünü hatırlatmak istiyoruz...

 

NECATİ, DOĞRU OL!..

Değerli ve dengeli tespit ve tenkitlerine hak verip katıldığımız ve zaman zaman Dergimizdeki "Ayın Aynasına" taşıdığımız Vatan'dan Necati Doğru'nun soyadına sadık kalmadığını görmek bizim için üzücü oluyor... Bundan sonra da "doğru"larının tebrikçisi, "yanlış"larının tenkitçisi olacağız...

  Erbakan Hoca'nın "kayıp trilyon" iddialarının, hangi güçler ve çevrelerce:Havuz Sistemi ve D-8'ler hareketi gibi; ülkemizi ve bölgemizi Siyonist sömürü çarkından ve kuşatma kıskacından kurtaracak girişimleri ve milletin sırtından katrilyonların hortumlanmasına geçit vermediği için hazırlanıp hukuklaştırıldığını, Necati Doğru bilmiyor olamaz!. Ama maalesef eğrilik yapıyor.. Bile bile Hakla batılı, doğrularla yanlışları karıştırıp öyle satıyor!.. Veya her şeyimizi sömürüp mahveden bu faiz kazığından çok hoşlanıyor?

  Şimdi kendisine, O haber nasıl yazılmalıydı? Okuyucuya "tarafsız ve insaflı bir aydın" tavrıyla konu nasıl yansıtılmalıydı? Bir örnek sunalım:

Ah bu alçağın Düzeni

          En alçağın düzeni!...

Faiz düzeni! Hocasını hapse hazırlar!

Öğrencisini başbakan yapar!

Recep Tayyib Bey; akıl öğreten, yol gösteren, öğüt veren, elinden tutup adam eden Hocasının Hapse girmesini istiyor! Önce davasını satmıştı. Şimdi hocasına sırt çeviriyor, hatta çelme takıyor!

"Faizci düzen,

Rantiyeci düzen,

Renksiz düzen...!"

Diye diye Erbakan'ın kurduğu partilerde gençlik kolu başkanı oldu, il başkanı oldu, İstanbul Büyük Şehir başkanı oldu, sonra da Türkiye'nin Başbakanı oldu. Fakat şimdi "Hocası Erbakan'ın parti parasını buharlaştırma davasından doğan 1 trilyon liralık para cezasının faizini" silemiyor. Bekli de kasıtlı şekilde, bunu bir koz olarak kullanıyor!

"Ne ezen

Ne ezilen.

Yıkılsın fazci düzen!

Sloganlarıyla coşup taşmaktaydı... Bu duygularla heyecanlanıp, bu duygularla harmanlanıp Hocasının liderliğini yaptığı partisinde gençlik kolu başkanlığı, il başknlığı, belediye başkanlığı gibi makamlara taşınmıştı! Fakat şimdi Hocası 75 yaşında "1 trilyon liralık cezaya 8,5 trilyon lira faiz yürütülmesi" yüzünden O'nu hapse göndermeyi şanına yakıştırmıştı!...

Çünkü: Ülkenin ekonomik yönetimi de "yüzde 6,5 faiz dışı fazlaya ve IMF Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger Hanım'ın ‘borcunuz çok yüksek' diye sopa göstermesine çivilendiği" için yüzde 9,9 büyümenin nimetleri, işsiz güçsüz, yoksul, az gelirli halka yansımıyor. Oysa özellikle geçmiş yıllar içinde "yüksek faizlerin bozduğu gelir dağılımından ötürü perişan duruma düşen halkın bu yoksul kesimi" onun Hocasından koparak yeni kurduğu partisine oyların çoğunluğunu vermişti, şimdi faizlerin inmesi yüzünden aynı kesim bu kez Hocasının Saadet partisine geri dönüyor! Bunu anlamıştı...

Hatta bazı kaynaklar:

Halkın yoksul kesiminde Hocanın Partisine yeniden dönme eğilimlerinin artmasından rahatsız olduğu için "bu haberi basına bizzat Başbakan'ın kendisi sızdırdı" diye yazmıştı.AKP'lilerin önergesiyle "Belli yaştan sonra 1 yıla kadar olan cezaların evinde çekilebileceği" maddesinin 6 aya indirilmesi de Erbakan'ı cezaevine sokmayı amaçlamıştı!?

Hocası Erbakan, haksız ve alakasız yere ve dış güçlerin dayatması ile mahkum olduğu "hazineden partiye ödenmiş 1 trilyon liranın usulsüz harcamasından niye haberdar olmamış" denildiği dönemde o belediye başkanı idi. Eğer parti il başkanı olmuş olsaydı, Hocası ve şimdi İçişleri Bakanı yaptığı Abdulkadir Aksu, Dışişleri Bakanı yaptığı Abdullah Gül ile beraber 50 partidaşı gibi o da "aynı suçtan ceza" yiyecekti.

İçişleri bakanı Aksu!

Dışişleri bakanı Gül!

Erbakan Hoca'nın yargılanıp mahkum olduğu davanın içinde. Ama onlar milletvekili oldukları için dokunulmazlıkları var, bu yüzden yargılanamıyorlar. Hocaları gibi "hapse gitmek" yerine bakan olmuş, yan gelip yatıyorlar!.

Faiz düzeni! Katrilyonların hortumlanmasına engel olduğu için,Hocasını hapse hazırlar. Ama Milli görüş gömleğini çıkarıp, ülkeyi rantiyecilere peşkeş çeken eski talebelerini bakan ve başbakan yapar!...

Ah bu çağın düzeni

En alçağın düzeni!...

Siyonist, emperyalist

Uşaklığın düzeni!...

Yakında yıkılacak

Şeytanlığın düzeni!...

 

"YENİ MESAJ"IN FİKRİ MESAJA İHTİYACI VAR!

  BTP'nin MYK üyesi Muharrem Bayraktar 20 Nisan 2005 tarihli Yeni Mesaj Gazetesinde "Saadet Partisinin AB söylemlerinde samimi olmadığını, çünkü programında AB'ye yatkın ve aşkın(!) ifadeler yer aldığını" söylüyor...

  Biz Milli Görüşçü kimseleriz. Erbakan Hoca'nın resmi değil, samimi takipçileriyiz. Saadet Partisiyle, gönül birlikteliğimiz dışında hiçbir bağlantıya sahip değiliz. Milli Görüşe parti taasubuyla değil; Kuvayı Milliye şuuru, imani ve insani sorumluluk duygusuyla taraftarlık göstermekteyiz. Dergimizde zaman zaman, SP içindeki etkili ve yetkili bazı marazlı kurmaylara yönelik ciddi tenkitlerimizi de bunlara delil gösterebiliriz.

  Milli Görüşün ve Saadet Partisinin masonik ve münafık cephede değil Milli ve yerli çizgide olduğunun, 40 yıllık tecrübelerle tescil edildiğini bildiğimiz için Parti programında yer alan:

  "Türkiye'nin AB ile ilişkileri, ülkemizde insan hakları ve demokrasi uygulamasının, AB kriterlerine uygun hale getirilmesi ve bu değerlerin Avrupa ile birlikte daha da geliştirilmesi açısından önemlidir" ifadeleri

  • 1- Önce Türkiye'deki demokrasi ve özgürlük seviyesinin, Avrupa'nın kendi içinde uyguladığı standartlara kavuşturulması, sonra da Türk-İslam medeniyetindeki adil ve asil hedeflere ulaştırılması gereğinin bir temennisidir.
  • 2- M.Kemal'in önceleri "Muasır Medeniyete Yetişmeliyiz" derken sonraları " Muasır Medeniyetin fevkine geçmeliyiz" şeklindeki tedrici amacının bir başka ifadesidir. Yani Batı henüz her konuda eksiktir. Siyonist sermayenin gizli hakimiyetinden kurtulabilir ve emperyalist Haçlı ruhundan sıyrılabilirse, bizim medeniyetimizden öğrenecekleri ve istifade edecekleri çok şey olduğunu göreceklerdir.
  • 3- Çünkü Erbakan Hoca'nın 40 yıldır anlattığı gibi, AB aslında üç kabuklu bir Siyonist girişimidir.
  • Dış konumu: Avrupa Ülkeleri dayanışması ve işbirliği
  • İç kabuğu: Hristiyanlık ortaklığı ve kardeşliği

Gerçek durumu ise: Siyonist sermaye hâkimiyetidir...

  İşte SP'nin bu yaklaşımı, bir nevi Avrupa'yı uyandırma stratejisidir. Artık Fransa, Almanya ve İtalya gibi ülkelerde ABD ve İsrail karşıtlığının fark edilmesi tesadüfî değildir.

Ve Erbakan, eline geçen ilk fırsatta D-8'ler gibi son 150 yıldır, Siyonist çetenin kontrol ve kumandası dışında ilk ve tek uluslar arası oluşumu gerçekleştirmiştir.

  Siyonizmin baskısına dayanamayacak bazı zayıf ülkeleri ve Türki Cumhuriyetleri de, muhtemel tazyik ve tahribattan korumak için bu girişime dahil etmemiştir...

  Sn Bayraktar'ın "sahi bu çelişkinin amacı ne? SP'nin programı ile propagandası neden farklı? Sorusuna iki soruyla ve sadece kendilerinin anlayacağı şifreli bir üslupla cevap verelim:

  1- Dolar ile diplomanın benzerliği ve ilişkisi nedir?

  2- İcazesiz şeyhlikle, parti şefliğinin ortak çizgisi ve çelişkisi nedir?..

  Evet sn.Bayraktar velev Saadet Partisi, bunları programına yazmakla yanlış yapmış!..

   Ama şimdi bu yanlışını fark edip doğru olan bir tavır sergilediği ve AB'nin gizli ve gerçek mahiyetini sezdiği ve milletimizi ikaz ettiği için, tebrik edilmesi ve teşvik edilip desteklenmesi gerekmez mi?  Yanlıştan dönüp doğruya yönelenlerin tenkit edilmesi hangi dinde ve mezhepte caiz görülmektedir?

  Kaldı ki bir liderin ve partisinin önce hangi cephede olduğunun tespiti gerekir. Acaba Rahmani safta mı yoksa kirli ve şeytani güçlerin tarafında mı? Sorusunun cevabı belirlenir. Eğer rahmani cephede ise; Zahiren bazı yanlış görülen söz ve tavırlarına hüsnü zan edilir ve bir özel hizmet ve strateji amaçladığına hamledilir.

  Yok, eğer, Şeytani cephede ise, zahiren İslami ve insani bir hizmet gibi görünen işlerinde bile, bir art niyet aramak lazım gelir.

   Şimdi Erbakan'ın; çocukluk yıllarından, okul hayatından, Odalar Birliği Başkanlığından, AP'ye sokulmamasından ve siyasete atılışından bu güne, hangi şer odaklarının ve şeytani mihrakların saldırısına maruz kaldığını , niçin beş partisinin kapatıldığını, neden siyasi yasaklara ve bu cezalara çarptırıldığını....

  Ve yine eline imkan ve fırsat geçince, nasıl ağır sanayi hamlelerini, Kıbrıs Barış Hareketini, tarihi D-8'ler girişimini, havız sistemiyle rantiyenin hortumlarının kesilmesini...

  Ve dahi, bir AKP milletvekilinin ABD ziyareti dönüşü bir Yahudi lobisi yetkilisinden naklen:

  "Erbakan'ı siyaseten öldürdük ve gömdük, ama yetmez, üzerine beton dökmemiz gerekir!" diyecek kadar, dünyayı parmağında oynatan malum ve mel'un güçleri bu denli ürkütmesinin sebeplerini düşünürseniz, Erbakan'ın ve Milli Görüşün hangi safta olduğunu her halde fark edersiniz..

Size tavsiyemiz:

Ilımlı İslam safsataları, Dinlerarası Diyalog tuzaklarıyla; İslamiyeti Yozlaştırma ve Siyonizme yamama girişimlerine...

AB hayaline Türkiye'mizi yıkma ve geleceğimizi karartma hıyanetlerine karşı verdiğiniz ve bizlerin de içtenlikle desteklediğimiz gayretlerinizi devam ettiriniz!...

Ancak sakın şımarıklık ve taşkınlık havasına girmeyiniz! Bir tarikat partisi ve tekke cemaati tavrını artık terk ediniz...

Ülkemizin Kuvayı Milliye diriliş ve derlenişine en muhtaç olduğu bir dönemde, böylesine basit parti ve tarikat taasubuyla hareket etmeyiniz!..

Milli Görüşten ayrılıp dergi çıkarmaya, tarikatınıza mürit toplamaya ve derken şirketlerinize ortak ayarlamaya çalıştığınız günlerde ve Sn. Ali Gedik'in Elazığ'a teşriflerinde:

"Biz her türlü siyasetten ve partiden uzak duruyoruz. Particilik ve siyasetle hiçbir hayırlı hizmet yapılacağına inanmıyoruz...Biz ilmi ve ahlaki gayretlerle netice alınacağını biliyoruz.. Bu nedenle asla siyasete bulaşmayacağız, bulaşmıyoruz" derken, daha sonra birden parti kurup, Erbakan'ın yılardır savunduğu ve insanlığın kurtuluş programı olarak ortaya sunduğu gerçekleri yarım yamalak taklit ederek bu yola girdiğinize bile seviniriz!..

Ama dikkat ediniz... "Koyun sarhoş olunca kendini kaplan sanmış..Kurdun inini sorup, şafak vakti saldırmış" durumuna düşmeyiniz!.. Ve ham hayellere heveslenmeyiniz!..

Yazılacak ve yüzünüzü kızartacak çok şey var ama, diyalogcuları, masoncukları ve mooncuları sevindirmemek ve hainlerin eline koz vermemek için şimdilik bu kadarla yetindiğimizi ve hatta birkaç sahifeyi de yazdığımız halde vazgeçtiğimizi biliniz...

Bediüzzaman'la ilgili yazdıklarınıza gelince:

Bütün hayatını ve rahatını iman davasına ve aziz vatanımızın savunmasına harcayan, Rus işgaline karşı talebe ve taraftarlarının başında gönüllü alay komutanı olarak çarpışan ve en yakınlarını ve yeğenlerini şehadetle uğurlayan, ağır yaralı olarak esir düşüp, Rusya'da yıllarca zindanlarda tutulan ve Türkiye merkezli yeni bir İslam medeniyetinin hayali ve hasretiyle yanıp tutuşan Bediüzzaman'ın; tescilli hatıratı  ve yüzlerce kitabı ortada iken, sadece onu istismar eden bazı gafillerin suçunun ona yüklenip, veya akla karanın karma karışık olduğu bir dönemde yazılan bir bildirideki imzasını bahane edip aleyhinde bulunmak; ne iyi niyetle, ne de yazarlık haysiyetiyle  bağdaşmayan, dürüstlük seviyesinden ve samimiyetten uzak bir yaklaşımdır.

Bizim kanaatimize göre, Atatürk konusunda bir "iltibas-karıştırma" mevzubahistir.

Atatürk, Tanzimattan beri ülkenin hayati kurumlarını ele geçiren ve bütün düyada hakimiyetini hissettiren Siyonist Yahudiler ve Sabataist dönmelere rağmen, hiçbir hareketin başarılı olamayacağını sezmiş ve onların yanında ve yolunda görünerek, en azından zahiri ve resmi planda Anadolu'yu kurtarmayı ve Türkiye Cumhuriyetini kurmayı hedeflemiştir. Ve tabi yıllar sonra fark edilen bu çok ince siyaset ve stratejisinde; Sabataist Dönmeleri ve Siyonist Yahudileri bile uzun zaman inandıracak gerçekçi bir rol üstlenmiştir.

O'nun bu dahiyane rolünü fark edemeyenlerin: "Türkiyemizi son Siyon ülkesi,  milletimizi Yahudi kölesi" yapmaya çalışan hıyanet şebekesine duydukları haklı nefret ve tepkiyi bazen, onların elebaşı görünümündeki Mustafa Kemal'e yönetmelerini çok dikkatli tahlil etmelidir. Bediüzzaman şunları söylemektedir:

"İslam dinine ve ümmetine hıyanet eden o dehşetli şahsın, önemli bir kuvvetinin ve ekibinin Yahudiler olacağı yolundaki hadis ve haberlerin doğruluğunu; Lord Gürzon ve Haim Naum gibileri ortaya koymaktadır"[1]

Bu sözlerden de açıkça anlaşılıyor ki, Bediüzzaman, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin perde arkasındaki Yahudi ve dönme hıyanetini herkesten önce sezmiş, Ancak Atatürk'ünde onlardan birisi olduğunu zannetmiştir.

Hâlbuki Atatürk'ün en güçlü bulunduğu, muzaffer bir komutan ve Cumhurbaşkanı olduğu bir dönemde, Bediüzzaman'ı Ankara'ya davet etmiş, hürmet ve rağbet göstermiş, çok önemli ve yetkili görevler vermek istemiş ve bütün bunlara rağmen Bediüzzaman'ın çok sert ve ters tepkilerinin asıl niyetini bildiği için olacak ki kendi fıtratına hiç uygun düşmeyecek şekilde, yine de sabır ve sükunetle karşılık vermiştir.

Üstelik Bediüzzaman Atatürk'e ilişilmemesi gerektiğini söylemekte ve Ankara'daki davranışından dolayı pişmanlık göstermektedir.

"Beni Ankara'ya istediler, gittim. Gidişatları benim ihtiyarlık hissiyatıma uygun gelmedi. "Bizimle beraber çalış" dediler.

"Yeni Said öteki dünyaya çalışmak istiyor. Sizinle beraber çalışamaz. Fakat size ilişmez" cevabını verdim.

Evet, ilişmedim, hatta ilişenlere de iştirak ve meyil değil, belki teessüf ettim.(Mustafa Kemal'in aleyhine çalışanları asla hoş görmedim) Çünkü İslam Milliyetçiliğinin gelenekleri yararlanılabilir. (Atatürk gibi) acip(Hayrat verici) bir askeri dehayı (maalesef benim sert tepkilerim) bir derece bu ananelerin aleyhine dönmesine vesile oldu.

Bu dehayı kuşkulandırıp İslami ananelerin aleyhine çevirmek caiz değildir. Onun için elimden geldiği kadar dünyalarından çekildim ve karışmadım"[2]

-Yurdumuzun barbar batılılarca işgal edildiği sırada ve mütareke yıllarında; İstila kuvvetlerine şiddetle ve cesaretle karşı çıkıp direnen ve Milli Mücadeleye ve Atatürk'ün Ankara Hükümetine taraftarlık gösteren[3]

-Anadolu hareketine karşı İngilizlerin dayatmasıyla Damat Ferit Hükümetinin, Şeyhülislam Dürrizade imzasıyla yayınladığı "Bunlar isyan etmiştir, öldürülmeleri gerekir" fetvasını "Müslüman halkı Kuvayı Milliye aleyhine karşı kışkırttığı" için kabul etmeyen, Ankara Müftüsü Rıfat Börekçinin fetvasını destekleyen[4] "zıt kavramlar yer değiştirmiştir; Zulme adalet, Cihada isyan, esarete ise hürriyet adı verilmiştir" diyerek Atatürk'ün başlattığı Milli Mücadeleyi cihat ve hürriyet kabul eden

-Ankara'da mevcut 200 mebustan 163 mebusun imzası ile 150 bin lira, o zaman paranın kıymetli vaktinde aynı üniversite (Üstadın Van'da kurmayı tasarladığı Medresetüz Zehra) için vermeyi kabul ve imza ettiler. Mustafa Kemal de içinde idi[5] diyerek Atatürk'ün ve Ankara Hükümetinin, kendisinin hayırlı teşebbüslerine destek verdiğini dile getiren Bediüzzaman'la Atatürk arasında bazı konularda yanlış anlaşılmaların olabileceğini, bazı hataların yapılabileceğini ama bunlar bahane edilerek, bu büyük şahsiyetlere hakarete kalkışmanın hıyanet cephesinin ekmeğine yağ süreceğini bilmeniz gerekir.

Eskilerin deyimiyle, "Her zurnacı olanın kendisini borazancı, hatta bölükbaşı zannetmesi" gibi şimdi de, her gazetesi, TV'si ve partisi olanlar da, maalesef "Perili Köşkün Prensi" havasına girmektedir.

"Yükseklere tükürme, dönüp yüzüne düşer...

Kule yapayım derken, kalkıp kuyusun eşer!"

Kibarı kelamının muhatabı olmamak için dikkat ve duyarlılık göstermelidir.



[1] Emirdağ Lahikası

[2] Tarihçe-i Hayat Eskişehir dönemi

[3] Külliyat Nesil yay. 1.cilt Sh:1080 - Başbakanlığa mektup

[4] Bak. Bediüzzamanın hayatı. Yeğeni Abdurrahman Nursi Sh. 106-107 Piran Yay. İst.

[5] Emirdağ Lahikası 27. Mektup


Bu yazarin diger makaleleri

FETULLAH GÜLEN'İN HAYAT HİKÂYESİ VE BAYAT İLİŞKİLERİ
Fethullah Gülen, resmî nüfus kaydına göre 27 Nisan 1941'de, Erzurum...
Devami
ÇAY TV'de BİR ÇAYLAK!
  Ucuz politikalarla, kuru kahramanlıklarla ve hamasi nutuklarla Milli Görüşte...
Devami
Kirli Derin Devlet; SABATAİST CUNTA VE MASON LOCALARIDIR!
Menderes Üç Mason Patronu MİT Başkanı Yaptı! Öyle anlaşılıyor ki, görünüşte...
Devami
ERBAKAN'IN SON UYARISI
  Uzun bir aradan sonra, Erbakan Hoca, Balgat'taki konutunda, 30....
Devami
ARTIK VAKİT TAMAMDIR
  İstiklal Savaşı'yla Türkiye zahiri planda, asırların birikimi olan bir...
Devami
YAHUDİ'NİN ERMENİLERİ VE HALACOĞLU'NUN TESPİTLERİ
  Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Yusuf Halaçoğlu'nun: "PKK'ya çalışan...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4150

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR