Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2334
mod_vvisit_counterDün3126
mod_vvisit_counterBu Hafta27235
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay125150
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16763125

IP'niz: 34.200.252.156
Bugün: 29 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12189134

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

KURTULUŞ SAVAŞINDA LİBYALI ŞEYH SÜNUSİ!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

 

Milli Mücadeleyi şahlandıran din adamlarından Tarikat Lideri ve Atatürk'ün çok önem verdiği Libyalı:

Şeyh Sünusi Hz.leri, Milli Mücadele başladıktan sonra halkı düşmana karşı ayaklandırmak için Anadolu'yu köy köy dolaştı. 1922'ye kadar bu sürdü. Milli Mücadele bitinceye kadar buradaydı. 1922 senesinde buradan giderken, Mustafa Kemal Paşa Adana'ya kadar onu uğurladı.

Çanakkale'de Kastamonulular, Yozgatlılar, Bayburtlular gibi, Kudüslüler, Bağdatlılar, Mekkeliler ve Medineliler de var, öyle değimli? 

 

Elbette, mesela Hasan Mevsuf tabyası var. Mevsuf Libyalı bir Müslüman'ın adıdır. Şimdi bu Müslüman Arap kardeşlerimiz yalnız Çanakkale'de değil, Sarıkamış'ta, Galiçya'da da bizim yanımızdalar. Çünkü bunlar bizim aynı zamanda vatandaşımız. Hatta Milli Mücadeleden önce, biz silahları bıraktıktan sonra Şeyh Sünusi "ne yapalım?" diye buraya geldi. Burada Topkapı Sarayı'nda ulemalar toplandı. "Anadolu'da harekâtı başlatalım mı, başlatmayalım mı?", "Müslümanların ümidi var mı?" "Kırdıralım mı?", "Değer mi?" bu sorulara karşı en büyük müdafaayı Şeyh Sünusi yaptı. Sonuna kadar "Ben rüyalar gördüm. Mutlaka galip geleceğiz." Milli Mücadeleye başladıktan sonra halkı düşmana karşı ayaklandırmak için Anadolu'yu köy köy dolaştı 1922'ye kadar bu sürdü. Milli Mücadele bitinceye kadar buradaydı. 1922 senesinde buradan giderken Mustafa Kemal Paşa Adana'ya kadar onu uğurladı. Hatta buradan üzgün ayrıldı. Sebebi de şu.

Muhammed Esed'in "Mekke'ye Giden Yol" adlı çok ünlü bir eseri vardır. Muhammed Esed, çok iyi bir Müslüman olmuştur. Ama biz Avrupa'ya yönümüzü döndüğümüz için bizi fazla sevmez. Bizi kritik eder. Esed bu eserinde diyor ki: "Şeyh Sünusi, sonuna kadar Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı'nın yanında oldu. Milli Mücadele'de Mustafa Kemal Paşa'nın yanında oldu. Fakat Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının yönünü Batı'ya döneceğini sezince büyük bir hüsrana uğradı." Esed şöyle devam ediyor:

"Mustafa Kemal Şeyh Sünusi'yi Adana'ya kadar uğurladı. Adana'dan Şam'a geldi. Şam'da Arap ileri gelenleri, Kabile Reisleri, Şeyhler, bunu ziyaret etti. O zaman da Suriye Fransız'ların elinde. Şam kaynıyor. Fransız'lara karşı isyan hareketleri görüşülüyor. Şeyh Sünusi dedi ki: Mutlaka isyan edin ve Fransız'ları kovun. Ama sakın ayrı devlet kurmayın. Devlet kurarsanız, Avrupa'nın oyuncağı olursunuz. Türkiye'ye iltihak edin." Esed burada diyor ki: "Şeyh Sünusi'deki şu vefaya bakınız ki, Mustafa Kemal Paşa'dan Batı'ya döneceğini tahminde bulunduğundan hüsranla ayrılıyor, hala Suriye'nin Türkiye'ye iltihak etmesi tavsiyesinde bulunuyor"

Muhammed Esed "Şeyh Sünusi Atatürk'ün Batı'ya yöneleceğini sezip ayrıldı" tespit ve tahmininde yanılmıştır. Şöyle ki:

  • 1- Önce "Türklerin istiklal mücadelesi İslam'ın müdafaasıdır ve bu bir cihat davasıdır. Aldığım manevi işaret ve beşaretler de, Atatürk önderliğinde bu savaştan, zaferle çıkılacağıdır." Diyen ve Libya'dan kalkıp gelerek Anadolu'yu adım adım, gezen Şeyh Sünusi'nin, Atatürk'ün gerçek niyetini ve hedefini bilmemesi ve yanılgıya düşmesi pek mantıklı bir yaklaşım değildir.
  • 2- Daha da önemlisi, Şeyh Sünusi eğer Atatürk'e ve Türkiye Cumhuriyetine bir kırgınlık ve pişmanlık içinde olsa idi. Suriye, Irak ve Arabistan halkına "Batılı işgalcilerle savaşın, onları yurdunuzdan atın, ama sakın Türkiye'den ayrılmayın ve ayrı bir devlet kurmaya kalkışmayın!" demezdi.
  • 3- Daha da önemlisi Libya'nın bile İngilizlerle, İtalyanlarla ve diğer istilacılarla savaşıp vatanlarını kurtardıktan sonra, bağımsız bir devlet olmayı asla düşünmeyip Atatürk Türkiye'sine ilhak edip katılmayı düşünmeleriydi.

Hatta bizim kanaatimiz, yüksek bir feraset ve keramet ve örnek bir cihat ve dini gayret sahibi olan Libyalı Şeyh Sünusi Hz.leri Mustafa Kemal Atatürk'ün, Siyonist ve emperyalist batılıları oyaladığını ve Bağımsız Türkiye'yi ve İslam Âleminin geleceğini kurtarma adına hem de İslamiyeti hurafelerden, atalet ve teslimiyet zafiyetinden uzaklaştırıp aslına kavuşturma hatırına böyle davranmak zorunda olduğunu tahmin ve taktir edenlerden birisidir.

Sonra Muhammed Esed bu Şeyh Sünusi Hz.leri ile görüşüyor. Muhammed Esed'in kitabında var. Görüşmeyi şöyle anlatıyor. "Dedim ki; Şeyhim, sana devlet kurdurmak için İngilizler İtalyanlara karşı seni destekleyecekti. Sana: "Yeter ki Osmanlı'nın yanında olma dediler. Sen; Osmanlı biraz daha rahat nefes alsın" diye hiçbir ümidin yokken en kıymetli evlatların ile İngilizlere saldırdın. Bu yanlış olmadı mı? Yani senin bir medeniyet ortaya çıkaracak gücün vardı" Şeyh Sünusi Bana şunu söyledi: "Muhammed, ben gaybı bilmem. Benden Osman oğlu bir ricada bulundu. Ben onu yerine getirmekten şeref duyarım" bunu diyen Şeyh Sünusi Haz. leri dikkat edin, adamlar ne kadar bizim yanımızda. Biz Milli Mücadeleyi yaptık, fakat Libya'da onlar savaşa devam ediyorlar. Dünya çok yorulmuş. Savaşlardan bıkmış. İngilizler Mustafa Kemal Paşa'dan rica ettiler. "Bunlar seni dinlerler. Savaşı durduralım" insanlık gerçekten dramatik çok şeyler yaşadı. Şehzade Osman Fuat Efendi kumandasında Libya savaşa devam ediyor. Mustafa Kemal Paşa'nın ricasıyla bunlar silahları bıraktılar. Bunun üzerine Şeyh Sünusi efendi bir deklarasyon yayınladı: "Şimdi dünyanın şartlarından dolayı böyle oldu. Mustafa Kemal Paşa'nın ricasıyla silahları bırakıyoruz. Şu anda biz ateşli mücadeleyi bırakıyoruz. Ama ilk fırsatta yine buna başlarız. Çünkü Libya bağımsız olmalı. Bizim iki hedefimiz var. Birincisi: Libya bağımsız olacak ikincisi: Libya Türkiye'ye iltihak edecek. Devlet olmayacak"

Yani yeni ve ayrı bir devlet olmayacak mı?

Evet, ayrı devlet olmayacak. Libya Türkiye'ye iltihak edecek. Uzatmayalım, 1948 de Libya bağımsız oldu. Türkiye'ye başvurdular. İsmet Paşa Cumhurbaşkanıydı. Arap Kaymakam Koloğlu diye biri var. Onun babasını oraya başbakan olarak gönderdi. 1948-1950 yılları arasında Koloğlu oranın başkanı oldu. Bizimle yakınlaşmanın bütün her şeyini yerine getirdiler. Hatta Libya'da Kaddafi'nin darbe yaptığı onun oğlu küçük Sünusi, darbe yapıldığı zaman Bursa'daydı.

Ancak İsmet İnönü'nün Libyalıların bu asil ve samimi teslimiyetine ve Türkiye'ye olan teveccühüne, art niyetli yaklaştı.

Libya'nın Batı emperyalizmin bir sömürge sahası yapılması yolunda adımlar atıldı.

Osmanlılardan gördükleri ve Mustafa Kemal'de sezdikleri şefkatli ve şerefli tavrı İsmet İnönü'den göremeyen Libya Halkı, hayal kırıklığına uğradı.

Hem zaten Atatürk'ten sonra Türkiye'yi bile batılı gericilerin ve masonik merkezlerin gizli denetimine bırakan adamlardan Libya'ya sahip ve sadık olmalarını beklemekte yanlıştır.

Herkes herkesi arkadan vurur. Ancak büyük çoğunluğa baktığınız zaman "Araplar bizi arkadan vurdu" sözünün bir İngiliz yalanı ve propagandası olduğunu görürüz. Arap Dünyası'nda da "Türkler bizi sömürdü" yalanını yaymışlar. Neyini sömürecektik onların? Kumunu mu? O zaman henüz petrol icat edilmemişti.[1]

Asıl tehlike, Atatürk'e "Dinsiz, Deccal" Diyenlerin "Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü" palavralarıyla Müslümanları laytlaştırma, Türkiye'yi ve tüm İslam Âlemini Siyonist Amerika'ya eyalet yapma girişimleridir. Şimdi soralım:

500 din adamı ABD'de ne yapacak?

Önce 18 Mart 2004'te RAND Carporation'a "Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, kaynaklar ve stratejiler" başlıklı bir rapor hazırlattılar. Rapor, aslında İslam dünyasına yönelik derin bir medeniyet savaşının izlerini taşıyordu. Amerika için keskin bir savaş planı içeren raporun temel ilkeleri şu başlıklar altında özetleniyordu: "1- 11 Eylül sonrası ABD talepleri çerçevesinde yeni bir İslam oluşturulmalı. 2- Hem İslam dünyasında hem de Batı'daki Müslüman azınlıklar arasında bölünmeler teşvik edilmeli."

Ardından yine RAND Corporation'a, "US Strategy in the Muslim World After 9/11" başlıklı bir başka çalışma daha yaptırıldı. "Müslüman neo-conlar ve yeni RAND raporu" başlığı ile İslam dünyasının geleceğinde kanlı iç savaşların nasıl damga vuracağına dair ürpertici projeler hakkında geniş bilgiler sunuyor...

İslam dünyası için tam bir kaos senaryosu öngören rapor, Atlantik'ten Pasifik'e uzanan geniş coğrafyada kanlı iç savaşlara, etnik çatışmalara, mezhep savaşlarına, iktidar çatışmalarına yol açacak bir planı ortaya koyuyor. Ne yazık ki, söz konusu plan Müslüman entelektüeller, akademisyenler, kanaat önderleri, İslami cemaatler ve sivil toplum örgütleri üzerine kurulmuş. Özeti şu: Şii-Sünni bölünmesi: Müslümanların büyük çoğunluğunun Sünni olduğu, Şiilerin dünya Müslümanlarının yüzde 15'ini teşkil ettiği belirtildikten sonra ABD'ye Şiilerle işbirliğine gitme önerisi yapılıyor. Şiilerin bulundukları bölgelerde iktidara taşınması ve siyasi sürece katılmalarının sağlanması istenerek böylece demokratik kurumların daha da yerleşebileceği belirtiliyor.

Arap-Arap olmayan bölünmesi: İslam dünyası Arap ve Arap olmayan olarak ikiye bölünüyor. Araplar Müslüman dünyanın sadece yüzde 20'sini oluşturuyor. Öyleyse "İslam dünyasının ağırlık merkezi Arap olmayan ülkelere kaydırılmalı."

İncil, Tevrat ve Kur'an'ın karışımından oluşan 77 surelik "Gerçek Furkan" adlı "kutsal kitap" çalışmasından, Amerikalı kadın Profesör Amina Wadud'un New York'taki St. John The Divine Katedrali'nde Cuma namazı kaldırmasına ve yeni bir İslam'ın öncülüğüne soyunmasına, Fas'tan Endonezya'ya uzanan her ülkede İslam-demokrasi sempozyumlarının yine ABD ve Batılı istihbarat kuruluşları tarafından organize edilmesine kadar, yüzlerce örnek, yukarıda aktarılan genel stratejinin birer göstergesi oldu...

19. yüzyıl oryantalizminin yeniden doğuşuna tanıklık ediyoruz. İslam'ın, Müslümanların ve İslam coğrafyasının ABD çıkarlarına göre düzene sokulmasını hedefleyen bu süreç, Kur'an'ın tahrif edilmesine kadar devam edecek. Demokrasi, özgürlük ve refah hayalleriyle işgal güçlerinin peşine takılan bireyler, sivil toplum kuruluşları ve toplumlar, bir medeniyet savaşının öncü güçleri olduklarını biliyorlar mı?[2]





[1] 23.Mart.2005 - Milli Gazete

[2] İbrahim Karagül - 23.Mart.2005 - Milli Gazete


Bu yazarin diger makaleleri

ABD'DEN PKK DESTEĞİ BEKLEMEK HAYALPERESTLİK Mİ, BARZANİ'YE PEZEVENKLİK Mİ?
  AKP'de, PKK da, ABD'de, hepsi de Siyonist Yahudi Lobilerinin...
Devami
GAYRİ MİLLİ GÖRÜŞÇÜLERİN NUMAN AŞKI!
SP'deki genel merkez kurmaylarından il başkanlarına, artık "Adil Düzen'den ve...
Devami
AKP'NİN MANEVİ TAHRİBATI VE BİZANSLAŞTIRMA TATBİKATI
  İşte, istatiklere göre, AKP döneminde hızla tırmanışa geçen ahlaki...
Devami
SEVENLERİNİN DİLİNDEN FETHULLAH GÜLEN
  Kucağına sığındığı ve "insanlığı sahili selamete çıkaracak geminin kaptanı"...
Devami
VİCDANLI HIRİSTİYAN,MÜNAFIK MÜSLÜMANDAN HAYIRLIDIR!
  Ezra Pound. O samimi bir Hıristiyan'dı. "ABD'nin siyonizmin hizmetkârı...
Devami
İSLAM'A KOŞUNUZ!
  İslam; topyekun bütün hayatı kuşatan, kendisine uyulduğu ve uygulandığı...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 7033

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR