Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün387
mod_vvisit_counterDün3480
mod_vvisit_counterBu Hafta30429
mod_vvisit_counterGeçen hafta29375
mod_vvisit_counterBu Ay16865
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16791220

IP'niz: 3.237.67.179
Bugün: 04 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12195827

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

MİLLİ RESTORASYON

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

 

DEVLETİ; ASIL VE ASİL ÖZELLİKLERİNE GÖRE

YENİDEN YAPILANDIRMA:

 

MİLLİ RESTORASYON

Hak ile Batılın birbirine karşı üstünlük kavgasının süreci, iyilerle kötülerin çekişmesi, Rahmani güçlerle şeytani güçlerin hesaplaşma sürüveni ve kısaca farklı medeniyetlerin hakimiyet mücadelesi insanlık tarihi boyunca devam ede gelmektedir.

"İşte Biz, O (galibiyet ve hakimiyet) günlerini (hayra ve haksızlığa taraf) insanlar arasında (nöbetleşe sıra ile) devrettirip-döndürüp dururuz."[1]  ayetide bu gerçeği haber vermektedir.



[1] Al-i İmran: 104

 

Bu sürekli evrim ve değişim sadece farklı medeniyetler, rakip ve güçlü ülkeler arasında değil, köklü devletlerin bizatihi iç kurum ve oluşumlarında da kendini göstermekte, hükümetler, sistemler ve rejimler değiştiği halde "milli derin devlet" diyebileceğimiz ve büyük devletlerin "gen" leri olarak tarif edebileceğimiz bir "çekirdek öz", gelişen ve değişen yeni şartlara ve standartlara uygun, yeni filizler, fikirler ve şekiller üretebilmektedir.

İşte bu tarihi ve tabii gerçeğe dayanarak diyoruz ki: Atatürk ve Türkiye cumhuriyeti, Osmanlı Devletinin ve Türk-İslam Medeniyetinin, çağdaş ihtiyaçlara ve şartlara uygun "aşı" larla gelişmiş ve gençleşmiş yeni bir filizi ve meyvesidir!..

Ahmet Özcan'ın Ağustos 2002 Yarın dergisindeki tespitleri de bu yöndedir ve oldukca önemlidir:

"Anadolu'nun dirlik ve düzen tarihi, devrimlerin değil restorasyonların silsilesidir... Toplumsal ilişki ve çelişkilerin değil, devletin yeniden tanziminin bir sürecidir. Savaşlar ve göçlerle dolu bu coğrafyada temel siyasal hedef ve sorun, daima denetim ve disiplinin nasıl korunacağı ola gelmiştir. Dirlik ve düzen, en iyi denetimin sağlanması olarak algılanmış ve bu amaçla toplumların zihniyet dünyasında kutsal olan ve somut yaşamlarında otoriter davranan "devlet örgütlenmeleri" vücut bulabilmiştir. Bu kutsi ve yarı askeri devlet örgütlenmeleri, esas itibariyle göçebeliğin denetimi ve savaşın sürekliliği üzerine oturan askeri-tarım düzenini oturtmayı ifade etmiştir: Mülkün ve halkın denetimi, din ve inançların denetimi, aşiretlerin ve azınlıkların denetimi, hatta anonim bütünler içinde erimiş halde varolan bireysel kimliklerin ve geleceğin denetimi... Düzen; işte bu denetimle elde edilen hakimiyet ve hegemonyanın adıdır. Tarih boyunca süren büyük çaplı göçlerin ve afetlerin yıkıcı etkileri, ya da savaşların, büyük yenilgi ve zafer gibi sonuçları ise; dirlik ve düzenin yeniden kurulmasının, ya da yenilenmesinin kapısını açmıştır.

Roma imparatorluğu; tarihi boyunca İran-Roma savaşlarının yorgunluk dönemlerini, Hıristiyanlığın kabulünü, kuzey ve doğudan gelen göç ve istila dalgalarını, ikonoklast (Hıristiyanlıkta İsa-Meryem resimlerine ve heykellerine tapınmayı putperestlik sayan dini görüş) akım gibi yeni sosyo-politik dinamiklerin harekete geçmesini ve yine göç ve savaş temelli yeni sosyolojik faktörlerin ürünü olan mezhep ayrışmaları gibi nedenlerle ortaya çıkan bozulma dönemlerini, restorasyon anlamına gelen yeni politikalar ve reformlarla aşmıştır.

Osmanlı da aynı şekilde, Timur istilası, İstanbul'un fethi Bizans'ın yıkılması ve Viyana kuşatması sonrasında büyük restorasyonlar ve yeniden yapılanmalar yaşamıştır. 17.yy dan itibaren yeni dünyanın keşfi ile birlikte Avrupa'da başlayan modernleşme sürecinin sonuçlarından biri olarak: ticaret yollarının değişmesi, sömürgecilik siyasetleri ve Anadolu'da baş gösteren kıtlık dönemleri; arka arkaya dirlik ve düzeni bozmuş, 3.Selimle başlayan yenilenme çabalarına yol açmıştır. Tanzimat, kapsamlı bir restorasyon süreci olarak gösterilmiş olsa da, aslında ekonomiden kültüre, siyasetten diplomasiye kadar her alanda Osmanlıyı içten kuşatma hareketidir ve 2.Abdülhamit'in temsil ettiği direnç politikasına rağmen 1.Dünya Savaşı sonunda, düzen tamamen çökmekten kurtulamamıştır. Cumhuriyet, Osmanlının yıkıntıları arasından dış güçlerin ve Siyonist merkezlerin bazı hesapları ve Mustafa Kemal'in dehasıyla kurtarılabilen Anadolu'nun restorasyonu olarak şekillenmiştir. 2.Dünya Savaşı sonrası demokratik düzen deneyimi ise daha küçük çaplı bir restorasyon hamlesi olarak sahneye çıkmıştır ve soğuk savaşın bitişiyle birlikte tekrar bir restorasyon ihtiyacı ve talebi belirmiştir.

Bu tarihi serüven kesintisiz sürmekte ve her yeni durum karşısındaki tıkanma ve bozulmayı yeni bir restorasyon hamlesi izlemektedir. Jeopolitiğin tarihsel gerçeği ve cilvesi olarak, yaşadığımız coğrafya: göçler ve savaşlarla işleyen ve çöken bir düzene sahiptir. Dinler ve kültürler, bu düzenin prizmalarına yansıyan yüzleriyle maya tutar ve yerlerini alırlar.

Restorasyon, düzenin yeniden kurulması ya da yeni bir düzen kurulmasıdır. Devrimlerden farkı, devlet içinde veya devlet kademelerinde olup bitmesi, yani esas itibariyle; hegemonya çeperindeki inisiyatif ve eylemlerle yeni bir irade beyanıdır. Başka bir ifadeyle: Hiçbir toplumsal dinamiğin, yani örneğin Avrupa'da ki sınıfsal çatışmalar, ya da Amerika'da ki iç savaşlar türünden-örgütlü müdahalesi olmadan, bütün çelişki ve çatışmaların sadece "devlet bağlamında" sahneye çıkıp çözülmesi ve yine seçkinler öncülüğünde yeni tanzimin yukardan aşağıya doğru gerçekleşme olayıdır. Restorasyonlar, sonuçları itibariyle pasif devrimler olarak nitelenebilecek köklü değişimlere yol açtığı gibi, bazen de varolan statükonun korunması ve ömrünün uzatılmasını sağlayacak tedbirler düzeyinde de olmaktadır. Tarihin kırılma anları bu yöntemle ve daha az sakıncalı biçimde ortaya çıkmaktadır.

Yine tıpkı devrimlerdeki gibi her restorasyon süreci, başlangıcında ya da sonucunda; yeni elitlerin sahneye çıkmasını sağlamaktadır. Bizans'ın fethi sonrasında ki Osmanlıda beylikler koalisyonu görünümünde ki devletlü sınıfların yerini bu sefer devşirme elitler almış, tanzimat sonrası kurulan modern okullarda yetişen aydın-bürokrat kadrolar ise meşrutiyet ve cumhuriyetin yeni elitleri olarak sahneye çıkmışlardır. Elit dönüşümü düzenin yenilenmesinin vazgeçilmez kuralıdır. Yeni ve milli bir değişim yaşanacak ki bu kaçınılmazdır, o takdirde bu yeni dönem ve düzene uygun kadrolara kapı açılacaktır.

Restorasyonlar, doğanın sürekli kendini yenilemesi gibi; toplumların ve düzenlerin de mecburi yenilenme dönemleri olduğunu ve bu yeteneği olmayanların tasfiye edildiğini göstermektedir. Bu değişim ve yenilenme, adeta tarihin çarkını döndüren bir dinamo etkisine sahiptir. Şüphesiz her yeni iyi her eski de kötü sonuçlar doğurmaz. Ama değişim her tür sonucuyla birlikte tarihin değişmez yasasıdır.

Bizatihi kendisi, Osmanlının çöküşünün restorasyonu anlamını taşıyan Cumhuriyet dönemine baktığımızda, kurulan yeni düzenin de sürekli yenilenme ihtiyacı duyduğu ve bu yönde kritik dönemeçler yaşandığı görülmektedir.

1930'lu ve İsmet İnönü'lü yıllarda Avrupacı, 1950'li ve Adnan Menderesli yıllarda Amerikancı doğrultuda iki önemli restorasyon deneyimi yaşanmıştır. Her iki dönemde de dünya konjonktürüne ABD öncülüğündeki Siyonist sermaye hakimiyetine paralel özelliklere sahip yenilikler başlatılmıştır. İlkinde Sovyet, Alman ve İtalyan totaliterizminin bir karması üretilmiş, ikincisinde ise kapitalist batı modelleri taklide çalışılmıştır. Üçüncü restorasyon deneyimi ise; 1980'li yıllarda Özal la başlayan ve soğuk savaşın bitişiyle birlikte yeni durumun belirsizliği nedeniyle yarım kalan ve Özal'ın ölümüyle birlikte rafa kaldırılan 2.Tanzimatçılık uygulamalarıdır.

28 Şubat süreci ise 1930'lu yılların dinamiklerine yaslanarak, Özalist restorasyonun kapılarını kapatmaya çalışmış, ancak tam tersine Türkiye'nin geleceğini ipotek altına alan derin bir çelişkinin alevlenmesi ile sonuçlanmıştır.

İçinde yaşadığımız süreçte, Türkiye'nin yeni bir yön çizerek siyasetten, yağma ve talan düzenine kadar bütün sosyo-ekonomik ve politik statükoyu elden geçirip yeni bir düzen inşa etmesi kaçınılmazdır. Bu süreçte birbiriyle çatışmayı sürdüren ve Türkiye'nin geleceğini ipoteğe almaya çalışan iki ana restoratör taraf göze çarpmaktadır: Stotukocu güçler ve 2.Tanzimatçılar.

Son elli yıllık geçmişe baktığımızda: "karşılıklı olarak birbirini biçimsizleştirerek çatışan bu bağdaşmaz taraflar arasındaki derin çatlak" Türkiye'yi yeni ve daha kritik sorunlarla yüzyüze bırakmıştır. Statikocu güçler, Kemalizme sığınarak sahnede tutunma savaşı ve telaşındadır. Artık Kemalizm, Koflaşmış ve milletten kopuklaşmış güçlerin iktidarda kalma tarzının paravanı yapılmıştır. Bu kesimlerin ‘illa da biz yöneteceğiz!' iddiası dışında hiçbir ciddi tez ya da projeleri bulunmamaktadır. Ulusalcılık olarak tanımladıkları batı şovenizmini ve kapitalizmini, Siyonist ve emperyalist küreselleşmecilikle çatışmaya sokarak buradan güç ve meşruiyet devşirmeye çalışmaktadırlar. Laik, cumhuriyetçi ve milliyetçi vasıfları bürokratik üslup ve yöntemlerle savunma alışkanlıkları yüzünden milletle de çatışan bu kesimlerin nihai amacı: oluşacak yeni düzenin kendilerinin de içinde olacağı bir denge ve koalisyon tarzında gerçekleşmeye zorlamaktır. Bu amaçla kendi varlıklarını ve güçlerini abartarak pazarlık şanslarını yükseltmeye çalışmaktadırlar.

İkinci taraf ise, ideolojik pozisyon, dış müttefik ve söylemleri itibariyle tanzimatçılığı ifade eden, yenilikçi bürokrasi, tekelci sermaye ve aydınlardan oluşan daha organize kesimlerin küreselleşmeciliğidir. İsrail güdümlü, İngiliz siyasetini taklit ve tatbik eden bir çerçevede reformist ve revizyonist politikaları savunan bu kesimlerin talep ettikleri restorasyon, esas itibariyle söylemin büyüsüne yaslanarak geniş toplumsal kesimler nezdinde cazibe oluşturma şansını yakalamıştır. Statüko ile çatışmanın haklılığından beslenen değişim talebine Menderes ve özellikle Özal dönemini referans gösterip, AKP iktidara taşınmıştır. 2.Tanzimatçıların kürt ve İslamcı muhalif güçleri yanına yedek ve destek olarak alma ve gelenekçi güçleri yalnızlaştırma stratejisi, AB'ye giriş heves ve hayalleri üzerinden gündem oluşturmaktadır.

Statükocu güçler, her tür değişim talebine karşı saplantılı bir reddedişin dilini kullanmakta, sahiplendikleri düzenin bittiğini görmelerine rağmen, hem çağdaşlaşma hedefini, hem de bu çağdaşlaşma sürecini frenleyen şeyleri aynı anda korumaya çalışmaktadır. Kendilerine özgü bir projenin olmamasından dolayı, daima tekrarlanan demode sloganlar ve uyarlanma eksikliğinden ötürü keskinleşen çağdışı politikalarla devleti ve toplumu cendereye almışlardır.

2.Tanzimatçı çevreler ise; küreselleşme ve değişim söyleminin büyüsüne, mekansız ve tarih ötesi bir edayla sahip çıkmaktadırlar. Devleti, hükümet etme işinden uzaklaştıran ve tekniği politik ideolojinin yerine koymaya çalışan "yeni tip hegemonya biçimini kurtuluş sanmaktadır. Dünyaya hakim güçlerin ve Siyonist sermayenin güdümüne girmeyi gerçekçilik ve dünya ile birliktelik" olarak sunan bu çevreler, kendi teklif ve taleplerinin, teorik düzeyde dahi zamana ve mekana giydirilip test edilmesine fırsat verilmeden kabullenilmesini dayatan örtük bir faşizanlığı yöntem olarak kullanmaktadırlar. Yine sorgulama ve yanlışlanmaya karşı, pervasız ve suçlayıcı reflekslerle tepki veren özellikleriyle bu kesimler, karşı çıktıkları totaliter güçlerle, esasta aynı minvali paylaştıklarına dair şüpheleri uyandırmaktadırlar.

Sonuçta "zincirleme özdeşleşme" diyebileceğimiz türden, birbirinden beslenerek varolan ve giderek benzeşip aynılaşan batı kaynaklı iki farklı tarafın çatışmasına hapsolma tehlikesi ile karşı karşıyayız.

Arka planında ABD/AB ve Asyatik güçlerin rekabeti, iç politika seyrinde, ise iktidar ve rant paylaşımından etnik hegemonya çekişmesine kadar, bir dizi yanal ve sanal çelişkinin de dahil olduğu bu kaotik sürecin tek eksiği "milli bir seçeneğin" oyuna dahil olmamasıdır. Ve artık olmalıdır!


Millilik Nedir?

Önce bazı kavramların anlamı üzerinde durmamız gerekiyor. Herkesin kendi durduğu yere ve keyfine göre anlam yükleyip, olumlu ya da olumsuz kıldığı bu kavramlar konusunda netleşmek, bütün tanımların altüst olduğu bir dönemde, yeni ve gerçekçi tanımlar ve anlamlandırmalar geliştirmek şarttır: Bilindiği gibi: "milli" kavramı, national'ın karşılığı olarak icad edilen Ulus kavramının alternatifidir. Yani aynısı değil, karşıtıdır. Bu ikisini birbirinin yerine kullananlar olmakla birlikte bizatihi ulus kavramını icat edenlerin niyet ve maksatlarının da gösterdiği gibi; milli olan: millete ait özellikleri ve gayeleri taşırken; ulus ise: devlete ve devletlü seçkinlerin devleti algılama biçimine dair bir kavramsallaştırmadır. Milli ile negatif milliyetçilik yani kavmiyetçilikte kavramı da aynı anlama gelmez. Zira negatif milliyetçilik, ve Kafatasçı kavmiyetçilik yani ötekini dışlayıcı, tek tipçi, daraltıcı ve etnik temelli ırkçılık milli kavramındaki gibi kucaklayıcı ve kurtarıcı bir oluşu ve duruşu değil, millete dayatılan türetilmiş bir misyon ve gayeyi ifade eder. Başka bir kullanım hali ise: özellikle Misak-ı Milli'deki, milliyi, sadece kürt devletini dışladığı için sevmeyenlerin kullandığı kötü-millidir. Bu kötü-milli kürt ayrılıkçıların küfretmek için kullandığı ve aslında gerçek misak-ı milli anlayışından bihaber olmanın ve kemalist milliyetçiliği reddetmenin malzemesi olarak kullanılır.

Bu kullanımların hepsi soğuk savaş koşullarının ürünü olan ideolojik maksatlı tanımlardır. Bu nedenle Milli kavramının tekrar düzeltilmeye ihtiyaç duyduğu açıktır ve bu kavramı var eden 20. yüzyıl aşlarındaki asıl anlamına irca edilmesi gerekmektedir. Bu anlam ise özetle şudur: milli, millete ait olandır ve yine milletine ait olmadır ve milletin tarihini, coğrafyasını, varlık ve beka çabasını anlatır.  Millet, ortak tarihi ve kültürel bağa sahip, inanç ve kader birliği olan, Anadoluyu anavatan bilen ve Anadoludan daha geniş bir coğrafyada yaşayan, bütün farklılıklarına rağmen kendini ortak millet ruhu ile tanımlayan topluluğun adıdır. Temel dokusu Müslümanlık olmakla birlikte; farklı din ve inançlardan mensupları olan, temel dili Türkçe olmakla birlikte, farklı dillerinde varolduğu bu milletin varlığını ve bekasını savunmak, gelişmesi ve güçlenmesini istemek, temel ve ortak inanç, değer ve taleplerini her şeyin üstünde belirleyici olarak görmek, milliliktir. Bu tanım çerçevesinde, milliliğin zıddı yani gayrı millilik, millete dayanmamak ve milletin şu ya da bu özelliğine karşı olmaktır. Bu anlamda ulusçuluk dahi, milletin dini inanç ve ahlaki değerlerini dışladığı ölçüde gayrı milli bir ideolojidir. Yine millilik, millete dayanmayı temel aldığı için, millete dayanmayan her tür siyasi proje, örneğin askeri vesayet rejimleri, bütün totaliter rejimler, oligarşik rejimler, gayrı millidir. Öte yandan negatif milliyetçilik ve kavmiyetçilik de özünde gayrı millidir. Zira milleti dar ölçülerle ayırmayı ötekiler üzerinde hegemonya kurmayı ve milli ve manevi değerleri ırkçı amaçları için kullanma dışında bir kenara atmayı içerir. Negatif milliyetçilik akımı genelde beyaz türklerin, öteki addettikleri, milletin parçası olan etnik unsurlara düşman olanların ve masonik seçkinlerin ideolojisi haline gelmiş, millici pozitif milliyetçiler kendilerini ve yollarını onlardan ayırmışlardır.

Milli'liğin bir diğer özelliği ise; tabii olarak yabancı güçlere karşı bağımsızlığı savunmaktır. Fakat bu bağımsızlık, milli güçleri dışlayan bazı ulusçuların bağımsızlıkçılığı ile aynı şey değildir. Bu ulusçular kültürel olarak gayrı milli, yani batıcı oldukları ve manevi değerlere yabancı bulundukları için, bağımsızlığı milletin dünya milletleri arasında kendi varlığı ve amaçları ile onurlu bir yer sahibi olması şeklinde anlamazlar, sadece bir şekilde gasp ettikleri iktidarın, elden gitmemesi ve kimsenin onlara karışmaması olarak anlarlar. Yani ulusçu bağımsızlıkçılık bir ideolojik zümrenin keyfi hegemonyasını korumayı ifade eder, gerçek bağımsızlığı değil. Bu nedenledir ki, ülkemiz onların hegemonyaları altında malesef Avrupa'nın eyaleti, Amerika'nın sömürgesi ya da ulusçu zümrelerin keyfi hegemonya çiftliği olma seçenekleri arasında sıkışıp kalmıştır.

Başka bir husus ise millilikle enternasyonalizmi zıt görme yanlışıdır. Küresellik ya da başka tip enternasyonal anlayışlar Eğer farklı köken ve kültürden ayrı din ve düşünceden bütün ülkelerin birlikte ve barışı içerisinde yaşamayı, imkanlarını ve kazanımlarını paylaşmayı içeriyorsa, bu yaklaşım bizatihi milliliğin zıddı değildir. Ancak yukarda tarif edilen millilik vasıflarını kaybedince gayrı milli bir zemine kayarlar. Siyonist ve emperyalist dünya hakimiyetini ve kendileri dışındaki bütün halkları köleleştirmeyi hedefleyen "Küreselcilik" elbette şeytanlıktır ve şer güçlerin bir amacı ve aracıdır.

Millilik mevzuunun en kritik noktası, milleti temel almakla birlikte bir tür millet fetişizmine kayma riskinin olmasıdır. Yani millicilik; kendi içerisinde giderek bütün evrensel ve yerel değerleri dışlayan, çarpıtan ya da keyfine kullanan kendinden menkul despotik bir ideolojiye yol açabilir. Bu nedenle milliliğin, ancak ve sadece milletin biteviye onayı ve denetimine açık bir siyasal etiğe(tam demokrasiye)ve farklı millet seçkinlerinin temsil edildiği bir devlet felsefesine dayandırılması gerekir. Bu da seçim, referandum, sivil yerel inisiyatiflerin etkinliği ve çoğulculuğa dayalı bir siyasi-sosyal düzeni gerekli kılar.

Özetle: milli olan millete dayanandır, milletin özgürleşmesine çalışandır, milleti global bir gerçek haline getirme amacıdır, milletin tek tek her ferdine değer vermek ve her koşulda milletin mensuplarını korumaya, yüceltmeye, güçlendirmeye çalışmaktır, Milli olan Türktür, Kürttür, Kafkastır, Balkandır, Ortadoğudur, Avrasyadır, Batıdır, Akdenizdir, Karadenizdir, Selçukludur, Osmanlıdır, Cumhuriyettir, Sünnidir, Alevidir, İslamcıdır, Solcudur, Ülkücüdür; milli olan, milletin hali ve ahvalidir, millete saygı duyan, tarihine ve coğrafyasına sahip çıkandır. Milli olan gayrı milli güçlere karşı olandır, oligarşiye ve arkasındaki batılı emperyalistlerin ‘gizli görevlendirmelerini' tanımayandır. Millet fetişizmine kaymadan, işte bu millilik tanımı çerçevesinde yeniden safları düzenlemek ve sorunlara bakış açısını tashih etmek; yaşadığımız sürecin, en önemli ve öncelikle fikri ve fiili teorik ve pratik çabası olmalıdır. Bütün ideolojik akımların budandığı bir dönemde, tüm namuslu kafaların kendi ideolojik tercihlerini korumak kaydıyla önce bu milli duruş ve algılama noktasında saflaşmaları ve kucaklaşmaları şarttır. İslamcıların, solcuların, ülkücülerin, liberallerin: içlerine sızan gayrı milli unsurları tespit ve tasfiye edebildiği ölçüde bu ülkenin islamcılığı müminlerin solculuğu emekçilere ve ülkücülüğü memlekete ve devlete hizmet eden ve birbirleriyle ülke sorunları konusunda paslaşabilecek ve paylaşabilecek olgunluğa erişen gerçek fikri akımlar olacaktır. İşte o zaman liberallik yada sosyal demokratlık bu akımların alt kanatları olarak gerçek yerini bulacak ve varolan güdümlü demokrasicilik oyunu yerine sahiden milletin kendi kendini yönetmesi geleneği başlayacaktır!.

Milli Restorasyon: İmkanlar Ve Bakış Açıları!

Türkiye'nin geleceği üzerinde iddia sahibi olan tarafların çatışması ihtimal ki, küresel dengelerin yerli yerine oturması, özellikle Avrasyanın paylaşımının tamamlanmasına kadar devam edecektir.

İçerdeki çatışma ise kesintisiz süreciktir. Hatta bunların sonunda muhtemelen iki ana partili yenilenmiş bir parlamenter düzenin ikamesi gündeme gelebilir.

Öyle anlaşılmaktadır ki iki taraf içinde: TSK'nin siyasi ve ekonomik vesayetini törpülemek; ılımlı ve dış mihraklara bağımlı dış politika eğilimini güçlendirmek, bu sürecin en temel iki çatışma eksenidir.

 İşte Milli bir restorasyon perspektifi tüm bu realiteler bağlamında daha çok önem kazanmaktadır. Bu Milli bakış açısının temel çerçevesini ana hatlarıyla özetlemek gerekirse;

  • 1. Milletin tümünü her kökeni, her görüşü temsil ve ifade eden bir Devlet aklı inşa edilmelidir.
  • 2. Devlet çeperini işgal eden batı destekli oligarşik güçlerin imtiyaz, tazyik ve manipülasyonlarına direnecek dinamikler tekrar harekete geçirilmeli ve anadolu insanının devlette göre alıp güçlenmesini içeren yeni bir elit dönüşümü ve kadro değişimi gerçekleştirilmelidir.
  • 3. Düveli muazzamanın (Büyük devletlerin ve küresel organizelerin kendi) iç çelişkilerini kullanmaya ve yerli kartlarımızı güçlendirmeye ayarlı pro-aktif ve çok taraflı bir dış politika doktrini geliştirilmeli ve en az 50 yıllık bir stratejik vizyon belirlenmelidir.
  • 4. Dış güçler ve oligarşik işbirlikçiler adına milletin elini kolunu bağlayan, güçsüzleştiren ve mülksüzleştiren politikalar; bütün uygulayıcıları ve sonuçlarıyla birlikte tasfiye edilmelidir. Milleti güçlendirecek siyasi, ekonomik ve sosyal reformlar uygulamaya konmalı, temel hak ve özgürlükleri sağlayacak tam demokratik ve hukuk temelli yeni bir düzen getirilmelidir. Parlamenter sistem, kademeli bir geçişle yarı başkanlık sistemine dönüştürülmelidir.
  • 5. Statükocu güçlerin bağımsızlık, gevelemeleri 2.Tanzimatçıların değişim söylemleri, milli bir potada ve rotada sentezlenmeli, bu tarafların tahrip edici çelişkisi, modern, demokrat ve kalkınmış, bağımsız Türkiye projesiyle giderilmelidir.
  • 6. Batılılaşma ve avrupalılaşma politikaları terk edilmeli ve milli bir modernleşme perspektifi geliştirilmelidir. Dünyaya açık, modern değerleri içeren ve küresel trende dahil olabilen bir millilik anlayışı geliştirilmelidir.
  • 7. Laiklik, cumhuriyet, demokrasi ve etnik talepler gibi güncel sorunlar milli meşruiyet ölçüsü ile değerlendirilmeli ve çözülmelidir. Milli meşruiyet: milletin tek karar verici kılınması ve demokratik mekanizmalarla bunun sürekli teyit edilmesini gerekli görmektedir.
  • 8. Devlet açısından, dirlik ve düzenin artık, baskıcı ve dayatıcı bir denetim ve kontrol yoluyla değil, bilinçli ve hür iradeli bir katılım ve toplam kalite artışını kolaylaştıracak tam bir hukuk düzeni sayesinde sağlanacağı gerçeğine uygun bir konsept değişikliği yapılmalı ve yerleştirilmelidir.

Bu perspektifler çerçevesinde uzlaşılarak gerçekleştirilecek bir milli restorasyon, herhangi bir ‘taraf'ın değil, bütün Türkiye'nin çağ değiştirmesi anlamına gelecektir. Çünkü Artık düzen çürümüş ve çökmüş, dirlik birlik bozulmuş, hem statüko hem de sözde anti stotüko görünümlü batıcılık en ciddi sorun haline gelmiştir. Geç kalmaya ve ağırdan almaya gelmez Çünkü tarihin ve coğrafyanın tanıdığı zaman ve imkanlar tükenmektedir. Artık suni ve sentetik çelişkiler üzerinden ölecek ve öldürecek insanımız ve takatimiz kalmamıştır.

Milli demokratik bir restorasyon: sahte seçim oyunlarını, particiliğe dayalı basit kabile kavgalarını medya denilen manipülasyon tezgahlarını ve komprador sermaye sınıfını da terbiye edecek milli bir iradenin tecellisi olacaktır!

Türkiye yaşadığı toz dumanı, ancak ve önce adil, asil ve asri yeni bir düzen kurucu milli ve cesaretli bir hamle yaparak aşabilecektir. Ve aşamalıdır.

Bu bakımdan Adil Düzen bütünüyle Milli Özellikler taşımakta ve evrensel projeler ortaya koymaktadır.

Çünkü Adil Düzen:

  • Hem Milli
  • Hem İlmi
  • Hem İslami
  • Hem de insani esaslar yanında;

Tabii ve tarihi yasalara dayanmaktadır. Ve tarihi her zaman kötüler değil, bu sefer iyiler ve Milli'ler yazacaktır.

Tahmin ve temennimizde; bu kutlu ve mutlu değişim oldukça yakındır!


 

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Partiye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meali Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

Dış Politikamız (Cilt-1) Bop’un Temelleri (1988-1998)

Dış Politikamız (Cilt-2) Tarihin En Talihli Dönüşüm Süreci

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

Teşkilatçılık Mesaj ve Metod (İletişim ve İşbirliği Sanatı)

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armegeddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yetmiş Kur'ani Kavram ve Yorumları (2 Cilt)

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Müjdeleri ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 4376

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR