Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2283
mod_vvisit_counterDün3126
mod_vvisit_counterBu Hafta27184
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay125099
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16763074

IP'niz: 34.200.252.156
Bugün: 29 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12189116

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

"BASIN YASASI MI", " BASMAYIN YASASI MI"?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Yoğun baskılar üzerine askıya alınan yeni TCK, birçok endişe ve sıkıntıyı beraberinde getiriyor.

Sıkıntılı Günler Başlıyor.

İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi birçok alanda yeni kısıtlamalar getirdiği gerekçesiyle eleştirilen yeni TCK, birçok hukukçuya göre yeni kazanımlar bir yana, yerinde sayma hatta geriye gidiş olarak değerlendiriliyor.

 

AB'ye uyum çerçevesinde değiştirilen ve 1 Nisan'da yürürlüğe gireceği beklenirken ertelenen yeni TCK, sıkıntı ve endişeleri de beraberinde getiriyor. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü, dü­şünce ve ifade özgürlüğü gibi birçok alanda yeni kı­sıtlamalar getirdiği gerekçesiyle eleştirilen yeni TCK, birçok hukukçuya göre yeni kazanımlar bir ya­na, yerinde sayma hatta geriye gidiş olarak değer­lendiriliyor. Son dönemde basın özgürlüğüne yönelik maddeleri gündeme gelen yeni TCK'nın, öncelikle yürürlüğünün ertelenmesi daha sonra da yeniden re-vize edilmesi isteniyor. İşte madde madde TCK de­ğerlendirmesi:

312. Madde 216. Madde oldu

Birçok yazarın ve siyasinin, yazdığı ve söyledikleri suç olduğu gerekçesiyle ceza aldığı TCK'nın ünlü 312. maddesi bazı küçük değişikliklerle yeni TCK'da yerini korudu. 'Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama' başlığı altındaki 216. maddede, halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimin, diğer bir kesim aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kim­senin 1 yıldan 3 yıla kadar cezalandırıacağı hükme bağlanıyor. Ancak tahrik için kamu güvenliği açısın­dan açık ve yakın bir tehlike şartı getiriliyor. Bu suç basın yoluyla işlenirse, ceza yarı oranında artırılıyor. Hukukçulara göre, 1. ve 2. fıkralardaki soyutluk ile­ride yine sorunlara yol açacak.

159. Madde aynen devam ediyor.

Düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki engellerden bi­risi olarak gösterilen mevcut TCK'daki 159. maddenin içeriği 'Devlet organlarını aşağılamayı' düzenleyen bö­lümde 299, 300 ve 301. maddeye taşındı. Mevcut ya­sadaki 158 ve 159. maddenin karşılığı olan maddeler­den ilkiyle cumhurbaşkanına hakaret düzenleniyor. 301. madde ile TBMM'yi, hükümeti ve diğer devlet organlarını, Türklüğü, Cumhuriyeti 'alenen aşağıla­ma' suçu kapsamında değerlendiriliyor. Hukukçular, buradaki 'aşağılama' sözcüğünün uygulamada büyük sıkıntıya neden olacağını savunuyorlar. Böyle bir dü­zenlemenin mevcut 159. maddeden daha çok sorun yaratacağı eleştirisi getiriliyor. Aşağılama sözcüğü­nün her türlü 'küçük düşürücü' değerlendirme ve, eleştirileri kapsayacak biçimde yorumlanabileceği ifa­de ediliyor. Madde sonuna eklenen fıkranın ise, eleşti­ri hakkını korumayacağı savunuluyor.

Milli yararlara karşı hareket?

Yeni TCK'daki 305. maddede 'Temel milli yararlara karşı hareket' başlığı altındaki düzenleme, bazı hu­kukçular tarafından eleştirilen başka bir konu. Bu düzenleme, doğrudan ifade özgürlüğünü ilgilendiri­yor. Çünkü temel milli yarar; deyimi çok geniş bir alanı kapsıyor. Hukukçuların tasarıdan çıkarılmasını istediği bu düzenleme, gelecekte büyük sıkıntılar doğuracak. Çünkü askeri, siyasi, ekonomik, çevre, kültür gibi birçok alanda milli güvenlik kavramın­dan hareketle iç asayişle ilgili olayların anlaşılabile­ceğine dikkat çekiliyor. Buna iste, yakın zamanda milli güvenlik nedeniyle kebapçı ve simitçilerin dahi fişlenmesi örnek gösteriliyor. "Temel milli yarar" kavramının kişiden kişiye değişebileceğini, bunun sabit ve kesin bir tanımının yapılmasının mümkün olmadığını belirten hukukçular, maddenin demokra­tik hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığının altını çi­ziyor. Hukukçulara göre, bu maddenin kaldırılması veya yeniden düzenlenmesi gerekiyor.

Evde özel ders sakıncalı hale geliyor

'Kanuna aykırı eğitim kurumu' başlığı altında yer alan 263. madde, Kuran kursları ve imam hatiplerin önüne çıkarılan engellerin ardından evlerde gerçek­leştirilen özel Kur'an-ı Kerim, din eğitimini sekteye uğratma endişelerini de beraberinde getiriyor. Bu madde kapsamına, Milli Eğitim Bakanlığı ve Diya­net denetiminde olmayan geniş bir alan giriyor. Aile büyüğünün mahalle çocuklarına Kur'an-ı Kerim öğ­retmesi veya ailelerin özel öğretmen tutarak bilgisa­yar, matematik veya yabancı dil dersleri vermesini sağlamasını da suç kapsamına alıyor. Kanuna aykırı eğitimin cezası, 6 aydan 3 yıla kadar hapis. Bu mad­de, ile hem eğitim özgürlüğünü hem de teşebbüs öz­gürlüğünü tehlikeye düşürüyor. Ayrıca bu eylemden dolayı işletme sahibinin değil kurum idarecisinin so­rumlu tutulması gerekir. Bu bakışla mevcut tasarı metni suçların şahsiliği ilkesine de aykırı bulunuyor.

İmamlar büyük sıkıntıda

Öte yandan diğer devlet memurlarından ayrı tutula­rak; rahip ve hahamlarla birlikte sayılan imam, ha­tip, vaiz gibi din görevlileri ile ilgili 219. madde, bü­yük sıkıntılara yol açacağı endişelerini de beraberin­de getiriyor. Meclis'e getirilen yeni TCK tasarısının ilk halinde 'görevi dışında da devlet idaresini ve hü­kümeti eleştirenlere ceza verilmesi' hükmü gelen tepkiler üzerine, bu konuyla ilgili mevcut TCK'daki hüküm aynen getirilerek aşılmıştı. Ancak yeni TCK'daki 219. maddeye kelimesi virgülü dahi değiştirilmeden taşınan hükme göre, imamların başının üstündeki demoklesin kılıcı yine yerini koruyacak. Eğer bir din görevlisi, hükümeti, devleti, kanunları ve hükümet icraatlarını eleştirirse 1 aydan 1 yıla kadar hapis cezası alabilecek

Olası kasıt ve taksir

Suçlardaki kast tarifi yapılan 21. maddedeki 'olası kast' ifadesi eleştiriliyor. Burada kullanılan olası kast ifadesi yanlış bulunurken, ceza yasasında şüphe olmayacağı ifade ediliyor. Kanunun, 22. maddesindeki taksir tarifinde 'bilinçli taksir' ifadesi de eleştirilen başka bir konu. Taksirin bilinçli veya bilinçsiz şeklinde ayrıma tabi tutmanın çok büyük sıkıntılar doğuracağı ve bilirkişilerin hakim yerine geçeceği savunuluyor.

Haksız tahrik, hata

Hukukçulara göre, ceza sorumluluğu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik fiili ile ilgili 29. maddedeki düzenleme, Türkiye gerçeklerine ve sosyal yapıya uygun düşmeyen bir tercihle yazılmış. Tahrikin ağırlığının takdirinin hakime bırakılması ise eleştirilen başka bir boyut. Ayrıca 30. maddede soyut bir kavram olan hatanın ceza normu olarak değerlendirilmesi hukukçuların eleştirdiği bir başka nokta. Hukukçular, "Mesela bir hırsızlık suçunun nitelikli halinde yanılıp ta hareket ettiğini söyleyen failin durumu ne olacak?" sorusunu gündeme getiriyorlar.

Gizliliğin İhlali

Gizliliğin İhlaline ilişkin 285. maddenin 1. fıkrası maksadı aşan ve uygulamada yeniden sorunların yaşanmasına neden olabilecek nitelikte. Hazırlık soruşturmasının gizli yapılması maddesinden anlaşılan ve uygulamada görülen, Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen işlemlerin denetlenememesi, dava açılmadan önce savunma yapma ya da delillerin toplanmasının engellenmesi adına kullanılan bir kalkandan başka bir şey ihtiva etmediği eleştirisi getiriliyor. Ayrıca kamuoyunun bildiği bir kişi için soruşturma  açılmışsa, haberle birlikte onun resminin yayımlanması sorun olacak.

Silahlı magandaya daha az ceza

Maç ve düğünlerde havaya ateş açan magandaların cezalandırılmasıyla ilgili yapılan düzenleme de yetersiz bulunuyor. Mevcut kanunda korku ve panik yaratacak şekilde havaya ateş açanların 2 yıldan aşağı olmamak üzere hapisle cezalandırılması öngörülüyor. Yeni TCK'nın 170. maddesiyle bu cezanın alt sınırı 3 aya düşürülüyor. Türkiye'de çok yaygın olması nedeniyle maç ve düğünlerde havaya ateş açan kişilerin cezalandırılması konusunda daha net bir düzenleme yapılması isteniyor.

1 Günlük ceza vekilliği düşürecek

'Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma' başlığı altında getirilen 53. madde de, eleştirilen bir diğer madde. Getirilen düzenlemeyle eğer bir kişi 1 gün bile hapis cezası alırsa milletvekilliği düşecek. Çünkü geçmiş hukuk sisteminde yer alan memnu hakların iade edilmesiyle ilgili olarak bir geçiş süreci oluşturulmamış. Yani memnu hakların iadesinin nasıl sağlanacağı belli değil. Hukukçular, bu maddenin yeniden düzenlenmesi ve eskiden oluşmuş hak yoksunlukları için de geçiş hükümleri getirilmesini öneriyor.

Sağlıkçıları endişelendiren madde

Yeni TCK'nin 83. maddesindeki hüküm, sağlık sistemini ve özellikle doktorları büyük endişeye sevk ediyor. Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesini düzenleyen hüküm, yoruma açık ve ileride çok büyük sıkıntılar doğuracak bir düzenleme olarak değerlendiriliyor. Özellikle sağlık kurumları açısından çok büyük tartışmalara neden olacağı vurgulanırken, bir kurtarma ekibinin dikkatsizliği, hatası, yorgunluğu veya uykusuzluğu ihmal suretiyle adam öldürmeye neden olabilecek bir şekle dönüşebileceğine dikkat çekiliyor. Hukukçulara göre, sübjektif değerlendirmelere yol açacak bu düzenleme kanundan çıkarılmalı.

İntihar haberi teşvik mi?

Başkalarını intihara teşvik eden 84. madde, basım ve yayın kuruluşlarını sıkıntıya sokacak bir hüküm içerdiği gerekçesiyle eleştiriliyor. Çünkü bu suçun basım yayın yoluyla işlenmesi halinde hapis cezası 3-8 yıldan, 4-10 yıla çıkıyor. Burada eylemin suç sayılması için, belli bir kişinin muhatap alınması aranmıyor. Yapılan yayının başkalarını intihara teşvik niteliğinde sayılması yetiyor. Bu durumda intihar haberi, intihara teşvik sayılırsa iki yasayla karşı karşıya kalınacak. Birincisi TCK'nin 84. maddesi, diğeri 5187 sayılı Basın yasasının 20. maddesi. Hukukçulara göre, bu maddedeki 4-10 yıl hapis cezası tehdidi, yazılı ve görsel basının korkulu rüyası olacak.

Varsayılan örgüte atıf

119. maddedeki eğitim ve öğretimin, kamu kurumu veya meslek kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi ile ilgili hükümde, 'var sayılan suç örgütlerinin' de sayılması eleştiriliyor. Olmadığı halde var kabul edilen bir örgüt nedeniyle ceza vermenin akıl ve mantık içinde kabul edilemeyeceği belirtiliyor. Ayrıca hukuka aykırılık konusunu tartışmalı. Türbanla okula alınmayan bir öğrencinin ve bunları destekleyenlerin, okulun yolu üzerinde veya kapısı önünde oturmaları sonucu okula arabası ile giremeyen bir öğrenci veya öğretim elemanının bu durumu öğrenim özgürlüğünü engelleme kapsamında mı sayılacak?

İmarda büyük sıkıntı

İmar ile ilgili 186. madde, belediye bürokratlarını ve başkanlarını, hatta Başbakanları bile mahkemelik

yapacak düzenlemeler içeriyor. Yapı ruhsatı olmayan binalara telefon, su, elektrik ve doğalgaz bağlanması suç haline geliyor. Buna izin verenler hakkında, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilebilecek. 20 yıl önce yapılan bir bina, kullanılamaz hale gelecek ve boşaltılmak zorunda kalacak. Köylerde yapılan ruhsatsız evlerin durumu ise hukukçuların dile getirdiği başka bir sorun. Gecekonduyla mücadele için çıkarılan bu yasanın geçmişi kapsamayacak şekilde yeniden düzenlenmesi isteniyor.

Kanunları eleştirmek tehlikeli

Kanunlara uymamaya tahrik suçunu düzenleyen 217. madde, bundan sonra kanunları eleştirenlere hapis cezası tehlikesi getiriyor. Bir takım kanunları tenkit etmek ve değiştirilmesini istemek halkı kanunlara uymamaya tahrik olarak değerlendirilebilecek.

İmam nikahına ceza

Yeni TCK ile resmi nikah olmadan dini nikah kıyan ve kıydıranlara 2 aydan 6 aya kadar hapis cezası isteniyor. Hukukçuların ülke gerçeklerine aykırı olduğu gerekçesiyle eleştirdiği düzenleme, resmi nikah kıymadığı halde 4-5 çocuğu olan yüz binlerce aileyi sıkıntıya sokabilecek bir sürecin önü açılmış olacak. Nikahsız bir şekilde birlikte yaşamanın özendirildiği eleştirisi getiriliyor.

Ekonomi haberleri tehlikede

237. maddedeki fiyatları etkileme düzenlemesi, işçi ücretlerinin ve mallarının değerinin artıp eksilmesine yol açacak yalan haber yayımını yasaklıyor. Hukukçulara göre, bu düzenleme ekonomiyle ilgili incelemeler ve ekonomik duruma ilişkin haberler için kullanılabilecek, dolayısıyla demokrasi açısından çok  ciddi bir tehdit oluşturabilecek.[1]

Yeni TCK büyük kargaşa yaratır.

Onursal Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, yeni Ceza Yasası'nın uygulamada ciddi sorunlar yaratacağını belirtiyor ve şöyle diyor: Öncelikle yargıçlar büyük sıkıntı çekecek. O kadar yanlışlıklar var ki, düzeltilmeli bile diyemiyorum. Çünkü hepsi yanlış, kökten değişmeli.!?

Yasaların bir felsefesi olması gerekir. Batıda bir fere büyük hukukçular daima öğretiyle uygulamayı yan yana götüren insanlar arasından çıkmıştır. Ne yazık ki biz henüz hukukun temel kavramlarını bile yeterince oturtabilmiş değiliz. Türkiye'de kırk ayrı hukukçuya, Şili'de, Japonya'da, İspanya'da aynı biçimde tanımlanan bir hukuk kavramını sorun, kırk ayrı yanıt alırsınız.

Hukuk kavram dilidir. Temel kavramları vardır. Bunlar küreseldir. Örneğin "kasıt" dediğiniz zaman Kongo'da da, Bolivya'da da, Fransa'da da aynıdır. Türkiye'de ise çoğu zaman "amaç"la, "güdü" ile karıştırılır. Amaçla "kasıt"ın uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu kavramı amaçla karıştırırsanız uygulama zaten yanlış olur. Kısaca, yasa yapma işi 2-3 kişiyle olmaz. Eğer baştan değiştirecekseniz, en az on kişinin konu üzerinde bilimsel çalışması gerekir.

Maddeleri tek incelediğiniz zaman zaten tehlike ortaya çıkıyor. Örneğin 305. madde. Biz yıllarca manevi şahsiyetin ne olduğunu tanımlayamadık. Şimdi karşımıza bir yenisi çıkıyor: "Temel milli yarar".

Yargıçlar Sıkıntı Yaşar:

Ben de öğrenmeye çalışıyorum. Tanımlayana aşk olsun. Hazırlayanlar da, bu hükmün suçların yasallığı ilkesini ve düşünceyi açıklama özgürlüğünü tehlikeye düşüreceğinin ayırdındalar. Ama verilen örnekler daha da kötü. Sözgelimi, Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesini istemek ya da Ermenilerin soykırıma uğradığını iddia etmek. Özel kasıtla işlenecek. Ne ki, adamı açık yargılama önüne çıkarmak zorundasınız. Çünkü bu kastın varlığı ancak duruşmada belirlenebilir. Atı alan da Üsküdar'ı geçmiş, iktidarlara çok güçlü bir silah verilmiş, kişinin onuru örselenmiş, düşünceyi açıklama özgürlüğü çiğnenmiş olur.

Ya uzun süre tartışılan, özgürlükleri kısıtlayan 312. maddenin karşılığı nasıl?

-O maddeyi alıp 216. madde yapmışlar. Eskisinin hemen hemen aynısı. İşi biraz somutlaştırmış, somut tehlike durumuna dönüştürmeyi başarmış. Ancak yine de bence başarılı değil. Yasadaki söz konusu açık ve yakın tehlike biraz karmaşık. Bu maddenin uygulamasında büyük sorunlar ve bunları uygulamada büyük uyuşmazlıklar doğacak. Bu maddenin en iyisi kaleme almış biçimi bence Kanada Ceza Yasasındadır. Orada hukuka uygunluk nedenleri açıkça vurgulanmış.

Hukuka uygunluk ne demek?

-Suçun hukuka aykırılık öğesini hukuka uygun kılan neden. Kanada Ceza Yasasına göre eğer suç ülke yararı için ya da iyi güdülerle işlenmişse hukuka uygunluk nedeni vardır. Böylece düşünceyi açıklama özgürlüğünü rahatlatmışlar.


Sıkıntı hangi alanda yaşanacak?

-Öncelikle yargıçlar büyük sıkıntı çekecekler. Kargaşa doğacak. Bu Yasa, ilkin düzeltilmeli bile diyemiyorum. O kadar çok yanlışlık var ki, yeniden yapmak, düzeltmekten daha kolay görünüyor. Sanki kötü bir yasa nasıl yapılır sorusuna verilen somut bir örnek ve yanıt bu yasa. Bence yenisi yapılmalı, ne denli başarılı olursa olsun bu yenisinin de bilimsel yayınlar ortaya çıktıktan sonra uygulanmasına geçilmelidir. Çünkü yanlış da olsa içtihattan dönüş her zaman zor olmuştur. Yargıçlara öğreti aşılama girişimi ise başlı başına bir skandaldır. Yargının gerçekten bağımsız olduğu bir ülkede hiç kimsenin buna hakkı ve haddi olamaz. Kimse kendisini mesleğinin başında Manzini, Rocco, Garraud, Frank sanmak gibi bir büyüklüğe kapılmasın. Sanırsa, böyle bir yasa yapar, yorumda ve uygulamada büyük sorunlar yaşanır

Öncelikle dili bozuk, bir. Eski Yasanın sistemi tamamen değiştiği için zorluklar yaşanacak, iki. Kimi hükümler farklı düzenlendikleri için yorumlarda eskilerin etkileri olacak ve bir hukuksal çoğulculuk yaşanacak. Bu da üç.

Bizde de bu sorunlar mı yaşanacak?

-Demek istediğim toplumun ve yargıçların bilincinde eski yasalar ve eski kavramlar yaşamayı sürdürürler. Bizde bunun en çarpıcı örneklerinden biri yüz kızartıcı suç kavramıdır. İlk kez 1858 Fransız Ceza Yasasından alınan Yasa ile geçti hukukumuza. İtalyan sisteminde yoktu. Ama yaşamayı sürdürdü. Onca uyarıya karşın yasa koyucu bunu bırakmadı. Daha doğrusu bu yanlış kavram bizim yakamızı bırakmadı. Fransızlar bile ondan vazgeçtiler. Ancak 2004 tarihindeki yasa koyucusu basın Yasasında bile onu kullandı. Bu bir kara güldürüdür, ama gerçek.

Ne demek yüz kızartıcı suç?

Belli değil. Bazı yasalarda yazardı, hırsızlık, dolandırıcılık vb diye... Yargıtay bunların yanındaki benzetme edatı olan "gibi" sözcüğünü yok sayarak bunlarla sınırlayalım dedi. Zaten bugünün dünyasında yüz kızartıcı suç kavram yoktur. Olamaz da. Çünkü, ceza hukukunun insancılık ilkesine aykırı. Biz bir türlü bırakamadık. 2004 tarihinde bile.

Yeni Yasa'nın hiç mi iyi yönü yok peki?

-Elbette var. Örneğin, tüzel kişilerin sorumluluğu gibi. Ancak yasa yapmada hüner, iyilikleri kötülüklerine üstün sistemi gerçekleştirmektir. Bu amaca ulaşamamış. Ulaşmak şöyle dursun, tersini gerçekleştirmiş. Herkes biraz alçakgönüllü ve yeni bir yasanın yapılması konusunda önyargısız birleşmeli. Elbette bu olmalı yasa iyi niyetle hazırlanmış, ama en azından kaleme alınışı bile özensiz. Temel kavramlarda savruk. Terim birliğinde tutarsız. Daha birçok olumsuzlukları bünyesinde taşıyor.Çünkü erken doğmuş bir yasa. Doğal gebeliğini bile yaşayamamış yaratıklara benziyor. Ucube. Büyük sıkıntılar yaşatacak. Diyorum ki, lütfen erteleyin. Ceza hukukunda kargaşa yaşatmayın. Bütün iyi niyetimle kuramcı ve uygulamacı birikimimi ortaya koyarak söylüyorum bunu.[2]

Vural Savaş: 28 Şubatı hareketinin başında Demirel vardı !

Şimdi Basın yasasına karşı çıkan Demirel, 28 Şubatın baş figuranıydı. Malum patron, Pentagondu.

Vural Savaş, 28 Şubat sürecinin en önemli aktörlerinden biriydi. O dönemde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı görevini yürütüyordu. Refah ile Fazilet Partisi hakkında açtığı kapatma davalarındaki sert üslubuyla dikkat çekti. (Daha sonra: Erbakan'ı takdir ettiğini, ama çoğu AKP'ye kayan ucuz kahramanlar ve özellikle hala içeride kalan Şevket Kazan'ın kasıtlı terslikleri yüzünden kapatma davası açtığını defalarca söyledi.) İlk defa onun döneminde bir parti hakkında hazırlanan iddianamede "kan emici vampirler, bünyeyi saran habis ur" suçlamaları yer aldı. Daha sonra verdiği mücadeleyi "Militan Demokrasi" adıyla kitaplaştırdı. O dönemde üstlendiği misyonu Zaman'a anlatan Vural Savaş'a göre 28 Şubat ‘sivil bir başarı  ise Aslan payını ise 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e veriyor. Demirel'in kendisini özellikle göreve getirdiğini belirten eski Başsavcı Savaş, şöyle devam ediyor: "28 Şubat, Süleyman Demirel başkanlığındaki silahsız kuvvetlerin bir marifetidir. Demirel mevcut iktidardan rahatsız oluyordu. Onun için beni başsavcı yaptı. Yakın çevresinden gelen şikayetlere karşı beni kastederek, 'Merak etmeyin; öyle bir başsavcı atadım ki ülkedeki sorunları hukuk yoluyla halledecektir.' diyordu."

Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş, Cumhurbaşkanı Demirel'in Refah Partisi'ne ilk uyarısını 4 Şubat'ta bir mektupla yaptığını belirtiyor. Dönemin başbakanı Necmettin Erbakan'a gönderilen bu mektubu "ilk sinyal" olarak değerlendiriyor. Eski başsavcı, mektuptaki uyarıların 28 Şubat'taki Milli Güvenlik Kurulu'nda  'pompalı tüfek' maddesi eklenerek MGK kararları haline getirildiğinin altını çiziyor.

Askerin,Demirel'in söz konusu işaretiyle harekete  geçtiğini öne süren Vural Savaş, Refah Partisi hakkında  açtığı kapatma davası konusunda da Demirel'den destek görmüş: "Refah Partisi'nin kapatılması için açtığım dava öncesinde Demirel'e danışmak istedim, sonra düşüncemden vazgeçtim. Davayı açtıktan sonra Cumhurbaşkanlığı Köşkü'ndeki hiçbir törene gitmedim. Demirel'in iktidardaki partiye açtığım dava nedeniyle bana kızacağını zannettim.  Dava hakkında olumlu düşünceleri olduğunu öğrenince yanına gittim. Tokalaştık; ama dava hakkında hiç konuşmadık. Sonra bir  televizyon programında Demirel'İn tarihi bir görev yaptığımı, bu davanın açılmasının zaruret olduğunu söyleyince mutlu oldum.!

Meral Akşener: 28 Şubat kargaşasıyla Milletin 60 milyar doları çalındı!

Refahyol hükümetinde içişleri bakanı olan Meral Akşener, 28 Şubat hareketinin gözlerden kaçan farklı bir yönüne dikkat çekiyor. Söz konusu dönemin şimdiye kadar hep siyasi yönünün konuşulduğunu belirten Akşener, ekonomiye etkilerinin ise gözden kaçırıldığının altını çiziyor. Suni olarak oluşturulan puslu havada onlarca bankanın içinin boşaltıldığını hatırlatan Akşener, "28 Şubat sürecinde ekonomi ağır yara aldı. Bu süreçte milletin 60 milyar dolan çalındı." tespitini yapıyor. Darbe ve muhtıra tanımlamalarına karşı çıkan İçişleri eski Bakanı Akşener, bu dönem için "psikolojik atmosfer" tabirinin kullanılmasını daha doğru buluyor. Yapılanları haklı görmenin mümkün olmadığını belirten Akşener, yanlış politikaların faturasını bütün milletin ödediğini vurguluyor. 28 Şubatçıların çoğunun o gün söylediklerinden geri döndüğünü savunan Akşener, o dönemde tehdit alıp almadığı sorusuna şu cevabı veriyor: "Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantılarında tehdit almadım. Ancak, isim vermeden arkamdan konuşmalar olmuş. Yağlı kazığa oturtma hikayeleri ve tehditler. Onların da cevabını verdim."

Dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan ise Türkiye'nin 28 Şubat'ı çok geride bıraktığını düşünüyor. Hareketi gerçekleştirenlerin sonradan pişman olduklarını ileri süren Kazan, şunları kaydediyor: "Şu anda siyasette, ekonomide ve toplumun çeşitli kesimlerinde dönem dönem rastlanan bütün sıkıntıların sebebi bu süreci başlatanlardır. Bunu anladılar, o yüzden pişmanlar. 28 Şubat tamamen başarısız oldu. O dönemki koalisyon hükümetini eleştirenler şimdi bize hak veriyor.[3]

Yeni TCK, fesatçıları aklayacak..

AKP Hükümetinin çıkardığı Yeni Ceza Yasası ile Anayasa Mahkemesi'nden kamu ihalelerine fesat karıştırmaktan yargılanan eski Başbakan Mesut Yılmaz, eski bakanlar Hüsamettin Özkan, Koray Aydın, Güneş Taner gibi siyasiler ve bürokratlar affediliyor. Yeni Ceza Yasası'nda satır aralarına sıkıştırılmış çok önemli bir noktaya dikkat çektildi.

Yeni yasa ile AKP Hükümeti, kamu kurum ve kuruluşları adına yapılan 'yapım ihaleleri'ne fesat karıştırmaktan dolayı Anayasa Mahkemesi'nde yargılanan bütün siyasiler ve bürokratların af edeceğini ve aklayacağı öğrenildi.

Bu yasa ile kamu ihalelerinin artık başvuru yapanlar arasından istediği kişiye veya firmaya verileceğine de dikkat çekerek, "Bu madde ile kamu ihalelerinde rekabeti engelleyen ve istediği firmaya iş ihale eden tüm suçlu ve zanlılar beraat etmiş, yani aklanmış olacaktır. Örneğin bir Başbakan'ın Türkbank ihalesindeki fiili yeni TCK ile suç olmaktan çıkartılmıştır" denildi.

TCK'da değişiklik için verilen önergelerin kabul edilip Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasına ve Resmi Gazete'de yayımlanmasına kadar geçen süre içerisinde bugüne kadar yapım işlerine fesat karıştıran veya fesat karıştırmakla itham edilen tüm suçlu ve mahkumların da beraat etmiş olacağını bildirdi.

Yeni Türk Ceza Yasası ile ilgili dikkatlerden kaçan çok önemli bir konuyu gündeme getirdi. Bu yasa ile AKP'nin 'Aklama' düğmesine bastığını söyleyen Gündoğan, eski Ceza Yasası'nda "ihaleye fesat karıştırma" ve "yapım işlerine fesat karıştırma" suçlarının tarif edildiğini anımsattı. Yeni Ceza Yasası'nın 235. maddesinde ise "ihaleye fesat karıştırma" suçunun sadece "Kamu kurum ve kuruluşları adına yapılan mal ve hizmet alım ve satımlarına ya da kiralamalarına ilişkin ihalelere fesat karıştırma" ile sınırlı tutulduğunu vurgulayan yetkililer "Yapım işleri ihaleleri"nin yeni Ceza Yasası'nda yer almadığına işaret etti.

Tüm siyasi ve bürokratlara af

Yeni çıkartılan yasayla suç tarifi değiştirildiğinde ve eski yasanın suç saydığı "yapım işlerine fesat karıştırma" fiilinin suç olmaktan çıktığını vurgulayan Gündoğan, "1 Nisan 2005 öncesinde yapım işlerine fesat karıştırma suçu işlemiş olup ceza alanlar veya bu suçtan yargılananlar beraat etmiş olacaklardır. Çünkü yeni TCY'nin 7. maddesinin 2. bendinde "suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan yasa ile sonradan yürürlüğe giren yasaların hükümleri farklı ise failin lehine olan yasa uygulanır ve infaz olunur" hükmü getirilmiştir. Böylece halen Anayasa Mahkemesi'nde yargılanan bütün siyasiler başta olmak üzere bugüne kadar 'yapım işlerine fesat karıştıran' tüm siyasiler ve bürokratlar üstü örtülü bir şekilde af edilmişler yani aklanmış olacaklardır" diye konuştu.

İhaleye fesat karıştırma suçunun tarifinin de daraltıldığı söylendi, "teklifi değerlendirmeye alınmaması gereken isteklinin teklifini değerlendirmeye almak" veya "teklifi değerlendirilmesi gereken isteklinin teklifini değerlendirmeye almamak"ın suç tarifi içine konulmadığını belirtti. Soruşturma raporlarına da sıkça konu edilen ihaleye fesat suçlarının bu yönde olduğunu , bu yolla kamu ihalelerinde rekabeti engelleyen ve istediği firmaya iş ihale eden tüm suçlu ve zanlıların beraat edeceğini, yani aklanacağı ifade edildi. "Görüldüğü gibi Sayın Başbakan da düğmeye basıyor, ancak bilmediği için yanlış düğmeye basıyor ve milletin hakkının savunucusu olacağına, milletin hakkına tecavüz edenleri beraat ettirmiş, aklamış oluyor" denildi.

Ha Hızlı Tren Ha Türk Ceza Kanunu

Hızlı tren aceleye getirildi, tren faciası oldu. Masum insanlarımız vefat etti. Alelâcele çıkarılan Türk Ceza Kanunu ise hızlı trenden farksız. Kanun bereket ki önce gazetecilere çarptı. Ciddi bir zayiat olmadan ertelendi.

Biz bu ertelemeyi önce Cemil Çiçek beyin 1 Nisan şakası sandık. TBMM bu şakayı ciddileştirdi, kanunun yürürlüğünü 1 Haziran'a kadar uzattı.

Başka bir deyimle, Sayın AdaletBakanı Cemil Çiçek'in çiçekleri çok erken açtı, arkasından bir soğuk medya rüzgârı esti, çiçekler döküldü.

Şaka bir tarafa, ciddi hukukçularımıza göre, Ceza kanunu gerçekten millet için, sinesinde çeşitli saatli bombalar taşıyor. Yani hatalı hükümler sadece basın mensuplarını çarpmayacak. İki ay sonra kanun tümüyle yürürlüğe girdikten sonra, üzerinde uygulanan bütün vatandaşları bir nevi iğneli fıçıya sokmuş olacak, herkes bir nevi hiç bitmeyen yargısız infazlar süreci içine girecek.

Çünkü alelacele, hazırlıksız ve ham olarak çıkarılmış olan bu kanun baştan aşağı revizyona muhtaç. Bu revizyon çok uzun süreceği için, gerek uygulayacak hakimlerimiz, savcılarımız, zabıta mensuplarımız ve gerekse avukatlarımız, adeta kök sökecekler. Üzerinde uygulanan insanlarımız ise tıpkı narkozsuz ameliyata tabi tutulan hastalar gibi feryad edecekler.

Niçin böyle konuşuyorum? Çünkü bilindiği gibi eski ceza kanunu İtalya'dan alınmıştı, İtalyan sistemine göre düzenlenmişti. Yeni çıkartılan kanun ise Alman sisteminden alınmadır. Bu köklü sistem değişikliğine bizim şartlarımızın intibak etmesi ise, öyle Cemil Çiçek Bey'in düşündüğü gibi bir, iki ayda veya bir iki senede mümkün olmayacak. Zira İtalyan sistemine intibak etmemiz enaz 70 sene kadar sürmüştü.

Mesela yeni Ceza Kanunu hazırlanırken kendilerinden mütalaası sorulan üniversite mensupları şu şikâyette bulunuyorlar. Bize inceleyip görüşümüzü bildirmemiz için, bir metin gönderildi. Ama sadece 10 günlük süre tanındı. Tabi ki bu 10 günlük sürede böylesine çok yönlü ve çok kapsamlı bir kanunun ciddi şekilde incelenmesi için bu süre yeterli değildi.

Yani söylediğimiz gibi iş tamamen aceleye getirilmiştir. Kanun hazırlığı olgunlaşmadan konular etraflıca incelenip tartışılmadan, Avrupa Birliği, bizden çok hızlı reformlar istiyor telaşesi ile, adet yerini bulsun kabilinden bu kanun, yine aynı acelecilikle, Meclisimizden yeterince müzakare edilmeden geçirilmiştir.

Bu metodla hiçbir iş başarılamaz. Yazıktır, günahtır, milletimizin ve devletimizin işleri bu kadar yüzeysel, bu kadar sömettedarik halledilemezse bu kadar hafife alınamaz.

Neymiş AB bunu emretmiş. Biz asla AB'nin kulu, kölesi değiliz. Bizden acele kanun istendi diye milletimizin ve devletimizin işlerini böylesine zora sokmanın, yokuşa sürmenin alemi yok. Allah'a şükür biz anlı şanlı bir milletin ahfadıyız. Onlardan belki de bin misli üstün bir devlet tecrübesine sahibiz. Hatta bilindiği gibi İngiltere'nin yargı sistemi bile bizden alınma. AB'ye girdikleri halde sistemlerini değiştirmediler. Hızlı trenin, hazırlıksız olarak sefere konulması, nasıl bir ulaşım faciası ise, Türk Ceza Yasası'nın aynı acelecilikle yürürlüğe konulması da bir hukuk faciasıdır. Ve bu facianın acıları zamana yayılarak uzun süre devam edecektir.[4] Yeri gelmişken soralım: Yeni TCK'yı 2 ay erteleyen AKP bu erteleme ile Erbakan'ı zora sokmuyor mu ?

Türk Ceza Kanunu ile birlikte Ceza İnfaz Yasası'nın da ertelenmesi, kapatılan Refah Partisi'nin Genel Başkanı Necmettin Erbakan'ı zora soktu. Kayıp Trilyon davasında aldığı 2 yıl 4 aylık hapis cezası sağlık raporuyla  iki kez ertelenen Erbakan, 1 Nisan'da yürürlüğe girecek düzenleme sayesinde cezasını evde çekmeyi planlıyordu. Ancak tehir kararı durumu değiştirdi. Erbakan'ın, cezasının infazını erteletebilmek için 15 Nisan'a kadar sağlık raporu alması gerekiyor. Aksi halde, eski başbakanın cezaevine girmesi gündeme gelecek.

Ve bir soru daha: AKP'li Başbakan'ın bakanlarının ve bürokratların birbirinden haberi varmış.

Yeni TCK'nın yürürlüğe girmesinin ileri bir tarihe ertelenmesi ile ilgili gelişmeler hepimize bir kez daha gösterdi ki AKP kurmayları arasında bir birlik ve beraberlik yok!

Gazeteler ve televizyonlar yeni TCK'nın daha ileri bir tarihte yürürlüğe gireceği yolunda haberler verirken, Adalet Bakanı Cemil Çiçek bir televizyon kanalının canlı yayınında hem ertelemeye karşı olduğunu hem de ertelemenin söz konusu olmadığını söylüyordu.

Bu konudaki haberlerin ise yasanın tamamı ile ilgili olmadığı yolunda açıklamalar yapıyordu.

Adalet Bakanı Cemil Çiçek NTV'nin canlı yayınında ertelemenin söz konusu olmadığını(!) açıklarken ekranın yanında beliren "Son dakika" anonsunda AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın yeni TCK'nın yürürlüğe girmesinin erteleneceğini açıkladığı duyuruluyordu.

Dışişleri Bakanı Gül ise ertelemenin "teknik sorun"lardan kaynaklandığını ifade ile olayı başka boyutlara taşıyordu.




[1] Ebubekir Gülüm -28 MART 2005 - MİLLİ GAZETE

[2] Sabah - 15 Mart 2005

[3] 28 Şubat 2005 - ZAMAN

[4] Süleyman Arif Emre - 2 Nisan 2005 - Milli Gazete


Bu yazarin diger makaleleri

Sancılı Referandum Sonuçları Ve DERİN KUŞKULARIN KİRLİ KAYNAKLARI
Türkiye Akdeniz’den ve Karadeniz’den kuşatılmaktaydı! Kore Yarımadası'nda gerginlik devam ederken, Güney...
Devami
BU ŞAHISLARI ARTIK TANIYIN!
Daha önce Siyonist Yahudi güdümlü ABD ve AB’nin Türkiye’yi parçalama...
Devami
İlginç “Ay Tutulması” ve Yöneticilerimizin AKIL TUTULMASI VE HİDAYET KARARMASI
Ülkemizin geleceği, devletimizin dirlik ve düzeni ve milletimizin güvenliği kaygısıyla;...
Devami
SURİYE’DEN SONRA BÖLÜNME SIRASI TÜRKİYE’DEYDİ!
  Zaman yazarı İhsan Dağı ölümü gösterip sıtmaya razı etmek cinsinden...
Devami
TESEV'İN TESBİTİYLE: TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİNİN TARİHÇESİ
  Tesev'in Önsözü             "Kitabın yazarı Gencer Özcan'ın Giriş bölümünde...
Devami
ERDOĞAN’IN KUŞKULARI VE BARIŞ KORİDORU PALAVRALARI
  ERDOĞAN’IN KUŞKULARI VE BARIŞ KORİDORU PALAVRALARI          “Fırat’ın Doğusu Türkiye için en ciddi...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4663

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR