Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün528
mod_vvisit_counterDün9526
mod_vvisit_counterBu Hafta19931
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay10054
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16784409

IP'niz: 34.237.138.69
Bugün: 02 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12194007

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

STRATEJİK KÖLELİK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

ABD yönetimine yakınlığı ve muhafazakârlığı ile tanınan Heritage Foundation'ın 1983 yılında dış politika analisti James A. Philips'e hazırlattığı ‘koruyucu İslam kuşağı' adlı raporda aralarında Türkiye'nin de bulunduğu müslüman ülkeler topluluğunun Sovyetleri bir duvar gibi kuşatması öneriliyordu. 1979 yılında İran İslam devriminin fiilen son verdiği CENTO'nun dağılması, Afganistan'ın Sovyetler tarafından işgali ile birlikte, ABD açısından bölgede ciddi bir kriz olarak algılanıyordu!..

 

Komünizme karşı kalkan oluşturma

Heritage raporundan önce de Ortadoğu'da ‘İslam kartının' kullanılması doğrultusunda yaklaşımlar mevcuttu. Başkan Carter'in Ulusal Güvenlik İşleri danışmanı Zbigniew Brezinski, 1977 yılından beri ‘İslam'ın komünizme karşı bir kalkan' olarak kullanılmasını savunuyordu. Ayrıca 1979 aralık ayında Şah'a direniş hızlandığında ABD Ulusal Güvenlik Konseyi, Sovyetler'de İslam nüfusun yoğun olduğu Cumhuriyetlere yönelik radyo yayınlarının arttırılmasına karar verdi. Bu karara müteakip, Carter yönetimi 1980 yılı bütçesi ile ilgili olarak Senato Dış İlişkiler Komitesi'ne verdiği raporda Ulusal Güvenlik İşleri danışmanı Brezinski'nin ‘yükselen siyasi güç olmaya başlaması nedeniyle dünya çapında İslam fundamantalizmi konusunda araştırma yapılması işini yönettiğini' bildiriyordu. Brezinski'nin üzerinde araştırma yaptığı ‘kanun dairesinde İslam' yani Türkiye, Suudi Arabistan, Kuveyt, Pakistan'daki; Amerikan aleyhtarı olmayan, sistemin kontrolü altındaki İslam'dı. İşte Sovyetler'i kuşatmaya yönelik bu ‘kanun dairesindeki İslam' ekseni ‘koruyucu kuşak' formülasyonu ve Brezinski etiketli bir strateji olarak ABD tarafından uygulamaya konuldu. Brezinski bölgede Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye'yi kapsayacak bir politik işbirliği yapısını güvence altına alacak ‘Middle East Organization' (METO) adını verdiği bir de örgütlenme öneriyordu. Brezinski'nin ‘koruyucu İslam kuşağı stratejisi', ‘dost ülkelerde İslam'ı kontrol etmek ve kullanmak düşman ülkelerde ise kışkırtmak' ve karıştırmak prensibine dayalıydı.

Carter yönetiminde alt yapısı hazırlanan bu strateji, Reagan döneminde de geçerliliğini korumaya devam etti. Wohlstetter doktrini olarak bilinen ve ABD Dış İşleri Bakanı Haig ve Bakan yardımcısı Burt tarafından Reagan yönetiminin benimsediği açıklanan strateji ‘koruyucu İslam kuşağı'nı içerik olarak daha da geliştirdi. Bu doktrine göre; Sovyetler'in Ortadoğu'da etkisinin kırılması için Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan'dan oluşan İslam kuşağının birbirleriyle, Körfez Ülkeleri ve Çin'le ilişkileri teşvik edilmelidir. Hakiki İslamiyet'in yükselişi Batı çıkarları için "tehdit ve tehlike" görülmekteydi. O nedenle İslami hareketler müttefik ülkelerde denetlenirken, düşman ülkelerde kışkırtılmalıydı.. Özellikle Türkiye'nin, Körfez'e ABD çıkarlarını destekleyecek tarzda müdahale kapasitesi arttırılmalıydı. ABD emperyalizmi ‘İslam koruyucu kuşağı' temelinde Sovyetler'in güneyini Çin'den Türkiye'ye kadar kuşatırken asıl hedefi Körfez'de bulunan ve dünya petrol kaynaklarının yüzde 65'ni oluşturan muazzam rezervleri denetimi altına almaktı. Aslında Sovyetlerin Körfez'e yönelik askeri bir harekata girişmesinin mümkün olmadığının ABD kurmayları da farkındaydı..

Yeşil kuşağın (Türk-İslam Coğrafyasının) askeri üslerini Amerikan'ın emrine sokma:

Ancak yaratılan tehdit senaryolarıyla Batı'nın petrol ikmalini kesebilecek bir Sovyet saldırısına karşı ABD askeri gücünün bölgede kalıcı üsler edinmesi meşru hale getiriliyordu. Bu bağlamda 12 Eylül darbesi sonrasında Türkiye'nin Çin, Pakistan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Tunus ve Kuveyt ile ilişkileri ‘aniden' oldukça sıcak bir biçimde gelişti. NATO eski Müttefik Kuvvetleri Başkomutanı ve Reagan dönemi Dışişleri Bakanı Alexander Haig 1985 yılında ‘Washington Basın Klubü'nde yaptığı açıklamada; bu ilişkilerin geliştirilmesinin ‘Amerika'nın teşviki' sayesinde gerçekleştiğini belirtti. Haig'in açıklamaları aynı zamanda ‘koruyucu İslam kuşağı'nın İsrail'in varlığını güvence altına alan yönüne de ışık tutmaktadır. Haig bu konuda şunları vurguluyordu:

"Bence Ortadoğu ve Güneybatı Asya bir bütündür. Bugün böyle söylüyorum, bakanlığım döneminde de böyle düşünüyordum. O yıllarda Ortadoğu'da bir ortak amaç motivasyonunu şiddetle ön plana çıkarmak ihtiyacı beliriyordu. Arap, Türk, Yahudi olduklarını bir tarafa bırakıp, bölgede ülkelerarası stratejik anlayış birliği yaratılması gerekiyordu. Bu stratejik anlayış birliği bizim için öylesine önem taşıyordu ki bakanlığım yıllarında özellikle Pakistan ile Türkiye arasında dayanışma oluşturmak için yoğun çaba göstermiştim." Haig'in "Amerika'nın bundan menfaati ne olacaktı?" sorusuna cevabı ise: "Bu ülkelerin kendi aralarında ortak çıkarlar bulmaları bile, yeterince Amerika'nın menfaatineydi!" biçiminde oluyordu. Haig "Stratejik anlayış birliğinin benim kafamdaki coğrafyası da Çin'den, Pakistan, Mısır, Türkiye ve İsrail'e kadar uzanıyordu" diyerek önemli bir olguya işaret ediyordu.

‘Koruyucu İslam kuşağı' bir yanıyla Ortadoğu'da emperyalizmin çıkarlarıyla uyumlu işbirlikçi Arap rejimlerini güvence altına alırken, diğer yandan İsrail'in stratejik varlığı güçlendiriyordu. 12 Eylül generallerinin kozmetik bir uygulama ile İsrail'le siyasi ilişkilerini düşük profilli, bir temsil esasına bağlamasının, Suudi monarşisinin kendisini Siyonizm karşıtı göstermesinde olduğu kadar değeri vardır. (Bizce bu iddialar bir yanılgıdır ve hatta bir ön yargıdan kaynaklanmaktadır. Çünkü 12 Eylül harekatı, sözde Konya'da yapılan ve İsrail'i kınayan büyük MSP mitingine gerekçe göstermişken, İsrail'le ilişkileri en alt seviyeye indirmesi ve milli şuurun yeşerip yerleşmesine yarayacak adımlar atıvermesi sonucu geç fark edip, Kenan Paşa ve Ekibine saldırmaya başlanmıştır. O.E) İsrail'in Ortadoğu'da finansal, askeri, teknolojik varlık koşullarını yaratan ABD emperyalizminin en büyük işbirlikçisi Suudi monarşisi ‘koruyucu İslam kuşağı' stratejisi ile Siyonist sömürgeciliğin dayanaklarını sağlamlaştırmada önemli bir rol oynadı.

12 Eylül darbesi ve Dengeleri zorlama dönemi

Türkiye'de ise 12 Eylül dönemi ideolojik-politik omurgasını oluşturan görünürdeki Türk-İslam sentezi kadroları, söylemde antisiyonist geçinirken, aslında her türlü milli hareket ve fikre düşmanlık temelinde Siyonist devletin askeri politik güvencesini pekiştiren ‘koruyucu İslam kuşağı'nın en büyük destekçileriydi. 12 Eylül faşizmi ‘ılımlı İslam kuşağı' stratejisinin bağlamı içerisinde değerlendirildiğinde anlam kazanır. Takkeli komprador kapitalizmin bu ‘hacı'lar diktatörlüğü, serbest pazar tek tanrıcılığının neoliberal uygulamalarına ilahi bir çerçeve kazandırırken, cüretini ABD emperyalizmine dayandırdı. ABD emperyalizminin küresel egemenlik stratejisinde politik iktidarın ‘ılımlı' İslamcılarda olması bir sakınca oluşturmazdı. Küresel neolibaral kapitalizm ile ‘ılımlı' olarak etiketlenen İslami akımlar birbirini tamamlayıcı unsurlara sahiptir. Postmodern söylemlerle popüler hale getirilen Amerikan "hoşgörü" ideolojisinin kimlik vurguları: vicdan, direniş, insani duyarlılık gibi değerlerden İslam'ı arındırırken, sermaye egemenliği stratejisine kilitlenmiş bireysel bir duruşun ibadetçi ikiyüzlülüğü ‘ılımlı' olma etiketiyle dayatılmaktadır. İslam, hayata yön veren gerçek kimliğinden uzaklaştırılıp, mistik ve fantastik hayali bir dünyaya transfer edilmiş vahşet derecesinde kutuplaşmış bir kapitalist genişlemenin doğal sonucu olan küresel bir ırk ayrımcılığı sisteminin onaylayıcısı haline getirilmeye çalışmıştı. ( Ama Erbakan Hoca'nın dehası ve manevrası ile, 12 Eylül'de istismar edilmeye çalışan İslam ruhu ve Kuvay-ı Milliye şuuru, sonunda kârlı çıkmış ve Refah'ın 1. Parti olmasına bir nevi zemin hazırlamıştı. O.E)

Daha Düne kadar Afganistan'da ABD'nin ‘koruyucu İslam kuşağı' stratejisinin kiralık katilleri olarak çalışan; Suudi Arabistan, Pakistan, Britanya destekli ‘özgürlük savaşçıları' şimdi maalesef Müslüman halkları ve özellikle ağabey ve şeyh takımını kompradorlaştırma dalgası ile kuşatan emperyalizme; yeni saldırı senaryolarının karanlık gerekçelerini hazırlamaktadır. Bu arada İsrail'in Afganistan sözde ‘özgürlük savaşçıları'na ve Taliban oluşumuna yoğun desteğine ilişkin kirli sırların üzeri kapatılmaktadır. Siyasal İslam'ın: Hamas, Hizbullah, İslami Cihat ve Irak'takiler dışında yabancı askeri işgale karşı savaşan örnekler çıkaramadığı nedeni iyi araştırılmalıdır. Şimdilerde yeni bir oluşum gibi sunulan ‘Büyük Ortadoğu Projesi'nin kökleri ABD'nin NATO'yu da devreye sokarak Avrasya'da küresel egemenlik kurma niyetinden kaynaklanır. Avrasya'da ‘istikrarsızlık' potansiyellerinin askeri denetimi adına büyük bir üsler kuşağı oluşturan ABD emperyalizmi, Türkiye başta olmak üzere, Amerikancı İslamcıların desteklediği müdahalelerle Yugoslavya'yı parçaladı ve Bosna'da küresel sömürgeciliğin yeni bir örneğini yarattı. Çok taraflı uluslararası bir sömürge statüsü verilen Bosna, diğer müslüman ülkeler için model olarak hazırlandı.

BOP'a hazırlık ve soysuzlaştırma:

ABD ‘Büyük Ortadoğu Projesi'nden çok önce geleceğin askeri denetim ağını oluşturmak için, Balkanlar'dan başlayıp, Ortadoğu ve Kafkasları kapsayıp, Orta Asya'yı da içerecek bir Siyonist sömürüye bağımlı ve ılımlı Müslüman devletler zinciri kurma planını uygulamaya başlamıştır. Bosna ve Kosava bu zincirin Balkanlardaki halklarıdır. Irak'ta, kalıcı ABD üsleri yapılmıştır. Kafkasya ve Orta Asya'da Amerikan askeri varlığı önemli boyutlardadır. İsrail, Türkiye, Mısır, Ürdün ekseni ise; sadece kamuoyunu yatıştırmaya yönelik ve göstermelik İsrail ‘terörü' kınamaları dışında güdümlü iktidarlar ve NATO gözlüklü sivil ve asker bürokratlar tamamen ABD taşeronluğu yapmakta ve Bush-Şaron yönetimlerinin değiştirilmesi temelinde daha rahat geliştirilecek programlar ise şimdilik askıya alınmaktadır.  NATO'nun Ortadoğu'da kazanacağı işlevler ve ABD'nin Avrasya zemininde değerlendirilirse, gerçek yüzü ortaya çıkacaktır. Irak'ta İslam'ın kutsal mabetlerine yakın insanlara ABD'li generallerin emirleriyle, tüm beşeri varlıklarını ve onurlarını yok etmek için kadın-erkek tecavüz edilip, böylece Müslümanlık açısından bir moral yıkım anlamına gelen ve daha önce Haçlı Orduları tarafından uygulanan Lut'laştırma dayatılırken, emperyalizmin şahsi makam ve menfaat güvencesi, bugün Türkiye'nin mutedil İslamcıları başta olmak üzere tüm İslam dünyasında paylaşılan ve arkasına sığınılan "Barış ve hoşgörü" safsatası olmaktadır.[1]

Tarihin değil, adalet ve asaletin sonu!

Her şey ne güzel gidiyordu. Dizleri üzerine çökmüş Sırbistan, bir avuç dolar için Miloseviç'i Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'ne satmıştı. NATO, güçsüz Rusya'ya karşı, doğuya doğru genişliyordu. Saddam Hüseyin, can sıkıntısından bile bombalanabiliyordu. UKO işgalindeki Makedonya, onu silahlandıranların sunduğu sözde silahsızlanmayı kabul etmeye mecbur kalıyordu!.. Filistin sıkı denetim altındaydı, Filistinli liderler ise akıllı bombalar tarafından yok ediliyordu. Birkaç yıldır, hisse senedi sahipleri rekor kârlar yapıyordu ve destek veriyordu. Siyasi sol solmuş, İslami hareketler "layt" olmuş, tüm partiler neoliberalizm ve sözde "insani" müdahaleciliğin ardında toplanıyordu ve destek veriyordu. Kısacası, bazı yorumcuların deyimiyle, bölgemiz huzur içinde yaşayıp gidiyordu!?..

Felaketi önleyemediler!

Sonra birden şok, şaşkınlık ve dehşet: Tüm zamanların en büyük gücü, tek gerçek evrensel imparatorluk sanılan ABD, 12 Eylül'de tam kalbinden, zenginlik ve iktidarının merkezinden vuruldu. Eşsiz bir elektronik casusluk ağı, benzersiz güvenlik önlemleri, afallatıcı bir askeri bütçe, hiçbiri felaketi önlemeye yetmiyordu!..

Eski ABD Dışişleri Bakanı Siyonist Bayan Madeleine Albright, ölen yarım milyon Iraklı çocuğun, ambargoya değip değmediği sorulduğunda, "Bu çok zor bir tercih, ama sanırım değer" yanıtını veriyordu. Oysa masumların katledilmesi asla kabul edilemez bir durumdu. Ama bu demek değil ki, saldırının altında yatan nedenleri anlamaya çalışmayacağız, bu kendimizi aldatmak olurdu...

Amerikan politikası

Amerikalı savaş karşıtı A.J. Muste, her savaşın kaybedenden çok kazanan tarafın başına sorun olduğunu söylüyordu. Çünkü Zaferi kazanan, şiddetin işe yaradığını öğreniyordu ve daha da azgınlaşıyordu. Savaş sonrası tarihin tümü, bu gözlemin doğruluğunu gösteriyordu. ABD'de, ülkeyi tehdit eden hiçbir doğrudan tehlike yokken, Savaş Bakanlığı'nın adı Savunma Bakanlığı'na çevrildi ve hükümetler, birbiri ardına ve komünizmi bastırmak adına, askeri müdahale ve siyasi istikrarsızlaştırma kampanyalarını yürürlüğe koydu. Bugüne döndüğümüzde, batı ve özellikle Amerikan politikasıyla ilgili birkaç soruna göz atmamız gerekiyor:

•1.       Kyoto Protokolü: Amerika'nın bu protokole muhalefetinin temelinde bilimsel bir neden yoktu. Gerekçe, "ekonomi için kötü" olduğuydu. Günde 12 saat, kölelik ücretleriyle çalışan insanlar, bu tutuma nasıl bir tepki koyacak? Sorusu hesaba katılmıyordu!..

•2.       Durban Konferansı: Maalesef Batı, kölelik ve sömürgecilik nedeniyle tazminat ödeme fikrini bile kabul etmiyordu. Oysa İsrail devletinin, anti-semitik zulüm nedeniyle kurulup kazandığı bir tür tazminat olduğu niye saklanıyordu? Gerçi ne gariptir ki Avrupalılar tarafından işlenmiş suçların bedelini Yani katliamı Avrupalı Naziler işliyor, ama Filistinli sahipsizlerin vatanı ellerinden alınıyordu. Filistinliler ödüyordu. Böylesi bir tutumun, sömürgecilik kurbanları tarafından bir tür ırkçılık olarak değerlendirileceği niçin unutuluyordu.

•3.       Makedonya: Batı, Sırbistan'ı zayıflatmak için bu ülkeyi bağımsızlığa kışkırtıyordu ve onlar da daima, batının emirlerini yerine getiriyordu. Sonuçta, NATO tarafından silahlandırılan çetelerin, NATO denetimi altındaki topraklarından yöneltilen saldırılarına maruz bırakılıyordu. Acaba Slav-Ortodoks halklar bu konuda ne düşünüyor? Diye kimse hesaba katmıyordu!..

•4.       Afganistan: Usame Bin Laden'in, SSCB'yi istikrarsızlaştırmak için Afganistan'ı kullanan Amerikalılar tarafından eğitilip silahlandırıldığı çok çabuk unutuldu. Eski Başkan Carter'ın danışmanı Zbigniew Brezinski'nin "büyük satranç tahtası" olarak adlandırdığı bölgedeki oyunda kaç insan öldü? Asya, Orta Amerika, Balkanlar veya Ortadoğu'da, Siyonist ve emperyalist merkezler tarafından kullanılıp sonra kendi hallerine bırakılan kaç terörist var? Niye konuşulup tartışılmıyordu?

•5.       Irak: On yıl boyunca Irak halkı, yüzbinlerce ölüme yol açan bir ambargoya tabi tutuldu. Sebebi, Irak halkının malı olan petrol kuyularını geri almak olduğunu herkes biliyordu. Ama kışkırtılıp Kuveyt'e saldıran saddamın despotluğu bahane yapılıyordu. Bunu, 1967'den bu yana yasadışı işgalini sürdüren İsrail'e yönelik tutumla karşılaştıralım. Acaba batının "Her şeyin sorumlusu Saddam Hüseyin'dir" tutumu, Arap-İslam dünyasında bir anlam ifade ediyor mu?

İlginç bir tesadüf!

Ne tesadüf ki, 11 Eylül saldırıları, Salvador Allende'nin devrilmesi ve ilk neoliberal hükümet olan General Pinochet rejiminin iktidara gelmesinin yıldönümüne denk geldi. Bu aynı zamanda; Üçüncü Dünya'daki ulusal ve bağımsızlıkçı hareketlere karşı yürütülecek geniş bir kampanyanın başlangıcıydı; Ama o ülkeler daha sonra IMF buyruklarına boyun eğdiler.

İşte bu yüzden; Latin Amerika, Endonezya, İran, aşağılanmış Rusya, Çin ve İslam dünyasında, 11 Eylül trajedisinin, "timsah gözyaşları" dışında Amerika'ya acımaya ve bu bahaneyle başlattığı saldırıları haklı bulmaya yol açacağını sanmıyoruz.

Akıllı analizler! Yapmanın ve bir özeleştiride bulunmanın zamanı gelmiştir.

Elbette kızgın haykırışlar ve dayanışma mesajları olacaktır. "Sert yanıtlar" verildiğinde alkışlayanlar da çıkacaktır. (Acaba nereyi bombalayacaklar; Sudan'da bir ilaç fabrikasını mı, yoksa Arap sivilleri mi?). Çok sayıda entelektüel, enayi: bu saldırıları, karşı oldukları kişiye bağlayan sözde akıllı analizler yapacak, sahte benzerlikler kuracaklardır. Saddam, Kaddafi, batılı savaş karşıtları, antiemperyalistler, Filistin Kurtuluş Hareketi, hatta Çin, Rusya ve Kuzey Kore'yi suçlayacaklardır. Böylesi bir barbarlığın Amerikalılara tamamen yabancı olduğunu söyleyenlerde bulunacaktır. Öyle ya, Ne de olsa biz, yüksek irtifadan bombalamayı veya ambargolarla yavaş yavaş öldürmeyi daha insani bulan bir anlayışa yatkınız!. Ama bunlardan hiçbiri asıl sorunu çözmeyecek ve huzuru sağlamayacaktır. İsyanın kendisine saldırmak işe yaramaz. Saldırılması gereken, isyanı yaratan acıdır!..

Bu saldırıların en az iki siyasi olumsuz sonucu olacaktır: Birincisi, zaten rahatsız edici ölçüde milliyetçi olan Amerikan halkı, dedikleri gibi "bayrağın etrafında toplanacak" ve devleti, ne kadar barbarca bir politika izlerse izlesin, destekleyip alkışlayacaktır.  Amerikalılar, gezegenin geri kalanının nasıl bir bedel ödediğine bakmadan "Amerikan yaşam tarzı"nı korumakta daha da kararlı davranacaktır. Seattle'dan bu yana oluşan zayıf muhalif hareketler, marjinalize edilecek, hatta suçlanacaklardır!

Öte yandan; ABD ve onun egemen olduğu dünya tarafından bozguna uğratılan, aşağılanan ve ezilen insanlar ve özellikle Müslümanlar, bu barbar imparatorluğu vurmak ve yıkmak için tek silahın terör olduğunu düşünmeye devam edecek ve düşmanlıkları artacaktır.

İşte tam da bu nedenle; küçük bir azınlığın yani Siyonist sermaye diktasının insanlığın çoğunluğu üzerinde kültürel, ekonomik ve askeri egemenliğine karşı, artık gerçek bir siyasi mücadele, her zamankinden daha gerekli, önemli ve anlamlıdır.[2]

 



[1] Suat Parlar

[2] Jean Bricmont


Bu yazarin diger makaleleri

Sn. Erdoğan Yalta’da Ne konuşmuşlardı? BOP’UN YOL HARİTASI VE FİLİM KIŞKIRTMALARI GÖLGESİNDE BALYOZ SONUÇLARI
 Yalta, Kırım’ın Karadeniz’e en uç noktasındaki bir liman kasabasıydı ve...
Devami
ARKADA KARANLIK PATRON, ARENADA KİRALIK PİYON
    "Kişisel" veya "dar çevresel" görünse de, bölgesel hatta küresel sonuçlar...
Devami
İSRAİL'DEN DOST, ABD'DEN MÜTTEFİK OLUR MU?
İslam dünyası ayağa kalkmalı İsrail'in Ha'aretz gazetesi, hükümetin, Mescid-i Aksa'daki, Faslılar...
Devami
TSK’YA SATAŞILMASI VE KANCIKLARIN ŞAPŞALLAŞMASI!
Varlık ve bağımsızlığımızın güçlü garantisi ve “…emsali görülmemiş bir galibiyetin...
Devami
PALAVRA POLİTİKALARININ PATİNAJA BAŞLAMASI
  PALAVRA POLİTİKALARININ PATİNAJA BAŞLAMASI          Doğu Akdeniz’de sismik araştırmalar yapan Oruç...
Devami
İSRAİL’İN TSK ENDİŞESİ VE YENİ BİR ZAFERİN AYAK SESLERİ
 Sabataizme Kemalizm kılıfı geçiren Darwinist ulusalcıların ve solcuların İmam Hatip...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4610

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR