ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4200
mod_vvisit_counterDün5105
mod_vvisit_counterBu Hafta41370
mod_vvisit_counterGeçen hafta43879
mod_vvisit_counterBu Ay155432
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17079572

IP'niz: 18.234.247.75
Bugün: 23 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12288224

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

KÜRDİSTAN'I KURMAK VE KORUMAK TÜRKİYE'YE Mİ DÜŞÜYOR?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Başbakanlık eski Müstaşarı Yaşar Yazıcıoğlu:

Türkiye CIA, MOSSAD ve NATO KISKACINDA!

Kırmızı Çizgi dergisinin Ocak ayı sayısında önemli açıklamalar yapan Yaşar Yazıcıoğlu, "Devletin güçleri böyle aptalca bir iş yapmaz. Eğer o kişi PKK'nın gizli temas ettiği kişi ise onu güzelce oradan alır çıkar. Bu provokasyon bir CIA provokasyonudur, bir MOSSAD provokasyonudur. Buradaki asıl mesele, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni halkın karşısına çıkararak bir halk çatışması oluşturmak ve bir iç savaşın başladığını yaymaktı" diyor.

 

Bir karış toprak alamazlar

İç savaş için çok uğraşıldığını, ancak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu senaryoların farkında olduğunu belirten Yazıcıoğlu, "İç savaş çıksaydı Birleşmiş Milletler, NATO hepsi Türkiye'ye müdahale edeceklerdi.

Ama kimse bunu başaramaz NATO da gelse, BM de gelse, MOSSAD da gelse Türkiye'den bir karış toprağı alamazlar" diyen Yaşar Yazıcıoğlu, sivil toplum kuruluşları ile yabancı bağlantılarından da örnekler veriyor...

"TESEV, Soros'tan para alıyor"

TÜRKİYE Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı'yla ilgili çarpıcı bir açıklamalar da yapan Yazıcıoğlu, "TESEV ve 11 sivil toplum örgütü, Soros Vakfı tarafından parasal olarak kiralanmışlardır. Bunların hedefi; Türkler'i ve Kürtleri ortadan kaldırmaktır. Türk kimliğini, Müslüman kimliğini ortadan kaldırmaktır. Bunun için de her türlü fırsatı değerlendiriyorlar. Türkiye Cumhuriyeti'ne, üniter yapıya, cumhuriyetimizin kazanımlarına saldırıyorlar" uyarısını yapıyor.

Türkiye'ye tuzak kurdular

Türkiye'de yaşanan son gelişmeleri değerlendiren Başbakanlık eski Müsteşarı Yaşar Yazıcıoğlu çarpıcı açıklamalarda bulunduruyor.

Şemdinli olayları

Güneydoğu'da Türk Silahlı Kuvvetleri'yle halkın karşı karşıya getirilmek istendiğinin altını çizen Yazıcıoğlu, çıkacak bir iç savaşta NATO ve BM'nin Türkiye'ye müdahale edeceğini söyledi. Şemdinli'de yaşanan olayların, Güneydoğu politikasının şimdiye kadar rayına oturtulamadığının göstergesi olduğunu belirten Yazıcıoğlu, "Görülüyor ki siyasetçi oy alma uğruna Güneydoğu sorununu malzeme olarak kullanmıştır. Bu da Türkiye'yi işte bu noktaya taşımıştır"

CIA -MOSSAD provokasyonu

Şemdinli olaylarının analizini yapan Yazıcıoğlu, "Devletin güçleri böyle aptalca bir iş yapmaz. Böyle aptalca bir iş yapmaya da gerek duymaz.

Eğer o kişi PKK'nın gizli temas ettiği kişi ise onu güzelce oradan alır çıkar. Bu provokasyon bir CIA provokasyonudur, bir MOSSAD provokasyonudur. Buradaki asıl mesele, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni halkın karşısına çıkararak bir halk çatışması oluşturmak ve bir iç savaşın başladığını yaymaktır. Buna çok uğraştılar. Türk Silahlı Kuvvetleri buna müdahale etmedi. İç savaş çıksaydı Birleşmiş Milletler (BM), NATO hepsi Türkiye'ye müdahale edeceklerdi. Ama kimse bunu başaramaz NATO da gelse, BM de gelse, MOSSAD da gelse Türkiye'den bir karış toprağı alamazlar"

"Tarih boyunca nerede Türk olduysa orada Kürt de olmuştur" diyen Yaşar Yazıcıoğlu, "Dünyada bir millet gösterebilir misiniz, bu özelliğe sahip olsun" diye konuştu. Yazıcıoğlu, Güneydoğu sorununun ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan ele alınıp bir devlet politikası haline getirilmesinin altını çiziyor.

Yazıcıoğlu, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı'nın (TESEV) geçtiğimiz yıl yayınladığı "Yerinden Edilmişler Raporu"nun bu konularla bir ilgisi bulunup bulunmadığı sorusuna ise çarpıcı bir iddia ile cevap verdi. Verdiği cevapta sivil toplum kuruluşları ile yabancı bağlantılarının altını çizen Yaşar Yazıcıoğlu, şunları söyledi: " Türkiye'nin tarihi boyunca böyle hainler, böyle ihanetler içerisinde olanlar vardır. Bunlarla bugün Türkiye'ye karşı oluşturulmuş ihanet şebekelerini karşılaştırdığımız zaman; ciddi bir şekilde hayal kırıklığına uğrarsınız. Bugün Cumhuriyet'te bu kadar hainin nasıl oluştuğunu anlayamazsınız. TESEV ve 11 sivil toplum örgütü, Soros Vakfı tarafından parasal olarak kiralanmışlardır. Bunların hedefi; Türkler'i ve Kürtler'i ortadan kaldırmaktır. Türk kimliğini, Müslüman kimliğini ortadan kaldırmaktır. Bunun için de her türlü fırsatı değerlendiriyorlar.

Dolayısıyla TESEV'in hazırladığı birçok rapor vardır. Apo ve Leyla Zana'nın yargılanmaları sırasında çok büyük baskı unsuru oluşturmuşlar, raporlar hazırlamışlardı. Bu raporlar maalesef hükümet tarafından dikkate alınmış ve yasal çalışmaların zeminini oluşturmuşlardır. Burada aslolan Türkiye Cumhuriyeti'ne, Türk Milleti'ne, üniter yapıya, cumhuriyetimizin kazanımlarına, Müslüman kimliğe sahip çıkan ve çıkacak çok ciddi bir güç vardır.

Yaşar Yazıcıoğlu, Orhan Pamuk ve derin devletle ilgili, çarpıcı değerlendirmelerde de bulunuyor.

Kürt Devletini Türkiye'ye Kurdurdular!

Bugün Kuzey Irak'ta ne olup bittiğini anlamak için, yakın geçmişte neler olduğunu iyi bilmek gerekir. MİT Müsteşarı'nın Mesut Barzani ile görüşmesinden sonra, med­yada, Kürt devletinin Türkiye'nin himayesine alınmasının akıllı bir politika olduğuna dair yo­rumlar yapılıyor.

Aslında, Kürt federe devleti, Turgut Özal'dan itibaren Türkiye'nin himayesinde bü­yütülmüştür. Turgut Özal'dan itibaren, Türkiye, Kürt devletini kurmak için inanılmaz destek vermiştir.

Yıl 1959, Molla Mustafa Barzani'yi besleyen Moskova, radyodan Kerkük'teki Turana Türklerin Türkiye'ye katıl­mak üzere isyan ettiğini iddia ediyordu. Irak yönetimi, yani General Kasım, Bağdat'tan Abdurrahman Arif komutasındaki birlikleri Ker­kük ve Musul'a sevk etmiş, Musul'u bombalatmıştı. 1959 yılının 14 Temmuz günü, Molla Mustafa Barzani, dönemin komünistleriyle işbir­liği yaparak Kerkük'e yerleşmiş ve şehrin Türk kimliğini değiştirmek için katliama girişmişti. 3 gün 3 gece süren katliamda birçok Türkmen, çoluk çocuk demeden, yaşlı-genç ayırt edilme­den vahşice öldürülmüş ve cesetleri sokaklarda sürüklenmişti.

"Ali Baba ve 40 Haramiler"de olduğu gi­bi, katliam yapılacak evler tek tek işaretlenmişti. Binlerce silahlı militan orduya ait araçlarla Ker­kük'e girmiş, sokağa çıkma yasağı ilan etmişti. İşaretlenmiş evlerdeki Türkmenler dışarı çıkar­tılarak öldürülmüştü. Katliama, Kerkük'teki ikinci tümende görevli Kürt subay ve askerler de ka­tılmıştı. 1959'da, petrol sanayisi dolayısıyla Kürtlerin şehre yerleşmesi ile birlikte Türkmen nüfusu yüzde 51'e kadar düşmüştü.

 

Saddam, 1980'de Kerkük'te Türkmenlerin lider kadrosunu idam ettirdi. Körfez Savaşı'ndan itibaren de Barzani ve Talabani kuvvetleri, Kerkük'te fili durum yaratmaya çalıştı ve nihayet, ABD'nin Irak'ı işgalinden sonra, önce nüfus ve tapu dairelerini yağmaladı, sonra da Kerkük'e 300 bin Kürt yerleştirdi. Kerkük'te 30 bin kadar da Türkçe ibadet eden, Türkçe İncil okuyan Hıristiyan Türkler vardı. Bunlar Saddam döne­minde Kerkük'ten sürülmüş, büyük kısmı ABD'ye göçmüştü. Katliamdan sonra Kerkük'te Türk­menlerin toprakları ellerinden alınarak Kürtlere verildi. Bu uygulama 1970'de de tekrar yapıldı.

General Kasım'ı öldürerek iktidarı eline  geçiren Saddam, isyancı Kürtleri zaptetmek için, 150 bin kişilik korucu tugayları kurdurdu ve onları sistemin içine çekmek istedi. Ancak, bu kuvvetler, bugünkü Kürt federe devleti ordusu­nun temeli oldu!

Aynı uygulamayı, yıllar sonra sözde PKK'ya karşı Türkiye'de Turgut Özal başlattı. Gerçi Türkiye'de korucular devlet adına PKK ile savaştı ama Barzaniciliğin Güneydoğuda taban bulması ile birlikte, aşiretler, devlet ile Barzani arasında tercih yapma noktasına sürüklendi!

Erbil, Muzaffereddin Gökbürü'nün 1190-1233 yıllarındaki hükümdarlığından itibaren tam bir Türk şehriydi. Hatta, ilk mevlit de burada yapılmıştı. Saddam, buna rağmen isyan eden Kürtlerden 800 bin kişiyi bir gecede Erbil civarı­na yaptırdığı kamplara yerleştirdi. Türkmenleri de Güney Irak'a sürdü. Erbil'in nüfusu, böylece, 700 binden 1.5 milyona çıktı!

11 Mart 1991 günü, Baba Bush ve Turgut Özal'ın aleni kışkırtmasıyla Kürtler ve Türkmen­ler, Saddam'a karşı isyana girişti. İsyana, Türk­menleri örgütlemek suretiyle, Türkiye'nin resmi görevlileri de katkıda bulunmuştu. Birkaç saat içinde Kürtler Erbil'i ele geçirip Saddam kuvvet­lerini püskürttü ve şehre tamamen hakim oldu. Yaptıkları ilk iş, tapu dairesini yağmalamak ve Türkmen tapularını yok etmekti. Erbil Milli Kü­tüphanesi de yakıldı! Kütüphanede, Gökbörü döneminden İtibaren yazılmış Türk eserleri var­dı!

Saddam karşı saldırıya geçerek Türkmen ve Kürt bölgelerinde katliam yaptı. Altınköprü'de Türkmenler, Halepçe'de Kürtler katledildi. Kürt­ler ve Türkmenler, Türkiye, İran ve Suriye'ye sığındı. Erbil'de de 3 günde 6 bin kişi öldürüldü. Şemdinli'ye gelen 400 bin Türkmen ile kimse ilgilenmedi. Şırnak'a sığınan 100 bin Kürt ise Türkiye ve dünyanın bir numaralı gündemi hali­ne geldi!

Tam da bu sırada Çekiç Güç, Özal ve Me­sut Yılmaz tarafından Türkiye'ye davet edildi. Çekiç Güç artık, Kürt devletinin temellerini ge­nişletmeye, PKK'ya da yardıma başladı. Saddam'a karşı ilan edilen 36'ncı paralelden kuzeye geçme yasağı ile Türk kamuoyu kandı­rıldı. Musul, 36'ncı paralelin kuzeyinde olduğu halde, Saddam'a bırakılmış, Süleymaniye ise güneyde kaldığı halde, güvenli bölgenin içine alınmıştı. Yani Türkmen bölgesi, güvenli bölge dışında bırakılıyor, Kürt bölgesi ABD ve Türki­ye'nin himayesine alınıyordu.

Molla Mustafa'nın oğlu Mesut Barzani, 1996'da Erbil'de de Saddam kuvvetleri ile işbir­liği yapmıştı. Tutuklanan 50 Türkmen gencinden bugüne kadar haber alınabilmiş değildir! 2000 yılının Temmuz ayında da Mesut Barzani'nin adamları, Türkmen Cephesi binasını tahrip et­miş, iki Türkmen gencini öldürmüştü.

Bu arada, sözde PKK ile ortak mücadele için, 1996 yılından sonra Barzani kuvvetlerine, Türk generallerin yönetiminde eğitim de veril­mişti!

İste bugünkü tablo, onların eseridir!

Telafer'de soykırım ve etnik temizlik

5 bin ABD askeri, 1500 peşmerge ve 1500 kişilik Şii Bedir Tugayı, 3 Eylül 2005 günü Telafer'i kuşattı. Bu kuşatma, Türkmen şehri Telafer'e yönelik yedinci saldırı oluyordu. Olay, Türkmenler tarafından telefonla Türk basınına bildirildikten sonra, Türk Dışişleri'nin açıklama­larından öğrendik ki, ABD yetkilileri Türkiye'ye saldırıdan önce haber verdi ama bu bilgi Türk kamuoyu ile paylaşılmadı!

Irak Türkmen Demokrat Partisi Genel Başkan Yardımcısı Kasım Ömer, Telafer'deki olaylar karşısında uluslararası camiayı "soykırımı durdurmak için harekete geçmeye" çağırdı. Telafer'de 3 Eylül'de başlayan katliamın soykı­rıma dönüştüğünü belirten Ömer, "ABD'nin Yugoslavya ve Irak işgali sırasında kullandığı seyreltilmiş uranyum ve napalm, Telafer'de kullanıldı" dedi.

Irak Türkmen Cephesi Musul sorumlusu Mehmet Tahir, ailelerin yüzde 95'inin Telafer'i terkettiğini söyledi. Tahir, 350 bin nüfuslu Telafer'de sadece 5-10 bin kişinin kaldığını, onların da evlerine girmelerine izin verilmediğini ve insanların sokaklarda yaşadıklarını açıkladı.

Türkmen Milliyetçi Hareketi Dış İlişkiler Büro Başkanı Dr. Turhan Ketene ise, Turgay Uzunoğlu'na telefonla yaptığı açıklamada, "Telafer'in etrafı iki Şii mahallesi hariç tamamen tellerle çevrilmiş durumda ve tel örgü dışına çıkan insanları, çoluk, çocuk, yaşlı, genç, kadın, erkek demeksizin Kanas silahıyla vuruyorlar. ABD'liler sanki insan avına çıkmış gibiler. Sırp milislerden farkları yok. İnsanlarımız cesetlerini kendi bahçelerine gömdüğü için kesin sayıyı bilmemekle birlikte 500'ün üzerinde Türkmen kardeşimizin öldüğü haberini aldık" dedi!

Ketene, ABD, Kürt ve Şii Bedir gruplarının Türkmenler içinde Şii ve Sünni çatışması yara­tarak iki grubu bölmeye çalıştığını, bu yüzden Şii mahallelerini operasyon kapsamı dışında tuttuklarını söyledi.

Türkmeneli Sağlık ve Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı Dr. Aydın Beyatlı de Ketene gibi, Telafer'deki operasyonun amacının Türk­menleri bölgeden uzaklaştırmak olduğunu bil­dirdi ve "Kerkük'te olduğu gibi buraya da Kürt­leri yerleştirecekler, Kürdistan'ı kurmak için kuzeyi başka etnik gruplardan arındırıyorlar" dedi.

Beyatlı, "Panik içindeki Şii Türkmenler, Irak'ın güneyine Necefe göç etmeye zorlanıyor. Sünniler ise Musul ve çevre yerleşim birimlerine gidiyor" bilgisini verdi.

Turhan Ketene'nin farklı bir tespiti daha var:

"ABD'nin asıl maksadı Telafer-Türkiye sı­nırı yakınında henüz kuyular açılmamış petrol rezervleri olan bir bölge olduğu için burayı da ele geçirmek.."

Irak Türkmen Cephesi Musul sorumlusu Mehmet Tahir de Amerikan ordusunun Telafer'de direnişçilerin peşine düştüğü yönün­deki iddiaların tamamen asılsız olduğunu, Musul valisinin durumu öğrenmek için kendisinin ya­nında Telafer kaymakamlığını aradığını ve onun da kentte sadece bir iki el ateş açıldığı yönünde bilgi verdiğini söyledi.

Sonuç olarak ABD'nin, Türkiye sınırına en yakın Türkmen şehri olan Telafer'de "etnik arındırma"yı sağlamak için, silahsız yüzlerce Türkmeni öldürdüğünü, yani katliam yaptığını tespit ediyoruz.

Türk Dışişleri Bakanlığı, dolayısıyla Türki­ye Cumhuriyeti hükümeti, bu etnik temizlik ve katliamı basından gizlemeye çalışmış, fakat Kızılay'ı bölgeye göndererek, tepkilerden kur­tulmaya çalışmıştır. Katliam sürerken, Amerikalı komutanlarla Ankara'da pazarlıklar yapılması ise utanç vericidir!

Irak'ın Karabağı ve Telafer

Kerkük'lü Hukukçu-Yazar Habib Hürmüzlü, "Tel Afer, Irak'ın Karabağı'dır" diyor:

"Türkiye'yle Azerbaycan arasındaki bağ nasıl ki Karabağ'la kuruluyorsa, Türkiye ile Irak'taki Türkmenler arasındaki bağlantı da Tel Afer'dir. Ayrıca burası Suriye sınırına çok yakın bir bölge. Irak'ın Suriye ve Türkiye'ye açılan kapısı. Kerkük-Ceyhan boru hattı buradan geçi­yor. Kürtlerin petrol hattına sahip olmak için buraya hakim olmaları gerekir. Iraklı Kürtlerin Suriye'deki Kürt bölgesiyle birleşmesi için tek engel Tel Afer ve etrafında olan yetmiş köy. Yakında Tel Afer gümrük kapsı açılacak, bu da önemli bir faktör. Burayı ele geçirirler ve Kürtleştirirlerse Türkiye'nin Irak'taki Türkmen böl­geleriyle bağı tamamen kesilecek. Türkmenler Irak'ta pek çok bölgede yaşıyorlar. Ama asıl baskı Kerkük ve Tel Afer'de. Çünkü ikisi de çok stratejik, hem Kürdistan'ın kurulması hem de Amerikan çıkarları açısından."

Tel Afer'e ilk Amerikan saldırısı gerçek­leştiği zaman, Cevizkabuğu programında, Suri­ye'nin Kamışlı bölgesindeki olaylara dikkat çe­kerek, Barzani'nin Kuzey Irak ile Suriye'nin ku­zeyinde Kürtlerin yaşadığı yerleri birleştirmek istediğini, Amerikalıların hem bu sebeple, hem de Türkmenlerin Türkiye ile irtibatını kesmek için Tel Afer'e saldırdığını belirtmiştik. Amerika­lılar, şimdi yarım kalan işlerini tamamlamaya çalışıyor; Türkiye'yi yönetenler ve İslam dünyası seyrediyor!

Kerkük'e Türkiye'den 5500 Kürt gitti!

Türkmeneli Gazetesi Türkiye Temsilcisi Can Latif, Kerkük'teki yeni yapılaşmayı tespit etmek için ilginç bir yöntem buldu. Latife göre, Google'ın "Google Earth" adlı uydu fotoğrafı hizmeti, Saddam sonrası dönemde başlayan kaçak yapılaşmayı açıkça gözler önüne seriyor.

Google Earth programı dünyanın tama­mına ait uydu fotoğraflarını iki boyutlu bir modellemede topluyor. Kerkük'te ise valilik bi­nasının etrafında beton engeller bulunmuyor ve Amerikan bombardımanında vurulan istihbarat binası sapasağlam duruyor. Bütün bunlar uydu fotoğrafların, İkiz Kuleler'in hedef alındığı 11 Eylül 2001 ile Saddam rejiminin yıkıldığı 9 Nisan 2003 tarihleri arasında çekilmiş olduğunu gös­teriyor. Uydu görüntüleriyle şimdiki durum kar­şılaştırıldığında Kerkük'teki kaçak yapılaşma ve Kürtlerin lehine değişen demografik yapı açıkça ortaya çıkıyor.

Can Latif, uzun incelemesinde, Kerkük'te ne değiştiğini semt semt inceliyor ve sonuçta ortaya çıkan tablonun seçmen listelerine nasıl yansıdığını anlatıyor:

"Irak'ta oy kullanabilmek için yeni kayıt yaptıran seçmen sayısı Irak genelinde yüzde 6'yı bulurken bu sayının Kerkük'te yüzde 69 olduğu ortaya çıktı. Yüksek Seçim Kurulu tara­fından 900 bin nüfusa sahip Kerkük'te toplam 750 bin seçmenin oy kullanacağı duyurulan haber, El Taaği isimli Kürt gazetesinde yayımla­nınca skandal ortaya çıktı. Yani Kerkük'ten 9 kat daha fazla nüfusa sahip başkent Bağdat'ta yeni kayıt yaptıran seçmen sayısı 20 bine çıkarken, Kerkük'te 527 bin kişinin yeni kayıt olması dik­katleri bu şehre çekti. Haber Kerkük'te yaşayan Türkmen ve Araplardan büyük tepki alırken, bu durumun sahtekârlıktan öte siyasi büyük bir skandal olduğu belirtildi."

Latifin incelemesine göre Kerkük'teki nüfus ve tapu kayıtlarını tahrip eden peşmergeler bununla kalmayıp Türkiye'den 5500 Kürt'ü transfer etti. PKK/KADEK destek için 3 bin Kürt'ün daha gönderilmesi emrini verdi. Geçici olarak kente yerleşecek olan mili­tanlar aylık 500 dolar maaş alacak.

Saddam döneminde kente yerleştirilen Arapları bölgeden uzaklaştırmaya başlayan peşmergeler, boşalan alanlara Kürtleri transfer ediyor.

Gıda Dağıtım Merkezi'nin tespitlerine göre Kerkük'ten 2 bin 500 aileden oluşan 21 bin 500 Arap'ın ayrılmasına karşılık, 9 bin aileden oluşan 350 bin Kürt kente yerleşti. Kimi göç­menlerin boş buldukları evlere kimilerinin de kiraladıkları yerlere veya kullanılmayan kamu binalarına yerleştiği açıklanıyor. Kerkük'ü Kürtleştirme operasyonundaki son hamle ise Kürtle­rin bu işe ne kadar önem verdiğini gösteriyor. PKK/KADEK terör örgütü, 1500 Kürt'ü Türkiye'­den tarihi kente transfer etti. Ayrıca Kandil Dağı'nda bulunan 5 bin teröristten bin kadarı da Kerkük'e gönderildi. Bölgede görev yapan Türk güvenlik birimleri bu bilgileri doğruluyor. Aynı şekilde Gıda Dağıtım Merkezi de Kerkük'e Kürtler'in Erbil, Süleymaniye ve Türkiye'den geldiği tespitinde bulunuyor.

İran'ın Baztab adlı haber portalında 23 Eylül 2005 tarihinde yayınlanan Farsça haber de Can Latifin tespitlerini doğruluyor. Haberde İran'dan Kuzey Irak'a getirilen Kürtler'den bah­sediliyor:

"BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, İran'ın Suriye ve Irak sınırlarına yakın kamplarda bulu­nan 400 İranlı Kürt ailenin, Irak Kürdistanı'na yerleştirilmesi kararının alındığını bildirdi. BM yetkilisi Emin Avad çarşamba günü Erbil'de basına yaptığı açıklamada, el Anbar ilindeki 'el Taş Kampında yerleşik 400 ailenin, silahlı sal­dırılara maruz kaldıkları gerekçesiyle Irak Kürdistanı'na intikal ettirileceklerini açıkladı. Irak'ın Özerk Kürdistan yönetimiyle, Kürt ailele­rin haklarına saygı gösterilmesi konusunu gö­rüştüklerini söyleyen Avad, Irak Kürdistanı yet­kililerinin bu kişilere yardım konusunda Yüksek Komiserlik ile işbirliğine hazır olduklarını belirttiklerini bildirdi.

Avad, bu ailelerin 1979 yılında İran Şahı'na karşı oldukları için Irak'a kaçtıklarını söyledi. Saddam rejimi devrildiğinden beri bu 400 aile mütemadiyen silahlı saldırılara maruz kalarak, güvenlik açısından çok güç koşullar altında yaşıyor."

Biz AB'ye onurlu üyelik mümkün müdür, mümkün değil midir? diye tartışıp dururken, Ker­kük'ün nüfus yapısı artık Türkiye'den ve İran'­dan giden insanlar tarafından değiştiriliyor ama Türkiye'nin önemli makamlarını işgal edenlerden çıt çıkmıyor!

Tek Milleti 72 parçaya ayı­ran başbakan

Irak'ta bu olaylar gelişirken, Tayyip Erdo­ğan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine aykırı ko­nuşmalar yaptı! Erdoğan, Siirt'te Türkiye'nin temellerine bilinçli olarak saldırdı!

Türkiye'nin temeli tek millet anlayışıdır. Bütün milletler bu şekilde yapılanmıştır. Erdo­ğan, bu anlayışı benimsemiyor ve Mevlana ve Yunus'un "72 millete bir gözle bakmayan bizden değil" anlayışından yola çıkarak ve belki de oruç başına vurduğu için, bu anlayış ile siyasi mese­leleri birbirine karıştırıyor!

Erdoğan, "Öyle bir medeniyetin mensup­larıyız ki, bu medeniyetin insanları olarak Yunus kültüründe, Mevlana kültüründe ne vardır, han­gi etnik unsurdan olursa olsun ki, buna biz alt kimlik diyoruz, Üst kimliğimiz Türkiye Cumhuri­yeti vatandaşlığıdır. Biz farklı etnik unsurların mensupları olarak, birbirimizi Yunus'un deyişiyle 'Yaratılanı severim yaratandan ötürü' anlayışıyla seviyoruz. 72 milyonun kardeşliğine, barışına, sevgisine gölge düşürmek isteyenler şunu bil­melidirler ki, bu ülkede kendilerine aradıkları yeri bulamayacaklardır" deyiverdi!

Bu sözleri, Siirt'in bir mahalle kahvesinde sıradan bir vatandaş söylese, "Bilgiçlik taslıyor, ne dediğini bilmiyor" dersiniz.

Üst kimlik, alt kimlik meselesi ile Mevlana ve Yunus'un ilgisini nasıl kuruyorsun, oradan 72 millete atlayıp, nüfusun 72 milyon olması ile paralellik kurup, kendine göre kardeşlik, barış söylemine geçiyorsun?

Anayasa'ya göre, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes Türk'tür; sen bunu reddediyorsun!

Siyasal Türklük anlayışının temelinde, Atatürk'ün "Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denilir" kabulü vardır. Türkiye'nin çimentosu bu kabuldür. Bunu reddederek, yeri­ne etnik unsurların birliği gibi bir anlayış ko­yarsan, zihninin arka planında üniter devleti benimsemiyor, bir federasyonun vatandaşlığına bağlı bir milliyet anlayışından söz ediyorsun demektir.

Bu ülkenin başbakanı olarak, Türk kav­ramının 72 milyonun ortak adı olduğunu inkar eder de, Türk'ü etnik unsurlardan biri olarak saymaya devam eder ve "Hangi etnik unsurdan olursa olsun, ister Türk, ister Kürt, Laz, Çerkez, Abaza, aklınıza ne gelirse, bir başbakan olarak hepsine aynı mesafedeyim, hepsi benim canımdır, ciğerimdir, başımın üstünde yeri vardır" dersen,, şu an için Türk varlığının en büyük düşmanı olursun!

Çünkü, milletin birliğini korumakla görevli olduğun halde, hiçbir bilimsel anlayışa uymayan o garip söyleminle, milleti

72 parçaya ayırdıktan sonra, "Türk"ü bunlardan birinin adı olarak ilan ediyorsun!

Sonra da yine birlik ve beraberlikten, kardeşlikten söz ediyorsun!

Aslında zihnen, fikren, fiilen bölücülük yapıyorsun!

Ve Cumhuriyet Başsavcısı da seyrediyor!

Türkiye'yi yönetenler üzerinden büyük İsrail

MİT Müsteşarı'nın Barzani ile görüşme­sinden sonra Kürt Federe Devleti'nin Türkiye ile federasyona gitmesi dahil birçok senaryo kamu­oyuna sunuldu. Hatta MGK'da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Irak ile ilgili yeni bir politika oluşturulmasını istediğine dair haberler manşetlere çıktı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün Irak ve Kuzey Irak'taki yeni durumu tanımak yönündeki sözleri gün­demde tutuldu.

Türk-Kürt federasyonu fikrini Turgut Özal gündeme getirmişti. Biz o zaman bu fikri, "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak" diye yorumlamıştık. Dimyat, Kuzey Irak idi, bulgur ise Türkiye'nin Güneydoğusu!

Neden böyle düşünüyorduk?

Çünkü proje, Özal'ın değil ABD'nin hatta Yahudi ideologların; İsrail'in eseriydi.

Aradan yıllar geçince ne kadar haklı oldu­ğumuz anlaşıldı!

Anlaşıldı ama bu arada Türkiye'nin kamu­oyu oluşturma mekanizması Türklerin elinden çıktığı için artık ihanet projeleri bile ülkenin çıkarınaymış gibi sunuluyor!

Şimdi bu fikri, "ABD çekilecek, Kuzey Irak'ın güvenliğini Türkiye'ye bırakacak. Dolayı­sıyla Türk-Kürt federasyonu kurulacak" diye ısıtıyorlar. Oysa bu proje, Türkiye'yi şişirerek patlatma girişimidir. Ama bir Türk Birliği kuru­lursa, Irak'taki Kürt ve Türkmen bölgesini de bunun içine alabiliriz!

 

 

İsrail'i korumak, AKP'nin olabilir, ama Türki­ye'nin görevi değildir!

ABD'nin senaryo ustaları, 15 yıldır bir Türk-İran savaşı çıkarmak için ellerinden geleni yaptı! Hatta 1995 yılında Tansu Çiller'in başba­kanlığında Türk savaş uçaklarının İran'ı bomba­lamak üzere havalandıkları, Cumhurbaşkanı Demirel'in müdahalesiyle geri döndükleri de biliniyor!

Son olarak, CIA ve FBI Başkanlarının Türkiye'yi ziyaretinde, İran ve Suriye'ye müda­hale için Türkiye'den destek istediği yorumlan yapılıyor.

Biz, Türkiye'nin İran'a karşı kullanılmasına kesinlikle karşıyız. Bunu tarihi bir hata olarak görürüz. Ayrıca Türk-İran savaşı, en çok İsrail'in işine yarar.

Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetenlerin göre­vi, İsrail'in güvenliğini sağlamak değil; Türk Milleti'nin istiklal ve istikbalini korumaktır! Şayet İsrail'i korumak gibi bir görevleri varsa, bunu Türk halkı bilmelidir!

Evet, İran'ın yeni Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, İsrail'i tehdit ediyor ama bırakınız İsrail'in güvenliğini, ABD'yi ve AB'yi yöneten Yahudiler düşünsün!

Üstelik İran, Pehlevi hanedanı kurulana kadar, bin yıllık bir Türk devletiydi. Nüfusunun yarısının Türk olduğu göz önüne alındığında, bugün için İran'ın Fars ülkesi olduğu kadar bir Türk ülkesi olduğunu da söyleyebiliriz. Yani bir Türk-İran savaşında iki taraftan da Türkler öle­cek; Batı dünyası bayram edecektir!

Her ne kadar Türkiye'nin çıkarlarına aykırı hareket etse de İran'ın bir güç merkezi olarak varlığı, Türkiye'nin aleyhine değil, lehinedir. Bir an için İran gibi bir devletin olmadığını düşüne­lim. Türkiye o zaman tek hedef ülke haline gel­meyecek mi?

ABD'nin bütün eylem ve söylemleri, özel­likle Türkiye'den talepleri, Irak işgalinin nihai olarak Türkiye'yi hedef aldığını göstermektedir. ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Pearson, Türki­ye'nin Doğu ve Güneydoğusu dahil Erzurum'dan Bağdat'a kadar uzanan toprakların tek bir eko­nomik bölge olması gerektiğini söyledikten sonra, Barzani'nin internet sitesinde, "Bu coğ­rafya, siyasi olarak da tek bir bölge olacak, Türk askeri işgal ettiği Kuzey Kürdistan'dan çekile­cektir" denilmişti.

Peki Barzani ve Talabani'nin Kuzey Irak'­taki hakimiyetini kim sağladı?

İsrail! Evet, iki grubu başından beri si­lahlandıran, askeri eğitim veren İsrail'dir.

Askeri eğitime hala devam ettiklerine dair son haberleri yalanlayamıyorlar. Hatta bu ha­berleri belki de kontrollü olarak MOSSAD servise koyuyor!

"Nil'den Fırat'a kadar Büyük İsrail" proje­sinin hayata geçirilmesi için, öncelikle bu coğ­rafyada, egemenliğin Türklerin elinden çıkması gerekmektedir.

Yahudi ağırlıklı ABD yönetiminin emriyle, Türk subaylarının kafasına çuval geçirilmesinin ve Türk askerinin bu coğrafyada istenmemesinin sebebi budur!

Terörle mücadele ettiğini söyleyen ABD yönetiminin, Irak'ın kuzeyinde PKK'ya karşı hiç­bir önlem almaz; üstelik dağdakiler bir tarafa, cezaevindekileri bile Türk hükümetine serbest bıraktırırken Türkiye'yi büyütmek isteyeceğine inanmak, aptallık değilse ABD-İngiltere-İsrail koalisyonu adına çalışmaktır!

Diğer taraftan Tayyip Erdoğan'ın uygula­maya çalıştığı ABD'nin "İslam'da reform" strate­jisinin altından, Tevrat'ta vaat edilmiş topraklar olarak geçen bölgede "Büyük Orta Doğu Devle­ti" kurma planlarının çıktığını artık herkes bili­yor. Planın mimarı da Bernard Levvis'tir.

AKP iktidarının yayın organı durumundaki Yeni Şafak, konuyla ilgili haberini verirken, "ABD Başkanı George W. Bush, Başbakan Erdo­ğan ile görüşmesinde 'Büyük Ortadoğu' projesini gündeme getirdi" demiş ve Fas'tan Endo­nezya'ya kadar bütün İslam dünyasını kapsayan bir coğrafyada uygulanması planlanan "Büyük Ortadoğu" projesini, "bel kemiğini Türkiye oluşturmalı" şeklinde sunmuştu.

Haberde, ABD'nin, bu amaçla, Başbakan Erdoğan ve özellikle Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün İKÖ Zirvesi ve Tahran'da bu yönde yap­tığı çağrıları da hatırlatarak, Türkiye'ye bu pro­jede "merkezi rol" vermek istediği de belirtili­yordu!

Ancak projenin esası, İngiltere'nin Birinci Dünya Savaşında planladığı, ancak Mustafa Kemal'in dehasına çarparak rafa kaldırdığı "4'lü konfederasyon modeli" idi.

Bu modele göre, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu ve Orta Asya diye 4 federasyon oluşturulacak, bunları da "Ilımlı bir halife" şemsi­yesinde, 4'lü konfederasyon yönetimi çekip çevirecekti. Model, 1. Dünya Savaşı öncesinde, İngiltere tarafından Asya'yı yönetmek için ha­zırlanmıştı... Bu planın uzun vadeli alt yapısını Türk ve İslam dünyasında İngilizce öğretim yapan Fethullah Gülen okullarıyla kuran ABD, şimdi düğmeye basıyordu.

Ancak Orta Doğu Birleşik Devletleri deni­lecek bölge, Tevrat'ta vaat edilmiş topraklar olarak geçen ülkeleri kapsıyor.

Orta Doğu Birleşik Devletleri Senaryosu­nu 6 Ocak 2001 günü Bernard Lewis, İstanbul'­da kısmen açıklamış, Talabani de "Hayalim, İstanbul'un başkent olduğu Ortadoğu Birleşik Devletleri" demişti...

Talabani ve Barzani'ye başından beri İs­rail askeri ve mali destek veriyordu.

Şimdi bu projelere evet demek, "Büyük İsrail'i Türkiye eliyle kurmak anlamına gelir!

Peki ne mi yapılmalı?

Ne yapılması gerektiği bellidir ve bunu bi­zim açıklamamıza lüzum dahi yoktur.

Sorun, Türkiye'nin Müslüman Türkler tarafından yönetilmemesinden kaynaklanmaktadır![1]



[1] Arslan Bulut / Jeopolitik - Sayı:24


Bu yazarin diger makaleleri

Siyonizm’in (İsrail’in) Uyuşturucu Trafiği ve PKK-PYD’NİN BEYAZ ZEHİR TİCARETİ
  Siyonizm’in (İsrail’in) Uyuşturucu Trafiği ve PKK-PYD’NİN BEYAZ ZEHİR TİCARETİ          21 Ekim 2020...
Devami
TÜRKİYE İÇİN EN ÖNCELİKLİ TEHDİT; AKP HÜKÜMETİDİR!
  Etrafımızda bölge ve dünya dengelerini değiştirecek III. Dünya Savaşı hazırlıkları...
Devami
Azeri- Ermeni Çatıştırılmasının Anlamı: BOP’UN SON AŞAMASI; TÜRKİYE PARÇALANMALIDIR!
  AKP iktidarının basiretsizlik ve beceriksizliği ve Siyonist odakların güdümündeki Amerika’nın...
Devami
TÜRKİYE İÇİN YOL AYRIMI VE "367"NİN DAYANAĞI
  Cumhurbaşkanı Seçiminin ilk oturumunda 367 şarttır! Erbakan Hoca'nın: "367'yi ciddiye alın!"...
Devami
Erdoğan’ın Mısır Şaşkınlığı ve MİLLİ ÇÖZÜM’ÜN BİLGİ KAYNAĞI
  Erdoğan Mursi’ye Selam Gönderemiyordu! Arap baharının suni olduğunu söylediğimizde bize kızanlar,...
Devami
İTTİHATÇI-ERMENİ İTTİFAKLARI VE ABDÜLHAMİD HAN
  İttihatçılar, iktidara Taşnak Cemiyeti'yle ittifak yaparak ulaşmışlardı. 2 bin...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5511

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR