Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3953
mod_vvisit_counterDün6515
mod_vvisit_counterBu Hafta34383
mod_vvisit_counterGeçen hafta41908
mod_vvisit_counterBu Ay22642
mod_vvisit_counterGeçen Ay257768
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15663273

IP'niz: 3.235.239.156
Bugün: 04 Tem 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11753109

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

E-DEVLET PROJESİ ÇÖKTÜ MÜ? YOKSA KİRLİ GERÇEKLER Mİ GİZLENDİ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

 

130 milyon kaydı barındıran ve yaklaşık 30 milyon dolara mal olduğu belirtilen en büyük e-devlet projesi olan MERNİS'teki kayıtların yüzde 25'ten fazlasının hatalı yapıldığı iddia edildi.

  Olaya, Nüfus Genel Müdürlüğü'ndeki merkezi sisteme online giriş yapabilen 943 ilçe nüfus müdürlüklerinin neden olduğu düşünülüyor. Sistemde, aynı TC Kimlik numarasına sahip birden fazla kişi ve birden fazla TC Kimlik Numarası'na sahip on binlerce kişinin bulunduğu belirlendi.

 

Olay, Mersin'de meydana gelen sahtekarlık olayı ile ortaya çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarına da giren skandala konu olan ilde nüfus müdürlüğünde görevli bir personelin, hazırladığı nüfus kağıdına rahatlıkla TC Kimlik Numarası girebildiği ve bunu resmileştirebildiği fark edildi.

  Yaşanan kimlik sahteciliğinin üstü bir anda kapatılırken, bir kişinin kayıtlarının nasıl bu kadar rahat düzenlenebildiği Emniyet Genel Müdürlüğü'nce soruldu. Sözlü yapılan görüşmede, bu kayıtların merkezdeki bilgisayarla eş zamanlı olarak güncellenebildiğini ifade eden Nüfus Genel Müdürlüğü yetkilileri, "kötü niyetli memurların girdiği kayıtlar, otomatik olarak tüm Türkiye'de güncellenmiş" dediler. Ancak olayın büyüklüğü Sağlık Bakanlığı'nda yaşanan terfi ve atamalarda açığa çıktı. Geçtiğimiz ay yapılan düzenlemede personelin verdiği TC Kimlik Numaraları ile internet üzerinden çıkan kayıtları karşılaştıran bakanlık yetkililerince, hataları görerek Nüfus Genel Müdürlüğü'nden yardım istendi.

Nüfus Genel Müdürlüğü'nde yaşanan MERNİS skandalının en önemli yönü ise kayıtlardan hangilerinin hatalı olduğunun tam olarak belirlenememesiydi. Konuyla ilgili başvuruların 2004 yılından itibaren hızla artması üzerine harekete geçen İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri'nin yaptığı incelemede olayın boyutlarının ne kadar büyük olduğunu göstermekteydi. Müfettişlerin 2004 Ekim'inde hazırladığı raporda, yapılan incelemede aynı TC kimlik numarasına sahip 77 bin 756 kişi olduğu ve bunlardan 58 bin 558 tanesinin halen yaşadığı tespit edildi. Aynı TC kimlik numarası almış kişilerin yarısının aslında aynı kişiler olduğunu ve bunların kadın olduğunu belirleyen müfettişler, "boşanma ve vatandaşlık işlemleri sırasında ortaya çıkan kayıtların işlenmesinde hatalar yapılmıştır" denildi. Raporda, "Programın TC Kimlik Numarası üzerinde güncelleme yapılabilmesine olanak sağlamasının en önemli sorun olduğu görülmüştür" denildi.

  Toplam 130 milyonu aşkın TC kimlik numarası kayıtlarındaki hataları gidermek için çalışmalara başlayan Nüfus Genel Müdürlüğü, ilk olarak hatalı çıkan kayıtları ilçelerden istedi. Bu kayıtların 2005 yılında düzeltilmesinin ardından, beklenenin aksine sistem kendi kendine yaşanan her nüfus hareketinde hata üretmeye devam etti. Bugün gelinen noktada hatalı TC Kimlik Numarası oranının yüzde 25'i aştığı gözlendi.

  Tüm hatanın data hatlarının zaman zaman kesintiye uğraması ve 943 ilçedeki bilgisayarların kayıt güncelleme yetkisiyle, merkez bilgisayar kayıtlarında hatalara neden olmasından kaynaklandığını söyleyen uzmanların önerisini kabul eden bakanlık, olayın duyulmaması için yapılacak işin bir "geliştirme-işin devamı" gibi gösterilmesine karar verdi. Böylece 400 bin dolara mal olan MERNİS'in yazılımının düzeltilmesi işi, 6 yıl sonra 8.5 milyon dolara ihalesiz şekilde iki firmaya verildi. Sır gibi saklanan şartnamede firma yetkilileri, tüm işlemlerin merkezden yapılacağı bir sistem oluşturacağını kayda alırken, nüfus müdürlüklerindeki bilgisayarların güncelleme yetkisini aldı.

  Çalışmaları 3 aydır devam eden yeni sistemin 2007'de MERNİS'e entegrasyonunun sağlanacağı öğrenilirken, bu işlem yapılırken mecburen tüm Türkiye'deki nüfus işlemlerinin de zaman zaman kesintiye uğrayacağının altı çizildi.

  İçişleri Bakanlığı ise, bu haber üzerine yazılı bir basın açıklaması yaparak MERNİS'in çöktüğünü yalanladı. Yapılan açıklamada, 28 Ekim 2000'den bugüne 64 milyon kişinin, yani nüfusun yüzde 90'ının nüfus cüzdanının yenisiyle değiştirildiği belirtilerek, "Bu durumda MERNİS kapsamında kayıtların yüzde 25'inden fazlasının hatalı olduğu iddiası tamamen hayal ürünüdür" denildi. Açıklamada, 2005 yılından itibaren OKS ve son ÖSS sınavlarında yaklaşık 3 milyon kişiyi ilgilendiren bütün verilerin Kimlik Paylaşım üzerinden alındığı ve kullanıldığı ve hiçbir sorun da yaşanmadığı bildirildi.

Dünya Bankası'nın MERNİS Projesi Özelleştirme ve Sosyal Güvenlik Ağı (PİAL) kapsamında açtığı 5.5 milyon dolarlık kredinin, 3.5 milyon dolarlık kısmının kullanımıyla başlatılan projede, kağıt üzerinde bulunan 122 milyon 145 bin 860 nüfus hareketi elektronik ortama taşınmış, ardından da 2000 yılının sonunda, bu kayıtlara TC Kimlik Numarası verilmeye başlanmıştı. 1984 yılından günümüze Nüfus Vakfı ve devletin aktardığı paralarla 30 milyon doların üzerinde para yiyen sistemde, Dünya Bankasından alınan kredinin 1 milyon 100 bin doları alt yapı, 400 bini ise MERNİS'i çalıştıran yazılım için kullanıldığı ifade edildi.30

  Bütün bu kafa karıştırıcı gelişmelerden sonra, şu sorular gündeme gelmekteydi:

  1-Türkiye'de siyaset ve iş dünyasında, önemli bürokratik makamlarda ve medyada etkin ve yetkin kişilerin ana baba, dede ve ninelerinin Ermeni, Rum ve Yahudi asıllı olduğunun anlaşılma ihtimali mi, derin merkezleri tedirgin etmiştir?

  2-Kirli derin devlet tarafından gizli amaçlar için, iki veya daha fazla resmi kimlik verilen kişilerin ortaya çıkması mı ertelenmiştir?

  3-"Türk ırkçılığı, Kürt ayrımcılığı, Ilımlı ve katı İslamcılık" yapan sözde yazar-çizer ve kanaat önderlerinin Türk ve Müslüman asıllı olmadıkları gerçeği mi gizlenmiştir?

  Şimdi, İbrahim Aksoy imzasıyla bir internet sitesinde, Ermeni asıllı oldukları ve bazı nüfus kayıtları yayınlanan meşhur kişilerin;

  a)En azından ana ve baba tarafından dedelerini ve dedelerinin babalarının isimlerini

  b)Bunların asıl köken ve kimliklerini ve nereden nereye göç ettiklerini ortaya koymaları

  c)Şayet bu iddialar doğruysa, kendilerinin samimi bir Müslüman olduklarını ve geçmişleriyle sorumlu tutulup kınanamayacaklarını açıklamaları

  d)Böylece kendilerini töhmet altında kalmaktan, toplumu da suizandan kurtarmaları, samimi ve medeni cesaretli bir davranış olmaz mı?

  Ermeni asıllı Meşhurlar Kimlerdi?

  İbrahim Aksoy Nevkud-Net. Ağustos 2006. sitesinde çarpıcı iddialar öne sürmekteydi

  Türk ırkçılığının, öncülüğünü yapanlar gerçekten ne kadar Türk'tür? Türkiye'de Türk olanların, hiç biri Türkçülük yapmıyor. Zaten buna da ihtiyaçları yoktur. Maalesef Türk ırkçılığını da, tarikat istismarını da, Ilımlı İslamcılığı da, yapanların öncü takımı ya sabataist Yahudiler, ya Ermeni dönmeleridir.

  "Bazen de bunlar kendilerini kabul ettirebilmek için aklın ve mantığın sınırlarını bile zorluyorlar. Burada, bu sınırları aşan bazı Ermenileri anlatmaya çalışacağım.

  S.G. Atatürk'ün manevi kızıdır. Bu daha önce de yazıldı. Atatürk bu kızı bir yetimhaneden alıp evlatlık edinmiştir. S.G. dünyada ilk kadın savaş pilotu olmanın yanında, yine dünyada savaşa katılan ilk kadın pilot olma özelliğini de taşıyor. Çünkü S.G.1938 Dersim harekatında kullandığı uçakla tonlarca bomba yağdırmıştır.

  H.Ö. Özal'ın annesi, Malatya'nın Tecde köyünde önceleri Ermeni papazı, daha sonra din değiştirip, hocalık yapan meşhur Cinci Hocanın kızıdır. H. hanım büyüyünce, yine Ermeni kökenli, Çemişgezek göçmeni olan T. ve K. Özal'ın babası ile evlendi.

  O. A.; Kendisine asil bir soyadı da seçen O., Malatya'nın Hekimhan ilçesinin Zorban köyünde dünyaya geldi. Ermeniliği resmi kayıtlarla tescillidir. Milli Görüşçü partilerde hep vitrindedir.

  D. B.; Aslen Siverek Ermenilerinden bir ailenin çocuğudur. Ailesi Siverek'ten göçüp, Bahçe ilçesine yerleşti. Küçük D. burada dünyaya geldi. Özellikle üniversite yıllarında, Türk ırkçılığının öncü ekibindendir.   Atatürk Üniversitesi'ndeki bu çabaları, onu daha sonra milliyetçi hareketin tepelerine getirmiştir. Şu anda Türkçülük hareketinin en önemli şahsiyetlerindendir.

  H. C. G.; ANAP'ta bakanlık da yapan H.C.G. şu anda yeni bir partinin lideridir. Aslen Antepli olan ermeni bir ailenin çocuğudur. Ailesi, Antep'de kirli derin devletle ilişkileri deşifre olduktan sonra gelip Malatya'ya yerleşti. Malatya'da traktör pazarlamacısı K.G.'in oğlu olarak dünyaya geldi.

  M. A.; Annesi Ağınlı olan M.A Ermeni bir ailedendir. Elazığ'da dünyaya geldi. Babası Kürt Z. 68'lilerin korkulu rüyası olan toplum polis müdürünün ta kendisidir. Kürt lakabını da Ermeniliğine örtü olarak kullandığı bilinir. Her yasadışı olaya adı karışan başarılı bir kirli derin devlet adamı ve gençliğinden beri masonların yeminli bir hizmetkârıdır. Devletin her kademesindeki masonik torpilli görevlerinin yanı sıra, başarılı bir sorgucu olarak da bilinen M.A., şu anda Menderes ve Demirel'in mirasını sürdürmektedir.

   M. K.; Türkiye de gericilikten ve döneklikten bahis açılınca ilk akla gelen isimlerin başında gelir. K. de derin devletin her kademesinde, büyük hizmetleri olan, Ermeni asıllı birisidir. Milli Görüşten Belediye Başkanı seçilmiş sonra ANAP'a transfer edilmiştir.

  M. Y.; Şu sıralar siyasete yeniden başlamak için, salvo yapmaya başlayan M.Y., Rize'nin Hemşin Ermenilerindendir. M. Y., başbakanlık da dahil, devletin her kademesinde önemli görevlerde bulunmuş bir kişidir. Nene tarafının Yahudi olduğu bilinir.

  M. K.; M. Y. ile aynı köydendir. Hemşin Ermenilerinden olan M.K., ailesi ile Yılmaz ailesi kavgalı oldukları için, Karayalçın ailesi Samsun'a göçmek mecburiyetinde kaldı. Küçük M., Samsun'da dünyaya geldi. Karayalçın kökeni sayesinde Kent  Koop Genel Başkanlığı'na atandığı ve Ankara Belediye Başkanlığına hazırlandığı söylenir. Şu anda sosyalist partinin Genel Başkanlık görevini yürütmektedir.

  M.K.'nin en önemli özelliği, Ankara Siyasal Bilgiler'de öğrenciyken Mehmet Ağar, Mehmet Keçeciler ve Hasan Celal Güzel gibi bazı arkadaşlarıyla, Arapkirliler Grubu'nu oluşturarak Uluç Gürkan'a karşı öğrenci birliği başkanlığına aday gösterilmesidir.

  Aslında bu gruptan olanların hiçbiri Arapkirli değildir ama hepsi de Ermeni kökenlidir.

  Ayrıca hepsi de ülkücü eğilimlidir. Seçimi kaybeden Karayalçın, CHP'li Uluç Gürkan'ı tehdit etmeye başladı. O yıllarda aynı okulda öğrenci olan devrimci hareketin önderlerinden Mahir Çayan'dan zılgıtı yiyince geri çekilmiştir. Ne hikmetse sağcıların da solcularında İstismarcı İslamcıların da elebaşları, hep böyle aslı karışık ve arkası karanlık kimselerdir..

  Mehmet Ali Ağca, Oral Çelik ve Mehmet Özbay gibi ülkücü camiada da çok sayıda Ermeni kökenli var. Bunların hepsini teker teker saymaya gerek yok.

  Ben burada sadece kamuoyunun da tanıdığı bazı Ermenilerin isimlerini verdim. Türkiye'de kimliğini inkar ederek yaşamını sürdüren 300 binden fazla Ermeni olduğu söyleniyor. Bu ürkütücü bir sonuç. Bu sonuç Türkiye'de Ermeni olarak yaşamanın, ne kadar zor olduğunun açık delilidir.

  Kimliğini inkar ederek yaşamını sürdürenlere hiçbir sözümüz yoktur. Onları anlayışla karşılıyoruz. Ancak Ermeni olduğunu bile bile Türk ırkçılığı veya Türk- İslam sentezinin savunuculuğunu yapanları anlamakta zorluk çekiyoruz. Hele bunların Türkiye'deki gayrimüslimlere ve Kürtlere karşı düşmanca tavırları anlaşılır gibi değil. Olsa olsa, bu gayri Müslimleri ve Müslüman Türklerden ve Türkiye'den nefret ettirmeye ve onları kışkırtıp ülkemizi bölmeye yönelik bir hıyanettir.

  Bir insan her zaman din değiştirebilir. Bu onun doğal hakkıdır. Ama bir insan hiçbir zaman ait olduğu ırkını değiştiremez. Bunların hangi koşullarda ve ne maksatla bu duruma geldikleri ilginç değil midir?

  Hz. Muhammed'in bir hadisi şerifi vardır. Diyor ki; "Çocuk kimin yatağında dünyaya gelmiş ise, ona aittir." Bu hadise uygun olan, bir de atasözü vardır:  Aslını inkar eden haramzadedir."31

Devletteki dönme Ermeniler kim? 

  Bugün Türkiye'de 80 bin gizli Ermeni olduğu iddia ediliyor.. İçlerinde devlette ve özelde önemli görevlerde bulunanlar var. İddia bu! Prof. Hasan Köni anlatıyor. (iyibilgi özel) 

  Hırant Dink cinayetiyle alevlenen Ermeni meselesi, özellikle cenaze töreninin pratiğinden rahatsız olan bir kesimi de ortaya çıkardı. Bu kesime göre Türkiye'de ciddi bir "kripto-gizli Ermeni" meselesi bulunuyor.

  Buna göre şu an Türkiye'de (açık olanlar dışında) 80 bin civarında gizli Ermeni bulunuyor. Bu işin bir yönü. Bir başka yönü ise bu gizli Ermenilerin bir kısmının devletin kurumlarında kritik, özel sektörün ve eğitimin bazı kurumlarında da üst düzeyde bulunmaları.

Çok eski bir öykü!..

  1910'lu yıllarda tehcir uygulamasından etkilenmemek, evinden ve yurdundan olmamak için Müslüman olan Ermeniler bulunuyor. Elbette kimlikleri bugün bilinmiyor. Ancak rakamın 300 ile 400 bin arasında olduğu tahmin ediliyor.

  Gizli Ermeniler içinde Türk-Müslüman ailelere girmiş, evlatlık edinilmiş, evlenmiş çok kişi bulunuyor. Zamanla, günümüze kadar gizli Ermenilerin bir kısmı asimile oluyor, bir kısmı da gizliliğini koruyarak geliyor.

  Bazı bilim adamına göre bu kripto Ermeniler içinde "devletin içinde yüksek rütbeye gelmiş Ermeni kökenli dönmüş insanlarımız bulunuyor." Esasen bu tez Türkiye'de yaşayan açık Ermeniler tarafından da zaman zaman gündeme getirilmiş.

  Prof. Köni: 'Devlette Ermeni kökenli vatandaşımız vardır'

 İnkılap Tarihi Enstitüsü başkanlığı da yapmış olan Prof. Dr. Hasan Köni bu konuda şunları söylüyor; "Tehcir dönemi öncesinde aileleri ölmüş Ermeni çocuklar Türk ailelerin yanına veriliyor, bir kısmı Müslüman oluyor, bir kısmı evlendiriliyor, bir kısmı tamamen asimile oluyor, nüfusları azalıyor ama günümüzde tabi gizli Ermeniler var. Ve anlamlı bir rakamdır. Devlet içinde önemli görevlere gelmiş, Ermeni kökenli dönmüş vatandaşlarımız da vardır."

  Ancak gizli Ermenilerin hele özel veya resmi kurumlarda, eğitim kurumlarında önemli görevlere yükselmiş dönmüş Ermenilerin kesin sayısı bilinmiyor. Yine de Dink cinayetinin gizli Ermeni vatandaşlarımız açısından bir dönüm noktası yaratacağı inancı bulunuyor.

  Bu inancı dile getirenlerden birisi de bu hafta Aksiyon Dergisi'nin bu konudaki sorularını yanıtlayan, İnönü Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Salim Cöhce.. "Türkiye'deki gizli Ermenilerin ne yapacağı belli değil.. İleride en etkili sonucu verecek olan, geçmişte İslam'ı tercih etmiş Ermeniler üzerinde yapılan çalışmalar olacak..... Kesin bir nüfus tahmini doğru bir sonuç vermeyebilir.. Fakat bu durumda olanların 80 ila 100 bin civarında olduğunu düşünüyorum. Mesela Malatya'da kendini gizleyen 3 bin 500 civarında ailenin benzeri özellik taşıdığı biliniyor ki, bu 10-12 bin Ermeni nüfusa tekabül eder."

Elbette gizli ya da açık Ermeni asıllı Türkiye vatandaşları üzerinde yapılan bu tartışmalar daha çok sürecek gibi.. Ancak Hırant Dink'in cenaze merasiminin bu konuyu yeniden ısıttığı da bir gerçek. 32

  Aslında bizim hiç kimsenin kökeniyle, kimliğiyle uğraşmak gibi bir niyetimizin ve gayretimizin olmadığını tanıyanlar bilir. Çünkü "Ben Müslümanım" diyen ve aziz Milletimize mensubiyeti şerefle dile getiren herkese hürmet ve muhabbet beslemek, hem inancımızın hem de insanlığımızın gereğidir.

  Şunu kesinlikle biliriz ki, hangi kavimden ve hangi ülkede dünyaya geleceğimiz bizim elimizde değildir, bu Yüce Rabbimizin takdiridir. Ancak hangi dini, hangi düzeni, hangi düşünce ve sistemi tercih ve tatbik edeceğimiz kendi irademiz ve imtihan vesilemizdir. Allah katındaki kıymetimizde, Hak Din olan İslam'a ve Resulüllah'a bağlılığımız nispetindedir. Tarihi ve töresi şeref ve faziletlerle oluşmuş, örnek ve yüksek medeniyetler kurmuş ve hele kendi fıtratına ve tabiatına uygun olan İslam'la tanıştıktan sonra beşeriyet gemisinin kaptan koltuğuna oturmuş asil Türk Milletinin bir evladı olarak dünyaya gelmemizi tayin ve takdir eden Alllah'a şükürler ediyoruz. Bu ülkede kader birliği yapmış aynı inanç ve kültür potasında kaynaşmış, Milli ülküler ve insani ilkeler etrafında kucaklaşmış olan herkesi kardeş sayıyoruz. Ancak bizim asıl değer ve derecemizi, ırkımız değil; inancımız, ahlakımız, insanlığımız, dinimize, devletimize, ülkemize ve Milletimize karşı saygı ve sorumluluklarımız belirleyecektir.

  Peki öyleyse bunları niye gündeme getirdik?!

  Müslümanlığı yaşamak ve savunmak yerine din istismarcılığı yapan münafıklarla; makul ve makbul olan Atatürk Milliyetçiliği yerine, Türk ırkçılığı yapan bazı sahtekarların aslen Türk ve Müslüman olmadıkları, yani hem İslamcılığı hem de Milliyetçiliği maalesef bazı kökü karanlık kimselerin kendi tekeline aldıkları, maalesef acı bir gerçektir.

  Yüce Dinimizi ılımlaştırıp laytlaştıranlar gibi, Türk kimliğimiz üzerinden siyaset yapanlar da, kimyamızı bozmak ve laçkalaştırmak peşindedir.

  Haa, bütün bunlara rağmen hala soylu ve Oğuz boylu bir Türk mü arıyorsunuz?..

  Mohiz Kohen Yahudisinin izinde ırkçılık ve İslamcılık yapan nice sahte kahramanlar, değil dedesini, babasını ve hatta aile nüfus kayıtlarındaki kendi ilk adını bile ağızlarına almazken, Selçuklulara kadar yedi sülalesinin seceresini bildiğimiz ve kitaplarımızda kaydettiğimiz o asil ve aziz insan; Prof. Dr. Necmettin Erbakan Beyefendidir.

  Çocukluktan itibaren, hayatının her döneminde ve doktora sürecinde Alman hocalarını bile hayran bırakacak bir samimiyet ve titizlikle, inancından ve İslami yaşantısından taviz vermeyen, mert bir mü'min ve net bir Müslüman mı soruyorsunuz?

  Siyonist ve emperyalist Batının bu yüzden kendisine düşman olduğu bir insan mı tanımak istiyorsunuz?

  İşte bunun cevabını; Türk ve İslam düşmanı Haçlı gavurlarından, Siyonist Yahudi odaklarından ve Localarını kapattığı için Atatürk'e kıyan masonlardan öğrenmeniz gerekir. Çünkü en sağlam delil; dürüst gavurların şehadeti ve hain düşmanların nefretidir.

Küfür: dünyayı ve olayları, Allah'ın ve vicdanın değil; nefsi hevasının terazisiyle değerlendirmektir.

İnkarcı saldırganlık ve ırkçı sapıklık; manevi bir kuduz mikrobu gibidir. Kültür ve kökenleri, renkleri ve dilleri çok farklı insanlarda, ama hep aynı etkiyi ve belirtileri gösterir.

  "Japonya'daki kuduz köpekle Amerika'daki kuduz köpek birbirini tanımaz, telefonlaşmaz fakat ısırınca aynı etkiyi gösterir. Bin yıl öncesinin kuduz mikrobu ile bu günün kuduz mikrobu aynıdır. Kâfirlik de aynen kuduz gibidir. 

  Firavun da, Ebu Cehil de ve günümüz kâfiri de aynı etkiyi gösterir. Herkes görevini yapar. Ateş yakıyor, akrep sokuyor diye kızılmaz. Biz, Müslüman olarak içinde bulunduğumuz şartlarda, sahip olduğumuz imkânlar içinde görevimizi yapalım.

  Ateşi kendi haline bırakırsan yedi mahalleyi veya yedi kıtayı yakar; ancak kontrol altında tutarsan kalorifer kazanında ısıya dönüşür. Bilmem kaçıncı "Haçlı seferlerini yapıyoruz" diyenler seni ümitsizliğe düşürmesin. Bütün dünyadaki ordular, bütün güçleriyle bir araya gelseler Allah'ın yarattığı Güneşin doğmasını engelleyemedikleri gibi, Allah'ın kelâmı Kur'an'ı da O'nun takdir planını da engelleyemezler.

  Rabbimiz geçmiş toplumların yaptığı kötü işleri ve karşısına dikilen Peygamberleri ve ümmetlerinin zaferini haber verdikten sonra: "Onlar bir ümmetti, geçti gitti. Kazandıkları kendilerinedir. Sizin kazandıklarınız da sizedir ve siz, onların yaptıklarından sorumlu tutulmayacaksınız" buyurur. (Bakara: 134)

  Mekke'nin fethi günü bütün kâfirler, katiller, zorbalar, zalimler, vurguncular, soyguncular, elleri böğründe, boynu bükük olarak Sevgili Peygamberimizin karşısına dikildiklerinde Efendimiz onlara: "Size ne yapmamı bekliyorsunuz?" diye sorduğunda, suçluların başları öne eğik olarak  "Biz seni, babanı, dedeni,  tanırız. Baban ve deden kerim/ cömert, iyiliksever adamdı. Senden de o beklenir" derler.

  O affedici Efendimiz de: "Ben de Yusuf kardeşimin dediğini derim. Yusuf, kendisini yok etmek için kuyuya atan kardeşlerine: "Bu gün size kınamak yok. Allah sizi affetsin. O merhamet edenlerin en merhametlisidir. Hepiniz evlerinize gidiniz ve hepiniz hürsünüz." buyurmuş ve yoluna devam etmiş. (Beyheki, Delâil'ün-Nübüvve 5/58) Onlardan intikam almak yoluna gitmemiştir.

  Ölmüş insanlarla hesaplaşılmaz. Yaşayan insanların Cehenneme çıkan yolunu nasıl Cennete çeviririm diye çalışılır. Musa aleyhisselâm, Firavun ve ileri gelenleriyle konuşurken: "Muhakkak bize şöyle vahyolundu: "Şüphesiz azap, (Allah'ın âyetlerini) yalanlayan ve yüz çeviren üzerinedir." der.

Firavun, mantığını çalıştırır ve: "Peki ya geçmiş çağlardakilerin durumu ne olacak?" diye sorar. (Taha: 51) Bu soru Hz. Musa'yı zor durumda bırakmayı amaçlar. Eğer Hz. Musa: "Hepsi Cehennemdedir" derse orada bulunan komutan ve danışmanların babalarına ve analarına olan sevgileriyle Hz. Musa'ya daha da kinleşecekler. Ama Hz. Musa'nın: "Onların bilgisi Rabbimin yanındaki bir kitaptadır. Rabbim şaşmaz ve unutmaz" (Taha: 52) diyerek Firavunun beklentisini boşa çıkarır.

Bir örnek olsun diye Haccac-ı Zalim ile Said bin Cübeyr arasında geçen konuşmanın konumuzla ilgili bölümünü hatırlatalım:

  Haccac: ...Muhammed(sav) hakkında ne dersin?

  Said: O, Peygamberlerin sonuncusu olmaktadır, Allah, O'nunla vahyi doğrulamış, O'nunla insanlığı cahillikten kurtarmış, O'nunla dinini tamamlamıştır. O, doğru yolun önderi ve rahmet peygamberi olan Resulullahtır...

  Haccac: Dört halife hakkında ne dersin?

  Said: Ben onların vekili değilim. (Onlar oldukları gibidir.)

  Haccac: Onlardan hangisini daha çok seversin?

  Said: Hangisinin ahlâkı daha güzel ise, hangisinden Rabbim daha çok razı ise. (O daha çok sevilecektir.)

  Haccac: Ali ile Osman hakkında ne dersin, onlar Cennetteler mi, yoksa Cehennemdeler mi?

  Said: Eğer ben, Cennete ve Cehenneme girip de oradakileri görseydim sana haber verirdim. Gayba ait bilmediğin şeyi bana niçin sorarsın? (Kimin nerde olduğu ahirette görülecektir.)

  Haccac: Abdül Melik bin Mervan hakkında ne dersin?

  Said: Onun günahlarından (ve kötülük ortaklarından) biri de sensin.33

  Dikkat edilirse kendi çağının zalimleriyle hesaplaşıyor ama geçmişten yalnız Peygamberimizi savunuyor. Çünkü O, kıyamete kadar geleceklerin yol göstericisidir.

  İstikbal köklerdedir. Köklerimize sahip çıkarak biz, bu gün çiçek açıp meyve vereceğiz, geleceğe de çekirdek bırakacağız.34

  Atatürk'ün "İstikbal Göklerdedir" sözünü de, milli ve manevi köklerinden ve tarihi kültür ve kimliğinden kopmadan, teknolojiye ve uzay sanayine sahip çıkmamız gerektiğine işarettir.

  Türkçülüğümüz Moiz'den, Türkçemiz Agop'dan

Türkçülüğümüzü Tekin Alp'e borçluyuz..

  "Türk Ruhu"nu O yazdı.

  İçerde ateşli bir Türk Milliyetçisi olarak Tekin Alp adını kullanıyordu.

  Dışarıda Mois Kohen oluyordu. Selanik Yahudisiydi. Babası Hahamdı.

  "Araplar bizi arkamızdan vurdu" sloganının mimarıydı.

  Biz Araplarla uğraşırken, İngilizler'le dostluk kurup, Ortadoğu petrollerine el koydu.

  Açtığı yara kapatılamadı.

  Peki ya Türkçeyi kime borçluymuşuz; Agop Dilaçar'a;

  Agop Ermeni asıllı tüccar bir ailenin çocuğuydu.

  İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini, misyonerlerin açtığı bir Amerikan okulunda yaptı. Robert Kolej'i bitirdi .

  Büyük Türkiye Ansiklopedisi'ni hazırladı.

  Türk Dil Kurumu üyeliğine getirildi.

  Türkçe'ye yaptığı katkılardan dolayı "Dilaçar" soyadını aldı.

  Kitaplara A. Dilaçar olarak geçti.

  Şimdi TBMM'de "Türkçe'yi Koruma ve Kollama Komisyonu" var. Yeni kuruldu. En son toplantısında  Prof.  Dr. Fazıl Karaoğlu dinlendi. Hadi biz de dinleyelim:

  "1938 yılı sonrasında, Türk Dil Kurumu'nun başında olan Agop Dilaçar kurumu kuruluş gayesinden uzaklaştırmıştır... Güzel Türkçe kelimeler tasfiye edilmeye ve değiştirilmeye başlanmıştır. Güya bu güzel kelimeler İslam medeniyetinin tesiriyle girmiş Arapça ve Farsça asıllı kelimelerdi. Mesela 'bağışlayın, affedersiniz' yerine gayri Müslimlerin o korkunç 'pardon' kelimesinin kullanılması gibi değişiklikler, Türk dili üzerinde kapanması güç yaralar açmıştır. Güzel maksatlarla kurulan TDK'nın çatısı altına sığınan art niyetli kimseler, Türk dili ve grameri üzerinde büyük tahribatlar yapmışlardır..."

  Dil ve Tarih... Milleti millet yapan iki önemli unsur..

Ama ne garip değil mi!

  Tarihimizde Yahudi asıllı Mois Kohen'in,

  Dilimizde Ermeni asıllı Agop Martanyan'ın imzası var...35



30 TÜBİDER E-Dergi 12.Aralık 2006

31 İbrahim Aksoy Navkud Net Ağustos 2006 Ermeni Türkleri

32 iyibilgi.com

33 Aliyyü-l-Kâri, Şerh'ü Şifa 1/39

34 Mahmut Toptaş / Milli Gazete / 16.04.2007

35 10.04.2007/ Kulis Ankara / Milli gazete



Bu yazarin diger makaleleri

KIBRIS TÜRKİYE'NİN TAYVANI'MI YAPILIYOR?
  Teodor Herzl İsrail'in Kıbrıs Planı Derin tarihe meraklı olanlar...
Devami
HAK DÜZEN KURULUR, TAM İDDİAMDIR! (ŞİİR)
  HAK DÜZEN KURULUR, TAM İDDİAMDIR!          Rabbimiz Kâdir’dir, sonsuz sınırsız “Şeriat...
Devami
LOZAN MÜZAKERELERİ VE ATATÜRK'ÜN VASİYETİ
Büyük Millet Meclisi'nin 23 Nisan 1920 Cuma günü açılmasına müteakip...
Devami
BAŞBAKAN'IN VE AYAKÇILARININ YOLSUZLUK DOSYALARI
  Deniz Feneri davası neticelendi ve sanıkların suçu kesinleşti! Deniz...
Devami
İŞİD VE PYD; BOP’UN TAŞERONLARIDIR VE TÜRKİYE KUŞATILMIŞTIR
  Peşinden şunu vurgulayalım ki biz önyargılarla veya kızgınlık damarıyla hiçbir...
Devami
DÜNYANIN YENİDEN KURGULANMASI VE GELECEĞİN KURTARILMASI
Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın Suudi Arabistan Kral Abdülaziz Halk...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4888

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR