ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4587
mod_vvisit_counterDün14063
mod_vvisit_counterBu Hafta30645
mod_vvisit_counterGeçen hafta43879
mod_vvisit_counterBu Ay144707
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17068847

IP'niz: 3.238.70.175
Bugün: 21 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12285601

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

IRAK, AMERİKA'NIN ÇANAKKALE'SİDİR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Amerika Irak'ı işgal ederken yazmıştık:

  "Irak Amerika'nın Çanakkale'si olacaktır!"

  Evet, Çanakkale'yi görünüşte Osmanlı kazanmıştı..         Ama gelecekte koca imparatorluğun mezarı kazılmıştı.. Elinde kalan bütün işe yarar gençliği, askeri birikimi ve ekonomisi harcanmıştı.. İşte bu yüzden birkaç Yunan çapulcu taburu ta Ankara'ya kadar kolaylıkla yaklaşmıştı.

 

  Şimdi Amerika'da, Irak'ı kolaylıkla almış, bir zafer edasıyla horozlanmıştı.. Ama her geçen  gün biraz daha batağa saplandığını, süper güç imajının yırtılıp parçalandığını, artık bu bataklıktan kaçıp kurtulmayı bile başaramadığını çok geç anlayacaktır..

  Mazlum ve mağdur milletlerin gözleri açılacak, mason medyanın oluşturduğu korku dağları aşılacak, ABD ve AB emperyalizmine ve İsrail siyonizmine karşı yeni ve ümit verici bir cephe oluşacaktı.

  Fikret Bila, iki sene önce Amerika'nın Kuzey Irak'la ilgili Türkiye aleyhine tuzaklar hazırlandığını şöyle yazıyordu:

  "Dış İlişkiler uzmanı Steven Cook, ABD Dışişleri Bakanlığı eski danışmanı Henri Barkey, ABD Milli Savunma Akademisi'nden Judith Yaphe, ABD Kongresi uzmanı Alan Makovsky, Utah Üniversitesi'nden AKP uzmanı Hakan Yavuz gibi uzmanların yaptığı beyin fırtınasında ortaya atılan çeşitli görüşler var. ABD'li uzmanların vardığı ortak sonuçlar üzerinde durulmaya değer.

  ABD'li uzmanların saptamasına göre, Türkiye, AB'den tarih almaya kilitlendiği için Aralık 2004'e kadar Kuzey Irak'taki gelişmeler karşısında fazla hareket şansına sahip değil. Özellikle askeri açıdan AB beklentisi Ankara'yı hareketsiz tutabilir.

  Uzmanlardan 'ince' politika önerisi

  ABD'li uzmanlar Washington'a, Kerkük ve Kuzey Irak'la ilgili olarak ince bir politika öneriyorlar. Bir yandan İslam dünyasının en güçlü ordusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri'ni kaybetmemeyi, diğer yandan Irak'ta en büyük destekçileri olan Kürtleri de terk etmemeyi öneriyorlar. Örneğin Steven Cook'un görüşleri böyle.

  Washington bu dengeyi tutturabilir mi, bu ince politikayı Türk kamuoyunu ve TSK'yı kaybetmeden yürütebilir mi?

  ABD'nin Ankara Büyükelçisi Edelman, PKK'ya karşı bir operasyon yapmayı düşünmediklerini, tek yöntemin bu olmadığını açıkladı.

  Talabani'den örtüşen tavır

  Ankara'yı ziyaret eden Talabani, Türkiye'ye yönelik silahlı saldırılara karşı olduklarını kaydetti, ancak siyasi alanı açık bırakarak, Edelman'ın "başka yöntemler" yaklaşımıyla örtüşen bir tavır sergiledi.

  Terörün tırmanışa geçmesiyle Türkiye'nin yeniden iç güvenliğe yoğunlaşması Kuzey Irak'ta bazı oldubittileri gündeme getirebilir mi? Bir başka ifadeyle, bir oldubitti hesabı nedeniyle mi Türkiye topraklarında terör yeniden tırmandırılmaya başladı?

  Bu gelişmelerle Ekim 2004'te Kerkük'te nüfus sayımı yapılacak olması arasında bir bağlantı var mı?

Türkiye, yavaş yavaş yoklanıyor, sınanıyor gibi..

  ABD'nin açıklaması ve yanıt

  ABD'nin Ankara Büyükelçiliği, muhtemel gelişmelerle Türkiye'nin muhtemel tepkileri konusunda, yukarıda adı geçen ABD'li uzmanlarla bir Türk uzmanın katıldığı beyin fırtınası toplantısının yapılmadığını ilan etti.

  ABD Büyükelçiliği toplantı yapılmadı diyor ama, toplantıya katılan Türk Akademisyen, Utah Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Hakan Yavuz'la görüştüm ve bu toplantının yapılıp yapılmadığını, kendisinin bu toplantıya katılıp katılmadığını sordum. Yanıtı şu oldu:

"Bu toplantı yapıldı. Ben de katıldım. Bu toplantıyla ilgili bazı haberler Washington'da da basına yansımıştı. Milliyet'teki kadar detaylı olmamakla birlikte Türk basınında da bu toplantıdan söz eden haberler yer aldı."15

  www.kerkukkurdistane.com ise (06.12.2006) şunları kusuyordu:

  "Kürdistan'ın güneyinde yayınlanan Xebat gazetesi, ISG (Iraq Study Group) raporunun bir özetinin Mesud Barzani'ye gönderildiğini, Gurup başkanı James Baker'in Mesut Barzaniye telefon ederek, rapor ile ilgili bilgi verdiğini ve rapor'un Kürdistan'ın özellikleri göz önünde bulundurularak hazırlandığını söylediğini yazıyor.

  Demokrasiye karşı olan güçler, Hamilton-Baker raporu yayınlanmadan, raporda nelerin olduğunu yazdılar, söylediler ve hepsinin ortak görüşü, raporun ABD'nin yenilgisinin ilanı olacağıydı. Özellikle Türkler, raporun ABD Başkanına, ABD silahlı güçlerinin hemen Irak'tan çekilmesi gerektiğini tavsiye edeceğini propaganda ettiler."

  Yavuz Baydar gibi Amerikan hayranları yanlış ata oynuyor. Çünkü Pentagon'un yeni patronu bile "Irak batağında çırpındıklarını" itiraf ediyordu:

  ABD'nin yeni Savunma Bakanı adayı Robert Gates Senato Silahlı Kuvvetler Komisyonu'na 'Irak'taki savaşı kaybediyoruz' demişti.

  Irak'ta şu anda yaşananların kabul edilemez olduğu konusunda komisyon üyeleriyle hemfikir olduğunu söyleyen Gates, adaylığı onaylanırsa, taktik değişiklikler getireceğini söylemişti.

  Kasım ayı başında Kongre yenileme seçimlerinde Cumhuriyetçilerin aldığı yenilginin ardından istifa eden Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in yerine Başkan Bush tarafından aday gösterilen Robert Gates ABD'nin savunma önceliklerinin başında gelen Irak savaşı konusunda komisyona, yangının Orta Doğu'ya yayılıp yayılmayacağını ABD'nin izleyeceği çizginin belirleyeceğini ifade etmişti.

  Gates'in konuşmasında Irak'ta izlenecek politika konusunda bağlayıcı işaretler vermekten kaçındığı dikkat çekmişti.

  Amerikan Senatosu'nun Silahlı Kuvvetler Komisyonu önünde konuşan Savunma Bakanı adayı Gates "önümüzdeki bir-iki yıl içinde Irak'da izleyeceğimiz çizgi, Amerikan ve Irak halklarının ve bundan sonraki ABD başkanının Irak'ta ve bölgede giderek düzelen bir durumla mı, yoksa gerçek bir bölgesel yangınla mı karşı karşıya olacaklarını da belirleyecek" diye eklemişti.

  Eski CIA başkanlarından Gates komisyona, hiç bir seçeneği dışlamadığını ve her türlü öneriye açık olduğunu belirterek Demokrat Senatör Carl Levin'in, "Sizce Irak'ta savaşı kazanıyor muyuz?" sorusunu "Hayır" diye yanıtlamış ve Irak'taki şiddete son verilebilmesi için siyasi bir çözüm bulunmasından yana olduğunu dile getirmişti.

  Demokrat Senatör Carl Levin ise müstakbel bakana, ABD'nin, Başkan'a, duymak istediği şeyleri söyleyen birine değil, gerçekleri söyleyen bir savunma bakanına ihtiyacı olduğunu söylemişti.

  Gates, aday gösterilmeden önce Irak'la ilgili politika önerileri geliştirmek üzere oluşturulan eski Cumhuriyetçi dışişleri bakanlarından James Baker liderliğindeki çalışma grubunun da üyesiydi.

  İran'a saldırmaya mesafeli

  Robert Gates'in, İran ve Suriye'ye yönelik güç kullanımına karşı olması dikkat çekmişti.

  Güç kullanımının İran konusunda son seçenek olması gerektiğini söyleyen Gates, bu ülkeyle sorunların çözümünde önceliğin, diplomasi ve müttefiklerle işbirliği olması gerektiğini vurgulayarak:.

  "Irak'ta görüldü ki, savaş bir kere başladı mı, sonuçları öngörülemez oluyor. İran ile çatışmanın da bir hayli dramatik sonuçları olacağını düşünüyorum." Evet "İran ile Suriye, Irak konusunda bize pek yardımcı olmuyorlar ve oradaki çıkarlarımıza ciddi zarar verdikleri ortada. Ancak bence isterlerse, Irak'taki çabalarımızı daha da zora sokabilirler."

  Robert Gates kimdir?

  Başkan Bush tarafından Savunma Bakanlığı'na getirilen eski CIA başkanlarından Robert Gates, altı başkanla çalışmış bir yüksek bürokrat ve Bush'ların yakın aile dostu ve arkadaşı.

  1991 ile 1993 arasında CIA Başkanlığı görevi yapan Robert Gates'in adı, 1980'lerde İran-Kontra skandalı olarak bilinen olaya karışmıştı.

  İran-Kontra skandalında, Amerikalı yetkililerin İran'a kendi koydukları ambargoya rağmen gizlice silah sattıkları ve elde edilen gelirle Nikaragua'daki Sandinista rejimine karşı savaşan kontra gerillalarına mali destek sağladıkları ortaya çıkarılmıştı.

  Gates aslında CIA başkanlığı için çok daha önceki yıllarda adı geçmesine rağmen, İran-Kontra skandalına adı karışınca bu atama, senatoda onaylanmayacağı kaygısıyla geri bırakılmıştı.

  Son yıllarda Teksas'ta bir üniversitenin rektörlüğünü yapan Gates 2005 yılında Bush yönetiminin yeni oluşturulan Ulusal İstihbarat Örgütü'nün ilk başkanı olması önersine yanaşmamıştı.

Ortadoğu'da üç ayrı İslam diyarında iç savaş sürüyor!

  Denklemi iyi okuyalım. Irak direnişi, Lübnan gerilimi, Filistin'de iç savaş senaryoları aynı merkezlerden besleniyor. Filistin'deki gerilim neden Condoleezza Rice'ın, Filistin-İsrail görüşmelerini merkeze alan bölge ziyaretinden sonra tırmandı?

  ABD, İsrail'in 34 günlük Lübnan saldırısını finanse etti. İsrail'e her türlü füze ve mühimmatı verirken, ABD-İsrail arasında füze koridoru kurarken, bir çok ülkenin hava sahasını bu amaçla kullanırken, ateşkese ilişkin girişimleri de durdurdu. Temsilciler Meclisi ve Senato, Lübnan savaşı için İsrail'e finansal destek veren bütün kararları hızla aldı ve onayladı. İsrail istihbaratına yakın kaynaklar, benzer bir desteğin Filistin için de kullanıldığını söylüyor. Bu kaynaklara göre, Aralık ayı içinde hem ABD hem de İsrail, önemli miktarda silah ve mühimmatı Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın El Fetih grubuna transfer etti. Silahlar El Fetih lideri Muhammed Dahlan'a ulaştırıldı, buradan da El Fetih'in silahlı kanadı El Aksa Şehitleri Tugayı'na. Amaç, siyasi ambargonun yanında askeri alanda da Hamas hükümetini köşeye sıkıştırmak...

  Uluslararası gözlemcilerin denetiminde Ortadoğu'nun en demokratik seçimi yapıldı. Hamas iktidara geldi. ABD/İsrail destekli iktidar, Hamas iktidarına yetkilerini devretmedi. Hamas'ı bitirmek için Filistin'e ağır bir ambargo süreci başlatıldı. Halk açlıkla terbiye edilecek, Hamas iktidarı düşmek zorunda kalacaktı. Yardımlar durdu. Aylardır maaşlarını alamayan, korkunç bir ekonomik sıkıntının baş gösterdiği ülkeye bugün ancak çanta içinde gizlice para sokuluyor. Bu da yetmedi, başarılı olmadı. Şimdi iç savaşı tetikliyorlar. Faili meçhul saldırılarla, tıpkı Irak'ta yaptıkları gibi, iki grubu sokak çatışmalarına sürüklüyorlar. ABD, İsrail ile işbirliği içindeki Abbas ve ayakta kalmaya çalışan Hamas. Ülke yeniden seçime hazırlanıyor. Ne değişecek? Bunun neresi demokratik olacak? ABD ve İsrail, Filistin halkına şunu söylüyor: "Bizim tercihlerimiz dışında kimseyi seçemezsiniz.             Seçerseniz böyle açlıkla terbiye edilirsiniz." İki Filistin mi olacak? Gazze Şeridi'nde Hamas, Batı Şeria'da El Fetih! Yani Filistin kendi içinde de mi bölünecek? Bunun sonucu olarak El Fetih'e milyonlarca dolar mı akıtılacak? Silah transferlerinden sonra neden olmasın? Filistin için çok hazin bir senaryo bu.

İşgallerin yerini iç savaşlar alıyor. Irak'ta bunu tetiklediler ve başardılar. Şimdi mezhep kıyımı yaşanıyor. Lübnan'da denediler, şu ana kadar başaramadılar. Denemeye devam ediyorlar. Geri adım atma niyetleri de yok. Filistin'de deniyorlar. Suriye ve Lübnan için de planları giderek işgallerden iç savaş çıkarmaya doğru çevriliyor. Bölgeyi azınlıklar ve otoriter rejimlerle yönetenler şimdi keskin ayrışmaları besliyor.16

Oyuna gelmeyelim 

  Irak'ta Saddam otuz yılda otuz bin gayretli Müslüman'ı öldürürken hem Rusya hem Amerika tarafından destekleniyordu.

  Saddam, İran'la savaşırken, bir milyon Müslüman ölürken Avrupa ve Amerika Saddam'a destek veriyordu.

Bu arada Irak'ta Sünni- Şii ayırımı yapılmıyordu. Saddam, hem Sünni ilim adamlarından hem Şiilerden ileri gelenleri öldürüyordu.

  Yine de Sünni-Şii çatışması olmuyordu. Her ikisi de Saddam'a karşı idiler. Ancak Saddam yandaşları olan Baas partisi üyeleri Saddam'ı destekliyordu.

  İsa elbisesi, Demokrasi bayrağıyla gelip bir milyona yakın Müslüman'ı öldüren Amerika, aynı zamanda Sünni- Şii çatışıyor havasını da vererek Müslümanların kendi aralarında ayrılığa düştüklerini yaymaya çalışıyor.

  Bin iki yüz yıldır çatışmıyorlar da niçin sen geleli çatışıyorlar görüntüsü veriyorsun? Demezler mi adama?

Bugüne kadar aralarında görüş ayrılığı olsa bile Hamas ile el-Fetih örgütü arasında çatışma yoktu. Hamas'ın senin Demokratik kurallarına göre seçimi kazandıktan sonra seçim sonuçlarını kabul etmemen ve seçimi kaybeden el-Fetihe destek vererek, bütün Filistin halkını ambargo ile cezalandırarak aralarını açıp iki kardeş kuruluşu savaşır hale getirmen "Bak iki Müslüman kuruluş kavga ediyorlar" diye yayın yapman da inandırıcı olmaz.

  Çünkü siz araya girmediğiniz zamanlarda onlar yıllardır ayrı cephelerde aynı düşmana karşı mücadele veriyorlardı."17

  Bağdat'ın yollarından demokrasi konvoyları değil tank kervanları geçiyordu! 

  Bir taraftan tank kervanları, bir taraftan gizli boru hatları, adeta "Ali Baba" hikayesinde olduğu gibi... Kırk Haramilerin, "Açıl Susam Açıl" deyip de açtırttığı kapılar misali, "açıl limanlar açıl", "açıl borular açıl" denecek mi?        Ve bunlar da açılacak mı acaba?

  Amerikan Strateji ve Analiz Raporu:

  Irak savaşı ile ilgili bir strateji raporu hazırlandı. Raporda, savaşın pek de iç açıcı olmadığı net bir şekilde ortaya kondu. Amerikalılar genelde olayları kısa klişelerle adlandırmaya bayılırlar. Bu sebeple rapor açıklanınca, raporu hazırlayanların Amerikanvari bir tarzda başkana üç teklif sundukları yorumu yapılmıştır.

  "go short"- kısa dönem için devam et

  "go long"- uzun dönem için plan yap ve devam et

  "go home"- toparlan ve eve dön. Yani askerini acele çek .

  Raporda önemli bir gözlem de bildirilmiştir. Bu da, "Filistin-İsrail çekişmesi bitmedikçe ve orada işler hakkaniyet esasına göre çözümlenmedikçe, Orta Doğu'ya barış ve huzur gelemez."

  Beyaz Saray'dan gelen ilk tepki;  İsrail-Filistin olaylarının, Irak savaşı ile hiçbir ilişkisi olmadığı ve Irak savaşının ayrı bir konu olduğu yolundaki vurgulanması olmuştur. Ancak ondan sonra tavsiyelerden hangisinin daha uygun olacağı tartışılmıştır. Bu aşamada hem Demokratlar ve hem de Cumhuriyetçiler, Orta Doğu olaylarına daha çok kendilerine getireceği oy oranı veya seçim avantajı açısından bakarak değerlendirme yapmışlardır.

  Bütün bu tartışmalardan ortaya çıkan sonuç şudur: Amerika'nın eve dönmek gibi bir acelesi yoktur. Daha uzunca bir süre Irak'ta kalacağı intibaını vermektedir. Kuzey Irak'a kaydırdığı asker sayısında da artış hissedilmektedir. 

  Arazideki Gerçekler:

  Tüm gayretine rağmen ABD, Irak'ta başarılı olamamaktadır. Irak'ın başında bulunan idare, ülkeyi idare etmekten acizdir. Hiçbir şekilde düzen ve emniyeti sağlamayı başaramamaktadır. Bu kadar şiddette, asker ve polisin varlığına rağmen, ABD güçleri Bağdat da bile duruma hakim olamamaktadır.

  Her ne kadar, Bağdat'ın yollarında tank kervanları devriye geziyorsa da, "Yalnız nişancının" korkusu da onlarla beraber kol geziyor.  Bu keskin nişancı devriyeleri tek tek vurmakta, bir de videolarını çektirmektedir. Sonra da bunlar yerel televizyonlarda gösterilmektedir. Yine Bağdat sokaklarında olaysız ve patlamasız tek gün geçmemektedir. Ülkenin her yerinde durum aynıdır.

  ABD eski Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın geçenlerde basına yansıyan bir konuşmasında "Irak politikasının ve uygulamasının yalnış olduğunu ve bu hatalarla bir yerlere varılamayacağını" ifade etmiştir. Powell gibi düşünen yetkililerin sayısı artmaktadır fakat henüz başkan Bush'a bu durumu izah etmek mümkün görünmemektedir.

  Diğer bir olay, Bağdat'ta kadınların durumunun da son derece kritik bir hale gelmiş olduğudur. Korkudan, bazen iki ay evlerinden dışarı adım atmayan kadınların hiç bir emniyeti bulunmuyor. Kadınlar hiçbir işte çalışamamakta ve hiçbir gelir elde edememektedirler. Evlerinde çocukları ile korku içinde "hangi felaket haberini" alacaklarını düşünerek bir ölüm-kalım savaşı vermektedirler. Daha şimdiden bir çoğu, Saddam dönemini aramakta olduklarını belirtmekte ve daha sıkı bir şekilde "İslam'a ve İslami tarz yaşama sarılmaktadırlar".

  ABD'nin önde gelen gazetelerinden The Washington Post'ta yayınlanan mülakatlar "Irak kadını hergün daha derine batıyor" başlığı ile verilmiştir.

  Hatırlanacak önemli bir nokta da, Irak'ta bütün hızı ile sürüp giden "mezhep savaşı"dır. ABD ve Batı'nın sürekli olarak körüklediği Sünni ve Şii çatışmaları da ülkede had safhadadır. Bir türlü bu çatışmaların önüne geçilememektedir. Bu çatışmalardan yararlanan Kuzey Irak Kürtleri de, ellerinden geldiği kadar bölgeyi, Türkmenler'den arındırmakta ve tam anlamı ile bir "etnik temizlik" gerçekleştirmektedirler. Tabii, dünya bunu görmezlikten gelmektedir.

  "Surge" olayı:

  Amerika aldığı bir kararla "Surge" (sürj diye okunur) uygulaması başlatmıştır. Yani, kısaca "hücuma kalkmak, yığınak yapmak, sayıları hızla arttırmak" anlamına gelen bir hareket. Mesela, son bir gol için tüm takımın bir oyuna veya bir alana yoğunlaşması gibi bir şey.

  Amerikalılar, hiç olmazsa Bağdat'ta tam bir kontrol kurabilmek için asker yığınağına başlamışlardır. Arttırılacak asker sayısı 5000 kişilik bir güçtür. Bir kısım orada görev yapanların görev sürelerini uzatarak, bir kısım ise yeni askeri güçleri Irak'a göndererek bu sayıyı tamamlamaya çalışmaktadır.  Tabii, Irak'tan gitmek için gün sayan askerler açısından bu, son derece moral bozucu bir durum olmuştur.

  Gözden kaçan Borular:

  Irak'ta bunlar olurken, Suriye, İran ve Lübnan kaynarken, tüm Orta Doğu, olay ve problemleri ile hiç ilişkisi olmadığı (!?!) söylenen İsrail, Avrupa Birliği'ne giderek, onlardan, belli bir çalışmanın yapılması için gereken parayı çıkartmayı başarmıştır. Bu para bir Fizibilite Raporu'nun hazırlanması için kullanılacaktır. Fizibilite raporunun konusu: Türkiye'nin yıllarca emek ve gayret sarfederek kazandığı Bakü-Ceyhan boru hattı ve oradan akacak petrollerle ilgili.

   Bir taraftan tam bu petrol ve doğalgaz Avrupa'ya ve dünyaya dağıtılmak üzere iken, bu kaynakların bir kısmını İsrail'in inşa edeceği borularla İsrail'e aktarmak istemektedirler. Bu konuda Türkiye'ye baskı yapmaktadırlar. Eğer bu boru hattı yapılırsa, böylece İsrail, kendi Aşkalon limanına gelecek olan petrolü gemilerle Asya'ya dağıtacaktır. Türk Enerji Bakanı'nın   3-4 gün önceki İsrail ziyaretinin amaçlarından birisi de bu konuları konuşmaktı.  

  Kısacası, dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:

  1- Petrol gelince, Rumlar ille de limanları açın diye dayatmaya başlıyorlar ki, onların tankerleri iş yapıp, parsayı kapsın,

  2- Petrol gelince Yunanlılar ve AB, Türklerin Kıbrıs'tan çekilmesini istiyor ki, dağıtım yollarında kontrol mekanizması Avrupalılar, İsrailliler ve Yunanlıların olsun,

  3- Petrol gelince, hemen boruları döşeme teklifleri başlıyor ki, dağıtımın Asya ayağı İsrail eli ile gerçekleşsin.

  Herkesin telaşını anlamak kolay da, Türkiye'yi idare edenlerin bu konularda tam ne düşündüğünü ve neye hizmet etmeye çalıştığını anlamak oldukça zor.

İnsanın aklına hep bir soru takılıyor:

  Bir taraftan tank kervanları, bir taraftan gizli boru hatları, adeta "Ali Baba" hikayesinde olduğu gibi... Kırk Haramilerin, "Açıl Susam Açıl" deyip de açtırttığı kapılar misali, "açıl limanlar açıl", "açıl borular açıl" denecek mi? Ve bunlar da açılacak mı acaba?18

  Irak Çalışma Grubu ve emperyalizmin Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmesi 

  Amerika'nın derin devletini temsil eden James Baker ve Lee Hamilton önderliğinde Irak'ta yapılan yanlışlıkların düzeltilmesini içeren Irak Çalışma Grubu Raporu 6 Aralık günü Washington'da açıklandı. Bu rapor, genel bağlamda Irak'ta işlerin yolunda gitmediğini, bu yüzden bazı değişikliklerin yapılması gerektiğini içeren bir anlayış ile hazırlandıysa da, planda Bush yonetimi ile amaçlanan nokta arasında hiçbir farkın olmadığı gözden kaçan en önemli ayrıntı olsa gerek. Bush'un Irak planı ile Baker/Hamilton önderliğindeki çalışma grubu raporu arasındaki tek fark, amaca ulaşılması için farklı yolların tercih edilmiş olması.

  Irak Çalışma Grubu; Virginia senatoru ve senato askeri komisyon üyesi John Warner'in öncülüğünde 15 Mart 2006 tarihinde ABD senatosunda Demokrat ve Cumhuriyetçilerin desteği ile kuruldu. Çalışma Grubu raporunu yazarken, Bush ve Dick Cheney de dahil olmak üzere, 100'ün üzerinde Amerikalı ve diğer ülkelerden milletvekili, asker, elçi, gazeteci, din ve bilim adamları ile görüştüler.

  Raporu analiz etmeden önce, bu raporu hazırlayan grubun sadece Baker ve Hamilton'dan ibaret olmadığını, çok daha geniş bir katılımı içerdiğini gözden kaçırmamakta fayda var. Çünkü raporu hazırlayanlar ile "demokrasi" adı altında Irak ve Ortadoğu'yu işgal planına destek verenlerin aynı kişiler olduğunu unutmamak gerekiyor. Baker/Hamilton'ın Irak Çalışma Grubu aslında on kişilik bir ana gruptan oluşmaktadır. Bu grubun üyeleri James Baker ve Lee Hamilton'ın dışında, geri kalan sekiz kişi şunlardır: Musevi asıllı eski ABD Dışisleri Bakanı, Yahudi soykırımından zarar görenlerin sigorta şirketleri tarafından maddi zararlarının karşılanması için oluşturulan şirketin başkanı olan, çesitli petrol şirketlerinde ve Dick Cheney'in Haliburton şirketinde de çalışmış bulunan Lawrence S. Eagleburger, Clinton'ın danışmanlarından Lazard finansal danışmanlık şirketinin başkanı Vernon E. Jordan, Reagan dönemi Adalet Bakanı Edwin Meese, Amerikan Yüksek Mahkemesi üyesi Sandra Day O'Connor, Beyaz Saray eski Yönetim Müdürü Leon E. Panetta, ABD eski Savunma Bakanı William J. Perry, eski Virginia Valisi ve Senatörü Charles S. Robb ve eski Wyoming Senatörü Alan K. Simpson. 

  Irak Çalışma Grubu sadece bu on kişilik ana yönetim komitesinden oluşmamaktadır. Çalışma Grubu 44 uzmanın bulunduğu dört ayrı alt grup tarafından da desteklenmiştir. Bu gruplar sırasıyla ekonomi ve yeniden yapılandırma (Economy and Reconstruction); asker ve güvenlik (Military and Security); siyasi gelişme (Political Development) ve stratejik çevreden (Strategic Enviornment) oluşmaktadır.

Rapor niçin yazıldı?

  Bu çalışma grupları içinde yer alan, Bush yönetiminin başlattığı Irak savaşını destekleyen bazı isimler aslında bu raporun perde arkasını yansıtması açısından önemlidir. Bu isimlerden bazıları şunlardır: Irak savaşının Washington'daki en büyük destekçisi olan muhafazakar Musevi düşünce kuruluşlarından Washington Enstitüsü'nden Michael Eisenstadt ve Jeffrey A. White; Irak savaşının merkezi konumundaki neoconların yönetiminde bulunan American Enterprise Enstitüsünden eski CIA "İslam uzmanı" Reuel Marc Gerecht; Irak savaşını destekleyenlerden Ulusal Savunma Üniversitesinden Phebe A. Marr ve Judith S. Yaphe; Rand şirketinin eski baskanı Bruce Hoffman.  

  Aslında raporu hazırlayan 44 uzmandan kaç tanesinin Irak savaşını desteklediği göz önüne alınırsa, bu raporun ne kadar Irak veya Amerikan halkının çıkarlarına hizmet ettiği daha iyi anlaşılabilir. Amerika'da yaklaşan 2008 başkanlık seçimleri öncesi, kendilerini Irak çıkmazından Bush yönetimine karşı gelerek temizleyebileceklerini zannedenlerden oluşan bu grubun hazırladığı rapor, iç politika unsuru olarak 2008 seçimleri öncesinde kullanılacak bir seçim malzemesinden öteye geçemez. Savunma Bakanı Rumsfield'in de belirttigi gibi, bu rapordaki bütün opsiyonlar zaten ABD Savunma Bakanlığı tarafından ayrıntıları ile incelenmiştir.

  Eğer bu raporu yazanlar Irak savaşına destek verenler ise, "o zaman rapor niçin yazılmıştır" sorusu akla gelmektedir. İşte bu sorunun yanıtı da Irak'ta işlerin iyi gitmemesi ile 2008 seçimleri öncesi, kendilerini, daha evvel destekledikleri Bush yönetimine mesafeli ve eleştirel göstererek bu büyük emperyalist bataklıktan kurtarabileceklerini zannederek raporu yazanlar aslında kısa vadeli çıkarların arkasına saklanarak ne Irak halkını, ne de yüzde 12.6'sı fakirlik sınırının altında yaşayan Amerikan halkını düşünenlerdir. Bu gruplar, Washington'da düşünce kuruluşlarında ve Amerikan hükümetinde Cumhuriyetçi ve Demokrat yönetimlerin iş başına gelmesi ile sistemin musluğundan en fazla çıkar elde eden, bu maddi ve siyasi çıkarı kendi etnik, dinsel ve sınıf çıkarı için kullanan nüfusun geneline ise vatanseverlik nutukları atan elitsel uluslararası sermaye çetesidir.

Irak Çalışma Grubunun hazırladığı Irak'ta ABD stratejisinin değişmesi gerektiği üzerine kurulu bu raporda, en büyük etik eksiklik, Amerikan işgali sonucu Irak'da ölenlerden bahsedilmemesidir. 84 sayfalık bu rapor; Değerlendirme (Assessment) ve İleriye Doğru Yeni Bir Yaklaşım (The Way Forward: A New Approach) başlıklı iki ana bölümden oluşmaktadır.

  Raporun "Değerlendirme" başlıklı ilk bölümünde Irak'taki durumu özetleyen bir yaklaşım ile güvenlik, siyaset, ekonomi, ve uluslararası destek "analiz" bölümlerinde genel bir sunuş yapılmıştır. Bu bölümün "Irak'ta devam eden düşüşün sonuçları" başlıklı bölümünde ise Irak'taki gidişatın Amerikan çıkarlarına zarar verdiği tezi çeşitli örnekler verilerek uzun vadede daha da zararlı olabileceği konusu işlenmektedir. "Değerlendirme" bölümün "Irak'ta bazı alternatifler" (Some Alternative Courses in Iraq) başlıklı çalışmasında dört ayrı tavsiyede bulunulmuştur: Acil çekilme, Staying the course, Irak'a daha fazla asker ve üç ayrı bölgeden vazgeçilmesi konuları işlenmiştir. "Değerlendirme"nin son bölümü ise "Amaçlarımıza Ulaşmak" (Achieving Our Goals) konusu ayrıntılarıyla işlenmektedir.  

  Irak Çalışma Grubu'nun hazırladığı bu raporun "İleriye Doğru: Yeni Bir Yaklaşım" (The Way Forward: A New Approach) başlıklı ikinci bölümü ise iki ana alt bölümden oluşmaktadır: Dış Yaklaşım: Ulusararası İşbirliğinin Yeniden Oluşturulması (The External Approach: Building an International Consensus) ve Irak İçi Yaklaşım: Iraklılara Yardım (The Internal Approach: Helping Iraqis Help Themselves). "Raporun İleriye Doğru: Yeni Bir Yaklaşım" bölümü ise dört ayrı alt başlıkta toplanmıştır. Bu bölümde daha çok ABD'nin Irak'taki stratejisinin değişmesi için yapılması gerekenler alt başlıklar halinde sıralanmıştır.

  Aslında rapor genel bağlamda Irak savaşını başlatan Bush/Cheney ve neocon politikalarından ve stratejisinden farklı olmamakla birlikte, Irak konusunda Uluslararası ve bölgesel işbirliğinin ve desteğin arttırılmasının ABD'nin uzun vadedeki ulusal çıkarlarına faydası olacağı tezi ile ön plana çıkmakta, sanki genel politikadan farklı bir yol çiziyormuş veya öneriyormuş izlenimi doğurmaktadır. Oysa tavsiye edilen bütün öneri ve çalışmalar Pentagon'daki Rumsfield yönetimi ve askerler tarafından zaten üzerinde konuşulmuş ve tartışılmış konulardan oluşmaktadır.

  Raporda Türkiye açısından yeni bir husus olmamakla birlikte, bu raporda Türkiye çok düşük bağlamda 8 ayrı sayfada ufak notlar ile incelenmiştir. Bu yaklaşım tarzının aslında Türkiye'nin Irak konusunda ne kadar dikkate alındığının güzel bir örneklemi olarak algılanabilir. Çalışma grubu Türkiye ile ilgili konuda da Washington elçisi Nabi Şensoy ile de bir görüşme yapmıştır. Raporun 26. sayfasında Türkiye'nin Irak politikasının Irak'taki Kürt milliyetçiliğini pasifize etme üzerine kurulduğunu, fakat bunun yanında da Irak Kürdistan'ında Türk şirketlerin yaptığı yatırımların Türk/Kürt işbirliğini arttırdığından bahsedilmektedir. Türkiye'nin Irak'ta bulunan Türkmenleri desteklemesinin Kerkük'ün Irak Kürdistan'ına katılmasını engelleyici siyasi bir malzeme olarak kullandığı görüşüne yer verilmektedir. Ana hatları ile doğru olarak kabul edilebilecek olan Türkiye'nin bu siyasi "stratejisi" ne yazık ki Ankara'yı eline geçirmiş, Irak'a bakışı ancak PKK ve Kürt milliyetçiliği ile sınırlı, Türkmenleri Irak'a "göç etmiş işçiler" olarak gören bir zihniyet tarafından idare edildiğinden başarısızlığa mahkumdur. Her ne kadar Mesut Barzani raporu eleştirerek,  bu raporun gerçekçi olmadığını iddia etse de, rapor özünde her ne kadar Bağdat'ı merkez içeren ve bölgesel otonomileri merkeze bağlayan bir yapıda da olsa, uzun vadede bölgesel özerklikler ile var olan bağımsız Kürdistan fikrine karşı bir tavır sergilememektedir. Zaten Birinci Körfez Savaşı ile oluşmuş Kuzey Irak bölgesel hükümeti bu aşamadan sonra Bağdat'a bağlanmayı içeren hiçbir planı kabul edemez.

Barzani ve Kürt siyasiler ne yazık ki Ankara'da bulunan devekuşlarından daha entellektüel ve dünyada gelişen global siyaseti daha iyi özümsemiş ve anlayabilen, küreselleşme ile gelişen ve değişen siyasete daha kıvrak ve ulusalcı bir zihniyet ile yanıt veren ve strateji oluşturan bir Kürt siyasi entelijensyası oluşturduklarından başarı şansları Ankara'ya nazaran daha fazladır. Ankara, Çankaya ile Dışışleri bürokrasisi arasında 1940'larda kalmış bir siyasi yapı ile 21. yüzyıldaki siyasi gelişmelere yanıt verecek bir durumda değildir. İste bu siyasi çıkmazın negatif sonucu ise uzun vadede Türkiye'nin bölünmesi ile noktalanabilir.

  Raporun 31'inci sayfasında belirtildiği üzere, raporu yazanların, George W. Bush ile Irak'taki Amerikan çıkarları konusunda aynı görüşleri paylaştıklarını açıklıkla dile getirmeleri, aslında raporun bir itiraftan öte, bir samimiyet göstergesi olduğunu ortaya koymuştur. Yine raporda belirtildiği üzere, her ay Irak'ta yüzün üzerinde Amerikan askeri ölmekte ve ABD her hafta Irak'a iki milyar dolar harcamaktadır. Bu rapor ile değişimi isteyenler, aslında bu iki önemli noktanın değişmesini istemektedirler.

  79 adet tavsiyenin sonuç bölümünde sunulduğu raporda, aslında yapılan tavsiyelerin bir çoğunun zaten ABD Savunma Bakanlığı ve hükümeti tarafından gözden geçirilen görüşler olduğunu unutmamakta fayda var. "Tavsiyeler"in "Petrol Sektörü" başlıklı bölümünün "Uzun Dönem" alt başlığında Irak'ın petrol zenginliği gözönüne alınarak, ülkede modern bir işletim tarzı oluşturacak kapitalist yönetim yapısına ait kişi ve kurumların oluşturulması için gerekli yardımların ABD tarafindan yapılması öngörülmektedir. Bu çalışmanın bir diğer ilgi çekici yönü ise Savunma Bakanı Donald Rumsfield'ın Pentagon'dan ayrılışı ile aynı döneme denk gelmesidir. Çalışma grubu ayrıca yeni Savunma Bakanı Robert Gates'e de çeşitli tavsiyelerde bulunurken, Gates'in de bu çalışma grubu içinde yer aldığı ve Gates'in görüşlerine de raporda yer verildiği belirtilmektedir.  

Sonuç olarak; Baker ve Hamilton önderliğinde hazırlanan Irak Çalışma Grubu raporu esasında işgali haklı kılmakla birlikte, dünyada erozyona uğrayan Amerikan imajının yeni bir pazarlama stratejisi (New Marketing Strategy) ile piyasaya sürülmesi olarak algılanabilir. Fakat rapordaki en önemli ve yeni bir açılımı içeren nokta, ABD'de uzun süredir var olan İran ve Suriye ile ilişkilerin geliştirilmesi planını içeren bir yaklaşımın ilk defa bu kadar yüksek bağlamda konuşulmaya başlanmasıdır. Bu yeni yaklaşım, Türkiye'nin bölgedeki gücünü de kırmaya yönelik bir yapı ortaya çıkarabilir. Çünkü İran ve Suriye'nin bölgede güçlenmesi demek, Türkiye'nin "olmayan" gücünün zayıflaması olarak algılanabilir. Suriye ve İran, Irak'taki olumsuz gelişmelerden Türkiye kadar zarar görmeyeceklerdir. İran'ın, Irak'taki Şiilere olan yakınlığı ve politikası, Suriye'nin Filistin sorununda yeni açılımlar kazanarak yeni bir imaj oluşturma çabasında kazançları, Irak'taki kayıplarından daha fazladır. Zaten raporun 28. sayfasında Türkiye'nin bağımsız Kürdistan'ın ilanı ile Kuzey Irak'a asker gönderebileceği işlenmekte, oysa aynı yaklaşımı İran ve Suriye'nin gösterebileceği tezi işlenmemiştir. Bu rapor bazı kesimler tarafından ABD'nin Irak'tan çekilmesinin başlangıcı olarak algılanması, aslında yanıltıcı bir görüş açısıdır, çünkü dünyanın en büyük elçiliği olan ABD'nin Bağdat elçiliği, 21 binası ve binden fazla çalışanı ile 2007 Haziran ayında açılmayı beklemektedir.


15 23.06.2004 / Milliyet

16 21.12.2006 / İbrahim Karagül / Yeni Şafak 

17 22.12.2006 /  Mahmut Toptaş / Milli Gazete

18 21.12.2006 / Doc. Dr. Oya Akgönenç



Bu yazarin diger makaleleri

KIBRIS "YAVRU VATAN" DEĞİL, VATANDIR!
  Mehmet Ali Talat mazlumları oynuyor AKP'nin kurdurduğu KKTC hükümetinin kitaplardan...
Devami
EDEP BE KARDEŞ!
    EDEP BE KARDEŞ!   Edep dışı şaka olmaz, çirkin fıkra boş...
Devami
BAYRAM BİZİM NEYİMİZE
  Maalesef, bu bayramımız kutlu olsun diyemiyoruz. Sadece şu kutsal...
Devami
AVRUPA BİRLİĞİ ANAYASASININ ÇOK ÖNEMLİ MADDELERİ
Vatikan Hz. İsa'nın Değil; Siyonist ve Emperyalist Odakların Karargâhıydı!...
Devami
DÜZENİN DERVİŞLERİ !..
  Takva diye riyakârlık yaparız Tanrı diye tapulara taparız Dava zordur, biz duaya...
Devami
İRAN MUAMMASI VE AMERİKAN HUMMASI
54. Hükümetin Başbakanı Erbakan, İran Dışişleri Bakanı Muttaki’yi konutunda ki...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4435

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR