ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün628
mod_vvisit_counterDün4134
mod_vvisit_counterBu Hafta18379
mod_vvisit_counterGeçen hafta54641
mod_vvisit_counterBu Ay18379
mod_vvisit_counterGeçen Ay195399
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17346377

IP'niz: 3.235.11.178
Bugün: 05 Mar 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12401171

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

MEHMET AĞAR, KİME YARAR?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

 

Mehmet Ağar'ın babası Zülfü Ağar, Çankaya Köşkü'nde Celal Bayar'ın koruma amiriydi. Bu sebeple Ağar, 1951'de Çankaya Köşkü'nün lojmanında dünyaya geldi. Annesi, doğumdan sonra onun göbeğini Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın oturduğu Köşk'e doğru fırlattı. Bu, oğlunun bir gün Bayar'ın koltuğuna oturması içindi.

            Ağar'ın büyük dedesi Süleyman Bey Artvinliydi ve Osmanlı döneminde Jandarma yüzbaşıydı. 1850'lerde görev gereği Elazığ'a gidince evlenip oraya yerleşiyor. Mehmet Ağar ailesinin Elazığ'daki etkinliğini anlatırken, "Elazığ'ın aşağı yukarı hepsi dedemindi" diyor.12

 

            Ankara SBF'ye 1968'de giren Mehmet Agar, Emniyet Genel Müdürlüğü bursuyla okudu. Maliye bölümünü bitirdi. Bugüne kadar pek çok siyasetçi, diplomat, gazeteci, ekonomist, sanatçı yetiştiren SBF'de bir lakabı olmayan öğrenci silik sayılırdı. Örneğin Hasan Cemal'in lakabı "Gagarin", Abdülkadir Aksu'nun "Pala Abdül", ekonomist Deniz Gökçe'nin "Koçero", Hıncal Uluç'un "Pilav Hıncal", Sönmez Köksal'ın "Ak Saçlı Yakışıklı"ydı. Mehmet Ağar'ın lakabı ise "Pike"ydi. Arkadaşlarının arasına kolayca dalış yapabilmesi yüzünden bu unvanı almıştı.

            SBF'yi bitirince komiser yardımcısı rütbesiyle Cumhurbaşkanlığı Koruma Müdürlüğü'ndeki görevinden sonra 1976'da kaymakamlığa geçti. İznik, Selçuk, Torul ve Delice ilçelerinde 1980 Ocak ayına kadar kaymakamlık yaptı. 1980 Ocak ayında İstanbul Emniyeti'ne geldi. Terörle Mücadele Şubesinde müdür yardımcısı oldu. 1981 Mayıs ayında Asayiş Şubesi müdürü, 1984'te İstanbul emniyet müdür yardımcısı oldu. Artık İstanbul'un asayişinden ve terör olaylarından o sorumluydu. Ağar, 1988'de Ankara emniyet müdürü, 1990'da İstanbul emniyet müdürü oldu. Ankara emniyet müdürü olduğunda 37, İstanbul emniyet müdürü olduğunda 39 yaşındaydı. Emniyet tarihinin en genç müdürlerinden biriydi. 1992'de 41 yaşında Erzurum valisi olduktan sonra, 1993 Temmuz ayında emniyet genel müdürü olarak Ankara'ya geldi.

            Bu görevindeyken Tansu Çiller'in "A Takımı" içinde 1995 seçimlerinde Elazığ milletvekili seçildi. Sonra Adalet bakanı ve İçişleri bakanı oldu. Hem devlet görevlerinde hem siyasette bu kadar hızlı yükselen ikinci bir kişi göstermek hemen hemen imkansız. Mehmet Ağar, hem ihtilal döneminde, hem Özal döneminde, hem Demirel döneminde, hem Çiller döneminde hiç irtifa kaybetmeden yükselebilmiş biri. Özellikle Özal döneminde, Semra Özal'la kurduğu yakınlığın bu yükselişte büyük payı olduğu söylenir.

            Semra Özal ve kızı Zeynep Özal'ın İstanbul gece gezmelerinde Emniyet'in gerekli önlemleri alması için dönemin Başbakanlık Müsteşarı Hasan Celal Güzel o tarihte İstanbul emniyet müdürü olan Ünal Erkan'ı arar. Bu işlerden pek hoşlanmayan Ünal Erkan, yardımcısı Mehmet Ağar'ı görevlendirir. Semra Özal - Mehmet Ağar yakınlığı böyle başlar. Ardından bu ilişki, başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı döneminde Turgut Özal'la sürer. Semra Özal'ın Ağar'ın yükselişinde etkisi olduğu muhakkak, ama karşımızda her dönemde yükselebilmiş bir Ağar var. Herhalde yükselişindeki en önemli etken, devlette kim varsa onlarla hızlı ve rahat ilişki geliştirebilme yeteneği olmalı. Zaten bu yüzden SBF'de öğrenciyken "Pike" lakabını almamış mıydı?13

            Tarih 10 Mart 2002. Zenginlerin ve seçkinlerin mekanı olarak bilinen üst düzey masonların güdümündeki Büyük Kulüp'te sıradışı bir başkanlık seçimi vardı.

            120 yıl boyunca baronların, kontların, prenslerin, paşaların başkanlık yaptığı; eski başbakanların, Genelkurmay başkanlarının, orgenerallerin, diplomatların, müsteşarların, işadamlarının, sosyetenin üst kesiminden insanların üye olduğu bir kulüp burası. Osmanlı'dan bugüne devam edebilen sayılı kurumlardan biri. 1950'li yıllardan beri hükümetler kurup hükümetler devirme gücü olduğu düşünülmüş.

            İstanbul'un Kadıköy yakasında Çiftehavuzlar'da, üçüncü cumhurbaşkanı Celal Bayar'dan alınan köşk, yıllar içinde etrafındaki Hazine arazileriyle genişletilip yeni binalarla görkemli bir tesise dönüştürülmüş. Her yıl yapılan ihtişamlı yaza merhaba partileriyle, bazı güzellik yarışmalarının finalleri televizyonda verilmeden önce, güzelleri kulübe getirtip üyelerine özel gösterim yaptırmasıyla farklı bir kulüp.

            1996'dan beri başkanlık görevini yürüten işadamı Duran Akbulut'un karşısına; işadamı Mehmet Kuriş'in başkanlığında çarpıcı bir liste çıktı. Anlaşılan Milli Derin Devlet Büyük Kulübü; kirli derin güçlerin elinden almaya çalışmıştı.

            Bu güç mücadelesi o gün bütün açıklığıyla ortaya çıktı. İş dünyasından Fuat Miras, Emin Cankurtaran, İbrahim Kosif, Gündüz Kaptanoğlu, Mehmet Özcan gibi isimler Duran Akbulut'un yani kirli derin grubun yanında yer aldı. Salonda oylama sırasında dikkatimi çeken bir olay, Mehmet Ağar'ın Fuat Miras'la yan yana oturmasıydı. Bu, onun da Duran Akbulut'u desteklediği anlamına geliyordu.

            Büyük Kulübün temelleri 1882'de İngiltere'nin İstanbul Elçisi Yahudi kökenli Sir Alfred Sandison tarafından ve Sultan Abdulhamid'e yakın şahsiyetlerin asla sokulmaması şartıyla atılmış.

            İttihatçı dönmeler Talat ve Cemal Paşa'lardan Celal Bayar'a, Mustafa Reşit Paşalardan Falih Rıfkı Atay'a meşhur masonların tamamı bu kulübe katılmış.

            Yaklaşık 140 yıldır, kirli Derin Devlete yön veren bu Büyük Kulüb'e, polis sadece 3 sefer girebilmiş ama bu emri verenlerin hepsi karalisteye alınmış.

            Mehmet Ağar Güneydoğu'yu Federasyon'laştırmanın bir figüranı mı oluyor?

            DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, Güneydoğu'da "Kimsenin alamayacağı kararları alacağını" söylüyor ve Şenkal Atasagun-Devlet Bahçeli ikilisinin yanındaki yerini alıyor. ABD güdümlü holding medyasının, AKP-TÜSİAD kavgasına paralel olarak birden bu üçlüye aşırı ilgi göstermesi dikkat çekiyor.

            Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Mehmet Ağar, İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Dan Halutz Ankara'ya gelmeden iki gün önce, CIA ve FBI Başkanlarından 10 gün sonra, birdenbire Hürriyet'in manşetine taşınıyordu. Ağar, Hürriyet'in 20 Aralık günlü manşetinde, PKK'yı dağdan bir tek kendisinin indirebileceğini açıklıyordu. Hürriyet manşetini, Mehmet Ağar'ın ağzından "dağdakini indiririm" şeklinde atıyordu.

Ağar, Yener Süsoy'a verdiği röportajda şunları söylüyordu:

            "Büyük bir iddiayla söylüyorum, ben iktidar olduğumda Türkiye'nin dağlarında, dışarıdaki dağlarda Türkiye'nin aleyhine hiç kimse kalmayacak. Benim dışımda kimsenin alamayacağı kararları rahatlıkla alırım. Eğer toplumsal şartlar oluşursa, affı da gündeme getiririm.

            "Dağda uzun yıllar yaşamanın mümkün olmadığını herkes görmüş durumda. Onun için bu işi bırakmalarını, normale dönmelerini sağlayacak bir siyasi ağırlığı koymak lazım.

            "Kürtlerin dünya yüzünde bir tek devleti vardır, o da Türkiye Cumhuriyeti'dir. Oraların huzuru, İstanbul'un, İzmir'in, Bursa'nın, Antalya'nın, Ankara'nın huzuru demektir."

            "Açılım şart" Ne anlama geliyor?

            DYP çevrelerinden ulaşan bilgiye göre Mehmet Ağar, bir süredir yeni bir politikayı gündeme getirmek için hazırlık yapıyordu. Genç uzmanlarıyla özellikle dış politika konularında yoğun mesai içinde olan Ağar, bu uzmanların daha önce çalıştıkları kurumlardan aldığı tavsiyeleri dikkatle dinliyordu. Bu genç uzmanlardan biri, DYP'nin son kongresinde Genel İdare Kurulu üyeliğine getirilen 1972 doğumlu Çağrı Erhan. A.Ü. SBF'de Doçent olan Erhan, ABD-İsrail eksenindeki görüşleriyle tanınıyor. Bu da fazla şaşırtıcı olmamalı, çünkü Erhan'ın akademik kariyerinde olduğu kadar, siyasi faaliyetlerindeki hızlı yükselişinin arkasındaki sırrı öğrenim hayatı açıklamaya yetiyor.

            Öğrenim hayatı boyunca, "Sasakawa Genç Liderler Yurtdışı Bursu", "İsrail Hükümeti Araştırma Bursu" ve "Türkiye Bilimler Akademisi Yurtdışı Doktora Araştırma Bursu"nu kazanan Çağrı Erhan, ABD'de CIA'nın üniversitesi olarak bilinen Georgetown Üniversitesi, Ulusal Arşivler ve Kongre Kütüphanesi, İsrail'de ise Tel Aviv Üniversitesi Moshe Dayan Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi'nde çalışmalarda bulunmuş.

            Mehmet Ağar'ın, son dönemde yakın çevresine şunları söylediği belirtiliyor: "Milliyetçiler benden vazgeçmez. Ama Kürtlerin de desteğine ihtiyacımız var. Açılım şart."

            M.Ali Birand ABD'nin borazanlığını mı yapıyor?

            Mehmet Ali Birand, 8 Aralık'ta Posta gazetesinde "Yeni bir Kürt politikası aranıyor" başlıklı yazısında "PKK'yı ne yapıp edip (geniş genel af dahil) dağdan indirmeli ve silah bıraktırıp terörden vazgeçirmeliyiz. Bu yönde cesur adımlar atmalıyız" diye yazmıştı. Birand, ABD'nin talepleri olarak okunabilecek yazısında, "Kürt kökenli politikacıların siyaset yapmalarına, TBMM'ye girmelerine izin vermeli ve olanak sağlamalıyız" dedi ve bu yazıdan 12 gün sonra baraj indirme tartışmaları gündeme oturdu.

            Mehmet Ağar'a hangi görev veriliyor?

            Amerikalı yetkililer, "dağdakini indirmek için" kapsamlı af talep ediyor. Ağar, "gerekirse affı çıkarırım" diyor. Ağar'ın "benim dışımda kimsenin alamayacağı kararlar" derken neyi kastettiği sözlerinin içinde, saklı bulunuyor!..

            DYP     çevrelerinden ulaşan bilgiye göre Mehmet Ağar, bir süredir yeni bir politikayı gündeme getirmek için hazırlık yapıyor. Genç uzmanlarıyla özellikle dış politika konularında yoğun mesai içinde olan Ağar, bu uzmanların daha önce çalıştıkları kurumlardan aldığı tavsiyeleri dikkatle dinliyor ve gereğini yapıyor!..

            Ağar şimdi de, "hiç kimsenin yapamayacağı şeyler"den söz etmeye başladı. Yılların "ülkücüsü", "derin devletin temsilcisi" hem aftan hem de "dağdakini indirecek siyasi irade"den dem vurmaktaydı... Üstelik neredeyse "dağdakilere göz kırpar" şekilde tavırla konuşmaktaydı.

            Peki, Mehmet Ağar'ın sözünü ettiği "dağdakini indirecek siyasi irade"nasıl oluşacaktı?

            Bu sorunun yanıtını anlamaya yarayan gelişme, CIA ve FBI Başkanları'nın Türkiye ziyaretiyle yaşandı. Önce FBI, arkasından CIA başkanları büyük tantanayla Ülkemize taşındı. Kalabalık heyetlerle, Genelkurmay, Emniyet, MİT ve hükümet yetkilileriyle görüşmeler yaptı.

Amerika'dan gelen yüksek düzeydeki heyetlerin gündeminde esas konunun: "Irak'taki gelişmeler, PKK ve Kukla Devlet'in durumu" olduğu toplumdan saklandı.

            Oysa gizli, gündemdeki konular, kulislerde bütün ayrıntılarıyla konuşulmaya başlanmıştı. Zaten bu tür görüşmelerde yöntem aynıdır. Görüşmelerle ilgili "bilgi" verilmez, ama "sızdırılır". Kimse görüşmede "şu oldu" diyemez, ama ulaşılmak istenen amaç için kamuoyu oluşturmak üzere basına servis başlar. Klasik bir istihbarat yöntemidir bu.

            Mehmet Ağar da; Atasagun ve Bahçeli gibi davranıyor!.?

            "Büyük müttefikimiz"in istihbarat başkanlarını buraya göndermesine neden olan gelişme şuydu: Türkiye hangi dönemde PKK meselesini sorsa, ABD'li yetkililerin masaya getirdiği "PKK'ya siyasi çözüm" ve "Kukla Devlet'e himaye" için operasyon başlamıştı. Bu operasyonda, Irak'ta gerçekleştirilen federasyon Türkiye'ye de model olarak dayatılıyordu. Zaten Türkiye'deki Barzaniciler de arkalarına aldıkları Amerikan desteğiyle "Irak'ın bir model olduğunu" televizyon ekranlarından açıkça savunmaya koyulmuşlardı.

            Bu operasyonda Devlet Bahçeli ve Şenkal         Atasagun'un Siyonistlerin stratejik plânlarında taşeron rolüne razı oldukları yazılmıştı ve derken Mehmet Ağar da Hürriyet'teki açıklamalarıyla Atasagun ve Bahçeli'nin yanında yerini almıştı.

            Zaten Ağar "CIA'dan destek aldım" diyordu:

            Ağar da kendini gizlemiyordu. PKK'nın arkasındaki CIA ve MOSSAD desteği gün gibi ortaya çıkmışken, CIA'dan aldığı destekle kendisinin Emniyet Genel Müdürü olduğu yıllardan itibaren PKK'nın bitirildiğini savunuyordu. 21 Aralık'taki Hürriyet'te devam eden röportajında Ağar, "bugün dost olduğumuz bazı ülkelerin gizli servisleri PKK'yı destekliyordu" diyerek, Amerika'nın hedefe koyduğu İran ve Suriye'yi işaret ediyor, ancak PKK'nın arkasındaki CIA-MOSSAD'ı gizliyordu:

"CIA ve onun yönlendirdiği servislerden teknoloji ve istihbarat anlamında çok önemli hizmetler aldık." Diye övünüyordu...

            Daha önce Tayyip Erdoğan'ı, "Amerika'yla ilişkileri bozmakla" eleştiren Ağar, bu ilişkiyi de kendisinin düzeltebileceğini söylüyordu...

            Federasyonun taşları döşeniyor

            "PKK'ya siyasi çözüm" şifresiyle ABD'nin gündemde tuttuğu paket için Türk devleti içinde de düğmeye basılmıştı. Önce Irak politikasının değiştirilmesi ve Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök'ün deyimiyle "yeni koşullara uygun" politika için adım atıldı. 24 Ekim'deki MGK'da Sezer'in de katkısıyla Irak politikasında değişiklik için hazırlık başlatıldı. Irak politikasında değişikliğin özünüyse, "Kukla Devlet'in kabul edilmesi" oluşturuyordu. 29 Aralık'taki MGK'da ise söz konusu politikanın ayrıntılarının konuşulacağı basına yansıdı.

            MGK'nın gündemine ilişkin kulislerdeki tartışmalar CIA ve FBI Başkanları'nın Ankara ziyaretlerinden sonra hızlandı.

Mehmet Ağar MOSSAD'ın adamı mıdır?

            Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın Eylül 1993'teki İsrail ziyareti iki ülke ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu. Ağar, son on üç yıldır bu ülkeyi ziyaret eden ilk üst düzey devlet yetkilisiydi. Ağar ile İsrail İstihbaratı'nın (MOSSAD) üst düzey yetkililerini Tel Aviv'deki Hilton Oteli'nin 1516 numaralı odasında bir araya getiren sebep ise PKK elebaşı Abdullah Öcalan'dı.

            M.Ağar,1991 yılından itibaren ordulaşma sürecine giren ve ülke güvenliği açısından önemli bir tehdit haline gelen bölücü terörle mücadelede İsrail'le işbirliği yapmak gafletindeydi. MOSSAD Başkanı Shabtai Shavit ve üst düzey yetkililerin katıldığı bu çok gizli toplantıda Türk tarafı beklentilerini iki maddeyle özetledi. Türk-İsrail ortak operasyonuyla terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın öldürülmesi Türk tarafının birinci önceliğiydi. İkinci olarak da İsrail istihbaratının, Emniyete silah ve malzeme tedarikinin yanı sıra eğitim, istihbarat ve lojistik konularında da yardım istemekteydi.

            Toplantı masasından kalkarken iki taraf da mutluydu. Bu tarihî görüşmeyi ayarlayan uluslararası silah tüccarı Ertaç Tinar, anlaşmanın içeriği kadar zamanlamasına da dikkat çekmişti. Tinar'ın anlatımına göre süreç, toplantıdan birkaç ay önce Monte Carlo'da dünya siyaset ve politikasına yön veren son derece etkili Yahudi grubun toplantısında "anti-terörle ilgili yüksek teknolojiyi Türkiye'ye vermenin zamanının geldiği" kararı verilmişti. O dönemde PKK'ya karşı verilen mücadelede Batılı ülkelerin güvenlik güçlerimize uyguladığı silah ambargosu sebebiyle zor günler geçiren Türkiye'ye yeniden inisiyatif kazandıracak Monte Carlo toplantısının Türk-İsrail ilişkilerinin de itici gücü olduğunu kaybeden Tinar, şunları söylüyordu: "O devrede Türkiye ile İsrail arasında resmî bir yakınlaşma yoktu. Ancak Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve Türkiye'ye ayrı ayrı tavsiyelerde bulunarak yakınlaşmalarını, bölgede müşterek bir güç oluşturmalarını, Mısır ile birlikte bir emniyet üçgeni sağlamalarını istiyordu."

            Bu olay, yakın tarihimizde gizli kalmış birçok olaya ışık tutan çalışmalarıyla tanıdığımız gazeteci Faruk Mercan'ın son kitabı 'Onlar Başroldeydi'de tüm ayrıntılarıyla anlatılıyor.

            Turgut Özal'ın Kürt projesinden ASALA operasyonlarında yaşanan skandallara, Masonlar arasındaki çatışmalardan zorunlu din dersinin hiç yazılmamış öyküsüne kadar bir dizi olayı iyi bir kurgu ve akıcı bir dille okurların beğenisine sunuyor.14


12 6 temmuz 2006, Tempo

13 Faruk Mercan / Onlar Başroldeydi, Doğan Kitap, sh.313

14 30 Nisan 2007 / Ufuk Şanlı / Aksiyon


Bu yazarin diger makaleleri

ULUS KATLİAMININ AMACI VE PERDE ARKASI
  Ulus'ta yüzden fazla insanımızın yaralanmasına ve yedi kişinin şehit...
Devami
DİNSİZ LAİKLERLE, DİNCİ ENTELLERİN ORTAK PAYDASI:
  KÜRESEL GÜÇLERE DEMOKRATİK KÖLELİK  Lâiklik taassubu tarihi ve tabii gerçekleri...
Devami
ABD'DEN PKK DESTEĞİ BEKLEMEK HAYALPERESTLİK Mİ, BARZANİ'YE PEZEVENKLİK Mİ?
  AKP'de, PKK da, ABD'de, hepsi de Siyonist Yahudi Lobilerinin...
Devami
DİYARBAKIR İSYANI VE PERDE ARKASI
  Diyalogcu zaman gazetesinden Şahin Alpay 18.03.2006 "Kürt sorunu ve...
Devami
GAZZE TUZAĞI GERİ TEPİYOR VE İSRAİL İÇ SAVAŞA DOĞRU GİDİYOR!
  Ahmet Akgül Hocamız, 6 ay önce Şaron'un Gazze'den çekilme...
Devami
YA İSLAM, YA İZMİHLAL!.
  İslam: başta Türkiye, tüm Müslüman ülkelerin ve mazlum milletlerin;...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5699

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR