ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün89
mod_vvisit_counterDün5105
mod_vvisit_counterBu Hafta47765
mod_vvisit_counterGeçen hafta38327
mod_vvisit_counterBu Ay151321
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17075461

IP'niz: 18.204.42.98
Bugün: 23 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12287317

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

DARBE DAVULCULARI VE MİLLİ DEĞİŞİM KUŞKULARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Amerikancılar Boşuna Umutlanıyordu:

Amerika da, Avrupa Birliği gibi; AKP hakkında açılan ve tamamen hukuki bir süreç olan kapatma davasıyla ilgili olarak "Türkiye yeni bir askeri darbeyi kaldıramaz. Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan gibi, demokratik usullerle ve büyük bir halk desteği ile seçilmiş ve Türkiye'nin dünyadaki imajını ve itibarını yükseltmiş sivil iktidarlara karşı yapılacak darbelere Amerika asla razı olmaz!" cinsinden hem Başkan adayı Obama'nın danışmanı, hem Beyaz Saray sözcü yardımcısı, aynı masonik lobilerden servis edildiği belli olan açıklamalar yapmaya başladı.



Genellikle AB ile ilişkilerimizin sivil ve hukuki kurumlar eliyle, ama ABD ile ilişkilerimizin askeri zeminde yürütüldüğünü bilen çevreler:

"Oh be, Amerika da, kapatma davasını darbe olarak niteleyerek, TSK'ya mesaj verip uyarıyor! Eh, herhalde ordu da bundan dersini alıp yelkenleri indirecek" diye seviniyor.

Yani Amerikan taparlar Siyonist Lobilerin, askerle hiçbir alakası olmayan hukuki bir sürece müdahale etmelerini, utanmadan sahiplenip savunuyor!

Bu uşak ruhlu sefiller, şu barbar Amerika'nın demokrasi yalanıyla Irak'a nasıl bir despotizm getirdiğini bile unutuyor...

Üstelik bu haysiyet mahrumlarının, daha önceki Amerikan destekli darbeleri ve Erbakan'a yönelik 28-Şubat müdahalesini, nasıl alkışladıklarını da herkes biliyor!..

Orakoğlu Çelişkiye Düşüyordu!..

28 Şubat sürecinin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu: "Ergenekon'da gözaltına alınan isimlerin, 27 Mayıs'ın en aktifleri olması tesadüf sayılmamalıdır. Antalya'daki talebe olayları, adım adım ilerleyen bir master planın son halkasıdır. Hükümet Kürt ve türban sorununa el attı çözüm girişimleri başlattı ve olanlar oldu! Bu işin yurtdışı ayağı BOP!" şeklinde konuşuyordu.

"Ankara, Bolu, Bursa, İstanbul ve Antalya'daki olayların hepsi ortak bir master planın parçasıdır. İstikrarsızlık ve kaosun ardından 27 Mayıs türü bir darbenin ön hazırlıkları yapılıyor.

Hadiseye bu açıdan baktığınızda resim ortaya çıkıyor. 27 Mayıs darbesinin öncesinde de böyle öğrenci olaylarına tanık olduk. Bu master planını en son hedefi; aydınların ve gençlerin destek verdiği bir darbe olacaktır.

Öğrenci olayları bu master planın küçük bir parçasıdır. Resme geniş bakalım. Hilmi Özkök paşa zamanında genç subaylar ortaya atılmıştı. Bunları ortaya çıkaranlar belliydi.

Akdeniz üniversitesinde silah sıkan şahsın tetikçi profili oldukça ilginç. Alnında Zülfikar, yüzünde sakal var. MHP'nin çeşitli toplantılarına katılmış. Acaba hem dindarlar, hem Aleviler, hem milliyetçiler bir provokasyona mı maruz kaldı?

O şahıs kendini çok belli ediyor. Eskiden provokatörler bu kadar ön plana çıkıp poz vermezlerdi. Alındaki dövmeler falan yeni yapılmış. Mesaj veriliyor.

Bu söylediğime MHP'liler kızacak ama, AKP ile birlikte MHP'nin de hedef alındığı görünüyor. Şahıs çıktı ateş etti. Kimseyi vurmadı, öldürmedi. Oldukça profesyonel" diyen Bülent Orakoğlu MHP'yi de AB ve ABD safında tutmak istiyordu ve şöyle devam ediyordu:

"Ama kesinlikle bir dış ayağı var! Bu iş, Büyük Ortadoğu Projesi ile irtibatlı.

Mahir Kaynak da söylemişti. Türkiye'de Kürt sorununu ve türban meselesini çözmek isterseniz başınıza gelmeyen iş kalmaz. Türkiye'de iki konu ciddi şekilde maniple edilmiştir. İktidar partisi bu iki konuya birden el attı ve olanlar oldu" sözleriyle çelişkilerini ve çirkin ilişkilerini açığa vuruyordu.

Öyle ya, mademki darbe hazırlıklarını ve iç karışıklıkları BOP'çular kışkırtıyordu, o halde BOP'un Eş Başkanı ve taşeron iktidarı AKP ve Tayip Erdoğan niye hedef alınıyordu?

İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Mehmet Durakoğlu da skandal bir konuşma yaparak AKP'nin uzlaşması gerektiğini söylüyordu ve aksi durumda darbe olacağı imasında bulunuyordu.

Bayar'ın ve Menderes'in unutulmaması gereken sözlerini yazıyordu:

Doğrusu, ABD-AKP şakşakçısı aydın(!)larımıza İsmet Bozdağ'ın geçtiğimiz Temmuz ayında çıkmış "Bitmeyen Devlet Kavgası" adlı kitabını hemen okumalarını yürekten salık veririm. Çünkü Atatürk'ün hastalığının hızla ilerlemesi üzerine, tıpkı bugünkü gibi iç ve dıştaki kimi çevrelerin Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği konusunda birtakım hazırlıklara giriştiği günlerde, Damat Ferit'in Harbiye Nazırı karşıdevrimci Süleyman Şefik Paşa'nın "mani zail olur, memnu avdet eder" diyerek Mısır'daki Osmanlı şehzadesi Ömer Faruk Efendi ile ilişki kurup Hilafeti ve Saltanatı getirme hazırlıklarına giriştiğini öğrenince, bu konuları kendisiyle görüşmeğe gelen Emin Sazak'a "Emin Bey, bu hareketin içinden hemen çekilin. Bu bir rejim davasıdır. Benim için o kadar ehemmiyetlidir ki, tehlike gördüğüm an evvela asar, sonra muhakeme ederim, haberiniz olsun. Arkadaşlarına aynen böyle ilet!" diyen Başbakan Celal Bayar'ın bu sözleri hepimizin kulağına küpe olmalı...

Adnan Menderes de milletvekillerine, bu kavramlar üzerinde hiç düşünmediği için olsa gerek, "Siz isterseniz Hilafeti bile getirebilirsiniz" demiş ve yargılanıp cezasını kellesiyle ödemişti...

N'olur unutulmamalı..."diyen Demirhan Ceyhun ise, Menderes gibi Recep Beyin de, aynı akıbete uğrayacağını uyarıyordu.

İran Gazetesinden Korku Senaryosu:

"AKP Kapatılırsa, İslam Devrimi Başlar!" diyordu 

İran'da yayınlanan Cumhuri-i İslami Gazetesi, AKP'yi kapatma davasının konu edildiği başyazıda "Türkiye'nin İslam devrimine" doğru gittiğini ileri sürüp bir nevi uyarı yapmaktaydı.

Gazetede, "Anayasa Mahkemesi, laikliği korumak adına halkın karşısına geçecek olursa, mevcut kriz laikliğin sonunu getirecek bir devrime dönüşebilecek" diye yazdı.

Gazete başyazısında, AKP'nin laikliği ortadan kaldırmaya çalışmakla suçlandığı, partinin kapatılması ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile birlikte 75 AKP'liye siyasi yasak istendiği hatırlatıldı. Yazıda, Türkiye'de laik kesimin türban yasağının kalkmasını laikliğe karşı açık mücadele olarak nitelediği, bu girişimin Anayasa'nın ilkelerine aykırı olduğu için AKP'nin kapatılarak yöneticilerinin yargılanmasını istediği vurgulandı. Gazete, İran Radyosu'nda da yayınlanan yorumunda şu iddialarda bulundu:

ABD planıdır

"Gelişmelerin perde arkasında İslamcıların Türkiye yönetiminden uzaklaştırılması ve bu ülkenin laiklerin etkisi altında kalmasının planlandığı açıktır. Bu gerçekten yola çıkarak, Türkiye ve AKP'yi aşan bir takım gizli ellerin perde arkasından faal olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim bu son yıllarda İslam ülkelerinde ABD tarafından uygulanan kapsamlı bir plandır. Bu alanda ilk örneğe Cezayir'de yaşandığı hatırlanacaktı. İkinci örnek ise Filistin'de yasal hükümet olan HAMAS'a baskı yaparak Siyonistlere alet olacak başka bir hükümetin başa getirilmesi olayıdır. ABD'li yöneticilerin asıl hedefi; Müslüman ülkelerde İslam devriminin yayılmasına engel olup bu ülkeleri sulta altında tutmaktır."

Laikliğin Sonu Olacaktır!

Gazete, hiçbir gücün İslam topraklarında kök salan İslam devriminin filizlenmesine engel olamayacağını savunarak, şu sözlere yer veriyor: "Birçok İslam ülkesinde İslam devriminin yayılmasına tanık oluyoruz. Bu ise geleceğin İslam'a ait olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Türkiye hususunda AKP'ye karşı dava açılmasını tasarlayanların tarihi bir hataya düştükleri düşünülüyor. Zira Türkiye halkı Müslüman olduğu için hiçbir güç halkın inançlarına engel olamayacaktır. Ve ABD'nin tasarladığı planların İran, Lübnan, Filistin, Irak ve diğer ülkelerde başarısız kalması bu ülke ile diğer sultacılara ders olmalıdır. Özellikle de Türk halkı geçen seçimlerde oy çoğunluyla muhaliflere karşı başarı sağladıklarını göstermiş bulunuyor. Türkiye'nin bulunduğu şimdiki durumda İslami kesimin kenara itilip laiklerin yönetime getirilmesi, laiklik ve laiklik taraftarlarını silip süpürecek fırtınaların kopmasına neden olabilir. Hiç şüphesiz Anayasa Mahkemesi laikliği korumak adına halkın karşısına geçecek olursa mevcut kriz laikliğin sonunu getirecek bir devrime dönüşebilecek."[1] Bu tespit ve tahrikler, yoksa Siyonist merkezlere: "Elinizi çabuk tutun" mesajı mı içeriyordu!?...

İsmet Berkan ise, bütün bunların aksine Genelkurmay'ın 27 Nisan bildirisi ile bilerek ya da bilmeyerek, Ergenekon'un hesaplarını bozduğunu ve askeri darbenin meşruiyetini yok ettiğini savunuyordu.

"Ergenekon'un yakın tarihi" başlıklı son 6 yazısı boyunca Türkiye'nin zirvesindeki gizli hesapları analiz eden Radikal Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, "Genelkurmay'ın 'Eğer Anayasa Mahkemesi bu seçimi iptal etmezse darbe yaparım' diye de okunabilecek olan bildirisi, Türkiye'de bütün hesapları bozacak olaylar zincirini başlattığını söylüyordu.

"Bir kere hükümet kuyruğu dik tuttu, ertesi gün sert sayılabilecek bir açıklama yaptı. Ama bununla da yetinmedi ve hem erken genel seçimin hem de Cumhurbaşkanını halkın doğrudan seçmesinin önünü açan düzenlemelere girişti.

Bir anda seçim ortamına girilince Ergenekon'un hesapları yattı; çünkü onlar seçimin Kasım 2007'de, normal zamanında olacağını düşünüyor, eylem planlarını buna göre oluşturuyorlardı.

Genelkurmay bildirisi darbe tehlikesinin 'açık ve yakın' olduğunu gösterince, Cumhuriyet Mitinglerine katılanların önemli bir bölümü dahil pek çok kişi fikir değiştirdi: Evet laiklik önemliydi, bu hükümetten de hoşlanmıyorlardı ama darbe de istemiyorlardı.

Yani, 27 Nisan bildirisi bilerek ya da bilmeyerek, Ergenekon'un hesaplarını da bozdu, askeri darbenin meşruiyetini kaybetmesine neden oldu. Üstüne üstlük 22 Temmuz seçiminden AKP yüzde 47 oy alıp miting tertipçilerinin desteklediği CHP ve MHP umulduğu kadar başarılı olmayınca Ergenekon'un planları baştan aşağı sarsıldı" şeklinde yorumluyordu.

Şamil Tayyar ise masonik merkezleri kışkırtmak ve orduya fesat sokmak için şunları yazıyordu:

"Koşaner'e Komplo mu?

Bir önemli gelişme daha yaşanıyor. Taraf Gazetesi'nin gazetecilik başarısı olarak hanesine yazdığı son andıç skandalı. Neresinden bakarsanız bakın bu andıcın elle tutulur bir tarafı yok. İşadamlarını, akademisyenleri, gazetecileri neredeyse herkesi fişlemişler.

Taraf'ın gazeteciliğine lafım yok ama şuraya yakın dönemde bu andıçın ortalığa dökülmesinde yarar umanlar olabilir. Dikkat edin, andıçın dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Işık Koşaner'e sunulduğu ifade ediliyor. Şu anda Koşaner, skandalın tam göbeğindeki adam!

Oysa o, yüksek ihtimalle ağustosta Kara Kuvvetleri Komutanı olacak. Eğer Yaşar Büyükanıt, tıpkı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun Hilmi Özkök'ü tasfiye planı gibi benzer bir proje hazırlar ve hükümet de evet derse, Koşaner ağustosta iki kademe birden atlayıp Genelkurmay Başkanı bile olabilir.

Tabi, bu son söylediğim ‘fantezi' olarak görülebilir. Biraz da öyle. Ama Koşaner'in Kara Kuvvetleri Komutanlığı artık kesin gibi. Aksi, şuranın en büyük sürprizi olur.

Bu durumda sormak lazım: Acaba, bu eski andıç servisi Koşaner'e yönelik bir komplo olabilir mi? Şurayla bir ilgisi var mı?" diye soruyor ve kafaları karıştırıyordu. [2]

AB hayranı ve AKP borazanı Ali Bayramoğlu ise şöyle diyordu:

"Demokrat seferberlik, bizce, AB desteğini de, AB çerçevesini aşar...

Zira gereken, "Türkiye'nin şu anda yaşadığı sıcak sorunlara, tıkanıklıklara bulunacak siyasi çözümler, bu çözümler etrafında üretilecek olabildiğince geniş toplumsal koalisyonlardır". Gereken "iç dinamikler"i AB haritası ve mantığını da aşan bir şekilde "demokratik bir cephe" etrafında harekete geçirebilmektir.

Unutmamak gerekir ki Barroso'nun söylediklerinin arasında "son gelişmeler Türkiye'nin AB üyeliğinin zor bir konu olduğunu gösterdi" cümlesi de var.

Daha dün yeni bir andıç ortaya çıktı, AB'nin kamuoyunu yönlendirmesine karşı tedbirleri Genelkurmay 2. Başkanı'na sunan bir andıç...

Kimi güçlerin almaya başladıkları sonuç işte budur, bu "andıç"taki zımni öngörülerdir...

Ağustos ayında Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ ordunun başına geçecek...

Başbuğ Karar Kuvvetleri Komutanı olduğu yıl 25 Eylül 2006'da Kara Harp Okulu'nda yaptığı, bugünün anlam ve önemine uygun konuşmayı hatırlar mısınız?

Konuşmada iki hususun altını çizmişti Başbuğ.

Bunlardan ilki "Türkiye'de karşı devrim hareketlerinin 1950'de başladığını ifade etmesi"ydi.

İlhan Selçuk, Mümtaz Soysal, Çetin Yetkin gibi isimlerin temel tezi olan, devrim, Kemalizm, rejim ile çok partili hayatı karşı karşıya getiren, otoriter anlayışın en kaba biçimini ifade eden bu tavrın Kara Kuvvetleri Komutanı tarafından "dolaylı bir yolla" olsa da dile getirilmesi son derece dikkat çekiciydi...

İkinci önemli nokta Başbuğ'un; askerin ve devletin temel politik hedefini, karşı devrimle topyekûn mücadele olarak tanımlamasıydı.

Sorun budur..."[3] diye yakınıyordu.

"Buna Darbe Denir!" Diyen Newsweek'in Siyonist Yazarı Niye Gocunuyordu?   

Newsweek dergisinde AK Parti hakkında açılan kapatma davasıyla ilgili Grenville Byford imzasıyla yayımlanan yorumda, Başsavcı'nın iddianamesinin Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilmesiyle başlayan süreç 'darbe girişimi' olarak nitelendiriyordu.

Byford, makalesinde özet olarak şu ifadelere yer veriyordu:

"Darbe denince genel olarak akla askerlerle tanklar gelir. Hal böyleyken, 14 Mart'ta Türkiye'nin Başsavcısı, cüretkârlığı ve bir iddianameyle silahlanmış olarak Anayasa Mahkemesi'ne bir darbe önerisinde bulundu. Anayasa Mahkemesi de iddianameyi görüşmeyi kabul etti.

Mahkeme yargıçlarının bir darbe üzerinde düşündüğünü söylemek fazla sert bir ifade değil. Demokraside seçmenler sadece hükümeti seçme imtiyazına değil, 'işe yaramayanları devirme' hakkına da sahiptir. Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya'nın önerdiği, Anayasa Mahkemesi'nin iktidardaki AK Parti'yi kapatması ve hakkıyla seçilmiş hükümeti ortadan kaldırmasıdır. Aynı zamanda mahkemenin, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdulah Gül'e, AK Parti'nin önde gelen 69 üyesiyle birlikte 5 yıl siyaset yasağı getirmesini istemektedir. Başsavcı, başörtüsü yasağını kaldırmak isteyen AK Parti'yi laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmakla suçlamaktadır.

Türk Anayasa Mahkemesi'nin uzun ve tartışmalı bir parti kapatma tarihi var ancak mahkeme daha önce iktidarda olduğu sırada bir partiyi hiç kapatmadı. Özellikle de, generallerin darbe tehdidine rağmen 8 ay önce yüzde 47 oy almış bir partiyi.

Hâlihazırda AK Parti'nin akla yatacak sivil bir alternatifi bulunmamaktadır. Talep ettiği şeyin ciddiyetini göstermek amacıyla Yalçınkaya AK Parti'nin laik cumhuriyeti yıkmayı planladığını gösteren 'dumanı tüten silah' hükmündeki kanıtlara ihtiyaç duyacaktı. Ama hazırladığı iddianame, bunu bulamadığını gösteriyor.

MHP'nin ikili oyunundan şikâyetçi oluyordu

AK Parti, anayasa değişikliklerini referanduma götürecek yüzde 60 çoğunluğa sahip ancak zaman harcayacak bu adımdan kurtulmak için gereken yüzde 65'e sahip değil. MHP'nin desteği bunu sağlayabilir ancak MHP, AK Parti'nin kapatılmasını önlemeye yardım etmeyi isterken, diğer yandan da partinin önde gelen isimlerinin (özellikle karizmatik Erdoğan'ı) siyasi hayattan uzaklaştırılmasına engel olmak için yardım etmekte istekli olmadığı görülüyor. Partinin kapatılması konusunda referandum muhtemel görünüyor."[4]

Ve CHP Lideri Deniz Baykal, İsmet İnönü'nün Adnan Menderes'e Söylediklerini, Şimdi Tayyib'e Hatırlatıyordu:

"Biz genel seçimlerin hemen ertesinde AKP Genel Merkezi'ne gidip cumhuriyetin bazı kazanımlarına müdahale etmeyin demiştik. Bu içten bir uyarıydı. Kristal vazoyu kırmayın dedik. Aynı uyarıyı Erbakan'a da yapmıştık..." Yoksa Baykal Mesut Yılmaz'ın 28 Şubat sonrası bankodan başbakan çıkması gibi, hiçbir seçim kazanmadan koltuğa oturmak mı istiyordu?

"Baykal eskidi, yerine ben geçeyim. Çünkü ben gencim" demek hiçbir şey ifade etmiyor. Tamam, geçeceksin de ne yapacaksın. İddian nedir?" Oysa önce kendi saplantılarını aşmaları ve milletle barışmaları gerekiyordu.

CHP ya da Türk solu, AKP'nin varoşlarda ve Anadolu'da tuttuğu zemine karşı yalnızca "laiklik" içine sıkışıp kalmıştı.

Bir sol parti olarak, ezilenler, halk, işçi, köylü, gibi kavramlar buharlaştı. Yalnızca laiklik ön plana çıktı. Halkın inancı ile o inancın siyasete alet edilmesini birbirine karıştırdı.

Parti yönetimine bürokratlar ve hukukçular hakim oldu. Bir Ankara partisi oldu. Partinin adındaki cumhuriyet öylesine öne çıkartıldı ki halk geride kaldı.

Parti genel sekreteri bir siyasetçi gibi değil, bir "kayyum" gibi davranır oldu. Neredeyse halka (bize neden oy vermediniz, suçlusunuz) diyecek şımarıklığa başladı.

CHP Türkiye'nin inanç yelpazesini yeterince göremedi. Yalnızca Alevilik üzerinden yürüdü. Başörtüsü konusunda açılım sağlayamadı. Keskin bir karar alamadı. Laik olmayı "dinden uzak durmak", "camiye yaklaşmamak" gibi algıladı.

Irak'ta 1 milyonu aşkın insan öldürüldü. Bunların çok büyük bir çoğunluğu Müslüman'dı. CHP'den bir tek protesto yapılmadı. Geleneksel olarak Ortadoğu'daki mazlum halkları destekleyen sol parti olarak hiç sesi çıkmadı. Filistin zulmüne karşı da hep duyarsız davrandı.

Bağımsızlığı, adil olmayı, AB'nin tuzaklarını anlatamadı.

Yerel yönetimlerde silindi. Ege'de, İzmir'de, Trakya'da ve en önemlisi Ankara Çankaya'da yok oldu...

CHP hala tek parti gibi davranmaktan kurtulamadı. Sanki başka bir zaman diliminde mutat işlevini sürdürür bir hal aldı. Yalnızca "cumhuriyetin kağıt üstündeki değerlerini savunan bir muhalefet heyeti" gibi genel merkez binasıyla TBMM grubu arasına sıkıştı...

Cumhuriyeti kuran parti bu cumhuriyetin halk için kurulduğunu unutur gibi bir tavır takındı."[5]

 

 



[1] Hürriyet 29.04.2008 / Türktime.com

[2] 09.04.2008 / Star

[3] 10.04.2008 / Yeni Şafak

[4] Grenville Byford

[5] 07.04.2008 / Fatih Çekirge / Hürriyet


Bu yazarin diger makaleleri

"DARBE" YE DE HAZIR OLUN, HARBE DE!
  İngiltere merkezli IISS , "TSK darbe yapabilir" diye bir...
Devami
“DİNCİ”LERLE “DİNSİZ”LERİN VURUŞTURULMASI VE SEFERBERLİK KOVUŞTURMASI
"Dinsizin hakkından imansız gelir." Bu çok bilinen atasözümüze bakınca karşımıza şöyle...
Devami
İRAN TURAN'DIR, TAHRAN TATVAN'DIR!..
  "ABD Dışbakanı Bayan Rice (Rays'ın)  rüyası gerçekleşti:" Bu Umur...
Devami
“Vukuundan Önce Şüyu Bulan” DARBE TARTIŞMASI VE AKP’NİN TELAŞI
Hatırlayacaksınız, Adana’da durdurulan MİT tırları yüzünden kıyametler koparılmış, “Türkiye anarşistlere...
Devami
JÖN TÜRKLER VE "BÖN" TÜRKLER!
  Jön Türkler, özellikle 1985'ten sonra Sultan Abdulhamit yönetimine karşı...
Devami
BAŞBAKAN'IN VE AYAKÇILARININ YOLSUZLUK DOSYALARI
  Deniz Feneri davası neticelendi ve sanıkların suçu kesinleşti! Deniz...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2864

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR