Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3869
mod_vvisit_counterDün8848
mod_vvisit_counterBu Hafta44648
mod_vvisit_counterGeçen hafta62467
mod_vvisit_counterBu Ay211921
mod_vvisit_counterGeçen Ay288180
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16395090

IP'niz: 34.205.93.2
Bugün: 26 Eyl 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12024634

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

FETULLAHÇILARIN TAMİRAT VE TAHRİBATI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 13
ZayıfMükemmel 

Kur’an-ı Kerimde, her mü’minin uyması ve uygulaması gereken “hüküm”ler ayrı, bütün hadiselerin arkasındaki “hikmet”ler ayrı zikredilmiştir. Hükümler açık ve kesin, HİKMET’ler gizlidir. Bizlere “hükümlerle amel etmek, ama hikmetle düşünmek” emredilmiştir. Hükümler muhkem, hikmetler müteşabihtir. Bütün Müslümanları bağlayan ve bu temeller üzerine İslam binası kurulan: helal-haram, emir-yasak, dost-düşman, günah-sevap ölçüleri açıktır ve HÜKÜM yerindedir. Zahiri hükümlerle amel etmeyi bırakıp, kendi haksızlık ve yanlışlıklarına mazeret ve meşruiyet üretmek üzere gizli hikmetlere yönelmek, dini dejenere etmenin en sinsi ve tehlikeli bir yöntemidir.

Zaman Gazetesinden Ali Ünal; “Hz. Musa – Hz. Hızır Kıssası” başlıklı yazısında:

  • Kur’an’ın açık hükümlerine aykırı bulunan
  • Akıl ve vicdan ölçülerine uymayan
  • Siyonist Yahudiler ve Haçlı emperyalistlerle dost olup hizmetlerine ve himmetlerine sığınmak
  • Muhaliflerine her türlü iftira ve tezgâhı mübah saymak
  • Rakiplerini sindirmek ve susturmak üzere mahkemelere rüşvet dağıtmak gibi,

Açık hükümlerle yasaklanan davranışlarına hikmet ve keramet kılıfı geçirmek üzere, Fetullah Gülen’i Hz. Hızır’ın makamına yerleştirme ve “ilahi kaderin eli ve mana aleminin temsilcisi” olarak gösterme sapkınlığına girişmişti.

“Kur'an-ı Kerim'de anlatılan Hz. Musa (as) ve Hz. Hızır (as) kıssası, bize Hocaefendi'yi, "cemaat"i ve "cemaat" etrafındaki spekülasyonları anlamamıza ışık tutuyor. Bu kıssada insanlık tarihindeki bütün hadiselerin manâsını, hadiselerdeki hikmetleri, Kader-insan iradesi münasebetini, hiçbir hadisenin başka hadiselerden bağımsız tekil bir hadise olmadığını, konjonktür dediğimiz şeyin aslında Kader-insan iradesi münasebetleri temelinde hadiseler bileşkesi olarak Kader'in örgüsünden ibaret bulunduğunu ve manânın madde üzerindeki hakimiyetini okuruz.

Söz konusu kıssa, Hz. Musa ile Hz. Hızır'ın bir yolculuğunu anlatır. Hz. Musa, insanlık âleminin zahirinde, Hz. Hızır ise bâtınında vazifelidir. Hadiseleri anlamak, zahir ile bâtını birlikte görmeyi gerektirdiği için, Cenab-ı Allah (cc) bâtında yaptırdığı bu yolculukla Hz. Musa'ya bir bakıma seyr u sülûkünü veya miracını tamamlatır. Bu yolculukta Hz. Hızır, bindikleri gemiyi sağlam gemileri gasbeden kraldan kurtarmak için deler; büyüdüğünde şerli olacak, anne-babasını da yoldan çıkaracak diye bir çocuğu öldürür; yıkılmakta olan bir duvarı doğrultur ve karşılığında ücret almaz. Yapılan bu üç işten birincisi sahibinin izni olmadan yapıldığı için, ikincisi ise mutlak manâda Şeriat'ın zâhir hükümlerine terstir; bu bakımdan Hz. Musa itiraz eder. Önce hemen belirtelim ki, Hz. Hızır, yaptıklarını zâhir veya maddî âlemde yapmamıştır; öyle yapmış olsaydı, Hz. Musa itirazlarında elbette haklı olurdu. Çünkü, meselâ gelecekte şerli biri olacak diye masum bir çocuk öldürülmez. Hz. Hızır, yaptıklarını bâtın, manâ veya sırf Kader âleminde yapmıştır; onları maddi âlemde icra eden ise başkaları olabilir. Yani bir başkası keyfî olarak gemiyi delmiştir veya gemi bir kayaya vurarak delinmiştir. Çocuk zahirde başka bir sebeple ölmüştür. Hz. Hızır, sırf Kader'in elidir, hadiselerdeki manâyı ve asıl hikmeti temsil eder. Onun sırf Kader, bâtın veya manâ âleminde yaptığını, maddî âlemde bir başkası bir başka sebeple icra eder. Kader, hem aslî hem zahirî sebeple neticeye bir bakar; yani sebep ve netice için iki ayrı kader yoktur. Masum çocuk bir sebeple ölür veya onu bir başkası bizzat iradesiyle öldürür; oysa onun ölümüne hükmeden Kader'dir. Fakat Kader hükmünü verirken, onu icra edecek kişinin irade-i cüziyesini ve niyetini de elbette nazara alır. Dolayısıyla kimse yaptığından Kader'i sorumlu tutamaz.

Hocaefendi, bir bakıma manânın, Kader'in elini temsil eder. Manâ hükmünü verdiği zaman, (donmuş) nazik suyun demiri parçaladığı gibi, madde onun önünde duramaz. Her şeye maddî açıdan bakanlar da ortada örgüt arar, "ordu" arar; bulamayınca da uydururlar ve kendilerini mahkûm edecek hata üstüne hata yaparlar; Bahçeli ve diğerleri gibi.”[1] diyen Ali Ünal tam bir çarpıtma ve saptırma sergilemişti.

Oysa, Kur’an-ı Kerimde ilahi ve külli iradenin bir temsili ve ezeli kaderin bir tecellisi olarak ve hadiselerin perde arkasındaki hikmetlere dikkat çekilerek anlatılan ve Hz. Hızır olduğu rivayet buyrulan Zatın yerine şimdi Fetullah Gülen’i koymak ve Onun İslam’ın zahir hükümlerine aykırı hareketlerine hikmet kılıfı uydurmak, taraftarlarını her türlü günahı mübah görme sapkınlığına iletecektir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri böyle bir yola asla tevessül etmemiş, her halükarda şeriatın zahiri hükümlerine bağlı kalmak gerektiğini göstermiştir.

Evet, “Kesbi şer şerdir, ama halkı şer, şer değildir”

Yani insanların kendi irade ve tercihleriyle haram ve günahlara yönelmesi ve zulüm işlemesi elbette şerdir, vebaldir ve kötü bir şeydir. Ancak Cenabı Hakkın bir şeyi yaratmasında, zahiren şer görünse de, bin türlü hükmet ve hakikat gizlidir.

Bu bağlamda Şeytan’a ruhsat ve fırsat verilmesinin, Firavunlara, Nemrutlara, Bel’amlara, Karunlara müsaade edilmesinin altında da pek çok hikmetler ve hedefler sayılabilir. Ancak bu hikmetleri bahane ederek, Şeytanlara, Firavunlara, Zalim Amerika’ya ve sapık Avrupa’ya hürmet ve rağbet etmek şirktir ve Şeytana şakirtliktir. Çünkü Şeytan da Yüce Allah’ın “Adem’e secde et!” hükmüne karşı, kendi mantığı ile bir sürü hikmet ve mazeret üretmiş, isyan ve itirazını haklı göstermişti.

Fetullahçı cemaat arasında:

“Hocaefendi Hz. Hızır gibi küllü iradenin dili ve ilahi kaderin elidir. Bu nedenle, hiç sorgulamadan ve Dine uygunluğu tartışılmadan her emri yerine getirilmelidir. O kendi düşüncesiyle değil, Rabbani ilham ve hikmetle hareket etmektedir.”

Telkini sürekli ve sistemli şekilde yapılmakta ki, Zaman Yazarı Ali Ünal bu safsataları artık açıkça yazabilmekte ve savunabilmektedir. Böylece beyinleri körletilen ve köleleştirilen gençler her türlü hizmete hazır robotlara dönüştürülmektedir.

“Onlar bilgiç insanlarını ve ruhbanlık yapanlarını, Allah’ın altında (ve Ondan başka) ilahlar edindiler.” (Tevbe: 31) ayeti bunların durumunu ne güzel haber vermektedir.

Fetullah Gülen’in:

Bize hücum edenler, kıskançlık damarıyla büyük hizmetlerimizi çekemediklerinden ve başarılarımıza erişemediklerinden böyle hareket etmektedir.” Anlamındaki sözleri de, tam bir çarpıtma ve zeytinyağı gibi üste çıkma pişkinliğidir. Çünkü:

“Siz onların milletlerine (ırkçı ve inkarcı emellerine hizmetçi ve) tabi olmadıkça, Yahudi ve Hristiyanlar kesinlikle (ve hiçbir şekilde) senden (ve ümmetinden) razı olmayacak (destek ve sahip çıkmayacak) tır.” (Bakara: 120)

Demek ki Yahudi Lobileri ve Amerika Birleşik Devletleri, Müslüman bilinen bir şahsiyet ve harekete destek çıkıp, kolaylık sağlıyorsa, aslında onlar Yahudi ve Hristiyanların Milletlerine ve mel’anetlerine tabi olmuşlardır.

Şimdi bu duruma düşmüş birilerine özenmek ve onları çekememek için bir insanın, akıl nurundan, Kur’ani şuurdan ve İslami onurdan nasipsiz olması gerekir.

Bulundukları ortamın nabzına uygun tavır takınmak ve duruma göre çok farklı ve aykırı sözler konuşmak ta fetullahçılara göre caizdir ve herkese hoş görünme mesleğidir.

Örneğin: Sosyal Ekonomik Araştırmalar Merkezi’nin (SEKAM) Türkiye’de ailenin durumunu konu alan ‘Savrulan Dünyada Aile’ Sempozyumuna katılan ve modernitenin aile yapısını bozduğunu, insanı yalnızlaştırdığını anlatan Fetullahçı Zaman Yazarı Ali Bulaç: “Kreş eken huzurevi biçer.’ Aile kişiyi çevreden koruyan ve değer üretmeyi sağlayan yerdir. Aile son sığınaktır, karargâhtır; aile dirilme ve direnme yeridir” demişti.

Türkiye’de aile konusunda ciddi problemler gözlendiğini, Batı’nın sorunları kendi çerçevesinde çözdürmek istediğini, zinanın evlilik öncesi ilişkinin yüceltildiğini ve anneliğin küçük gösterildiğini belirtmiştir. “Bunlar tesadüfi değildir. AB desteğiyle, STK’lar ve AB fonları aracılığı ile yürütülmektedir. Bu Büyük Ortadoğu Projesinin hazırlık girişimleridir.”[2]

Diyen Fetullahçı Zaman yazarı Ali Bulaç, başka bir yerde AB’yi ve ona girmek için her tavizi veren AKP’yi hararetle desteklemekte, burada karşı çıktığı BOP’un eşbaşkanı Recep T. Erdoğan’ı öve öve bitirememektedir. Sanki çifte standart ve münafıklık bunların karakteri haline gelmiştir.

Bunun gibi; henüz mahkemelerce sabit görülüp karar verilmemiş savcılık iddialarını gerçek kabul edip kendilerini tenkit eden herkesi Ergenekonculukla suçlayıp linç kampanyası yürütmekten, sadece zan ve tahminle kamuoyunu masum kişiler aleyhine tahrik etmekten, hatta iftira ve tutuklama tertipleri düzenlemekten çekinmeyen Fetullahçıların Zaman Yazarı Mehmet Kamış, hiç utanıp sıkılmadan “Zan’la hüküm verilmez” diye yazılar döşemekte ve aynen şunları söyleyebilmektedir.

“Zan hukuku

Fotoğrafın bir tarafında komplolar kurup, ülkeyi darbe şartlarına hazırlayan ve işlediği cinayetler birer birer ortaya çıkartılan bir örgüt var. Diğer yanda, ülkenin yasal hükümetini yıkıp yerine askeri rejim getirmeye çalışan cuntalar…

Üstelik bu tespitler cumhuriyet savcılarına ait ve iddialarını askeri merkezlerden toplanmış çuvallar dolusu belgeye, yasal telefon dinlemelerine, itirafçıların söylediklerine dayanarak dillendiriyorlar. Zaten bu örgütlerin kullandıkları silahlar, Law’lar, el bombaları da birer birer ortaya çıkartılıp kamuoyuna gösterildi.

Fotoğrafın bir diğer tarafında ise, attıkları her adımı yasal zeminde atmış, bu ülkede her daim barışı ve sulhu savunmuş, şiddet ve komplolardan şeytandan kaçar gibi kaçmış büyük bir camiaya isnat edilen akıl ve mantıkla izah edilemeyecek iftiralar var. Üstelik sadece zan ve vehme dayanarak yapılan izansız, insafsız iddialar bunlar…”[3]

Şimdi, Fetullahçıların Ergenekoncu ilan ettiği ve Nurcuların yıllarca peşinden gittiği Süleyman Demirel’in 28 Şubat sürecinde anti demokratik ve münafık tavrını övüp destekleyen ve TSK’ya methiyeler dizen Fetullah Gülen, Erbakan’a ve İslam Davasına hıyanet ve hakaretler ederek şunları söylemişti:

“Sayın Cumhurbaşkanımız bu mevzuda kendi sorumluluklarının şuurundadır. Zannediyorum dengeye çok hizmetleri olacaktır. Askerlerimiz bir yönüyle yaptıkları bazı şeylerden ötürü bazı çevrelere, bazı anti demokratik davranıyor sayılabilirler. Ama onlar konumlarının gereğini anayasanın kendilerine verdiği şeyleri yerine getiriyorlar. Hatta dahası, ben zannediyorum, onlar bazı sivil kesimlerden daha demokrat. Biraz evvel arz ettiğim mülahazalar açısından herhalde onların temsil ettikleri kuvvet şu partiler arasında birbirini istemeyen insanların elinde olsa bir gece hızlı bir baskınla gelirler hasımlarını bertaraf ederler onun yerine otururlar. Kuvvet ellerinde olduğu halde. Fakat askerler çok mantıki davranıyorlar. Epey zamandan beri (Erbakan’a sabrediyorlar) His öne çıkmıyor burada ve ve kuvvet güç gösterisi şeklinde öne çıkmıyor. Başta bahsettiğim ustura sırtında yaşanıyor. Bir kriz var, geçmiş krizlerden daha büyük bir krizdir. Ne olacağı belirsiz[4] 

Fetullahçıların: “Ilımlı İslam” safsatası kapsamında “Ilımlı Peygamber” uydurma girişimleri:

Siyonist Yahudilerin güdümündeki Birleşmiş Milletlerin “2009 yılı, Dünya Kültürüne Hizmet ve Üstün Nişan Madalyasına” layık görülecek kadar küresel güçlerin ve masonik merkezlerin ilgi ve iltifatını kazanmayı başarmış olan… Ve aynı zamanda Bursa Merkez Yıldırım Belediye Başkanı bulunan Yazar Özgen Keskin adına hazırlanan, önsözü ise Fetullah Gülen’e yazdırılan, “İki cihan, Bir güneş” adlı beş ciltlik Hz. Peygamberimizin hayatını roman tarzı anlatan kitabın piyasaya çıkan ilk cildini okuduğunuzda:

  • “Sahibus-sayf – Kılıç sahibi” bir Peygamber hakikatinden
  • Cihat ve milli savunma şuurundan
  • İslami adalet ve devlet sorumluluğundan
  • Hak nizamın yeryüzüne hâkimiyet sevdasından
  • Siyonist Yahudilerin ve Haçlı Emperyalistlerin güdümünden ve zulmünden insanlığı kurtarma dert ve davasından ne denli uzak bir “Hz. Muhammed” imajı oluşturulmaya çalışıldığını ve sadece “Batılı gâvurların ve batıl kafalıların gözüne girme” çabalarını hayretle göreceksiniz! Eh, tabi BM adama boşuna mı ödül verirlerdi?

Ve şimdi, insaf ve izanla şu sorunun yanıtını verelim:

ABD’nin Teksas Eyaleti senatosunun, Yahudi asıllı demokrat ve cumhuriyetçi eyalet senatörleri “Global barış ve anlayışa katkılarından dolayı” Fetullah Gülen’e TAKDİR BELGESİ’ne yine Yahudi asıllı Vali David Dewhurst tarafından verildiği günde, (Bak: 8 Ocak 2011 Zaman) ABD’nin kiralık katilleri İslam coğrafyasında masum Müslüman kanı dökmekte, İsrail Filistin soykırımını sürdürmekte ve ama Fetullah Gülen’den bütün bunlara yönelik tek bir itiraz gelmemekteydi. Yani Fetullah Gülen, ABD’nin “Global barış” dediği küresel zulüm ve sömürü hegemonyasının resmi ödüllü bir elemanı ve aletiydi.

Ve tekrar sorup düşünelim: Richard Goldstone gibi Güney Afrikalı Siyonist Yahudi olduğunu açıklayan bir yargıç bile, “İsrail’in Gazze katliamında insaf ölçülerini ve savaş prensiplerini aştığını” söyleyince İsrail hükümeti ve Siyonist mahfillerce hemen aforoz edilmiş ve Amerikalı Siyonist Dershowitz tarafından hain damgası yemişti. Peki, Yahudi bir siyonistin, küçük bir eleştirisine bile tahammül edemeyen Yahudi Lobilerinin bu Fetullah Gülen hamiliği nereden gelmekteydi?

Bir 'Siyonist'in aforoz edilmesi!

Alan Dershowitz, Amerikalı bir Yahudi avukat, yazar idi. İsrail'in soykırım yaptığını söyleyen Norman Finkelstein'i DePaul Üniversitesi'nden kovduracak kadar güçlü bir nüfuza sahipti.

Dershowitz'in iki yıl önce 'Dinden çıktı' diye ateş püskürdüğü Richard Goldstone ise sonunda adeta günah çıkarmış ve 'Siyonizm'e karşı yaptığı ihanetten' dolayı pişmanlığını belirtmişti. The Washington Post gazetesine bir makale yazan Goldstone, İsrail'i suçlayan raporuyla ilgili olarak "Eğer şimdi bildiklerimi o zaman bilseydim, rapor farklı olurdu" demişti. Goldstone'un 'şimdi bildiklerim' dediği şey ise İsrail'in sözde kurduğu araştırma komisyonunun tespitleriydi. Yani katliamdan sonra 'Niye katliam yaptık' araştırması kurduğu için Goldstone İsrail'i övmekteydi.

Öyle ki, Goldstone'un bu U dönüşünden sonra daha önce kendisini 'self-hating Jew' (Yahudi olmasından nefret eden) diye itham edenler bu kez "Goldstone çok asil bir adam" diye sahiplenmişti. Haaretz gazetesi, Goldstone'un "Ben Siyonizm'e karşı yanlış yaptım" manasına gelen açıklamalarından sonra yayınladığı makalede aynen böyle deniliyor: "Goldstone çok asil bir adam." Sebebi ise; yanlışını görüp yeniden Siyonizm'e bağlılığını bildirmesiydi…”!?

Goldstone'a günah çıkartan bu U dönüşü nasıl yaşandı? Gazze'de katliam gerçekleştirildiğini ortaya koyduğundan itibaren, gerek İsrail'deki gerekse ABD'deki Siyonistler, Goldstone'u ölümle bile tehdit ettiler ki; ABD'de ve İsrail'de istenmeyen adam ilan edilmişti.

Öyle anlaşılıyor ki, bu tehditler işe yaradı. İsrail'in ırkçı Dışişleri Bakanı Lieberman'ın "Bugüne gelinmesinde çok fazla çaba harcadık. Çabalarımızı kamuoyundan gizledik" ifadeleri de Goldstone'un U dönüşü için İsrail'in nasıl bir baskı yaptığının ipuçlarını vermekteydi. Rapor yayınlandıktan sonra Goldstone'u 'yalancı ve Yahudi düşmanı' diye tanımlayan Lieberman daha sonra: "Goldstone'u tebrik etmek istiyorum. Bu duruma geleceğinden hiç şüphemiz yoktu" diyebilmişti.

Sonuç olarak:

A- Cemaatin şu gayret ve girişimlerinden; dinimiz, ülkemiz ve milletimiz adına elbette ve sadece sevinç duyarız:

1- İlk orta ve yüksek öğrenim çağındaki evlatlarımızın inançlı, ahlaklı ve eğitimde başarılı olmaları için yapılan her türlü hizmetlerden

2- Farklı ülkelerde vatanımızın, bayrağımızın ve İstiklal Marşımızın tanıtılmasından, stratejik ve politik bir etkinlikle olmayıp sembolik ve psikolojik seviyede olsa da Türkçemizin ve kültür zenginliklerimizin öğretilip sevdirilmesinden

3- Dindar ve dürüst insanların her türlü ekonomik, ticari ve sosyal faaliyetlere katılıp aşağılık kompleksinden ve dışlanmışlık ürkekliğinden kurtulma gayretlerinden

4- Milli ve manevi dinamiklerine, ahlaki ve ailevi değerlerine bağlı, devletine ve dinine sadık insanlarımızın çok farklı kademelerde etkili ve yetkili memuriyetlere yerleşip yükselmelerinden

5- Ülkemizin ve milletimizin köküne ve kimliğine bağlı kalarak; bilimsel, teknolojik ve demokratik atılım ve açılımlarına katkı verilmesinden, şeytanlaşmış kesimler ve hainler dışında hiç kimsenin rahatsızlık duyması söz konusu değildir.

B- Ancak, aşağıdaki tahrip ve tehlikelerden dolayı, cemaatin mutlaka uyarılması ve gerekli önlemlerin alınması lüzumunu da hatırlatmak zorundayız:

a) “Ilımlı İslam, Protestan Müslüman ve hoşgörülü insan” kılıfı altında, her türlü zulüm ve emperyalizme karşı vicdani direncin ve dini-insani gayretin körletilmesinden

b) Yahudi siyonizminin ve Haçlı zihniyetinin güdümünde, İslamiyet’in ve Müslüman kesimlerin bir suiistimal aracı olarak istismar edilmesinden

c- İslam’ın cihat ruhunun, adalet ve hakkaniyet duygusunun, devlet ve hürriyet huzurunun dejenere edilip, Müslümanların Barbar Batının demokrat köleleri haline getirilmesinden

d) İnanç, ibadet, güzel ahlak konularının ALLAH’a; dünyayı dizayn etme, insanları ve toplumları şekillendirme, küresel kuralları koyup yürütme hususlarının ise AMERİKA’ya bırakılması şeklindeki, şirk sayılan bir kanaatin yerleştirilmesinden

e) Bazı kişilere masumiyet etiketi ve mutlak şefaat yetkisi verilip, talebe ve tabilerinin körü körüne teslimiyetini sağlayarak; Kur’an-ı Kerimin, Hadisi Şeriflerin ve binlerce müçtehit ve ülemanın icma ettiği hakikatlerin tamamen aksine: “Yahudi ve Hıristiyanları dost edinip himayesine sığınmak ve onların şeytani hedeflerine katkı sağlamak” yönündeki gaflet ve hıyanetlere düşülmesinden

f) Yahudi ve Hıristiyan devletler ve derneklerle, müşrik ve dinsiz kesimlerle diyalog ve dayanışma yapmak üzere girişilen gayret ve hassasiyetin onda birinin; Müslüman hareket ve ülkelere gösterilmemesinden

g) Emniyet, ordu ve yargı gibi stratejik kurumlarda; dış güçlerle, CIA ve MOSSAD gibi servislerle irtibatlı olarak kadrolaşma faaliyetlerine gidilmesinden, yeni ve gizli bir derin devlet teşkil edilmesinden

h) Fetullah Gülen’in ilgisi ve bilgisi dışında, kendisine duyulan saygı ve itimadı kullanarak, Amerika’nın ve küresel odakların Onun adına verdiği talimatlarla cemaatin sinsi ve Siyonist hedeflere yönlendirilmesinden dolayı da, izan ve iman ehli herhalde endişelidir ve bu konudaki tenkit ve şüpheleri yerindedir.

Çünkü A bölümünde sayılan ve sahip çıkılan hizmet ve gayretlerin tamamı, B bölümündeki tahribatların bir tanesinin bile kefareti olacak değildir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



[1] 04.04.2011 / Zaman

[2] 04 NİSAN 2011 / Milli Gazete

[3] 02.04.2011 / Zaman

[4] İsmail Müftüoğlu / Belgeler konuşuyor.

Ali ÇAĞIL -

İmam Hatip Lisesi ve Kamu Yönetimi Mezunu - Milli Çözüm Dergisi Sahibi

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

KAYPAKTAN KORKUN!
Mert kişi sert söyler, ama dürüsttürVicdanı kenara, koyandan korkun!Evi sade...
Devami
Kahraman Ordumuz Yeniden Şahlanıyor; FECR-İ KAZİP BATIYOR, FECR-i SADIK BAŞLIYOR!
  Kahraman Ordumuz Yeniden Şahlanıyor; FECR-İ KAZİP BATIYOR, FECR-i SADIK BAŞLIYOR!     ...
Devami
CÜBBELİNİN TERBİYESİZLİĞİ VE ERBAKAN HOCA’NIN EDEP DERSİ
Cübbeli Ahmet denen şarlatan 31.12.2015 tarihli Ataşehir Mimar Sinan Camii...
Devami
SEN DE YIRTILACAKSIN!
  Bir Hak yolcusu, gönderdiği hayra davet mektubunu yırtan soysuza: “Sen...
Devami
HOCAMIZA GÜL TAKDİM EDERKEN
Gül, Rasülü hatırlatır Al gönlümü, ver gülümü! Nasıl kıyıp, satırlatır Hain gaddar, her...
Devami
YA RABBİ, BU SEFER MAHCUP EYLEME! (ŞİİR)
  YA RABBİ, BU SEFER MAHCUP EYLEME!        Her türlü kusurdan, beri...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1834

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR