ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün490
mod_vvisit_counterDün10506
mod_vvisit_counterBu Hafta490
mod_vvisit_counterGeçen hafta43879
mod_vvisit_counterBu Ay114552
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17038692

IP'niz: 18.215.185.97
Bugün: 18 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12277052

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

Asıl Tehlike ABD ve Haçlı AB’dir, Acil Tehlike ise İŞBİRLİKÇİ AKP ZİHNİYETİ’DİR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Yandaş yalaka Abdülkadir Selvi MİT-MOSSAD zirvesinin perde arkasını yazmış, böylece “kahramanlık taslarken, kahpelik tavırları” açıklamışlardı!

AKP’li Abdülkadir Selvi, sonunda; Suriye'deki iç savaşın uzamasının nedeninin ABD ve İsrail olduğunu yazmıştı. Suriye'de milyonlarca insan yerinden yurdundan olmuş, yüzbinlerce insan ölmüş, kan gölüne dönen Suriye için büyük güçler kılını bile kıpırdatmamıştı… (İyi de bütün bu süreçte AKP kimlerin kuyruğuna takılmıştı ve kimler BOP eşbaşkanı atanmıştı?)

İç savaşın uzamasına göz yuman; ancak savaşın bitmesine yönelik hiçbir ciddi girişimde bulunmayan ABD neyi amaçlamıştı?

Bu kritik soruyu Abdülkadir Selvi, "Türkiye’nin güvenlikli bölge planı" başlıklı yazısında yanıtlamıştı. Suriye savaşının başlarında Mısır'da yapılan gizli toplantının ayrıntılarını bu yandaş yazar şöyle paylaşmıştı: "ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Türkiye'ye gelmişti. Suriye'nin geleceğinin konuşulurken, “Esed gittikten sonra kim gelecek?” diye soruvermişti. “Suriye halkı kimi seçerse o gelecek” cevabı verilince, ”Seçim olduğu takdirde Müslüman Kardeşler gelir. Oysa Suriye'de Nusayriler, Hristiyan Araplar, Dürziler var” demişti.

Yine aynı tarihlerde (yani kahraman ve güya İsrail karşıtı AKP döneminde) Suriye'deki iç savaşın başladığı günlerde, Esed'in akıbetinin tartışıldığı bir süreçte MİT ve MOSSAD yöneticileri Mısır'da bir araya gelmişti. MOSSAD Başkanı Pardo, MİT yöneticilerine dönerek, “Esed gittikten sonra kim gelecek? Bana bir isim verin” demişti. Bizim MİT yöneticileri, Suriye halkı kimi ister ve seçerse onun geleceğini söylemişti. MOSSAD Başkanı Tamir Pardo, “Esed giderse Müslüman Kardeşler gelir. Biz bunu istemeyiz” karşılığını vermişti. Yani Suriye'de iç savaşın uzaması ABD ve İsrail projesiydi. ABD, başından beri Esed'in gitmesi konusunda samimi değildi. Yetmedi bir de Rusya'yı Suriye'ye sokan da kendileriydi. Suriye'yi bir ateş topuna çevirip, Türkiye'nin kucağına bırakıvermişlerdi."[1] Şimdi bu itiraflar, “AKP iktidarı Suriye meselesinde, başından beri ABD ve İsrail’in şeytani projelerine taşeronluk etmektedir ve MİT MOSSAD’ın güdümündedir” anlamı taşır mıydı, taşımaz mıydı?

Tahripçi ve işbirlikçi Suriye politikasının mimarı TESEV mi, AKP mi olmaktaydı?

TESEV’in Suriye Merakı ve AKP’nin sahtekârlığı!

TESEV’in yıllık bütçesi 2 milyon dolar civarında. Bunun en az 400.000 doları, Ukrayna ve Gürcistan gibi ülkelerde tezgâhlanan turuncu devrimlerin ardındaki güç olarak görülen Siyonist George Soros’un vakfı tarafından karşılanıyor. BM Kalkınma Programı, Dünya Bankası ve başka organizasyonlardan ödenekler alıyor. TESEV, Suriye kokusunu hızlı ve erken alan kuruluşların başında oldu. Türkiye-Suriye ilişkilerinin henüz başladığı dönemde herkesten önce Suriye bürokrasisi ve akademik çevreler ile irtibat kurmaya çaba harcadı. Türkiye’nin eski ABD Büyükelçisi Özdem Sanberk başkanlığında Şam’ı 2001’de ziyaret eden TESEV heyeti Suriye yetkililerine, TESEV’in Suriye’nin demokratikleşmesinde ve STK deneyimi olmayan Suriye’de STK yapılanmaların kurulması ve eğitiminde öncü rol oynamak istediğini hatırlatmıştı. Suriye Yüksek Eğitim Bakanlığını ve Prof. Mehmet Yuva’nın da içinde yer aldığı heyeti 2002’de Türkiye’ye ilk davet eden ve heyeti hükümet yetkilileri, Koç, Sabancı ve Boğaziçi Üniversiteleri ile irtibatı sağlayan TESEV idi. Yani Recep T. Erdoğan’ın Suriye ve Esed politikaları, aslında TESEV kaynaklıydı. 2011 senesinden itibaren malum TV ekranlarında her Allah’ın günü Suriye uzmanları sıfatı ile boy gösterip methiyeler düzdükleri Esad’a diktatör ve zalim edebiyatı ile saldırmaya başlamışlardı.

Esma Esad’ın Evinde Ağırlanmışlardı!

Marmara Grubu Vakfı başkanı Dr. Akkan Suver’in. Türkiye, Azerbaycan ve yakın-uzak devlet yetkilileri ile güçlü bir bağı vardı. Vakıf başkanlığındaki heyet, Şubat 2005’te Suriye’yi ziyaret etti. Onları karşılayan Suriye heyetinde Prof. Mehmet Yuva da vardı. Türkiye’den gelen heyette; Marmara Vakfı Başkanı Akkan Suver, AKP Milletvekili Yüksel Çavuşoğlu, Prof. Nedret Kuran Burçoğlu, Emekli Büyükelçi Ertuğrul Kumcuoğlu, Prof. Dr. İlter Turan, eşi Prof. Dr. H. Gül Turan, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı, AKP Milletvekili Sait Açba, CHP Milletvekili Abdülaziz Yazar ve AKP Milletvekili Prof. Dr. Hikmet Özdemir ile gazeteciler Tufan Türenç ve Yavuz Donat vardı. Mehmet Yuva Donat’a yayınlanmaması kaydıyla siyasi bir fıkra anlatmış, ama Türkiye’ye döndüğünde ilk işi fıkrayı yazmak olmuştu. 22 Şubat 2005 sabahı Esad, Türkiye’den gelen heyeti başkanlık sarayında ağırlamıştı.

Tel Aviv’in anahtarı ve AKP iktidarıyla İsrail’in özel aracısı Jak Kahmi…

26 Ocak’ta toplanan genel kurulda yapılan seçimler sonrasında Jak Kamhi, Vakfın Onursal Başkanı oldu. Onursal Duayenliğine de Emekli Orgeneral Necdet Timur oy birliğiyle seçildi. General Timur Beyi bugün MHP Milletvekili olan 21. Y.Y. Enstitüsü Başkanı Prof. Ümit Özdağ ile Haziran 2008’de, tam da İstanbul’da Suriye-İsrail dolaylı görüşmelerin başladığı tarihte Şam’da ağırlamıştık. Marmara Grubu çalışmalarını yakinen gözlemleyen bir dostuma Jak Kamhi’nin seçilmesinin kerametini sordum. Mesele para mı yoksa siyasi miydi? Dostum, “Vakıf hüküm süren sulta (mevcut iktidar) ile harmoni içinde. Sulta Suriye ile aşna fişne iken Şam’ın kapısını çalar. Sulta “İsrail’e ihtiyacımız var” deyince ‘Tel Aviv’in kapısını açan anahtar Jak Kamhi onursal başkan yapılır’ dedi.”[2] Özetle: BOP taşeronluğunun adını “Arap Baharı” koymuşlardı. Arkasından Suriye ve Libya harabeye dönmüş durumdaydı. Yani Armageddon Harp hazırlığını “Arap Baharı” diye yutturmuşlardı.

AKP yırtığı yama tutar mıydı?

Kritik gelişmeler üzerine Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile akşam yemeğinde bir araya geldikleri ortaya çıkmıştı. Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gül`ü Beştepe Devlet Konukevi’nde ağırlamış, akşam yemeği vesilesiyle gerçekleşen buluşmanın yaklaşık 3 saat sürdüğü açıklanmıştı. Daha sonra Abdullah Gül’le buluşmalarının ardından “Erdoğan’a kırgın mısınız?” sorusuna Bülent Arınç’ın “Hissi konulara girmemek lazım. Ben cevap verdim, edepli terbiyeli cevaplardır bunlar. Umarım herkes bu açıklamalardan bir ders çıkarmıştır. Hükümetimizi ve ülke meselelerini görüştük, faydalı oldu” yanıtı kimlere “edepli ve terbiyeli ol!” mesajıydı?

1- Gül, başkanlık sistemine karşıydı.

2- Gül Erdoğan’ın siyaset üslubundan rahatsızdı.

3- Gül, Erdoğan’ın siyaset tarzını kutuplaştırıcı bulmaktaydı.

4- Gül, Erdoğan’daki eleştiriye tahammülsüzlüğü yadırgamaktaydı.

5- Gül, Erdoğan’ın dış politikadaki tarzına katılmamaktaydı.

6- Gül özellikle Suriye politikasının çok yanlış olduğu kanısındaydı.

7- Gül, Erdoğan’ın Avrupa Birliği’yle, Mısır’la ilgili çıkışlarına eleştirel yaklaşmaktaydı.

8- Gül, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olarak anayasal yetkilerinin dışına taşmasından kuşku duymaktaydı.

9- Gül, yolsuzlukla mücadele ve şeffaflık gibi konularda rahatsızdı.

10- Gül Sayıştay’ın devre dışı bırakılmasına da itirazı vardı… diyenlere hatırlatmak lazımdı. Öyle ise Gül’ün ciddi bazı girişimleri olmalıydı!..

AKP'lilerin arasındaki “sen-ben” kavgasında saflar giderek ayrışmaktaydı! Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu her ne kadar aralarında bir sorun olmadığı havasını estirmeye çalışsalar da bir alt kademede ayrışma çoktan başlamıştı. Gerek AKP kurmayları ve kurnazları gerekse AKP yanlısı kalem erbabı kendilerine yakın buldukları ismin yanında saf tutarak karşı safta bulunanlara veryansın ediyorlardı! Bu ayrışmaya son olarak Cemil Çiçek de katılmış, Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik gibi isimlere sahip çıkarak, “Bu arkadaşlar düzgün arkadaşlardır” buyurmuşlardı. Acaba bu sözler diğerlerinin “yamuk”luğunu mu anlatmaktaydı? Evet, Bülent Arınç'ın çok kıyıdan itirafları ile muhterem zatlar arasındaki kavga, kamuoyunun gözleri önüne taşınmıştı. Hüseyin Çelik, Bülent Arınç vs. ittifakının başlattığı bu harekâttan belki bir şey çıkmazdı? Ancak, siyasetteki büyük muhalefet boşluğu bir kez daha anlaşılmıştı. Bir zamanların suç ortaklarının birbirlerini suçlamaları bile "Acaba yeni bir parti mi" sorusuna tavan yaptırmıştı. Bu harekâtın yanında, arkasında, orasında burasında kimler var; hemen konuşulmaya başlanmıştı. CHP ve MHP beklenen muhalefeti yapamamaktaydı.

Arınç’ların ucundan azıcık gösterilen itiraf muhalefetinin çok duygusal(!) bir boyutu da vardı. R. Erdoğan'ın AKP'de seçilemeyen bazı isimlere yaptığı Cumhurbaşkanı baş danışmanlığı atamaları, bazı büyükşehir belediyelerinde verilen yüksek bürokratik makamlar, bakan yardımcılıkları gibi ballı-bol paralı imkânlar geride kalanları çok kızdırmış ve kırmıştı. İtirafçıların "daha neler biliyorum ama açıklamıyorum" tarzındaki ifadelerini bir de pazarlık penceresinden değerlendirmenizi ivedilikle dikkatlerinize sunarım... "Başbakan" Ahmet Davutoğlu'nun Suudi Arabistan'a gideceği gün damadın gazetesinde, R. Erdoğan'ın nefret ettiği ve Bakanlığını çizdiği milletvekili yakın danışmanı Ali Sarıkaya'nın 1. sayfadan anonslu tam sayfa röportajı yayınlanmıştı. Haberin başlığı da en az kimliği kadar çok sarsıcıydı(!); "Kapı kapı dolaşıp başkanlığı anlatacağız..." Saray ve Başbakanlık arasındaki acımasız kavgayıbilenler Sarıkaya'ya damat gazetesinde böyle yer verilmesinin de, danışmanın ağzından çıkan sözlerin de  ne kadar "olmaz" olduğunun farkındaydı. Meğerse, Ahmet Hoca'nın terör bölgesi için hazırladığı "master plan"ın bilinemeyen ayağı varmış!.. İktidar partisinin içi şu anda bizzat AKP'liler tarafından "4 buçuk grup" olarak sıralanmıştı;

1- Reisçiler, 2- Hocacılar, 3- Öze dönüşçüler (Bülent Arınç vs), 4- Abdullah Gülcüler, Buçuk ise; Numan Kurtulmuş grubu. AKP'li zatların anlatımlarına göre; teşkilatlarda büyük kapışma yaşanmaktaydı. Ege, Marmara ve Karadeniz il başkanları ve teşkilatlar Erdoğan yanlısıydı. Güneydoğu, Doğu Anadolu ve Akdeniz teşkilat ve il başkanları Davutoğlu'nun tarafındaydı. İç Anadolu'da ise yanına çekme adına rekabet yaşanmaktaydı. Gençlik Kolları ve Kadın Kolları da bölünmüş durumdaydı. R. Erdoğan ve Davutoğlu arasında kapışma en çok üçlü kararnameli atamalarda ortaya çıkmaktaydı. Atamalarla ilgili Erdoğan'ın gönderdiği isimlere yer vermeyen Davutoğlu, kendi atamak istediği isimlerde ise tam bir başarı sağlayamamaktaydı. Erdoğan, Davutoğlu tarafından gelen isimleri direkt MİT'e gönderiyor ve şahsın hakkında bütün dosyaları Davutoğlu'nun önüne koyuyordu. R. Erdoğan parti içinden kendisine yönelik tehditleri başta "öze dönüşçüler" olmak üzere çok yakından izletiyordu. Bu arada Erdoğan, iç muhalefetin kırılması için de "İsmail abi" formülünü devreye sokmuştu. Erdoğan, Meclis Başkanı İsmail Kahraman'dan kendisine karşı oluşan parti içi muhalefetten kurtulmak için yardım istemiş, "İsmail abi" de muhalif ve olası muhaliflerle "abi" sohbetlerine de başlamıştı!.. R. Erdoğan'ın "öze dönüşçüler"den Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik için de farklı önlemler aldığı konuşuluyor. Bülent Arınç için paralel yapı davaları, Hüseyin Çelik için de özellikle Millî Eğitim Bakanlığı'ndaki "icraatları" için dosya tarama çalışması yapıldığı AKP ve saray kulislerinde dillendiriliyordu” diyen Ahmet Takan AKP’nin cadı kazanına döndüğünü ortaya koymaktaydı.

Parti içindeki kulislere oldukça hâkim bir AKP kurmayından dinlediklerimizi aynen aktarıyorum;

"Buçuk olarak adlandırılan grubun başında Numan Kurtulmuş yer almaktaydı. Reis, başdanışmanı Şeref Malkoç üzerinden Numan Bey'e önümüzdeki kongrede Genel Başkanlığa aday olması için çalışmalara başlamasını buyurmuşlardı. Ancak Numan  Bey oyuna gelmemek için garanti istemiş ve bu konuda çekingen davranmış ve kendisine HAS Parti'den ayrılırken genel başkanlık sözü verildiğini hatırlatmıştı. Bunun üzerine reis, İzmir, Ankara, İstanbul, Samsun, Kocaeli gibi teşkilatlardan Numan Bey'e destek verilmesi çağrısını yapmıştı. Bunu öğrenen Davutoğlu'nun Mardin'den başlatacağı il ziyaretlerinin arkasında da bu kuşkular yatmaktaydı. Kendisine bağlılıklarını bildiren teşkilatları ziyarete gitmek amacıyla bu geziler planlanmıştı."

Aynı kaynakta Ahmet Davutoğlu'nun kendisine karşı tertiplenen saray darbesini nasıl önlediği anlatılmıştı;

"STK'larla yaptığı toplantıda başkanlık startı veren Erdoğan, Davutoğlu'ndan başkanlık konusunda açık destek istemiş ama Davutoğlu, geçiştirmek için parti içindeki bir isim üzerinden reise "böyle bir açıklama yapmak yeni anayasa çalışmalarını olumsuz etkileyebilir" demiş ve yanlış anlaşılmasına neden olabilir bahanesi ile geçiştirmişti. Bunun ardından baskılara dayanamayan Davutoğlu, Ali Sarıkaya'ya Sabah gazetesinde röportaj talimatı vermişti. Bu adımla Erdoğan'ın ısrarından kurtulmayı denemiş, ancak reis, bu röportajı yeterli görmemişti. Davutoğlu'nun Arabistan ziyareti sırasında vekâleti bırakacağı Numan Kurtulmuş ile bir canlı yayında, Başbakan vekilinden başkanlığa tam destek açıklaması gerçekleştirilecekti. Bunu öğrenen Davutoğlu, yurt dışına çıkarken vekâleti Numan Bey'e vermekten vazgeçmişti."

AKP’nin en büyük şansı CHP kafalı muhalefet anlayışıydı!

Halk TV havhavcısı Hakan Aygün güya AKP’yi ve AKP’lileri tenkit ederken bunlar “Büfeci İslamcı” diyerek hakaretler yağdırmış ve bilgiçlik edasıyla havalar atmıştı. Aslında AKP bahanesiyle açıkça İslam’a ve Müslüman halkımıza sataşmış ve yine doya doya havlamıştı. Biz de bunun üzerine kendilerine bir sıfat yakıştırmıştık: “Tuvaletçi Ulusalcı” veya “Salak Asalak Solcuları”. Bu tiplerin akılları bo.tan ve borçtan başka şeye çalışmazdı. Bunlar çok aydın ve çok çaplı insanlardı. Koca tuvalet bodrumları, hatta banka binaları kadar geniş kafalı insanlardı. Bu tıynetsiz tipler Müslüman halkımıza gıcık ve İslam’a karşıydı ama oldukça Batı hayranı, gavur aşığı ve özellikle Komünist Rus uşaklarıydı. Tuvaletçi Ulusalcı ve Salak Asalak Solcu zavallılar işte bu yüzden halkımızdan hiç yüz bulamamış ve demokrasiyi çok sindirmiş olduklarından sadece darbeler ve dalavereler sonucu iktidarı gasp etseler de bütün ülkeyi tuvaletçi mantığıyla yönetmeye kalkıştıklarından ilk seçimde boylarının ölçüsünü alıp WC köşesine çekilmek zorunda kalmışlardı. İşte bu Tuvaletçi Ulusalcılar, Salak Asalak Solcular yüzündendir ki; hem AKP gibi din istismarcısı ve AB hizmetkârı partiler hep iktidara taşınmışlardı… Hem de Solcular ve Ulusalcılar içerisindeki bilgili, birikimli, iyi niyetli ve karakterli çok değerli insanlarımız da, bu ağzı ve ayarı bozuklar yüzünden bu ülkeye hizmet imkânından mahrum bırakılmaktaydı.

AKP’nin iktidara gelmesinin arifesinde, 2002 senesinde “Ecyad kalesi yıkılıyor” diye dünyayı ayağa kaldırmışlardı.

“Ecyad kalesi 1781 senesinde Mekke’ye inşa edilen Osmanlı yapısıydı. Kabe’yi korumak için, Kabe’ye hâkim bir tepeye, 23 dönüm arazi üzerine konuşlanmıştı. Arap yarımadasının elimizden çıktığı birinci dünya savaşına kadar Türk garnizonu olarak kullanılmıştı. Ve Suudi Arabistan yönetimi Osmanlı izlerini silme kapsamında bu kaleyi yıkıp, yerine otel konduracaktı. AKP’nin başında bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti devleti, Suudi Arabistan’ı resmen kınamıştı. “Ecdadımıza hakarettir”, “Türkiye’ye küfürdür”, “Kâbe’yi korumak için o kalede can veren şehitlerimizden utanın” diye horozlanmışlardı. İmza kampanyaları düzenlenmiş, Unesco’ya şikayet edilmiş, “Suudi kralı, Taliban gibi sanat eserlerini yıkıyor” denilmiş ve TBMM’de sırf bu mesele için özel oturum düzenlenmiş, milletvekillerimiz ağzına geleni saymışlardı. Suudi Arabistan’ın Ankara Büyükelçisi, Dışişleri Bakanlığımıza çağrılıp fırçalanmış, “hele bi yıkın, hesabını ağır sorarız” havaları atılmıştı.

Sonra bütün bunlar yalanıp yutuldu. Rahmetli Suud kralı şaşaa ile Türkiye’de ağırlandı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve asrın liderimiz T. Erdoğan, kaldığı otele koşmuşlardı. Suudi kralına “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Şeref Madalyası” sunmuşlardı. Ecyad kalesini yıkıp, yetmez Türk düşmanı Lawrence’ın evini restore ettirip övgü levhaları astıran Suudi kralı, geçen sene 91 yaşında ölünce Türkiye milli yas ilan etti ve asrın liderimiz Afrika’da seyahatteydi, apar topar yarıda kesti, koştura koştura Suudi kralının cenaze törenine katılmıştı...” şeklinde doğru tespit ve tahliller yapan Yılmaz Özdil sonunda asıl niyetini şöyle kusmuşlardı:

Ve şimdi ortaya çıktı ki… Suudi Arabistan savaş uçakları, Suriye sınırımızdaki operasyonlara katılmak üzere Adana İncirlik’e konuşlanmıştı. Tarihimizde ilk kez, NATO üyesi olmayan bir ülke, İncirlik üssünü kullanmaya başlamıştı. Böylece… Kabe’yi koruma noktasından, memleketi koruyamama noktasına gelip dayanmıştık. Sınırlarımıza göz kulak olsunlar diye, bedevilerden medet umar hale getirilip kalmıştık..!”[3] Yani bunları Haçlı Amerika, Avrupa ve Rusya kullansa oh çekiyorlar, Suudi kullansa “Bedeviye mi kaldık?” diye huysuzlaşıyorlardı. Oysa Suudi Amerika, Birleşik Amerika’nın kâhyasıydı… Bunlar Suud’a değil, aslında İslam’a düşmanlardı… Ve işte AKP bu marazlı muhalefet sayesinde her seçimde oyunu biraz daha arttırmaktaydı.

Fetullah Gülen’in riyakârlığı!

Fetullah Gülen'in her pazartesi günü yayınlanan sohbetlerini herkul.org sitesi kapanınca Youtube üzerinden yayınlanmaya başlamıştı. İşte Gülen'in Youtube üzerinden yayınlanan son sohbetinden riyakârlık ve sahtekârlık edebiyatı;

Mesleğimizdeki bu şefkat mülahazası bir karıncaya bile ayak basmamayı gerektirir. Şayet bir karıncanın ayağı kırılmışsa, mümkünse bir kırıkçıya götürmek, onun ayağını bağlatmak, onu yeniden hayata döndürmek ve yaşayabildiği sürece sekmeden yaşamasını sağlamak bu mesleğin esaslarındandır... “Yeminle söylüyorum: odamda bir arı ölünce yarım saat ağladım!”

Bir arının odamda ölmesi karşısında yarım saat ağladığımı biliyorum. Biz buyuz!.. Yahya Kemal’in de dediği gibi “Bizden olmayanlar, bizi bilmezler!..” Her vesileyi gayelerine ulaşmak için meşru sayan vandallar bizi bilmezler. Ben yeminle söyleyebilirim: Yetmiş küsur senelik hayatım boyunca bilerek bir tek karıncaya basmadım.”

Şimdi bu marazlı ve markalı münafıka sormak lazımdı: PKK Güneydoğumuzda vahşi katliamlar yaparken, Siyonist İsrail mazlum Filistinlileri kahpece ve işkenceyle öldürürken hiç tısın çıkmamıştı. Yoksa bu terör kurbanlarının senin yanında bir karınca ve arı sineği kadar kıymeti yok muydu?

Büyük Tehlike Kapımıza Dayanmıştı!

Amerika, Irak’a girerken Barzani’nin KDP yönetimiyle ittifak kurmuşlardı. Şimdi aynısını Suriye’de PYD ile yapmaktadır. Oysa PYD aynı zamanda Rusya’nın ve Esad’ın tarafındadır. Esad PYD’ye silah verdiklerini bizzat açıklamıştır. (7 Aralık) Bu PYD “liberal demokrasiyi reddediyoruz” diye bildiri yayınlayan KCK’nın (PKK’nın) Suriye kolu olmaktadır. Hâkim olduğu yerlerde “etnik temizlik yaptığını”, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın resmi 2015 raporu bile yazmaktadır. Rusya bilinçli bir “Soğuk Harp” taktiği ile; Ukrayna, Kırım ve Suriye üzerinden Türkiye’yi kuşatmaktadır. Bu kanlı ve karmaşık tablodan nasıl bir Suriye ortaya çıkacağı karanlıktır. Amerika, PYD’yi müttefiki saymakla öyle bir politika izliyor ki, bundan geriye tamamen Rusya’nın hegemonyası altında bir Suriye kalacaktır. Kısaca Türkiye Suriye üzerinden Amerika, Avrupa ve Rusya’nın yani Haçlı ittifakının kuşatması altındadır.

Rusya parlamentosunun üst kanadı Federasyon Konseyi’nin Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı Konstantin Kosaçov, “Türkiye’nin Suriye’ye karadan girmesi durumunda arkasında Batı desteği olmayacağı gibi, karşısında İran ve daha kötüsü Rusya’yı bulacağını” açıklamıştır. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, Rusya ve Esad rejimine seslenerek, Halep'teki saldırıların yoğunluğunu azaltmalarını isterken asıl; "Türkiye de saldırı düzenlemekten kaçınmalı" sözleriyle bize gözdağı vermeye kalkışmıştır. Sivil PKK HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, "Olası Rojavaya ve Kürtlerin statüsüne yönelik müdahale, Türkiye açısından tam bir kıyamet senaryosudur" küstahlığında bulunmaktadır. İşte 3. Dünya Savaşının Suriye üzerinden çıkacağının tartışıldığı böyle bir ortamda Türkiye’nin asıl sorunu şahsi makam ve menfaat hırsıyla boğuşan bu AKP zihniyetinden kurtulmaktır.

Irak’ın Parçalanmasına AP’nin Katkısı!

17 Ocak 1991’de ABD eliyle, Irak’a karşı Çöl Fırtınası Harekâtı adıyla Irak’ı parçalamanın ve Türkiye'yi kuşatmanın ön hazırlığı yapılmıştı. İşgal kuvvetlerin başında Çöl kurdu adıyla ünlenen ABD’li General Norman Shwarzkopf (Türkçesi Norman Karabaş) vardı. 12 yıl süren sistemli bir çalışma sonucunda Kuzey Irak’a Barzanistan’ın temelleri atıldı. Irak Mart 2003’te resmen işgale başlandı. Paul Bremer adında kibar bir “hukukçu” züppe yeni Irak Anayasası ile ülkeyi etnik ve mezhep kökende tanzim projesi hazırladı. Demokrasi ve özgürlük yalanlarıyla Irak perişan bırakılırken Sn. Recep T. Erdoğan Tezkereyi geçirememenin telaşını (halâ) yaşamaktaydı. Ardından benzer bir süreç Suriye için gündeme alındı. Artık Suriye, IŞİD’e karşı mücadele, etnik ve mezhep topluluklarına özgürlük bahanesiyle Irak benzeri bir parçalanma projesine maruz bırakılmıştı. Daha önce ABD’nin Afganistan’daki kuvvetlerinden sorumlu General John Allen, Eylül 2014’te Obama’nın özel temsilcisi sıfatıyla IŞİD’e karşı oluşturulan koalisyon kuvvetlerinden sorumlu komutan atanmıştı. General Allen, özellikle Suriye’nin Kuzey bölgesinde faaliyet gösteren ayrılıkçı PYD-YPG’nin önemli mevziler kazanmasını sağlamış AKP iktidarı ise PYD’li teröristleri ağır silahlarıyla birlikte Kuzey Irak’tan Kobaniye taşımışlardı. Askeri alt yapının yeterli olduğuna inanan Azman Ahtapot Şirketler Suriye’nin kuzey bölgesine hukuki alt yapının hazırlanmasına başlamıştı.

‘Özerk Kürt Yapılanması’

Obama, Ekim 2015’te görevini “başarıyla” tamamlayan General Allen yerine kibar bir “hukukçu” züppe olan Brett McGurk’u özel temsilci sıfatıyla bu makama atamış ve Suriye’ye yollamıştı. Mc veya Mac İbni yani oğul demek. Gurk, “şehvet inlemesi” manası taşırdı. İsmi ile müsemma tabirine uygun olarak McGurk yani “İbni Şehvet İnlemesi” Suriye’nin kuzey bölgesi için tasarlanan “Özerk Kürt” yapılanması için hukuki olgunluğun oluştuğunu açıklamıştı. McGurk yanındaki İngiliz ve Fransız temsilcilerle özel bir askeri helikopterle Suriye’nin Kuzey Doğusunda yer alan ve lojistik amaçlı kullanılan Rmiylan havaalanına ulaşmıştı. Burada el-Cezire ve Ayn El-Arap (Kobani) “Kürt Özerk Yönetimi” temsilcileri ile buluşmuşlardı. “Kürt Özerk Yönetiminin” Kürt halkının hakkı olduğunu dünyaya duyurmuşlardı. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Tony Blinken PYD lideri Salih Müslim ile telefon görüşmesi yapmış ve Müslim’e “Suriye’nin geleceğinde önemli bir rolünüz var” diye övgüler yağdırmıştı.[4]

Irak işgali ne zaman başladı? 2003 yılında. 13 sene geçmiş aradan. Başını ABD ve İngiltere’nin çektiği bu işgalin bahanesi neydi? Irak’ın 11 Eylül terör saldırılarıyla ilişkilendirilmesi, elinde “WMD” (kitle imha silahları) olduğunun iddia edilmesi. Bu işgalin ardından diğer işgallerin de çorap söküğü gibi geldiğini de hatırlayalım. İşgal gerekçesi olan “Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olması”nın yalan olduğu ortaya çıktı mı? Çıktı. İngiltere’nin sabık Başbakanı Tony Blair de bunu itiraf etti. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, bundan tam 13 sene önce, yine bir Şubat günü BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada, bu yalanı dile getirdi. Bir yalana dayanan bu işgale destek olmak için AKP, 1 Mart tezkeresini çıkararak ABD’ye yaranmak istemişti. Sn. Erdoğan; “aksi halde memur maaşları ödenmez” tehditleri savuruvermişti. Adı “7 Güzel Adam” arasında sayılan bir yandaş edebiyatçı, geçen sene bir yazısında, sanki marifetmiş gibi “1 Mart tezkeresini çıkarma kararı doğruydu” diyebilmişti. Bugün, devletin zirvesi de hala 1 Mart işgale destek tezkeresini müdafaa edebiliyorsa ve onun tavanı ve tabanı halâ bu gaflet ve dalaletin farkına varmıyorsa, Türkiye büyük bir tehdit altında demektir.

Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani sözde atıp tutsa da gerçekte PKK’ya hep destek çıkmıştı. Türkiye’yi kaç kez tehdide kalkışmış, bizim Hükümet’in üyeleri sırayla ona hakaretler yağdırmıştı. Ama bugün aynı Barzani krallar gibi karşılanmakta, onun Türkiye’ye gelmesi Hükümet için bir başarıymış gibi sunulmaktaydı. “Barzani’nin tartışılmasını istemiyoruz” diyen yandaş yazarlar bile vardı. Suriye’de PKK’nın uzantısı olan PYD’nin Kuzey Irak’taki gibi “özerk bir Kürt bölgesi” kuracağı ve bunu Barzani’nin desteklediği açıktı ki zaten PYD’yi Kuzey Irak’tan militan göndererek güçlendiren de kendisi ve AKP iktidarıydı. İşte o PYD şimdi “özerklik ilanına” hazırlanmaktaydı.

Sahnede oyunlar ve piyonlar!

Bu arada “PKK ile PYD” arasında sürtüşme yaşandığı, Barzani ile PYD arasında güç çekişmesi başladığı gibi haberler çıkmaya başlamıştı. Oysa sonuçta hepsinin “çıkarları ve hedefleri ortak” olduğuna göre bu tür haberlere ancak saflar inanırdı. Zamanı gelince bir bakarsınız ki anlaşmışlar, Irak ve Suriye’deki özerk bölgeler birleşmiş, sıra gelmiş Türkiye ile İran’a dayanmıştı. Gözden kaçırılan veya unutturulan önemli bir nokta vardı. ABD; Irak-Suriye-Türkiye ve İran topraklarında bir Kürt devleti kurulmasını aslında “İsrail’in güvenliği” açısından bizzat planlamıştı. PKK’ya gizli gizli destek çıkmasının, “Türkiye’ye istihbarat vereceğiz” derken onlara silah yağdırmasının altında işte bu gerçek yatmaktaydı. Peki bu Barzani “İsrail için ABD ile birlikte” plan yapıyorsa, Suriye’de özerklik ilan edecek olan PYD böylece “Türkiye’nin geleceği” için de “özerk bölge” tehlikesi yaratıyorsa, PYD’nin özerklik ilan etmesi de Barzani’nin amacı ise; buna rağmen bizim ona “şeref konuğu” itibarı vermemiz gaflet ve kahpelik miydi, yoksa stratejik kahramanlık mıydı?

Bir hatırlatma daha.. Suriye’de PYD “Esad’ın yanında” savaşıyor, biz ise “Esad’ın karşısında” olan terör örgütlerine bile destek veriyoruz. Esad bu politikamız nedeniyle PYD’ye Kuzey illerini bırakıp çekildi ve böylece tüm Güney ve Güneydoğu sınırımız PKK-PYD oldu... Yani bir yanda “Esad’la olanların” yanında duruyoruz, diğer yanda “karşısında olanların” safında oluyoruz... Hepsini birleştirin, çıkan bulmacayı çözmeyi size bırakıyorum!

Ermenistan PKK’lıları Karabağ'a Taşımaktaydı!

Bunlar yetmezmiş gibi ASİMDER Genel Başkanı Göksel Gülbey, "Ermenistan, işgal ettiği Azerbaycan toprağı olan Dağlık Karabağ bölgesinde PKK ve diğer örgütleri yerleştirerek kendisine avantaj sağlamak istiyor" açıklamasını yapmıştı. TSK’nın yaptığı operasyonlar sonrasında Terör örgütü PKK'nın üst düzey yetkililerinin bölgede sıkıştığını, bu nedenle kendisini daha güvende hissettiği ve eğitim kamplarının da bulunduğu Dağlık Karabağ'ı tercih ettiğini belirten (Uluslararası Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele Derneği) ASİMDER Genel Başkanı “Azerbaycan ordusunun da işgal altındaki topraklarını geri almak için savaşa hazır olduğunu bildiği için bu tür silahlı örgütlerin gücüne ihtiyaç duyan Ermenistan, Rusya destekli olarak işgal ettiği toprakları PKK'nın üs olarak kullanmasına izin vermiş durumdadır" diye uyarıyordu. Yani Türkiye her taraftan kuşatılıyordu.

İsrail’in Sinsi Planı

İsrail Savunma Bakanı Moşe Yaalon Suriye'deki duruma ilişkin ülkesinin bazı Sünni İslam ülkeleri ile “stratejik ilişki” geliştirmeye hazır olduğunu açıklamıştı. Moşe Yaalon "Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı"nda Suriye'de çatışmaların durmasına ilişkin varılan anlaşmanın uygulanması konusunda karamsar olduğunu açıklamıştı. İsrail'in Suriye krizine "müdahil olmama" siyaseti izlediğini belirten Yaalon ancak "İsrail'in egemenliği" de dahil, hiçbir tarafın aşmasına izin vermeyecekleri kırmızı çizgilerinin olduğunu vurgulamıştı. Yaalon, "Suriye'deki duruma ilişkin bazı Sünni Müslüman ülkeleriyle ortak strateji geliştirmeye hazırız" buyurmuşlardı. Bu Sünni Müslüman ülkelerin içerisinde elbette Suudi Arabistan ve Türkiye de vardı. İsrail Savunma Bakanı Moşe Yaalon hâlihazırda doğrudan iletişim kurulmasa da İsrail'in, bazı Körfez ve Kuzey Afrika ülkeleriyle ortak çıkarları olduğunu da ağzından kaçırmıştı.

İsrail ve ABD tertibiyle Suriye'ye kara operasyonu intihardır!

Suriye'deki son gelişmelere ilişkin bir Türk yetkilinin, Reuters'e son dakika açıklamalarda bulunduğu internet haberlerine yansımıştı. Bu Türk yetkilinin, Türkiye'nin kara operasyonu yapma iddialarına ilişkin: "Suriye’deki savaşı kara harekâtı olmadan durdurmak imkânsız noktaya dayanmıştır, ABD ve Batı ülkeleri de bu harekâtta yer almalıdır. Suriye'de bir kara operasyonu olasılığını koalisyon ile görüşüyoruz. Müttefikler arasında anlaşma olursa Türkiye kara harekâtına katılacaktır, ama bunu tek başına değil, müttefikleriyle yapacaktır” itiraflarının İsrail’in açıklamalarıyla bire bir örtüşmesi kafaları karıştırmıştır. Oysa Türkiye’nin Irak ve Suriye sınırı boyunca bir tampon bölge oluşturması elbette lazımdı ve hatta bu konuda çok geç kalınmıştı. Ancak Türkiye'nin İsrail ve ABD tezgâhıyla ve Suudi Arabistan’la bir maceraya atılması, tek kelime ile intihardı ve AKP bunun altından kalkamazdı.

PKK eşkıyabaşı Cemil Bayık Ankara patlamasına sahip çıkmıştı.

Ankara patlaması sonrasında PKK'nın tepe isimlerinden Cemil Bayık, "misilleme ve tepki eylemleri yapması anlaşılır bir durumdur" diyerek bu kahpe saldırıyı adeta üstlenmiş olmaktaydı. Ankara patlaması PKK'nın Suriye uzantısı olan YPG işi çıkarken Kandil'den gelen açıklama küstahçaydı. Cemil Bayık 28 kişinin öldüğü kanlı saldırı sonrasında "Ankara’da militarizmin merkezinde yapılan eylem de halkımıza karşı yürütülen insanlık dışı vahşi soykırımcı katliamlara karşı misilleme eylemi olabilir" açıklamasını yapmıştı. Ankara katliamının hemen arkasından Diyarbakır’da bombalı saldırı da PKK’nin ve arkasındaki odakların kirli niyetini ortaya koymaktaydı! Diyarbakır-Bingöl karayolunda askeri araç konvoyunun geçişi sırasında patlama yaşanmış, gelen haberlere göre, bu saldırıda 6 askerimiz şehit bırakılmıştı.

PYD lideri Salih Müslim Türkiye’ye meydan okumaktaydı!

Suriye PKK’si PYD başı Salih Müslim, İngiliz Financial Times gazetesine verdiği röportajda resmen Türkiye’ye meydan okumaktaydı. Demokratik Birlik Partisi-PYD lideri Salih Müslim, Financial Times gazetesine açıklamasında, “İlk başta, bağımsızlık için savaşırken arkamızda hiçbir uluslararası güç yoktu ve ayakta kaldık. Şimdi IŞİD’e karşı destek çıkılmaktayız, daha güçlü durumdayız ve Türkiye’nin tehditlerine teslim olmayacağız” diyecek kadar şımarmıştı.

Ankara’daki kalleş patlamanın ardından IŞİD'in 26 Ocak'ta Türkçe olarak yayınladığı Konstantiniyye dergisinde TSK'yı tehdit ettiği ortaya çıkmıştı.

IŞİD, 26 Ocak 2016'da çıkardığı Türkçe dergisi Konstantiniyye'nin 5. sayısında Türk Silahlı Kuvvetleri'ni (TSK) hedef alan bir yazı yayımlanmıştı. Yazıda "Türk ordusu NATO'yla beraber Müslümanları katletmektedir" ifadesi yer alırken, "tağuta (put, şeytan) küfretmek imanın ilk hükmüdür. Tağuta küfredilmeden iman sahih olmaz" diyerek halkımızı TSK’ya karşı mücadeleye çağırmıştı. Peki bazı sözde İslamcı yandaş medyanın TSK düşmanlığıyla IŞİD’in bir farkı var mıydı? Kumpas operasyonlarını yaparken bunlar iktidarıyla ve yandaşlarıyla IŞİD tavrı takınmamışlar mıydı?

Bu arada Ankara patlamasıyla ilgili Bülent Arınç'tan gelen açıklama tam bir riyakârlık ve münafıklıktı! Arınç, "Terör, devletin güvenlik kapısını kırıp milletin canını almaya niyet etmişken, hiç bir isim, hiç bir makam milletimizin huzuru ve devletimizin bekasından daha üstün değildir" diyerek kuru kahramanlık taslamıştı. Oysa aynı Bülent Arınç kendisine yönelik sahte suikast senaryosunda; TSK’nın beynine sızılmasında ve gizli bilgilerin gavurlara aktarılmasında başrol oynamıştı.

 


[1] İnternet Haber / 16 02 2016

[2] Bak: Mehmet Yuva / Şam’ın ilk Fatihleri – Aydınlık

[3] Sözcü / 16 02 2016

[4] (Bak: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız )

 


Bu yazarin diger makaleleri

KÜÇÜK DÜŞÜNENLERLE, BÜYÜK DÖNÜŞÜMLER BAŞARILAMAZ!
  Mü’minliğin en belirgin özelliği, MERT’lik ve NET’liktir; önderlik ise ayrıca...
Devami
AKP’NİN İFLASI, ADİL DÜZEN’İN İHYASI
Türkiye petrol ve doğalgaz zengini bir ülke değildir. Su zengini...
Devami
BAZI DEMOKRASİ DEREBEYLİKLERİ ASKERİ DARBELERİ KAÇINILMAZ KILMAKTAYDI!
Neden bazı demokrasi derebeylikleri askeri darbeleri kaçınılmaz kılmaktaydı? Çünkü Milli...
Devami
TÜRKİYE’NİN GERÇEK MANZARASI VE ERKEN SEÇİM TAMZARASI
Tamzara; Elazığ ve Erzincan civarında meşhur, ağır halay cinsinden bir...
Devami
ÇAĞDAŞ NECAŞİ HUGO CHAVEZ EMPERYALİZME MEYDAN OKUYOR
  Chavez: Terörist ve ırkçı İsrail durdurulmalı Venezüella, Lübnan ve...
Devami
SAHİ BU AKP, KİMLERE HİZMET EDİYORDU?
  Tam 13 sene önce Milli Çözüm şunları yazıyor ve AKP...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 893

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR