ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün632
mod_vvisit_counterDün4134
mod_vvisit_counterBu Hafta18383
mod_vvisit_counterGeçen hafta54641
mod_vvisit_counterBu Ay18383
mod_vvisit_counterGeçen Ay195399
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17346381

IP'niz: 3.235.11.178
Bugün: 05 Mar 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12401174

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

ABD Yahudi Lobilerinin İRAN VE TÜRKİYE AYAĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Rusya’dan İran’a büyük ihanet ve İsrail yandaşlığı!

Adı açıklanmayan bir İran Hükümet yetkilisi Moskova'nın, İran'a satılan S-300 füzelerinin kodlarını İsrail'e sattığını açıklamıştı. Kuveyt'in El- Jarida gazetesine konuşan İranlı üst düzey bir yetkilinin; S-300 füze kodlarının Rusya tarafından İsrail'e satıldığı iddiası kafaları karıştırmıştı. İsrail'in Suriye'ye yönelik hava saldırılarında bu kodları kullandığını belirten yetkili, "İsrail Suriye'ye defalarca hava saldırısı düzenlediğini, ama gelişmiş hava savunma sistemlerine rağmen İran ve Suriye’nin karşılık veremediğini" hatırlatmıştı. İsrailli mühendislerin İran’ın hava savunma sistem kodlarında oynama yaptığını söyleyen yetkili: "İsrailli mühendisler kendi savaş uçaklarını sistemde dost olarak değiştirdiler bu yüzden bizim füzelerimiz devreye girmedi" itirafında bulunmuşlardı.[1]

Bu arada İran resmi makamları da Rusya’nın kendilerine sattığı S-300’lerin kodlarını İsrail’e verdiğini tespit ettiklerini doğrulamıştı. İsrail’in Suriye’ye yaptığı hava saldırısı sırasında, İran S-300’lerinin devre dışı kalmasını bunun en büyük kanıtı olduğunu vurgulamışlardı. Bu durum, Rusya’nın Ortadoğu’da, İslam ülkelerine ve Türkiye’ye karşı, Amerika ve Avrupa’yla birlikte ve büyük İsrail hedefiyle bir HAÇLI İTTİFAKI kurduklarının da kanıtıydı. AKP iktidarının halâ bu Haçlı ittifakının kuyruğuna takılması ve Siyonist İsrail’le normalleşme anlaşması imzalaması, gafletten çok öte bir işbirliğini yansıtmaktaydı.

AKP’nin yandaş yazar ve yorumcuları ve havuz medyası yıllardır bir “Üst akıl” kavramını kullanıp durmaktaydı. “Üst akıl nedir” sorusuna ise “Yahudi Lobileri” ve “ırkçı emperyalizm” yanıtını vermekten kaçınan yandaş yalaka takımı sürekli "derin ABD” gibi kapalı kavramlara sığınmaktaydı.

Erdoğan “üst akıl” Rothschild ile buluşmuş ve Türkiye’ye çağırmıştı!

“Dünyayı yöneten Yahudi asıllı işadamları”ndan Rothschild'a, Bloomberg'e, Kissinger'a uzanan uzun hikayenin en önde gelen teorisyeni kuşkusuz Erdoğan'ın başdanışmanı Yiğit Bulut olmaktaydı. Bulut katıldığı programlarda sürekli bu “üst aklı” gündeme taşımaktaydı. Derken Sn. Erdoğan "üst akıl" ile buluşmuş ve Türkiye'ye çağırmıştı. “Türkiye yatırım değerinden bir şey kaybetmedi” diyen Erdoğan Rothschild’lerin Türkiye'ye gelmeleri ricasında bulunmuşlardı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri için gittiği Amerika Birleşik Devletleri’nin New York kentinde bulunan Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, ünlü işadamı Michael Bloomberg başkanlığında aralarında Henry Kissinger ve James Rothschild'in de bulunduğu Amerikalı işadamı ve politikacılarına güya 15 Temmuz kalkışmasını anlatmış ve Türkiye'ye yatırım çağrısı yapmıştı. Oysa bunlar Sn. Erdoğan’ın FETÖ’nün arkasında olduğunu sıkça beyan ettiği “ÜST AKIL”dı.

Sn. Erdoğan Hem Yahudi liderlerle hem de Kissinger, Bloomberg, Rotschild'le niye buluşmuşlar ve ne konuşmuşlardı?

New York’ta konakladığı Peninsula Oteli’nde ABD’nin önemli işadamlarından ve Bloomberg CEO'su Michael Bloomberg’i kabul eden ve kendisiyle bir süre görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra Bloomberg tarafından düzenlenen yuvarlak masa toplantısında Siyonist Yahudi baronların başını çektiği bir grup ABD'li üst düzey yatırımcı ve iş adamı ile oturup konuşmuşlardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Temmuz kalkışmasını işadamlarına anlatırken Türkiye'nin yatırım değeri açısından hiçbir şey kaybetmediğini, toplumun demokrasi etrafında daha da kenetlendiğini hatırlatıp ABD'li Yahudi işadamlarını Türkiye'de yatırıma çağırmıştı. Toplantıda, ABD’li yatırımcı ve iş adamlarından EMEA Citi İcra Başkanı James C. Cowles, Coxton Associates ortağı Jeff Enslin, Lazard CEO'su Ken Jacobs, Blackstone Başkanı Hamilton E. Jones, Warburg Pincus CEO'su Chip Kaye, Kissinger Associates'i temsilen Henry Kissinger, BBVA İcra Kurulu Direktörü Jose Manuel Gonzalez-Paramo, WL Ross and Co. Başkanı Wilbur Ross, BM Personeli Emeklilik Fonu Başkanı Carol Boykin, satranç ustası Magnus Carlsen ve temsilcisi Espen Agdestein ile Rotschild ailesi mensubu James Rotschild yer almışlardı. Bunların tamamının koyu İsrail taraftarı ve Siyonist baronlar takımı olduğu dikkatlerden kaçmamıştı. Burada sık sık “üst akla” çatan Sn. Erdoğan, Amerika’da bu ÜST AKIL’a işbirliği çağrıları yapmaktaydı.

Bir başka toplantıda ise Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan Yahudi ve Siyonist kuruluşların temsilcileriyle buluşmuşlardı. Erdoğan’ın görüştüğü temsilcilerin arasında, Uluslararası Siyonist Kadın Örgütü Yönetim Kurulu Başkanı Evelyn Sommer, Yahudi Ulusal Güvenlik Meselesi Enstitüsü Başkanı Michael Makovsky ve Avrasya Yahudilerini Destekleme Ulusal Koalisyonu Yönetim Kurulu Başkanı Daniel Rubin de bulunmaktaydı. Sn. Erdoğan’ın Washington’da görüştüğü Siyonist sermaye baronları, aynı zamanda İran’daki Mason Localarının ve Yahudi Lobileriyle irtibatlı hıyanet oluşumlarının da akıl hocalarıydı. Müslümanları birbirlerine kırdırmak amacıyla sürekli kışkırtılan Sünni Arabistan’la Şii İran çatışmasının perde arkasında da aynı odaklar vardı. Erbakan’ı devre dışı bırakıp Erdoğan’ı iktidara hazırlayan 28 Şubat kumpasının planlayıcıları da bunlardı. Rahmetli Erbakan’ın İran’ı D-8’lere katıp Siyonist tezgâhı bozmaya çalışmasına, İran’daki bu masonik takım şiddetle karşı çıkmıştı.

Cumhurbaşkanlığının, ABD Beyaz Saray’ın Şubesi yapılmasından endişe duymaktayız!

Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın başdanışmanı olarak atadığı ve göreve gelir gelmez İsrail hakkındaki açıklamalarıyla tepki çeken Prof. Dr. Gülnur Aybet, karanlık irtibatları olan bir hanımdı. İsrail ile yapılan anlaşma hakkında “Türkiye için pragmatikreelpolitik ile manevi hinterland arasındaki dengeyi sağlamanın bir göstergesi” ifadelerini kullanan Aybet, Yıldız Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde profesör unvanıyla çalışmaktaydı. Washington merkezli ABD’li düşünce kuruluşu (think-thank) Wilson Center’da uzman olarak görev yapmaktaydı ve işin garip tarafı ise bu karanlık kuruluşun, 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki “üst akıl” olduğu yandaş medya tarafından sıkça gündeme taşınmıştı.

Siyonist Yahudi sermayesinin güdümündeki School of Advanced International Studies (SAIS), John Hopkins Üniversitesi, St. Antony’s College, Oxford Üniversitesi ve Woodrow Wilson Center da misafir araştırmacı olarak bulunan Aybet, 2009’da The Times gazetesi tarafından İngiltere’nin en güçlü 20 Müslüman kadınından biri seçilip reklamı yapılmıştı. Wilson Center’da Gülnur Aybet’in yakın mesai arkadaşlarından biri de Yahudi stratejist Henri Barkey CIA ajanıydı. Barkey’i önemli kılan detay ise, 1998 yılında Roma’da Graham Fuller’in yanında terörist başı Öcalan ile görüşen iki isimden birisi olmasıydı. Barkey, son olarak, “Amerika’da kimse ‘FETÖ’nün terör örgütü olduğuna inanmıyor” açıklaması ile 15 Temmuz hıyanet kalkışmasına arka çıkmıştı. Yani FETÖ’yu kışkırtanlarla Sn. Erdoğan’a başdanışmanlık yapanların arkasında aynı Siyonist odaklar vardı. Uzun bir zaman MİT Genel Sekreterliği yapan Fuat Doğu “Ben MİT Sekreteri değil, aslında CIA’nın şube şefiydim!” itirafında bulunmuşlardı. Şimdi biz de yeni Başkanlık Sistemiyle, Cumhurbaşkanlığın ABD Beyaz Saray’ın Türkiye Şubesi yapılmasından endişe duymaktaydık.

28 Şubat sürecinde; Fransa yüce konseyi vasıtasıyla Türkiye Büyük Mason Locası Üstadı Necip Arıduru’ya şu mektup yollanmıştı:

“Üstadı bulunduğunuz Türkiye Büyük Mason Locası’nda meydana gelen skandallar, endişe verici ve talihsiz olaylardır. Büyük Locanızda irşad edilmiş bazı Masonlar, Masonluğun vakarına ve yeminlerine ihanet etmişlerdir. Bu kişiler, en gizli toplantılara kadar bütün faaliyetlerimizi mikro kameralar aracılığıyla kaydetmiş bulunmaktadır; bu affedilmez dikkatsizlik, çok ciddi neticeler doğurmuştur, Mason olmayan milyonlarca kişi, eski ve kabul edilmiş İskoç Riti’nin törenlerine ve sırlarına şahit olmuş durumdadır. Ayrıca tapınaklarınızda başıboş dolaşan bu dönek Masonlar, 33. derecedeki kutsal ayin ve törenleri kaydetmişlerdir; bu filmlerin, gerici ve İslamcı bir televizyon kanalı (Kanal-7) aracılığıyla yayınlanması sonucunda milyonlarca Türk seyircisi, aşağı derecelerdeki biraderlerimiz tarafından bile bilinmemesi gereken kutsal ayini, ne yazık ki, izlemiştir. İsrail Yüce Konseyi, bu skandalla ilgili tahkikata başlamıştır. Nizamnamemiz mucibince, konu hakkında tahkikat yapmaya yetkili tek otorite olan İsrail Yüce Konseyi, olayın müsebbiplerini açıklama, gerekli önlemleri alma ve 27 Mart 1997’ye kadar geniş bir tutanak fezlekesi hazırlama görevini bize tevdi etmiştir. Tebliğ tezkeresinde Refah Partisi yönetimindeki hükümetin cemiyetimize karşı bir tavır koyduğu belirtiliyor, biz de aynı düşünceyi paylaşıyoruz. Türk hükümeti, başlangıçtan itibaren dincilerin zorlamalarına boyun eğmiştir. Bilhassa Refah Partisi ve yöneticileri, bir televizyon vasıtasıyla, Masonluk ilkelerine aykırı yayınlara hoşgörü göstermişlerdir. Hükümet localarımıza baskı uygulayarak, adli tahkikat açarak ve polisi, arşivlerimizi aramayla görevlendirerek, düşmanca tavrını belli etmiştir. Bu baskıyı, derhal ortadan kaldırmak kaçınılmaz görülmektedir. Refah Partisi’nin tutumu kâfi derecede açık olduğundan, Fransa yüce konseyi ılımlı bir hükümetin teşkil edilmesinin elzem olduğunu hükmetmektedir.”

Buna binaen Fransa Yüce Konseyi şu tavsiyelerde bulunmaktaydı:

1- Türk basınındaki ve ilgili kuruluşlardaki biraderleri örgütleyiniz ve Refah Partisini iktidarı bırakmaya mecbur etmek için gerekli diğer bütün tedbirleri alınız.

2- Refah Partisi’nin itibarının tamamen yok olması ve seçmenlerinin ümidini kaybetmesi ile neticelenecek siyasi bir konjonktür oluşturmaya çalışınız.

3- Her çeşit belgeyi tutanağı, sirküleri ve riskli mektupları büyük sekreterlikten uzak tutunuz.

4- Locaların toplantılarını belli bir zamana kadar, alışılmış merkezlerde gerçekleştirmekten kaçınınız.

5- Size ikinci bir talimat ulaştırılıncaya kadar, müracaat edenler konusunda son derece dikkatli incelemeler yapınız; aynı yanlışlıklara düşmeyecek tedbirleri alınız.

6- Mason olmayanların ve Mason Cemiyetinden çıkarılmış eski Masonların tapınaklara girişine kesin bir şekilde mani olup yasaklayınız.

7- Masonluğa ihanet etme suçunu işlemiş Masonlara karşı tahkikatlara devam ediniz. Dönekleri, İskoç Riti’nin prensiplerine, adetlerine ve geleneklerine uygun bir şekilde cezalandırınız.

8- Masonluk aleyhindeki radyo, gazete, televizyon, kitap, dergi gibi yayınları izleyip bunlara mani olunuz. Refah Partisi’ne mensup İslamcı basını ekonomik siyasi ve adli baskı yoluyla görevini yapamaz hale getirecek şekilde sıkıştırınız.

9- Bağımsız büyük komitemizi bu skandala yol açan belirsizlikle ilgili ayrıntılı bir tutanak fezlekesi hazırlamakla görevlendiriniz ve neticeleri Fransa Yüce Konseyine aktarınız.

Siyonist Yahudilerin Şeytani planları:

1896’da Yahudi Theodore Herzl “Uder Juden Tart” eseriyle Yahudi Devletini kurma fikrini ortaya atmış ve İsviçre’nin Basel şehrinde 1897’de 1. Siyonist Kongresi yapılmıştı. 17 devletten gelen delegeler bir dizi kararlar almıştı, ama bunlardan en önemlileri şunlardı:

1- Kudüs ve civarında bir Yahudi Devleti mutlaka kurulacaktır.

2- Bunu temin için Filistin’den Türk ve Arap olanların kovulması şarttır.

3- İlk önce bazı Araplara dost görünüp, Türkler aleyhine isyana kışkırtılacaktır.

4- İkinci Sultan Abdülhamid Han kesinlikle tahttan uzaklaştırılacaktır.

5- Osmanlı Devleti’ni yıkmak için, bir Cihan Savaşı çıkarılacak ve gerekli şartlar sağlanacaktır.

İran Derin Devleti’nin ABD kanadı ve Yahudilerle irtibatı!

Trump’ın iktidara gelmesiyle ABD dış politikasındaki değişimler, dünya gündemine oturmuş durumdadır. Obama döneminde Ortadoğu’da söz sahibi haline gelen İran’ın, Suriye ve Irak’taki etkinliğinin artmasında Rusya desteği ile birlikte Obama yönetiminin İran’a yeşil ışık yakması konuşulmaktadır. Trump iktidarının ilk günlerinden itibaren İran’a karşı sert tavırları özellikle de vize engelleme kararı tartışma konusu olurken, ABD’deki İranlılar tarafından yönetilen bazı merkezler Trump ekibinin odak merkezi yapılmıştır. Trump’a yakın çevrelerin iddiasına göre bu merkezler, İran derin devleti tarafından finanse edilerek ABD dış politikasını İran çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışmaktadır. Buna karşın İran Devrim Muhafızları İstihbarat Örgütü ise yaptığı açıklamalarda, Amerika’daki bu yapıları yalnız İran’daki Reformist akımı destekleyerek İran’da CIA merkezli renkli devrim peşinde olmakla suçlamıştır. Emir Şahin İran derin devletinin ABD lobisi olarak bilinen ve Ortadoğu’daki krizleri İran lehine çeviren kuruluş ve şahısları inceleyen yazılar hazırlamıştır. Bazı ABD merkezli İran muhalifi gruplarının iddialarına göre İran’ın ABD politikalarında Devrim Muhafızları ve sol grupları desteklemekle birlikte, bu kuruluş ve şahısları ılımlı İslam anlayışı adı altında, İran’da demokrasi ve insan hakları talebinde bulunan gruplara karşı bir baskı aracı olarak kullanmayı amaçlamıştır. Araştırmalar sonucunda bu kuruluş ve şahısların, 15 Temmuz darbe girişimi öncesi Türkiye’de Zerdüştlük inancı eksenli etkin rolleri ve FETÖ Örgütü ile yakın iş birlikleri kafaları karıştırmıştır.

NIAC Sivil Toplum Kuruluşu

ABD’deki İranlıların konseyi (NIAC) Washington, D.C. merkezli tarafsız ve kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olarak bilinmektedir. Bu sivil toplum kuruluşu (STK), “Amerikan-İranlıların” başka bir deyişle ABD’de yaşayan İranlıların sesini güçlendirebilme ve İran ve Amerika halkları arasında daha iyi bir anlayış sağlayabilme misyonu ile faaliyetlerini sürdürmektedir. NIAC (NAYAK), uzman araştırma analizleri, sivil politika eğitimleri yolu ile misyonunu gerçekleştirmektedir. Ayrıca, Amerika’daki İranlıların siyasi haklarını savunmak da bu organizasyonun faaliyet kapsamı içerisindedir. “Dünya Düzeninin İyileştirilmesi” üzerine 2010 Grawemeyer Ödülü’nü kazanmış olan Trita Parsi, bu kuruluşun başkanlığını yürütmektedir. NIAC başkanının kazandığı Grawemeyer ödülü, Louisville (Luivil) Üniversitesi tarafından her yıl beş kişiye verilen ödüller dizisidir. Bu ödüller, dünya düzeninin iyileştirilmesine yönelik geliştirilen fikirler, müzik kompozisyonu, din, psikoloji ve eğitim alanlarında her yıl beş kişiye verilmektedir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov (Dünya düzeni üzerine), Alman Teolog Jürgen Moltmann (Din üzerine) ve Aaron Beck (Psikoloji üzerine) bu ödülü kazanmış olan en önemli isimlerdendir. Trita Parsi, “Tek Atımlık Zar” adlı kitabında, Obama’nın İran diplomasisini incelemiştir. Amerika ve İran’ın diplomatik ilişkilerini inceleyen bu kitap, Mehmet Doğan tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

NIAC (Amerika’daki İranlılar Konseyi) ve amacı!

NIAC kuruluşu, İran-Amerikan sivil katılımını teşvik etmek amacı ile 2002 yılında Trita Parsi, Babak Talebi ve Farzin Illich tarafından kurulmuş, Yahudilerle irtibatlı bir yapıdır. NIAC’ın kuruluş toplantısında Trita Parsi kuruluşun ana amacını “Zengin, dinamik, eğitimli ve profesyonel açıdan başarılı bir topluluğuz. Ancak Amerikan sivil toplumunda daha etkili rol alabilmek için muazzam insani potansiyelimizi kontrol altına almalıyız” şeklinde açıklamıştır. NIAC kurucularına göre, İranlılar Amerika Birleşik Devletleri’nde yüksek eğitimli azınlık gruplarından biri olarak teknolojik, bilimsel, akademik ve ekonomik alanlarda çok büyük başarılar sergilemelerine rağmen, sivil toplumda pek başarılı olamamışlardır. 11 Eylül saldırısından sonra, ABD’nin milli güvenlik, göç ve Amerika toplumunun karakteri gibi derin meseleler ile karşı karşıya kaldığı dönemde, Amerika’da yaşayan İranlıların sessiz ve etkisiz kalması bu başarısızlığın en belirgin örneği olarak göze çarpmaktadır. NIAC’ın resmî web sitesine göre bu kuruluşun vizyonu; toplum, demokrasi ve evrensel haklar olmak üzere üç temel öğeden oluşmaktadır. Bu öğeler, İranlı-Amerikan toplumunu aktif olmaya teşvik etme, bu toplumu Amerika demokrasi geleneğine katkıda bulunması için cesaretlendirme, İran’da insan haklarının ve Amerika`da sivil hakların sağlandığından emin olma gibi faaliyetleri kapsamaktadır.

NIAC`ın savaş, İnsan Hakları ve ambargo ile ilgili çabaları ve sinsi amaçları!

NIAC`ın resmi görevlileri tarafından iddia edilen bilgilere göre, 2009 yılında İran’daki tartışmalı seçim sonrası yeşil harekâtçıların barışçıl gösterilerine hükümet tarafından şiddet ile karşılık verildiği sırada NIAC, Obama`dan yaşanan bu şiddeti kınamasını sağlamaya çalışmışlardır. Ayrıca NIAC, İran ile Batı arasındaki nükleer anlaşma fikrine büyük ölçüde destek olmuşlardır ve İran ile yapılacak olan her savaşa karşı çıkmaktadır. Bu kuruluş, İran’a yönelik yürütülen ambargolara da ciddi şekilde karşı çıkmaktadır ve zaman zaman ambargoların kısmi şekilde de olsa kaldırılması için çaba harcamaktadır. NIAC, İranlılara afet yardımı sağlayan insani kuruluşların yardımını kısıtlayan ambargoların kaldırılması için kampanyalar başlatmış ve Facebook, Youtube gibi online iletişim araçları üzerindeki ambargoların kaldırılması için çalışmalar yapmıştır. Bir NIAC raporuna göre, İran’a karşı yapılan ambargolar 1995 ile 2012 yılları arasında ABD’nin ihracat gelirinde 135 – 175 milyar Dolarlık bir kayba yol açmıştır. NIAC 2011 yılından bu yana her yıl dünya çapındaki liderleri, katılımcılarla bir araya getirerek Liderlik Konferansı hazırlamaktadır. Kuruluş bu seneki konferansı, İranlı Amerikanlara ABD toplumunda değişiklik yaratmak için gereken siyasi gücün nasıl elde edildiğini öğretmek amacı taşımaktadır. ….

Lobicilik Skandalı

2007 ve 2008 yılları arasında NIAC ve başkanı Trita Parsi, Amerika’daki İranlılar toplumu tarafından, İran rejimine ve hükümdarları lehine lobicilik yaptığı gerekçesiyle sorgulanmıştı. 2007 yılında Arizona`da yaşayan İranlı Amerikan gazeteci Hassan Daioleslam, NIAC kuruluşunun İran İslam Cumhuriyeti çıkarları doğrultusunda lobicilik yaptığını alenen iddia etmeye başlamıştı. Buna karşılık, Trita Parsi ve onun yönetimi altında olan NIAC, bu iddiaları iftira olarak değerlendirerek gazetecileri, aktivistleri ve medya organlarını susturmak için bir kampanya başlatmıştı. Trita Parsi bu kampanyayı muhaliflerini susturmak amacı ile başlatmıştı fakat başlattığı bu kampanya başarısızlıkla sonuçlanmıştı. NIAC bunun yanı sıra gazeteci Hassan Daioleslam`a iddialarından dolayı dava açmış, dava sonucunda birçok gizli belge açığa çıkmıştı. Bu olaydan sonra Washington Times’ın eski muhabiri Eli Lake, kuruluşun ABD lobicilik kurallarına aykırı olup olmadığını sorgulamaya başlamıştı. NIAC ise tüm faaliyetlerinin yasal olduğu yanıtını vermiş ve bu iddiasını vergilerini tam şekilde ödediğine dair belgeleri yayınlayarak ispat etmeye çalışmıştı. O dönemde İngiliz Amerikan yazar Andrew Sullivan, bu iddiaların Parsi`nin itibarını lekeleme amaçlı ortaya atıldığını aktarmıştı.

2012 Eylül ayında, ABD Federal Mahkeme Yargıcı John D. Bates, Hasan Daei’nin iddialarının iftira olduğunu ispatlamak için NIAC ve onun başkanı Trita Parsi’nin göstermiş olduğu kanıtların yetersiz olduğu hükmüne varmıştı. 9 Nisan 2013 tarihinde ise yargıç, Hasan Daeioleslam’ın dava sırasında harcadığı mahkeme giderlerinin bir kısmını karşılamak için, NIAC’ı 183 bin Dolar ödemeyle cezalandırdı ve böylece NIAC’ın İran rejimi ile ilişkisi ve onlar için lobicilik yapıp yapmadığı netleşmeyerek şüpheli bir durum olarak kalmıştı. Bu şüpheler ve söylentiler son yıllarda İran ve ABD gündemine yansıdı. “Ulusal İran Amerikan Konseyi’nin Gerçek Amacı”, “NIAC, İran Rejimi’nin ABD’deki Lobisi” gibi başlıklar altında birçok gazetede defalarca yayınlanmıştır.

NIAC’ın Finansman kaynakları:

NIAC kuruluşunun finansmanı, Ulusal Demokrasi Bağış Vakfı (NED) tarafından yapılmaktadır. NED, demokrasiyi dünya çapında yayma amacı ile 1983 yılında ABD’de faaliyete başlayan ve kâr amacı taşımayan bir organizasyon konumundadır. NED organizasyonu, ABD Bilgi Ajansı (USIA) aracılığı ile kongre tarafından tahsis edilmiş yıllık bütçe ile finanse edilen bir yapıdır. Bu organizasyon, Abdurrahman Boroumand Vakfı, Kadın Öğrenme Ortaklığı, İran’da Demokrasi Vakfı ve Uluslararası Cumhuriyetçiler Enstitüsü (IRI) gibi kuruluşlara da finansman sağlamaktadır. Ayrıca Avrasiya Vakfı da NIAC`a maddi destek veren diğer kuruluşlardandır. NIAC ilk yardımını bu organizasyonlardan 2002 yılında almış ve 2007 yılına kadar olan 5 yıllık bu süre içerisinde 200.000 Doları aşkın yardım almıştır. Bu yardımlar NIAC kuruluşuna İran ile ilgili STK’lara yardım etme amacıyla aktarılmıştır. Ancak NIAC kuruluşunun bu maddi destekleri amaçları doğrultusunda kullanıp kullanmadığı konusunda şüphe duyulmaktadır.

NIAC Başkanının 15 Temmuz Darbe Girişimi yaklaşımı ve Fetullah Gülen bağlantısı!?

NIAC Başkanı Trita Parsi’nin Zerdüşt mezhebini benimsediği ve İran’da Zerdüştlük eksenli Pers milliyetçiliğini tehdit eden en önemli unsur olarak İran’daki Azerbaycan Türklerini gördüğü birçok gazeteci tarafından medyaya yansıtılmıştır. Parsi’nin İran ve Hindistan’daki Zerdüşt mabetlerindeki fotoğraflarının yayınlanması bu iddialara haklılık kazandırmıştır. Trita Parsi’ye ve NIAC politikasına göre İran’daki Türklerin uyanışı, Pers milliyetçiliğini tehdit eden en önemli etken olduğundan dolayı, Fetullah Gülen’in çevresi kullanılarak Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti’ndeki basın ve merkezlerin İran Türklerine yoğunlaşması engellenmeye çalışılmıştır. Geçtiğimiz aylarda Arap Dünyası’nın İran Türklerine açıkça destek vereceklerine dair açıklamaları NIAC çevresinin itirazlarına yol açmıştır. İngilizce basında yer alan haber ve yorumlara göre Arap Dünyası yetkilileri Trump ve çevresiyle görüşmelerinde NIAC’ı, İran derin devletine çalıştığından dolayı kuşkularını aktarmışlardır. Önümüzdeki dönemde NIAC’a soruşturma açılıp bütün mal varlıklarına el konulacağı konuşulmaktadır. Trita Parsi’nin 15 Temmuz darbe girişiminden bir saat önce “Kısa süre önce Türkiye, Müslümanlar için demokrasi modeli idi, bugün ise artık uzun zaman önceki gibi hissediliyor” ve darbe girişimi başladığı an attığı “Erdoğan artık kontrolde değilsin” twitleri uluslararası basındaki etkinliği dikkate alınarak yorumlanmıştır. Nitekim Trita Parsi, darbe sonrası ABD’nin etkin düşünce kuruluşları ve stratejik merkezlerindeki panel ve oturumlarda Fetullah Gülen Terör Örgütü mensuplarını destekleyen öncü isimlerden biri olup çıkmıştır.

Çalışmamızın diğer bölümlerinde NIAC mensuplarının Obama döneminde İran lehine faaliyetleri anlatılırken İran-FETÖ ilişkisinin niteliği üzerinde durulacaktır.

NIAC Yönetim Kurulu, kurmay takımı ve Siyonist Yahudilerle ittifakı:

1) Namazi Ailesi:

Zerdüşt mezhebine mensup Mason bir aile olan Namazi ailesi İran ve ABD pasaportuna sahip İran’ın zengin ailelerinin ilk sıralarında sayılır. Eski İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminde İran’da büyük yatırımlar yapan bu aile İran’ın çeşitli bölgelerinde Fars Milliyetçiliğini temel alan birçok sivil toplum kuruluşu kurmuş NIAC yöneticiliğini yapmışlardır. İran’da Devrim Muhafızları İstihbarat Örgütü tarafından gözaltına alınan Baquer Namazi ve Siyamek Namazi, CIA’ye casusluk suçlamasıyla 10 yıl hapis cezası almışlardır. Üst düzey İranlı yöneticililerle yakın ilişkilerinden dolayı hükümet yöneticileri tarafından serbest bırakılmalarına dair Devrim Muhafızları İstihbarat Örgütü’ne halâ baskılar yapılmaktadır.

Türkiye’de FETÖ Örgütü vasıtasıyla yatırımlar yapan bu aile Ankara ve İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinde İran ile ilgili panel ve konferanslara FETÖ Terör Örgütü mensupları aracılığıyla finansman sağlamıştır. 2009 yılında Namazi ailesine yakın Mihrname dergisi “Fetullah Gülen, Dünyanın En Etkili Entelektüeli” isminde özel sayı yayınlatmış ve yasal bir şekilde İran’ın çeşitli kentlerinde dağıtmıştır. Bu özel sayıdan sonra Fetullah Gülen ile ilgili İran’da basılan kitaplar ve çalışmalar Namazi ailesine yakın sivil toplum kuruluşları ve yayınevleri tarafından dağıtılmıştır. Trump’ın kazanmasıyla Obama ve Clinton ekibine ciddi mali yardımları olan Namazi ailesinin fertleri ABD’de soruşturmaya tabi tutulmak tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Trump’ın kazanmasıyla ABD devletinin Tahran’a Baquer Namazi ve Siyamek Namazi’nin serbest bırakılması için baskıları askıya alınmıştır.

Baquer Namazi:

Baquer Namazi, 1979 İran devriminden önce Şah döneminde İran`ın Huzistan eyaleti valiliğini yapmıştır. Abadan şehrinin Reks sinemasında yaşanan büyük yangın görev yaptığı sürede yaşanmıştır. Baquer Namazi, Şah döneminde İçişleri Bakan Yardımcılığı yapmış ve Hamyaran isimli sivil toplum kuruluşunun (STK) kurucusu olmuştur. Namazi, devrimden dört sene sonra 1983 yılında Amerika Birleşik Devletleri`ne göç etmiştir. Baquer Namazi, oğlu Siyamek Namazi Tahran’da İran Devrim Muhafızları İstihbarat Örgütü tarafından gözaltına alındıktan sonra 24 Şubat 2016 tarihinde tutuklanmıştır. Hasan Dai’nin iddialarına göre Baquer Namazi, İran karşıtı grup ve kuruluşların İran aleyhine uluslararası camiada faaliyetlerini engellemek için 1984 yılında idam edilmesi gerektiği halde yurtdışına gönderilmiş ve bu tarihten sonra İran İstihbaratı Bakanlığı desteği ile lobicilik faaliyetlerine başlamıştır. Baquer Namazi, Hüseyin Melik Afzali ile birlikte “Hamyaran” teşkilatını kurmuşlardır. Bu kuruluşta Baquer Namazi aynı zamanda kuruluşun başkanı olarak görev yapmıştır. Hamyaran kuruluşunun asıl görevi yurtdışındaki STK’ların faaliyetlerini izlemek ve kontrol altında tutmaktır. Ayrıca bu kuruluş, İranlı şahıslar ve STK’ların uluslararası kuruluşlar ve BM ile ilişkilerini koordine etmekten sorumludur.

Baquer Namazi`nin yönetimi altında olan Hamyaran kuruluşu, İran hükümeti gözetiminde Amerika`da yaşayan İranlıların, İran hükümeti için yaptıkları lobicilik faaliyetlerinin koordinesini sağlamaktadır. Çeşitli devlet kurumlarının katılımı ile Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan toplantının sonunda Hamyaran kuruluşunun yayınladığı rapor, İran hükümetinin İranlılar diasporası ile ilgili stratejisini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu toplantı 2002 yılının Mart ayının 16`sında İranlı gurbetçiler ile İran`daki ilgili kurumlar arasındaki ortak işbirliği zeminlerini tanıtmak ve araştırmak amacı ile yapılmıştır. Toplantıda STK`ların bu süreçteki oynayacağı rol vurgulanmıştır.

İran Devrim Muhafızları’na yakın Fars News Haber Ajansı’nda ise Hamyaran’ın İngiltere’nin casusluk ağına bağlı olduğu yazılmıştır. Fars Haber Ajansı’na göre, Baquer Namazi’nin İran`da tutuklanmasının oğlu Siamak`in tutuklanması ile herhangi bir ilgisi yoktur. Baquer Namazi eskiden yapmış olduğu faaliyetler gerekçesiyle tutuklanmıştır. Fars News’un Namazi ailesiyle ilgili yayınladığı analiz bir başka açıdan İran İstihbarat Bakanlığı ve Devrim Muhafızları İstihbarat Örgütü arasındaki anlaşmazlığı ortaya çıkarmıştır.

Fars News, Namazi’lerin tanınmış bir aile olduğunu ve 19. yüzyılda Yahudiler ile uyuşturucu kaçakçılığında işbirliği yapmakla ve Masonlarla irtibatlı olmakla suçlanmıştır. Ayrıca bu haber ajansı onların Pehleviler ile yakın münasebetlerinin de olduğunu saptamış ve Baquer Namazi`nin şah döneminde Huzistan valisi olmasını buna bağlamıştır. Fars`a göre Baquer Namazi, devrimden sonra 1983 yılına dek İran`da gizli şekilde yaşamına devam etmiştir ve daha sonra da ABD`ye kaçmıştır. O, İran Devrimi’nden sonra ABD tarafından İran`da yumuşak devrim yapmakla görevlendirilmiş bir ajandır. Bu doğrultuda Baquer Namazi faaliyet biçimini değiştirerek farklı derneklere ve toplumsal faaliyetlere katılmaya başlamıştır. Bunlardan en önemlisi ise Hamyaran kuruluşunu kurmasıdır. Fars News Haber Ajansı, Baquer Namazi’nin BM`ye bağlı kuruluşlar, Garry Sick, The Gulf 2000 projesi, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Alan Eyre, Uluslararası Özel Teşebbüs Merkezi (CIPE) ve onun başkanı John Sullivan, NIAC ve Trita Parsi gibi şahıslar ve kuruluşlar ile bağlantılı olduğunu ve bu kuruluşların faaliyetlerinin organize bir şekilde İran’da yumuşak devrim yaratma amacında olduğunu savunmaktadır. Fars News Haber Ajansı, Namazi’nin İran güvenlik servisi tarafından tutuklanmasının, ABD ve İngiltere casusluk servisliklerini deşifre edebilmek amaçlı olduğunu aktarmıştır.

Hasan Dai ise Baquer Namazi’nin her zaman İran İstihbarat Bakanlığı çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini ve onun İran hükümeti tarafından tutuklanmasının anlamsız olduğu iddiasındadır. Dai’nin Keyhan Londra`daki açıklamalarına göre, Baquer Namazi 1983 yılına kadar hiçbir sorun yaşamadan İran’da yaşamıştır. Daha sonra İran’dan ayrılmış ve BM’nin farklı kurumlarında görev almıştır. Rafsanjani döneminin sonlarına doğru İran’a dönmesi sağlanmıştır. Onun BM, BM’ye bağlı başka kurumlar ve Dünya Bankası ile yakın münasebetleri o dönemde İran hükümeti için oldukça önem kazanmıştır. Bunun için İran hükümeti onun dönüşünü kolaylaştırmıştır. Baquer Namazi’nin Rafsanjani döneminde İran Sağlık Bakanı yardımcısı olan Hüseyin Melik Afzali ile birlikte Hamyaran’ı kurması da bu dönemde sağlanmıştır.

Siyamek Namazi:

14 Ekim 1971’de İran’ın başkenti Tahran’da doğan Siamak Namazi, İranlı-Amerikalı iş adamlarının danışmanlığını yapmıştır. Siyamek, Baquer Namazi`nin oğludur. Siyamek Namazi, 2007 yılına kadar İran’da Atiye Bahar ismindeki şirkette, genel müdür olarak görev yapmıştır. Atiye Bahar, yabancı yatırımcılara danışmanlık hizmeti veren Tahran merkezli bir şirket olarak çalışmaktadır. Namazi`nin, Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Fonu’nda ve bazı Afrika ülkelerinde UNICEF`in temsilcisi olarak görev yaptığı da saptanmıştır. Siyamek Namazi, İran Kızılay’ının stratejik planlama başkanlığını yapmış ve Kızılay’daki görevinden önce, Dubai merkezli bölgesel enerji danışmanlığı grubuna genel müdür atanmıştır. Siyamek Namazi, bu görevleriyle birlikte Atiyeh Bahar Şirketi’ndeki eski pozisyonunu koruyarak, çok uluslu şirketlere İran’da yatırım yapmak üzere fizibilite çalışmaları ve stratejik danışmanlık yapmıştır.

Siyamek Namazi, düzenli olarak CNN International, BBC World, NPR, The Financial Times, Fortune Magazine, Forbes Magazine, Reuters, The New York Times, Time, The Washington Post, Business Week ve The Guardian gibi uluslararası medyalardaki yorumcu kimliği ile de ön plana çıkmaktadır. Siamak Namazi, Wilson Merkezi tarafından yayınlanan ve bu merkezin resmi görüşünü gösteren bir araştırmada, başyazarlık yapmıştır ve bu araştırmada İran’a karşı yürütülen ambargoların, ilaç ve tıbbi ürünler kıtlığı üzerinde bıraktığı etkiyi sorgulamıştır.[2] Siyamek Namazi, Tufts Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans derecesine sahip bulunmaktadır. Yüksek lisansını Rutgers Üniversitesi’nde Şehir ve Bölge Planlama’sı üzerine yapmıştır. Ayrıca London Business School (LSE) MBA diploması vardır. Yani Siyonist Yahudilerle içli dışlıdır.

Bu arada bazı sitelerde Amerika’da tutuklu bulunan Rıza SARRAF’ın da bu Zerdüşt inançlı ve Yahudi asıllı Namazi’lerle irtibatlı olduğu iddiaları yer almıştı. Yine genel müdür yardımcısı tutuklanan HALKBANK üzerinden kirli ve çetrefilli operasyonlar yaptıkları… Ayrıca AKP kurmayları ve yakınlarıyla çok yüksek meblağlı kara para transferlerine bulaştıkları… Ve hatta ABD’nin bu belgeli yolsuzlukları AKP aleyhine şantaj olarak kullanıp kendi amaçlarına hizmete zorladıkları, derin kulislerde konuşulmaktaydı.

Fars News web sitesinin “Tahran ve Washington ilişkileri için kimler komisyonculuk yapıyor” isimli makalesinde, Siamak Namazi hakkında çok önemli bilgiler yayınlanmıştır. Siyamek, diğer faaliyetlerinin yanı sıra Dubai merkezli Crescent Petroleum Şirketleri’nde stratejik planlama yöneticisi olarak görev almıştır. İlerleyen zamanlarda bu şirketin isminin İran ülkesinin en büyük ekonomik yolsuzluk davası olarak adlandırılan olay ile bağlı olduğu iddiaları vardır. Bu anlaşmaya göre, İran`ın Salman Gaz Sahası’ndan çıkarılan gazı daha ucuz fiyata bu şirkete satması planlanmıştı. Ayrıca Namazi Ailesi`ne bağlı olan Atiyeh Bahar Şirketi’nin büyük petrol şirketleri için komisyonculuk yaptığı da konuşulmaktadır. 2006 yılında, İran’ın nükleer dosyasının Birleşmiş Milletler`in Güvenlik Konseyi’ne sevk edilmesinden sonra, “20/20 Ağı” isimli bir Amerikan organizasyonu, Amerikan politikacılarına ve kamuoyuna destek verme amaçlı bir proje başlamıştır. 20/20`nin bu proje kapsamında düzenlediği konuşmalarda konuşmacı olarak “Siyamek Namazi”, “Gary Sick”, “Richard Murphy” gibi İran araştırma uzmanları yer almıştır. Yukarıda bahsettiğimiz kanıtlar, Siyamek Namazi ve Namazi ailesinin dolaylı yollardan İran Amerika ilişkilerinde derin görevler üstlendiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca The Daily Beast Dergisi’nde yayınlanan bir makalede de Namazi Ailesi`nin İran Amerika arasında lobicilik yaptığı ve ambargoların kaldırılmasında önemli rol oynadığı yazılmıştır. Bu makalede, Atiyeh Bahar Danışmanlık Şirketi’nin, Refsencani ekibi ve özellikle onun İran siyasetinde oldukça etkili rol oynayan oğlu Mehdi Haşimi Refsencani desteği ile kurulduğu saptanmıştır. Batılı ve doğulu tacirlere göre, bu şirket İran pazarına girmenin anahtarı ve belki de tek yoludur.[3]

Namazi ailesinden (Baquer ve Siyamek Namazi’den) Amerika’nın İran’a karşı yürüttüğü yumuşak savaşın komutanları olarak İran basınında zaman zaman söz açılmaktadır. İran hükümetine yakın olan Farda news web sitesinde Namazi ailesi, CIA casusları olarak tanıtılmıştır. Ayrıca, Namazi ailesinin NIAC kuruluşunun kurulmasında büyük etkisi olmuştur ve bazı kaynaklar NIAC`ın Trita Parsi ile Siamak Namazi`nin ortak projesi olduğunu savunmaktadır. Trita Parsi’nin NIAC’ı kurduğunda ata Namazi (Baquer Namazi)’den fikri yardım aldığı hakkında da söylentiler yaygındır.[4] Siyamek 2015 yılının Ekim ayında İran’da, İran Devrim Muhafızları İstihbarat Örgütü tarafından gözaltına alınmıştır. Siyamek’ten sonra 2016’nın Şubat ayında babası Baquer Namazi tutuklanmıştır. ABD Eski Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, bu iki ismin de İran rejimi tarafından tutuklanması ile ilgili derin bir kaygı duyduğunu ifade ederek, onların haksızca tutuklandığına, suçsuz olduklarına inandığını açıklamıştır. NIAC kuruluşu da bu tutuklamalardan endişelendiğini ifade etmiş ve bir beyanname ile bu tutuklamaları kınamıştır.[5]

 


[1] http://www.yeniakit.com.tr/haber/rusyadan-irana-buyuk-ihanet-israile-satmis-292690.html

[2] Bak: Sanctions and Medical Supply Shortages in Iran

[3] Bak: The Shady Family Behind America’s Iran Lobby

[4] Bak: Kimler İran-Washington Arasına Arabuluculuk Yapıyor-Farsça

[5] Bak: teberan.org 20.03.2017

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

DÖRT KİTABA GÖRE UFOLAR VE UZAYLILAR, GEÇMİŞ VE GELECEK UYGARLIKLAR
  İlim ve fikir adamı, bal arısına benzemelidir. Arı çeşitli...
Devami
OLGUNLAŞMANIN VE BAŞARIYA ULAŞMANIN KURALLARI
  OLGUNLAŞMANIN VE BAŞARIYA ULAŞMANIN KURALLARI          A- İmanın Şartları: 1- Allah’a İman;...
Devami
DÜNYA, AMERİKA'DAN NEFRET EDİYOR!
  Irak'ta: 700 bin ölü, 400 bin dul, 3,5 milyon...
Devami
DTP PROVAKASYONU VE AKP'NİN MİSYONU
Daha önce yıllarca ve ısrarla, AKP'nin haklı ve hayırlı bir...
Devami
AB ve ABD ORDUMUZDAN NE İSTİYOR?
  Zorunlu Askerlik kaldırılacak mı? AB ilerleme raporlarının hiç öne...
Devami
TÜRKİYE LİBYA'DA Emperyalist Zalimlerin Hesaplarını Bozmalı ARABULUCULUK VE OYUN KURUCULUK YAPMALIYDI
  TÜRKİYE LİBYA'DA Emperyalist Zalimlerin Hesaplarını Bozmalı ARABULUCULUK VE OYUN KURUCULUK YAPMALIYDI          Türkiye,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 787

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR