Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3592
mod_vvisit_counterDün6515
mod_vvisit_counterBu Hafta34022
mod_vvisit_counterGeçen hafta41908
mod_vvisit_counterBu Ay22281
mod_vvisit_counterGeçen Ay257768
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15662912

IP'niz: 3.235.239.156
Bugün: 04 Tem 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11752939

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

DEPREM BOMBALARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 18
ZayıfMükemmel 

 

Ahmet Akgül Hoca'nın "Ruhlar ve Sırlar" kitabında, ayrıca "Ufo'lar ve Uzaylılar" Konferanslarında şu ilginç bilgiler yer almaktadır.

Bediüzzaman'dan önce asrın müceddidi sayılan Büyük İslam alimi Mevlana Halidi Bağdadi Hz.'lerinin, vefatına yakın, iman eden ve talebesi olan bazı batılı ilim adamlarının da hazır bulunduğu bir sırada, Hızır Aleyhisselamın gelerek çok yüksek bilim sırlarını içeren şifre, formül ve projeleri kendisine verdiğini.. Mevlana Halidin bu bilgi ve belgelerin aslını, o günkü doğu talebelerinin başı, Halep kenti Türk paşası Şerif Bey'e teslim ettiğini ve bunun daha sonra Mısırda yaşayan torunu Ekim Bey'e geçtiğini.. O'nun ölümü üzerine şu anda da yakın talebelerine intikal ettiğini... Ve Mevlana Halid'in Batı kolu talebelerinden Axel Heiberg'in bu sırlı belgelerin önemli kısmını Almancaya tercüme ettiğini...

 

Çok özel kozmik gerçekleri... Elektronik, enerjik ve teknolojik projeleri, çok yüksek matematik, fizik, motor ve mekanik bilgileri... ve Uzaya çıkma ve ışınlama yöntemlerini içeren bu "Hızır tezkire"lerin Arabca, İngilizce, Almanca ve Fransızca tercümelerinin, yaklaşık 100 yıldan beri, dünyanın farklı yerlerindeki bazı bilim adamlarına "M.K. Allein" müstear ismiyle gönderildiğini... Çağdaş bilim ve teknolojideki ciddi tıkanıkların bu "gizli  mektuplar" sayesinde giderildiğini iddia ve ispat eden yazarlar ve kitablar vardır[1]

İşte bunlara bazı örnekler: a-Nikolai TESLA: (1857-1943) Büyük elektrik ve elektronik mühendisi ve mucidi olan Yugoslav Tesla, 1887'de Amerika'ya yerleşti.. Edison'la birlikte alternatör yapım şirketini kurdu.. büyük buluşlar başardı. Ama bunların çoğu edison'a mal oldu. Fakirlik içinde yaşadı ve sonunda öldürüldü. Ancak bütün bilimsel buluşlarını "M.K. Allein" mektuplarına borçlu olduğu sonradan anlaşıldı.

Evet, Edison ile çağdaş iş ortağı ve elektrik ampülünün gerçek bulucusu olan Nikolai Tesla, aynı imzayla mektuplar almıştı. Bir Sırp-Soloven melezi olan Tesla,  Birleşik Amerika'ya göç ettiğinde beraberinde çok sayıda Karl M. Allein mektupları taşıyordu.

Tesla'nın şanssızlığı, Birleşik Amerikalıların "Amerikalı ruhu" ile kayırdıkları Edison ile çalışmaya mecbur oluşuydu. Çünkü beynindeki çılgın elektrik ve elektronik planlarıyla, koskoca Amerika kıtasında, Edisondan başka ilgilenen kimse bulamadı. Tesla'nın "Fluoresant" ampülü buluşundan nice sonra, birlikte çalıştığı Alva Edison, basit ampülü bulduğunu iddia ediyordu.

Oysa elektrik lambasını bulanın, aslında göçmen olduğu için baskı altına alınan Tesla olduğu ortadaydı.

Tesla tam anlamıyla bir elektronik sihirbazı idi. alternatif akımı bulmuş, şimdi bütün dünyayı aydınlatan AC elektrik güç santrallarını, kendi adı verilen bobinleri, tel (iletim hattı) kullanmadan uzaktan kumanda (Remote Control) aygıtlarını bulmuştu. Çağımızda kullandığımız elektronik iletişim devrelerinin öncü planlarının, TV ve müzik setleri ile kumandalı oyuncakları yöneten "Uzaktan kumanda" protatif cihazlarının, telsizin ilki olan  araçların,, görüntülü tüplerin (TV'nin ilk modellerinin), neonlarin, redresörlerin (alternatif akımı doğru akıma çeviren cihaz), güç jeneratörleri yanında, halen filmlerde kullanılan elektronik tuhaf oyunların ve daha bilinmedik yığınla sırrın çözülmesinde sadece onun imzası vardı.

Öyle ki birkaç Km. öteden yıldırım çaktırabiliyor, çok uzak hedefleri yıldırıma benzer fakat Laser kadar düzgün biçimde şimdi bile anlayamadığımız bir teknikle vurabiliyordu.

Askeri maksatlı ışın ve ses topları ile ilgili toplu gösteriler yapan bu inanılmaz mucit, siyah takım elbiseli, görgü şahitlerine göre Musevi cenaze töreni giysili" 5 kişilik bir çete tarafından tuzağa düşürtülüp, öldürüldü. Suikastı resmi raporlarda "Eceliyle ölüm" biçiminde gösterilmeye kalkışılınca kamuoyu ayaklanması oldu. Fakat katilleri bulup, yargılamak konusunda hiçbir çaba da sarf edilmediği gözden kaçmadı. Kimileri de "Edison'u kayıran" hükümeti suçladı.

Tesla'nın ölümüyle birlikte K. M. Allein ve Adelberg imzalı mektuplar ortaya çıktı. Bu mektup koleksiyonunun içinde, Tesla'nın tüm deneylerinin çizimleri vardı. Böylece Tesla'nın da, "kopya çektiği" (daha doğrusu, iki mektup arkadaşının ona "Gönüllü kopya verdiği") anlaşıldı. Birçok tasarı çizimi de o dönemde akıllara yatmadı. Bunlar daha sonra Norbert Wiener'e "Tetkik etmesi" için verilecekti. Wiener bunları teslim alır almaz, Radar ve Bilgisayarın icadına giriştiğini, İsveç'te ölüm döşeğinde iken bizzat itiraf etti. Böylece Wiener, hem radar sistemini hem kompüter teoremini K.M. Allein ve Adelberg'in mektuplarından öğrenen Tesla'nın bulduğunu dürüstçe bildirmişti. Dünya dışı bir uzay uygarlığına kesinlikle inanan ve bu dünya dışı hayatla iletişimin mümkün olduğunu savunan ve Amerikan hükümeti tarafından tüm mal varlığına, labaratuvarlarına ve her türlü evrak ve dosyalarına el konulup sefalete mahkûm bırakılan Nikolai Tesla'nın büyüklüğünü ve buluşlarını, Nobel Barış Kurulu ölümünden yıllar sonra kabul etmişti. [2]

Tomanage ile Gel-Mann'a "Teorik" yardım gönderen Karl M. Allein daha önce Tesla'ya da "ileri teknoloji yardımı" yapmıştı. K.M. Allein mektupları 1940'larda ise (Sommerfeldt ve Hilbet dahil) keşifçi ve seçkin bilim adamlarına gönderilmekteydi.

b-Aynı yıl ünlü bilim adamı, Oşenograf, havacı, teorik fizikçi olan ve "Birleşik alanlar ve uçan dairelerin esrarı" kitabının yazarı Morris Ketchum Jessup, yine posta kanalıyla kendisine "Görünmezliğin sırlarından ve birleşik alanların elektromagnetizmasından söz eden inanılmaz formüllerle dolu" bir mektup aldı. İlk mektuptaki imza (Fransızca'ya uyarlanmış tek isimli) "Charles M. Alain" idi. Bunu izleyen ikinci mektup Jessup'a "Müslüman olması halinde kendisine çok büyük kozmik sırlar vereceğini bildiriyor, gerekirse şahsen ortaya çıkabileceğini" de belirtiyordu.

Jessup, (belki de en başta, sırf o formüllerin devamı için ve bilim hatırına mektupta yazıldığı üzere, en yakındaki bir Zenci müftünün huzurunda Kelime-i şehadet getirdi. (Müftü mektubu yazanı tanımamasına rağmen, mektubun meçhul sahibinin takibinde olmalıydı ki, müslüman olma töreninin hemen ardından) Jessup'a neredeyse defter kalınlığında el yazması müsveddeler yine posta kanalıyla geldi. Hem de ne sırlı projeler! Jesup gözlerine inanamamıştı. "Görünmez olmanın sırlarının dini tarafı ve tarifi yanında, bir taşıtı görünmez yapmanın tam bilimsel dökümanları ve akla gelmeyecek elektriksel aygıtlar ve dev bobin planları" bu müsveddeler içinde yer alıyordu. Bu kez musveddelerin altında imza "K.M. Allein ve Heiberg" ikilisine aitti.

Daha sonra Jessup'un tam bir müslüman olduğunu ortaya koymasıyla, K.M. Allein'ın adına (öteki imza) Heiberg ortaya çıktı, tanıştılar. Ünlü Philadelphia deneyinin çalışmalarını birlikte yaptılar. Bu, esrarengiz adam Heiberg, daha önce bilim literatüründe ismi hiç geçmemişti, fakat Einstein'a bile taş çıkartacak teknik bilgilere sahipti. Kimse onu tanımıyordu. Tek dostu bile olmayan Heiberg tam bir bilmece adamdı, sürekli saklanıyordu, sadece geceleri Jessup'un evine geliyordu. Ön adını bile söylemiyordu.

Bu kadar yoğun esrar karşısında dayanamayan Jessup, gizlice onun özel çantasını karıştırmak fırsatını yakaladığında, küçük dilini yutacaktı. Adı Hansel Heiberg, Pasaportu Norveç üzerineydi. Jessup bu konuda en yakın arkadaşı olan Valentin'e ve devam ettiği İslami kuruluştakilere o sırları açmadan edemedi:

Esrarengiz Heiberg'in gizli çalışmaları, ana dökümanlar şeklinde, toplanmıştı. Bütün çizimler ve teoremler Karl M. Allein imzasını taşıyordu. Tesla'ninkilerin tamamı kadar, roket, kompüter, dev bobinler, elektronik devrim üzerine ayrıntılı çizimler, ayrıca dökümantasyonda UFO denen disk biçimi tanımlanamayan  (akıllı varlık yapısı teknolojiler) yer alıyordu. Bu dökümanlarda, bir Uçak fabrikasının prospektüsü ne kadar ayrıntılı ise, ondan da ince ayrıntılarla "UFO motorları verilmişti. Çağlar ötesinden gelen bu teknoloji, sanki çoktan bulunmuş gibi çizimlerle anlatılmıştı. Jessup bunların bir kısmının eskizini kopya etmekten kendini alamadı. "Uçan Dairelerin Esrarı" isimli kitabı yazmasının nedeni de sırf bu taslak projelerdi.

Jessup'a serbestçe gösterilen üçüncü ve konuyla ilgili asıl dökümanlar da ötekiler kadar inanılmazdı. Çünkü bu dosya, ünlü Phildelphia deneyinin tüm ayrıntılarıydı.. Jessup, önce inanmadan başladığı ünlü deneyinin sonucunda, alışılmış doğanın nasıl doğaüstü olabileceğini gördü. Her ne kadar nasıl durdurulacağı ve kontrol altına alınacağı bilinmemesine rağmen, yöntemde tümüyle başarılı olmuştu. Fakat tayfaların başına gelenler ve çoğunun ölmesi yüzünden "askeri sır" kaydıyla çok gizli bir arşive kaldırılıp güvenceli bir dönemde tekrarına karar verildi. O gün (1943 yılı) Amerika için savaşın tam başlangıcıydı. Savaştan sonra Birleşik Amerika bu deneyi Jessup'un ve K.M. Allein'ın ortak tutanaklarıyla 1950'li yıllarda yeniden yaptıysa da, bu kez çok daha kötü sonuçlar elde ettiler ve belirsiz bir tarihe ertelendi, Çünkü deneylenen insan ve hayvanların başına gelenleri bilim kurgu yazarların hepsi bir araya gelse, yine akıl edemezlerdi. Çünkü deneylenen gemi ve tayfalar uzay-zaman içinde sıçramalı nakil olmuş, gemi aynı anda bir çok yerde "Tayyı mekan" örneği görülmüş, deneyde birkaç dakika sonra 630 mil ötedeki Norfolk limanında belirmiş, yeniden kaybolmuş ve çok sonra başladığı yere dönmüştü. Geminin başına gelenler aynen tayfaların da başına gelmişti. Hem de (Psişik-ruhsal) yetenekleri çok güçlenmiş olarak, şöyle ki: Durup dururken, herkesin içinde kaybolup, görünmez oluyorlardı, kimisinin ya kısmen belden aşağısı, yada yukarısı görünmez olabiliyordu. Kimi görünmezliğini, başkalarına da nakledebiliyordu. (örneğin tokalaşırsanız, eliniz de kayboluyordu.) havada eşyaları uçuşturuyor, yakın geleceği bilebiliyorlardı. Zavallı tayfaların her biri magnetik bir dev pil gibi şarj edince, onlara dokunarak topraklamak gerekiyordu. Böylesi "hayat durması" anlarında, dünyada olduklarını değil, uzaya çıktıklarını söylüyorlardı. Bu "durma"lar bazen saatler, bazen günler, hatta birinde de 6 altı ay sürdü. Yemeden içmeden, nefes almadan yarım yıl ölü gibi zamanını durduran mürettebattan Smith, kendine geldikten sonra kaldığı yerden hayatını sürdürdüğünde geçen 200 günü altı saniye gibi hissettiğini, elinde olmadan uzayda gezindiğini, dünyayı dışarıdan seyrettiğini ifade ediyordu. Nitekim donan yada kaybolanların hemen hepsi "Atmosfer dışına çıktıklarını" istisnasız belirtmişlerdi. Bunun sonucu 4 tayfa da kendiliğinden alev alarak yanıp kül oldu. Bu "kendiliğinden tutuşma" olayına (Kuantum teoremi içeriğindeki elektromagnetik fırtınaları açıklayan) "madde dalgası" ile ilgili Appendixlerde kısaca değinilmiştir.

NOT: Amerika ve Avrupa menşeli uzay-kurgu filmlerinin tamamıda bu deneylerden çalınan bilgilerden kaynaklanmıştır.

Morris Jessup, deneyden sonra, (K. KM. Allene ait olup da Helbrg'in çantasından gizlice çaldığı projeleri) "Uçan dairelerin esrarı" adlı kitabında kullanmaya kalkıştı. Fakat matbaaya baskı için verdiği müsvettelerin içinden "zaman yolculuğu" ile ilgili bölümle çok ileri teknolojiye dayanan UFO motorları kısmının baskıdan çıkmadığını ve kitapta yer almadığını gördü. Bu müsvetteler matbaada onların orijinal çizimleri de evinden çalınmıştı. Tam o sonrada Heiberg'in peşine simsiyah takım elbiseli ve ellerinde garip tabancaları olan insanlar takılınca, Heiberg'de ortadan kayboldu. Fakat can güvenliği nedeniyle görüşmemeleri gerektiğini, ancak posta kanalıyla yazışmalarının süreceğini bildiren bir mektup postaladı. K. M. Allein-Heirberg imzalı mektuplar, bu kez postanede kaybolmaya başlayınca, bütün ilişkileri koptu. Jessup bu olayların üzerine gittiği günün akşamı saat 19.00'da garajında otomobilinin "egzost gazıyla intihar ettiği süsü verilmiş" olarak ölü bulundu. Karl M. Allein mektupları aslında pek çok seçme bilim adamlarına geldiği halde, bu mektupların en ilgi çekici ve heyecan verici olanları Jesup'a gelenleridir. Gerek philadalphia deneyi gibi inanılmaz bir deney, gerekse dalında "bir numara" olan Jessup'un intihar süsü verilmiş ölümü dikkatlerin Karl M. Allein mektuplarında yoğunlaşmasına yol açmıştır. Jessup'un ve esrarengiz Heibergin peşine "Kara takım elbiseli (Musevi cenaze töreni kıyafetli adamların ) takıldığını ve Jessup'a garajında pusu kurduklarını yakın arkadaşı Valentine, basına inatla açıkladı ve "Jessup'un hayat dolu olduğunu, ölüm haberinden birkaç saat önce beraber olduklarını, intihar etmesinin hiç mümkün olmadığını, ölümünden önce peşindeki kara takım elbiseli insanlardan söz ettiğini ve bütün projelerinin çalındığını anlattığını" açıkladı. Böylece "Karl M. Allein notları" adıyla ortaya çıkan bu mektuplar, daha sonra olayı duyan diğer bilimciler yada yakınları tarafından basına açıklandı. ( Bunların bir kısmı ülkemizde de yayınlandı)

d-Dikkat edilirse, K. M. Allein notları ya kitaplarla ya esrarengiz yardımcıları aracılığıyla eğittiği seçme bilim adamları için hem uygulamalı bilimde akıl almaz deneysel teknolojileri, hem de bilim-kurgu örneğinde en güç teorileri içeriyordu.

Fakat K. M. Allein programlarında teknolojiden çok, "ileri teoriler" daha önemliydi.

Çünkü ileri teknolojiler hemen "Askeri alanlarca gasp" edilip, savaş amacına yönlendiriliyor, sır olarak tutulduğu için sivil dünya yararına açılamıyordu.

Bu bakımdan Karl M. Allein notları, öncelikle teorilere yönelmiş, ileri teknolojiyi ise "şimdilik kaydıyla" ertelemiştir. Teorik planlamada iki bilimsel yöntem üzerinde duruyordu: birincisi "tüme varım"a diğeri "tümden gelim"a dayanan teorik bilimleri buluşturup düğümlemek ve düğümün iki yakasına o muhteşem köprüyü kurmak.

Bunun için, maddenin (parçacık-taneciklerin sonlandığı sınıra; öte yandan o sınırın arkasındaki engin bölgeden geriye doğru gelerek evrenin "planck ölçeği" ötesini ve berisini birleştirip. "Transkozmoloji (ışınlama ve boyut değiştirme) bilimini oluşturup, bilinen ile bilinmeyeni kaynaştırarak "imkânsız ötesine geçerek mümkün olanı bulmak yöntemiyle din ve bilimi özleştirmeyi hedeflediğini" belirtiyordu.

Bilimi, Kuark-Mezon (en-küçük enerji tanecikleri) teoremiyle madde ötesini amaçlayan ve imkânsızın ötesini" gündeme alan Karl M. Allein notları, bunun için Mevlana Halid'in etkilediği Alman matematikçi Prof. Cantor'un bulduğu "Sonsuz setleri" yeniden gündeme almayı, böylece "Sonsuzun bilinmez öteki ucu yerine, başlanıcının belirlenmesi" politikasını benimseyen Karl M. Allen notları şöyle devam ediyordu. "Sonsuzun başlangıcı, bizim maddi evrenimizin bittiği Planck ölçeğinin minimumundan başlamalıdır.  Çünkü kuantlaşma (Enerjinin paketlenmesi) sadece, planck sabiti limitleri içindedir ve bundan ötede kuantlaşma olmayacağını sevgili Hilbert'in kanıtlandığını sevinçle duyuruyoruz. (Kuantum Kuralı: Işık ve diğer elektromanyetik ışınlar sürekli dalgalar olmayıp "foton" veya "kuanta" denilen en küçük enerjidir.) Ötemizde kalan evrenin matematiği ile fiziği üzerine iki ayrı etüt ekibi oluşturmayı planlamış bulunuyoruz. Bu ekiplerden matematikçi olanlar (TA) ve Fizikçiler (HA) kaydıyla anılacaktır.

Karl M. Allein bu plana "TA-HA" adını vermişti. Söz konusu "TA-HA" Kur'an'daki bir sureye adını veren iki harfin okunuşu (T,H) idi. İsim olarak "ta-ha"nın seçilmesi anlamsız değildi: çünkü Mevlana Halid'e göre, "Somut (olan bizim) everen Ya-Sin (Y ve S harfleri Kur'andaki bir surenin ismi) ve onun ötesinde soyut evren ise Ta-Ha haflerinin yönetimindeydi.

"Ta-Ha" planı ilk olarak 1940 öncesinde (Tomanege ve Jessup gibi aynı dönemde yaşayan ünlü kuantum fizikçisi ve matematikçisi olan Arnold Sommerfeldt'e gönderilen bir mektupla başladı. Sommerfeldt, birincisi, uzun zamandır kafa patlattığı "Kuantum mekaniği": diğeri ise, hiç aklına gelmemiş olan "Soyut Kütle" konusunda olmak üzere iki temel konuya değinen "Besmele ve Ta-Ha harfleriyle başlayan bir mektup aldı. Mektup kendisine, Almanca olarak, "Hemen İslam'ı tetkik edip, gönül rızasıyla en yakındaki bir İslami kuruluşta Kelime-i Şehadet getirmesini "teklif ediyor, bunun karşılığında kendisine inanılmaz kozmik sırlar ve formüller vereceğinin pazarlığını ediyordu.

Arnold Sommerfeldt'in yıllardır, bir türlü altından çıkamadığı, ünlü kuantum formülleri, şimdi "Hazır" olarak mektuptaydı. Öte yandan bugüne kadar hiç düşünülmemiş ve akla gelmemiş olan ışık hızının aşılması  konusunda da "Aynı formüllerin uygulanabileceğini, kütlenin ışık hızını aşamamasına karşılık "Kütlesi sıfırdan küçük ağırlıklar için ışıktan milyonlarca kez hızlı gitmenin mümkün olduğu" ve bu durumda "doğa yasalarının tam tersine işleyeceği" anlatılıyordu. Sommerfeldt, ünlü kuantum formüllerinin eksikliklerini de, bu K. M. Allein notlarından gidermiş oldu. Bir süre sonra da kuantum ve relative teoremleriyle çeliştiği halde "imajiner kütleyi" içeren formülleri de ortaya atmakta beis görmedi. 1955 yılında ölümüyle birlikte ortaya çıkarılan mektupların bazıların da ise, K.M. Allein ve v.d. Dergen yada v.d. Bergier ismi de yer alıyordu. Söz konusu bu mektupların 8 tanesi, halen Hamburg'da yaşayan Hermann Schlesing'de bulunmaktadır. Bunların Philadelphia deneyiyle, ilgili bulunan 8 tanesini basına açtı.

Sommerfeldt, dünya tarihinde ilk defe "SOYUT KÜTLEYİ" haber vermiş, insanın aklına ilk kez soyut (Mücerret, manevi, hayali) yapıyı matematikselleştirmişti.

Soyut kütle, "Planck sabitinin (yani maddi Evrenin) ardında kalan her şeyin" ismidir. Fakat Sommerfeldt'in ilgi ve bilgi alanında olmayışı nedeniyle, Karl M. Allein, bir dizi mektupla yeniden "Durgunluğun"  üzerine gidecekti.

Durgunluğun üç nedeni vardı. Her şeyden önce "Soyut kütle" (adı üzerinde "hayali" olduğundan, bilim çevrelerince cidiyeti tartışılıyordu. İkincisi, "Işıktan milyarlarca kez hızlı gitmek" fikri Einstein'ın izafiyet-bağıntılık (uzay ile zamanın, kütle ile enerjinin aynı şey olduğu) teoremi ile çelişiyordu. Üçüncü olarak da "Kuantum teoremini tam karşısına alıyordu". Fakat, maddenin bittiği yerde onların bulunması ve madde gibi sonlu, kısıtlı olmamaları matematik bir gerçekti. Bu da o imajener (hayali) kütlenin zımmi (Sezgisel) olarak bizimle birlikte var olduğu anlamına geliyordu. Bu nedenle Karl M. Allein notları "Soyut Kütle Konusunda" son derece kararlı ve ısrarlıydı.

Israrlıydı, çünkü temel aldığı ve kendisine manevi direktif aktığı "Mevlana Halidi Bağdadi'nin tezkiresi, bunu gösteriyordu.

SESAR bu konuda önemli bir rapor yayınladı:

Büyük felâketler büyük çözülme süreçlerinin işaret fişeğidir. Sovyetlerin; küresel düzen adına yeniden yapılandırılması öncesinde Çernobil ve Ermenistan depremi felâketleri; Japonya'nın yıllarca içinde çıkamayacağı ekonomik durgunluk dönemi öncesinde Kobe depremi yaşanmıştır. Türkiye'de gözlerimizin önünde yaşanan devletin çözülme sürecinin işaret fişeği ise; 17 Ağustos 1999 Gölcük depremidir.

17 Ağustos Depremi'nin, suni yollarla ve tektonik silahlarla gerçekleşmiş olma ihtimali; incelenmeye değecek kadar yüksek bir olasılıktır. Devletin arşivinde; diğer devletlerin elinde "tektonik silâh" teknolojisinin bulunduğuna dair her türlü bilgi bulunmasına ve bölgede deprem sırasında "uluslararası bir tatbikat" yapıldığı bilinmesine rağmen, bu konunun üstü kapatılmıştır.

Aşağıda daha önce gün ışığına çıkmamış; ya da o bilgi karmaşası içinde gözlerden kaçırılmış olan bilgileri ve soru işaretlerini dikkatinize sunuyoruz:

Depremin olduğu gece Gölcük'teki donanma üssünde, devir teslim töreni ile ilgili bir yemek/eğlence vardı. Bu eğlenceyi düzenleyen kuruluşun bütün elektronik sistemleri saat 11:00 civarında bozuldu. Çalışanlar; elektronik sistemleri bozulurken; havai fişekleri kontrol eden mekanizmaların kendiliğinden ateşlendiğini gördüler. Bu; bölgede depremden çok önce, ciddi bir elektro manyetik alanın varlığının en büyük kanıtı idi.

Bunları biliyor muydunuz?

Söz konusu gecenin organizasyon hizmetlerini sunan şirketin elinde o gecenin videobandı bulunuyordu. Bu videobandında; o gece yaşanan gariplikler açısından bir belge niteliğindeydi. Bir gazeteci o videobandını almak için şirkete başvurduğunda şirket ilk başta bunu kabul etti ve ertesi gün videobandını vermek için gazeteci ile sözleşti. Fakat nedense şirket bu kararından vazgeçti ve gazeteci ile yaptığı konuşmayı bile inkâr etme noktasına geldi!?.

  • a- Bölgedekiler, radyolarının kendiliğinden kanal değiştirmesi gibi garipliklere depremden saatler önce tanık olunmuştu.
  • b- Deprem sonrası bölge balıkçılarını şaşırtan ise; denizden çektikleri ağlarının yanmış olduğuydu.
  • c- Dikkat çeken bir diğer fenomen; depremden iki gün önce Büyükada semalarında gözüken mavi ışık topuydu.

Donanma üssünün yanında oturanlar;

  • d- Deprem sırasında, gemilerin üzerinde bir elektrik arkının oluştuğunu, yıldırım ışığına benzeyen bu ışığın göğü yarar gibi, "dizel motor" sesi çıkararak bir süre ilerledikten sonra gemilerin tam üstünde denize doğru büyük bir gürültü ile boşaldığını gördüler
  • e- Depremden önce; Karl Buckthought isimli bir Kanadalı uzman'ın 10 Temmuz'da Saroz körfezi açıklarında 6 şiddetinde bir deprem yaşanacağı yolundaki tahmini Aktüel dergisinde yer aldı. Bu haber "deprem profesörü" Işıkara'yı, "halkı paniğe sürüklediği" için çok kızdırmış olacak ki; o gün Saroz'a gidip halkla birlikte sabahladı. Buckthought medyada Kanada Toronto Üniversitesi'nden profesör olarak tanıtıldı. Hâlbuki kendisi bu üniversitede profesör değil, sadece oradan diploma almıştı. "Deprem hezeyanını" başlatan bu isim; depremden hemen sonra ortalığa çıkmaz oldu ve kendisi ile temas kurmaya çalışan gazetecilerin hiç bir sorusuna cevap vermeye yanaşmadı.

Acaba: Aktüel dergisinde bu haberi yapan muhabirleri Buckthought'a kim yönlerdi?

  • f- Deprem öncesinde bölgede bir tatbikat yapılıyordu. Tatbikata; İngilizler ve İsrail'liler de katılıyordu. Tatbikat için bölgeye bu devletlerin denizaltıları da gelmişti.

Kritik sorular şunlar:

  • 1- Bu tatbikatın konusu neydi ve tatbikat sırasında özel bir teknoloji denendi mi?
  • 2- Denendiyse; bu teknoloji denenmesi Türk yetkililerin bilgisi dâhilinde miydi?
  • 3- Yabancı denizaltılar bünyesinde bölgeye bu teknolojiye dair özel bir cihaz getirildi mi?
  • 4- Bu denizaltılarla birlikte bölgeye bir MHD jeneratörü sokulma ihtimali neydi?

g-  O günlerde "deprem silahı" tezini ortaya koyanlara "komplo teorisi" suçlaması ile deli muamelesi yapılıyor ve "bilim adamı" kisvesi altında isimler teknik olarak böyle bir şeyin mümkün olamayacağı şeklinde ahkam kesiyorlardı. (Benzer bir mantıksal perdeleme; ilk yıllarında cep telefonları teknolojisinin dinlenip dinlenemeyeceği tartışmaları sırasında da yaşandı) Fakat aynı günlerde; ABD Savunma Bakanı'nın 1997 yılında Georgia Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada bizzat kendi ağzından "tektonik silâhların" varlığını kabul ettiği konuşma açık kaynaklardan tespit edilmiş ve ilgili makamlara iletilmişti.

İstedikleri zaman basında her türlü konuyu ön plana çıkarabilme yeteneğine sahip bazı makamlar; bu bilginin üzerine neden yattı ve medya bu somut kanıtı neden görmezden geldi?

h-   Depremden iki saat sonra bölgeye İsrail'in ordu bağlantılı kurtarma ekipleri geldi. Trakya'daki birliklerin bile bölgeye 24 saat sonra intikal edebildiği düşünülürse; İsrailli kurtarma ekiplerinin bu kadar hızla bölgeye intikal etmesinin arkasında bilmediğimiz bir ön hazırlık nedeni mi mevcut idi?

i-   Bu kadar devasa bir depremin sismografi kayıtları ilk günlerde kimseye gösterilmedi. Bu kayıtlar çok sonraları toplumun önüne getirildi. En ufak depremden sonra bile medya malzemesi yapılan bu kayıtların bu kadar uzun süre saklanmasının sebebi neydi?.

"Deprem Profesörü" Işıkara bu kayıtların saklanması konusunda ne rol üstlendi?

j-  Depremden hemen sonra Cumhurbaşkanı Demirel, "deprem profesörünü" Kandilli'de ziyaret etti. Demirel ile Işıkara'nın basına kapalı görüşme konusu, yukarıdaki soru ile mi ilgiliydi?

k-  Gölcük'teki deprem öncesinde bölgede başka depremler kaydedildiği halde bunlar Rasathane'nin kayıtlarında yer almıyor. Afet İşleri Genel Müdürlüğü'nün ve TÜBİTAK'ın kaydettiği depremleri Kandilli'nin es geçmesinin bir nedeni olabilirmiydi?

Müslüman bilim adamı: Nicola Tesla:

1800'li yılların sonlarında yaşayan Sırp asıllı Müslüman bilim adamı Nikolai Tesla; "kayıp bilimin" dehaları arasında sayılır. Günümüzdeki elektrik teknolojisinin temeli olan "dönen manyetik alan"ı keşfeden Tesla; elektrik enerjisinin iletimi konusunda çığır açtı ve kendi adına 700 patent kaydettirmeyi başarmıştı. Tesla'nın "ucuz üretilen ve iletilen elektrik/enerji" teorilerinin ve motorlarının (yarattığı bir türbin, elde tutulabilecek büyüklükteydi ve 10 beygir gücü büyüklüğünde enerji üretebiliyordu) zamanın yeni yeni palazlanan enerji baronlarının pek hoşuna gitmediği için tarihin karanlıklarına itilmiş ve üzeri kapatılmıştır.

(Tesla'nın kablosuz enerji iletim projesi; enerjinin ücretsiz ve kablosuz olarak doğal ortamlar üzerinden iletilmesi durumunda para kazanamayacak olan yahudi J.P. Morgan'ın canı sıkıldı ve General Electric'in arkasındaki güç olan J.P Morgan Tesla'nın laboratuvarına sağladığı finansmanı askıya aldı.)

Tesla'nın tarih karşısında uğradığı haksızlıklara bir örnek olarak; radyo'nun mucidinin Marconi olduğunun zannedilmesi gösterilebilir. Hâlbuki patent kayıtları Tesla'nın radyoyu Marconi'den daha önce keşfettiğini açıkça göstermiştir ve ABD Anayasa Mahkemesi Tesla'nın ölümünden iki yıl sonra aldığı kararla bu gerçeği yasal olarak tescil etmiştir.

Merak edenler bu dahi bilim adamı hakkında daha fazla bilgiyi çeşitli kaynaklardan edinebilirler.

Asıl bilinmesi gereken; Tesla'nın 1890'lı yıllarda "teleforce"; enerjinin kablosuz olarak doğal ortamlar üzerinden dünyanın herhangi bir yerine iletilmesi ve "telegeodynamics"; herhangi bir uzaklığa mekanik enerji transferi prensiplerini deneyleri ile gerçekleştirmesi ve bu deneylerin sonuçlarının bilimsel dergilerden; zamanın New York gazetelerinde kendisi ile yapılan röportajlar aracılığı ile kamuoyuna aksetmesidir.

1934 yılında New York gazeteleri 78. yaş gününde Tesla'nın; "kilometrelerce öteden orduları ve uçak filolarını bir enerji dalgası ile yok edebilecek silahın temelini oluşturacak teknolojiyi geliştirdiğini" bildirmişlerdi. Bir sene sonra; Tesla'nın 79. doğum gününde, gazeteler bu sefer bilim adamının "dünyanın katmanları üzerinden enerji iletimi sorununu çözdüğünü ve bunun "kontrollü depremler" yaratmak için askeri anlamda kullanılabileceğini" ifade ve itiraf etmişlerdi.

Kısacası; bizim medyamızın 1900'lerin sonlarında "deli saçması" olarak nitelediği teknolojinin varlığı; 1890'larda keşfedilmiş, 1900''lerin başında ABD Basınında gündeme getirilmişti.

Tesla; bilimsel kişiliği, buluşları ve enerji/elektrik teorisi ile tarihin sayfalarından silindi. Ta ki; birileri bu teknolojinin aktif olarak kullanımında bir artış olduğunu keşfedene kadar.Tesla'nın prensipleri üzerine geliştirilen bir diğer dal ise MagnetoHydroDynamics (MHD)

Bu dal; "iletken bir sıvı ile manyetik alanın" etkileşiminin incelenmesi olarak özetlenebilir.

MHD'nin en büyük avantajı; mekanik parçalar olmadan verimli enerji üretmesi ve bu sıvı bir doğal yakıt ile ısıtılıp plasma haline dönüştürüldüğünde oluşturulan enerji ise, normal santrallerden elde edilenden çok daha verimli hale gelmesidir. Örnek olarak; 1000 Megawatt'lık bir MHD jeneratörü 42.000 pound ağırlığında olabiliyor ki; bu rahatça hava taşıtları ile nakledilebilir hafifliktir.

Günümüzde bu prensibi kullanarak enerji üreten jeneratörlere yönelik araştırmalar yapılmakta olup; bu araştırmalardan bir tanesinin başlığı aynen şöyledir:

"MHD Jeneratörlerin Yarattığı Elektromanyetik Etki Sonucu Oluşan Sismik Faaliyetler"

Araştırmanın katılımcıları;

Moskova Yüksek Yoğunluklu Enerji Araştırma Merkezi

NPO Soyuz Dzerzhinsky, Moscow

Shizuoka Institute of Science and Technology; Fukuoaka/ Japonya

Textron Systems / ABD University of Tsukuba / Mühendislik Mekanikleri ve Sistemleri Enstitüsü

 Araştırma; MHD jeneratörlerin oluşturduğu elektromanyetik darbenin yarattığı deprem dalgasının incelenmesini ve bu dalganın; küçük depremler yaratarak büyük depremleri önleme yolunda kullanılıp kullanılmayacağının belirlenmesini hedeflemektedir. Araştırmanın; ön sonuçları MHD jeneratörünün çalıştırılmasından 2-7 gün sonraki aralıkta yerel depremlerde ciddî bir artış gözlemlendiği yönündedir.

Elimizde bir başka araştırmanın metni; Gürcistan Bilim Akademisi'ne ait. Akademide; Tamaz Chelidze başkanlığında yapılan ve ilk periyodik raporu 2001 Mayısında sunulan proje; hayli teknik ayrıntılara girerek; fay hattına sahip kayalar üzerinde etkili deneysel ekipmanların nasıl yapıldığından, "Elektromanyetik Depremlerin Laboratuar Modellemesi" gibi başlıklara kadar birçok ilginç alt başlığa sahiptir.

Sizlere sadece özetleyebildiğimiz bir kaç bilimsel kavram, bir bilim adamı ve çeşitli araştırmaların açıkça ortaya koyduğu gerçek; dünyada tektonik ve elektromanyetik silah teknolojisinin en az yüzyıl öncesinden konuşulmaya başlandığı ve Gürcistan dahil bir çok ülkenin bu teknoloji üzerinde çalışmalar yaptığıdır.

Böyle bir ortamda; "deprem silahı" kavramını saçmalık olarak ilan eden bilim adamlarının literatür olarak neyi takip ettiklerini; etseler bile anlayıp anlamadıklarını; anlasalar bile doğruları konuşma cesaretine sahip olup olmadıklarını ciddi anlamda sorgulamamız gerekiyor.

Tetikleyicileri Belirsiz ama Tetiklendikleri Belli Depremler

7 Nisan 2001'de ABD'de yayın yapan bir radyo programının konuğu "YerKüre Değişiklikleri" isimli kitabın yazarı Alfred Webre idi. Programın konusu ise; "Doğa silahları ve 28 Temmuz 1976 Çin ve 17 Ağustos 1999 Türkiye depremleri gibi elektromanyetik olarak tetiklenmiş(kaza ile veya kasten) depremler" idi.

Gölcük'te yaşadığımız felaketin tetikleyici unsurunu bulmak bir yana; bu depremin diğer bazı depremlerle benzerliği, olasılıkla açıklanamayacak kadar ilginç özellikler arz etmektedir. Daha da ilginç olan; Gölcük depremi ile benzerlik gösteren bütün depremlerin; kendilerini tetikleyen kesin olarak bilinmese de; bu depremlerin başka jeopolitik süreçleri tetikledikleridir.

Tezimizi daha net ortaya koyabilmek için adım adım ilerleyelim.

1995 Kobe Depremi, Öncesi ve Sonrasının Düşündürdükleri :

1990'lı yılların başında; Japonya'da ciddi bir siyasi güce sahip ve 1995 Tokyo kimyasal gaz saldırısının faili olduğu iddia edilen Anti Siyonist Aum Tarikatı'ndan bir ekip; Tesla teknolojisini incelemek için Belgrad'ı ziyaret etti

1990'ların başında; sınırlarındaki adalar sorunu nedeni ile teknik olarak halen "savaşta" olan Rusya ile Japonya arasında barış rüzgârları esmeye başladı ve Aum Tarikatı lideri, eski Sovyet Başkanı Gorbaçov ve KGB şefi arasında Moskova'da bir görüşme gerçekleşti. İddialara göre; toplantıda Sovyetlerin elindeki "tektonik silah teknolojisine"" karşılık Japonların elindeki "süper bilgisayar teknolojisi"nin değiş tokuşu görüşüldü.

Bu görüşmenin hemen sonrasında; Moskova'da Rus-Japon Üniversitesi kuruldu ve Aum tarikatının yönettiği bu üniversitede Rus ve Japon fizikçiler çalışmaya başladı

1993 yılının başında; Aum tarikatı liderinin yardımcılarından biri Avustralya'ya gitmeden önce Rusya'ya uğradı. Daha sonra Avustralya'ya geçen başkan yardımcısı; Batı Avustralya'da Banjawarn bölgesinde 200.000 (iki yüz bin) hektarlık devasa bir koyun çiftliği aldı. Bir iddia Aum tarikatının bu çiftlikte sarin gazını denediği yolundaydı.

28 Mayıs 1993 tarihinde merkezi Banjawarn'deki koyun çiftliğine çok yakın olan 3.7 şiddetinde bir deprem meydana geldi. İşin ilginci; bu deprem Avustralya'nın o bölgesinin tarihinde kaydedilen tek depremdi.

Görgü tanıkları; deprem öncesinde, gökyüzünde bir ışık çizgisinin/topunun ilerlediğini ve daha sonra yere doğu mavi bir şimşek olarak çakmasına müteakip depremin meydana geldiğini belirttiler. Patlamanın olduğu bölgenin üzerinde daha sonra; turuncu yarım küre şeklinde bir ışıma belirdi. Yarım küre şeklinde bu ışık havada iki saat asılı kaldı ve daha sonra; tanıkların ifadelerine göre "birinin düğmeyi kapaması gibi", ortadan kayboluverdi.

8 Ocak 1995'te; Aum tarikatının lideri Asahara; radyoda yayınlanan bir röportajda aynen şöyle dedi: "Japonya 1995 yılında bir deprem saldırısına maruz kalacak. Büyük ihtimalle hedef Kobe olacak" dedi.

17 Ocak 1995'te; yani Aum liderinin uyarısından tam 9 gün sonra Kobe'yi yerle bir eden deprem meydana geldi.

7 Nisan 1995'te; Aum tarikatının Bilim ve Teknoloji "Bakanı" Hideo Murai Yabancı Muhabirler Kulübünde düzenlediği basın toplantısında sorulan sorulara cevap verirken aynen şöyle dedi: "Bu depremin elektromanyetik güç yoluyla tetiklendiğine yönelik güçlü bir olasılık vardır ya da birileri yer kabuğu üzerine böyle bir gücü uygulayan cihaz kullanmış olabilir!"

1995 Kobe depremi sonrasında Tokyo borsasının çöküşü ile başlayan ve Asya'da Barings bankasının çöküşü ile devam eden finans depremi Japonya'yı uzun yıllar içinden çıkamayacağı bir ekonomik krizin içine çekti.

Aum tarikatına yüklenen Tokyo sarin gazı saldırısı sonrasında Rusya ile yakınlaşmaları başlatan hükümet istifa etmek zorunda kaldı ve tarihin makro seyri içerisinde kurulmaya çalışılan Rusya - Japonya - Almanya ekseni (Kobe'nin sanayi kalkınması ve inşa ettiği yeni devasa liman Alman finansmanı ile mümkün olmuştu) fay hattı ile birlikte kırıldı. Japonya 1990'ların sonlarına doğru yaklaşılırken; ABD'nin uzaydan sağlayacağını söylediği "güvenlik şemsiyesi" altına girmeye ve ABD'nin koalisyon ortaklığı için daha uyumlu bir müttefik haline gelmişti.

1988 Ermenistan Depremi ve düşündürdükleri:

Buna benzer bir tezi 1988 yılı 7 Aralıkta Ermenistan'ın Spitak şehrinde meydana gelen deprem için de ortaya koyabiliriz. Bu depremi incelediğimizde bazı çarpıcı benzerlikler ile karşı karşıya olduğumuzu görürüz:

  • Ermenistan'daki depremden hemen önce, 6 Aralığı 7 Aralığa bağlayan gece Ukrayna'nın Lvov kentinden Ermenistan'ın başkenti Erivan'a; Sovyetlerin özel kuvvetlerinden 400 kişilik özel bir tim getirildi. Stratejik noktaları korumakla görevli bu tim; 7 Aralıkta depremin gerçekleşmesinden tam 45 dakika sonra Spitak'daydı ve hassas bölgeleri ve devlet binalarını çevirmişlerdi.
  • Ermeniler; özel kuvvet askerlerine ne zaman intikal ettiklerini sorduklarında şu cevabı aldılar: "Depremden bir gün önce Erivan'dayken bize yarın Spitak'a geçeceğimiz söylendi"
  • Deprem bölgesine iki saat önce ulaşan özel İsrail ekibine; Gölcük'e gidecekleri acaba ne zaman söylenmişti?
  • Diğer bir ilginç benzerlik; sismograf kayıtları ile ilgili idi. Depremden bir saat sonra; güvenlik görevlileri ilgili merkezlerden sismograf kayıtlarını topladılar ve Ermeni Televizyonu; "bütün sismograf kayıtlarının depremin şiddeti ile paramparça olduğunu" bildirdi.
  • Türk kamuoyuna ise böyle bir yalan söylenme gereği bile duyulmadı. Çünkü "Deprem dede" bu anlamda görevini fazlası ile yerine getirmekteydi...
  • Ermenistan depreminde de; aynen Gölcük'teki gibi tek değil; iki ayrı sarsıntı yaşandı. Gölcük depremini yaşayanlar; birinci sarsıntının sona erdikten sonra ikinci ve daha şiddetli bir sarsıntının gerçekleştiğini görmüşlerdi.
  • Deprem sırasında Erivan'dan bile duyulan güçlü bir patlama sesi geldi. Normal depremlerde bu tür patlama sesi olmaz. Türkiye'de de Marmara'nın öte yakasından duyulan bu patlama sesi neyin sesiydi? Yetkililer buna bir türlü cevap vermemişlerdi.
  • Depremden bir yıl sonra; Moskova'daki Komünist Parti kongresinde, Bayan Ermeni delege Ludmila Harotunyan ile zamanın savunma bakanı Marshhal Yazov arasında şu konuşma geçti:
  • Ermeni Delege: Sayın Yazov; Ermenistan depreminde felâket alanına ne zaman geldiniz; PATLAMADAN önce mi, sonra mı?
  • Yazov: PATLAMADAN iki saat sonra
  • PATLAMA'yı kabul ettiğini fark eden Yazov bir kaç saniye sonra kendini toparlıyor ve cevabını; "Hayır; Depremden iki saat sonra" diye düzeltiyor.
  • Ermeni Delege: Spitak'a iki saat içinde varmayı nasıl başardınız? Spitak'a varmak için ya önce Tiflis'e veya Erivan'a gelmeniz lazım ki; buradan da Spitak'a varmanız en az 1.5 saat sürer!?
  • Bu noktada konuşmanın kontrolden çıktığını gören Gorbaçov; Ermeni delegenin mikrofonunu kapatarak, Sovyet Savunma Bakanı'nın daha fazla zorda kalmasını engelledi.

Başta da belirttiğimiz gibi: Büyük felâketler; büyük çözülme süreçlerinin işaretidir: Ermenistan depremi; Ukrayna'daki Çernobil faciasından sonra Sovyet sisteminin çözülüşünün ikinci işaret fişeği oluyordu. Sovyetlerin çözülüşü bazıları için kontrollü bir operasyondu. Fakat Stalin zamanında topraklarını kaybettiklerini iddia eden Ermenilerin başlattığı Karabağ hareketi, Sovyetlere karşı kontrol dışı bir ayaklanmaya dönüşmek üzereydi ve Ermeni depremi bu hareketi kökünden etkisiz hale getirerek; Sovyet çözülme sürecini yeniden rayına oturttu.

Papua Yeni Gine'deki Tisunami'den ilginç bir ayrıntı:

17 Temmuz 1998'de Papua Yeni Gine'de gerçekleşen ve onbinlerin ölümü ile sonuçlanan Tsunami felâketinden kurtulanlar; üzerlerine gelen denizin ve üzerindeki havanın "alevler" içinde olduğunu söylemişlerdi.

Tsunami ile "ateş"'in görüldüğü ilk defa olmaktadır ve felâket sonrasında yanmış cesetlerin varlığı, "kayalara sürterek yandılar" gibi garip açıklamalarla geçiştirmişti. Balıkçılarımızın ağlarının yanması ile ciddi benzerlikler gösteren bu yanma olayına bilim adamları hiç bir mantıklı açıklama getirememişti.

ABD Kongresi'ne sunulan H.R. 2977 numaralı 107. yasa taslağı şunları öngörmektedir:

a-Uzayın işbirlikçi ve barışçıl amaçlarla kullanılması. b-Uzaya silah platformları yerleştirilmesine engel olunması. c-Aşağıdaki silah sistemlerinin yasaklanması.

  • Elektronik, psychotronic veya bilgi silahları
  • Kimyasal iz bırakan silahlar (chemtrails)
  • Yüksek irtifa çok düşük frekans silahları
  • Plazma, elektromanyetik, sonik veya ultrasonik silahlar
  • Lazer silah sistemleri
  • Kimyasal, biolojik, çevresel, iklimsel ve tektonik silâhlar

(Hiç duymadığınız silah sistemlerini duymak için güzel bir liste)

International Science and Technology Center (ISTC)'ın 1545 nolu projesinin başlığı ve açıklaması:

  • Başlık: Güçlü Elektromanyetik Dalgaların Etkisi ile Uzaydan Sismik Değişim Oluşturma
  • Açıklama: MHD jeneratörlerinin silah olarak kullanılma olasılığı sonsuzdur. Etkili bir MHD savunması kurulduğu takdirde ve sadece atmosferin gücünü kullanarak; 8-10 tane Tesla Coil'i (Yay) ve mıknatıslar aracılığı ile çok güçlü elektrik alanları yaratmak mümkündür.

Yukarıdaki bilgileri "Shell 20" ismi verilen ve aynı bilimsel prensipler kullanılarak; havada uçan herhangi bir aracın (füze;uçak) içinde geçtiği takdirde düşmesine yol açacak "elektromanyetik zırh" teknolojisi ile birleştirdiğinizde; bir ülkede yabancı güçlere "üs" vermenin düşündüğümüz çok ötesinde; bir tehdit içerdiğini söylememize gerek var mı bilmiyoruz.

İçinde özel kuvvet askerlerimiz bulunan Casa uçağının bilinmeyen bir sebeple birden yere çakıldığı bölgede bir NATO üssü bulunduğunu; duymayacağını, duysa da hareket edecek cesareti kendinde bulamayacağını bildiğimiz kulaklara hatırlatmanın tam zamanı.

Elimizdeki konunun hassasiyeti; herhangi bir analiz konusunun ötesinde bizleri tezimizi en doğru ve sağlıklı şekilde dile getirmeye zorluyor.

Biliyoruz ki;

1- Tektonik silah teknolojisi en az 100 yıldan beri vardır ve bu teknoloji bir silah olarak belli başlı büyük devletlerin elinde bulunmaktadır.

2- Türk Devleti; aslında NATO çalışmaları kapsamında bu teknoloji ile 1970'li yılların başından itibaren tanışmıştır. FEYDAMİK isimli Adana'da başlayıp; Marmara'ya taşınan bir projede çalışan Türk mühendisler bu teknoloji ucundan da olsa görme imkanına kavuşmuşlardır.

3- Türk Devleti; bu teknolojinin ve silahının varlığına dair gerekli somut bilgilere sahiptir ve dolayısı ile 17 Ağustos depreminde, önemli ihtimallerden birininde "tektonik silah" teknolojisi olduğunu bilecek birikimi vardır. Sorun; bilgi eksikliği değil; böyle bir olasılığı; doğru ya da yanlış, araştırıp sonlandıracak cesaret, misyon ve vizyon noksanlığıdır.

4- Depremin öncesi ve sonrasına dair bütün bilgiler bilinçli bir kampanya ile kamuoyundan saklanmış ve kamuoyu depremin hezeyan boyutunda tutularak; deprem fenomeninin bugüne kadar toplum üzerinde bir psikolojik silah olarak kullanılmasının da önü açılmıştır. ((Deprem sırasında Gölcük tersanesindeki gerçek hasarın ne olduğunun saklanması gibi devlet sırrı kapsamındaki bilgilerin ifşa edilmesi gerektiğini savunmuyoruz. Savunduğumuz; bu konunun olası sebeplerine dair bütün boyutların ortaya dökülmesi Türk devletinin seyirciliğinde, medya tarafından başarı ile engellenmiş ve saklanmıştır.)

Elimizdeki bulgulara ve bilgilere dayanarak iddia ediyoruz ki;

a- 17 Ağustosta Gölcük'te yaşanan deprem felâketinin doğal olmayan yollardan olma ihtimali; doğal yollardan olma ihtimali kadar fazladır ve sonuna kadar "milli güvenlik" meselesi olarak takip edilmesi gereken bir konudur. Bu inceleme yapılmadığı gibi "vatana ihanet" boyutunda bir aymazlıkla konu örtbas edilmiştir

b- Deprem sırasında bölgede "uluslararası bir deniz tatbikatı" gerçekleşiyor olması; bu tatbikata katılan İsrail, İngiltere ve ABD gibi güçlerin hepsinin elinde bu teknolojinin şu veya bu boyutunun olduğunun bilinmesi yukarıda belirttiğimiz inceleme gereğini daha da önemli hale getirmektedir.

c- Deprem sonrasında; Türkiye'nin ekonomik ve sosyal olarak girdiği ve bir türlü içinden çıkamadığı istikrarsızlık girdabı; dünyadaki diğer depremlerin jeo-politik analizleri ile gösterdiği benzerlik dikkate alındığında; 17 Ağustos depreminin Türkiye'ye yönelik küresel operasyonun işaret fişeği olması çok ciddi bir ihtimaldir. Deprem sonrasında; bölgede yaşanan sosyal çözülmeden, bölgenin misyonerlik faaliyetleri için giriş kapısı haline gelmesi, ekonomik krizlerin deprem sonrasındaki süreçlerle bağlantıları ve istihbarat örgütlerinin bölgede gerçekleştirdikleri yapılanma bu tespitler ışığında yeniden değerlendirilmelidir.

KISACASI;

17 Ağustos'ta Gölcük'te gerçekleştirilen teknolojik bir deneyin; kasten veya bilinçli olarak kontrol dışına çıkarak; Türkiye'nin halen yaşamakta olduğu istikrarsızlık girdabının fitilini ateşleyecek; fizikî, sosyal ve siyasî bir çöküşü hızlandırmış olması ihtimali ciddî bir olasılıktır ve sadece yaşayan değil; kaybettiğimiz onbinlerce vatandaşımızın bu olasılığın ciddi bir incelemeye tabi tutulmasını istemesi en doğal vatandaşlık hakkıdır.

Erbakan Hoca'nın bazı özel sohbetlerinde "Ülkemize, İslam alemine ve müttefiklerimize yönelik düşman füzelerinin ve nükleer tehditlerin, karşı silahlar ve sistemler yerine, oluşturulacak elektromağnetik dalga boylarıyla hedefinin değiştirilebileceğini, hatta düşman merkezlere yönlendirilebileceğini söylerken, bazıları bunun sadece kuru bir temenni ve teselli olduğunu sanmaktadır.

Oysa yaklaşık 100 yıl öncesinde bile gizli Müslüman bilim adamı Nikolai Tesla, buna benzer projeleri bulmuş ve bizzat başarılı denemelerini yapmıştır.



[1] Bak: Prof. Dr. Hans Von Aiberg. Arzdan Arşa Evrenin Sırları C. 2 Apendıx: 35

[2]  Bak: Haarp-Kıyamet  Teknolojisi E. Vatandaş. Sh. 31-39 Timaş

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

TÜRKİYE CUMHURİYETİ BAĞIRSAKLARINI MI TEMİZLİYOR, YOKSA CAN MI ÇEKİŞİYOR?!
PKK’nın sivil kanadı olan BDP Başkanı: “Gerekirse PKK’ya saldıran tankların...
Devami
YUNANLI FİLOZOFUN KEHANETİ VE GAFLETİMİZİN KEFARETİ
  "Türklerin Başına Geçecek 11. Devlet Adamı Parçalanmak ve Yıkılmak Üzere...
Devami
Dr. MEHMET SÜRMELİ’NİN ASILSIZ İTHAM VE İFTİRALARI
  Dr. MEHMET SÜRMELİ’NİN ASILSIZ İTHAM VE İFTİRALARI          Dr. Mehmet Sürmeli “Belagat...
Devami
HÜKÜMET-CEMAAT KAPIŞMASI; İçtihat Farklılığı mı, Menfaat Kavgası mı?
Fetullah Gülen’in İran’a sataşması! Muta nikâhı, İslam öncesi cahiliyet devrinden kalan,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 6485

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR