Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün361
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta10889
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay108804
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16746779

IP'niz: 3.237.66.86
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182559

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

DİYALOG ŞARLATANLIĞI VE BOP ŞEYTANLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Londra saldırıları sonrası anlaşıldı ki İngiltere'de de farklı dinler, inançlar ve kültürler iç içe değil, yan yana yaşıyorlarmış. Cemaat düzeniyle. Tıpkı on yıllar boyunca aynı başarı öyküsünün diğer dekoru gösterilen Hollanda gibi.

Irk Eşitliği Komisyonu Başkanı Trevor Phillips'in raporları bu sancılı uyanışın acılarını adeta kamçıladı:

"İngilizler her geçen yılın farklı ırk, etnik köken ve dinden gelenleri birbirlerine daha çok yaklaştırdığına ve kapalı toplumun zarlarını yırttığına inanıyorlardı. Bu güzel ama aslı astarı olmayan bir umuttu. Gerçekte İngiltere'de topluluklar ya da cemaatler birbirlerinden her kuşakta biraz daha uzaklaşıyorlardı."

 

Phillips'in gözlemlerini "saha çalışmaları" fazlasıyla doğruladı. Örneğin bombacıların doğup büyüdükleri Brixton'da yüz yüze görüşmelerde, modelin iflası en acı cümlelerle dile getirildi:

"Ben siyahım, arkadaşlarım siyah, komşularım siyah. Hayır, ırkçılık değil bu; sadece hayatın gerçeği. Sizin gibi olan insanlarla büyüyor, okula gidiyor, çalışıyor, evleniyorsunuz."

Hangi seçenek daha etkili?

Peki, yarım yüzyıl önce İngiltere'ye gelmiş ailelerin adada doğup büyümüş, İngilizce ana dili olmuş çocuklarını yurttaşlıktan çıkaramayacağınıza, hiç görmedikleri topraklara süremeyeceğinize göre çözüm ne? Üç öneri var:

a- İlki İslamiyet'te reform çabalarını özendirmek. Ancak bu, değil tek başına İngiltere'nin, tüm Avrupa'nın bile gücünü ve haddini aşan bir konu. Ve de çok uzun vadeli çözüm.

b- Geriye siyasetçilerin ve akademisyenlerin kıyasıya kapıştıkları iki seçenek kalıyor:

1- Çok dinliliği ve çok kültürlülüğü tüm koşullarıyla uygulamak: Cemaatlerin kendi hukuk sistemlerine göre kendilerini yönetmelerini kabullenmek. Hatta kendi parlamentolarını oluşturmalarına imkân vermek.

2- Laikliği radikal yorumuyla uygulamak: Hazırlanacak yeni bir anayasaya dayalı olarak laik devletle yurttaşları arasında yeni bir toplumsal sözleşme imzalamak.

"İlk seçenek" deniyor, "Osmanlı modelini işaret ediyor. İkincisi ise Fransa ve Türkiye'nin benimsediği Jakoben laiklik anlayışını."

Cumhuriyet Türkiye'sinin hilafet makamını ilga etmesi sonucu Sünni İslam'da referans otoritesi kalmaması nedeniyle, ilk seçeneğin pratikte Müslümanlar için bağlayıcı meşruiyet kaynağı yaratamayacağı görüşü ağır basıyor.

O nedenle de arayışlar ikinci seçeneğe yönelmiş durumda. Bu da projektörleri bir kez daha Fransa'nın geçen yıl uygulamaya koyduğu okullarda türban yasağı ve sonuçlarına çevirdi.

Sonuçları? Onu da Fransa Milli Eğitim Bakanlığı'nın yasanın uygulamadaki etkilerini izlemekle görevli biriminin başındaki Hanife Şerifi'nin henüz kamuoyuna açıklanmamış raporundan aktaralım:

"Bu yasa ve getirdiği yasaklar, türbanlı kızlar ve aileleri için kurtuluş oldu."[1]

Mini "Haçlı Seferi"

Papa'nın Almanya ziyaretine pespembe gözlükle bakanlarımız, ‘olumlu' görünen söylemlerindeki ‘haçlı kızıllığı'nı fark edemiyorlar. Papa'nın sinagoga gidip camiye ayak basmaması aslında, "Terör İslâm'ın ürünüdür" demesi anlamına gelir.

Papa'nın Almanya ziyareti medyamıza genellikle olumlu yanlarıyla yansıyor. Peki, Papa'nın burada yaptığı köktenci ayırım? 16. Benediktus sinagog ziyaret ediyor ama bir camiye ayak basmıyor.

Hoş Papa'lar -Mason olanları hariç- Yahudilikten de hazzetmezler ama Musevilerin dünya ölçeğinde, -özellikle medyalarda- etkinliklerini hesaba kattıkları için bazı şirinlikler yapabilirler. Böylece Katolik cephe de, Musevi-Protestan Şahinliği gibi sadece Müslümanlara diş geçirebileceğini vurgulamış olur. Papa'nın ‘Müslüman gençlerin iyi eğitimi üzerinde önemle durduğu' şeklindeki ifade de böylesi bir ısırganlıktır. Aslında Papa, kendince kibar bir dille suçlamasını yapmış demektir: - Terör İslâm'ın ürünüdür!

Tarihteki Hasan Sabbah'tan gizli örgüt inceliklerini öğrenip Batı'ya taşıyan ‘Tapınakçılar' sonraki çağlarda Batı sömürgeciliğinin beyin takımlarını oluşturmuşlardır. Halen de büyük gizli servislerin kumanda merkezlerinde ve fitne mutfaklarında bu mahfiller etkindir. (Nazi'ler için de böyleydi.) Batılı şahinliklerin akıl hocaları genellikle Haşhaş benzeri gizli yapılardan gelmedir. Batı'nın ürettirdiği yeni güncel Haşhaş örgütü Kaide'dir.

Ziyaretin en önemli gerçeklerinden biri; ülkedeki Protestanları bile kaygılandıran (!) ‘İslâm Tehlikesi'ne karşı Alman gençlerini bilinçlendirmek. Bu öyle bir tutku ki, bazı Alman din adamlarını galeyana getirmekte, İslâm'a karşı ‘Kaideci' sertliğinde saldırgan mücadele verme yolunda vaazlar ettirebilmektedir.

Hasılı Papa'nın ziyareti, Alman gençliğini yeniden Hıristiyanlaştırma hedefine yönelik bir etkinlik. Tabii ki Hıristiyan bir toplum için doğal bir girişim. Ancak, şimdilerde Alman gençler İslâm'dan çok Budizm'e ilgi duydukları halde, Müslümanları fiilen ‘bir numaralı düşman' gibi göstermeyi tetikleyecek kampanyaların kime ne hayrı olabilir?[2]

İmam yapsa "meczup" derler!

Papa yapınca cazip oluyor!...

Almanya'da kendisini dinlemeye gelecek Katoliklerin günahlarının bağışlanacağını duyuran bir "endüljans" kararnamesi çıkaran Papa 16. Benediktus, amacına ulaştı. Katılanların günahlarının affedileceğini ve "cenneti garantileyeceğini" duyuran "endüljans" kararnamesi nedeniyle ayinleri izleyenlerin sayısı 800 bini aştı. Düşünsenize bu çağrıyı ve bu içerikteki bir toplantıyı Müslüman bir liderin yaptığını. Bu kadar "hoşgörülü" medyamız "meczup", "geri kafalı", "bu devirde bu kafa" diye manşetler atmaz mıydı? Ee Papa yapınca "sempatik" oluyor![3]

29.08.2005 Tarihli Milliyet'in ‘AKP'DE HATAY SORUNU' başlıklı haberi bu açıdan ilginç çağrışımlar uyandıracak nitelikte.

Haberde 25-30 Eylül arasında ‘Dinlerarası Diyalog' temasıyla Hatay'da yapılacak ‘Medeniyetler Buluşması'nın parti içinden tepki gördüğü belirtiliyor. Hatay Milletvekili Fuat Geçen'in ‘Hatay Vatikanlaştırılmak isteniyor. Sırayla bazı şeyler yapılmaya başlandı. Önce Kürt sorunu söylemi, arkasından Ermeni oyunu, şimdi de din değiştirme olayları. Çan, Hazan ve Ezan bir arada olacakmış. Barış, diyalog diyorlar ama bunlar bize zarar veriyor. Olan Kel Mahmut' a oluyor, gören yok' şeklindeki sözleri, haberin başlığını yansıtıyor. Bir süre önce Erdoğan'ın konuyla ilgili olarak ‘Burada Avrupa' ya farklı bir mesaj veriliyor. İnsanlar artık medeniyetler çatışmasına kurban edilmesin. İnançlardan dolayı hiçbir zaman kötümser bir havaya girmeyelim ve farklı inanç sahiplerine saygısızlık göstermeyelim. İdeolojileri inanç sahiplerine din diye tanıtmayalım' deyişi de hatırlatılıyor.

Çağının gerisinde kalmış kafalar bu yöntemlerle ülkelerinin olduğundan daha iyi tanınmasını sağlama kuruntusuna kapılıyor.

Ne olacak mesela?

Bizim müthiş hoşgörülü bir toplum olduğumuzu anlayacaklar.

Anlayacaklar da ne olacak?

Hiçbir şey! Hoşgörü konusunda nasipsiz kitlelerin gözünde hoşgörülü olmak neye yarayacak? Kuzguncuk'ta üç dinin mabetleri birbirinin dibinde (Kuzguncuk) kendiliğinden oluştu diye Batı'nın Osmanlı'yı yok etme içgüdüsü geriledi mi?

II. Abdülhamit Darülaceze'de Yahudi ve Hıristiyanlara da şefkat kucağını açtığı, kurumda caminin yanına kilise ve sinagog da koydu diye kendisine yapıştırılan ‘Kızıl Sultan' yaftası pembeleşti mi?[4]

Türkiye'den din barışı için 500 bin Euro

Erdoğan ve Zapatero'nun yürüttüğü Medeniyetler İttifakı için Türkiye 500 bin Euro başlangıç katkısı yapma kararı aldı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın İslam dünyası ile Hıristiyan dünyasını uzlaştırma görevini Başbakan Tayyip Erdoğan ile İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero'ya vermesinin ardından yürütülen çalışmalar tamamlandı.

Medeniyetler İttifakı girişiminin koordinasyonu için Başbakan adına çalışmaları yürüten Devlet Bakanı Mehmet Aydın, kurduğu ekip ile Türkiye raporunu hazırladı. Raporun hazırlanmasında, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez, Daire Başkanı Ali Dere, danışmanlar Hadi Adanalı ile Süleyman Erdal katkı sağladı. Sekretarya görevini ise Erdoğan'ın Dışişleri Danışmanı Rafet Akgünay yürüttü.

Hazırlanan programa göre, Türkiye, Medeniyetler İttifakı için oluşturulan vakıf fonuna 500 bin Euro başlangıç katkısı yapacak. Hükümet bu paranın 150 bin Euro'sunu karşılayacak, kalanı ise sivil toplum kuruluşlarının katkıları ile sağlanacak. İspanya da proje için 1 milyon Euro yardım kararı aldı.

Kasım ayında Palma de Mallorca adasında yapılacak Medeniyetler İttifakı toplantısından önce ABD, Türkiye ve İspanya'da 5 hazırlık toplantısı yapılacak. Toplantılara projeyi destekleyen 18 ülkeden temsilcilerin oluşturduğu Akil Adamlar Grubu'ndan İran Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi de katılacak. Hazırlık toplantılarında netleşecek ve Medeniyetler İttifakı'nın işlevlerini belirleyecek olan eylem planı, Akil Adamlar Grubu tarafından Birleşmiş Milletler'e sunulacak.

Eylem planı hazır

İttifakın Başbakan Erdoğan adına eşbaşkanlığı görevini yürüten Mehmet Aydın'ın raporunda şu öneriler ve eylem planları yer alıyor:

  • Terörün tanımı yapılacak, İslam dininin teröre bakışı, El Kaide gibi örgütlerin İslam diniyle bir ilgisinin olmadığı anlatılacak.
  • Dinler arası diyalog görüşmelerinin hızlanması için çalışma yapılacak.
  • Antisemitizmin önlenmesi için program hazırlanacak.
  • İslam Konferansı Örgütü'nün üstleneceği görevler belirlenecek.
  • Din adamlarının terörün önlenmesi konusunda üstleneceği görevler belirlenecek.
  • Kadınların sosyal hayatta daha fazla yer alması için proje hazırlanacak.
  • Radikal gruplar tarafından oluşturulmaya çalışılan kutuplaşmaların önüne geçmek için alınacak tedbirler belirlenecek.[5]

Vatikan-Ankara arası ısınma turları

Vatikan'daki Gregorian Üniversitesi ile Ankara İlahiyat arasında öğretim üyesi değişimi yapılıyor. Öğretim üyeleri 1 ay süren programda, diğer dini öğreniyor, lisans programı hazırlığına katılıyor.

Dinlerarası hoşgörü, Katolik dünyasının merkezi Vatikan'daki Gregorian Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi arasındaki işbirliğinin geliştirilmesiyle yankı buldu. Gregorian Üniversitesi ve Ankara İlahiyat Fakültesi öğretim üyeleri, karşılıklı değişim programı çerçevesinde, diğer dine ilişkin sorularına cevap arıyor, kendi dinlerini anlatıyorlar.

Fener-Rum Patriği Bartholomeos'un da mezun olduğu Roma'daki Gregorian Üniversitesi ile İlahiyat Fakültesi arasındaki "hoca değişim" programına ilişkin protokol 1990'da imzalandı. "Dinlerarası diyalog" bakışıyla son dönemde hız kazanan program çerçevesinde, bir grup öğretim üyesi, Ankara İlahiyat'ta misafir öğretim üyesi olarak ağırlandı.

Lisansüstü program çalışmalarına da katılan konuk akademisyenlerin ardından bir başka grup da Eylül de Türkiye'ye gelecek. Akademik çalışmalar yapılırken, karşılıklı jestler yapılıyor. Örneğin, Vatikan'da Türk hocalar için hazırlanan yemeklerde domuz eti kullanılmadığı özel olarak belirtiliyor.

Isınma turları

Vatikan'daki programa katılan öğretim üyelerinden bir bölümü, izlenimlerini SABAH'a şöyle anlattılar:

  • Prof. Hasan Onat: Belki bu gidiş gelişler ön yargıları tümüyle silmiyor, ama biraz olsun kırabiliyor. Bizde de yanlışlık var. Biz toplum olarak Batılıların dinlerine bağlarının az olduğunu düşünürüz. Oysa bu doğru değil.
  • Prof. Dr. Mehmet Paçacı: Vatikan'a iki kez gittim. İslam'ı biliyorlar ve açık bir politika izliyorlar. Bu turlar, birbirimize ısınma turları gibi.
  • Prof. Hayrani Altıntaş: Vatikan'ın birinci hedefi Hıristiyanlığı yaymak. Ama bunu bilmek, diyalog kurulmasına engel değil. Zaten bir araya geldiğimizde ‘Bugüne kadar birbirimizi tanımamışız' diyorlar.[6]

Amerikalı imama Diyanet'ten veto

ABD, Müslüman din adamı yetiştirme projesinde Diyanet'ten yardım istedi. "Bu bizim Katolik'lere papaz yetiştirmemize benzer" diyen Diyanet, yardım teklifini geri çevirdi. 

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Vekili Matt Bryza, önceki gün Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Görmez ile bir saate yakın görüştü. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, bu görüşmeye, "Garipsenecek bir durum yok, biz müsteşar yardımcısı, bakan düzeyinde yurtdışı heyetleriyle görüşüyoruz" diye açıklık getirirken, AKŞAM görüşmenin perde arkasına ulaştı.

Matt Bryza ile Mehmet Görmez'in görüşmesinin ana konusu, ABD ve Avrupa'nın din adamı yetiştirme projesi oldu. Müslüman din adamlarının yaygın olarak Batı karşıtı olduklarını ima eden Bryza, ABD ve Avrupa'nın din adamı yetiştirme projesinin başarılı olup olamayacağını sordu. Bu konuda Diyanet'in nabzını yokladı. Ancak Mehmet Görmez, Müslüman din adamlarının, Müslüman olmayanlar tarafından yetiştirilmesine sıcak bakmadıklarını söyledi.

Proje yürümez

Bu tür projenin yürümeyeceğini savunan Mehmet Görmez, "Bu durum tıpkı bizim ilahiyat fakültesinde Hıristiyanlık eğitimi verip, kiliseye zorla papaz sokmamıza benziyor. Başka bir devletin ya da bir başka dine mensup kişilerin, dini eğitim vermesini doğru bulmuyoruz" dedi.

ABD'nin, Diyanet'in yetiştirdiği ve yurtdışında görev yapan din görevlilerini takdir ettiğini anlatan Matt Bryza, "Diyanet'in görevlileri yurtdışında barış elçisi gibi çalışıyor. Din görevlisini nasıl yetiştirdiğinizi ve yurtdışına ne şartlarda gönderdiğinizi merak ediyoruz" diye konuştu.

Bu açıklama üzerine Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez, Diyanet'in din görevlilerini kesinlikle uluslararası bir siyasi proje için değil, vatandaşların talepleri doğrultusunda yurtdışına gönderdiğini açıkladı. Diyanet'in siyasetten uzak kaldığına vurgulayan Mehmet Görmez, "Büyük Ortadoğu Projesi gibi uluslararası siyasetin dışında olduk" dedi.

Batı Trakya önerisi

Görüşme sonrasında, Matt Bryza, Yunanistan'a gideceğini ve Diyanet'in Heybeliada Ruhban Okulu konusundaki görüşlerini Yunanlı yetkililere anlatmak istediğini söyledi. Ancak, Bryza'nın bu teklifini, Görmez olumlu karşılamadı. Görmez, Bryza'ya, "Diyanet'in bu konudaki görüşünü Yunanlı yetkililere anlatmanız için önce Batı Trakya'dan geçmeniz gerekir" diyerek pek de beklemediği bir yanıt verdi.[7]

Diyanet ve ABD

Diyanet İşleri Başkanlığı, son dönemde farklı vesilelerle gündeme geliyor. Bir bakıyorsunuz kadrolaşma iddiaları, diğer yandan giderek tırmandırılan Kur'an kursları meselesi. Ancak Diyanet'in gündeme geldiği bir başka önemli başlık var ki, buna özel bir yer ayırmak gerekiyor.

Basına yansıyan bir habere göre ABD'li yetkililer, Türkiye'deki üst düzey temasları sırasında Diyanet'le yakından ilgili olduklarını ifade etmişler. "Terör"e karşı verdikleri mücadelede, memleketimizdeki dini hayatın nasıl bir seyir izlediğini (aslında izlemesi gerektiğini) önemsediklerini beyan etmişler.

Türkiye ile ABD arasında Soğuk Savaş döneminde derinlik kazanmaya başlayan ve son yıllarda "stratejik ortaklık" türünden büyük başlıklarla ifade edilen yakınlaşmanın, bu kez çok farklı bir alanda ortaya çıkması dikkat çekici. Mesela bugüne kadar bu işbirliği kapsamında karşılıklı subay gönderimi yapılırken, şimdi Diyanet mensupları mı ABD'ye gönderilecek? Bu konuda henüz bilgi sahibi değiliz.

ABD, Diyanet ve onun faaliyet alanıyla niçin bu kadar yakından ilgileniyor? İmamlarımızın eğitimleri, kültürel düzeyleri yükseldiği takdirde ve bütün bunlar ABD eliyle gerçekleştiğinde kim ne kazanacak. Türkiye'deki dini hayatın muhtevasına olmasa bile, genel akışına hâkim olan bir teşkilat dünyayı yöneten bir ülkenin gündeminde niçin yer alıyor.

Türkiye'nin gerek AB'ye üyelik sürecinin, gerekse ABD gibi küresel güçlerle ilişkilerinin, dini hayatını nasıl etkileyeceği, üzerinde hemen hiç durulmayan sorular arasında yer alıyor. Bu alandaki bazı karşılamaların ortaya çıkardığı tablo pek de iç açıcı değil. Mesela yakın zaman önce "Allah katında yegâne din İslam'dır" hükmü ilahisine yönelik ABD ve AB merkezli saldırılar karşısında verilen cevaplar, sert gibi görünse de kaçamaktı. Tepede işler böyle olunca, zaten ciddi bir baskı altında ve sürekli savunma psikolojisiyle ayakta durmaya çalışan, giderek hız kazanan misyonerlik faaliyetleri karşısında hazırlıksız olan Diyanet teşkilatının çözüm üretmesi kolay görünmüyor.

İşte tam da bu nedenlerle kuruma yönelik yabancı ilginin üzerinde daha ciddi duyarlılık göstermek zorundayız. Zira her ne kadar kuruluş itibarıyla "yabancılaştırma" projelerine katkı sağlaması, "reform" gibi başlıkların altını doldurması hedeflense de, Diyanet'in tamamen bu çerçeveye sıkışıp kaldığını söylemek haksızlık olur. Kuruluşunda kendisine yüklenen "resmi" misyondan hareketle teşkilatın tamamen kaldırılmasını istemek yakın tarihimizin önemli yanılgılarından olmuştur. Bugün dahi bazı Müslüman çevrelerde Diyanet'in daha doğru işler yapmasıyla, tamamen ortadan kaldırılmasını birbirine karıştırmak hayli yaygın bir tutumdur. Tüm aksaklıklarına ve yetersizliklerine rağmen bu teşkilatın alternatifi yoktur. Şu halde üzerinde yapılan hesapların ne olduğu ile yakın ilgilenmek her zamankinden daha fazla önemlidir. Diğer yandan Cumhuriyetin ilk yıllarında dinle ilgili hayata geçirilmeye çalışılan politikaların, millet hayatında hiçbir karşılığı olmadığını söyleyebilseydik, ortada bir mesele kalmayacaktı.

Burada güncel bazı hatırlatmalarda bulunmak yerinde olabilir. Özellikle Ankara merkezli olarak başlayan bazı akımların, İlahiyat Fakültesi başta olmak üzere giderek etkinlik kazanması, bu ekollerin önemli düzeyde temsili ismi olan Prof. Dr. Mehmet Aydın'ın kabinede Diyanet'ten sorumlu bakan olarak yer alması ve ardından Başkanlığa Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'nun getirilmesi. Burada zihinlere gönderilen "aydın din adamı" imajıyla, ABD'den gelen bu ilgi arasında ilginç bir yakınlık hissediliyor.

Acaba ülkemizin Batılılaşma rotası, Avrupa'dan ABD-İsrail eksenine mi yönlendiriliyor? Esasen stratejik işbirliği gibi başlıkların altında çoktandır böyle bir yeni mecraya girdiğimizi kim inkâr edebilir ki.[8]

Diyanet BOP'un neresinde?

Bu ülkede ABD Ulusal Güvenlik Konseyi ile görüşecek başka bir kurum yok mu? Bardakoğlu, NSC'nin "Ilımlı İslam" ve bu projenin bütün Ortadoğu'da uygulanması için kendilerinden proje istediğini söyledi.

Din adamlarının yetiştirilmesi ve eğitim müfredatı ABD'nin "yeni din inşası" olarak tanımlanan çalışmalarının en temel unsurlarından. İmamların eğitiminin aslında Büyük Ortadoğu Projesi'yle bağlantılı olduğunu biliyorum. Bu, bütün Müslüman ülkelerde böyle. Çünkü BOP, sadece siyasi ve askeri bir proje değil, dini, kültürel ve sosyal alanda derin dönüşümleri zorlayan bir proje.

26 Şubat 2004 tarihinde Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun ABD'de yaptığı görüşmeler, sivil toplum örgütlerinin yanı sıra Diyanet İşleri'nin de aslında projenin hiç de dışında olmadığını ortaya koyuyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve ABD Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC) yetkilileriyle bir araya gelen Bardakoğlu'nun gerek temas ettiği kurumların niteliği gerekse görüştüğü konuların özellikleri hiç de din hizmetleriyle sınırlı değildi.

Mesela, kimse bir Diyanet İşleri Başkanı'nın ABD Ulusal Güvenlik Konseyi ile hangi gerekçeyle, hangi yetkiyle ve hangi amaçla görüştüğünü sormadı. Bu Konsey'in özelliğini bilmeyen yok. O zaman Konsey'in Türkiye Diyanet İşleri Bakanlığı ile ne amaçla temaslarda bulunduğu da ayrı bir soru. Konsey'in İslam'la, Diyanet'in de güvenlikle ne işi var?..

Mısır'dan Endonezya'ya kadar Müslüman ülkelerde demokrasi ve özgürlük kavramları arasına sıkıştırılmış yakıcı tartışmalar, sorgulamalar yaşanıyor, projeler uygulanıyor. Liberal İslam, Ilımlı İslam ve başka ifadeler altında bambaşka bir gündem uygulanıyor...

Endonezya'da, Yemen'de aynı tartışmalar, Pakistan'da ve Bangladeş'te aynı tartışmalar, Malezya'da, Mısır'da, Orta Afrika ülkelerinde aynı tartışmalar. Türkiye, BOP kapsamında İslam'ın liberalleştirilmesi ve Müslümanların dönüştürülmesi için belirgin bir rol üsleniyor. Çünkü Türkiye, bu projeye modellik yapmak istiyor.

Peki, sonuç ne olacak? Batı müdahalesinin önünü açacak belki ama bu müdahaleye karşı gelişecek direnci kıramayacak. Tam tersi, giderek bu direncin herkesin hesaplarını bozduğunu daha belirgin biçimde göreceğiz. İslam kendi içinde çatışacak tezi işte bu yolla gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Diyanet ve STK'ların BOP'un dışında olup olmadığını değil, neresinde ne kadar olduğu tartışılmalı.[9]

İKÖ zirvesinde ‘Ilımlı İslâm' imtihanı

Kemal Derviş dönmesinden İslam'ı öğrenecekler.

ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde İslam ülkelerine yönelik baskıları her geçen gün artıyor. Eylül ayının 9-11'i arasında yapılacak olan İslam Konferansı Örgütü'nün Mekke'deki toplantısına ılımlı İslam'ın bütün İslam toplumlarına yayılması ele alınacak. "Ilımlı İslam" ABD'nin BOP projesini başarıya ulaştırmak için İslam ülkeleri arasında hayata geçirmeye çalıştığı bir kavram olarak biliniyor.

İslam ülkelerinin sorunlarının masaya yatırılıp konuşulduğu İKÖ zirvesinde ‘ılımlı İslam' konusunda ne karar alınacağı merak konusu oldu. İslam dünyasında bütün gözler ABD'nin İslam ülkelerine dayattığı bu kavrama İKÖ'nün nasıl tavır alacağını izleyecek. İKÖ ‘ılımlı İslam' kavramının İslam toplumlarına yayılmasını teşvik mi edecek yoksa engel olunmasına mı karar verecek? Suudi Arabistan'ın Eylül ayında ev sahipliği yapacağı İslam Konferansı Örgütü toplantısına ‘ılımlılık ve reform' kavramları damgasını vuracak. 2003 yılında İKÖ toplantısında Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İslam dünyasının ılımlaşması yönünde tavrını ortaya koymuştu. Gül'ün bu yöndeki sözleri üzerine Eylül ayı içerisinde yapılacak İKÖ zirvesine dünyanın çeşitli yerlerinden aydın, din adamı ve yöneticiler çağırıldı. Toplantıya Türkiye'den Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Filistin Koordinatörü Vehbi Dinçerler, Başbakan'ın Danışmanı Ahmet Davutoğlu, gazeteci Fehmi Koru gibi isimler de çağırıldı. Hatta UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Başkanı Kemal Derviş'in yanı sıra İslam dünyasının önde gelen isimlerinden İKÖ eski genel sekreteri Hamid El Gabid, BM'nin eski özel temsilcilerinden Lahdar İbrahim, El-Ezher Üniversitesi Şeyhi Dr. Muhammed Seyit Tantavi gibi isimler de katılacak.

Toplantının gündeminde ise iyi yönetişim, İslam toplumları arasındaki dayanışmanın güçlendirilmesi, halkın beklentilerine uygun dönüşüm ihtiyacı, kültürler ve toplumlararası kalıcı diyalog, terörizme karşı uluslar arası çabalara katılım, Kudüs ve Filistin sorunu, İKÖ'deki  reform çabaları, İslam ülkeleri arasındaki iç ticaretin geliştirilmesi, fakirliği giderici tedbirlerin alınması, İslam düşmanlığına karşı ortak mücadele, ılımlı İslam öğretisinin bütün İslam toplumlarına yayılması, bilim ve teknoloji alanındaki deneyimlerin paylaşılması bu alanda diyalog teşkil edilmesi, ortak kültür stratejisinin belirlenmesi,  eğitim alanında işbirliği.

Toplantının gündemi arasındaki ılımlı İslam öğretisinin bütün İslam toplumlarına yayılması hususu dikkat çekiyor. ABD'nin bölgede sürekli olarak ılımlı İslam öğretisini yaymaya çalışması ve İslam'ın adeta yozlaştırılma çabası İKÖ'nün gündem maddesi haline gelmiş görünüyor. Şimdi gözler İKÖ'de yer alacak olan bu madde hususunda İslam ülkelerinin nasıl tavır koyacağını izliyor.[10]

El Kaide değil ABD ‘hilafeti'!

Tehdide bakın! Bütün bölgeyi yeniden dizayn edenler, Ortadoğu Projesi haritası için her tür farklılığı çatışmaya dönüştürenler, bize tehdit öğretiyor. Biz biliyoruz: Türkiye için tek güvenlik sorununun ABD, İngiltere ve İsrail'in yeni Ortadoğu dizaynından ve bu projenin sonuçlarından kaynaklandığını. Biz biliyoruz bunun el Kaide meselesi olmadığını.

Irak'ı parçalayan Anayasa sonrası neler yaşanacağı dün Kaim'de görüldü. Artık hiçbir ülke, hiçbir güç bu kaosu kontrol edemeyecek. Hiçbir ülke kendinden emin olmasın! Bırakın bütün bölgeyi ateşe atabilecek kaosu kontrol etmeyi, Amerika ve Türkiye dâhil, hiçbir ülke bir sonraki sahneyi öngöremiyor bile. Birileri bölgenin bütün farklılıklarını savaşa dönüştürürken herkes boyun eğmiş öylesine bekliyor.

Irak'taki ürkütücü gelişmeleri ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Richard Myers'ın sözleriyle anlayanlara ne demeli? Hala terörle mücadeleden söz edenlere, gelişmeleri sadece güvenlik sorunu olarak algılayan yaşlı ve hastalıklı zihinlere ne demeli?

Adam Irak savaşını, insanlığın yüz karası suç dosyalarını El Kaide ile savaşa indirgeyip olaydan sıyrılıyor. İşte dünyayı yönetmeye aday akıl bu! Irak'ı paramparça edip, aynı dinden, aynı mezhepten, aynı kültürden insanları birbirini boğazlar hale getirip bize miras bırakan akıl! Artık Sünniler bile birbiriyle çatışıyor, Şiiler bile birbiriyle çatışıyor. Yakında Kürtler de birbiriyle çatışabilir. Ne olacak bunun sonu?

Şu sözlere bakın: "Eğer el Kaide'nin Irak'ta kazanmasına izin verilirse, bu onların gözünde, hayalini kurdukları hilafetin başlangıcı anlamına gelecek. Bu da bölge için büyük bir tehlike olur. Böyle bir durumda, Suudi Arabistan'da, Basra Körfezi ülkelerinde, belki İran'da, Suriye'de, Türkiye'de anında istikrarsızlıklar ortaya çıkar..." Şu mantığa bakın.

Siz işgal etmeden Irak'ta el Kaide var mıydı? Siz işgal etmeden parçalanma senaryoları var mıydı? İran'ı saldırıyla tehdit eden siz değil misiniz? Suriye'yi yok etmek isteyen siz değil misiniz? Körfez ülkelerindeki Şiiler'i ayaklandırmaya çalışan siz değil misiniz? Petrol zengini ve Şiiler'in yaşadığı eyaletleri Suudi Arabistan'dan ayırma planları yapan siz değil misiniz?

Ya Türkiye nasıl bu kategoriye girdi? Halkın Mücahitleri Örgütü'nü İran'a karşı koruyorsunuz. Kuzey Irak yönetimini Türkiye'ye karşı silahlandırıyorsunuz. Saddam'ın füzelerini oraya yığdınız. PKK'yı da mı bu "istikrarsızlık" arayışı için tutuyorsunuz? El Kaide tehdidiyle sıraladığınız "istikrarsızlık haritası" Pentagon'un kendi haritası değil miydi?

Myers'tan hemen sonra Time dergisi, "El Kaide'nin Türkiye ve İran üzerinden Avrupa'ya büyük bir saldırı hazırlığı içinde olduğu"nu yazıyor. Aynı anda ABD'li senatörler, "Irak'tan ancak Türkiye ve Irak'ın komşularıyla çıkabiliriz" diyor.

Yani, Türkiye'yi Irak'ta "El Kaide savaşı"na sokacaklar. Pisliklerini temizlemek için görevlendirecekler. Yok, öyle bir şey, battınız daha da batacaksınız. Evet, Dicle ve Fırat nehirleri kana boyanacak ama siz de Vietnam'dan beter sonuçlara boyun eğeceksiniz.

Bir ülkenin Genelkurmay Başkanı'nın sözlerine bakın! Sanki bütün dünya aptal! Hiçbir şey görmüyoruz, anlamıyoruz da bu saçmalıklara inanacağız.[11]

Acaba, tam 30 Ağustos Zafer Haftası sonrasında Galata'da 4'üncü kez "Yahudi nağmeleri" haftasının başlaması sadece tesadüf mü?

‘Yahudi Kültürü Avrupa Günü'nün dördüncüsü, 4 Eylül'de yapıldı. 7 farklı mekân ile 6 lokanta ve cafenin katılacağı ‘Mutfak Kültürü' temalı etkinliğin adresi Galataydı. Gün boyunca 9 konser, 2 fotoğraf sergisi, 1 panel, 1 şiir dinletisi ve 1 film gösterimi programlanmıştı.

İlk kez 1996'da Fransa'da düzenlenen etkinlikler, tüm Avrupa ülkelerinde yöresel Yahudi tarihini, dini mekânlarını ve Yahudi töre ve geleneklerini tanıtmak amacıyla yapılmaktaydı.

Maftirim ve Sefarad Sinagog İlahileri Koroları, Erensya Sefaradi topluluğunun konserleri ile Renan Koen, Yeşua Aroyo - Jerfi Aji ve Berna Sidi resitalleri de güne renk katmıştı.[12]

Köleleşmenin yeni ideolojisi: Pan-hümanizm!..

Bu arada 2. cumhuriyetçilerden Ahmet Altan, küreselleşme kılıfıyla, bütün insanlığın Siyonist sermayeye köleleştirilmesini "Hümanizm" diye yutturmaya çalışıyordu:

"Bizim coğrafyada "hümanizm" tehlikeli sayılır... Vaktiyle ANAP'lı Gökhan Maraş döneminde Kültür Bakanlığı'nın resmi dergisinde, o dönemin Arşivler Genel Müdürü'nün imzasını taşıyan ve "hümanizma Türk kültürünün düşmanıdır" diyen bir yazı okumuştum da şaşkına dönmüştüm... Zaten daha sonra Kültür Bakanı olan ve birlikte çalıştığımız Fikri Sağlar ile de tanışmam o yazı hakkında yazdığım eleştiriler vesilesiyle oldu.

Bizde "pan-Türkizm ya da pan-turanizm" ya da "pan-İslamizm" daha geçerlidir...

Hâlbuki şimdi dünya, ırkı ya da dini değil, bizzahiti "insanı" esas alan yeni bir anlayışa doğru yöneliyor.

Pan kelimesi Yunanca'dan geliyor... "Bütün" anlamını taşımakta...

Hümanizm kelimesi ise Latince "insan doğası" anlamına gelen "humanitas"dan türemiş...

Hümanizmin anlamı "insana ve insan değerlerine en büyük ağırlığı veren düşünsel yaklaşım"... Hümanizma, Rönesans'ın da temel düşünce akımı olmuş... İnsana, sadece insana önem veren, bireyi yücelten bir anlayış...

Küreselleşmenin, bir ikinci Rönesans gibi "pan-hümanizm"i temel düşünce akımı olarak ele alması, bunun henüz dar bir çevrede de olsa telaffuz edilmesi, dini rehber alan Orta Çağ'ın da, ırkı yaşamın odağına koyan sanayi döneminin de, fikirsel planda iyice aşılmaya başladığını gösteriyor.

Din ve ırk değil, birey... En yüce varlık olan insan...

Burjuva devrimi bir "ulusal pazara" ihtiyaç duydu... Bunun yaratılmasının yolu "ırka dayalı bir millet" anlayışının inşası idi... 19. yüzyılda aynı ırkı bir bütün olarak toparlama düşüncesi de bu nedenle kışkırtıldı... Osmanlı'da "pan-Türkist" akımlara rastlanırken, diğer toplumlarda da aynı işaretler görülmekteydi... Örneğin, Slavlar da "pan-Slavist" bir birlik peşindeydiler...

Orta Çağ geleneğine dayalı dinsel bakış ise, kurtuluşu aynı din etrafında buluşmada görüyordu... "Pan-İslamist" hareketler, ırka dayalı bir toplanmayı hem kavimci hem de dar olmakla eleştiriyordu...

Ne var ki, burjuvazinin ekonomik üstünlüğü, "ulus-devlet" anlayışını daha etkin ve işlevsel bir hale getirdi...

"Sermayenin" değil "beyinsel yaratıcılığın" zenginliğin kaynağı olmaya başladığı yeni bir dünyada, toplumsal örgütlenme de, ona mıknatıslık edecek düşünce de değişiyor...

Sanayi-sonrası yeni dönem, ırka dayalı "ulus-devleti" aşarak, insanların topluca aynı değerleri ve örgütlenme biçimini paylaşacakları küreselleşmenin dinamiklerini pekiştiriyor... Bunun yeni ideolojisi de belli ki "pan-hümanizm" olacak... Kısacası insan, insan, insan... İnsan-odaklı bir örgütlenme ve yönetim zihniyeti...

Biz sanayileşmesini tamamlayamamış bir tarım toplumuyuz. Ulus, devleti değil, askeri bir heyet devlet eliyle "ulusu" oluşturmuş... Rönesans'tan geçmediğimiz için eski Yunan kompleksi bize birçok hata yaptırtmış... İnsanlığın temel değerlerini tam içselleştirmemişiz... Üstelik bunları aşmaya yarayacak bir özeleştiriye de hiçbir zaman sıcak bakmamışız...

O nedenle "insana en üst değeri veren" hümanizmayı değil, dini ve ırkı temel değer olarak almışız...

Hâlbuki şimdi insan beyinsel yaratıcılığıyla "birey olarak" her türlü değerin önüne geçerek yüceliyor... Bir anlamda ikinci Rönesans...

İkinci Rönesans'ın da temel düşüncesi bu kez "pan-hümanizm."

İnsan yeniden doğuyor.[13]

Siyonist sermayenin kiralık uşağı ve batı emperyalizminin kuklası olmak, bu hümanizm hevesli adamların ne kadar hoşuna gidiyor!..



[1]  29.08.2005 / Sabah / Erdal Şafak

[2]  22.08.2005 / Sabah / Ö. Lütfi Mete

[3]  23.08.2005 / Milli Gazete

[4]  30.08.2005 / Sabah / Ö. Lütfi Mete

[5]  29.08.2005 / Sabah

[6]  29.08.2005 / Sabah

[7]  27.08.2005 / Akşam

[8]  01.09.2005 / Milli Gazete / Nasuhi Güngör

[9]  30.08.2005 / Yeni Şafak / İ. Karagül

[10]  01.09.2005 / Milli Gazete

[11]  31.08.2005 / Yeni Şafak / İ. Karagül

[12]  30.08.2005 / Sabah

[13]  29.08.2005 / Sabah / Mehmet Altan

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

HİDAYET VESİLEMİZİN DE, FELAKET SEBEBİMİZİN DE FARKINDA VE ŞUURUNDA MIYIZ?
  HİDAYET VESİLEMİZİN DE, FELAKET SEBEBİMİZİN DE FARKINDA VE ŞUURUNDA MIYIZ?          Milli...
Devami
"ADİL DÜZEN" NASIL GERÇEKLEŞİR?
  "İşte bunlar, Allah'ın ayetlerinden (Delil ve belgelerinden, ibret ve...
Devami
KUR'AN'IN İLK EMRİ: "OKU!" FARZI VE MEAL OKUMANIN FAYDALARI
Cenabı Hak’ka sonsuz hamdü senalarımızı ileterek, Hz. Peygamber Efendimize tazimle...
Devami
Edep Ve İstikamet Öğreten BAZI HADİSİ ŞERİFLER
Dedikoduya aldırmadan gerçekleri konuşmak: 1. Ubey bin Ka’b’dan: “Kıyamet gününde ben...
Devami
MUSTAFA KEMAL'İN DERİN PEYGAMBER SEVGİSİ VE ENGİN TARİH BİLGİSİ
Atatürk'ün 1922 senesinde, Büyük Millet Meclisinde, Saltanatı Milliye'nin tahakkukuna (yani...
Devami
YAŞAR NURİ, DARWİNCİ Mİ?
Bazı Siyonistler, Mustafa Kemali "Yahudi asılı" göstermeye uğraşırken, Yaşar Nuri...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4455

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR