Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün904
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta11432
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay109347
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16747322

IP'niz: 3.237.67.179
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182700

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

DARBE DEĞERLENDİRMELERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

İHBAR VAR DARBE GELİYOR!

Hürriyette Hadi Uluengin:

"DARBE olur mu? Hayır, olmaz!

Geçti Bor'un pazarı ve o eşeği Niğde'ye sürün ki, şu gerçek artık kafanıza dank etsin:

Günümüz Türkiye'si ve dünyası çeyrek asır öncesinin Türkiye'si ve dünyası değildir! Böyle bir saldırı önünde artık ülkemiz halkının da eli armut toplamayacaktır.

 Daha doğrusu, ağzını açıp aval aval bakmayacaktır. Darbecileri tükürükle boğacaktır.[1]"diye horozlanıyor!...



[1] Hürriyet / Hadi Uluengin

 

Starda Mahir Kaynak:

Türkiye'deki tüm darbeleri sahayı iyi gören yerlerinden seyrettim. 12 Mart'ın tüm karanlık labirentlerinde dolaştım 12 Eylül darbesini hazırlanması ve uygulanması sürecinde İstihbarat servisinde çalışıyordum ama en uzak mesafeden izlediğim darbe bu oldu. Tamir ve bakıma ihtiyacım olduğu düşünülmüş olmalı ki beni kızağa çekmişlerdi... Bugün de yapmam gerekenin projeyi tahmin etmek olduğunu düşünüyorum ve 12 Eylül'e benzer bir durumla karşılaşacağımızı tahmin ediyorum. Birileri olayları bastıracak, kahraman ilan edilecek, bir süre ülkeyi idare ettiğini sanacak ve sonra tatile çıkacaklar. Düşman saydıklarımızın yavaş yavaş yönetimde yerlerini alacağını göreceğiz. 

12 Eylül'ün gündeme getirilmesini ve olumsuz yorumların artmasının mesajı da şudur: Bazı askerler vatanı kurtarmak hevesine kapılmasın. Bu olumsuz karşılanır. Bu işi biz siyaset yoluyla yapacağız, diyorlar.[1]" Diye yazıyor

Akşam'da Engin Ardıç:

"Washington'da, "acaba Türkiye'de yeni bir darbe olur mu" diye merak edenler varmış. "Fısıltı" gazetesini "mahreç" gösteren gizli arkadaş tarihini bile veriyor: Ekimde, ya da en geç kasımda!

"Our boys have done it" diye de bir cümle vardı, gençler bilmeyebilirler ama yaşı tutanlar çok iyi hatırlayacaklardır. Neyin zemini yoklanıyor? Amerikalılar "AKP'nin karşısında ciddi bir alternatif sunan ve Türkiye'yi daha başarılı bir ülke haline getirebileceğine toplumu inandırabilmiş bir siyasi parti yok" diyorlarmış...

Evet, yok.

Yok da, ABD niçin başka bir parti ya da "eylem" arayışına girsin? "Tezkerenin" tepkisiyle mi? Bu kadar duygusal mı bu adamlar?

Bir darbe, Avrupa Birliği kapısını Türkiye'ye bir daha, en azından otuz yıl açılmamak üzere kapatır. ABD bunu mu istiyor?

Bizim "ulusalcılar" elbette buna çok sevinirler, ayrıca Avrupa'nın bizi istemeyen kesimi de rahat bir nefes alır. Fakat ya bizi almak zorunda olduğunu düşünen daha akıllı kesimi?

Bir darbe, ilk seçimde AKP'yi (ya da o zaman adı ne olacaksa) bu kez gerçekten "ezici" bir çoğunlukla yeniden iktidara getirir.

Bir darbeci, asıl darbeyi Türk demokrasisine değil, ABD dış politikasına vurur. Ortada ne Büyük Ortadoğu Projesi kalır, ne de "demokratik ılımlı İslam" modeli... Amerikan diplomasisi asıl o zaman şapa oturur. O modeli artık kimseye pazarlayamaz.

Kürtçüler de iç savaşı iyice azdırırlar. Darbeciler kaş yapalım derken göz çıkarırlar.

Bu durumda Amerika bir darbeye izin verir mi? Kürt devleti uğruna Türkiye'yi hepten gözden çıkarır mı? Onaylar mı, en azından "sıcak bakar" mı 1960 yılında yaptığı gibi? Açıkça alkışlar mı, 1971 ve 1980 yıllarında yaptığı gibi?

Fakat ciddi muhabir arkadaşımız bu kaygıyı Amerika'da "yönetimin değil, bağımsız analistlerin" paylaştıklarını hatırlatmış. Kimdir o analist, gerçekten bağımsız mıdır? Niçin ismi verilmiyor? Merkezi Haber alma Teşkilatı'nın içinde midir, dışında mı?

YOKSA ABD, TARİHTE İLK KEZ, TÜRKİYE'DE DARBE OLMASINI İSTEMİYOR DA BU SEFER ENGELLEMEK AMACIYLA MI NABIZ YOKLUYOR?" diye soruyor.[2]

Hürriyette Cüneyt Ülsever:

"BAZILARININ Türkiye'ye ‘yeniden don biçmeye' kalktığını düşünmesem bu yazıyı yazmazdım.

AKP iktidarı için açıkça: a) yönetim zaafları olan, b) PKK ve İslamcı örgütlere meydanı boş bırakan ve dahi c) ülkeyi ‘satan' bir imaj yaratılmaya çalışılıyor ‘Siyaset minderinde alternatifi olmayan ancak büyük zaafları, hatta tehlikeli tavırları olan bir iktidara kim dur diyebilir?'

Sanki birileri kitlelere bu soruyu sordurmaya çalışıyor![3]" şeklinde sızlanıyor!

Nazlı Ilıcak:

"12 Eylül dolayısıyla çok sayıda gazetede yorumlar yayınlandı. Tahmin ettiğimiz gibi aklı başında hiç kimse, darbeyi yapanlara "Elinize sağlık" demedi.

 Bu Vesileyle... (..) : "12 Eylül 1980 bayrak harekâtı, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin, 1960 yılında olduğu gibi, anayasal düzenin tesisi ve iç barışın tahakkuku için yaptığı bir askeri müdahaledir. 12 Mart 1971 muhtırası ve 12 Eylül'de gerçekleşen askeri harekâtın haklılığı bütün vatandaşlarımızca tescil edilmiştir. 28 Şubat ise, rejimi yıkmayı hedef alan bir tehdide karşı, anayasa ve demokrasiyi korumak için, demokratik usullerle yasalara uygun olarak yürütülen bir mücadeledir."

Genelkurmay Başkanlığı'nın görüşlerini, 2004 yılının Ağustos ayında Fikret Bilâ'ya bildirdiğini biliyoruz.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, hâlâ askerlerimiz "Halaskâran-ı Zabitan" ruhunu ve ülkeyi "inkırazdan", "Pençe-i izmihlâlden" kurtarma heveslerini üzerlerinden atamamış.[4]" Diye uyarıyor!...

Sabah'ta Aslı Aydıntaşbaş:

Derin devlet mi?

"Başbakan R. Tayyip Erdoğan, ABD'ye gitmeden önce, gittiği yerlerde dört gün üst üste protesto eylemleriyle karşılaştı. Provokasyon kokan bu eylemlerdeki ani artış, hem hükümet hem de AK Parti yönetimini düşündürüyor.

Partideki genel kanı, "derin devlet" ve uzantılarının, AK Parti'yi bölmek ve yeni terör yasasını çıkarmak için "ortam hazırlamaya çalışıyor" şeklinde.

En fazla konuşulan teori, "Birileri mesaj vermeye çalışıyor." Hükümet çevrelerinin, samimi sohbetlerde açıkça dillendirdiği tez, "derin devlet" (ya da bu kisve altında hareket eden bazı çevrelerin) 2007 cumhurbaşkanlığı seçimlerine giden süreçte AK Parti'yi "yıpratmak" ya da son aylarda tartışılan yeni terörle mücadele yasasının çıkması için zemin hazırlamak çabasında olduğu[5]" sözleriyle derin devletten yakınıyor...

Yeni Şafak'tan Taha Kıvanç:

"Bir bu eksikti. Washington'a geleceğim ve(...) Türkiye'den yönlendirilen "ABD Türkiye'de darbe istiyor?" sorusuna muhatap olacağım... Kırk yıl düşünsem böyle bir ihtimal aklıma gelmezdi.

İki günlük izlenim sonucunda bir cümleyle özetleyeyim...

Hayır, ABD Türkiye'de darbe istemiyor...(...)

Konu Türkiye'nin gündeminde Milliyet'in Washington temsilcisi Yasemin Çongar'ın son yazısı ile girdi.(...)" Son aylarda Washington'da ‘Türkiye'de yeniden bir askeri müdahale mümkün mü' sorusunu çeşitli ortamlarda dillendiren ABD'li yetkililere tanık oldum. Son haftalarda Washington'da ‘Türkiye'deki gidişin sonu askeri darbe' diyebilen yönetimden bağımsız analistleri dinledim. Son günlerde Washington'da, ‘ABD'nin çıkarları, Türkiye ile hükümetten hükümete bir ilişki yerine, devletten devlete ilişkiyi geliştirmektedir, Askeri ve sivil bürokrasiyle işi götürmektedir' öğüdünü veren Türkiye uzmanları var."

Bu gelişmelerin en çarpıcı görüşü: Aynı yazar, sadece 15 gün önce, "Erdoğan'ın ABD'deki imajı düzeliyor" başlıklı bir yazıya imza atmıştı.(...)

Şemaet tellalları yine devrede, besbelli. Eh, ben de Washington'dayım...(...)

Olan şu: ABD yönetimi Türkiye'nin demokratik çizgisinin kesilmesini istemiyor, böyle bir ihtimali düşünmüyor bile..(..)

İktidarın imajının düzelmesine tahammül edemeyenlerin bir saldırısı bu...

Arzederim... diyerek moral veriyor.

Vakit'ten Abdurrahman Dilipak:

Durum giderek kötüleşiyor mu?

"Göreceksiniz, olayların yoğunluğu giderek artacak. Binleri düğmeye bastı. Taktik değiştirebilirler, ama çıktıkları yoldan geri döneceklerini sanmıyo­rum. Terör, irtica, milliyetçi tepkiler ve PKK'nın eylemleri, Kemalistler.. Ve eğer bu işler bugünden kontrol altına alınamayacak olursa, yarın hiç alına­maz hale gelebilir.

AK Parti kendi parti tabanını harekete geçirmelidir.  Artı, bir an önce kendi tabanının taleplerine cevap vererek güven tazelemeli­dir.. Belki danışmanlarını bir kez daha gözden geçirmelidir..

İktidarın bir an önce tavrını netleştirmesi gerek. Direnecek mi, erken seçime mi gidecek, teslim mi olacak? Bana kalırsa, hemen Meclis'i toplantıya çağırmalı. Ne yapacağına karar vermeli. Nere­ye gideceğini bilmeyen bir kaptana hiçbir rüzgâr fayda sağlamaz. Görünen o ki, eylemlerin yoğunluğu giderek artacak. Mahir Kaynak, "2 Amerika var" diyor. Biri darbeye destek ve­riyorsa, ötekisi karşı çıkacaktır.. Bush darbeyi destekleyebilir/des­tekliyor olabilir.

İktidar hem iç, hem de dış dengeleri gözetmek durumunda.. Tek başına AB tercihinin darbeyi önleyeceğini düşünmek doğ­ru değil. Batı, Türkiye'nin üyeliğini ertelemeye dönük bir bahane olarak darbeyi kullanabilir.. Darbecilerle işbirliği yaparak, insan hakları ve ekonomik öncelikleri 2. plana itip stratejik ve güvenlik konularına öncelik verebilir. Demem o ki, AB ye fazla güvenmeyin. Onların ilkeleri yok, çıkarları var..

AK Parti önce herkesi umutlandırdı, ardından kimseye güven vermedi.. Herkese bol bol söz verdi ve hemen hemen kendi tabanı­na verdiği özel sözlerin hiçbirinin de tam olarak arkasında dura­madı.. Ne ABD'yi, ne AB'yi, ne Müslümanları, ne laikçiler tatmin etmedi.. Demokrasi vaadlerinin üzerine Terörle Mücadele sosu dökünce berbat bir durum çıktı ortaya..

28 Şubat öncesi birileri bazı olayları bizzat örgütledi. Şimdi ay­nı çevreler işbaşında ve bu kez 28 Şubat'taki yanlışları tekrarla­mayacaklar.. 12 Eylül'de terörün olgunlaşması beklenmişti, şimdi o dönemi yaşıyoruz.. Bu defa militer bir söylemle değil, sivil bir gö­rüntü ile çıkıyorlar ortaya..

Bu arada "Baba" devrede.. Baba, iktidarı teslim olmaya iknaya, iktidarı nizasız bir şekilde belli bir çizgiye çekmeye çalışacak­tır..

Ben darbecilerin ciddi bir hazırlıkları olmasına rağmen arazi­de döküleceklerini düşünüyorum. Kendi iğlerinde de daha şimdiden bölünmeler yaşanmaya başladı bile, işin en vahimi, eğer bu iş ayağa düşer, sokağa dökülür ve kimse duruma hakim olamaz­sa çok kan dökülür.. Bu işten iktidar da, darbeciler de, sokaktaki insan da, ülke de ciddi şekilde yara alır' işte o zaman korkulan olur. Güneydoğu'da beklenmedik olaylar olabilir.. Türkiye üzerinde birileri son derece tehlikeli maceralara girişebilirler..

Hiçbir olay tesadüfî değil, sahaya sürülen insanlar işin farkın­da olmasalar ve hatta kendilerine göre haklı gerekçeleri olsa da, sonunda puzzle'ın parçalarını oluşturuyorlar..

Ben tekrar Ramazan konusuna vurgu yapmak istiyorum. Müslümanlar, cami cemaati, kışkırtmalar konusunda son derece dik­katli olmalıdırlar.. İhtiyatlı olmalıyız. Ani, fevri birtakım kararlarla hareket etmemeliyiz.. Kışkırtıcı birtakım eylemler, saldırı ve sabotajlar konusunda da dikkatli olmak gerek. Birilerinin gözünü kan bürümüş olabilir ve her yolu deneyebilirler.. Fâsıkların getirdiği haberleri ihtiyatla karşılayın. Aynı delikten bir daha sokulmayalım, aynı çukura bir daha düşmeyelim..

Belki, AB süreci engelleniyor denmesin diye, hem içeriden hem de dışarıdan tepki almamak için birileri müdahale planlarını 3 Ekim sonrasına erteleyebilir.. Ama gelecek günlerin ne getireceği­ni, şartların ne getireceğini bilmiyoruz. Bu işlerde evdeki hesap her zaman çarşıya uymayabilir. Birileri daha sonra hareket etmek isterken, karşı tarafın atağını önceden görerek daha erken hareket edebilir.. Bir de bu işler uzadıkça, korku, vehim, panik artar, dış müdahaleler çoğalır.. Spekülatif haberler moral bozucu olabilir. Onun için eğer deşifre oldularsa (ki oldular) ellerini çabuk tutmak zorundalar.. Hele böyle halk hareketine dayalı müdahale planı da­ha farklı bir süreci kaçınılmaz kılabilir..

Herkes için zor olan bir dönem başlıyor..

Türkiye'de derin güçlerin varlığı biliniyor. Bunların uluslarara­sı bağları da biliniyor. Kayıt dışı ekonomi ve kayıt dışı siyaset ara­sındaki ilişkiler de ortada. O zaman iktidar olan güç, bu gerçekle­ri görmek ve hesabını ona göre yapmak durumundadır.. "Bilmi­yordum" olmaz, "O zaman orada ne geziyordun?" derler adama![6]" yazısıyla korkusunu kusuyor...

Zaman'da Mustafa Ünal:

Darbe tartışması

"Durup durdururken bazı Amerikalıların ‘Türkiye'de askeri darbe olur mu?' diye merak sarması elbette hayra alamet değil; ancak doğrusu bu sorunun, bu kadar ses getireceğini sanmıyordum. Sorunun 12 Eylül'ün 25. seneyi devriyesini idrak ettiğimiz günlere rastlaması da ilginç.

Mahir Kaynak, soruyu ciddiye alanlardan sözgelimi. Ürkütücü cevabından paniğe kapılmaya gerek yok, söyledikleri bilgi ürünü değil, tamamıyla analiz.

Şu paragraf Kaynak'ın konuyla ilgili yazısından; ‘Bugün de ölen ve öldürülenler karşısında duygulanıyorum ama yapmam gerekenin projeyi tahmin etmek olduğunu düşünüyorum. 12 Eylül'e benzer bir durumla karşılaşacağımızı tahmin ediyorum. Birileri olayları bastıracak, kahraman ilan edilecek, bir süre ülkeyi idare ettiğini sanacak ve sonra tatile çıkacak...'

Kaynak, darbenin şeklini '12 Eylül'e benzer' diye tanımlıyor. Nedeni acaba son günlerde tırmanan olaylar mı? Çünkü son olaylar 12 Eylül öncesiyle şaşırtıcı benzerlikler taşıyor. Sokaklarda, meydanlarda kardeş kavgasının sanki provaları yaşanıyor.

Uzun süredir karanlık bir el toplumu kamplara bölmek için müthiş uğraş veriyor. Önce Alevi-Sünni kavgası, ulusalcı-Amerikancı veya AB yanlısı çekişmesi, son olarak da Türk-Kürt çatışması...

Bunun siyasi alanda karşılığı da var. AK Parti'nin Avrupa Birliği yanlısı politikalarını bazı çevreler en uç noktada değerlendiriyor, ihanet boyutuna kadar vardıranlar var. Kıbrıs ve Kuzey Irak'ta yaşanan gelişmeleri de aynı kapsamda görüyorlar. Düne kadar iktidarların dışa açık politikalarını Doğu Perinçek gibi marjinal gruplar felaket senaryolarıyla yorumlarlardı. Şimdi Perinçek'in çizgisinde sağdan soldan birçok parti var.

Ciddi partiler bir zamanlar Aydınlık Dergisi'nin sayfaları arasında kaybolup giden ‘komplo teorileri ve komplo senaryoları' üzerine ana politika inşa ediyor. Maalesef toplumdaki kamplaşmanın gerilimi düşürüleceği yerde aksine harareti daha da artırılıyor.

Bu konuda epey mesafe alındığını üzülerek söylemek lazım, olayların sokağa kadar taşması, Başbakan Erdoğan'a yumurtalı ve silahlı saldırılar bunu gösteriyor. Türkiye'nin her türlü maceraya açık bir tezgâhla karşı karşıya olduğuna inananlardanım.

Bu tabloyu görünce insan ‘Hayır zinhar bu ülkede bir daha darbe olmaz' diyemiyor. Günün birinde yine tank sesiyle uyanırsak eğer sabah ilk iş olarak senaryoda dost kuvvetler diye rol alanların canına okunacağına adım gibi eminim.

Biz yine de ihtiyatlı iyimserliğimizi yitirmeyelim, Müslüman kimliği ile demokrasisinin örnek gösterildiği süreçte Türkiye'de darbe olmaz. Bu topraklar belki kontrol dışı, Talat Aydemir benzeri başarısız darbe girişimlerine sahne olur...[7]" sözleriyle kuşkularını bastırmaya çalışıyor...

Aynı Gazetede Hüseyin Gülerce:

"Endişeliyim şahsen ben Başbakan'a yönelik üç suikast girişimini hükümete bir mesaj vermeye yönelik tehdit olarak algılamıyorum. Amaç, kamuoyunu asıl suikasta hazırlamak. "Yaa... daha önce de teşebbüs edilmişti, bu defa gerçekleştirdiler" dedirtmek. Suikast hazırlayıcısı güç odakları, Türkiye'de demokratikleşme yönündeki ilerlemelerden rahatsız oluyorlar. Ülkemizin istikrar içinde kalkınmasını hazmedemiyorlar.

Türkiye'deki gelişmeleri en yakından takip eden ve zaman zaman ikazlarda bulunan Sayın Fethullah Gülen, bundan birkaç ay önce ne tür tepkiler alacağını bildiği halde; "Türkiye, kanlı hadiselere gebe, kan seylâpları düşünenler harekete geçecek." Dediğinde, olağanüstü dönemlerde rol bekleyen kimileri "sen kim oluyorsun da böyle konuşuyorsun, nasıl oluyor da cemiyet-i sırrıyeler'den bahsediyorsun, hemen soruşturma açılmalı" diyerek Meclis'e soru önergesi vermeye kalktılar. Hâlbuki Gülen'in ikazı, hükümeti teyakkuzda olmaya davet, emniyet güçleri ve istihbarat servislerini fitneyi kendi yuvasında kıstıracak tedbirleri almaya çağırmaktı.

Son Terörle Mücadele Kanunu'nda hükümete dayatılmak istenen ve olağanüstü halin beterini getirecek, 141, 142 ve 163. maddeleri hortlatacak ve göze kestirilen herkesi "terörist" muamelesine tabi tutacak taslak çalışmaları, AK Parti hükümetini kendi tabanından koparmaya yönelik değil de nedir? Bir de böyle suikast girişimleri var.

Zor geçitten bir türlü çıkamıyoruz, biraz daha feraset, basiret ve sabır gerekiyor..."[8] Biçimindeki tespitleriyle kendi kendisini ve avanesini teselli ediyor...

Etyen Mahcupyan:

Selamet Arıyoruz

"Bazıları hükümete "siz de dâhil olmak üzere eşkıyayı tepeleyecek vatansever var" diyebildi; AB reformlarını ‘terörle uyum yasası' diye tanımladı ve milletin ayaklanacağını ima eden tehditler savurdu. Tabloyu nasıl tamamlayacağını bilemeyen Baykal da, hükümetin son günlerde yaşanan terörü tetiklediğini bir kez daha ekleme fırsatı buldu...

Kısacası bizlere şöyle bir mantık sunulmuş oluyor: Hükümetin AB yanlısı siyaseti neticesinde PKK siyaseti iyice palazlanmış ve etkinliğini artırmıştır; çare ise demokratikleşmeyi durdurmak ve AB'nin dışında kalarak terörle mücadele etmektir... Bu yaklaşım sadece akılsızca değil, aynı zamanda ahlaksızca da. Akılsızca, çünkü hem PKK'nın kendi varlığını anlamsız kılacak olan AB üyeliğine karşı olduğunu; hem de şimdiye dek mesafeli kalmayı seçen AB'nin, artık PKK terörünü açıkça telin etmekle kalmayıp, Kürtler üzerinde baskı da uyguladığını biliyoruz. Avrupa'nın müstakbel bir AB üyesinde, kendisine de bulaşacak bir şiddet siyasetini onayladığı varsayımı, herhalde pek akılla savunulabilir değil. Ama bu yaklaşım ahlaksızca da, çünkü terörle mücadele etme uğruna tüm Kürtlerin demokratik haklarından yoksun kalmasını meşru sayıyor. Kürtleri PKK'nın kucağına iterken, ülkeyi de terörün alanı haline getirmek istiyor...

Bu durum ‘Allah selamet versin' demekle geçiştirilecek gibi değil... Karşımızda toplumsal barış ve refah açısından açıkça zararlı bir koalisyon var. Buna karşılık Kürtlerin siyasi temsilcileri ne yapıyor dersiniz? "PKK, Kürtleri temsil edemez" diyen, şiddete karşı çıkarken fikir özgürlüğünün sınırlarını genişletmeyi öneren Abdülmelik Fırat'ı bir yana koyarsak; diğerleri hâlâ içi kasten boş bırakılmış oportünist bir PKK söyleminin takipçiliğini yapmakta. Akıl ve ahlak eksikliği bugün Kürt tarafında da aynen geçerli.[9]" Açıkça Kürtçü ve bölücü hainlere destek çıkıyor.

Ve Akşam'da Güler Kömürcü, başlık atıyor:

Darbe olur mu? Petrol 100 dolara fırlar mı?

"Bir süre öncesine kadar kimse bu kadar açıkça telaffuz etmeyi göze alamıyordu ama artık 2 senaryo tüm kulislerde hararetle tartışılmaya başlandı; Türkiye'de yine bir darbe olur mu? Ve Petrol kısa vadede 100 dolara fırlar mı?

PKK'nın ‘şehirlerde açık isyan görüntüleri' yaratması, 20 Eylül'den sonra ateşkesi kaldırmasının ardından muhtelif ürkütücü iddialar derken yetmezmiş gibi radikal dinci örgütlerin, Cumhuriyet düşmanı ‘Hilafet' gösterileri başlatması ve de tüm bu olan-bitene tuhaf bir sessizlikle seyirci kalan, sert önleyici tedbirler almayan Ankara'nın olağanüstü halleri, akıllarda ‘orada neler oluyor, yoksa...' paronayasını oluşturmaya başladı. Kulaktan dolma ‘darbe' paronayası üretenler, yorumlarını ‘iç siyasi dinamiklerle' besliyorlar.

Geçelim bunları... Derin akılla soralım; peki ya petrol, hızla 100 dolara çıkarsa ne olur? Yaratılacak domino efekti, Ankara'da mevcut siyasi-dış-iç politik hesapları da alt-üst edebilir mi? Kısacası petrol fiyatlarında şok bir tırmanma, bazı siyasi senaryolar adına da ‘TETİKLEYİCİ FAKTÖR' olabilir mi? Bir uzman dostumun dediği gibi, petrolün 100 dolar olması demek, bizim için ‘darbe paronayasından ÇOK DAHA ÖTE' kötü manalar-ağır faturalar anlamı taşıyabilir. Anlaşıldı mı ey okur?

Petrolün 100 dolara zıplayacağı korkusunu bakın İngiliz The Guardian gazetesi nasıl yorumluyor; ‘En güçlü senaryo, Suudi Arabistan'daki olası istikrarsızlıklar (Suudi Arabistan'da olur da arka arkaya 3 bomba patlatılırsa veya gözden çıkarılan bir petrol kuyusuna sabotaj yapılırsa fiyatlar önce 80 doları aşar, derken...) Asya ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki aşırı talebin sürmesi, en kötü olasılıkta eğer Amerika İran'ı bombalar ya da Gazze'de ya da Ortadoğu'nun herhangi bir yerinde bir felaket yaşanırsa, petrolün varil fiyatı 100 DOLARA FIRLAR.'

Geçen Cuma günü ABD'nin önde gelen yatırım danışmanı-araştırma kuruluşlarının birinin (EUA Group) değerli bir uzmanıyla, birkaç gün için bulunduğu İstanbul'da ‘özel bir sohbet' yaptık, bu uzman dedi ki; ‘Evet, petrolün kısa vadede 100 doları görebileceği varsayımını biz de çok ciddiye alıyoruz. Bunun Türkiye'ye etkileri elbette çok daha ağır olur.

AMERİKALI YATIRIMCI ERKEN SEÇİM İSTEMİYOR Türkiye'ye dair diğer siyasi değerlendirmelere gelince, uzmanımızın görüşüne devam ediyoruz, dedi ki;

‘Müşterilerimiz olan bu dev Amerikalı yatırımcılar, Ankara'da kolay karar alabilen, tek parti yani AKP iktidarının devamını istiyorlar, koalisyon hükümetine karşılar. Gelgelelim AKP'nin bundan sonra, bir daha, tek başına iktidar olmasına da imkânsız gözüyle bakıyorlar.

SANDIKTAN CHP-MHP KOALİSYONU MU BEKLENİYOR Seçim olursa sandıktan koalisyon çıkar, hatta CHP-MHP koalisyonu olabilir öngörüleri nedeniyle Türkiye'de erken seçim istemiyorlar.

WASHINGTON-ASKER İLİŞKİLERİ Bu arada, bu yılın başına kadar ‘mesafeli' hatta gergin olan Washington ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ilişkileri, birkaç ay önce tamamen düzelmiş, hatta karşılıklı sıcak el sıkışma seviyesine gelmiştir. Buna karşın Washington'un, AKP Hükümeti-Erdoğan'la olan ilişkilerinde ise ‘güven bunalımı' başlamıştır. Dolayısıyla da önümüzdeki döneme ait, Washington-Ankara öngörüleri değerlendirir iken bu değişen yeni GÜÇ DENGELERİNİ göz önünde bulundurmalısınız. Washington kararlarını artık sadece AKP Hükümeti görüşüp almıyor...'

MURAT KARAYALÇIN'DAN ÖNEMLİ NOT Şimdi, izninizle bu büyük fotoğrafa bir ucundan da olsa katkı sağlayacağına inandığım, geçen hafta yaptığım bir sohbeti de sizinle paylaşmak istiyorum, SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın ile dar bir grup gazeteci sabah kahvaltısı yaptık. Bence sol cephede şu günlerde oynaşma içinde olan bazı isimlerden (mesela Mustafa SARIGÜL mesela Celal DOĞAN'dan kat be kat fazla ciddi-izlenmesi gereken bir duruş sergileyen) Karayalçın'ın bizleri davetinin nedeni, tüzüğünü değiştirip-yenilenen SHP'yi anlatmaktı.

ERKEN SEÇİM KİLİDİ CHP'NİN ELİNDE Mİ? Yanı başında partinin yeni yöneticileri Ahmet Güryüz Ketenci, İlhan Göğüş, Prof. Dr. Hakkı Akalan, MYK üyesi İbrahim Elmas, parti meclisi üyesi Ayda Özlü Çevik ve İstanbul İl Başkanı Dr. Beyzade Özkahraman vardı. Karayalçın, sorum üzerine yakın geleceğe dair şu öngörüyü yaptı;

‘Erdoğan Cumhurbaşkanı olmaya kalkarsa, CHP en az 100 milletvekilini istifa ettirip-erken seçime gidebilir.' Karayalçın'ın yakın siyasi geleceğimiz adına, CHP üzerinden yaptığı bu ‘erken seçim' detayını bir kenara not ediniz diyorum ey bilen okur.

CELAL DOĞAN VE ÇEVİK BİR BİRLİKTE Mİ? Son olarak, kelimelerimizle hazır ‘sol'a park etmiş iken, bir önemli detayı daha not ediniz efendim; duydum ki, 10 gün önce Leyla ZANA ve DEP'lilerle ‘birleşmek-yeni oluşumlar yaratmak amacıyla' bir araya gelen sözde ‘AK Parti'ye alternatif (!) siyasi hareket geliştiren Celal DOĞAN, bu yeni oluşumuna, 28 Şubat'ın medyatik ismi, ABD Yahudi lobilerinin sevip-saydığı SAYIN ‘ÇEVİK BİR'i dâhil etmeye hazırlanıyormuş...[10]"

Sonuç: Şimdi Sızlanma Zamanı Değil!

Sayın Genelkurmay Başkanı Özkök'ün son konuşması daha önce hem şahsına hem de bazı paşalara karşı yaptığımız eleştirileri ne yazık ki haklı çıkarmıştır. 

Sayın Genelkurmay Başkanı Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri ve bazı paşalara, TSK Üstün Hizmet ve Şeref Madalyası Töreninde, teröre karşı topyekün mücadele edilmesini ve herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini ifade etmiştir. Bu bağlamda her üç komutanın görev geçmişlerine bir bakalım: 

Sayın Genelkurmay Başkanı'nın yaptığı görevler

Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargâhı (SHAPE) Plan ve Prensipler Dairesinde Karargâh Subaylığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Plan ve Prensipler Başkanlığında Savunma Araştırma Şube Müdürlüğü, Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliğinde Özel Kalem Müdürlüğü ve Kara Harp Okulu Komutanlığında Öğrenci Alay Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur. 

  1984 yılında Tuğgeneralliğe, 1988 yılında Tümgeneralliğe, 1992 yılında Korgeneralliğe, 1996 yılında da Orgeneralliğe terfi eden Orgeneral ÖZKÖK; Tuğgeneral rütbesi ile Genelkurmay Plan ve Harekât Daire Başkanlığı ve 70'nci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı, Tümgeneral rütbesi ile 28'nci Motorlu Piyade Tümen Komutanlığı ve Genelkurmay Personel Daire Başkanlığı, Korgeneral rütbesi ile NATO Türk Askeri Temsil Heyet Başkanlığı ve 7'nci Kolordu Komutanlığı, Orgeneral rütbesi ile NATO Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Genelkurmay 2. Başkanlığı, 1'nci Ordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevlerinde bulunmuş ve 28 Ağustos 2002 tarihinde Genelkurmay Başkanlığına atanmıştır. 

Madalya törenindeki konuşma bu açıdan çok önemlidir. Sayın Genelkurmay Başkanı çok önemli görevler ifa ettiği 12 yıllık sürenin sonunda "TSK 20 yıldır bu görevi yapmaktadır; artık topyekûn mücadele zamanı gelmiştir" diyorsa, aczini, yeteneksizliğini, liyakatsizliğini, ehliyetsizliğini ve makamını fuzuli işgal ettiğini ne yazık ki itiraf etmektedir. 

Sadece kendisi için değil, heyetinin de aczini, yeteneksizliğini, liyakatsizliğini, ehliyetsizliğini ve fuzuli işgalini dile getirmektedir. 

Sayın Genelkurmay Başkanı madalya töreninde yaptığı konuşma açıkladığımız sebeplerle sadece kendisini bağlamakta kendi ünvanını, Genelkurmay Başkanı'nı hele TSK'yı hiç bağlamamaktadır. 

Çünkü Genelkurmay Başkanı kendisinin bireysel yetersizliklerini, acizliklerini, ehliyetsizliklerini, liyakatsizliklerini dile getirmektedir. Bu talihsiz konuşmanın TSK'nın çatısı altında ve Genelkurmay Başkanı üniformalarının içinde yapılması açıklamanın mahiyetini değiştirmez: 

Sayın Genelkurmay Başkanı açıklamalarınızla kendinizi ele verdiniz, heyetinizin bir kısmını ele verdiniz, "Başaramadık" dediniz. Bu bireysel itirafı yaptıktan sonra nasıl bir yol izlemeniz gerektiğini siz ve bazı paşalar - elbette - bilir. İzlemeniz gereken yola gelmeden önce "Teröre karşı topyekün mücadele etmeliyiz, herkes elini taşın altına koysun" diyorsunuz, acaba Türk Milleti şu ana kadar ne yaptı? 

Elimiz taşın altında değil de neredeydi? Topyekün mücadele dediğiniz bu noktadan sonra halkın silaha sarılması, güvenlik kuvvetlerine verilen yetkinin halk tarafından kullanılması anlamına mı gelmektedir? 

Topyekün mücadeleden ne anlamamız gerekir? 

"TSK 20 yıldır bu görevi yaptı, bundan sonra daha kararlı, bilinçli ve tecrübeli olarak yapacak" diyorsunuz. Eğer böyle yapacaksanız, niye topyekün mücadele istenmektedir? 

Mesela, bu tespiti Kara Kuvvetleri Komutanı iken yapmadınız mı? 

Mesela, bazı paşalarınız, madalya verdikleriniz bu tespitinize katılıyorlar mı?

Kurduğunuz cümle "20 yıldır başaramadık!" anlamını da taşır mı? 

Bu nahoş resme bir de Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yetersizliği, ehliyetsizliği, acizliği, bilgisizliği ve anti-Milli söylemleri, devletten ve Atatürk Cumhuriyetinden memnuniyetsizliği eklenince Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi aklımıza geliyor. 

Yine bu millet adına talihsiz resme Çankaya'nın yani devletin başının pasifliği devlete ve millete öncülük edememesi de ilave edilince Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nin bir duvar süsü değil erken "Uyarı Sistemi" olduğu tespitinin yüklediği vazifeyi omuzlarımızda hissediyoruz[11].

 Asker ‘Ben de Varım' Dese Yeter!

Prof. Dr. Erol Manisalı, önceki gün TÜYAP kitap fuarında ‘Türkiye-Avrupa ilişkilerinde son durum' konulu bir konferans verdi. Manisalı, konuşmasında: "zarar gören çiftçi ve sanayicilerin siyasallaşarak, AB'ye başkaldırması gerektiğini" söyledi. Askerin de sivillere ‘destek veriyorum' şeklinde tavrını göstermesini isteyen Manisalı, "Asker sokağa çıkamaz; ama (milli bir şahlanışı) desteklerse; sağcısı, ulusalcısı, çiftçi örgütleri, baro, başkaldırırsa, yer yerinden oynar." diye konuştu. Sivillerin öncülük yaptığını, askerin de arkadan geldiğini hatırlatan Erol Manisalı, "Ben de varım, dese yeter. Silah patlatmasına gerek yok." görüşünü savundu. Manisalı, "AB'ye nasıl karşı koyacağız?" şeklindeki soruya, "Zarar gören sınıflar öne çıkacak. Zarar gören çiftçiler, işçiler, emekliler örgütlenerek, 200 bin kişi toplanacak ve başkaldıracak. Yol açık, kullanmak lazım." Şeklinde görüşünü ortaya koydu.

Zaman'ın Haber Yorumu:

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Manisalı'nın "Silahlı Kuvvetler'i ulusalcı hareketlere destek vermeye çağırmasına" siyasilerden şöyle bir ortak tepki geliyormuş: Tabanları olmayan ulusalcılar orduyu kendilerine dayanak yapmak istiyormuş...

Erol Manisalı'nın açıklamalarına tepki gösteren BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, "Türkiye'de ülkesiyle ve bölünmez bütünlüğüyle ilgili kaygısı olanların bulunduğunu belirtti. Ancak buna karşı oluşturulacak milli bilincin tepkisinin de, demokratik olması gerektiğini vurgulayan Yazıcıoğlu, "İktidar askere gönderme yaparak ‘bizi bazı konularda engelliyorlar' diyor. Bu iradesizliktir. Birilerinin iktidara karşı mücadelelerinde sürekli askeri devreye sokmaya çalışması ve bu yönde imalarda bulunması da aynı şekilde iradesizliktir." dedi.

AK Parti Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay ise: "halk desteği bulamayan ulusalcı hareketlerin, kendilerine Silahlı Kuvvetler'i dayanak yapmak istediğini" belirtti. Ulusalcıların halk desteği bulamayınca orduya sığındığını vurgulayan Yarbay, "Eğer 312 kaldırılmasaydı Manisalı'nın suç işlemiş olacağını" söyledi.

Erol Manisalı'nın sözlerine MHP'li Meral Akşener de tepki gösterdi. Akşener, "Bu tür konuşmalar asıl gündemi gölgelemek amacıyla mı yapılıyor? Herkes kendi görevini yapmalıdır." dedi. Ordunun görev sahası bu ülkenin sınırları içinde yaşayan insanların dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı güvenliğini sağlamak olduğuna dikkat çeken Akşener, "Türkiye'de siyasetçiler, siyasetçilerle rekabet etmesi gerektiğini" dile getirdi.

Manisalı'nın ‘ordudan ulusalcılara destek isteyen' açıklamasının benzeri sözler iki yıl önce Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu üyesi bazı öğrenciler tarafından yapılmıştı. Öğrenciler, 25 Ekim 2003'teki rektörlerin yürüyüşünde ‘ordu göreve' pankartı açmıştı. Bu pankart kamuoyunda sert tepki görmüş; pankartı açanlar hakkında suç duyurusunda bulunulmuştu.[12]



[1] Star / Mahir Kaynak

[2] Akşam / Engin Ardıç

[3] Hürriyet / Cüneyt Ülsever

[4] Bugün / Nazlı Ilıcak

[5] Sabah / Aslı Aydıntaşbaş

[6] Vakit / Abdurrahman Dilipak

[7] Zaman / Mustafa Ünal

[8] Zaman / Hüseyin Gülerce

[9] Zaman / Etyen Mahçupyan

[10] Güler Kömürcü, Akşam

[11] Sesar

[12]  12.10.2005 / Zaman


Bu yazarin diger makaleleri

KEMALİZM'İN İTTİHAT TERAKKİ'YE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ VE İSMET İNÖNÜ'NÜN DEJENERASYON SÜRECİ
  Kemalizm'in yozlaştırılması ve Sabataist saltanatının İttihat ve Terakki benzeri...
Devami
DEMODE SİYASET VE MODERN ŞAHSİYET
  Baykal'dan Tehlike Sinyali "Cumhurbaşkanlığı makamının her yurttaşın gönlünü rahat hissedeceği...
Devami
OSMANLI'DAN SONRA; ORTADOĞU ORTADA KALDI!
  Bu kaçıncı yeni Ortadoğu?              ABD Dışişleri Bakanı Rice'dan...
Devami
PKK-BARZANİ-YAHUDİ İLİŞKİSİ
  Barzani'nin İsrail'le ilgili sözlerine tepki yağıyor Irak Kürdistan Demokratik...
Devami
ABD SALDIRIYOR, AKP ÇANAK TUTUYOR!
  ABD-İsrail el ele, dünyayı ateşe veriyor! İran'a baskılarını yoğunlaştıran...
Devami
ECEVİT'İN ERMİŞLİĞİ
  "Kel ölür sırma saçlı, kör ölür badem gözlü, kalem...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4532

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR