Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün453
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta10981
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay108896
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16746871

IP'niz: 3.237.66.86
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182594

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ENGİN HINÇ VE ARDIÇ KAFASI!..

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Engin Ardıç'ın 27.Ağustos.2005 Akşamdaki "Dünya Türk olsun mu?" yazısı; solcu, sağcı, İslamcı ayırmadan, Türk'e, Türkiye'ye ve İslamiyet'e yakın duran veya dolaylı da olsa yarar sağlayan herkese ve her kesime niçin bir hınç taşıdığını, milli ve manevi olan her şeye karşı nasıl bir aşağılayıcı hırçınlık ve hınzırlıkla dolup taştığını göstermesi bakımından ilginçtir. Önce ibretle ve dikkatle okuyalım:

 

Dünya Türk olsun mu?

"Efendim? Hayır, bu meselenin Bülent Ersoy ve/veya Deniz Baykal'la ilgisi yoktur. Gerçi onlar da Türk ama... Ben başka bir Türk'ün, Mehmet Barlas'ın yazısına takıldım.

Mehmet ağabey, bir başka Bülent'in, Ecevit'in (o da Türk) 1974 yılında yaptığı yanlışları hatırlatmış. Genellikle ‘Ecevit savaşı kazandı ama barışı kazanamadı' şeklinde özetlenen görüşe yakın duruyor.

Bunu bendeniz de yıllardır yazarım da küfürden başka karşılık görmem.

Ecevit, ordu Girne-Lefkoşa arasında daracık bir alanda sıkışıp kalmış olduğu halde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin aldığı ateşkes kararına hemencecik uymakla aculluk etti.

Çünkü ‘insanlar ölüyordu' ve saldırıya geçen Ecevit savaşlarda insanların öldüğünü herhalde filmlerde bile görmemişti. Kendisi güvercin sever bir adamdı. (Deniz Baykal o sıralarda avukatlık yapmıyordu, maliye bakanıydı ve uçaklarımızın benzinini Kaddafi'den alma derdindeydi...)

Ordu, o konumda uzun süre kalamazdı. Bir karşı saldırı bizi denize dökebilirdi. Rezil olurduk.

Bu nedenle, bir ay kadar sonra ‘ikinci harekât' yapılmak, daha sağlam mevzilere yerleşmek zorunda kalındı, üstelik barış görüşmeleri yarıda kesilerek (Ayşe tatile çıksın muhabbetleri) ve o güne kadar arkamızda olan dünya kamuoyu birdenbire aleyhimize döndü.

O sıralar Fransa'daydım, önce bizden yana, sonra bize karşı esen yelleri çok iyi bilirim.

Bu iş Cenevre'de, dönemin İngiliz dışişleri bakanı James Callaghan ile dönemin Türk dışişleri bakanı Turan Güneş arasında bitirilecekti. Dönemin Yunan dışişleri bakanı Yorghos Mavros aciz durumdaydı. Yunanistan'da generaller cuntası devrilmiş, demokrasiye daha yeni dönülmüştü, Yunan dış politikası en güçsüz, en çaresiz günlerini yaşıyordu. Yunanistan tam bir keşmekeş içindeydi. Bize karşı seferberlik ilan etmişler, yüzlerine gözlerine bulaştırmışlar, ordularını toplayamamışlar, madara olmuşlardı. Üstelik olup bitenlerden Amerikan dışişleri bakanı Henry Kissinger'i sorumlu tutarak ‘bir hışımla' NATO'dan da çıkmışlar ve ‘ellerini' iyice zayıflatmışlardı.

Fakat burada da, Ecevit'in iktidar ortağı Necmettin Erbakan, ‘milletimiz Kıbrıs'ın tamamını istiyor' diye bastırıyordu...

Tuhaftır, Tansu Çiller hükümetine karşı ‘28 Şubat' yapanlar o zamanlar niçin aynı gerekçelerle örneğin bir ‘28 Ağustos' düşünmemişlerdir acaba?... Daha ‘12 Mart' çok tazeydi, üç senelik yaralar yeni yeni sarılıyordu da, ondan mı?

Ecevit, gaza geldi, erken seçime gitti. Seçimde de havasını aldı. Her şey çıkmaza girdi.

Kıbrıs'ın bedeli altı yıla yayılarak bize terör, anarşi, ölüm, yokluk, darlık, kıtlık şeklinde, çok acı ödetildi. 1974 olmasaydı 1980 olamazdı. O zaman Bülent Hanım da rahatça sahneye çıkar, istediği şarkıyı söylerdi!

Kıbrıs daha Cenevre görüşmelerinde bir konfederasyona bağlanacak, güvenceler sağlanacak ve ordu oralarda fazla takılmadan çekilecekti... Dünya bizi alkışlayacaktı.

Mehmet Barlas ağabey, çıkartmanın gerekçelerinden birinin, faşist Yunan cuntasının kuklası Nikos Sampson'un devirmiş olduğu Makarios'u kurtarmak olduğunu da hatırlatıyor...

Ama hemen su koyuverdik ve ‘artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz' mevziine girdik. Çünkü meseleye Osmanlı refleksiyle, bir ‘almak-vermek' meselesi olarak bakıyorduk. Eflak ve Boğdan'ı vermiştik ama Kıbrıs'ın bir kısmını da almıştık!

Girdik ve otuz bir yıldır da çıkamadık. Kıbrıs'tan da, işin içinden de.

Bunları yazdığımda bir faşist meslektaşım beni saçmalamakla suçlamıştı.

Onun arkadaşları da şimdilerde geceleri gene ‘yazıya çıkıyorlar', duvarlara ‘dünya Türk olsun' sloganını yazıyorlar. Aslında herkes Orta Asya'dan çıktığına ve herkes Türk olduğuna göre, çelişkili bir cümle.

Kıbrıs bizim olsun mu? Etleri çok lezzetlidir, Arjantin'i de alalım mı? Dünya Türk olsun mu? Bence bir sakınca yok, çünkü birilerinin de adam olmaya niyeti yok. Olmazsa hatırım kalır, olsun anuğa koyum."[1]

Engin Ardıç, Kıbrıs Barış Harekâtını yaptığı için Erbakan'a, Ona alet olduğu için Karaoğlan'a (Ecevit'e) açıkça kin kusmaktadır.

  • Engin Ardıç'a göre:
  • Kıbrıs başımıza belaymış!..
  • "Milli Onur ve manevi şuurla" yapılmış Kıbrıs çıkarması talihsiz ve gereksiz bir olaymış!..
  • Kıbrıs bizim neyimize yararmış!?.
  • Şimdi daha net anlaşılıyor ki, Engin Ardıç, Atatürk'e de, Türkiye'yi, Avrupalı istilacıların elinden kurtardığı için karşıymış...
  • Öyle ya Atatürk ve Kuvayı Milliye ruhuyla başarılan Kurtuluş Savaşı olmasaydı:
  • Türkiye AB'nin üyesi olmak için çırpınmayacak, Avrupa'nın bizzat kendisi yani eyaleti ve sömürgesi yapılacaktı...
  • Böylece bazılarının babası Yunan, Fransız; kardeşleri Susan, Hans olacaktı.
  • O zaman Engin Ardıç gibileri İslam'ı boğmak ve petrole konmak üzere Batının Irak'tan başlattığı Yeni Haçlı savaşına bir Avrupalı olarak gururla katılacak, belki de kahramanlık madalyası takılacaktı!..
  • Engin Ardıç'lar, Barbar Türk'ler ve Müslüman Gericilerle uğraşmak zorunda kalmayacaktı!.

Ah be Atatürk, nereden açtın Engin Ardıç'ların başına bu sıkıntıları...

Irak'ta anayasayı değil, resmen parçalanmayı ve İç savaşı imzalatıyorlar:

Kürt ve Şiilerden Sünnilere rest... ‘İstediklerimiz olmazsa iç savaş çıkar' uyarılarına rağmen anayasa taslağı Sünnilerin onayı olmadan imzalanıp, meclise sunuldu... Ve kabul olundu!..

Irak'ta haftalardır süren ve üç kez ertelenen anayasa görüşmeleri sonuçlandı. Anayasa taslak metni "Eğer istediklerimiz olmazsa iç savaş çıkar" uyarılarına rağmen Sünnilerin onayı olmadan meclise sunuldu. Daha sonra ise mecliste okundu ki bu da anayasanın otomatik olarak kabul edildiği anlamına geldi. Anayasanın tamamlandığının duyurulmasının ardından Sünni yetkililer taslağı reddettiklerini açıkladı. 15 Sünni üyesi olan komitedeki 4 Sünni görüşmeciden biri olan Muhammed Abed Rabbu, taslağı onaylamadıklarını çünkü anlaşmazlık olan konularda istedikleri değişiklerin yapılmadığını söyledi. Bir başka Sünni yetkili ise taslağın "Irak'ın bütünlüğü ve Irak'taki Arap kimliği ile kaygılar" nedeniyle reddedildiğini açıkladı.

Referandum reddedilecek

Sünniler metni "ABD yapımı" olarak nitelendirdi, Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği'nden duruma müdahale etmesini istedi. Adının açıklanmasını istemeyen bir Sünni yetkili, "Pozisyonumuz aynı. İlke olarak hiçbir şey değişmedi. Dün Amerikan büyükelçisiyle bir araya geldik ve kendisi bizi tehdit etti. Ancak tehditleri işe yaramayacak" dedi. Sünniler taslağın hile yapılmaması halinde, referandumda reddedileceğini ileri sürüyor. Bir sonraki adımlarının ne olacağını tartışmak için bir konferans düzenleyeceklerini açıklayan Sünniler son ana kadar anayasa karşıtı kampanyaya devam edeceklerini belirtiyor.

Şii ve Kürtlerin kumarı

Peki, şimdi ne olacak? İngiliz Guardian gazetesine göre "Sünni ve Şiiler, Sünnilerin onayı olmadan anayasayı meclise sunarak büyük bir kumar oynadı. Kriz giderek derinleşecek ve direniş artacak". Bir başka İngiliz gazetesi Independent ise Irak'taki durumun giderek içinden çıkılmaz bir hal aldığını "Sünnilerin anayasanın reddedilmesi için ellerinden geleni yapacağını ve Irak'ın sivil savaşa bir adım daha yaklaştığını" yazdı. Onaylanan taslak 15 Ekim'de halkoyuna sunulacak. Taslağın 5 milyon kopyası bilgilendirmek amacıyla Irak çapında halka dağıtılacak. Taslağın reddedilmesi için 18 eyaletin 3'ünde üçte iki oranında ‘hayır' oyu gerekiyor. Sünni Araplar Irak çapında azınlık olsalar da üç eyalette çoğunluk durumunda bulunduklarından ‘hayır' teorik olarak mümkün görünüyor.

Federalizme 6 ay erteleme

Taslağın nihai şekli 22 Ağustos'ta meclise sunulandan pek farklı değil. Son versiyonda da ilki gibi "demokratik, parlamenter ve federal bir Irak"tan söz ediliyor. En önemli değişiklik federalizm konusunda. Değişikliğe göre, ‘federal yapı', Aralık ayında yapılacak seçimlerin üzerinden 6 ay geçmesinin ardından geçerlilik kazanacak. Kürtler, özerk yapılarını koruyacak. İslamiyet'in "yasaların esas kaynağı" olduğu yönündeki eski ibare "önde gelen kaynak" olarak değiştirildi. 7'inci Madde Sünnilerin isteğine uygun şekilde "Baas Partisi'nin kapatılması" değil, "Saddam Hüseyin'in Baas'ının kapatılması" olarak değiştirildi. Sünniler metinde "Irak'ın İslam ve Arap dünyasına ait" ibaresinin yer almasını istiyordu. Ancak son metinde "Irak İslam dünyasına ait. Sünniler Irak'ın Arap ve İslam âleminin bir parçası" ifadesi yer aldı.

Sünniler neye karşı çıkıyor?

71 üyeli anayasa hazırlama komisyonunun 15 Sünni üyesi, taslaktaki 20 maddeyi reddediyor, ancak en çok Kürtler ve Şiilere ülkenin kuzeyi ve güneyinde petrol kaynakları üzerinde kontrol hakkı tanıma fırsatı verecek ve ülkenin bölünmesine yol açabilecek federalizme karşı çıkıyor. Daha önce Kürtler ve Şiilerin üzerinde anlaştıkları ve Sünnileri dışladıkları taslak metin şu maddeleri içeriyordu: Irak, cumhuriyetçi, demokratik ve federal bir devlet olacak. Irak'ın resmi dili Arapça ve Kürtçe olacak. Türkmence, Türkmenlerin yaşadığı bölgelerde resmi dil olarak kullanılacak. Petrol ve gaz, Irak halkının mülküdür. Federal hükümet şimdiki petrol yataklarından çıkarılan petrol ve gazları yerel hükümet ve vilayetlerle birlikte yürütecek. Bu ürünlerden elde edilen gelir nüfus dağılımına göre dağıtılacak.[2]

AB 3 Ekim'den önce Kürtçe yayın izni verin diye dayatıyor:

AB'den RTÜK'e uyarı:

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ‘Kürt sorunu' çıkışının ardından, yerel ve bölgesel yayın kuruluşlarına aralarında Kürtçenin de bulunduğu farklı dil ve lehçelerde yayın izni için hazırlıklar hızlandırıldı.

AB Genel Sekreterliği, RTÜK'e gönderdiği yazıda, ‘Yerel ve bölgesel yayın kuruluşlarına yayın izni müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim'den önce verilmeli. AB'ye bu konuda taahhütte bulunduk. 3 Ekim'den önce izin verilirse Türkiye'nin eli rahatlar' denildi. Başbakanlıktan da bu yönde telkinde bulunulan RTÜK, yerel ve bölgesel kuruluşların farklı dil ve lehçelerde yayın yapmasını engelleyen yönetmeliğin değiştirilmesi için çalışmalara başladı. RTÜK'e şimdiye kadar yayın için başvuran kuruluşlar şöyle: Söz TV (Diyarbakır), Kanal 72 (Batman), Aktüel Radyo Televizyon-ART (Diyarbakır), Gün Radyo (Diyarbakır), Gün TV (Diyarbakır), Patnos FM (Ağrı), Medya FM (Şanlıurfa), Radyo Nazlıcan (Siirt), Genç İmparator (Malatya).

Öte yandan Batman'da tehlikeli SLOGANLAR atılıyor!

Batman'ın Beşiri İlçesi yakınlarında güvenlik güçleri ile girdikleri çatışmada öldürülen PKK'lı 6 teröristin cenazesini almak isterken çıkan olaylar sırasında ölen 23 yaşındaki Hasan İş'in, Batman Devlet Hastanesi'nde yapılan otopsisine aile itiraz etti.

İtirazın kabul edilmesi üzerine İş'in cenazesi, yeniden otopsi yapılması için Diyarbakır Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Olaylar sırasında makam odasına 1 kurşun isabet eden Batman Belediye Başkanı DEHAP'lı Hüseyin Kalkan "Hem gerillanın, hem de askerin ölmesini istemiyoruz. Dünkü olayların tek sorumlusu Emniyet Müdürü Arif Öksüz'dür" iddiasında bulundu.

"Burası Türkiye değil, Kürdistan"mış!..

Diyarbakır'daki otopsiden sonra Batman Devlet Hastanesi'ne getirilen İş'in cenazesi, burada terörist başı Abdullah Öcalan'ın fotoğraflarını taşıyan yaklaşık bin kişi tarafından karşılandı. Cenazeyi karşılayanlar sık sık, ‘Öcalan'sız dünyayı başınıza yıkarız', ‘AKP şaşırma bizi dağa taşırma', ‘Burası Batman Trabzon değil, burası Kürdistan, Türkiye değil' sloganlarını attı.

Apo posteri taşıdılar

Hasan İş'in cenazesini, Batman Devlet Hastanesi'nden alan Özgür Yurttaş Girişimi adlı grup, tabutu yeşil, kırmızı ve sarı renklerle sardı. Batman Asli Mezarlığına doğru yürüyen grup, ellerinde terör örgütü elebaşı Öcalan'ın posterlerini taşıdı ve örgüt lehine slogan attı. Grubun önünde, kol kola girmiş olarak DEHAP'lı Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan, Kurtalan Belediye Başkanı Murat Ceylan, Cizre Belediye Başkanı Aydın Budak, Silopi Belediye Başkanı Muhsin Kunur ve İdil Belediye Başkanı Resul Badak yer aldı.[3]

Bu oyunu bozalım!

Hâlbuki aynı günlerde, bu topraklarda yaşayan herkesin kanlarıyla sulanmış ulusal kurtuluş savaşımızın zafer bayramı kutlanıyordu.

30 Ağustos zaferi sayesinde "Tam bağımsızlık, ulusal egemenlik temelinde, laik, demokratik sosyal hukuk devleti niteliklerini içeren" cumhuriyet rejimi kurulmuştu.

O devletin ulusu da çağımızın en ileri vatandaşlık tanımına dayandırıldı: "Türkiye'de din ve ırk ayırt edilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese Türk denir." (1924 Anayasası, madde 88.) Yani Türk kimliği bir ırkçılık dayatması değil bir üst kimlik ve ortak etiket oluyordu.

1961 Anayasası'nın 54'üncü, 1982 Anayasası'nın da 66'ncı maddelerinde aynı kriterler korundu.

Atatürk: "Bir insan topluluğunun millet sayılabilmesi için zengin bir hatıra mirasına, birlikte yaşamak hususunda ortak istekte samimi olmaya, sahip olunan mirasın korunmasını birlikte sürdürebilmek konusunda iradelerin ortak bulunmasına, gelecekte gerçekleştirilecek programın aynı olmasına, birlikte sevinmiş, birlikte aynı ümitleri beslemiş olmaya ihtiyaç vardır." Yani ulus kriterleri olarak ne kan bağını sayıyordu Atatürk, ne din, ne de dil bağını. Ve daha 1923'te "Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trakyalı her bir soyun evlatları ve aynı cevherin damarlarıdır" diyordu.

Kuvayı Milliye Ruhunu yeniden diriltmek.

Bu uzun hatırlatmayı Başbakan Erdoğan'a "Kürt sorunu" söyleminin içini doldurması, "Daha çok demokratikleşme"yle neyi kastettiğini açıklaması çağrıları nedeniyle yaptık. Peki, Kürt sorunu ne? Daha çok demokrasiden ne anlamak gerekiyor?

Bir örnekle anlatmaya çalışalım.

Doğu'daki en Kürt bir köy ile Batı'daki en Türk bir köyü karşılaştırın. Daha doğrusu ikisindeki yaşamı. Düğünleri farklı mı? Hayır. Cenazeleri farklı mı? Hayır. Büyük küçük ilişkileri farklı mı? Hayır. Çünkü İslam'ın potasında ve Anadolu Kıtasında kaynaşmışlardır.

Peki, fark nerede? Biri düğünde halay çekiyor, diğeri zeybek oynuyor veya Rumeli türküleriyle coşuyor ya da horon tepiyor. Ve biri Türkçe gülüp ağlıyor, diğeri ise Kürtçe.

İşte bütün "sorun" bu: Dil ve kültür. Çözüm de bu dil ve kültür farkının ayrıştırıcı değil birleştirici kabul edilmesi. Ortak mirasın ortaklaşa korunması gereken değerleri olarak görülmesi. Hepsi bu...

Bir kez bu gerçeğin çevresinde kenetlenirsek "Daha çok demokratikleşme"nin uzlaşma zemini de kendiliğinden doğar. Yani, devletin ulusal kimliğin tekliğini, kültürel kimliğin ise çoğulculuğunu kabul etmesi. Bunların çatışan değil, çakışan kimlikler ve kültürler olduğu ilkesini benimsemesi. Doğuluları, Güneydoğuluları "Kürt asıllı Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları" olarak tanıması.

O yurttaşlarımızın ise ulusa ve cumhuriyete tam bağlılık temelinde, tek ülke ve tek devlette ve de tek bayrak altında, uygar, çağdaş, demokratik bir Türkiye için kader birliği yapmaları.

Anayasal yurttaşlık tanımında Atatürk'e esin kaynağı olan Fransız düşünür Ernest Renan, 11 Mart 1882'de Sorbonne Üniversitesi'nde verdiği konferansta "Ulus bir ruhtur, bir manevi ilkedir" demişti. Ama Atatürk ise, ulusun, milli ve manevi değerlerle bütünleştiğini söylemişti.

Hep birlikte o ruhu uyandırmak ya da yeniden yaratmak zorundayız. Batman ve Beşiri'de, İnönü Stadı'nda, onlardan önce Ayvalık, Seferihisar ve Maçka'da ilk denemeleri yapılan büyük oyunu bozmak için.

Çünkü bir toplumun ulus olması, yukarda saydığımız koşulların yanı sıra, içten ve dıştan saldırı ve dayatmalara karşı el ele dik durabilmesinden geçiyor... [4]

İslâm, barışın ve Birliğin sigortasıdır

İslâmsız Ulusal Birlik imkânsızdır.  

İslâm dini ile terörü yan yana getirmek, yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Aydınlık ve karanlık birbirine ne ölçüde zıtsa; bu yakıştırma da o ölçüde gerçeğe aykırı ve ciddiyetten uzaktır.

Karanlık düşüncenin sahipleri, varlıklarını sürdürebilmeyi, aydınlığa küfretmekte aramaktadırlar. Fakat o karanlık bir gün kendilerini kuşatacaktır. Çünkü; insanoğlunun yapısı uzun süre karanlığa tahammül etmeye müsait yaratılmamıştır.

D. Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlükte, "terör" kelimesinin karşılığı olarak "tedhiş" sözcüğünü kullanmaktadır. Tedhiş kelimesinin karşılığı olarak da "Sürekli ve sistemli şiddet hareketleri, cinayet vb. hareketlerle korku uyandırma, yıldırma, dehşete düşürme" sözlerine yer vermektedir.

İslâm'ın insanlığa sunduğu mesajın ne olduğunu kavramış olanlar, bu dinin, insanlığın huzur ve barışını bozacak bütün kötülüklerle mücadele için gönderildiğini anlamakta zorlanmayacaklardır. Bütün iş, İslâm'ın mesajını iyi anlamaktır.

İslâm kelimesi, içinde, "huzur, barış, emniyet, selâmet, esenlik" gibi anlamları da barındırmaktadır. Allah'ın 99 esmasından biri de, "Besmele" içinde de yer alan "Rahman" ismi şerifidir. Allah-ü Teâlâ'nın, inanan-inanmayan bütün insanlara, hatta tüm yaratılmışlara karşı merhametli olduğunu hatırlatmaktadır.

Rabbimiz, Kur'an-ı Kerim'de Müslümanlara hitaben şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, apaçık düşmanınızdır. Size (Kur'an ve Sünnet gibi) apaçık deliller geldikten sonra, eğer barıştan saparsanız, şunu iyi bilin ki, Allah Aziz'dir, Hâkim'dir."[5]

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Müslüman'ı şöyle tarif eder: "Müslüman, diğer Müslümanlara eliyle, diliyle zarar vermeyen kimsedir. Mümin ise bütün insanların, malı ve canı hususunda kendisinden emin oldukları kimsedir."

"Bütün bu ayet ve hadisler ortada iken, İslâm tarihindeki savaşlar da ne oluyor" şeklinde bir düşünce aklımıza gelebilir. Allah Resûlü'nün bütün gazve ve serriyyeleri bir "savunma" Barış ve adaleti sağlama özelliği taşımaktadır. Haksızlık karşısında yapılan savunma ise; hem zayıf ve mazlumların hakkını korumak, hem de onurlu bir hayat yaşamak için en vazgeçilmez yöntemdir. Çünkü İslâm, zilleti kabul etmez.

İslâm Tarihi'nin üç önemli savaşını inceleyin. Müslümanlar Mekke Dönemi'nde on sene müşriklerin alay, hakaret, işkence, şiddet ve ambargo gibi her türlü baskılarına karşı sabretmişler, nice sıkıntılar yaşamışlardır. Gün olmuş, Mekke'yi terk ederek, Medine'ye hicret etmişler, fakat Mekke müşrikleri Medine'de de onların peşini bırakmamışlardır. Müslümanları yok etmek için Medine'ye doğru yola çıkmışlar; Müslümanlar da onları Bedir denilen bir panayır yerinde karşılayıp büyük yenilgiye uğratmışlardır. Daha sonra yapılan Uhut ve Hendek savaşlarında da, müşrikler Medine önlerine kadar gelmişler, Müslümanlar da yaptıkları savunma savaşlarıyla onları geri püskürtmüşlerdir.

Bu savaşlardan sonra, müşrikler, barış istemek zorunda kaldılar. İslâm'ın barışa verdiği önem sebebiyle, Hudeybiye denilen yerde barış antlaşması yapılmıştır. Hem de, bu antlaşma Müslümanlar için ağır maddeler içermesine rağmen...

Görüldüğü üzere, İslâm tarihindeki savaşlar bile, insanlığın huzur ve barışına hizmet etmek için yapılmıştır. Allah-ü Teâlâ şöyle buyurur: "Eğer inkâr edenler, barışa yanaşırlarsa, sen de yanaş. Allah'a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir."[6]

İslâm'da aslolan ve asıl arzu edilen barıştır. Savaş ise, arızî bir durumdur. Din, can, mal, vatan, ırz ve namus tehlikeye girer ve düşman saldırısına uğrarsa ancak o zaman başvurulması istenen bir eylemdir.

Cihad ise, İslâm nimetini barış ve bereketi, huzur ve emniyeti diğer insanlara da ulaştırma gayretidir. Dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmeye yöneliktir. Huzur ve barışın sağlanmasını hedef alır. Bütün insanlık için düşünülen bir iyiliktir. Tüm insanlar Rabbimizi tanısın, bütün insanlar cennete girsin, saadet ve mutluluğa ulaşsın anlayışıyla yapılan bir çalışmadır. Cihat, insanı bencil davranmaktan uzaklaştırır, Allah'ın kulları için lûtfettiği dünya ve ahiret nimetlerini paylaşmayı amaçlar. Barışın en büyük teminatıdır.

Bütün bu gerçekler ortada iken, İslâm ile terörü yan yana getirmek, Müslümanları "terörist" olarak nitelendirmek, maksatlı ve kötü niyetli bir davranıştan başka bir şey değildir. Bu türden çirkin sözler, bir talihsizlik ve bilgisizliktir. Söyleyenin ruh portresini yansıtır. Atalarımızın dediği gibi, "Kötü söz sahibine aittir."

Kimse, bu tür sözlerle, Allah'ın en son hak dini olan İslâm'a bir leke süremez. Çünkü; İslâm temiz ve bulaşmaz bir mevkidedir. İslâm yücedir, ondan daha büyük bir gerçek yoktur. Kendisine tabi olanları da yüceltir.

Hak ve hakikate tâbi olmak en büyük şereftir. Güzel akıbet, ancak Allah'ın müttaki kulları içindir.

Ve hele Güneydoğu sorunlarının İslamsız çözüleceğini sanmak, safdillik değilse, cahilliktir.[7]



[1] 27.08.2005 / Akşam / Engin Ardıç

[2]  29.08.2005 / Sabah

[3]  30.08.2005 / Akşam

[4]  30.08.2005 / Sabah / Erdal Şafak

[5]  Bakara: 208/209

[6]  Enfal: 61

[7]  01.09.2005 / Milli Gazete / Şakir Tarım


Bu yazarin diger makaleleri

ELBETTE İLAHİ İNTİKAM OLUR! (ŞİİR)
  ELBETTE İLAHİ İNTİKAM OLUR!        Nimet ve siyaset, emanet sana Unutma her...
Devami
"BEYİN" LER DEVRE DIŞI
    Kültür emperyalizmiyle, bireyler uzaktan kumandalı robotlara çevriliyor, beyinler devre...
Devami
TÜRKÇÜLÜK VE MİLLİYETÇİLİK TARTIŞMALARI
 “Türk Milleti”: Necip Türk kavminin yüksek inancı, insani amaçları ve...
Devami
"TESEV" HIYANETİ VE AVRASYA SEÇENEĞİ
  "Tesev" veya Sabataistlelerin Hıyanet Dürtüsü: •TÜRKİYE Ekonomik ve Sosyal...
Devami
Bu İktidarın Yaygınlaştırdığı Ahlaki Hastalık: ÇİFTE STANDARTÇILIK VE ÇAĞDAŞ MÜNAFIKLIK
Çifte standart; riyakârlık ve yalakalık yapmak, takıyye ve müdaracılık (herkese...
Devami
LAİKLİK KAVRAMININ DOĞRU TANIMI VE UYGUN KURUMLAŞMASI
  Kelime ve Kavramların Yozlaştırılması Yeni oluşan sistemler ve medeniyetler, kendisinden önceki...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4686

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR