Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün358
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta10886
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay108801
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16746776

IP'niz: 3.237.66.86
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182557

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

GELDİKLERİ GİBİ GİDECEKLER !..

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

İşte Manzaramız

Ermeni konferansı mahkeme kararıyla durduruldu ama Bilgi Üniversitesine kaydırıldı. Şimdi büyük medya bu konuyu tartışıyor. Yüzlerce yazar, gazete, dergi, ajans atıp tutuyor, ahkâm kesiyor. Ortalık bir toz duman ki, sormayın.

Ancak, mahkeme durdurma kararını verirken, "Bu konferans için kimler para vermiştir? Bu işin masraflarını kimler karşılıyor?.." meselesi üzerinde durmuş. Başbakan ve bazı gazeteciler "Mahkeme böyle sorular soramaz!.." diyerek hop oturup hop kalkıyor.

 

Mahkeme soramazsa, bendeniz basit bir Türkiyeli olarak soruyorum:

Organizasyonu büyük para gerektiren bu konferans için dışarıdan ne kadar para aktarılmıştır?.. Bu paralar hangi kurumlara ve şahıslara dağıtılmıştır? Birtakım sayın kara cüppeliler bu Ermeni fonundan ne kadar ücret almışlardır?

Türkiye halkının bu soruların cevaplarını öğrenmeye hakkı yok mudur?

Sosyal, kültürel, ekonomik zelzeleler içinde altüst olan bir ülkenin halkıyız. Son yıllarda ve AKP iktidarlarında rüyamızda görsek inanmayacağımız hadiseler yaşandı.

İslâm düşmanı agresif ve fanatik Protestan misyonerlerine alabildiğine imkân, fırsat ve hürriyet verildi ve yurdun her yerinde yeni kiliseler yapıldı, eski kilise harabeleri restore edilip canlandırıldı. İş o raddelere vardı ki, Rahşan Ecevit bile "DİN ELDEN GİDİYOR!" diye feryadı bastı. Bülent Ecevit, "Türkiye parçalanıyor!.." diye bağırmaya başladı.

Van kalesi civarındaki, 1915'te Ermenilerin yaktığı iki tarihî cami yürekler acısı vaziyette harabe halinde dururken, AKP iktidarı Van gölündeki Akdamar (Ahdamar) adasındaki Ermeni kilisesini, masraflarını devlet bütçesinden vermek üzere tamirat kararı aldı.

Ülkemizin çeşitli yerlerinde sinagog, kilise, cami bulunan "Diyalog ve Hoşgörü" siteleri yapılmaya başlandı, buralarda zaman zaman hahamlar, papazlar, imamlar birlikte Diyalog ayinleri yapılıyor, haberleri ulaştı.

İsrailli Sami Ofer adında bir adam Türkiye'yi satın almaya başladı.

Çanakkale'nin en büyük ve önemli meydanına bir kilise yapılması için projeler tamamlandı.

Denizli'nin bir ilçesinde, 1924'te Rumlar tarafından terk edilmiş olan ve 1948'de cami haline çevrilmiş bulunan binanın tekrar kilise haline getirilmesi için harekete geçildi. Halkın galeyan ve nefreti üzerine askıya alındı.

Bütün bu akıl almaz işler yapılırken, ülkenin Müslüman halkı üzerindeki baskılar, insan hakları ihlâlleri devam ediyor.

Üniversitelerde başörtüsü yasağı sürüyor.

İmam-Hatipli ve ilâhiyat fakülteli kızlar bile başlarını örtemiyor.

Misyonerler cirit atarken, Müslümanlara davet ve tebliğ yapmak için dinî dernek kurma hakları verilmiyor.

Ülkede bunca kilise yapılırken, "Aman İstanbul Göztepe'de cami yapılıyor!" diye bütün ilerici, çağdaş, lâik, mason, Sabataycı cephe ayağa kalkıyor.

Dış tahrikler (kışkırtmalar) sonucu PKK terörü hortladı. Her gün askerlerimiz, polislerimiz öldürülüyor, sakatlanıyor.

Kuzey Irak'ta fiilen bir Kürt devleti kuruldu. Kerkük ve Telafer Türkmenleri Amerikalılar tarafından kadın, çoluk çocuk eziliyor, katlediliyor.

İskenderun limanından Amerikalılar Irak'a asker, silâh, cephane ve çeşitli malzeme sevk ediyor.

Ülkemizin doğusu boşaltılıyor. Bu boşalan arazilere ileride dışarıdan nüfus mu getirilecektir? Mutlaka sorulması gereken bir husustur bu.

Gazeteci Mine Kırıkkanat, Çevik Gülersoy vefat ettiğinde Radikal gazetesinde bir yazı kaleme almıştı. Yazının başlığı şuydu:

"Bu Kent Türklere Kalmaz !.."mış...

Bu yazıdan iki paragrafı aşağıda okuyacaksınız:                             

Karacaahmet Mezarlığı'ndaki restorasyon çalışmalarını denetlediğimiz bir gece, Şişli'deki Turing binasında, Çelik beyin odasına yığıldık. Çelik Gülersoy, kimseyle laubali olmazdı. Kendisini zorlamadan otoriter, saygı uyandıran bir insandı, konuşmadan konuşulmazdı. Ama o gece, dayanamayıp, bunca bürokratik engele ve rakiplerinin, hasımlarının (Eczacıbaşı) saldırılarına göğüs germek, attığı her adımda hesap vermek pahasına niçin tarihi diriltmeye çalıştığını sordum. Yanıtı ilginçti:

"Bu İstanbul'u, Türklere bırakmayacaklar Mine hanım. Gelecekler ve geri alacaklar. İşte o zaman, geldiklerinde ve gördüklerinde, bu Türkler de hepten barbar değilmiş, onlar da bir uygarlık yaratmış, olanı korudukları da olmuş ve güzel şeyler de yapmışlar, desinler istiyorum!"[1]

Bu batılılar gelip İstanbul'u teslim alsın diye hazırlık mı yapılıyor?

Gelecekler değil... Geldiler bile... Yavaş yavaş, sinsi sinsi almaya başladılar bile...

Haliç sahillerinde, Balat'ta, Fener'de, Galata'da yabancılar cayır cayır mülk ediniyor.

Ey ahali! İstanbul elden gidiyor, haberiniz var mı?

İstanbul, 29 Mayıs 1453 tarihinde Müslüman Türklere emanet olarak verilmişti. Mülkün asıl sahibi Allah'tır; şehirleri, ülkeleri dilediğine verir, dilediğinden geri alır. Buna aklımız ermiyor mu?

İstanbul emanetine nasıl hıyanet ettiğimizi görmek mi istiyorsunuz. Bir gün Zeyrek semtine gidiniz ve o tarihî semtin nasıl viranelik, harabe, yıkıntı halinde durduğuna bakınız. Almanlar 1945 Şubatında yerle bir edilen Dresden şehrini yeniden inşa etti. Japonlar atom bombası ile yok edilen Hiroşima ve Nagazaki'yi imar etti. Biz savaş geçirmedik ama Zeyrek sanki bir atom bombası yemiş gibi perişan vaziyette duruyor.

Dindar vatandaşlar gitsinler oradaki Zeyrek Camii'nde bir vakit namazı kılsınlar. O mabedin içi sanki terk edilmiş bir harabedir. Binanın dışını Amerika'daki İllinois üniversitesi tamir ettiriyor (Yarı parası bizim bütçemizden), lâkin cami olarak kullanıldığı için, içine bir çivi bile çaktırmıyorlar. Vakıflar da tamir ettirmiyor. Yasaktır! İlan etmiyorlar, açıklamıyorlar ama bu caminin tekrar Hıristiyanlara verilmesi için kapalı kapılar ardında görüşmeler yapılmış, kararlar alınmıştır.

Milyonlarca Müslüman gaflet içinde... Futbol kulübü tutar gibi parti tutmalar... Birtakım ılımlı hoca efendileri, şeyhleri, ağabeyleri erbab haline getirip tapınmalar... Cemaatten bol bol para toplamalar hesapsız ve kitapsız harcamalar... Cami hoparlörleri, cami ışıldakları, cami kaloriferleri, cami helâları, cami meşrutaları, cami şadırvanları ile cihat yapmalar... Türkiye elden gidiyor biz Ramazan gecelerinde havaî fişek atmaya hazırlanıyoruz.

Oysa zavallı Türkiye korkunç bir hırsızlık, soygun, ihanet yangını içinde kavruluyor. İktidar piyonları:

"Hortumculara fırsat vermeyeceğiz..." havaları atıyor...

Ancak bir sürü kötülük ortalığı kokuşturuyor:

İhalelere fesat karıştırmak.

Birtakım şaibeli işlerden dehşetli miktarda komisyon almak.

Partizanlık yaparak emanetlere hıyanette bulunmak.

Türkiye'nin stratejik öneme sahip fabrikalarını, tesislerini, madenlerini yabancılara satmak.

Paravan ortak firmalar vasıtasıyla milyarlarca dolar kazanmak...

Hepsini saymaya kalksak kocaman bir kitap olur.

Yabancılar şimdi de büyük gazeteleri, televizyonları satın almaya başlıyor.

Müslüman kadınların yüzüklerini, bileziklerini toplayarak kurulan birtakım medya organları bile satışa sunuluyor.

Sovyetler Birliği zamanında, işgal altındaki Polonya'da ülkeyi ve halkı Katolik kilisesi temsil ediyordu.

Bizde bunca kötülük, hıyanet yapılırken Ankara Diyanet'i sessiz kalıyor. Hatta destek çıkıyor.

Bir okuyucum telefonla anlattı. Bulunduğu taşra şehrindeki bir kısım Müslümanlar: bu haksızlıkları, yanlışları ve ahlaksızlıkları tenkide yanaşmıyormuş. "Niçin suskun kalıyorsunuz?" diye soranlara da: "Tepki gösterir ve tenkit edersek, partimize (AKP'ye) zarar verir, diyorlarmış!.."[2]

Ermeni Konferansı ve Soros Bağlantısı:

İlginç bir soru soralım: Ermeni Konferansı'nın yapılacağı adresler için hangi üniversitelerin adı gündeme geldi?

Boğaziçi Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi! Sabancı Üniversitesi,

Peki, Türkiye'de Soros'un en fazla desteklediği Üniversiteler hangileri:

Boğaziçi Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi,

Geçtiğimiz aylarda Soros'un Open Society'sinin (Açık Toplum Vakfı) Türkiye Genel Müdürü Hakan Altınay'la bir görüşmemiz olmuş ve bir röportaj yapmıştık.

O görüşmede Soros Vakfı'nın, "Türkiye'de en çok desteklediği üniversiteleri" sormuşuz? O da saymış:

 "En fazla desteklediğimiz üniversiteler Boğaziçi Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi!"

Dikkat edin. Ermeni Konferansı'nın yapılması planlanan üniversitelerle, Soros'un desteklediği üniversiteler birebir aynı.

Ermeni Konferansı Boğaziçi'nde yapılacaktı. Yargı kararıyla iptal edilince, Bilgi Üniversitesi'nde yapıldı.

O da iptal edilse adres belliydi: Sabancı Üniversitesi!

Yani hep Soros'un desteklediği üniversiteler?[3]

Konferans Diasporası...

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, "İmparatorluğun Son Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları" başlıklı konferansın bilimsel bir toplantı olmadığını söyledi. Konferansın siyasî ve ideolojik bir nitelik taşıdığını belirten Halaçoğlu, "Bu konferans, diaspora Ermenileri'nin başlattıkları propagandanın Türkiye'deki bir uzantısı. Keşke böyle nazik bir konuda yapılan toplantı her türlü görüşün temsil edildiği ve tartışıldığı bir ortamda yapılsaydı" dedi. Prof. Dr. Halaçoğlu, AA muhabirinin sorusu üzerine, ‘'her türlü tartışmaya açık olan toplantıların bilimsel olacağını, aynı düşünceden insanların bir araya gelip aynı şeyleri tekrar etmelerinin, herhangi bir muhalif düşünce olmadan yapılan konuşmaların bilimsel olamayacağını'' belirtti.

Halaçoğlu, şöyle dedi: ‘'Bunun da, bu toplantılardan herhangi bir farkını göremiyorum. Bu toplantılarda, tek görüşün temsil edildiği bir ortam var. Diaspora savunucuları, soykırım konusunu tartışmayı bile kabul etmeyecek ölçüde gerçek olduğu iddiasındalar. Önyargı ile yaklaşırlar. Bu toplantıda da, ‘Resmi söylemi kabul etmiyoruz, onların zaten ne söylediğini biliyoruz' diyorlar. Diaspora da aynı şeyleri söylüyor. Demek ki buradaki toplantı, diaspora Ermenileri'nin ve onları destekleyen malum güçlerin bir marifetidir.''

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin konferansla ilgili yürütmeyi durdurma kararını da değerlendirerek, ‘'Hukukla bilimin engellenmesi doğru olmaz ama bu toplantı bilimsel değil'' diyerek önemli bir hileye dikkat çekti..

Ahmet Hakan Entelinin Cemil Çiçekle Dalgası!..

SAYIN Cemil Çiçek...

İlk ‘işaret fişeği'ni siz çaktınız.

Meclis kürsüsünden, ‘Hainler! Bizi arkamızdan hançerliyorlar!' diye gürleyerek ‘Ermeni Konferansı'na katılacakları hedef gösterdiniz.

Öyle bir gürlediniz ki şu soruyu sormadan edemedik:

"Kürsüde konuşan bu kişi, hedefi AB olan bir hükümetin ‘Sözcüsü' ve ‘Adalet Bakanı' mı? Yoksa ‘Yeniden Milli Mücadele' örgütünün ateşli militanı mı?"

Ve gün geldi, hedef gösterdiğiniz bilim adamları, bilimin namusunu kurtarmak adına yeniden harekete geçtiler.

Ama bu kez bir ‘İdare Mahkemesi' sizden rol çaldı ve konferansı iptal etti... Gözüm hemen size çevrildi...

Baktım, öfkenizden eser kalmamış...

‘Hamamın namusu' uğruna eleştirel tutumunuzu bir parça sürdürüyordunuz; ama ağzınızdan ‘Hainler', ‘Arkadan hançerliyorlar' filan gibi laflar çıkmıyordu.

Yani gürlemiyordunuz...

Ne gürlemesi!

Hatta...

Mahkeme kararına hukuki bir yorum getirip, ‘Konferans Bilgi Üniversitesi'nde yapılabilir' diyerek, ‘Hainler' diye suçladığınız kişilere yol göstericilik bile yapıyordunuz.

Tabii ki olacağı buydu...

‘Yeniden Milli Mücadele' fantezileriyle ‘AB'yi hedef olarak seçmiş hükümetin sözcüsü' olmanın getirdiği sorumluluğu birbirine karıştırırsanız, işte böyle açığa düşüverirsiniz.

Başbakan, tavrını net bir şekilde ortaya koyunca işte böyle ‘Hainler için yol göstericilik görevi'ni üstleniverirseniz.[4]

PKK ve El-Kaide Masalı:

MİT eski mensubu Mahir Kaynak, El-Kaide'nin, CIA'nın bazı operasyonlarda kullanmak üzere kurduğu sanal bir örgüt olduğunu söyledi. Kaynak, son zamanlarda yaşanan terör olaylarıyla ilgili olarak "Bunlar bir provokasyondur. PKK ülkeyi bölemez. PKK'nın amacı ülkeyi bölmek değil ekonomik olarak kontrol altında tutmaktır" dedi.

Ermeni meselesi de aynı hain çevrelerce gündemde tutulmaktadır.

Şiddetli tartışmaların ardından başlayan Ermeni Konferansı'nın ilk oturumunda konuşan Prof. Murat Belge, "Bu konferansta geçmişi değil, geleceği tartışıyoruz" diyor. Yani Sevr'in öngördüğü federatif Türkiye'yi kurmanın adımlarını attıklarını ima ediyor.

Arizona Üniversitesi'nden Dr. Elif Şafak konuşmasında, "Diasporadaki Ermenilere onlar gittikten sonra Türkiye'nin kültürel, sosyal açıdan çoraklaştığını söylemek ihtiyacımız var. Onların da bunu duymaya ihtiyacı var." Diyor. Yani "Müslüman Türkler; kültürden, sanat faaliyetlerinden falan anlamaz. Ermeniler Türkiye'den ayrılınca bu alanlar çoraklaştı. Buraları yeniden kurtarmamız ve uygarlaştırmamız gerekir" demeye getiriyor.

Doç. Dr. Taner Akçam (Minnesota Üniversitesi): "İttihat ve Terakki'nin amacının, Anadolu'yu gayrimüslimlerden tamamen temizlemek olduğunu gösteren arşiv belgeleri var. Birinci Dünya Savaşı bir fırsat olarak değerlendiriliyor ve Anadolu hem Rumlardan hem de Ermenilerden temizleniyor."  Diyerek Sabataist ve Mason ittihatçıların Türkiye'yi Müslümanlardan ve gayrimüslim unsurlardan temizleyerek "Anadolu Siyon Devletini" kurma emellerine; ama bu niyetlerini bilmeyerek ve suçu Osmanlı'ya yükleyerek dikkat çekiyor.

Ermenilerin Planı ve Palavrası!

Ermenistan'a ilk kez 1992'nin ilk aylarında gitmiştim. Ama Ermeniler Karabağ'da savaşıyordu. İkinci kez gittiğimde Ermeniler Karabağ ve Azerbaycan'dan Ağdam ve Fuzuli gibi önemli şehirleri bile ele geçirmişti. Karabağ savaşını izleyen nadir gazete­cilerden biri de bendim. O savaş sırasında Ermeni kuvvetleri komutanı Robert Koçaryan ile tanış­mıştım. Koçaryan 1998'de Ermenistan Cum­hurbaşkanı seçildiğinde ilk demecini bana vermişti.

O sıralar Başkan Koçaryan ve Dı­şişleri Bakanı Vartan Oskanyan ile uzun uzun sohbet etme fırsatını bul­muştum...

Benzer sohbeti önceki Başkan Ter Bedrosyan ile de yapmıştım.

Bedrosyan zamanında yeni Ermeni banknotlar piyasaya sürülmüştü... Bu banknotların arka yüzünde Ağrı Dağı Ararat adıyla basılmıştı.

Tıpkı Bedrosyan döneminde olduğu gibi Koçaryan döneminde de Ermeniler Diaspora'nın desteği ile soykırım konu­sunu hep sıcak tuttular..

Başta ABD ve Fransa olmak üzere bir­çok Batı ülkesi Ermenilerin bu söylemle­rine hep destek verdi...

Bu destek kuşkusuz Ermenileri cesa­retlendirmiş ve planlı hareket etmeye it­mişti...

1998'de Koçaryan ve Oskanyan ile yaptığım sohbette soykırım konusunda neler yapacaklarını anlatmışlardı.

Koçaryan ‘Soykırımın 90. yı­lında Türkiye'yi hem Avru­pa'da hem de ABD'de sıkıştı­racağız. Ama 100. yılda Türki­ye teslim olacaktır. Yani soykı­rımı kabul edecek ve tazminat ödeyecektir' demişti..

Amerika'daki Yahudi lobilerinin Er­menileri engelleyeceklerini de söyledi­ğimde Koçaryan'ın yanıtı çok ilginçti...

‘Yahudiler, soykırım kavramını kendi tekellerinde tutmak istiyor. Yani dünyada kendilerinden başka birilerinin soykırıma uğradığını ka­bul etmek istemezler. Ama gün gelecek onlar da bizi destekleyecek ya da ya­pacakları bir şey kalmayacak...'

Koçaryan'ın bu söylemlerini birçok yerde yayınlamış ve Ankara'da gördüğüm tüm ‘yetkililere' söylemiştim.

Anlaşılan kimse beni ve dolaysıyla Koçaryan'ı ciddiye almamıştı...

Ama Koçaryan haklı çıkmıştı...

Ermeniler 90. yılda Türkiye'yi fena sı­kıştırdılar...

Bakalım 100. yılda yani 2015'te ne ya­pacaklar?

Tabi bu arada Türkiye ne yapacak hep birlikte göreceğiz...

Umarım bu kez birileri ‘itiraf etmek­ten öte' bir şeyler yapar!

Amerika'nın Türkiye'ye Tavrı!

Amerikalılar Bağdat'ı ele geçirdikten iki hafta sonra İran muhalifi Halkın Mücahitleri örgütünün kamp­larını kapattı ve tüm elemanlarını si­lahsızlandırdı.

En büyük düşman olarak ilan ettiği İran'a bu jesti yapan Amerika NATO içinde müttefiki olan Türkiye için benzer bir davranışta bulunmuyor.

30 aydır Ankara bu yönde talepler­de bulunuyor, Washington ise oyalayıp duruyor...

Her seferinde de Türk tarafı Ameri­kalı dostlarından somut adım atılması­nı isteyip duruyor.

Bakan Gül önceki gün meslek­taşı Rice ile görüşünce konu döndü dolaştı yine PKK'ya gel­di...

Rice ‘zamanı gelince bir şeyler yapacağız' deyince Gül de ‘daha somut' adım atılmasını istedi.

Anlaşılan Ankara müttefiki Washington'dan somut, daha somut, daha da somut adım atılmasını hep isteye­cek...

Ama boşuna...

Çünkü ne Amerikalılar ne de Irak'taki müttefikleri Kürtler, PKK'ya karşı bir eylemde bulunmayacaklar­dır...

Umarım ben yanılıyorum, ama be­nim gördüğüm gerçek bu...

Yani Amerikalılar ve Iraklı Kürtler hâlâ PKK'yı kullanılabilir bir kart ola­rak görüyorlar.

Üstelik Iraklı Kürtler durduk yerde Türkiye'nin ha­tırı için kendi soydaşlarına karşı kanlı bir çatışmayı göz alamazlar...

PKK'lılar da onlara karşı ko­yacak güçtedir...

Amerikalılar ise bırakın Kandil dağlarına, Bağdat caddelerine çıkamı­yorlar...

Onlar ancak Telafer'deki silahsız in­sanların üzerine havadan ve karadan bomba yağdırmayı becerebiliyorlar.

Arada bir Felluce'de camilerdeki yaralıları infaz ediyorlar...

Tabi bu arada Abu Greib hapisha­nesinde başardıkları olağanüstü işleri de unutmamak gerekir...

Kimse Amerika'dan ‘somut, ya da çok daha somut' adım beklemesin...

Hele hele Amerika'nın Irak'ta döktüğü kandan zevk alıp bu kanları bölgenin diğer ülkelerine sıçratmaya heveslenen dönekler asla!!![5]

Tayip Beyin Kafası...

AKP Genel Başkanı Erdoğan'a İsrailli işadamı Sami Ofer ile görüşüp görüşmediği sorulduğunda önce "Ofer'le ne başbakanlıkta ne de başka bir yerde görüşmem olmadı" diyor, daha sonra ise katıldığı bir televizyon programında "Ofer ile ilk görüşmem Davos'ta oldu" deme ihtiyacını duyuyor.

Erdoğan, taşıdığı iktidar yükünün altında kiminle görüşüp, kiminle görüşmediğini hatırlayamayacak kadar ezilmiş görünüyor!..

Allah-u alem "Ofer'le ne Başbakanlık'ta ne de başka bir yerde görüşmem olmadı" açıklamasının ardından danışmanları kendisini uyarmış olmalılar.

Efendim, siz Ofer'le görüşmüştünüz ya!

Böyle bir uyarı karşısında Erdoğan'ın ne biçim tepki verdiğini kestiremiyoruz. Mesela o çok tutulan Kasımpaşalı edası ile "Kim yahu bu adam" mı demiştir yoksa "Hadi ya" diye hayretini mi dile getirmiştir bilemiyoruz?

Ama danışmanlarının Ofer'i kendisine hatırlatabilmek için bir hayli çabaladıklarına kaniyiz!

Hani efendim o kara gözlüklü adam vardı ya...

Veya Sn. Başbakan yalama olmuş yalanlarla işi götürmeye çalışıyor!

Erdoğan'ın Çelişki Fotoğrafı:

Başbakan Erdoğan'ın Yahudi Sami Ofer'le görüşmesiyle ilgili birkaç saat içerisin­de yaptığı manevralar, çelişkili açıklamalar, medyayı da ters köşeye yatırdı. Önce ajansla­rın geçtiği haberlerde Başbakan Erdoğan'ın Tüpraş ve Galataport'u satın alan İs­railli İşadamı Sami Ofer ile görüşmesini yalanla­dığı açıklandı. Zaman ve Vakit gibi birçok gazete de "Başbakan: Ofer'le görüşmedim" diye yazdı. Öyle ki Vatan Gazetesi Başbakan'ın bu kısa sü­redeki ‘u dönüşü' açıklamalarına ayak uyduramayarak, gazetenin birinci sayfasında Erdo­ğan'ın Ofer ile Davos'ta görüştüğü haberini verirken, gazetenin internet sayfasında ise "Başbakan Ofer'le görüşmedim" başlıklı haber yer aldı. Milliyette yer alan haberde ise 1 Mart gecesi İstanbul'dan kalkan ve Eyal Ofer ile Mehmet Kutman'ı taşıyan özel bir uçağın, gece yarısı Ankara'ya indiği ve bu ikilinin Maliye Ba­kanı Unakıtan'la görüştükten sonra, ertesi sabah Bakanın Tüpraş için satış emri verdiği yazıldı. Önceki akşam ATV'de katıldığı Teke Tek progra­mında ise "Ofer ile Davos'ta bir kez görüştüm" diyen Erdoğan, Ofer ile Ankara Bilkent Otel'de yaptığı görüşme için ise "Hatırlamıyorum" açıklamasını yaptı... Velhasıl Başbakan yanlış yaptıkça yalpalamaya başladı..

BAV'ın Tutarsızlığı!..

Bu arada Bilim Araştırma Vakfı, Milli Değerleri Koruma Vakfı tarafından düzenlenen "Terörün Gerçek Kökeni, Çözümü ve Medeniyetler İttifakı" isimli konferans 22 Eylül Perşembe günü İstanbul Sepetçiler Kasrı'nda gerçekleştiriliyor. İki vakfın Türk-İslam Birliği'ni oluşturmak ve Osmanlı'nın adalet ve hoşgörüsünü dünyaya tanıtmak amacıyla düzenlediği konferanslardan olan bu organizasyona, yurt içi ve dışından geniş bir katılım ve destek sağlanıyor. Konferansa bizzat gelen veya gönderdikleri mesajlarla desteklerini bildiren Türk ve yabancı devlet adamları, siyasetçiler ve akademisyenlerin ismi verilerek teşekkür ilanı yayınlanıyor.

Recep Tayyip Erdoğan, AKP Bakanları AKP'li belediye başkanları, Fethullah Gülen'in vakıf başkanları, zaman yazarları, STV yorumcuları gibi "Dinler arası diyalog ve medeniyetler buluşması" adı altında İslam'ı Protestanlaştırmak ve Siyonizm'e ılımlı ve uyumlu hale sokmak için kiralanan adamların yanında:

NATO genel sekreteri: Jaap De Hoop Scheffer,

Dünya Bankası Başkanı: Yahudi Paul Wolfowitz,

Almanya Başbakanı: Gerhard Schroeder,

İngiltere'de Müslüman avı başlatan işçileri bakanı: Charles Clarke,

FBI Başkanı: Robert S. Muller,

Dünya Avengelikleri lideri: Bill Graham,

Vatikan Dinler Arası diyalog Konseyi Sekreteri: Başpiskopos Pier Luigi Celata

Rusya Hahambaşı: Alexandır Lakshin,

Türkiye Protestan Kilisesinden: İsa Karataş gibi,

BAV'ın daha önce yayınladığı kitaplarda, "Yahudi asıllı, Siyonist Kafalı, İslam ve İnsanlık düşmanı, masonların maşası, hıyanet odağı, zulüm ve sömürü karargâhı" olarak nitelenen şaibeli şahısların ve NATO, Dünya Bankası, FBI gibi kuruluşların da bu konferansa destek vermeleri nedeniyle şimdi soruyoruz.

Acaba bunlar mı ıslah olup insafa geldi, artık hayırlı ve yararlı bir vaziyet aldı?

Yoksa, BAV'ın, görünürdeki resmi yetkilileri mi çizgisinden caydırıldı ve başka safa kaydırıldı?...

Son söz:

Siyonist ve emperyalist kâfirler, maalesef işbirlikçi hainlerin de desteğiyle ve çok yönlü olarak ülkemizi işgal etmektedirler.

Atatürk'ün İstanbul'a gelen işgal gemilerini görünce söylediklerini hatırlatmanın tam zamanıdır.

"GELDİKLERİ GİBİ, DEFOLUP GİDECEKLER!..."

 



[1] 07.07.2005 / Radikal

[2] 25.09.2005 / Milli Gazete / M. Şevket Eygi

[3] 25.09.2005 / Milli Gazete / Ankara Kulisi

[4] 25.09.2005 / Hürriyet

[5] 23.09.2005 / Akşam / Hüsnü Mahalli

Mehmet DENİZ -

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

ATATÜRK'TEN ERBAKAN'A: MİLLİ AMAÇ VE ÇABALARA KARŞI SİYONİST KUŞATMA!
1920 yılında Ankara'ya gelen ve uzun bir sabırlı bekleyiş sonunda Mustafa...
Devami
TÜRKİYE-İSRAİL-SUDAN İLİŞKİLERİ VE ÇELİŞKİLERİ
Dünyanın gözü önünde, 60 yıldır Filistin halkına sistemli bir soykırım...
Devami
AHMET HOCAMIZDAN MEKTUP VAR!
  Çok değerli ve erdemli kardeşim! Kitaplarımızdaki ve Milli Çözüm'deki...
Devami
DİYOLOG MU, DEJENERASYON MU?
  Sabancı Holdingin Patroniçesi Güler Sabancı'nın parmağındaki, Osmanlı kavuğu şeklindeki...
Devami
KÜRT AÇILIMININ GİZLİ KODLARI
 Hakkâri Kazan Vadisinde öldürülen teröristlerin cenaze töreninde DTP milletvekilleri TSK’yı...
Devami
MECLİSİN PKK'SI VE TÜRKİYE'NİN BEKASI
  Biz Türkler ve Kürtler İslam potasında ve tarih kazanında,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4533

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR