Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1364
mod_vvisit_counterDün9526
mod_vvisit_counterBu Hafta20767
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay10890
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16785245

IP'niz: 3.219.31.204
Bugün: 02 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12194190

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

İSRAİL!İN İSLAM KORKUSU VE ŞARON'UN KANLI TİYATROSU

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Bugün Gazze Şeridi'ndeki ortama damgasını vuran gerçekler: karışıklık, yanıltma, propaganda ve yanlış bilgilendirmedir. 1.5 milyon Filistinli yerleşimci ve mülteciden, işgalci İsrail askerlerine ve 8.500 civarında İsrailli yerleşimciye, devletin başındakilerden sıradan vatandaşlara, kimsenin İsrail'in "çekilme"sinin ve bölgeye yasadışı bir biçimde yerleşmiş olan İsrailli yerleşimcilerin boşaltılmasının nasıl ve ne amaçla planlandığı hakkında bir bilgisi yok. İsrail Başbakanı Ariel Şaron ve en yakın danışmanları bu konu hakkında pek konuşmak istemiyorlar. Şu anda söyleyebilecek bir şeyleri yok. Her şeyde olduğu gibi ‘Barış için' de bir bedel ödemek gerekir değil mi! Dünya kamuoyuna bedel ödedikleri izlenimini vermeye çalışıyorlar.

 

Sahte barış adımları

Bu çekilme planı birçok tepkinin doğmasına sebep oldu. Önde gelen Batılı medya organları bunu "barışa doğru büyük bir adım" şeklinde tanımlarken, fanatik hahamlar meydanlarda Şaron ve hükümeti için ölüm diliyor ve lanetliyorlar. Kesin olarak görülen bir şey var ki, Şaron, İsrailli yerleşimcileri Gazze Şeridi'nden ve Batı Şeria'daki dört küçük bölgeden ayırarak siyasi geleceğini tehlikeye atmış bulunmaktadır.(!) Bu da oyunun bir parçası. Şaron, siyasi geleceğini tehlikeye atmak uğruna barış için uğraşıyor görünmeye çalışıyor. Yahudi yerleşimciler bu süreçte iki ayrı gruba ayrıldılar. Birincisi, Gazze ve Batı Şeria'ya, ucuz konut, vergi indirimleri, bedava topraklar ve iş olanakları gibi büyük finansal desteklerle gelmesi sağlanan laik ya da ılımlı itaatkâr Yahudiler (aşağı yukarı yerleşimcilerin yarısını oluşturuyorlar). İkinci grup ise, aşırı Ortodoks ideolojisini benimseyen ve "Eretz İsrail" (Büyük İsrail)'e yerleşmiş olduklarını, buradaki Yahudi olmayan unsurların bölgeyi terketmesi gerektiğini iddia eden kesim. Buna inananlar, bu topraklardaki varlıklarının, Allah'ın irade ve isteği doğrultusunda olduğunu ve burada kalmalarının kendileri için kaçınılmaz dini görevlerini yerine getirmek olduğunu iddia ediyorlar. Dindar Yahudi yerleşimcilerin fanatizmi, birçok laik komşularını da kendileri gibi davranmaya zorladı. Daha önceleri yeteri kadar tazminat ve maddi destek verilirse Gazze Şeridi'ni terk etmekten mutlu olacaklarını söyleyenler, aşırı Ortodoks yerleşimciler tarafından hain olarak nitelendirildiler. Birçoğu ölüm tehdidi aldı, kimileri taciz edildi ya da dövüldü. Yerleşimcilerin çoğu bölgeden ayrılmaya zorlanmalarının büyük bir haksızlık olduğunu, asıl Filistinlilerin çıkarılması gerektiğini iddia ediyorlar. Bu fikri destekleyenlerin oranı oldukça yüksek. Bu yüzden Şaron'u, ayinlerde lanetleyen ve ölmesi için dua eden hahamların sayısının hiç de az olmadığı ve bu yaptıkları ayinlerden bahsetmeye çekinmedikleri belirtiliyor. Bu noktada daha da ilginç olan bir iddia ise, çekilme karşıtı fanatik eylemcilerin İsrail devleti tarafından da desteklendiğidir. İsrail her zamanki gibi yine ikiyüzlü davranıyor.

Filistinliler hapsedilecek

Guş Katif Bölgesel Konsey Sözcüsü Dabi Rosen'in şu ifadesi de ilgi çekici: "Şaron'un rüşvetle ilgili kişisel sorunları var, ama biz yerleşimciler en büyük bedeli ödeyenleriz. Biz buraları terk ettikten sonra Filistinlilerin açlığa düşeceği kesin. Biz onlara bölgelerimizde iş olanakları sağlıyorduk. Biz gittikten sonra bu bölgeler onlar için hapisten farksız olacak. Buralar bize Kitab-ı Mukaddes'te verilmiş olan topraklardır. Biz neden terk edelim ki!"

Rosen'in, çekilme karşıtlarının ortak fikrini yansıttığı ve dini bir fanatizmle dile getirdiği düşünceleri sadece subjektif bir bakış açısı olarak görülmemelidir. Aşırı Ortodoks ideolojisini benimseyen Yahudilerin savunduğu sahiplik tezinin tamamen yersiz olduğu bilinen bir gerçek. Fakat Yahudilerin bu bölgelerden çekildikten sonra burada yaşayacak olan Filistinlilerin durumunun şimdiki hallerinden daha kötü olacağı görülüyor. İsrail, barış için büyük bir adım attığı izlenimini vermeye çalışırken, kendi halkı bile bunun bir göz boyama olduğunun farkında. Filistin halkı büyük bir hapishaneye sokulmuş olacak. Her türlü ihtiyaçlarının karşılanması, camdan bir fanusa konulmuş balık gibi, İsrail'in elinde olacak. İsrail bölgeye giriş çıkışları elinde tutacak, mal hizmet yönetimini elinde bulunduracak.

Siyonistlerin hesabı, direnişi kırmak

Böyle bir ortamın getireceği sonuçları tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek. İsrail-Filistin çatışmasının bitmesi şu anda ihtimal dahilinde değil. Bu da maalesef gerçek bir şey. Siyonistlerin bilinmeyen gizli planları bir yana, açıkça görülen bir hesapları var. Yıllar önce hiç girmemiş olmaları gereken toprakları asıl sahiplerine geri verirken, bunu bir lütufmuş gibi gösteren İsrail, bu hareketiyle Filistin'in kutsal direnişini kırma hesapları yapıyor. En ufak bir olayda, bölgeye hapsettikleri insanların çeşitli kaynaklarını kısabilecekler. Filistin halkını çaresiz bir durumda bırakarak direnişi durdurmayı planlıyorlar.

Kendi halkına karşı bile acıması olmayan Ariel Şaron'un, büyük bir tiyatro oyunu düzenlediğine şahit olduk geçtiğimiz günlerde. ‘Topraklarından sürülen' zavallı Yahudilerin gözyaşları, çaresiz direnişleri, işgalci askerlerin üzücü görevlerini yapmak zorunda olmaları, bütün bunlar, Şaron'un timsah gözyaşlarıyla ‘suçlu biri varsa o da benim' sözleri büyük bir dramatik tiyatro eseri. Yıllardır bebek kanıyla beslenen Siyonistlerin sözde barışa doğru attıkları bu sahte adımın ileride neler doğuracağını hepimiz göreceğiz. Oyunun ikinci perdesi çok daha trajik olacağa benziyor.[1]

İsrail'in, BİP Senaryosu

İsrail, Büyük İsrail Projesi'ni hızlandırdı. Pakistan'la tartışmalı bir yakınlaşmaya adım atan, Tunus'a diplomatik atak yapan İsrail, Dubai'de son haftalarda mensupları resmi olarak işadamı şeklinde tanıtılan ''gizli bir diplomatik misyon'' açtı.

İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mark Regev, bu iddiayı yalanlarken, Haaretz gazetesi, üç İsrailli diplomat ve yabancı ülkelerin pasaportlarına sahip eşlerinin, yerel makamların onayıyla Dubai'ye geldiklerini yazdı. Gazete, Birleşik Arap Emirliği'nin İsrailli yüksek teknoloji şirketleri için önemli bir ekonomik potansiyele sahip olduğunun altını çizerek, tanınmasa da bu gizli misyonun ''büyük bir başarı'' olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Haaretz, BAE ve diğer Arap ülkelerindeki muhalefetin eleştirileri oklarından kurtulmak için diplomatik misyonun gizli tutulduğunu yazdı.  

İsrail'in Türkiye dışında Müslüman ülkelerden Mısır, Ürdün ve Moritanya ile büyükelçi düzeyinde diplomatik ilişkisi bulunuyor.

Sıra sıra, ilerliyorlar

İsrail Dışişleri Bakanı Tunus'a gidecek. İsrail'in Gazze'den çekilme sonrası Arap dünyasıyla ilişkileri geliştirme atağı devam ediyor. Son olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın arabuluculuğunda İstanbul'da gerçekleşen görüşmede Pakistan'la ilk kez üst düzey bir diplomatik ilişki kuran İsrail Dışişleri Bakanı, önümüzdeki aylarda da Tunus'a diplomatik bir ziyaret gerçekleştiriyor.

İsrailli diplomatik yetkililer Dışişleri Bakanı Silvan Şalom'u Kasım ayında Tunus'a bir ziyaret gerçekleştireceğini duyurdu. Şalom'un ziyareti 2000 yılından bu yana Tunus'a yapılacak ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor. Dışişleri Bakanı Şalom'a Ulaştırma Bakanı Dayla Itzik'in de eşlik edeceği gezide, bakanlar Tunus'ta düzenlenecek uluslar arası bilimsel bir konferansa katılacak.

Asefi, Pakistan-İsrail yakınlaşmasını eleştirdi

Öte yandan, İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hamid Rıza Asefi, Pakistan Dışişleri Bakanı Hurşit Mahmud Kasuri'nin İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom ile yaptığı görüşmeyi ''kabul edilemez bir eylem'' olarak değerlendirdiklerini söyledi.

Asefi, düzenlediği basın toplantısında, Pakistan ve İsrail dışişleri bakanlarının İstanbul'da yaptıkları görüşmeye değindi ve Pakistan'ın girişiminin kendilerini ''çok şaşırttığını'' ifade etti. Pakistan'ın önceden Filistin halkını destekleme yönünde iyi bir tutumu olduğunu belirten Asefi, ''Bu girişime bir anlam vermek mümkün değil'' diye konuştu.

Pakistan'ın İsrail'e karşı yeni girişiminin kendileri açısından ''kabul edilemez bir eylem'' olduğunu söyleyen Asefi, Pakistan'ın Arap ve İslam dünyasının koşullarını dikkate alması gerektiğini belirtti. İsrail Dışişleri Bakanı ile görüşülmesi konusundaki düşüncelerini Pakistan'a ileteceklerini kaydeden Asefi, ''Bu görüşme, İran'da, Arap ve İslam dünyasında tedirginliğe neden olmuştur'' dedi. Pakistan Dışişleri Bakanı Kasuri ile İsrail Dışişleri Bakanı Şalom, 1 Eylül'de İstanbul'da bir araya gelmişti.

Şaron'un Gazze Komplosu!

Bush ‘yaşayabilir bir Filistin devleti' derken, Şaron'un bu planına onay verdi. Gazze'den çekilme bir göz boyamadan ibaret. İsrail devleti bugün yarın Gazze Şeridi'ndeki 21 Yahudi yerleşimindeki yaklaşık 8-9 bin yerleşimciyi tahliye edip 38 yıllık işgaline son verecek ya, herkes pek memnun. Pek yakında 45 km. uzunluğa, 6-10 km. genişliğindeki Gazze, 1.3 milyon yoksul Filistinliye kalacak. İsrail'in 250 bin yerleşimcinin yaşadığı Batı Şeria'daki dört yerleşimi de tahliye edeceğini zikretmek dahi anlamsız, çünkü ana yerleşim blokları yerli yerinde kalacak. Eh olsun, uluslararası toplum, Şaron yönetimini alkışlıyor. En vahimi de zannediliyor ki, bu adımla İsrail-Filistin çatışması sona erecek, ABD Başkanı Bush'un sözünü ettiği ‘yaşayabilir Filistin devleti'nin kurulmasının yolu açılacak...

Keşke öyle olsa! Ama kazın ayağı hiç böyle değil. Çünkü İsrail-Filistin çatışmasını analiz ederken yapılabilecek en vahim hata, Siyonizm'in zihniyetini kavramaksızın, Filistinlilerin kendilerine ait bir devlete sahip olabileceklerini zannetmek olur. İsrail hükümetleri yıllardır işgal topraklarında yüzlerce yerleşim inşa edip, bunları otoyol ağlarıyla birbirine boşuna bağlamadı. Ya da Filistin topraklarına öylesine el koyup ‘güvenlik duvarı' inşa etmedi!

Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze'deki işgal toprakları bugün toplam toprakların yüzde 22'sine tekabül ediyor. Bu da İsrail 1967'de işgal ettiği tüm bölgeleri bıraksa da ülkenin yüzde 78'ini elde tutacağı anlamına geliyor...

Şaron, durduk yerde Gazze'den niye çekiliyor? Yanıt basit. Çünkü atsan atamayacağın, satsan satamayacağın Arap nüfusu varken ve İsrail'in yapıp ettikleri akıllara ‘apartheid' rejimini getirirken, bir çıkış yolu lazımdı. Yahudi devleti 3.6 milyon Filistinliye vatandaşlık veremeyeceğinden(!) öte yandan da ilelebet işgalci görünmeye can dayanmayacağından hareketle geliştirdi Şaron planını. Gazze'de İsrail devletine hiç faydası olmayan bir toprak parçasını bırakmakta beis görmedi. Karşılığında Kudüs'ü Batı Şeria'daki devasa Ma'aleh Adumim yerleşim blokuna bağlayan 3 bin 500 konutun inşasını içeren E-1 koridoru planını devreye soktu. ‘Büyük Kudüs' planının kilit unsuru. E-1 planıyla ‘yaşayabilir Filistin devleti' olasılığı sonsuza dek ortadan kalkıyor. Batı Şeria ikiye bölünerek, diğer Filistin bölgelerinden tecrit ediliyor, kantonlara ayrılıyor. Oh ne âlâ! Ve ilerde Şaron, Batı Şeria'da kalan Filistinlileri de miniminnacık Gazze'ye sürmezse şükretmek gerek![2]

İsrail'in sınırları mı çiziliyor?

İsrail daimi sınırlarını tek taraflı olarak çiziyor ve Filistin'i duvarların arkasına hapsetmeyi planlıyor.

Bu olay, iki devletli bir anlaşmadaki nihai bir yol olarak son fırsat ya da İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un tek taraflı olarak İsrail'in sınırlarını çizme ve sorunu kendi inisiyatifine alma çabası olarak görülmeye devam ediyor... Geri çekilme ve tahliye sürecinin sonunda Ariel Şaron, Gazze'den çıkacak, bu adım Batı Şeria'yı Judea ve Samaria olarak gören, Tanrı tarafından İsrail'e hediye olarak verildiğine inandıkları bu topraklardan çekilmeyi zorunlu olarak görmüyor... Şaron, kuzeybatı Şeria'daki dört küçük yerleşim yerini tahliye ediyor; ancak Bush yönetiminin şimdilerde terk edilemez olarak gördüğü daha büyük mevcut yerleşim bölgelerini ise birleştirmiş olacak (Ariel, Maale, Adumim ve diğerleri). Aynı zamanda, bütün dünyanın Filistin toprağı olarak kabul ettiği alana tecavüz ederek bir duvar da inşa etmiş olacak ve bu duvar, fiilî yeni sınır olacak ya da en azından bir ayırma hattı denilebilir. Filistinliler tarafından başkent olarak kabul edilen Güney Kudüs de bu duvarın içine dahil edilecek. Yani, 1949 ve 1967 yılları arasındaki sınırlara işaret eden "yeşil hat"ın ötesindeki toprağın yüzde 10'u bırakılacak...[3]

Çekilme stratejisi dersi

Amerikan birliklerinin Irak'tan ne zaman çekileceğine dair çelişkili haberler geliyor. Irak'taki Amerikan güçlerinin komutanı General George Casey, ABD'nin, Aralık'ta yapılması öngörülen seçimler anayasal bir Irak hükümeti oluşturduktan sonra, ‘hatırı sayılır miktarda' asker çekmeye başlama niyetinde olduğunu açıkladı. Bazı kaynaklar bu miktarın 30 bin asker, yani Irak'taki ABD güçlerinin yaklaşık yüzde 22'si olduğunu belirtiyor. Bağdat'tan gelen bazı üst düzey açıklamalar da, çekilmenin başlangıcının gelecek yaza kadar ertelenebileceğini ima ediyor. Zamanlama ne olursa olsun, süreç Irak'taki güvenlik durumundaki ve Irak güçlerinin eğitimindeki ilerlemelere bağlı.

Bu nedenle çekilme stratejisini şöyle bir gözden geçirmek yerinde olur. Cephe hatları olmayan bir savaşta çekilme düşman için başarı veya stratejik bir kararı mı ifade ediyor? Düşman saldırılarındaki yıpranma veya güçlerini muhafaza etme stratejisine dayalı bir azalma, Amerika'yı geri çekilmeye teşvik edebilir mi? Veya 1968'de Vietnam'daki Tet Taarruzu'nun hemen sonrasındaki aşamaya (bu taarruz yaygın şekilde ABD için geçici bir başarısızlık olarak algılanmıştı, fakat sonradan Hanoi için muazzam bir yenilgi olduğu anlaşıldı) benzer bir durumda mıyız?..

Irak'ta anayasal araçlarla gerçek bir ulus ortaya çıkabilir mi? Bu sorunun cevabını şu belirleyecek: Irak reformdan geçirilmiş Ortadoğu için bir yön tabelası mı, yoksa daha geniş çaplı bir çatışmanın odağı mı olacak. Bu nedenlerle bir geri çekilme takvimine, Irak'ın geleceği için uluslararası bir çerçeveyi davet eden siyasi bir inisiyatif eşlik etmelidir.[4]

Şaron'un evdeki hesabı

Filistin coğrafyasında yaşananlar, sadece uluslara­rası antlaşmaların yok sayılması değil, aynı zamanda insan haklarının açık bir ihlalidir. Bu ihlal sadece "insan" unsuru ile sınırlı değildir. Harem-i Şerif, Mescid-i Aksa ve Hz. İsa'nın doğduğu yer ve Hıristiyanlarca kutsal olan Beytüllahim de buradaki Siyonist işgal ve ihlalden nasibini almıştır.

Dört yüz sene Türk egemenliği altında huzur ve barış havasını soluyan bu topraklar, İngiltere mandasının ardından, "Arz-ı mevud" ülküsünü gerçekleştirme he­vesi yaşayan Siyonistlerin işgal ve soykırımı neticesi, günümüze kadar uzanan yeni sorunlarla birlikte, Filistin-İsrail sıcak savaşına zemin hazırlamıştır.

İsrail'in Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze'de işgal et­tiği toprakların oranı, bugün toplam toprakların yüz­de 22'sine tekabül ediyor. Geçen günlerde İsrail Baş­bakanı Ariel Şaron, muhalefete rağmen beklenmedik bir karar alarak, 38 yıldır işgal ettiği Gazze'den çekil­me kararı aldı. Bilindiği gibi, bu bölge Batı Şeria ile beraber İsrail sınırları içerisinde Müslümanların kontrolünde bulunan tek yerleşim bölgesidir.

İsrail'in çekilme kararını geçtiğimiz günlerde uygula­maya koyduğu bu bölge, 36 km uzunluğunda 360 km'lik yüzölçüme sahip ve 1,4 milyon gibi bir nüfusu barındıran küçük bir bölge. Şimdi tüm dünya kamu­oyu İsrail'in Gazze Şeridi'nde 21 Yahudi yerleşimindeki sekiz bini aşkın yerleşimciyi nasıl tahliye ettiği­ni konuşuyor.

İsrail 1967'den bu yana işgal ettiği topraklardan çe­kilse bile, ülke nüfusunun yüzde 78'ini yine elinde bulundurmaktadır. Gerçekten bu manzarayı bir sağ­duyu gösterisi ya da mecburi bir geri adım olarak mı yorumlamak lazım? Şaron durduk yerde Gazze'den niçin çekiliyor? 8500 işgalci Yahudi'nin Gazze'den çekilmesi, sadece bir makyaj ve görüntü müdür?

Kamuoyu yoklamalarına bakılırsa, İsrail halkının ezici çoğunluğu, bu tahliyenin devamının geleceği noktasında endişeli. Hatta bu öfke ve kaygısını Filistinlilerden çıkaran Yahudiler var. Burnundan solu­yan İsraillilere bakınca, önceki yıllarda Lübnan'dan çekilen Yahudilerin, şimdi de Gazze'den çekilmek zo­runda kalmaları, ikinci bir mağlubiyet ifadesi. Filis­tinlilerin yüzlerinde de bu sevinci yakalamak müm­kün.

Ama öbür yandan, Gazze Şeridinden İsrail'in elini çekmesi, zaten yoksulluk ve türlü meşakkatlerle bo­ğuşan Filistinlileri daha bir dünyaya kapalı hale geti­rip kendi hallerine terk etmek anlamına gelmektedir. Zira Gazze'de oturan insanların yüzde 97'si fakirlik sınırının altında yaşamaktadır. Filistinliler bu bölge­de uzun yıllar İsrail'in ağır ekonomik ambargolarına maruz kalmış, balık avlama yasağı dahil olmak üzere her alanda kısıtlama ve vergilerle bunaltılmıştır. Kuşkusuz bu ekonomik baskılar İsrail'in Filis­tinlileri kendine muhtaç edip avuç açtırma tak­tiğiydi. Şimdi İsrail geri çekilme hareketiyle birden fazla kuş vurmayı hedeflemektedir. Hem dünyaya, aslında ne kadar barışçı olduğu mesajını verecek, hem de burada yasayan insanları zor koşullar içeri­sinde kendi hallerine terk ederek yıldırıp çökertmeye çalışacaktır. Kendisi için fazla stratejik önemi haiz olmayan. Gazze bölgesinden çekilirken, öte yandan Kudüs'ü Batı Şeria'daki Ma'aleh Adumim yerleşim bloğuna bağlayan 3 bin 500 konutluk E-1 planını devreye sokmaktadır.

Tabi bunların hepsi Şaron'un evde yaptığı hesaplar­dır. Bu hesabı hükümsüz kılıp yine bu oyunu bozacak şey Filistinli Müslümanların direnişi olacaktır. Bu geri çekilme diğer bölgelerden de geri çekilmeyi sağ­ladığı oranda anlam kazanacak ve Filistin halkının haklı mücadelesi başarıya ulaşacaktır. İsrail'de her susan silah, bundan böyle dünya barışını kimin bozduğunun da işaretidir. İşgal ve işgalci tescillenmiş, fail itiraf etmiştir.[5]

İsrail kendine jest yaptı

İsrail'in Gazze'den çekilmesi, ilk bakışta tarihi bir adını, direnişin zafer günü olarak görünse de, bunun yanıltıcı olduğu hemen farkedilir. Harita­ya bakmayı, bölgenin coğrafyası ve nüfusu hak­kında biraz bilgi edinmeyi göze alan herkes göre­cektir ki, İsrail ancak kendi hesabına (menfaati­ne) uygun olduğu için bu planı yürürlüğe koy­muş ve beklediği neticeyi de elde etmeyi başar­mıştır. Yıllardır televizyonlarda izlediğimiz evle­ri dozerlerle yıkılan perişan Filistinlilerin yerini, bir anda, yurtlarından ve evlerinden zorla çıkarı­lan mazlum İsraillilerin görüntüsü alınış ve tarihi tablo ters yüz edilmiştir. Hadisenin İsrail lehine cereyan eden gelişmelere sahne olacağı, konunun ve bölgenin uzmanları tarafından açık­ça dile getirilmektedir. İsrail, kendi yapısını güç­lendirme, Yahudilerin güvenliğim sağlama, Filis­tin'i içeriden ve dışarıdan denetim altında tutma politikasından vazgeçmiş değildir. Yahudiler, Fi­listin topraklarında kuracakları (Kudüs) devlet­lerinin ve vadedilmiş topraklan da işgal edecek­leri günlerin özlemi ile yanıp tutuşmaktadır. Gazze'de yaşayan 1.4 milyonluk Müslüman nü­fusuna karşılık, ancak 8 bin Yahudi yerleşimci vardı. Şimdi İsrail yönetimi hem bu nüfusunun güvenliğini sağlamış, hem de Batı Şeria'da ken­dine yeni yerleşim yerleri açmanın haklı gururu-nu(!) kazanmıştır. Dünya kamuoyunun takdirini kazanan Ariel Şaron ve ekibi, bu cesareti ile bir kez daha güç kazanmış, bundan sonra atacağı adımlar için kendine siyasi zemin hazırlamıştır. Mısır devlet başkanı Hüsnü Mübarek bu vesile ile Şaron'u "yiğit" olarak tavsif etmiş, Başbakanı­mız da tebliğini esirgememiştir.

Gönül isterdi ki, Yahudiler, Filistin'e hangi ülke­lerden gelmiş iseler, yine oralara dönsünler ve Filistin'i işgalden vazgeçsinler.

"38 yıl süren işgal bitiyor" cümlesi bir kandırmacadan ibarettir. Batı Şeria'daki işgal genişle­yerek sürecek, Filistin'in içindeki coğrafi bağlar (yollar, sınırlar, şehirler, sular) Yahudiler tara­fından kontrol altına alınacaktır. Dünyaya tak­dim edilen bu barışçı ve özverili çabanın Filis­tin'e ne kadar yararı olacağı konusu müphem ol­sa da, Yahudilerin bundan siyasi ve psikolojik destek sağlayacakları açıkça görülen bir haki­kattir.

Filistin devleti Hamas'a karşı, Hamas da Yahudilere karşı tek başına mücadele ettiği müddetçe, bu yara daha çok kanayacaktır.

İmam Şafi'nin doğum yeri olan Gazze'nin içinde artık Yahudi yok, ancak dışarısı yani Gazze'nin tamamı Yahudilerin gözetimi ve denetimi altın­da, havadan, karadan ve denizden. Yine de ümit­liyiz; bir gün Yahudiler Filistin'in tamamından çıkacak ve bölgeye huzur gelecek.[6]

Diplomatik atağa kalkan İsrail, Dubai'de gizli misyon şefliği açmış

İsrail yönetimi, Gazze çekilmesinin ardından Müslüman ülkelere yönelik başlattığı diplomatik atağını sürdürüyor. Geçtiğimiz hafta 57 yıldır ilişki kurmadığı Pakistan'la temasa geçen İsrail'in Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Dubai'de gizli bir diplomatik misyon açtığı iddia edildi.

Haaretz gazetesinin haberine göre, İsrail, Dubai'de son haftalarda mensupları resmî olarak işadamı şeklinde tanıtılan ‘gizli bir diplomatik misyon' açtı. İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Regev, bu iddiayı yalanlarken, Haaretz gazetesi, üç İsrailli diplomat ve yabancı ülkelerin pasaportlarına sahip eşlerinin, yerel makamların onayıyla Dubai'ye geldiklerini yazdı. Gazete, BAE'nin İsrailli yüksek teknoloji şirketleri için önemli bir ekonomik potansiyele sahip olduğunun altını çizerek, resmen açıklanmasa da bu gizli misyonun büyük bir başarı olduğu değerlendirmesinde bulundu. Haaretz, BAE ve diğer Arap ülkelerindeki radikal muhalefetin eleştirilerinden kurtulmak için diplomatik misyonun gizli tutulduğunu yazdı.

Bu arada, İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom'un kasım ayında Tunus'a bir ziyaret gerçekleştireceği ifade edildi. Şalom'un ziyareti 2000 yılından bu yana Tunus'a yapılacak ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor. Dışişleri Bakanı Şalom'a Ulaştırma Bakanı Dayla Itzik'in de eşlik edeceği gezide, bakanlar Tunus'ta düzenlenecek uluslararası bilimsel bir konferansa katılacak. Tunus'un güneyindeki Gabes bölgesinde doğan Silvan Şalom'un, doğduğu evi de ziyaret edebileceği belirtildi. İsrail'in, Türkiye dışında Müslüman ülkelerden Mısır, Ürdün ve Moritanya ile büyükelçi düzeyinde diplomatik ilişkisi bulunuyor.

Diğer yandan, geçtiğimiz hafta İstanbul'da gerçekleşen Pakistan-İsrail buluşmasına tepkiler gelmeye devam ediyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hamid Rıza Asefi, Pakistan Dışişleri Bakanı Hurşit Mahmud Kasuri'nin İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom ile yaptığı görüşmeyi ‘kabul edilemez bir eylem' olarak değerlendirdiklerini söyledi. Asefi, düzenlediği basın toplantısında, Pakistan'ın önceden Filistin halkını destekleme yönünde iyi bir tutumu olduğunu belirterek, "Bu girişime bir anlam vermek mümkün değil." diye konuştu.

Samsun'dan İsrail'e petrol boru hattı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ceyhan'ı, Rotterdam gibi dünyanın önemli enerji, ticaret ve ihraç merkezlerinden biri haline getirmeyi amaçladıklarını söyledi. Başbakan Erdoğan, Ambrosetti Düşünce Kulübü tarafından Como'da basına kapalı olarak düzenlenen forumda konuşma yaptı.

Başbakan Erdoğan, konuşmasında Kasım ayı sonunda devreye girmesi beklenen Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından söz ederken, Ceyhan'ı geleceğin petrol süpermarketine dönüştürmek istediklerini kaydetti.

Ceyhan'ı Rotterdam gibi dünyanın önemli enerji ticaret ve ihraç merkezlerinden biri haline getirmeyi amaçladıklarını ifade eden Erdoğan, Kerkük-Yumurtalık ve Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hatlarına ek olarak, tanker trafiğinin Türk Boğazları'nda oluşturduğu tehdidin hafiflemesi için Samsun-Ceyhan by-pass petrol boru hattının inşa edileceğini bildirdi. Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: "Ceyhan'a yanaşacak tankerlerin aynı anda, aynı noktada, Irak, Azeri, Kazak ve Rus petrolünü yüklemesi mümkün olacaktır. Bu sayede, petrol şirketleri, tankerlerini fazla liman dolaştırmadan, çeşitli menşe ve kalitelerdeki petrolü, tek bir terminalden, Ceyhan'dan yükleyip, rafinerilerine ve tüketici pazarlarına gönderme imkânına sahip olacaklardır. Bu tarz bir esneklik, arz kaynağı esnekliği, özellikle tanker taşımacılığında, şu anda petrol piyasalarının en büyük ihtiyaçlarındandır."

Boğazlardaki bir çarpışma ve onu izleyen bir infilakın sadece İstanbul'un kültürel varlıklarına ve çevreye telafisi mümkün olmayan zararlar vermekle kalmayacağına, aynı zamanda binlerce insanın yaşamını yitirmesine yol açabileceğine dikkat çeken Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bu nedenle, başlattığımız ‘Gönüllü Prensipler' girişimiyle Türk Boğazlarını by-pass edecek alternatif petrol ihraç yollarının arayışına gidilmiş ve petrol şirketleri başta olmak üzere bütün taraflarla diyaloga girmek suretiyle, Türk Boğazlarını by-pass edecek ham petrol boru hatlarına yönelmeleri teşvik edilmiştir."

Erdoğan, bu yönde büyük petrol şirketlerinden ve üretici ülkelerin gösterdiği destekten duydukları memnuniyeti de dile getirerek, şöyle devam etti:

"Samsun-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesinin gerçekleşmesiyle Türk Boğazlarındaki trafik daha da güvenli hale gelecektir. Bu vesileyle, Samsun-Ceyhan boru hattının diğer by-pass projeleriyle karşılaştırıldığında sağladığı avantajlara da dikkatlerinizi çekmeyi umuyorum. Samsun-Ceyhan projesi tek ülkeyi kat eden yegâne by-pass projedir. Mevcut olan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı ve Ceyhan-Kırıkkale (Ankara) NATO boru hattı nedeniyle Samsun-Ceyhan boru hattı güzergâhlarının üçte ikisi halen kamulaştırılmış bulunmaktadır. Maliyeti düşüren bu faktör aynı zamanda çevrenin korunması bakımından da önemlidir.

Samsun-Ceyhan projesinde petrol dünyanın en büyük tankerlerinin yanaşabileceği derin denize Akdeniz'e ulaşacaktır. Ceyhan Terminali'nden yüklenecek bu tankerler hem batıya hem güney Asya'ya kolaylıkla ulaşabileceklerdir. Samsun-Ceyhan petrol boru hattını İsrail'e uzatma projesi üzerinde de çalışmaktayız."



[1]  Milli Gazete / Emre Miyasoğlu

[2]  Radikal / Ceyda Karan

[3]  Radikal / BBC / Paul Reynolds

[4]  Radikal / Henry A. Kıssınger

[5] Milli Gazete / Hüseyin Akın

[6] Milli Gazete / Osman Toprak


Bu yazarin diger makaleleri

TASAVVUF; AHLAK TEDAVİSİ VE MUTLULUK REÇETESİDİR.
  İlmiyle amil, mürşidi kâmil Şeyh Haydar Baba Hz.leri anlatmıştı:...
Devami
İSLAMCA DÜŞÜNMEK VE DEĞERLENDİRMEK
  Ayet ve hadislerden hüküm ve prensipler çıkarmak ve bunları önem,...
Devami
BİSMİLLAH
  Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahim Her an koruyup kollayan ve acıyıp bağışlayan Allah'ın...
Devami
BİLGİ VE OLGUNLAŞMA
  Eğitim ve öğretim, bilgi ve beceri edinmenin ön şartı......
Devami
MÜ'MİN, EMİN İNSANDIR VE GÖNÜLLÜ GÜVENLİK MUHAFIZIDIR
  "(Hatalarından ve haksızlıklarından) Tövbeye yönelen (ve samimiyetle özür dileyenler),...
Devami
İNSANLARA KARŞI SAYGI VE SORUMLULUKLARIMIZ
    İnsan yeryüzünde Allah'ın temsilcisi ve halifesi olacak bir yetenek...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4568

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR