Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün352
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta10880
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay108795
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16746770

IP'niz: 3.237.66.86
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182554

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

YAŞAR BÜYÜKANIT PAŞA MI HAKLI, YOKSA; ÖMER LÜTFİ METE MAŞA MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Neye inanacağı ve neyi savunacağı konusundaki kararsızlığı ve tutarsızlığı, bazen "zırva"lığa kadar yükselen Ömer Lütfi Mete nam kişi, 29 Eylül 2005 tarihli sabahtaki "söylesem mi, söylemesem mi?" başlığını koyduğu ve bu başlıkla bile tutarsızlığını ve kararsızlığını kustuğu yazısında, ordumuzu ve özellikle KKK Org. Yaşar Büyükanıt paşayı kastederek; "Aslında gözbebeğimiz bile bizi böyle çıkmazlara zorladıktan sonra, elin Haçlısı, Ermeni soykırımını tanı, yoksa karışmam dese çok mu?

 

Örnek mi?

Gözbebeğimiz ordu adına konuşan Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt'ın tehdit değerlendirmesi de böyle bir çıkmaz yaşatmıyor mu insana? "Birinci tehdit irtica, ikincisi bölücü terörü" diyebilecek kadar ürkütücü, şaşırtıcı ve akıl almaz bir sıralama yapan kurmay akıl karşısında, küçük dilimi yutmadan sorgulama yürütmek beynimin karşı durulmaz görevi!"

Lakin yürek isyan ediyor:

Bari sen eksik kal. Batı'nın barbar sömürgeci irade merkezleri orduya yeteri kadar saldırıyor! İçeriden de dünün "İslamcı Enternasyonalci kadroları askeri vurmak için her fırsatı sonuna kadar kullanabiliyor."

Diyerek samimiyetsizliğini ve çelişkisini ortaya koyuyor. Çünkü hem irticayı birinci tehdit saydığı için, güya dini bir gayretle Büyükanıt Paşayı suçluyor. Hemen arkasından da: "Dünün İslamcı Enternasyonalci kadroları askeri vurmak için her fırsatı sonuna kadar kullanabiliyor" diyerek saçmalıyor!..

Yahu Mertçe söylesene, kim bu, senin uyduruk tabirinle "İslamcı Enternasyonalci" kadrolar...?

Ve askeri vurmak için neler yapıyorlar?

Bu iddiaların doğru ise, Yaşar Büyükanıt Paşalar irticayı "birinci tehdit" saymakta halklılık kazanıyorlar.

Üstelik incitmemeye özel bir itina gösterdiğiniz AKP Kurmaylarının çoğu, Askeri vurmak için her fırsatı değerlendiren, "Dünün İslamcı enternasyonalci" tanımınıza tam da uyuyorlar!?

Ömer Lütfi Bey asıl yanlışını yumurtlamak ve halklılık kazandırmak hatırına ve istismar amacıyla şu doğruları sıralıyor:

"Gelin görün ki gözbebeğimiz bize merha­met etmiyor. Hatta kendi kendisine bile merha­met etmiyor. Neden kendisine bile merhamet et­miyor? ‘Birinci tehdit irtica' diyerek halkın bü­yük bir kesiminin ordu hakkında kötü düşüncele­re sürüklenmesini adeta körükleyebiliyor! Böyle bir tehdit sıralamasının hiçbir askeri, siyasi, strate­jik, diplomatik ve sosyal hayır olamaz! ‘Soyut ir­tica' kavramı ile bu toplumda ‘tehdit algılama­sı' oluşturma ihtimali sıfır bile değildir!

Öyleyse küpüne zarar veren keskin sirkeyi na­sıl kurmay söylem sayabiliriz?

Bu zihniyetin asıl vebali, en büyük gücümüzü oluşturan -şehitlik ülküsünü benimsemiş- ‘Meh­metçik' karakterini mahvedici küresel-kültürel saldırıya katkıda bulunmaktır.

Olur, olmaz yerde ‘irtica' diyerek, dindar aile­leri zan altında bırakan her kurmay: doğal olarak Mehmetçik yetiştiren anne babaya hakaret et­mekte, böylece dünyanın en etkili silahı ‘şehitlik ülküsü'ne zarar vermektedir.

Bizde ‘peşin şehit' karakterinde Mehmetçik yetiştirenler, genellikle orduya ‘Peygamber Ocağı' diyenlerdir. Siz bu ailelerle aranıza ‘irtica-savar' duvarlar çekerseniz, Mehmetçik nesli­nin kökünü kurutur, en büyük düşmanınızın ya­pamayacağı tahribatın faili olursunuz!

Bu soyut ‘irtica' tehdidinden kastettikleriniz kimlerdir? İktidar partisi mi birinci tehdit saydığı­nız irtica cephesi? Öyleyse kendinizi ‘irticacının emrindeki görevliler' ilan etmiş olmaz mısınız? Yoksa siz hükümetin emrinde değil misiniz? Diye soruyor ve baklayı ağzından çıkarıyor:

"Dün de Erbakan ve takımı için böyle söylemde bulunuyordunuz. Şimdi ise mevcut iktidara karşı ulusçu kesildiği için irticacı olmaktan çıktı mı?". Şeklinde zırvalıyor.

Biz, Milli çözüm olarak kendimizi de "Erbakan'ın takımına" koyduğumuz ve bundan şeref duyduğumuz için söyleyelim.

Evet, KKK. Org. Yaşar Büyükanıt'ın irticayı birinci tehdidi sayması, doğru bir tespittir. Çünkü irtica, İslam ve İnsanlık için en sinsi ve en tehlikeli tehdittir.

Çünkü irtica, Yani;

Dinin istismarı, inancın suiistimali, İslam'ın sulandırılması, ılımlaştırılıp Siyonizm'e ve emperyalizme yamanması ve Müslümanların uyuşturulması...

Müminlerin: bilimden, teknolojiden, temel hak ve hürriyetlerden, demokrasi ve laiklik gibi evrensel değerlerden ve hatta bu çağda kavram ve kurumların ilmi insanı ve İslami ölçülere göre güncelleştirilip güçlendirilmesinden uzak tutulması.

Diyalog salatası ve Küreselleşme safsatasıyla dini duyarlılıkların ve milli direncin yozlaştırılması...

Yüzlerce yıl önceki şartlar ve ihtiyaçlar için, o dönemin ilim erbabınca temel ve genel hükümlere uygun olarak yorumlanmış ve uygulanmış o gün için doğru modellerin, İslam budur zannederek günümüz standartlarına asla cevap veremeyen tarih olmuş örneklerin, topluma ve din adına dayatılması...

Evet, bunlar bölücü terörden çok daha tehlikelidir, zehir gibi tesirlidir. Çünkü bu zehir, İslam etiketlidir!...

Yani, Yaşar Büyükanıt Paşa'nın İrticayı birinci tehdit" göstermesi, "aklen" de, "naklen" de, isabetlidir..

Kur'an'a göre münafıklık, istismarcılık, dini sahtekârlık ve irtica (gericilik ve gelenekçi yobazlık) şirkten ve küfürden beterdir.

"Gerçekten münafıklar (cehennem) ateşinin en aşağı tabakasındadır. Onlara bir yardımcı da bulunmayacaktır"[1]

"Onlar izzeti (Şeref ve şöhreti kuvvet ve hürmeti) Kâfirlerin yanında arayanlardır. Oysa bütün izzet Allah'ındır" [2]

ABD'yi tanrılaştıranlar, AB yi kutsallaştırıp tiranlaştıranlar, elbette hem irticacıdır, hem de münafıktır.

Evet, Kur'an'a göre "Fitne, kıtalden (adam öldürmekten) daha beterdir" [3]

En büyük fitne ise:

  • 1. İslami radikalleştirmek ve gerici Taliban rejimini benimsemek
  • 2. İslami zayıflaştırıp Fetullah Gülen gibi, ılımlı ve Amerikaya bağımlı hale getirmektir. Ve her ikisi de aynı şeytani merkezlerin himayesinde ve hizmetindedir.

Asla unutulmasın ki; bir İbni Sebe münafık'ının İslam dinine, devletine ve milletine verdiği zararı, o dönemin süper güçleri sayılan Bizans ve İran verememiştir. Asrı Saadetteki bütün sefer ve gazvelerde, her iki taraftan ölenlerin sayısı sadece 450 civarında iken, İbni Sebe'nin kışkırttığı Cemel olayında çoğu sahabe olan iki Müslüman gurubun ölü sayısı 14 bindir.

İngiliz ajanı olarak bilinen, Siyonist Yahudi Lawrence'nin Osmanlıya Ortadoğu'ya ve İslam Dünyasına açtığı tahribatı, emperyalist devletler yapabilmiş değildir.

İşte bugün de; Hizbullah ve El-Kaide gibi radikal İslamcılar, tarihteki Hasan Sabbah'ların; Fetullah Gülen Hareketi ve Irak'ı içten deviren İsrail güdümlü "Kesnizani" Tarikatı da, vatanlarına ve namuslarına musallat olan Moğol vahşileriyle ve Cezayir işgalinde Fransız askerleriyle işbirliği yapan bazı haysiyetsiz ve hamiyetsiz şeyhlerin günümüzdeki benzerleridir.

Evet, "hoş gör boş ver" kafalı ve gizli fesatçı münafıklar... Ilımlı İslamcı ve fırsatçı marazlılar, Siyon lobilerine ve Vatikan-mason localarına kiralıklar, işgalci güçlere ve işbirlikçi hükümlere dua eden ve destek veren tarikatlar.

  • Hem Kur'an'ın ayetlerine
  • Hem Resulü zişanın hadislerine
  • Hem İslam büyüklerinin hakikat ve hikmet ölçülerine
  • Hem de tarihi tecrübelere göre

PKK ve Hizbullah benzeri Terör odaklarından ve açıkça bize sataşan ve savaş açan düşmanlardan çok daha tehlikeli ve tahrip edicidir.

İrticacı ve istismarcı münafıklar, dost rolüyle bizi uyuşturup, kalbimizi, böbreğimizi hatta beynimizi söküp satan hain doktor gibidir.

Ama düşman güçlerin ve teröristlerin ise, açıkça saldırdığı ve bizi yaralamaya çalıştığı bilindiği için, onlara karşı toplum tedbirlidir.

Senin de, - kötülemek ve kösteklemek niyetiyle de olsa- itiraf ettiğini gibi "Erbakan ve takımı", evet,

Hem İslam'ın hatırına,

Hem Türkiye merkezli yeni bir dünyanın kurulması adına

Hem de bütün insanlığın yararına...

Milli ve manevi dinamiklere ve evrensel değerlere bağlı bir "ulusalcılık"ın, orijinal tabirimizle "Kuvayi Milliye" anlayışının destekçisi, takipçisi, hatta kendisidir.

Siyonist ve emperyalist güçlerin ve münafık din istismarcısı ve irticacı kesimlerin; 40 yıldır Erbakan Hocayı en tehlikeli adam olarak görmeleri, 3 ihtilalin asıl hedefi haline getirmeleri, beş partisini kapatıp hükümetlerini devirmeleri, bunun en açık ispatı değil midir?

Ama AKP ise, Din istismarının, ılımlı İslam sahtekârlığının, vefasızlığın ve vasıfsızlığın, ABD ve AB mandacılığının temsilcisidir. Ve aynen Mescidi Dırar hükmündendir.

Ey sahte milliyetçi, Suni dinci, İşbirlikçi tarikatçı ve samimi büyük Birlik partili ve dahi, tüm Siyonist merkezler, masonik mahfiller ve münafık çevreler gibi, "Erbakan Alerjili" patavatsız adam!...

Müridi veya meyilli olduğunuz tarikatınızın ve şeyhlerinizin, mason Demirel'in AP'si ve bir zamanların MHP'si ile Makam-menfaat ilişkilerini ve yine milletvekili adayı olduğunuz Muhsin Yazıcıoğlu'nun, mesela Müslüm Gündüz'le manevi münasebetlerini ve Elazığ'a uğradıkça özel ziyaretlerini ve O'nun hakkındaki ferasetli, hürmetli ve muhabbetli demeçlerini unutmuş gibisiniz.

Bizler Genel Kurmay yetkilerinden ve yüksek askeri bürokrasiden; ülke bütünlüğümüze ve güvenliğimize yönelik hakaret ve hıyanetlere, NATO korkusuna ve demokrasi hatırına (!) sessiz ve tepkisiz kalanları, ama kahraman ordumuzun geneline ve şahsı manevisine zarar vermeyecek şekilde, elbette uyarır ve eleştiririz. Ama Büyükanıt Paşa gibi onurlu ve şuurlu kimseleri de sahiplenir ve destekleriz. Çünkü bizler, ülkemizin bağımsızlığını ve devletimizin bekasını amaç, partimizi ise araç biliriz.

Artık kafalarınızı kumdan çıkarın ve kulaklarınızı açın!..

Halkımız ve duyarlı insanlarımız : "Hiç mi Onurunuz Yok" diye soruyor.

AB'nin akıl almaz ve utanmaz talepleri karşısında Başbakan ve iktidar yöneticilerinden ses çıkmazken, AKP temsilcileri her halûkârda AB'ye "yanaşma" tavrı sergiliyor. Sözde Ermeni Soykırımını ve Rum'u tanıma, havaalanı ve limanları açma gibi zırva taleplerini, müzakerenin ön şartı olarak kabul eden Avrupa Parlamentosu, Türkiye kamuoyunun sabrını zorlarken, hükümet kanadı, hâlâ alttan alan demeçlerle, tarihine ve imparatorluk bakiyesi devlet geleneğine adeta hakaret ediyor. Türkiye'den müzakereye başlamak için haksız ve ahlaksız isteklerini bildiren Avrupa Parlamentosu'na karşı hala AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, "AP'nin kararı üzücü. Ancak bu karar Türkiye'yi tam üye olma isteğinden vazgeçirmeyecek"  diyebiliyor.

 Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, 3 Ekim'de Avrupa Birliği müzakerelerinin başlayacağını hatırlatarak "Bu süreçte kaybedecek bir tek saniyemiz bile yok." Derken Başbakan Erdoğan'ın dış politika danışmanı ve AKP İstanbul Milletvekili Egemen Bağış da, alınan kararların Türkiye'nin önüne çıkarılan ama mutlaka aşılacak (yani karşılanacak) olan yeni bir engel olduğunu söylüyor.

Emekli Paşa'lar iç savaş uyarısı yapıyor!

"Türkiye Üzerine Oynanan Oyunlar ve Büyük Ortadoğu Projesi" konulu konferansta konuşan Harp Akademileri eski Komutanı emekli Orgeneral Necati Özgen, "Türkiye'nin tahmin edilemeyecek kadar tehlikeli ve kötü bir dönem geçirdiğini söyleyerek, bir iç savaş senaryosunun uygulanmak istendiğini vurgulayarak: "Hangi oyun oynanırsa oynansın, ordu ile milletin arasını hiç bir güç açamaz" diye uyarıyor!

Telafer yanıyor, iktidar bakıyor!

Irak Demokrat Türkmen Partisi Genel Başkan Yardımcısı Kasım Ömer, ABD askerlerinin Telafer'de yüzlerce kadına tecavüz ettiğini, bunlardan birinin namusunu korumak için ilk kadın canlı bomba olarak önceki gün kendini patlattığını bildiriyor. Ömer, ABD askerlerinin "direnişçileri ele geçirmek" gerekçesiyle girdiği şehirde kadın, çocuk onlarca masum insanı öldürdüğünü belirtiyor.

Telafer'de bir insanlık dramı yaşandığını hatırlatarak, halkın aç ve susuz olduğunu kaydeden Kasım Ömer, Telafer'in iki Kürt bölgesi arasında tampon bölge olduğuna dikkat çekerek bu sebeple halkın bilinçli olarak sürgün edilmeye çalışıldığını vurguluyor. Telafer'de şehrin çevresine önce 75 kilometre uzunluğunda hendek kazıldığını, daha sonra tanklarla evler teker teker yıkılmaya başlandığını, Telafer'in ortadan kaldırılması ile kuzey sınırı boyunca bir Kürt devletinin kurulması için çalışmaların büyük bölümünün tamamlanacağını biliniyor. "İsrail'in güneye doğru genişlemesi gerekmiyor, kuzeye yönelecekler" diye konuşan Kasım Ömer, Telafer kentinin tamamen Kürtlerin eline geçmesinin ardından kurulacak Kürt devletinin hem ABD, hem de İsrail'e hizmet edeceğini haykırıyor!

Filistin İslami hareket başkan yardımcısı Şeyh Kemal El Hatip:

"Mescid-i Aksa'yı Yıkacaklar" diye feryat ediyor!

"İsrail yönetimi, eski Yahudi eserlerini ortaya çıkarmaya çalıştıkları" gerekçesiyle Mescidi Aksa çevresinde ve altında kazılar yapıyor. Böylece mescidin temellerinin dayandığı kayaların tahrip edilmesini ve mescidin kendiliğinden yıkılmasını istiyor." "Eğer Siyonist rejimin uygulamaları karşısındaki sessizlik devam ederse, Babür Camisi'ni yıkan Hinduların gösterdiği cesareti Siyonist Yahudiler de Mescidi Aksa'ya karşı gösterecekler" şeklinde haykırıyor!

Medeniyetler Buluşuyor da ne oluyor?!..

AKP yönetimi AB ile müzakerelerin sıkıntısız geçmesi için her yolu deniyor. Hatay'da yapılan Medeniyetler Buluşması da bu çabanın bir ürünü sayılabilir.

AKP yönetimi farklı dinlerin temsilcilerini bir araya getirerek tüm dünyaya barış ve kardeşlik mesajları vermeyi amaçlamıştı.

Ortodokslar, Museviler ve Vatikan temsilcileri ile Diyanet İşleri Başkanı bir araya getirilerek "Bakın biz ne kadar hoşgörülüyüz" denilmeye çalışıldı!

Peki, bu nafile çabalar bir işe yaradı mı?

Mesela Ortodoks Patriği Bartholomeos, kendisinin sözlerine değer verecek AB üyelerinin yöneticilerinin kulaklarına olumlu bir şeyler fısıldadı mı?

Ya da Papa 16. Benedict'in yolladığı dört temsilcisi bu konuda bir şeyler yapmak için kolları sıvadılar mı?

Ya Türkiye Musevileri Hahambaşı İzak Haleva ne yaptı?

Medeniyetler Buluşması'na katılan konuklar yediler, içtiler, cami ve kilise gezdiler. Sonra "Tanrı huzuru"nda barış sözü verdiler!

Sonra, herkes geldiği yere gitti.

Son yıllarda ülke gündemini oldukça sık işgal eden "İbrahimi Dinler, Hak Dinler" gibi kavramlarla ne yapılmak istendiği hiçbirimizin meçhulü değil.

İnsanların kafaları karıştırılarak son din olan İslam hakkında şüpheler uyandırılmak isteniyor.
Sanki hangi dini seçerseniz Allah'ın rızasını kazanırsınız gibi bir izlenim uyandırılıyor.[4]

Ve Çanlar kimin için çalıyor?!

Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt, Avrupa Parlamentosu (AP)'nda geçen hafta yapılan bazı konuşmalara yanıt veriyor.

Pekiyi, AP'de neler konuşulmuştu?

Atatürk'ün portrelerinin devlet dairelerinden indirilmesi istenmişti...

Yetmedi...

Bu kez, terörle mücadele eden Türk Silahlı Kuvvetleri'ne saldırıldı.

Büyükanıt Paşa da şu karşılığı verdi:

"...Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terörle mücadelesini saldırgan askeri operasyonlar olarak tanımlayan ifadeleri, Türkiye Cumhuriyeti'ni uyandırması gereken çan sesleri olarak izlemekteyim."

Bu sözleriyle Büyükanıt tabii ki Avrupa Parlamentosu'nun ağzının payını vermiş oluyor da...

Bu "çan seslerini" duymayanlara da bir gönderme yok mu acaba?!![5]

Ömer Lütfi Mete'nin Sabah Gazetesi ailesinden kardeşi olan Mehmet Altan ise, 1 Ekim tarihli "Harbiyelilere ilk Ders" başlığı altında şunları yazıyor ve tüm kardeşlerinin kanaatini yansıtıyordu:

"Salı günkü gazetelerde Harbiyeliler'e yeni eğitim-öğretim yılında ders veren sivil hocanın söylediklerine gözüm ilişmişti... Meğer Harbiyeliler'e dersi veren sivil profesör, aynı zamanda orgeneral iken doktora yapan Hurşit Tolon'un danışmanıymış... Aralarında kuvvetli bir "akademik" bağ var.
Sivil hoca, Harbiyeliler'e "Türkiye'de ulus-devlet olmanın önemi" üzerine bir ders vermiş ve "laik-demokratik cumhuriyetin" ulusal yönünün "bilinen odaklarca" aşındırılmaya çalışıldığını söylemiş... Kendine göre oluşturup saydığı bu "odaklar" arasında "İkinci Cumhuriyetçiler" de var...

Ulus-üstü bir örgütlenme olan AB'ye tam üye olabilmek için bunca zahmet çekilirken Harbiyeliler'e "ulus-devlet" dersi verip, Türkiye'nin "insan-odaklı" bir rejime sahip olarak özgürleşip zenginleşmesini isteyen "İkinci Cumhuriyet"e saldırmanın mantığını kavramak pek kolay değil.

Harbiye'nin açılışının yapıldığı pazartesi günkü Sabah gazetesinde Mahmut Sancak'ın yaptığı "Haftanın Dosyası" limanları konu almaktaydı... Dosyanın başlığı da "Limanların kadar globalsin" cümlesini taşımaktaydı... Limanların durumu yeryüzü ile ilişkinin yoğunluğunu gösteriyor... Türkiye'de 300 liman ve kıyı tesisi varmış... Bunların toplamından geçen mal ise yılda 150 milyon ton kadar... Bir tek Singapur Limanı'ndan yılda yüklenip boşaltılan mal ise 393 milyon ton... Üç yanı denizlerle çevrili Türkiye'nin toplam limanları bir Singapur limanı kadar etmiyor... Ama çocuklarımıza "ulus-devlet" propagandası yapmaya devam ediyoruz... Liman zafiyetini gidermedikçe ulus-devlet propagandası ne işe yararsa...

Harbiyeli öğrencilere ulus-devlet üzerinden siyasal propaganda yapmak yerine, dünyanın değişen dinamiğinin özelliklerini anlatmak gerek...

Dünyayı dönüştüren küreselleşmenin doğumunu sağlayan sanayi sonrası teknolojik yenilikler oldu. Zaten biz de bu yeniçağı yakalamak için AB'yi istiyoruz... AB ise ulus-üstü bir yeni örgütlenme...

Çünkü zamanın ruhu bunu emrediyor..."

Yani Ahmet Altan, açıkça AB mandası olalım da kurtulalım diyor!

Aynı Sabah Ailesinden Mehmet Barlas ise, 1 Ekimdeki "Ezberi Bozmak" başlığı ile Milli Görüşten kopup kaytaran Tayip Erdoğan'ı şöyle sahipleniyordu;

Recep Tayyip Erdoğan da, AK Parti iktidarı da, kendilerinden beklenen davranışları sergilemedikleri için, iç ve dış öfkelerin odağında bulunuyorlar.

Madem "Milli Görüş" kökeninden geliyorlar, buna uygun davranmaları gerekmez miydi?
Ne demek "İlle de Avrupa Birliği üyesi olacağız" diye ısrar etmek?

"Bize İslam Birliği yeter" demeleri gerekirdi. Ne demek "İlle de özelleştirmeleri yapacağız, mutlaka yabancı sermayeyi getireceğiz" demek?

"Batı Kulübü bizi sömürmek istiyor" diyebilirler, kamuya "Makine yapan makine fabrikalarını"nın temellerini attırabilirlerdi.

Başka işleri yokmuş gibi 60 yıllık "Kıbrıs Sorunu"na çözüm aramak onlara mı düşmüştü? "Milli davalar stoku"nu eritmek onların işi miydi?

Yok efendim "Kürt Sorunu" varmış, "Ermeni Konferansı" toplanmalıymış.

Hem Amerika ile hem İsrail'le, hem de Avrupa ile aynı anda iyi ilişkiler kurmak, kabul edilebilir bir davranış mı yani?

Hele YTL'nin değerini koruyabilmek, enflasyonu düşürmek, ihracatı artırmak...

Neden her gün türban kavgası yapmıyorlar yani?

Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti iktidarı ezberi bozdukları için, ağızlarıyla kuş tutsalar bile ne Türkiye'deki, ne de Avrupa Birliği'ndeki statüko bekçileri onları affedebilir.

"Batıcılık" onlara mı kalmıştı ki?

Acaba Tayyip Erdoğan ve arkadaşları gerçekten takiyye mi yaptılar? Ama bunu Milli Görüşçü eski arkadaşlarını aldatmak için mi yaptılar? Yoksa "Asıl ilericiler" bunlar mıydı ve 28 Şubatçılar bunları iktidar yapmak için mi Erbakan'ın partisini kapattırdılar?

Çözmesi ne kadar zor bir bilmece bu. Avrupa'nın statükocuları ve yabancı düşmanı şoven politikacıları Türkiye'ye AB'nin kapılarını açsalar ve o anda Erdoğan "Biz AB'ye karşıyız" dese işler ne kadar kolaylaşacak mesela.

Ne kadersiz ülkeyiz. Turgut Özal da böyle kafamızı karıştırmamış mıydı?

Turizm hamlesi, ihracat hamlesi, iletişim hamlesi yapıp, "Takunyalı" olduğunu unutturmaya çalışmamış mıydı? Ceza Yasası'ndaki 141-142'nci maddeleri kaldırıp solcuların kafasını karıştırmamış mıydı?

Belli ki bunlar da böyle.

Ne demek efendim hem "Yahudi Sermayesi"ni, hem "Arap Sermayesi"ni aynı anda ülkeye davet etmek?

Türkiye'yi dünyaya açmak bunlara mı kalmış? Neden "Galata Camisi" yerine "Galataport" yapmaya çalışıyorlar anlamak mümkün değil açıkçası.

Bu memlekette ilerici olmanın da tadı kaçtı bunların yüzünden.

Sonunda başörtülülerin eğitim haklarını da ilericiler mi savunmak zorunda kalacak bu durumda? Yeter artık. Bunlar gerçekten ileri gidiyorlar." Diyerek bay Mehmet barlasconi, kendi aklınca ve ayarınca Milli Görüşle dalga geçiyordu... Ve tabi aslında gâvur aşığılığını ve bayağılığını itiraf ediyordu...

6 Ekim 2005 tarihli Zaman Gazetesinde, Hüseyin Gülerce de Mehmet Barlas'ın sözlerini tekrarlıyordu... Anlaşılan her ikisi de aynı locadan ders alıyordu:

Bu kadar olumlu rüzgâr altında seslerine kimsenin kulak vermeyeceğini bildiklerinden milliyetçilik, vatanseverlik itirazları yapıyor pozunda yazıp çiziyor, konuşuyorlar. Fakat kahroluyorlar. "Böyle mi olmalıydı?" diyorlar.

Böyle mi olmalıydı? Çağdaşlık, dolayısıyla Atatürkçülük, Türkiye'nin AB üyeliğini hedefler. "Müzakereleri başlatan iktidar niye ‘bizim siyasi kadrolar' değil?" diyorlar. "Oldu mu şimdi?" diyorlar. "Türkiye"yi AB üyesi yapmak AK Parti iktidarına mı kaldı?" diyorlar.

Böyle mi olmalıydı? AK Parti'nin başında Erdoğan gibi "muhafazakâr demokrat" bir lider mi olmalıydı? Neden ipleri koparmıyor? Neden, "Batı kulübü zaten böyledir, biz denedik olmadı, taviz veremezdik" deyip kesip atmıyor?

Böyle mi olmalıydı? Bu Abdullah Gül de nereden çıktı? AK Parti böyle makul, sakin, olgun, Dışişleri bürokrasisi ile gayet uyumlu çalışan bir Dışişleri Bakanı'nı nasıl buldu? Türkiye'nin geleceğinde bunlar mı söz sahibi olacaktı? Türkiye bunlara mı kaldı?

Böyle mi olacaktı? Bu AK Parti neden İslam Ortak Pazarı'nı, "İslam dinarı"nı savunmuyor? "İlle de Avrupa Birliği" diyor. Bu Abdullah Gül, dış politikayı neden eline yüzüne bulaştırmıyor? "Bir iyi saatte olsunlar korosu olarak şöyle keyiflene keyiflene ‘biz dememiş miydik' nakaratlı şarkımızı hiç söyleyemeyecek miyiz?"

Evet, Türkiye ve Avrupa'daki "statüko zaptiyeleri" bu son durumdan çok rahatsızlar. AK Parti'nin çağı okumasına, Türkiye'nin ve dünyanın gerçeklerine göre hareket etmelerine çok bozuluyorlar. Hâlbuki Anayasa, hukuk, demokrasi deyip Türkiye'yi atanmışlarla ne güzel idare ediyorlardı.

Bu defa seçilmişler çok olmaya başladı...[6]



[1] Nisa:145

[2] Nisa:139

[3] Bakara:191

[4] Milli Gazete / Zeki Ceyhan

[5] Akşam / Şakir Süter

[6] 06.10.2005 / Zaman / Hüseyin Gülerce


Bu yazarin diger makaleleri

SELİMİYE SATILIYOR MU?
  Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda oturan Hilmi Bey; 3 Ekim'de başlatılan...
Devami
IRKÇI EMPERYALİZM: SİYONİZMLE HAÇLI ZİHNİYETİNİN BİLEŞİMİDİR
Bugünkü Barbar Batı ülkeleri ve onların batıl ve zalim sistemleri;...
Devami
KEMAL DERVİŞ, KEMALİZMİ NASIL DEVİRMİŞ?
              TÜSİAD, Derviş'li toplantı yapıyor             Türk Sanayicileri ve...
Devami
SAHTE KABADAYILIĞIN SIRITAN KOMEDYASI !..
  Alaattin çakıcı ve Mafya Çarkı ?.. Başbakan'ın İsrail'e sert çıkışı ?!.. Ve...
Devami
İSRAİL'İN CANAVARLIĞI, RECEB'İN KAHRAMANLIĞI
Yahudi lobileri eliyle, ABD'nin emperyalist heveslerini kışkırtarak; şeytanın talim ettiği...
Devami
YAKLAŞAN KRİZ, GÖRMEYEN KERİZ!
  Hasan Ünal, seçim öncesinede önemli bir hatırlatma yapmış ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5058

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR