Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3285
mod_vvisit_counterDün5006
mod_vvisit_counterBu Hafta33785
mod_vvisit_counterGeçen hafta37009
mod_vvisit_counterBu Ay140689
mod_vvisit_counterGeçen Ay195144
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14655262

IP'niz: 35.175.201.14
Bugün: 26 Oca 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11363564

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

ASYA VE KAFKASYA PETROLÜ İSRAİLE Mİ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Bush: "Pakistan'a da gireriz, İran'ı da vururuz" diyor!

Bush yaptığı bir konuşmada gerekirse Pakistan'a girebileceklerini ve nükleer çalışmalarını sürdürürse İran'ı vurabileceklerini söylüyor. Bush'un bu sözleri karşısında insan serinkanlılığını yitiriyor... İran'a tehditlerini çoktandır sürdürüyordu şimdi bir de Pakistan çıktı... Bush, Ladin ve yardımcısı Zevahiri'nin Pakistan da olduğuna dair sağlam bir istihbarat bulunduğu takdirde Pakistan'a girmek için emir vereceğini söylüyor... Afganistan ve Irak'ın işgallerinden önce ellerinde sağlam delil ve istihbarat bilgileri olduğunu ileri sürmüşlerdi. Şimdi görüyor ve biliyoruz ki gerek Afganistan gerek Irak ile ilgili ellerinde var olduğu ileri sürülen bilgiler asılsızmış... Hatta, bu bilgilerin yanlış çıktığını, bazı ABD yöneticileri CIA'nın kendilerini yanılttığını bile açıkladılar. Demek ki, Bush için sağlam istihbari bilgilere ihtiyaç yok... Bush bir ülkeyi vurmayı ve işgal etmeyi kafasına koymuşsa dünyayı kandırmak için ortaya atacağı bazı iddialara ihtiyaç duyuyor. Aslında Bush'un bu tür gerekçeler aramasına bile ihtiyaç yok. "Canım istedi falan ülkeyi işgal ediyorum" dese dahi dünyanın sessizliğini bozmaya pek niyeti yok görülüyor.

 

Bu arada İsrail Lübnan'ı günlerce vurduktan sonra bu ülkeye Barış Gücü gönderilirken, Filistin'e İsrail saldırılarını her gün sürdürüyor... Her gün pek çok Filistinli İsrail saldırılarında hayatını kaybediyor. Kısacası, İsrail devlet olarak terör uygularken dünya jandarması ABD'nin sesi çıkmıyor... Bir başka ifade ile ABD kendi teröristini korurken, kendisine karşı en ufak bir harekete karşı çok sert tepki veriyor... Bu da sanıyorum zalimin zulmünün şiddetini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Yeryüzündeki zulme son verebilmek için mazlumların ayağa kalkması gerekiyor.[1]

Birleşmiş Milletler'in 61'inci Genel Kurul toplantılarına katılmak için NewYork'ta bulunan Pakistan Devlet Başkanı Pervez Muşerref, ABD saldırganlığının hangi boyutlara ulaştığını gösteren açıklamalarda bulundu. Amerikan CBS televizyonuyla yaptığı röportajda Müşerref, 11 Eylül saldırılarından sonra ABD Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage'in "El-Kaide'ye karşı bizim safımızda savaşmazsanız, bombalanmaya hazır olun! Taş devrine geri gitmeye hazırlanın!" şeklindeki tehditlerini aktardı. ABD'li üst düzey bir diplomatın bağımsızlığı tüm dünya ülkeleri tarafından bir ülkeyi taş devrine geri göndermekle tehdit etmesi aslında ABD'li yöneticilerin zihinsel olarak hala taş devrinde yaşadığının açık bir göstergesi.[2]

   

 

Siyonizm karşıtı Yahudilerden Hahambaşı Shmiel Mordche Borreman bile:

"Papa'nın açıklamaları, Siyonizmin son oyunu" dur derken, AKP'nin Diyalog Sevdası kafa karıştırıyor!

Anvers'te yaşayan Hahambaşı Shmiel Mordche Borreman, "Haçlı seferlerine bakacak olursak kimin şiddet ve kılıç kullandığı ortadadır. Üstelik daha önceki Papa 2. Jean Paul, Yahudi ve Müslümanlardan engizisyon mahkemeleri, Haçlı Seferleri ve Yahudilerin tarih boyunca takip altına alındığı için özür dilemedi mi? Buna bakacak olursak şiddet kullananın kim olduğunu daha iyi anlarız. Unutulmaması gerekir ki Haçlılar, Romanya'da yolda karşılaştığı Yahudileri kılıçtan geçirmiştir. Bugün dahi Yahudiler, ölen kardeşleri için dua ediyor" şeklinde konuştu.

Papa'nın bir oyunun parçası olduğunu ifade eden Hahambaşı, "Bence bunların hepsi emperyalist, Siyonist oyunun bir parçası. Daha önceki Papa Polonyalıydı ve komünizmi çökertmek için kullanıldı. Hatta bundan rahatsız olan komünistler, bu durumdan faydalanıp Mehmet Ali Ağca'ya suikast düzenletti. Komünizm çöktü, bundan dolayı da emperyalist ABD ve Siyonistler, kendilerine yeni bir düşman buldu; o da Müslümanlar. Yeni Papa Alman'dır. Unutulmaması gerekir ki -bunu Almanlar da söyler- Siyonist devlete destek vermek, Almanya'nın dış politikasının bir parçasıdır. Çünkü hala suçluluk duygusu var. İsrail, sözde koyu Hıristiyan kökten dinci Bush ve Vatikan, emperyalist oyuna uyduğu için birbirleriyle ortak çalışıyor. Bu üçlü bir araya gelerek dünyadaki hegemonyalarını sürdürmeye çalışıyor. Aslında her şey açık ve net. Vatikan, Bush hükümetinin önemli bir ilham merkezidir" iddiasını savundu.

Papa 16. Benedict'in Müslümanlardan dilediği sözde özrü de eleştiren Hahambaşı Shmiel Mordche Borreman, "Papa, Müslümanlardan bu kadar tepki görünce basit açıklamalarla olayı geçiştirmeye çalıştı. Ardından ‘İslam'a karşı derinden saygım var büyük dinler diyalog içinde olmalıdır' dedi. Biz Siyonizm karşıtı Yahudiler olarak bu olayı Siyonizmin son halkası olarak görüyoruz" açıklamasında bulundu.

İz'an ve vicdan ehli Hahambaşılar bile İsrail, ABD ve AB'nin şeytani amaçlarına karşı çıkıp dikkat çekerken, AKP'nin ve diyalogcu çevrelerin, siyonizme hizmet aşkı giderek daha da kabarıyor. Şimdi de bütün Ortadoğu ve Kafkas Petrollerini İsrail'in Hayfa limanına akıtılması için taşeronluk yapıyor ve Ceyhan sadece bir geçiş istasyonu konumuna taşınıyor!

"Çağın projesi, Türkiye'nin prestiji" gibi yaldızlı laflarla reklâm edilen "Bakü-Ceyhan petrol boru hattı"nın altından pis kokular çıkmaya başladı. "Ceyhan"ımızın son durak değil ara konak olduğu ve petrolün İsrail'in Hayfa Limanına taşınması hazırlığında Türkiye'nin ve AKP'nin taşeronluğunun Milli bir kılıfa sokulduğu anlaşıldı.

  Ayrıca Kazakistan-Bakü, Samsun-Ceyhan, Kerkük-Yumurtalık boru hatlarının da, Ceyhan'da birleşip Hayfa'ya uzatılma planları ortaya çıktı.

  Erol Bilbilik'in jeopolitikteki şu saptamaları, tarihi bir uyarı anlamı taşımaktaydı.

Ceyhan yerine Hayfa - Aşkelon mu petrol terminali oluyor?

Azerbaycan ve Orta Asya petrollerini Ceyhan üzerinden dünyaya pazarlayacak olan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattından ilk Azeri petrolü 28 Mayıs 2006 tarihinde Ceyhan deniz terminaline ulaşmıştır. BTC'nin resmi açılışı 13 Temmuz 2006'da birçok devlet başkanı, başbakan, enerji ve dışişleri bakanının iştirakiyle Ceyhan'da yapılmıştı.

 

Ceyhan'da Birleşecek Ham Petrol Boru Hatları

1. BTC, Petrol Boru Hattı

BTC petrol boru hattı ile, 2006 yılında 5.5 milyar varillik rezerve sahip Bakü'nün Çıralı sahasında üretilen günde 140 bin varil (yılda 10 milyon ton) ve Azerbaycan'ın diğer sahalarında üretileceklerle birlikte 2008 yılında günde 1 milyon varil (yılda 50 milyon ton) petrolün Ceyhan terminaline buradan da dünya pazarlarına taşınması öngörülmüştür. Nitekim petrolü dünya pazarlarına taşıyacak The British Havvthame adlı tanker, 85 bin tonlun ilk yükleme ile 4 Haziran 2006 tarihinde İtalya'ya doğru yola çıkmıştır.

2.  KAB, Kaşagan-Aktav-Bakü Boru Hattı

Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev uzun süren görüşmelerden sonra BTC boru hattına katılım anlaşmasını 15 Haziran 2006 tarihinde İlham Aliyev ile Almatı'da imzalamıştır. Anlaşmaya göre Kazakistan, 35 milyar varil rezerve sahip Kaşagan sahasında üreteceği 23 milyon ton petrolü Kaşagan-Aktav arasında inşa edeceği 800 km'Iik boru hattı ile Hazar kıyısına ve buradan da Bakü'ye getirecek BTC'ye bağlayacaktır. Boru hattının kapasitesi daha sonra artırılarak yılda 23 milyon tondan, yılda 60 milyon tona çıkarılacaktır. Boru hattı inşasına 2009'da başlanacak ve 2010'da tamamlanacaktır.

3.  KB, Kaşagan-Bakü Boru Hattı

Kazakistan; BTC boru hattına uzun süredir vermekte olduğu yılda 7.5 milyon ton petrolü aşamalı olarak artırarak 2-3 yıl zarfında yılda 20 milyon tona kadar çıkaracaktır.

4. SC, Samsun-Ceyhan Boru Hattı

Kazakistan ve Rusya petrollerini Ceyhan terminaline taşıyacak Samsun-Ceyhan boru hattı ihalesi 12 Mayıs 2006'da Cumhurbaşkanı Sezer tarafından onaylanmıştır. 550 km uzunluğundaki hattın inşasına 2007'de başlanacak ve 2010'da bitirilecektir. Boru hattı tamamlandığında yılda 70 milyon ton petrol Ceyhan terminaline taşınacaktır.

5.  KY,  Kerkük-Yumurtalık (Ceyhan) Boru Hattı

579 km'si Irak sınırları içinden geçen 1876 km uzunluğundaki Kerkük-Yumurtalık boru hattından gelen petrol Ceyhan terminalinde depolanacaktır. Hattın kapasitesi yılda 75 milyon ton olup, çalışır vaziyettedir.

Yukarıdaki 5 boru hattının inşaatlarının tamamlanması ve azami kapasiteye ulaşmaları 2010 yılını bulacaktır.

2010 yılı milat olarak alındığı takdirde boru hatlarından Ceyhan terminaline (50+60+20+70+75) ton olmak üzere yılda 275 milyon ton Azerbaycan, Kazakistan ve Irak petrolü akıtılmış olacaktır.

Hayfa ve Aşkelon'da Birleşecek Boru Hatları
  • a) KH, Kerkük-Hayfa Boru Hattı

1936 yılında işletmeye açılan boru hattı, II. Dünya Savaşı süresince Akdeniz'deki İngiliz Donanması'nın petrol ihtiyacını karşılamıştır. 1948'de İsrail Devleti'nin kurulmasının ardından patlak veren Arap-İsrail gerginliği nedeniyle boru hattı Irak tarafından kapatılmış ve hattın yönü Ürdün'e çevrilmiştir. Daha sonra da Irak ile Türkiye'nin anlaşması üzerine Kerkük-Yumurtalık boru hattı inşa edilerek petrol Yumurtalık'a ulaştırılmıştır.

2005 yılına gelindiğinde ABD; Kerkük-Hayfa boru hattının yeniden faaliyete geçirilmesi için faaliyete geçmiştir.

2005 Temmuzu'nda Kerkük-Hayfa boru hattının yeniden açılıp açılamayacağını İsrail'e soran ABD, hattın 4-5 aylık bir çalışmayla faaliyete geçirilebileceği yanıtını almıştır. Hattın diğer ucunda bulunan Ürdün'le de temas kuran ABD; hattın yeniden açılması ve kapasitesinin artırılması durumunda Arap toplumunun büyük tepki göstereceğini, bu nedenle de bunun kabul edilemeyeceği yanıtını almıştır. Türkiye ile temas kuran ABD, hattın açılması durumunda İsrail ile ilişkilerin gerginleşeceği yanıtını almıştır. İsrail de Türkiye'ye yeni açılacak hattan ihtiyacını karşılayacak petrol pompalanmasında ısrar edeceğini bildirmiştir.

Aldığı olumsuz cevaplara rağmen ABD ve İsrail boru hattının şimdiki yılda 5 milyon tonluk kapasitesinin giderek yılda 30 milyon tona çıkarılmasını, böylece Musul-Kerkük sahasındaki yıllık petrol üretiminin %40'a yakınının Akdeniz'e taşınmasında ısrarlı olacaklarını taraflara bildirmiştir.

  • b) EAH, Elat-Aşkelon-Hayfa Boru Hattı

İran petrolünü İsrail'in Kızıldeniz'deki Elat Limanı'na buradan da Akdeniz'deki Aşkelon Limanı'na taşımak amacıyla çok önceleri İran tarafından inşa edilmiş ve uzun süre kullanım dışı bırakılmış olan Elat-Aşkelon boru hattı İsrail'ce onarılarak hattın yönü Aşkelon-Elat'a çevrilmiş ve hattın kapasitesi günde 3 milyon varile (yılda 150 milyon ton) ulaştırılmıştır.

  • c) SAH, Suudi Arabistan-Hayfa Boru Hattı

Suudi petrolünü Golan tepeleri ve Lübnan üzerinden Hayfa'ya taşıyan ve uzun süre kullanım dışı olan boru hatta Irak'taki yönetim tarafından onarılmaya başlanmıştır. Onarımın tamamlanmasıyla boru hattından günde 2 milyon varil (yılda 100 milyon ton) Suudi petrolü Hayfa'ya akıtılacaktır.

Irak yönetim bu hatta Rumeyla petrol bölgesinden ekleyeceği bir hat inşası ile hattın kapasitesini günde 1 milyon varile (yılda 50 milyon ton) yükselecek ve boru hattının kapasitesi günde 3 milyon varile (yılda 150 milyon ton) ulaşacaktır.

Yukarıdaki 3 boru hattının inşaat ve kapasite artırımlarının tamamlanacağı 2008 yılı milad olarak alındığı taktirde boru hatlarından Hayfa-Aşkelon-Elat'a (30+150+150) ton olmak üzere yılda 330 milyon ton petrol akıtılmış olacaktır.

2010 tarihini milad aldığımızda Ceyhan terminaline taşınan petrolün yılda 275 milyon ton, 2008 tarihini milad aldığımızda Hayfa-Aşkelon'a taşınan petrolün yılda 330 milyon ton olacağı görülmektedir. Bu rakamlar Ceyhan'ın değil, Hayfa-Aşkelon'un Ceyhan'dan önce dünyanın sayılı terminallerinden biri olacağını göstermektedir.

ABD ve İsrail'in baskısı ile Türkiye; Kerkük-Yumurtalık (Ceyhan) boru hattının iptalini ve hattın Hayfa'ya çevrilmesini kabul edecek olursa, Hayfa-Aşkelon'un kapasitesi 75 milyon ton artarak yılda 405 milyon tona ulaşacaktır. Buna karşın Ceyhan'ın kapasitesi 75 milyon ton azalarak yılda 200 milyon tona düşecektir.

Yaptığımız analizler BTC'nin Türkiye için ne denli büyük bir tehdit oluşturduğunu ortaya koymaktadır.

Tehdit, Türkiye'nin ABD ve İsrail'in ısrarlı talep ve baskılarına boyun eğerek Ceyhan'dan Hayfa'ya denizden petrol boru hattı inşası veya tankerlerle Aşkelon'a petrol taşınmasını kabul etmesiyle zirveye tırmanacaktır.

 

Nitekim aşağıdaki açıklamalar AKP hükümeti'nin böyle bir anlaşmayı hangi amaçlarla yaptığını açığa vurmaktadır:

  • İsrail Enerji ve Altyapı Bakanı Venjamin Ben Elizer, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve diğer yetkililerle 7 Haziran 2006'da BTC petrol boru hattı ile Ceyhan'a taşınan Azerbaycan petrolünün İsrail üzerinden Asya ülkelerine sevki konusunu görüşmüştür. Başbakan Erdoğan ile temasların sürdüğünü belirten Elizer, Akdeniz ile Kızıldeniz'i birleştiren Hayfa-Aşkelon-Elat hattının ekonomik bir güzergâh olduğunu savunmuştur.
  • 7 Haziran 2006 tarihinde İsrail Cumhurbaşkanı Katsav ile görüşen Cumhurbaşkanı Sezer, "İsrail ile işbirliğini enerji alanında genişletme yolunda birlikte çalışmaya başladığımızı vurgulamak isterim. Türkiye ile İsrail arasında çoklu enerji ve su iletim hatları tasarısının yapılabilirliği konusunda araştırma çalışmaları gündemdedir" yollu açıklamada bulunmuştur.
  • Enerji Dergisi'nin Kasım 2005 tarihli haberlerine göre; Türkiye ile İsrail, Rusya petrolünün Samsun-Ceyhan petrol boru hattı üzerinden İsrail'in güneyindeki Aşkelon-Elat hattına bağlanıp: Uzakdoğu'ya ulaştırılması konusunda anlaştığını duyurmuştur.

 

 

  • Enerji Dergisi'nin Şubat 2006 tarihli sayısında Jeoloji Mühendisleri Odası Bilim Kurulu Üyesi Tufan Erdoğan, Ceyhan'a ulaşan petrolün Ceyhan-Aşkelon boru hattı veya tankerlerle taşınması konusunda Türkiye-İsrail işbirliğinin ilk yazılı belgesinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı tarafından imzalandığını ve 11 Ekim 2005 tarihinde Türk-İsrail Enerji Bakanları tarafından açıklandığını ortaya koymuştur.

Görülen odur ki, Ceyhan'ı petrol terminali haline getirerek büyük bir politik ve ekonomik güç elde etmeyi hayal eden Türkiye; AKP sayesinde, ABD ve İsrail'in talep be baskılarına boyun eğerek Hayfa ve Aşkelon'un dünyanın sayılı petrol terminali olması için taşeronluğa soyulmuştur.

İDDİA: İncirlikteki nükleer silahlar dışarı çıkarıldı!

İncirlik'ten İsrail'e silah gönderildiğini söyleyenler dışında nükleer başlık çıkarıldığı da gizli gizli dillenmeye başladı. Üs'teki nükleer silahların hâlâ muhafaza edildiğine inananlarsa çoğunlukta.

İsrail-Hizbullah çatışmasının son günlerinde İncirlik Hava Üssü'nden yapılan sevkıyatlar sırasında ABD'nin Soğuk Savaş döneminden kalma nükleer silahlarını başka bir yere naklettiği ihtimali üzerinde duruluyor.

İsrail'e Hizbullah'ı vurmak için fazladan silah verildiği yorumlarına yol açan sevkiyat, kimi uzmanlara göre İncirlik'ten nükleer silah çıkarmak için yapıldı. Askeri mühimmatın Ortadoğu'ya gönderildiği yönündeki iddialar ağır basıyor. Ancak Soğuk Savaş'ın sona ermesi ve İran'ın, İncirlik'e olası bir saldırısı durumunda ortaya çıkacak tehlike nedeniyle yapıldığı ileri sürülen sevkıyat sırasında nükleer başlıkların ABD'ye gönderildiğini ileri sürenler var. ABD'nin, gelecekte Türkiye ile bir çatışma ihtimaline karşın Türk topraklarında nükleer silah tutmak istemediğine inananlar bile bulunuyor.

Sonuçta onca tartışmaya neden olan sevkiyatla, Türk Dışişleri'nin resmi açıklamasında olduğu gibi hakikaten envanter dışı eski silahların tasfiye edilmiş olması da muhtemel. Çünkü sevkiyat uçakla değil, gemiyle yapıldı, İncirlik Üssü'nde bilhassa nükleer silah gibi hassas mühimmatın sevkiyatında uçakların kullanılmış/kullanılıyor olması akla daha yatkın.

İncirlik'ten kamyonlarla çıkarılan mühimmatın, son olarak Mersin'in Taşucu Limanı'nda "Virginian" adlı Ro-Ro gemisine yüklendiği belirtilmişti.

Daha önce yapılan sevkiyat sırasında İncirlik'ten nükleer silah çıkarılmış olabileceğine inananlardan biri Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül. Karagül, şayet nükleer silah sevkiyatı varsa adresin Ortadoğu'daki ABD uydusu ülkelerin toprakları olduğunu düşünüyor.

 

 

"İncirlik'in kuzeydoğusundaki nükleer silahları tasfiye ettiler"

Asıl ilginç iddia ise incirlik üzerine araştırmaları bulunan Cezmi Yurtsever'den geliyor. Yurtsever'e göre 1981 yılında ABD ile Türkiye'nin yaptığı gizli anlaşma gereğince Üs'te tutulan nükleer silahlar 1990'lı yıllardan itibaren koşulların değişmesiyle tasfiye edildi ve ABD'ye gönderildi. Silahların, İncirlik Havaalanı'nın kuzeydoğu tarafındaki tepelik alanlarda olduğunu ileri süren Yurtsever, sevkiyatın neden uçaklarla değil de, Mersin'in Taşucu Limanı'ndan gemiyle yapıldığı sorusuna, "Güvenlik nedeniyle olabilir" şeklinde yanıt veriyor. Yurtsever şöyle diyor:

 

 

"İncirlik'te nükleer savaş ihtimaline karşı azami miktarda silah depolandığı biliniyor. Depolanan silahların Rusya'ya karşı konvansiyonel bir savaşta kullanılma ihtimali vardı geçmişte. Ama şimdi Soğuk Savaş bitti. Ben Soğuk Savaş döneminden bu yana Rusya'ya karşı tutulan standart nükleer silahların bu sevkiyatla ABD'ye gönderildiği kanaatindeyim. Bence savaş dönemine denk gelmesi de tesadüftü. ABD'nin İsrail'e silah sevk ettiği tezini de doğru bulmuyorum. Daha makul olan, İran'ın herhangi bir saldırısına karşı İncirlik Üssü'nün güvenliğinin sağlanmasıdır, incirlik Üssü, İran'daki nükleer tesislerin tespitinde birincil derecede öneme sahip, İran'daki Natanz Nükleer Tesisleri'ni İncirlik'ten kalkan uçaklar fotoğraflıyor."

"İncirlikte tutmak daha mantıklı"

İncirlik'te nükleer silah bulunduğunu düşünen isimlerden biri olan emekli büyükelçi ve CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ ise sevkiyatın nükleer silahlarla bir ilgisinin olmadığını düşünüyor. ABD'nin, İncirlik'teki nükleer silahlarını mümkün olduğunca uzun süre orada tutacağını belirten Elekdağ şöyle diyor:

"Benim anladığım kadarıyla İsrail, uzayan savaş sonucunda stoklarını tüketti. Çünkü çabuk netice alınacak bir savaşa hazırlanmıştı. Ama stokları tüketince ABD'den yardım talep etti, böylece İncirlik'teki savaş stoklarından bir kısmı İsrail'e nakledildi. Tabiatıyla bu olay herhangi bir şekilde İncirlik'in statüsüne uymuyor. Çünkü İncirlik sadece Türkiye'nin savunması çerçevesinde Amerika'ya verilmişti. 1981 yılında yapılan işbirliği anlaşmasına göre Üs, ancak ortak çıkarlar için ve Türkiye'nin savunması söz konusu olduğunda kullanılabilir. İncirlik'te 90 nükleer silahları var ve bu silahları taşıyacak otuz küsur de F-16 uçağı mevcut."

Dünyayı yörüngesinden çıkaracak nükleer silah

Emekli hava korgenerali Orhan Köse de ABD'nin nükleer silahları zaman zaman bir yerden bir yere transfer ettiğini belirtiyor, ancak son sevkiyatta silahların ABD'ye gönderildiği iddiasını doğru bulmadığını söylüyor. Köse, "ABD'nin İncirlik'te nükleer silah bulundurmasından daha doğal bir şey olamaz. Amerikan hükümetiyle yaptığımız ikili anlaşmada nükleer silahla ilgili bir madde olup olmadığını bilmiyorum. Ama Türkiye'nin, 'İncirlik'te nükleer silah bulundurulmasın' şeklinde bir madde koydurduğunu da sanmıyorum" diyor. Köse şunları söylüyor:

"ABD, kimi silahları bir yerden başka bir yere taşıyabiliyor. Ama bugün dünyada nükleer silahların en büyük sahibi olan ABD, İncirlik'ten niye bu silahları tasfiye etsin. Bence bunun anlamı yok. Giden de bütünüyle İsrail'e aktarılan harp malzemeleriydi. Zaten Ortadoğu'daki çatışma İsrail ile Hizbullah arasındaki bir çatışma değildi, ABD ile Hizbullah arasındaki bir çatışmaydı. ABD, İsrail'i bu maksatla kullanıyor. Talimatları veren ABD, uygulayan İsrail, İsrail'e, ihtiyaç duyduğu her silahı da kesin olarak veriyor ABD. Vermeye de devam edecektir. Bence Amerika'nın elinde İncirlik'tekiler de dahil olmak üzere çok fazla miktarda nükleer başlık var. Dünyayı yörüngesinden çıkaracak kadar vardır diye düşünüyorum."



[1] Abdülkadir Özkan, Milli Gazete, 23 Eylül 2006

[2] Milli Gazete, 23 Eylül 2006

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

SN. ABDULLAH GÜL’ÜN İSRAİL GAYRETİ
Sn. Abdullah Gül Siyonistlerin gözüne girmeye mi çalışıyordu? ABD Başkanı...
Devami
HZ. MUHAMMED’İN (SAV) SİYASET VE STRATEJİ KURALLARI
  Kitabını, ER-BAKAN’ın Dilimize Çevirdiği Maxime Rodinson’un Tespitleriyle; HZ. MUHAMMED’İN (SAV) SİYASET VE STRATEJİ...
Devami
Suriye’ye Düşman Çağırmak; AHMAKLIK MIYDI, AJANLIK MIYDI?
  Başbakan Ahmet Davutoğlu Avustralya’daki G-20 Zirvesi sonrasında yaptığı açıklamada nüfusunun...
Devami
İRAN’A SALDIRI HAZIRLIĞININ TÜRKİYE AYAĞI
İRAN’A SALDIRI HAZIRLIĞININ TÜRKİYE AYAĞI        ABD ve İsrail’in şimdiki...
Devami
“Devlet Aklı” ve “Hükümet (Hikmet) Sırrı” üzerine STRATEJİK BİR ANALİZ
  “Devlet Aklı” ve “Hükümet (Hikmet) Sırrı” üzerine STRATEJİK BİR ANALİZ          Türkiye’nin...
Devami
Küresel Odaklar Kıskacında; İKTİDARIN VE GENELKURMAYIN TAVRI
Öcalan hikâyesi ve Kürt Meselesi! Abdullah Öcalan 04 Nisan 1949’da Şanlı...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 6387

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR