Get Adobe Flash player
Reklam

İRTİCA MEVCUTTUR VE EN SİNSİ SORUNDUR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

 

İrtica: Ric'at etmek, geriye dönmek, eskimiş ve köhnemiş hayat tarzını özlemek, cahili ve şeytani düzenlere özenmek anlamına gelir. Kur'an'daki:

"Ey iman edenler, eğer kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir fırkaya boyun eğecek (ve itaat edecek) olursanız, sizi imanınızdan sonra tekrar küfre (kötülüğe ve köleliğe geri) döndürürler."[1]

"Onlar hala cahiliye hükümlerini (Tabii ve temel hukuk kurallarına, evrensel insan haklarına ve en güzel İslam ahlakına aykırı düzenleri) mi arıyorlar? Kesin bilgiye dayanan bir inanca sahip bir topluluk için, hüküm ve hikmeti (kural ve prensipleri) Allah'tan daha güzel olan kimdir?"[2]



[1] Ali İmran: 100

[2] Maide: 50

 

"Ne zaman (gerici, gelenekçi ve taklitçi cahillere): "(Gelin) Allah'ın indirdiği (akli ve nakli delillere, insani ve İslami değerlere) uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz atalarımızı izinde ve üzerinde bulduğumuz şeye (yerleşik geleneklere ve geçmişten kalan göreneklere) uyarız" derler. (Peki) Ya ataları (ve örnek aldıkları eski toplulukları ve tarihi tabuları) akılları gerçeğe ermeyen ve doğru istikameti de bulup bilemeyen kimseler idiyse? (hala mı körü körüne onların peşinden gidecek ve köhnemiş bir geçmiş hevesiyle, gerçeklere direnecekler?)"[1] gibi ayetleri, Dinin özünden, akıl ve vicdan çizgisinden, ilim ve irfan terazisinden, adalet ve asalet ölçüsünden kaçıp; cahiliye törelerine, Yozlaşmış Yahudi ve Hıristiyan kesimlere teslimiyetçiliğe, Yobazlaşmış ve İslam'ın özünden uzaklaşmış bir şekilcilik ve taklitçiliğe yönelen kimseleri, irtidatcı ve irticacı kabul etmektedir.

Şimdi bu gerçekler ışığında ve açıkça ilan ve iddia ediyoruz: Evet, İrtica mevcuttur ve Türkiye'nin (hatta bütün İslam ve insanlık aleminin) en tehlikeli, en öncelikli ve en sinsi sorunudur!..

  "Beyin yıkama ve uzaktan kumandalı robotlar haline sokma" metoduyla, ve din, iman ve İslam istismarıyla, bir sürü gencimizi, binlerce yıl önceki Firavun ve Karunların günümüzdeki temsilcisi olan Amerika'ya kulluğa, emperyalist Batı hayranlığına ve bu zalimleri hoş görme şaşkınlığına yönelten Fetullahcılık irtica değil midir?

Bağlılarına; önce beyin eğitimi yerine beden eğitimi yaptıran, ahlaki, ticari ve siyasi istikamet yerine, kılık kıyafetle uğraştıran, saf insanların kazancını ve manevi ihtiyacını istismara kalkışan, mustazafları koruma yolunda şuurlu ve sorumlu insanlar yerine, müstekbirlere uyumlu ve uyuşuk kalabalıklar oluşturan tarikatlar irtica değil midir?

Fakir fukaranın ihtiyacı, mağdur ve mahrum milyonların hakkı olan zekâtları, sadakaları, kurbanları, bağışları toplayıp, görkemli yurt ve kurs binalarında barındırdıkları ve beyinlerini paslandırdıkları birkaç yüz talebeyi de paravan olarak kullanıp, dine hizmet görüntüsüyle, dış güçlere ve masonik işbirlikçilere taşeronluk yapanlar, irticacı değil midir?

Asırlar öncesi şartlar ve ihtiyaçlar için hazırlanmış yorumları, Kur'an'ın temel kanunları gibi gören ve bütün dünyayı İslam'dan ürküten, her türlü vahşet ve cinayeti cihat kılıfıyla sürdüren, Taliban ve Türkiye Hizbullah'ı gibi oluşum ve anlayışlar, irtica değil midir?

Türkiye'yi AB'ye eyalet yaparak, Kurtuluş savaşı öncesi esaret ve zillete dönmek, egemenliğimizin Avrupa ve Amerika'ya devrine öncülük etmek isteyenler, irticacı değil midir?

Atatürkçü geçinip, ataizmi savunanlar, Laiklik bahanesiyle Ladini'liğe sahip çıkanlar, Türkiye merkezli yeni ve Milli bir oluşuma öncülük yerine, "Kapitalizm olmadı, gebermiş Komünizmi canlandıralım, Amerika doyurmadı, Rusya'ya sığınalım" kafasını taşıyanlar (emperyalizme karşı işbirliği arayışları başka), hiç ileriye bakmayıp hep eskiye takılanlar, gerici ve irticacı değil midir?

Ezan sesinden uyuz olanlar, Kur'an ayetinden kuduz olanlar, Papazlara, masonlara kuzu, başörtüsü takanlara domuz olanlar, "camiler dolup taşıyor, millet İslam'ı okuyup araştırıyor ve yaşamaya çalışıyor" diye huysuz ve huzursuz olanlar, Allah aşkına söyleyin, geri zekâlı ve irticacı değil midir?

Evet, evet, kesinlikle irtica vardır ve giderek hortlamaktadır.

Hem din istismarcıları ve irticacıları, hem de devrim simsarları ve laisizm irticacıları bu milletin baş belasıdır ve siz bunların balkonda atıştıklarına bakmayın, gizli kapalı odalarda ve masonik odaklara hizmetkârlıkta hepsi kol koladır. Ama birinin içtiği pepsi-kola, ötekinin zemzem-kola'dır!..

Sn. Ahmet Necdet Sezer'in, "irticanın varlığı ve tehdit halini aldığı" tespitleri doğrudur; ama, tarifleri, teşhisleri ve adresleri yanlıştır ve sanki bilinçli bir yanıltma amacı taşımaktadır..

Milli Gazetede, S. Arif Emre'nin şu tespitleri oldukça önemli ve anlamlıdır:

İrtica çeşitleri

"Elbette ki irtica sadece dinî kavramlar üzerinde ortaya çıkmaz. Başka hayati konularda da ülkemiz için tehlike teşkil edecek boyutlara ulaşabilir, şöyle ki:

1- Ülkemizde, İslâmî kesimde irtica olduğu ileri sürülüyor. Eğer böyle ise, bunun sebebini, yetersiz din eğitimi ve öğreniminde aramak lâzım. Zira yeterince eğitim ve öğrenim yapılmış olsaydı, tabii ki böyle bir şikâyet baş göstermeyecekti.

Bu ihmalden sorumlu olan Anayasal kurumlarımızı sorgulamak gerekir. Zira Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı "Din Eğitimi Genel Müdürlüğü" görevlerini hakkıyla yapmamışlar ise bunun sebepleri araştırılmalıdır.

Eğer bu yetersiz eğitime, siyasi otoriteler sebebiyet vermişler ise, onlar sorgulanmalı, ihmal ve kusurları varsa haklarında gereken işlemler yapılmalıdır.

Eğer, kanunlar bu konuda yeterli değilse, TBMM'miz bu eksikliği giderecek önlemleri almalıdır. Siz görevliler olarak her ne sebeple olursa olsun, memleketimiz evlâdını hem eğitmeyeceksiniz ve hem de kalkıp eğitmediğiniz kesimleri polisiye tedbirlerle baskı altına almaya kalkışacaksınız, cezaevlerine sokmak isteyeceksiniz. Bu yanlıştır, bu haksızlıktır.

2- Eğer din eğitimini; Anayasa emrettiği halde, her kim olursa olsun, birileri kasten kısıtlamışsa veya engellemek istiyorsa, buna cesaret edenler aleyhinde gereken kanunî işlemler yapılmalıdır.

Çünkü böyle bir kısıtlama, önce tıp eğitimini yasaklamak ve sonra sağlık hizmetlerinden mahrum kalan insanları kocakarı ilaçları kullanmaya muhtaç bırakmaktan farksızdır. Din eğitimini kısıtlamak, dininin icaplarını yerine getirmesini engellemek zorbalıktır, insan haklarına aykırıdır. Daha vahim olan bir davranış ise dinimizi, irtica kaynağı farz etmek gibi bir fikre saplanmış olmaktır.

3- Bilindiği gibi dinde zorlama yoktur. Laiklik kavramında da; kişilerin din eğitimini kısıtlamak, dininin icaplarını yerine getirmesini engellemek ya da baskı yapmak diye bir kural yoktur.

Bunun sonucu ise tamamen devlet-millet kaynaşmasının temellerini tahrip etmeye müncer olur. Toplum barışı ortadan kalkar, bizi milletçe telafisi mümkün olmayan akibetlere sürükler.

4- İstiklal marşımızda hemen her gün "Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklâl" diye haykırıyoruz. Onun için herkes bilsin ki, bu millet kıyamete kadar Hakk'a tapmaya devam edecektir. İstiklâlini korumak ve kurtarmak için, Mustafa Kemal Paşa'nın "Bomba sırtı hadisesi" münasebetiyle vurguladığı gibi, canını feda kılacak, şehid olacak, gazi olacak fakat bu inancından asla vazgeçmeyecektir.

Yine Mustafa Kemal Paşa'nın dediği gibi milletimiz "din ve dil gibi iki fazilete sahiptir", Hiçbir kuvvet bu faziletleri milletimizin, imanından, ruhundan söküp atamayacaktır.

İstiklalimizin korunması için ise, sadece siyasi zaferler kazanmak yetmez, bunun yanında "Ekonomik egemenliğimizin de" kazanılması gerekiyor. Kemal Paşa İzmir İktisat Kongresinde bu hedefe ulaşmak için, Ağır sanayi hamlesi başlatmış ve "Sanayi Teşvik Kânunu" çıkarmıştır. Ama ondan sonra gelenlerin çoğu, "Dış yardım dilenip kredi alarak milleti borç batağına sürüklemeyi bir başarı sayarak, "Kendi gücüyle kalkınma" ilkesini terk etmiş, başkalarının ekonomik egemenliği altına girme yoluna sapmışlardır.

Bu davranış hem büyük bir tarihi hata ve hem de, çok tehlikeli bir irticadır.

5- Bu sebepten, Millî Görüş harekâtının 1974 senesinden 1980 senesine kadar başlatmış olduğu Ağır Sanayi Hamlesine engel olmak ve 1997 senesinde uyguladığı havuz sistemi ve kendi gücüyle kalkınma politikalarını boşa çıkarmak için tuzaklar hazırlamak dahi bir nevi irticadır.

6- Atatürk, bilindiği gibi kurtuluş savaşından sonra, batılı komşularımızla "Balkan Paktı"nı, doğulu komşularımızla "Sadabat Paktı"nı yapmış, böylece şahsiyetli dış politikamızın temellerini atmıştır. Hatta Fransa'nın en güçlü olduğu bir dönemde, bu paktların desteğini de arkasına alarak, "Hatay'ın Fransızlardan kurtarılmasını sağlamıştır."

Sonradan gelen hükümetlerin çoğu, bu şahsiyetli dış politikayı bırakarak, dış politikamızı ABD'ye ve AB'ye endekslemeyi kendileri için vazgeçilmez bir tutku haline getirmişlerdir. "Bu politikalar dahi bir irticadır. Hem de ileride aleyhimize çok tehlikeli gelişmeleri getirecek bir irticadır."

Bu öylesine şahsiyetsiz bir irticadır ki, 1969 senesinden beri, bu politikayı izleyenler, ülkemizi AB'nin kapısında beklettiler. İlle bizi alın diye yalvarıyorlar, tam 67 sene bekledik, almadılar. Bir yirmi sene daha beklememiz gerektiğini ifade ediyorlar. Siz deyin 90 sene, ben diyeyim 100 sene... Tarihin hiç bir devresinde, hiçbir millet bu kadar asırlık bir dönemde aldatılmamıştır, oyalanmamıştır, inisiyatifini başkalarının eline teslim etmemiştir. Böyle bir gaflet uykusuna yatış dahi şahsiyetli bir millet için muazzam ve telafisi mümkün olmayan bir kayıptır ve dahi yaşadığımız en tehlikeli ve en vahim bir irtica olayıdır.

Biz Millî Görüş hareketi olarak, D-8'leri kurduk, kurtuluş savaşından hemen sonra başlatılan, şahsiyetli dış politikamıza kaldığı yerden devam etmek istedik. Eğer bu hareket bizden sonra rölantiye alınarak ihmal edilmemiş olsaydı bizim ilgi alanımızda emperyalistler BOP diye bir müstemleke imparatorluğu kurma şansına kavuşamayacaklar idi.

Evet, irtica çeşit çeşittir. Ciğerimizi yakan bir kaç misal vermeye çalıştım. Allah milletimizi ve ülkemizi zalimlerin tasallutundan korusun. Çünkü:

"Sahipsiz olan vatanın batması haktır."

"Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır."(Milli Gazete / 05.10.2006)

Üstelik ne Devlet kurumlarımız ve ne de kanunlarımız, Laikliği tarif etmediği gibi irticayı da tarif edememiştir.

İrtica resmen yok hükmündedir!

Türk-İş'e bağlı Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu, başta Cumhurbaşkanlığı olmak üzere Başbakanlık, MGK, Genelkurmay Başkanlığı, Yargıtay, Danıştay, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, ODTÜ, Ankara Üniversitesi ve Ankara Cumhuriyet Savcılığı'na ‘İrtica nedir? Tehlike midir? Bugüne kadar kaç soruşturma açılmış, ceza alan var mı?' diye sordu ve resmen müracaatta bulundu. Kurumlardan gelen dolambaçlı cevaplar, özetle şöyle: ‘Türkiye'de irtica diye bir tehlike ve bu konuda somut bilgi yok'. En net cevabı ise, Diyanet İşleri Başkanlığı verdi: İrtica dinden uzaklaşmaktır!

Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu, 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu gereği üst düzey yürütme ve yargı organlarından istediği irtica tarifine gönderilen cevapları, düzenlediği bir basın toplantısıyla açıkladı. Toplumun önüne sürekli büyük bir tehlike olarak sunulan irticanın ne olduğu tam olarak ortaya koymak için böyle bir girişimde bulunduklarını vurgulayan Başoğlu, "Bizim müracaat ettiğimiz makamların hiç birisi: Evet Türkiye'de irtica tehlikesi vardır, irtica şudur veya budur" demedi. İlk defa resmi belgeyle irticanın olmadığını kanıtlıyoruz. Çünkü hiçbir kurum irtica vardır diyemiyor. Dolayısıyla Türkiye'de ileri sürüldüğü gibi irtica tehlikesi kesinlikle yoktur" şeklinde konuştu. Daha doğrusu irtica olgusunu, kendi gizli ve kirli amaçları için istismar edenleri ortaya koydu.

Türkiye'de irtica ve laiklik tartışmalarının arkasında; başörtüsü, Kuran Kursu ve İmam Hatip Liseleri üzerinden İslam düşmanlığı yapıldığını söyleyen Başoğlu, İslam ile laikliğin rekabet içinde gibi gösterilmesinin yanlış olduğunu vurguladı.

Türkiye'ye gelecek olan Papa 16. Benedikhtus'a "özür dilemeden gelme" çağrısında bulunan Başoğlu, "İrticayı kıyafette arayanlar Papa'ya baksınlar. Çünkü Türkiye'ye geldiğinde o kıyafetiyle Çankaya köşküne gidecek ve kamusal alanı, dini kıyafetle tepeleyecek" dedi.

İşte irtica sorusuna gelen cevaplar

Cumhurbaşkanlığı:

"...Devletin ve yürütme organının başı olan, Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk Ulusu'nun birliğini temsil eden Cumhurbaşkanı'nın, bu konumu nedeniyle 4982 sayılı yasa yönünden "kamu kurumu"  kapsamında olmadığı, yasa kapsamındaki kamu kurumunun, yine yukarıdaki madde ve gerekçelere göre, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği olduğu açıktır.

Bu nedenle, Sayın Cumhurbaşkanı'nın çeşitli yerlerde kendi takdirleri ile yaptıkları konuşmalarındaki söylemleri için 4982 sayılı yasa kapsamında yapılacak bir işlem bulunmamaktadır"

Başbakanlık:

Başbakanlık İletişim Merkezi'ne yapmış olduğunuz müracaatınız incelenmiş ve gereğinin yapılması için aşağıdaki ilgili kurum/kurumlara iletilmiştir. Müracaatınızın durumunu BİMER tarih ve sayısını www.basbakanlik.gov.tr adresindeki BİMER logosunu tıklamak suretiyle ulaşabileceğiniz sorgu ekranına girerek veya ALO 150 hattını arayarak öğrenebilirsiniz. Başbakanlık BİMER kayıtları:

Yapılan İşlem: Dosyaya kaldırıldı.  (İşlem Bitti)

MGK:

Talebinizin; irticanın genel tanımı gibi geniş kapsamlı bir konuda genel ve soyut nitelikte olduğu görülmektedir. ...soyut ve genel nitelikteki başvurular işleme konulamaz.

Ayrıca Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun 7. maddesi  "Bilgi edinme başvurusunun, başvurulan kurum ve kuruluşların ellerinde bulunan veya görevleri gereği ellerinde bulunması gereken bilgi veya belgelere ilişkin olmalıdır. Kurum ve kuruluşlar ayrı veya özel bir çalışma, araştırma, inceleme ya da analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bir bilgi veya belge için yapılacak başvurulara olumsuz cevap verebilirler" hükmü doğrultusunda bilgi edinme talebinizin karşılanmasının mümkün olmadığı değerlendirilmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı:

"İrtica klasik kaynaklarda tanım ve izahı yapılmış bir terim değildir... Türkçemizde; toplumda yeniliklere değer vermeyip, her yönüyle eskiyi özlemek veya eski düzeni getirmeye çalışmak anlamını ifade eder... Bir yönüyle  dinden sapmak, tekrar cehalet ve  şirk  hayatına dönmektir....

İrtica, dinin özünden uzaklaşmak ve dini, temel ilkelerine aykırı olarak algılamak ve yorumlamaktır. Buna göre irtica, kendini dindar sanan kimselerin bilerek veya bilmeyerek din kurallarından uzaklaşması, dinin özünü bir tarafa atıp örfi şekline sarılmasıdır. İslam'ın zahirine sıkı sıkıya bağlı kalmanın esas olduğunu ileri sürüp, bu esasa riayet etmeyen insanları dışlayan, onlara hayat hakkı tanımayan Haricilerin hareketi bu konuda tipik bir örnek teşkil etmektedir".

Yargıtay:

4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun 2. maddesine göre; yargı organları anılan yasanın kapsamı dışında bırakılmıştır. Yargıtay Birinci Başkanlığımızca yapılacak işlem yoktur.

Adalet Bakanlığı:

"...4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun 7. maddesinin 2. fıkrasında; "Kurum ve kuruluşlar, ayrı veya özel bir çalışma, araştırma, inceleme ya da analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bir bilgi veya belge için yapılacak başvurulara olumsuz cevap verebilirler" hükmü yer almaktadır.

Bu nedenle ayrı ve özel bir çalışma, araştırma, inceleme ve analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bir bilgiye yönelik başvurunuza cevap verilememiştir."

İçişleri Bakanlığı:

"...Belirtmiş olduğunuz hususlarla ilgili olarak, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda irtica suçu mevcut olmadığından ve "irtica suçları" kavramından hangi suçların ifade edildiği anlaşılamadığından dilekçenizde talep ettiğiniz konulara cevap verilememiştir."

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı:

Cumhuriyet Başsavcılığımızda, irtica konulu bir soruşturma kaydı bulunmuyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Hazırlık Bürosu:

İlgi yazı ve eki kapsamında yapılan hazırlık bilgisayar kayıtlarımızın tetkikinden konuya ilişkin olarak herhangi bir hazırlık kaydı tespit edilememiştir.[2]

 

Yeri gelmişken söyleyeyim: Milli Gazetede, Mehmet Şevket Eygi Beyefendinin: "Cumhurbaşkanı Kim olmalı?" yazısında ileri sürdüğü:

Bu zatın kesinlikle İslamcı, dindar Müslüman olmaması gerekir. Durum buna müsait değildir.

Karısının başının kapalı olmaması gerekir.

Laik zihniyetli olabilir ama laikçi olmaması gerekir.

Cumhurbaşkanlığına talip olmaması, matlub (istenen) olması gerekir.

İdeolojik tarafı olmaması, hukukun üstünlüğü prensibini kabul eden bir zihniyete sahip olması gerekir.

Merhum Turgut Özal'da bu saydıklarımın çoğu vardı. Onun eşi Semra Hanımın başı örtülü olsaydı, o yüksek makama çıkabilir miydi? (02.10.2006)

Önerileri esefle ve hayretle karşılıyorum. Bu talihsiz teklif ve temennilerde; Süper Güç denilen şeytani merkezlere ve onların sünepe-masonik işbirlikçilerine, gizli bir teslimiyetin, Allah'ın va'dine güvensizliğin ve "realiteyi kabullenmek, dengeleri gözetmek" perdesi altındaki ruhi bir sefaletin kokusunu alıyorum.

"İşte kalplerinde hastalık olanları: "Zamanın ve şartların (Devranın), felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz" diyerek (Yahudi ve Hıristiyan merkezlerin ve işbirlikçilerinin) aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Oysa umulmalı ki, Allah yakında bir fetih ve katından bir emir getirecek te, onlar nefislerinde gizledikleri (korkaklık ve Kur'an'a itimatsızlık) nedeniyle pişman olacaklardı" (Maide: 7)  ayetini tekrar okumalarını rica ediyorum.

Ve Türkiye'ye, yeni Cumhurbaşkanı olacak şahsiyette şu özelliklerin bulunmasını istiyor ve bekliyorum:

•1-       Samimi ve seviyeli bir dindar, ama laik

•2-       İlim ve irfan ehli bir Müslüman, ama demokratik

•3-       Atatürk'ü çok iyi anlamış, ama muasır medeniyeti aşmış ve pratik

•4-       Dünya şartlarını, İslam ve insanlık düşmanlarını, Türkiye'nin ve bölgenin ihtiyaçlarını ve çıkış yollarını çok iyi bilen, dış güçlere karşı dirayetli, ama halkımıza karşı şefkatli ve nazik...



[1] Bakara: 170

[2] Ebubekir Gülüm / Milli gazete / 5 Ekim 2006

Mehmet DENİZ -

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

YAZARIN AMACINI VE AYARINI OKUMAK
  Kur'an'ın: "Ey İman edenler! (Harama ve günahlara meyilli, ibadet ve hizmetlerinde...
Devami
AHMET HOCAMIZDAN MEKTUP VAR!
  Çok değerli ve erdemli kardeşim! Kitaplarımızdaki ve Milli Çözüm'deki...
Devami
İRAN'A İNTİKAM SALDIRISI Veya İSRAİL'İN İNTİHARI
             İncirlik'teki nükleer bombalar Irak'taki üsse mi taşındı?            ...
Devami
PKK, BARZANİ VE YAHUDİ ORTAKLIĞI
  Araştırmacı Erhan Göksel'e göre; Kuzey Irak'ta Siyonist Plan İşliyordu! Milli Gazete'ye...
Devami
SU FORUMU VE SULANDIRILAN YORUMU: AKP SUYUMUZU DA, SOYUMUZU DA KURUTACAK!
"Su" Siyonist şirketlere satılmaya hazırlanan son kaynağımız! Dünya Su Forumu'nun hazırlıkları...
Devami
TÜRKİYE HER TÜRLÜ SAVAŞA HAZIR MI?
Türkiye, barışı ve bekasını sağlamak istiyorsa, savaşa hazır olmalıdır! Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 7097

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR