ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün6568
mod_vvisit_counterDün7320
mod_vvisit_counterBu Hafta18563
mod_vvisit_counterGeçen hafta43879
mod_vvisit_counterBu Ay132625
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17056765

IP'niz: 3.227.247.17
Bugün: 20 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12282059

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

AP'LEŞEN AKP

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Recep Tayyib'e Süleyman Demirel misyonu verilmiştir.

  • Her ikisi de, ABD ve İsrail'in himmetiyle işbaşına getirilmiştir.
  • Her ikisi de, dindarların yüzüne gülüp, masonlara ve azınlıklara hizmet vermiştir.
  • Her ikisi de, ilk fırsatta kadrolarındaki dindar ve dürüst insanları tasfiye etmiştir.
 

Demirel'in Derinliği ve "Ehvenüşşer"cilerin Densizliği

CHP ile işbirliğine girişen Süleyman Demirel yıllarca "Din düşmanı CHP'ye karşı, dindar demokratların hamisi" rolünü oynamıştı. Zavallı Nurcular, Süleymancılar, Fethullahçılar, Tarikatçılar "CHP tehlikesine karşı, Süleyman Demirel'in "ehvenüşşer" reçetesine sığınmışlardı. Ama bu siyasi feraset fakirliği ve imani basiret körlüğü yüzünden sürekli aldatılmış, oyalanmış ve sonunda satılmışlardı. Milli Görüşçülerin kırk yıl öncesinden fark ettiği gerçekleri, bazılarının hala anlayamamış olması ise hayret uyandırıcıydı.

CHP: "Bu ortak projede Demirel bizi destekliyor" demektedir!

Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in CHP'yi desteklediği yönündeki iddiaları partinin yetkilileri doğruladı.

CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen, ortak proje yürüttüklerini vurgulayarak, "Süleyman Demirel CHP'yi destekliyor. Biz Türkiye'ye sahip çıkıyoruz" demiştir.

  • Siyonizmin samanıyla beslenen Samanyolundaki Tayyibin terbiyesi:

AP'leşen AKP

AKP'nin Gül'ün Cumhurbaşkanlığını taşıyabilecek durumda olup olmadığını titizlikle incelemek lazım. Çünkü:

1- 22 Temmuz seçimlerinden sonra AKP, son yapılan kitlesel milletvekilleri ihracıyla Demirel modeli bir parti haline gelmiştir.

2- Hatta Demirel modeli partilerde bile, örneğine rastlanılmayacak derecede sağcıyı, solcuyu, masonik kişileri içine alan bir değişim geçirmiştir.

3- Niçin Demirel modeli politikayı bir ölçü veya bir baz olarak ele aldığımızı açıklayalım. Bilindiği gibi Sayın Demirel, 1965 senesinde tek başına iktidara gelince, Adalet Partisi'nin aslî unsuru olan milliyetçi ve muhafazakârları ve kurucuları, tasfiye etmekle işe girişmiştir.

4- 22 Temmuz seçimlerinde Sayın Erdoğan ise Sayın Demirel'den de ileri giderek, partiyi kimliksizleştirme ve renksizleştirmede, Demirel'den bile ileri gitmiştir.

5- Acaba bu basamak basamak, özünden, aslından uzaklaşma politikası Sayın Demirel'in icad ettiği bir yöntem midir? Yoksa göbek bağıyla bağlı bulundukları ABD tarafından empoze edilen bir olgu mudur? diye sorarsanız, benim altıncı hissim diyor ki, bu üslup hem ABD'nin ve hem de Türkiye şartlarına göre Demirel'in tercih ettiği ve hem de bütün Demirel ekolune mensup partilerin benimsediği bir siyasettir.

6- Hatta denilebilir ki, ABD'ye bağlı lalettayin bir eyaletin politikası, Demirel ekolüne bağlı partilerin politikalarından çok daha bağımsız ve haysiyetlidir.

7- Maazallah mesela ABD, 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi yeni bir dayatma ile karşımıza çıksa, her istediği tavizi koparabilir. Çünkü 22 Temmuz'da liste dışı bırakılanlar ve liste kuyruğuna itilenler etkisiz hale getirildikleri için, sürpriz gelişmeler hariç Türkiye'miz, adeta güvencesiz bir duruma itilmiştir.

Bütün bu ve buna benzer değişen şartlar göz önünde tutulduğu takdirde, anlaşılıyorki böyle bir muhtevası değiştirilmiş AKP'de Sayın Gül'ün Cumhurbaşkanlığını taşıyacak güç ve takat tükenmiştir.

AKP milletvekili olsaydım Toptan'a oy vermezdim!

Eğer AKP'nin 341 milletvekilinden biri ben olsaydım, oyumu kesinlikle Sayın Toptan'a vermezdim! Çünkü bu ismi AKP'li milletvekilleri seçecekti ama kimse "Sayın Toptan partimizin adayı olmalı mıdır? Ona oyunuzu verir misiniz?" diye onlara görüşünü sormadı... Yani milletvekillerine, tıpkı geçen dönemde olduğu gibi yine "otomatik oy makinesi" olarak bakıldı...

İyi ama TBMM Başkanlığı için dün oy kullanan AKP'li vekillerin ne düşündükleri, kimi başkan olarak görmek istedikleri hiç mi önemli değildi?

Dikkat edin; Köksal Toptan bile dün TBMM'de grubu bulunan bütün partileri tek tek dolaştı, destek istedi... Ama AKP Grubu'na gitmedi! Peki, neden? Nasıl olsa karar "yukarıdan" çıkmıştı ya, AKP'li vekillerin oyları çantada keklikti![1]


"Başörtüsü Köşk'e" çıktı, ama Meclis'ten de kovuldu

Yeni Meclis Başkanı'nın seçimi çeşitli soruları da beraberinde getirdi.

Öncelikle böylesine önemli bir makama seçilecek kişinin Meclis'te büyük bir uzlaşıyla seçilmiş olması elbette takdir edilecek bir husustur. Ancak yapılan bu büyük mutabakat AKP'yi esas sorunun muhatabı olmaktan kurtarmıyor.

AKP'ye sorulması gereken soru şudur:

Bu parti seçmen tercihinin ne anlama geldiğini fark etti mi?

Yani AKP seçmenin ikinci kez tercihine mazhar olurken bunun nedenleri hakkında bir fikre sahip mi?

Meclis Başkanlığına önerilip, CHP'nin de oylarını alarak seçilen ismin, hangi siyaset okulundan mezun olduğuna bakılınca, AKP'nin kafasındakiyle, seçmenin tercih sebeplerinin çakışmadığı görülecektir.

Şüphesiz Meclis Başkanlığı gibi bir makama oturacak kişinin ana muhalefet partisinin de desteğini alması demokratik düzen açısından bir kazanımdır. Ama CHP seçim öncesi sürekli AKP yöneticilerinin siyasi geçmişini sorgulayarak siyaset yapmıştır. Hatta böyle bir muhalefetin AKP'ye kendi gayretinden bile fazla oy getirdiği bilinmektedir.

Bir önceki meclis başkanı ile şimdiki meclis başkanının siyasi geçmişleri ve geleneklerine bağlılıkları karşılaştırıldığında AKP'nin kendi içinden bir meclis başkanı çıkartmadığı; bilakis CHP'nin en çok hoşuna gidecek bir adımı attığı sezilmektedir.

Cumhurbaşkanlığı ile başörtüsü sorununu ustalıkla özdeşleştiren AKP, bu gerilimi körükleyip seçmenin tercihi haline gelmişti. Oysa bugün gelinen noktada AKP'nin, meclis başkanlığını bile başörtüsünden arındıran bir yapıya kavuştuğu görülmektedir.

Hülasa seçmen CHP'nin siyonist ağzıyla muhalefet yapmasına öfkelenip, AKP'ye büyük bir destek vermişti. AKP ise geçmiş beş yılda olduğu gibi, şimdi de seçmen tercihini hiçe sayıp CHP'nin dümen suyuna girmiştir.

Toplumun yüzde elliye yakın bir destekle iktidara getirdiği AKP'den bu ikinci dönemde sorunların çözüleceğine dair güçlü bir beklentisi vardı. AKP ise daha attığı birinci adımda "Sizin beklentileriniz değil, benim nasıl iktidarda kalacağım daha önemlidir." mesajını vermiştir. Millet, ya beş yılının daha heder olmasına göz yumacak; ya da yakın bir gelecekte tepkisini ortaya koyarak bu meclisin ömrünün çok kısa olduğunu gösterecektir.

Sayın Demirel üç sıfır galip...

"Köksal Toptan olayı, ilginç biçimde seçimlerde hiçbir biçimde Ak Parti'ye oy vermeyen çevrelerde sevinç uyandırdı. Adeta seçim zaferi havası oluşturdu."

TBMM'nin 23. dönem milletvekilleri başkanlarını seçti. "450" gibi bir rakam epeyce anlamlıdır. Yani  "341"lik AKP'nin adayının "450" oy almış olmasını, belki de değişik açılardan değerlendirmek gerekecektir.

Sayın Toptan'ın Kişiliği: Sayın Toptan, gerçekten de, "umur görmüş eskilerin" deyişiyle, "kabil-i hitap", "sohbete ehil", "meramını ifadeye muktedir", "beşerî ilişkilerde dikkatli" bir siyasetçidir...

Sayın Toptan Devlet'te tecrübe sahibidir de...

AKP'de Demirel Faktörü: Ne var ki Sayın Toptan acaba bir Bülent Arınç, M. Ali Şahin, Abdullatif Şener, Faruk Çelik... daha bir çokları kadar değilse bile onlara yakın içtenlikte bir "AKP"li midir?... Zannetmiyorum... Sayın Toptan'ın esasen böyle bir iddiası da hiç olmadı... Kendilerini tanıdığım kadarıyla, onlarca yıllık, içinde bulunduğu, fikrî ve zihnî gelişmesini sağladığı siyâsi geleneğini (AP-DYP) -başkaları gibi- bir yerlere seçilebilme uğruna ve "dönme krizi" eşliğinde fedâ etmiş olması düşünülemezdi ve bulunduğu yere o "dönme krizine" yakalanmadan geldi. Hatta o kadar ki, sayın Toptan, âidiyet ifade etmeğe mecbur kaldığı zamanlar da bile "ben AKP'liyim" deme yerine, "AKP Milletvekiliyim" demeyi tercih etmiştir...

"Reel-Politik"  "zümrüdü anka"sını sık, hem de pek sık kullananlardan biri de sayın Taşgetiren'dir. Sayın Taşgetiren'le -hatırlayacaklardır- Altınoluk'ta bir sohbetimiz olmuştu. AKP iktidarını "Reel-Politik" bahanesine yerleştirebilmek için epeyce gayret sarf etmişti. Hattâ sayın Erbakan Hocanın "reel-politik" yapmadığından dertliydi. O günlerde  "ZİNA", suç olmaktan çıkarılıp "MÜBAH"  hale getirilmemişti. AKP iktidarı sayesinde "ZİNA" şimdi "suç" olmaktan çıkarılmış "MÜBAH" hale getirilmiştir. Buna rağmen sayın Taşgetiren'in hâlâ "REEL- POLİTİKÇİ"  olduğunu düşünmek bile istemiyorum... O gün gerekenleri ve manevî değerlerimize yönelik muhtemel tehlikeleri söylemiştik...

Sayın Taşgetiren'in, sayın Toptan'ın seçimine "REEL-POLİTİK"  zaviyesinden bakmadığı anlaşılıyor. İşte yorumu: "Oysa sayın Toptan, Ak Partili idi ve asıl sevinci onların hissetmesi gerekirdi. ‘Neden farklı oldu?' sorusunun üzerinde de herhalde en çok Ak Partililerin durması gerekiyor. AkParti cenahında, Cumhurbaşkanlığı konusunda da böyle bir burukluk rüzgârının esmeye başladığını söylersem bana inanın."

Sayın Taşgetiren'in telaşı ve teessüfü, "vakti geçmiş" bir görevin ifasından başka ne ifade edebilir ki!... "Perşembenin gelişi çarşambadan belli idi..." Geçmişteki "REEL-POLİTİK" sığınmaları hazırlamadı mı bu günleri?...

Daha 2002 seçimlerini takiben sayın Erdoğan'ın ilk ziyaretini sayın S. Demirel'e gerçekleştirmiş olması; "28 Şubat post modern darbesi"ndeki çıkar ortaklığı; kıyafet özgürlüğü engeline, katsayı zulmüne bakış açısı itibariyle... her ikisinin de "eş kenar" oluşturuyor olması... sayın Demirel'in, sayın Erdoğan'ın sırtından iktidarını sürdüreceğini işaret etmiyor muydu?.. Şimdi parça-parça gerçekleştirilen o dur: AKP tabanına -"Milli Görüş"e-rağmen Demirel iktidarı...

 Pekiyi bütün bu gelişmeler sayın Toptan için bir eksiklik midir?.. Elbette hayır. Vakıa, bu Başkanlık seçimi olayında bir nakîsa var ve bu eksiklik elbet te AKP'ye âittir... Çünkü AKP hem 2002 seçimlerinde hem de 2007 seçimlerinde kendini iktidara taşıyacak olan ağırlıklı oy tabanının huzuruna başka vitrinle çıkmış, "Devlet'te sorumluluk tevdiinde" ise vitrin gerisi elemanları tercih etmiştir.


Gerekçesi de hazırdır: "İSTİKRAR..." AKP ve yandaşlarının kitabındaki "istikrar" ne menem şeyse!?...

Sayın Demirel ve Erdoğan ikilisi, hiç şüpheniz olmasın, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de benzer yöntemi kullanacak, "mağduriyet senaryolarına" malzeme oluşturdukları ve Millî iradenin iğfaline dair her ne varsa cümlesini "sil-süpür" edeceklerdir. Çünkü, her ikisi de anılmayı ve "muktedir" olamadığı iktidarını buna borçludur. Her ne kadar sayın Aydın Menderes şu yorumu yapıyorsa da: "Erdoğan, Gül'ü cumhurbaşkanı yapmazsa, argo olacak ama, karizmayı çizdirir. Korkak derler, cesaretsiz derler. Konu, yüreği yetmedi mi eksenine kilitlenir... Tayyip Bey, Gül'ü cumhurbaşkanı yapmazsa demokrasiden söz etmesin. ‘Beni de Gül'ü de mağdur ettiler' diye oy istedikten sonra artık kararının arkasında durması gerekir. Gül cumhurbaşkanı olmalıdır."

Evet , "KARİZMA"  taltifini yok sayarsanız, bu bir samimi tespittir. Ve bu tespit biraz daha uzaktan yapılmıştır.

Vatan Gazetesi yazarlarına göre, daha yakın talep ve değerlendirme, Sayın Başbakan'ın "Baş Danışman"ına aittir: "Erdoğan'ın siyasi baş danışmanı Yalçın Akdoğan, Yeni Şafak gazetesinde müstear isimle kaleme aldığı köşe yazısında Gül'ün aday olmaması gerektiği sinyalini verdi. ‘Seçimin ana mesajı istikrarı korumaktır" diyen Başbakanlık Başdanışmanı Akdoğan, AKP'nin sergileyeceği tutumun, eylem ve söylemlerin asgari şartının bu istikrar beklentisini gözetmek olduğunu ve bu nedenle ‘sorumlu, duyarlı ve uzlaşmacı' bir tavır içinde olması gerektiğini ifade etti. Başdanışman Akdoğan şuna da vurgu yaparak: "AK Parti'nin aldığı oyların tamamını Cumhurbaşkanlığı sürecindeki olaylara bir tepki olarak görmek ise haksızlık olur... Yüzde 46'yı belirleyen ana faktör istikrar arayışı ve AK Parti iktidarının gerçekleştirdiği dönüşümdür."

"DÖNME"nin dışında hangi başarı!?...

Bu seçim de göstermiştir ki, "Millî Görüş Çizgisi"ndeki taban kandırılmış, Sayın Demirel, sayın Erdoğan'a 3-0 galip gelmiştir...[2]

Törpülenmiş ve Terbiye Edilmiş Bülent Arınç

İnsan hayatında beş yıl hiç de küçümsenemeyecek bir zaman dilimidir!

TBMM Başkanı Bülent Arınç yeniden bu göreve neden aday olmayacağını açıklarken biz beş yıl öncesine çoktan gitmiştik bile!

Nerede beş yıl önceki Arınç, nerede bugünün Arınç'ı!

Beş yıl önce Arınç'ın TBMM Başkanlığına adaylığı söz konusu olduğunda kimi çevreler yine ayağa kalkmıştı!

Arınç'ın TBMM Başkanlığına AKP kurmaylarının da çok sıcak bakmadığı bilinen bir gerçekti!

İşte böyle bir genel istemezük havası estirilirken Arınç'tan herkesi köşeye sıkıştıran bir açıklama gelmişti:

İnadına adayım!

Laik çevreler bu "İnadına adayım" açıklamasını sisteme bir meydan okuma olarak algılama hatasına düşmekten kendilerini kurtaramamışlardı!

Oysa Arınç'ın meydan okuması sistemden çok AKP kurmaylarınaydı!

Görev yaptığı beş yıllık süre içinde bu sevgi ve saygınlığı koruyabildi mi bilemiyoruz ama AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın aday listeleri hazırlanırken yaptığı tırpanlamanın Arınç'ı parti içinde bir hayli yalnızlaştırdığını kimse inkar edemez!

Parti içinde böylesine yalnızlaştırılan Arınç beş yıl sonra "Aday değilim" açıklamasında bulunmaya adeta mahkum edilmiş gibiydi!

Beş yıl öncenin meydan okuyan Arınç'ı ile beş yıl sonranın "Seçme ve beğenmeme lüksüm yok" açıklamasını yapan Arınç'ı arasında elbette dağlar kadar fark var!

Beş yıl önce şartları O belirliyordu, beş yıl sonra ise başkaları tarafından belirlenen şartlara ayak uydurmaya çabalayan bir Arınç var karşımızda!

Hem belirlenen şartlara ayak uydurmaya çalışarak muti bir partili(!) görünümü vermeye çalışıyor hem de erkekliğe toz kondurmayarak "Ben güçlü bir siyasetçiyim" diye durumu idare etmeye çalışıyor!

Görev adamıyım, ne görev verilirse yaparım sözü ile ne kadar belirlenen şartlara ayak uydurmaya çalışırken, haddimi ve hakkımı bilirim sözü ile de bizi yine beş yıl öncesine yolluyor!

O günün meydan okuyan adamı, bugünün haddini bilen adamı olmuş!.[3]




[1] 10.08.2007 / Vatan / Mustafa Mutlu

[2] Milli Gazete / Yasin Hatiboğlu

[3] 9 Ağustos 2007 / Milli Gazete / Zeki Ceyhan


Bu yazarin diger makaleleri

AKP'NİN TIKANIŞI VE TAYYİP BEY'İN ŞIMARIKLIĞI!
  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mersin'de kendisini protesto eden ve...
Devami
BM, ABD'NİN VE İSRAİL'İN KARA SİYASETİNİ AKLAMA TEŞKİLATIDIR!
  ABD, işgale BM'yi de katmak istiyor             ABD'nin yeni...
Devami
HAYRETTİN KARAMAN, KARAVANA SIKIYOR!..
  Prof. Hayrettin Karaman 23.04.2006 tarihli Yeni Şafak Gazetesindeki "İman...
Devami
KÜRT SORUNLARIMIZ VE ORTAK SORUMLULUKLARIMIZ
  Öncelikle ve içtenlikle belirtelim ki: Kürt kardeşlerimiz; ortak tarihimizin,...
Devami
AB'nin TALİMATI: "PKK'yı SİYASALLAŞTIRIN!.."
  İngiliz milletvekilinden skandal açıklamalar: Atatürk Yaşasaydı, AB'ye Karşı çıkardı!...
Devami
MAFIA'YI DOĞURAN BATIL SİSTEMLER
Şeytani heves ve hesaplarla ortaya atılmış, daha bir insan ömrünü...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4041

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR