Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4428
mod_vvisit_counterDün5925
mod_vvisit_counterBu Hafta27142
mod_vvisit_counterGeçen hafta47930
mod_vvisit_counterBu Ay89913
mod_vvisit_counterGeçen Ay133233
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14193873

IP'niz: 35.175.180.108
Bugün: 15 Kas 2019

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11129415

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

MANİSA'YI YUNANLAŞTIRMA HESAPLARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

 

Osmanlı'yı çökerten Siyonist ekipten ve Mustafa Kemal‘e rağmen Lozan'da İsmet İnönü'yü yönlendiren ve özel danışmanlığını yürüten Yahudi Haham Haim Nahum,  İttihat Terakki kasasındaki Osmanlı altınlarını soyup içettiği paraları Yahudi dönmesi şeçkinlere peşkeş çekmiş; Ülker, Koç, Gedizler gibi aileler zengin edilmiş ve bunların organizatörlüğünü yapan hain Mutasarrıf Hüsnü Yadis ve varisleri eliyle de, bugüne kadar ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel işgallerini devam ettirmişlerdir. Öyle ki bunların izin vermediği kimseler belediye başkanı ve hiçbir partiden milletvekili bile olamaz hale gelinmiştir.

 

Manisa'yı kurtaran Fahrettin Altay Paşa'nın ismi caddelerden silinirken, Talmut menşeli ve Yahudi şifreli isimler verilmiştir.

"Deccal'in heykeli camiyi görüyor" diyerek,  Atatürk'ün anıtını şehir dışına götürmüşleridir.

Çanakkale'de en fazla şehit veren illerin başında Manisa geldiği halde, bu tarihi ve talihli gerçek, söz konusu bile edilmemiştir.

"Manisa Tarzanı diye meşhur edilen kişi ise; özel olarak getirilmiş bir Musevi'dir. Asker kaçağıdır, alkolik, esrarkeş bir insandır ve ahlaksızlıkları herkesçe bilinmektedir.  Rahmetli Hüseyin Dede; "Bunun adını ağzınıza almayın, çünkü murdar birisidir" demiştir. Ama şimdi bu şehrin temsilcisi olarak reklam edilmektedir. Üstüne üstlük tarihte ilk defa mesir programında bu sabataist kişi, milli kahraman gibi törenlerde yürütülüp onur payesi verilmiştir.

Manisa'nın Gülgün Hatun Vakfının çevresine,  şimdi Yunanlıların kutsal fahişesi NİOBE'nin adını vermek gibi bir kültürel rezalet işlenmektedir. AKP'li Belediye Başkanı'nın bu, kültürel kirletme ve tarihi değerlerimizi dejenere etme girişimlerine karşı, Manisa'daki Gönül Dostlarının, onurlu ve olumlu tepkileri, vicdan ehli her vatansever tarafından mutlaka desteklenmelidir.

Ama her türlü gaflet ve hıyanete rağmen bu şehir ve bu ülke, Yunan artıklarının ve Siyonist Yahudi uşaklarının değil; Reval Sultanların, Saruhan Beylerin ve şanlı Osmanlı şehzadelerinin torunlarının yurdu olarak kalmaya devam edecektir.

Manisa'daki solcu, sağcı ve İslamcı görüş ve kesimlerden, ama Ata'sına ve vatanına sevdalı, Bayrağına ve bağımsızlığına âşık; Dinine ve Devletine sadık "Gönül Dostaları"mıza selam olsun. Çünkü onlar bu şeytan şebekesini deşifre etmiş ve hilekârlıklarını ortaya sermiştir.

Çok şerefli, ama çetin ve çetrefilli bir diriliş ve direniş hareketi başlatan bu onurlu ve Milli şuurlu hareketler, giderek bereketlenecek ve elbette meyvesini verecektir.


ŞİİR

Desinlerde gözü yok, onurlu bir ekiptir

Gönül dostları derler, ülke dertlisi bunlar!

Şerefli görevleri, hıyaneti takiptir

Bir orduya bedeldir, bilin ellisi bunlar!


Aşk ile yola çıkıp, kardeşçe barışanlar

Hikmete talip olup, hizmette yarışanlar

Nemelazım demeyip, soysuza karışanlar

Çağın alperenleri, gayret velisi bunlar!

Milli tavır sergiler, fırka farkı gözetmez

Dünya dertleri yoktur, menfaatten söz etmez

Müslüman Türk'e uyan, faziletten vazgeçmez

Çünkü aziz vatanın, asil yerlisi bunlar!


Emre Beyin Aközlüğü!

Sabah'tan Emre Aköz, Milli Çözüm dergimizin 47. sayı kapağında, altında:

"Kurma kafalı özgür ve demokrat vatandaş! Kim oturursa onu taşır..." yazılı karikatürü bahane ederek gerçekleri çarpıtmaya ve Milli Görüş'e çamur atmaya yeltenmiş.

İşte Emre Aköz'ün köşe yazısından bir kesit;

"AKP'ye oy verenleri 'bilinçsiz vatandaş' ilan eden Hürriyet yazarı Bekir Coşkun, onlar için 'göbeğini kaşıyan adamlar' demişti.

Aslında AKP'ye oy verenlere bozulan başkaları da var. Dün postadan 'Milli Çözüm' dergisi çıktı. Bu dergide Necmettin Erbakan ve 'Milli Görüş' çizgisinde yazılar, yorumlar yer alıyor. Benim ilgimi ise derginin kapağı çekti. Hani yaşlılar ya da yürüme engelliler için üretilmiş tekerlekli sandalyeler vardır. Böyle bir sandalye (sanırım motorlu olanlardan) fotoğrafı bulmuşlar. Sandalyenin baş koyma kısmına gözler, burun, ağız; yan tarafına kurma kolu; sırt koyma kısmına ise kırmızıçizgili bir kravat yerleştirmişler bilgisayarda.

Peki bu fotoğrafın altına ne yazmışlar dersiniz? Aynen şöyle: "Kurma kafalı, özgür ve demokrat vatandaş!.. Kim oturursa, onu taşır..."

Bekir Coşkun, 'göbeğini kaşıyan adam' diyordu halka, Milli Görüşçüler ise 'kurma kafalı' diyor...

Niye? Nedeni basit:

Milli Görüş çizgisindeki Saadet Partisi, 22 Temmuz seçimlerinde yüzde 2,34 oy alabildi. 16 milyon küsur kişi AKP'yi desteklerken, Saadet Partisi'ne sadece 820 bin kişi oy verdi.

Milli Görüşçülerin; başta Erbakan olmak üzere, gazetesiyle, dergisiyle AKP'ye veryansın etmesini gayet iyi anlıyorum.

Ancak oy verenlere, yani halka niye hakaret ediyorlar? Sanırım, bir çıkmaza girdiklerinin işareti bu... Nasıl Bekir Coşkun, CHP'den umudunu kesip halka saldırdıysa... Milli Görüşçüler de siyasi geleceklerine taş koyan halka hakaret yağdırıyor.

Eğer bir 'siyasi iyimserlik' içinde olsalardı asla halkı hedef almazlardı.

Bir nokta daha:

1995 seçimlerinde oyları yüzde 21'e kadar çıkan Refah Partisi'nin 'İslamcılığını' analiz eden siyaset bilimciler, "Milli Görüşçüler ile Kemalistler içerik olarak değil ama yöntem olarak aynı" demişlerdi: "İki taraf da belli bir kalıbı halka dayatmaya çalışıyor."

Bekir Coşkun ile Milli Çözüm dergisinin ortak bir noktada buluşmasının altta yatan nedeni bu olsa gerek."[1]


Diyerek ağzından yellenmiş...

Şöyle ki;

a) Önce o karikatürde ve altındaki sözlerde herhangi bir partiye oy veren vatandaşları hedef alan ve hakaret yağdıran hiçbir ifade ve işaret bulunmamaktadır. Bu iddia kendi uydurması ve iftirasıdır.

b) Tam aksine dikkat çekilmeye çalışılan; Ülkemiz her yönden talan ve tahrip edilirken, ürkütücü bir vurdumduymazlık ve nemelazımcılıkla "Gelen ağam, giden paşam" havasında olanlar ve şahsi rantları ve rahatları için gaflet, hatta hıyanet ehli siyasileri alkışlayanlardır.

c) Kemalizm istismarcıları değil; ama, gerçek Atatürkçülerle Milli Görüşçülerin, adım adım Sevr'in uygulanmasına, BOP eşbaşkanlığıyla ülkemizin büyük İsrail'e eyalet yapılmasına, Milli ve manevi yapımızın AB dayatmasıyla laçkalaştırılmasına karşı çıkmaları ise; gavur aşıklarını ve Siyonist uşaklarını rahatsız etmesinden de anlaşılıyor ki, oldukça onurlu ve olumlu bir davranıştır.

d) Yoksa sahibinin sesi Emre Aköz'e asıl, derginin kapağındaki şiir ve içindeki yazılar dokunmuş ve çıbanlarını deşip kokutmuş da, bu gerçekleri gündeme getiremeyip, o karikatürden mi intikam alamaya kalkışmıştır?

Kimileri, egemenliğimizin AB'ye devredilmesine, Türkiye'nin İslam'la ve İslam dünyasıyla alakasının kesilmesine bayram edebilir... Ordumuza, yurdumuza ve onurumuza yönelik saldırılara sevinebilir... Bu bir haysiyet ve hassasiyet meselesidir.

Ama biz Milli Görüşçüler ve Milli Çözümcüler olarak, ister ahmakça, ister alçakça yapılsın, bu tür hıyanet ve hakaretlere asla sessiz ve tepkisiz kalmayacağız...

Uzun yıllar kaptanlık yaptığı için Gemici Dayı diye bilinen, Konya'dan Mehmet Cankara dostumuz anlatmıştı:

İzmir Torbalı 90 yaşında, seferberliği ve Milli mücadeleyi görmüş bir ihtiyar;

Biraz varlık ve rahatlık yüzünden azıtmıştık.

Rum ve Ermenilere özenmeye başlamıştık.

İçki, kumar ve zinaya bulaşmıştık.

Nemelazımcılığa, kolaycılığa ve "kimse bize karışamaz" ucuz kahramanlığa dalmıştık...

Sonunda;

Yunanlılar, İngiliz ve Amerikan Yahudilerin desteği ve kışkırtmasıyla Ege'yi işgal ettiler.

Atölyelerimizi, işyerlerimizi, bağ bahçemizi elimizden aldılar.

Karılarımıza, kızlarımıza, gözümüz önünde yıllarca sahip oldular.

Aman ha, ülkemize ve geleceğimize sahip çıkın!... diye yakınmış ve uyarmıştı.

İşte ayeti kerime:

"De ki: Muhakkak Melikler (güçlü ve galip işgalci devletler)  bir ülkeye girdikleri zaman orasını ifsad edip bozguna uğratırlar. (Memleketi ve medeniyet eserlerini tarumar ederler, yakıp yıkarlar) İzzet ve şeref sahibi ahalisini rezil ve zelil bırakırlar. Hürriyet ve haysiyetlerini, namus ve şereflerini beş paralık kılarlar. Evet işte (Düşman) olanların yapacağı budur."[2]  

İnsanlarımız Fatiha'da ne okuduklarını bilseler, bu sorunlar kendiliğinden çözülecektir.

FATİHA SURESİ:

Fatiha: giriş kapısı,  açış, başlangıç demektir. Bir bitki tohumu nasıl o bitkinin dallarını, yapraklarını, meyvelerini ve diğer özelliklerini özünde barındıran bir çekirdek programı ise, Fatihada Kur'an-ı, Kerim'in özü ve özetidir. Peygamberliğini ilk yıllarında indirilmiştir. Bütün olarak gönderilen ilk sure olup, yedi ayetten ibarettir.

Fatiha, Yüce Yaratıcı huzurunda kulun, en içten şükran ve minnettarlık duygularıyla O'na yönelişi, O'nun sınırsız kudreti ve merhameti önünde saygıyla boyun eğişidir.

 Fatiha Allah ile kulu arasında ezeli ve ebedi bir kulluk sözleşmedir.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla! Beni yoktan var edip üstün yeteneklerle ve kulluk göreviyle yeryüzüne gönderen, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi yüce Rabbimin adıyla, O'nun verdiği hidayet ve inayete dayanarak ve yalnızca O'nun adına okuyor, söylüyorum:

1. Hamd olsun, Alemlerin Rabbi Allah'a ki; her türlü minnet ve teşekküre layık olan sadece O'dur. Gerçek anlamda övülmek,  sevilmek ve şükredilmek O'nun hakkıdır ve yalnızca O'na yaraşır. Çünkü kainatı yoktan var eden, tüm canlıları yaratıp besleyen, terbiye ve terakki ettiren, yöneten ve yönlendiren gerçek efendimiz, sahibimiz, yöneticiniz O'dur. Her varlığı kendi yaratılışındaki hikmete uygun niteliklerle donatan, onları daima varlıkta tutarak her şeye olgunluk yolunu açan; kulağa işitmeyi, göze görmeyi, güneşe ışık vermeyi, kelebeğe uçmayı, çiçeğe açmayı ve koku saçmayı, ağaca meyve tutmayı öğrettiği gibi, gönderdiği mesajlarla kullarına doğru yolu gösteren O'dur. O halde, bütün iyiliklerin, güzelliklerin kaynağı olan Rabb'inizi tüm kalbinizle överek yüceltmeli, en derin saygı ve şükran duygularıyla O'nun hükümlerine boyun eğmeli ve yalnızca O'na kulluk etmelidir.

2. O Rahmandır, Rahimdir Rahmandır;  Dünyada canlı cansız her varlığı acıyıp koruyan, besleyip doyuran ve bütün ihtiyaçlarını karşılayandır. Çok şefkatli, çok merhametli olandır. Bize bizden daha yakındır. O'nun sonsuz rahmet ve şefkati, bu dünyada mümin kafir ayrımı yapmaksızın herkesi kuşatmıştır. Rahimdir; rahmetini tamamlamak üzere bu Kitabı göndermiş ve onun ışığında yürüyen bahtiyarlara, ahiret hayatında sonsuz mutluluk ve kurtuluş mesajını ve müjdesini yollamıştır.

O çok şefkatli, çok merhametli olmakla birlikte, hikmetli ve adaletlidir de:

3. Din Gününün, ahiret ve hesap duruşmasının malikidir. Gerçekleşeceğinde asla şüphe olmayan, İlahi Adalet Günü'nün mutlak hakimidir. O gün tüm insanlar yapıp ettiklerinden hesaba çekilecek ve hiçbir iyilik mükâfatsız, hiçbir kötülük cezasız kalmayacaktır. O gün, bize dünyada emanet olarak verilmiş olan gücümüz, irademiz ve tercih hakkımız elimizden alınacak ve ilahi hükümranlık tüm azamet ve ihtişamıyla tecelli edecektir.
         O halde ey Rabbimiz, sana tüm içtenliğimizle söz veriyoruz:

4. Biz sadece Sana kulluk eder ve ancak Senden yardım dileriz. Yalnızca Sana ibadet eder, bütün emirlerine kayıtsız şartsız itaat ederiz. İyiyi kötüyü, güzeli çirkini, doğruyu eğriyi belirlemede kendimize yalnızca Senin ilahi ölçülerini rehber ediniriz. Senin buyruklarına, temel insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına aykırı Kural ve Kanunlar koyan hiçbir güce -kim olursa olsun-- asla boyun eğmeyiz. Sadece senden yardım dileriz. Her türlü iyiliğin, güzelliğin senin elinde olduğunu bilir, iznin ve onayın olmadıkça hiçbir dileğin gerçekleşmeyeceğine yürekten iman ve itimat ederiz. Dertlerimize devayı, hastalığımıza şifayı, sıkıntılarımıza çareyi ancak senden bilir, senden başka hiç kimseden, hiçbir şekilde medet ve inayet beklemeyiz.

5. Ey Rabbimiz! Bizi dosdoğru yola, insanın doğal yapısıyla, sosyal ve ruhsal duygularıyla, eğilimleri ve ihtiyaçlarıyla birebir örtüşen, varlık kanunlarıyla tam bir uyum ve ahenk içinde olan o apaydınlık Kur'an doğrultusuna; insanlığı hem dünyada hem ahirette mutluluğa ulaştıran İslam dinine ve davasına ilet.

6. Nimet verdiğin kimselerin, insanlık tarihi boyunca tevhit sancağını elden ele taşıyan Peygamberlerin ve onların izinden yürüyen âlimlerin, şehitlerin, salihlerin yoluna...

7. Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil, ya Rab! Yahudiler örneğinde olduğu gibi, hakikati pekâlâ bildikleri halde, şeytani niyetlerine ve dünya nimetlerine tutkuyla bağlılıkları yüzünden ilahi iradeye baş kaldırarak senin gazabına müstahak olan azgınların ve Hıristiyanlar örneğinde olduğu gibi, batıl düşünceleri ve hurafeleri Allah'ın dinine sokarak hak yoldan sapan, ahireti kazanma adına ruhbanlığı uyduran şaşkınların yoluna girmemize izin verme! Onlara benzemekten, onlar gibi yaşamaktan ve düşünmekten bizi koru Allah'ım... Amin!

Fatiha okuyan bir Müslüman her gün beş vakit namazda tam kırk sefer:  "Allah'ım ben Kuran-ı Kerim'in öğrettiği ve Hz. Peygamber'in gösterdiği sırat-ı mustakim olan hidayet ve adalet dini İslamiyet'e aykırı, bütün beşeri ve şeytani düzenleri terk ediyorum.

"Senin ğadabına uğramış Siyonist Yahudilerin ve dalalete sapıtmış Emperyalist haçlı zihniyetinin ve bunların yerli işbirlikçilerinin peşine gitmeyeceğime, destek vermeyeceğime söz veriyorum. Ve böyle bir duruma düşmekten sana sığınıyorum" demektedir.

Ama maalesef, hem ne dediğini bilmemektedir, hem de Rabbına verdiği bu sözden dönerek, Siyonist ve Emperyalist güçlerin; AB; ABD ve İsrail'in ve bunların güdümündeki kukla partilerin peşinden gitmektedir. Bugün küreselleşme bahanesiyle, dünya siyonizmine köleleşmeyi kabul edenler, Fatiha'da Allah'a verdiği sözleri inkar etmektedir.

Bir müslümanın ve vicdan ehli bir insanın, Irak ve Afganistan örneğinde olduğu gibi, Nemrut'ları ve Neron'ları bile utandıracak vahşet ve cinayetleri işleyen, şimdi Türkiye'ye saldıracak veya bize Sevr'i dayatacak bu şeytani güçleri ve işbirlikçilerini hala desteklemesi:

Bilmeden ve aklı yetmeden yapılıyorsa; koyu bir gaflet ve cehalettir.

Bile bile yapılıyorsa, hıyanet ve dalalettir.

Bu ahmaklık ve alçaklığına dini bahaneler ve siyasi mazeretler uydurmaya kalkışanlar ise, münafıklığını maskelemektedir.












[1] Sabah / 25.09.2007

[2] Neml Süresi: 34

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

KALEM SURESİ VE HAK DAVA SÖMÜRÜCÜLERİ
  Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla 1- Nun. Kaleme ve satır satır...
Devami
Bir Rus Yahudi Haham’ın İtirafları İle: KUR’AN’IN MESAJI VE KARDEŞLİK PRENSİPLERİ
  1- Teknoloji harikası çok güzel ve mükemmel bir makine üreten...
Devami
ALLAH NASIL VE NİÇİN, HİLE YAPMAKTADIR?
ALLAH NASIL VE NİÇİN, HİLE YAPMAKTADIR? Ve Bu referandumla, Kader AKP’nin yularını...
Devami
BAŞÖRTÜSÜNÜN KERAMETİ:
HERKESİN AYARINI ORTAYA ÇIKARMASI VE ZEKERİYA BEYAZ'IN ÇARPITMALARI Zekeriya Beyaz "İslam ve...
Devami
ASRISAADETTEKİ BAŞLICA MÜNAFIKLAR VE BUGÜNKÜ UZANTILARI
Münafıklar; İslami hareketlerin güç ve iktidar kazandığı, makam ve menfaat...
Devami
DİN DEREBEYLİĞİ OLUŞUMLARI VE TEHLİKELİ SONUÇLARI!
  Öncelikle şu gerçeği vurgulayalım; Dini cemaat ve tarikatlar İslam ovalarına-ortamlarına...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3772

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR