Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1525
mod_vvisit_counterDün6304
mod_vvisit_counterBu Hafta20845
mod_vvisit_counterGeçen hafta43778
mod_vvisit_counterBu Ay143348
mod_vvisit_counterGeçen Ay251747
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16578264

IP'niz: 3.235.85.115
Bugün: 22 Eki 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12095808

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

NÜKLEER ENERJİNİN EKONOMİK, STRATEJİK VE PSİKOLOJİK DEĞERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Nükleer enerji Türkiye'nin zorunlu ihtiyacıdır!

ATO tarafından hazırlanan raporda, Türkiye'nin enerjide yüzde 70 oranında dışa bağımlılığı da dikkate alındığında nükleer santral kurmanın, tercih değil zorunluluk haline geldiği vurgulanıyordu.

Türkiye elektriğin yüzde 46.6'sını yerli, yüzde 53.4'ünü ithal kaynaklardan elde ediyor. Türkiye, artan talebi karşılamak için her yıl 12-13 milyar kilovat saatlik elektrik üretmek zorunda.

"Nükleer Enerjide Acil Durum" konulu raporda, Türkiye için nükleer santralın tercih değil, zorunluluk haline geldiği belgeleniyor. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı verilerinden yararlanarak hazırlanan rapora göre, 2007 Mart ayı itibariyle, dünyada 31 ülkede ticari olarak işletilmekte olan 435 nükleer santral bulunuyor.

Hindistan'da 7, Rusya'da 5, Çin'de 5, Bulgaristan'da 2, Tayvan'da 2, Ukrayna'da 2, Arjantin, Finlandiya, İran, Japonya, Kore, Pakistan ve Romanya'da birer adet olmak üzere toplam 30 nükleer santral inşaatı da devam ediyor. Dünyada işletilmekte olan nükleer santrallerin toplam kapasitesi 368 bin 744 MWe (megavat elektrik gücü). Nükleer enerji, dünya elektrik talebinin yaklaşık yüzde 16'sını karşılıyor. Bir başka ifade ile dünya üzerinde her 6 ampulden biri nükleer enerji ile yanıyor.

Nükleer santral sayısında, ABD başı çekiyor. 103 nükleer santrali bulunan ABD'yi 59 santral ile Fransa izliyor. 55 santral ile Japonya üçüncü, 31 santral ile Rusya dördüncü sırada bulunuyor. Türkiye'de ise 5 MW ve 250 KW gücünde iki adet araştırma reaktörü bulunuyor. İlkini TAEK ile Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi, ikincisini ise İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü işletiyor.

Fransa'da elektriğin yüzde 78.5'i nükleerden

2005 yılı rakamlarına göre, nükleer santral bulunan ülkelerde nükleer enerjinin elektrik üretimi içindeki payı, Fransa'da yüzde 78,5, Litvanya'da yüzde 69,6, Slovakya'da yüzde 56,1, Belçika'da yüzde 55,6, Ukrayna'da ise yüzde 48,5.

Diğer bazı ülkelerde nükleer enerjinin elektrik üretimi içindeki payı şöyle: "İsveç'te yüzde 44,9, Kore'de yüzde 44,7, Bulgaristan'da yüzde 44,1, Ermenistan'da yüzde 42,7, Slovenya'da yüzde 42,4, Macaristan'da yüzde 37,2, Finlandiya'da yüzde 32,9, İsviçre'de yüzde 32,1, Almanya'da yüzde 31,1, Çek Cumhuriyeti'nde yüzde 30,5, Japonya'da yüzde 29,3, İngiltere'de yüzde 19,9, İspanya'da yüzde 19,6, ABD'de yüzde 19,3, Rusya'da yüzde 15,8, Kanada'da yüzde 14,6, Romanya'da yüzde 8,6, Arjantin'de yüzde 6,9, Güney Afrika'da yüzde 5,5, Meksika'da yüzde 5, Hollanda'da yüzde 3,9, Hindistan ve Pakistan'da yüzde 2,8, Brezilya'da yüzde 2,5 ve Çin'de yüzde 2." Fransa, toplam elektrik üretiminin yüzde 78,5'ini nükleer enerjiden sağlarken, aynı zamanda nükleer enerjiye dayalı bir enerji ihracatçısı konumuna geldi.

Türkiye'nin çevresi nükleer santrallerle dolu

Çernobil nükleer santral kazasının da etkisiyle Türkiye'de bazı çevreler nükleer santral yapımına karşı çıkıyor. Oysa, Türkiye'nin etrafı nükleer santraller ile çevrili. Türkiye'ye 16 kilometre uzaklıktaki sınır komşusu Ermenistan'da, Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın standartlarına göre güvenlik açısından son sırayı alan Metsamor Nükleer Santrali bulunuyor. Bir diğer sınır komşusu Bulgaristan'da ise 2 adet nükleer santral faaliyet gösteriyor. Bulgaristan'da 2 adet, İran'da ise 1 adet nükleer santral yapımı sürüyor.

Tercih değil, zorunluluk

2006 yılında tüketilen 175,8 milyar kwh elektriğin yüzde 44'ü doğal gazdan, yüzde 25,11'i sudan, yüzde 18,37'si linyitten, yüzde 7,96'sı taş kömüründen, yüzde 3,04'ü fuel oil'den elde edildi. Bir başka ifadeyle 2006'da elektriğin yüzde 46,6'sı yerli, yüzde 53,4'ü ithal kaynaklardan üretildi. Elektrik talebi yılda ortalama yüzde 8 artan Türkiye, her yıl 12-13 milyar kilovat saatlik elektrik üretimine ihtiyaç duyuyor. Önümüzdeki 15 yıl içinde sadece elektriğe 130 milyar dolarlık yatırım yapılması gerekiyor. Doğal gazın vanasını büyük ölçüde Rusya elinde tutuyor. Türkiye, 2006 yılında 30,8 milyar metreküp doğal gaz tüketirken, bunun 19,5 milyar metreküpünü (yüzde 64) Rusya'dan, 5,7 milyar metreküpünü İran'dan, 4,2 milyar metreküpünü Cezayir'den, 1,1 milyar metreküpünü Nijerya'dan aldı. Türkiye'de 6,4 milyar metreküplük üretilebilir doğal gaz rezervi bulunurken, 900 bin metreküpü 2006 yılında olmak üzere bugüne kadar toplam 1 milyar metreküp doğal gaz üretildi. 2007 yılında ise 1 milyar 161 milyon metreküp doğal gaz çıkarılması hedefleniyor.

Türkiye enerjide yüzde 70 oranında dışa bağımlı. 2006 yılında enerji ihtiyacını karşılamak için, 28,5 milyon ton petrol, 27,4 milyon ton petrol eşdeğeri doğal gaz, 28,8 milyon ton petrol eşdeğeri kömür ve 9,9 milyon ton petrol eşdeğeri su kullandı. Rapora göre, Türkiye'nin yüzde 70 oranında dışa bağımlılığı da dikkate alındığında nükleer santral kurmak, tercih değil zorunluluk haline gelmiş bulunuyor.

Nükleer enerjide son durum

5654 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi İle Enerji Satışına İlişkin Yasa Çankaya Köşkü'nden geri döndü. Yasanın üç maddesini veto eden Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, nükleer santral kurulmasına vize veriyor ancak santrali kuracak şirketin yapısı ve denetimine itiraz ediyor. Türkiye'de nükleer santral yapımıyla Koç, Sabancı, Ciner, Doğuş, Zorlu, Ak Enerji, Tefken, Çalık ve Akkök gibi büyük holdinglerin de içinde bulunduğu 18 yerli grup ilgileniyor. Santral yapımıyla ilgilenen firmalar yasanın çıkmasını bekliyor.

Türkiye, 2020 yılına kadar Sinop ve Akkuyu'da 5 bin megavatlık santral kurmayı hedefliyor. Firmaların tekliflerinin 15 yıl boyunca en ucuz elektriği nasıl tedarik edecekleri kriterine göre alınacağı, özel sektörden uygun teklif gelmemesi durumunda nükleer santrali devletin yapacağı belirtiliyor. Türkiye bugün nükleer santral kurmaya karar verse bile bu santral ancak 9-10 sene sonra üretime girebilecek. Vakit kaybedilmesi halinde nükleer reaktör verecek ülke bulamama gibi bir durum da bulunuyor.

Zengin uranyum ve toryum rezervlerimiz bulunuyor

Nükleer santrallerde ağırlıklı olarak uranyum kullanılıyor. Türkiye'nin 9 bin ton uranyum rezervi bulunuyor. Nükleer hammadde kaynaklarına sahip bölgelerin başında İç Anadolu ve Ege geliyor. Özellikle Manisa-Salihli, Yozgat-Sorgun, Uşak-Fakıllı, Aydın-Demirtepe ve Küçükçavdar sahaları uranyum açısından zengin. Öte yandan Türkiye, dünyanın ikinci büyük toryum rezervine sahip. Türkiye'nin toplam 380 bin tonluk toryumu bulunuyor. Ekonomik olup olmadığı bugün için sorgulansa bile uranyum ve toryum kaynaklarımızın varlığı gelecekte nükleer enerji kullanımında Türkiye için bir güvence oluşturuyor.

"Çevremiz nükleer santrallerle dolu"

ATO, dünyada nükleer santrallerden ticari olarak elektrik üretiminin 1950'li yıllarda başladığını hatırlatarak, Türkiye'nin nükleer enerji konusunda "Çernobil sendromu" yaşadığını ve kısır tartışmalarla vakit kaybettiğini belirtiyor.

"Çernobil sendromu yüzünden nükleer santral kuramadık. Dünya 60 yıl önce nükleer enerjiye yüzünü dönerken, biz sırtımızı döndük. Bugün en yakınımızdaki ülkelerde nükleer santraller bulunuyor.

Ayrıca etrafımızda, 2 bine yakın yüzer-gezer nükleer santral var, nükleer denizaltılar var. Gerekli önemler alındığında nükleer enerji güvenli bir enerji türüdür. Türkiye ciddi bir enerji dar boğazı ile karşı karşıya, Önümüzde iki seçenek var. Ya karanlık ya nükleer santral."

Düşük oranda zenginleştirilmiş 30 ton uranyum ya da 160 ton doğal uranyumun, 1000 MWe gücünde bir nükleer santralin 1 yıllık enerji üretimini karşılayabildiğine işaret eden Aygün, bunun birkaç kamyonun taşıyabileceği kadar küçük bir yük olduğunu söylüyor.

İsrail "su"yumuzu özelleştiriyor!

Türkiye, su konusunda tehlikeli bir sürece doğru sürükleniyor. Kuraklıktan dolayı susuzluğun hat safhaya çıktığı günümüzde su kaynaklarının özelleştirilmeye çalışılması Türkiye'yi yakın gelecekte daha büyük sorunlarla karşı karşıya bırakacak. Su kaynaklarının işletme hakkının özel sektöre devredilmesinden birçok AB ülkesinin ağzı yanmasına rağmen AKP hükümeti, bu gerçekleri görmezlikten gelerek nehir ve akarsuların kullanım hakkını tamamen özel sektöre bırakmaya hazırlanıyor. Bütün bunları da İsrail tezgahlıyor.

Su uzmanı Kudret Ulusoy, Enerji Bakanlığı ile Devlet Su İşleri (DSİ)'nin aylardır üzerinde çalıştığı su kaynaklarının işletme hakkının özel sektöre devredilmesi projesine yönelik çarpıcı değerlendirmeler yapıyor. Birçok AB ülkesinde uygulanmak istenen ancak ortaya çıkan tehlikelerden dolayı vazgeçilen bu projenin kuraklığı da bahane göstererek Türkiye'ye dayatılmaya çalışıldığına dikkat çeken Ulusoy, Türkiye'nin su konusunda çok tehlikeli bir sürece doğru sürüklendiğine dikkat çekiyor.

Sularımız elden gidiyor

Çok uluslu su şirketlerinin dünya üzerinde bir harp mücadelesi verdiğine işaret eden Ulusoy, Türkiye'de de bunun gün yüzüne çıkmaya başladığını, suyun özelleştirilmesinde ise dünyada Fransız iki şirketin ön plana çıktığını ifade eden Ulusoy, bunların da Suez ve Vivendi şirketleri olduğunu belirtiyor. Bu çok uluslu Suez ve Vivendi'ye bağlı yüzlerce alt şirket bulunduğuna da dikkat çeken Ulusoy, iddialı bir açıklamada bulunarak, "Türkiye'de yapılacak ihaleleri de ya doğduran bunlar, ya da bunların alt grupları kazanacaktır" diyor.

Su endüstrisinin yıllık kârı 1 trilyon doları bulmuş. "Bu rakam petrol sanayinin kârının yüzde 40'ına ulaşmıştır. Şimdiden ilaç sektörünün karını geçmiştir. Dünya sularının henüz yüzde 5'inin özelleştirildiğini düşünürsek, ne kadar büyük bir kar potansiyeli olduğu ortaya çıkıyor.

Özelleştirme sonumuz olur

Su kaynaklarının işletme hakkının özel sektöre devredilmesinden sonra öncelikli olarak akarsu ve nehirlerin kısa sürede kuruma tehlikesi ile karşı karşıya kalacağını, bunun da kuraklıktan değil su kaynaklarının bilinçsiz bir şekilde tüketilmesinden kaynaklanacağı biliniyor. "Şirketler bu kaynakları tamamen ranta dönüştürmek için akarsuları bilinçsiz bir şekilde kullanacağı için havza yatağı değişecek. O havzayı besleyen su kanalları tıkanacaktır. Suyu özelleştiren AB ülkelerinde bunların yaşandığını, örneğin İngiltere'de özelleştirme sonrasında 20 akarsuyun kuruduğunu unutmamak gerekiyor.

Öte yandan su ve elektrik faturalarının artacağını, işletme hakkını alan şirketlerin suyu, ASKİ, İSKİ gibi kurumlar vasıtasıyla vatandaşa satacağını, fiyatı ise tamamen kendilerinin belirleyeceğini, "barajlarda kullanılan suyun her bir metreküpü için belli bir ücret isteyeceklerini kimse düşünmüyor. Su kaynakları özelleştirilen birçok AB ülkesinde bundan dolayı büyük sıkıntıların yaşandığını, su faturalarının 10 katı zamlanan ülkelerin bile bulunduğunu medyamız ve sorumlularımız gizliyor.

Yahudi Rothschild İGDAŞ'ı almaya hazırlanıyor!

Sermayesinin kaynağı savaşlar ve kan olduğu bilinen Rothschild hanedanlığı, şimdi de İstanbul'un peşinde. Siyonist sermayenin yeni hedefi, enerji sektörünün güçlü kuruluşu; İGDAŞ!

Kanlı sermayenin simgeleştiği Rothschild

Yahudi Rothschild hanedanlığı, dünya bankacılık ve finans sisteminin kurucusu olarak biliniyor. Sahip oldukları yüzlerce şirket ile iki yüz yıldır dünyanın finans ve siyasal dengelerini elinde tutan aile, birçok katliamın da finansörü olarak tanınıyor. 2007 yılında servetleri 3-4 trilyon dolar olan ailenin, kontrol ettikleri paranın 8-10 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor. HSBC Bank, Bank of Scotland, De Beers, ABN Amro Bank, Rio Tinto en çok tanınan ve bilinen şirketler...

Bütün sermayesini savaşlar ve kan üzerinden kazanan, servetinin bugün 3 trilyon dolar olduğu tahmin edilen Rothschild hanedanlığı, gözünü İstanbul'a dikti! İGDAŞ başta olmak üzere belediye BİT'lerini satın almak isteyen dünyaca ünlü Yahudi para baronlarından Rothschild Ailesi'nin Türkiye Danışmanı Dr. Yılmaz Argüden, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'tan kasım ayına randevu aldı.

Geçtiğimiz yıllarda ülkemizde 15 milyar Euroluk satışa danışmanlık yapan Rothschild Ailesinin önde gelenleri Kasım'daki görüşmede hazır bulunacak. Öte yandan, Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi'nden (AIPAC) 80 kişilik en etkin Yahudi grubu da, önümüzdeki Kasım ayında Türkiye çıkarması yapacak. Bu ziyaret, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı'nın himayesinde gerçekleştirilecek...

Şimdi de İsrail'le AR-GE işbirliği yapılıyor

Türkiye ve İsrail arasındaki "bilimsel işbirliği anlaşması" kapsamında, iki ülke, AR-GE işbirliğinin geliştirilmesi için uluslararası projeleri destekleyecek.

İşbirliğine göre, iletişim teknolojileri, Tv ve multimedya servisleri, konum bazlı teknolojiler ve uygulamalar, IP bazlı servisler ve gelişmiş ses servisleri konularındaki uluslararası projelere destek verilecek. Türkiye'den TÜBİTAK, İsrail'den de MATIMOP, projelerin AR-GE içeriğinin ve proje planının uygunluğunu, ERICSSON da projelerin teknik yeterliliğini ve pazar potansiyelini değerlendirecek.

TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Cebeci'nin verdiği bilgiye göre, Türkiye ve İsrail arasındaki "bilimsel işbirliği anlaşması" kapsamında, AR-GE işbirliğinin geliştirilmesi amacıyla uluslararası projeler desteklenecek. Cebeci, "Türkiye ile İsrail arasındaki bu destek programından her iki ülkenin firmaları ve işbirliği yapacakları üniversite veya araştırma kurumları yararlanabilecek" dedi.

Ortak çağrıda iletişim teknolojileri, Tv ve multimedya servisleri, konum bazlı teknolojiler ve uygulamalar, IP bazlı servisler ve gelişmiş ses servisleri konularındaki projelerin destekleneceğini belirten Cebeci, bu doğrultuda TÜBİTAK ve İsrail'in ilgili kuruluşu MATIMOP tarafından, projelerin AR-GE içeriğinin ve proje planının uygunluğunun, ERICSSON tarafından da projelerin teknik yeterliliğinin ve pazar potansiyelinin değerlendirmesinin yapılacağını söyledi.

Kısaca, AKP sayesinde her şeyimiz İsrail'in elinde.

ABD, Ortadoğu'da İran'a karşı ‘birlik' oluşturmaya çalışıyor

İşgalci oyununa kanmamalıdır

İran'ın her geçen gün ekonomik ve askeri olarak güçlenmesini, kendi emperyalist emellerinin önünde büyük bir engel olarak gören işgalci Amerikan yönetimi, Ortadoğu'yu karıştırmak için silah satışını gündeme getirdi.

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve Savunma Bakanı Robert Gates, Washington'ın Arap müttefiklerini İran, Suriye, Hamas ve Hizbullah'ın artan nüfuzuna karşı birleştirmeyi amaçlayan Ortadoğu turuna başlıyor.

Rice ve Gates, Ortadoğu turunun ilk ayağı olan Mısır'da dün Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ile biraraya geldi. Şarm el-Şeyh'te yapılacak görüşmeye Ürdün ve Körfez ülkelerinin dışişleri bakanları da katıldı. Amerikalı bakanlar daha sonra Suudi Arabistan'ı ziyaret edecek. Rice ve Gates daha sonra diğer Körfez ülkelerinde de ayrı ayrı temaslarda bulunacak.

Bu arada işgalci Amerikan yönetimi önceki gün siyonist İsrail ve Mısır'a toplam 43 milyar dolarlık askeri yardım yapma planını kamuoyuna duyurmuştu. Aynı plan çerçevesinde Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerine de gelişkin silahlar satılması düşünülüyor.

Rice dünkü açıklamasında Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerine yapılacak silah satışı ile El Kaide, Hizbullah, Suriye ve İran'ın bölgedeki 'etkilerini azaltmayı amaçladıklarını' söylemişti.

Silah satışı, İran'a karşı

ABD Savunma Bakanlığı'ndan üst düzey bir yetkili, Suudi Arabistan'a 20 milyar dolarlık silah satışının İran'ın bölgedeki nüfuzunu sınırlandırmayı amaçladığını belirtti. Savunma Bakanı Robert Gates'e eşlik eden gazetecilere bilgi veren yetkili, 20 milyar dolarlık silah satışının tek başına Suudi Arabistan'a yapılacağını belirterek, Körfez ülkelerinin buna dahil olmadığını iddia etti.

Suudi Arabistan'a satılacak silahların detayları hakkında bilgi vermeyen yetkili, bu silahların İran ve diğer tehditlere karşı Suudi Arabistan'ın sözde güvenlik ihtiyaçlarını karşılayacağını iddia etti.

ABD, korku siyaseti güdüyor

Öte yandan, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Muhammad Ali Hüseyni, Washington'u bölgede bir korku siyaseti gütmekle suçladı.

Askeri yardım ve silah alımı anlaşmalarının hayata geçmesi için, hem alıcı ülkeler hem de Amerikan Kongresi tarafından onaylanması gerekiyor. Ancak Washington'da özellikle Suudi Arabistan'a silah satışı konusunda muhalefet var.

Kıyamet yaklaşıyor!

ABD, Nükleer Silahların Yayılmasını Engelleme Anlaşması'nı delmekle suçladığı İran'ı, önleyici vuruş doktrinine dayanarak hem de nükleer silahla vurabilir. İronik olansa, nükleer silahlara sahip olduğu bilinen ama bu anlaşmayı imzalamayan İsrail'in, böyle bir projeyi desteklemesi.

Yeni muhafazakârların amigolarından Oliver Kamm'ın 62 yıl önce Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombalarının hayat kurtarıp, acılara son verdiğini öne sürmesi şaşırtıcı olmasa da ürkütücü. Buradaki alt metin aşikâr. Sözlü saldırılarını Irak'taki mevcut felakete kadar vardıran kesim şimdi de şahin bir tavırla İran'ı gözüne kestirmiş durumda. 1945'teki nükleer kıyımları savunan saçma ve tehlikeli mantığın aynısı şimdi de İran'a yönelik nükleer silahlarla yapılacak önleyici bir müdahaleyi desteklemek için de kullanılabilir; sadece bu ihtimalin varlığı bile konvansiyonel bir saldırı fikrinin daha kabul edilebilir görünmesini sağlıyor. Ahlaki konumumuz artık her zamankinden daha net olmalı; Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Başkanı Muhammed el Baradey'in söylediği gibi, sadece nükleer silah bulundurmaya bile, günümüzün modern dünyasında kölelik ve soykırıma yapıldığı gibi, kınama ve nefretle bakmak gerekiyor...

Batı'nın İran hakkındaki kuşkularına tezat biçimde, İsrail'de yürütülen nükleer program Fransa, Britanya ve ABD tarafından şevkle desteklendi. Bu ülkeler İsrail'in tahminen 200'den fazla savaş başlığı içeren nükleer cephanelik kurmasına etkin biçimde yardım ettiler. Bu, Tel Aviv'in saklamakta kararlı olduğu türden bir silah programı. Mordehay Vanunu 1986'da İsrail'in nükleer silahlarından kamuya söz ettiği için 12 yılı hücre cezası olmak üzere 18 yıl hapse çarptırıldı. Vanunu yabancılarla konuştuğu gerekçesiyle geçen ay da altı aylık hapis cezası daha aldı.

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ABD'nin Arap ülkelerine silah satış programının Orta Doğu'da istikrarsızlığa neden olmayacağını ileri sürdü. 4 gün sürecek Orta Doğu ziyaretinin ilk durağı Mısır'a hareket eden Rice, ''Washington'un bu programıyla bölgede korku ve kaygıya neden olmayı amaçladığını'' belirten İran yönetiminin bu iddialarını reddettiğini söyledi. İran'ın, ABD'nin hayata geçirmek istediği Orta Doğu projesini engellemek isteyen tek ülke olduğunu ifade eden Rice, ''Bölgede istikrarsızlık olursa bunu İran yönetimine bağlamak (!) gerekir'' dedi.

Demek ki, arayınca bulunuyormuş

Mayınlı bölgeden petrol fışkırıyor!

TPAO'nun Suriye sınırındaki bölgede açtığı 25 kuyudan 21'inde petrol üretimi yapılıyor. Mayınlı bölgedeki günlük petrol üretimi bin varilden 2 bin 500 varile çıktı.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Batman Bölge Müdürü Bayram Kara, 2005 yılından bu yana Suriye sınırında petrol arama çalışmalarını hızlandırdıklarını söyledi. Bölgede, 30-40 yılda açılan kuyu sayısına 2 senede ulaştıklarına dikkat çeken Kara, "Sıcak hava petrol üretimini arttırıyor" dedi.

Batman bölgesinde günlük 20 bin varil petrol üretildiğini anlatan Kara, "Suriye sınırında petrol olduğuna inanıyorduk. Ancak mayın ve diğer bazı sebeplerle buralarda arama yapamıyorduk. Bir kule ayarlayarak yaptığımız çalışmalarla 25 yeni kuyu açtık ve 21'inde petrol bulduk. 2 hafta içinde yeni çalışmalara başlayacağız" şeklinde konuştu.

2005 yılından itibaren Suriye sınırında petrol olduğuna inandıkları ama çeşitli sebeplerden dolayı giremedikleri alanlarda sondaj çalışmaları yaptıklarını belirten müdür Bayram Kara, sınırda açtıkları 25 kuyudan 21'inde petrole rastladıklarını ifade etti. Yapılan çalışmalarla mayınlı alanda günlük 100 varil olan petrol üretimini 2 bin 500 varile çıkardıklarını ifade eden Kara, "Suriye sınırıyla mayınlı alan arasında bulunan alanda sondaj yapmak amacıyla bir kule ayarlayarak çalışma başlattık. 25 kuyu kazdık. 4'ü hariç diğerlerinin hepsinde petrol bulduk. Şunu belirteyim. O bölgede zaten petrol üretiyorduk. Sınırtepe sahası dışında petrol çıkardığımız alanlar yeni keşif değil. Ama o bölgede 30-40 yılda açılan kuyu sayısına biz 2 senede ulaştık. Bölgede bin varil olan günlük üretimini 2 bin 500 varile çıkardık. Bölgedeki bir kuyudaki sondaj çalışması da bitmek üzeredir. Önümüzdeki bir iki hafta içinde bölgede açtığımız kuyulardan çok daha derin bir kuyu için sondaj çalışmalarına başlayacağız" dedi.

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Sn. Kemal Alemdaroğlu'nun MASONİK ROTARY BAŞKANLIĞI VE TUTARSIZ AKP KARŞITLIĞI
  AKP'yi %50'lere taşıyan yanlışlıklardan birisi de, onların şahsında halkımızın...
Devami
BÜYÜKANIT PAŞA'DAN VE KURMAY KADROSUNDAN NİYE GOCUNUYORLAR!
Büyük bir başarıyla, üstelik çok az bir zayiatla ve sivil insanlara...
Devami
BU KAFALARLA BU KUŞATMA KIRILAMAZDI
  Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’de başarıyla gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı ve Afrin...
Devami
ÇANAKKALE, M. AKİF, ATATÜRK VE ERBAKAN
Bazı Hadisleri bugün, ABD ve İsrail güdümlü ve İslam adına...
Devami
TRUMP'IN AKDENİZ YIĞINAĞI VE İSRAİL HİZMETKÂRLIĞI
“Trump'ın gelişiyle dünyanın pek çok yerinde sancılar başlamıştı. Oysa seçilerek...
Devami
AYIN AYNASI
  YUNAN BAYRAM EDİYOR! Recep T.Erdoğanın samimi dostu İtalyan Başbakanı Berlisconi: "Sn.Erdoğan...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3264

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR