Get Adobe Flash player
Reklam

TÜRKİYE VE BÖLGEMİZ, ÖNCE BULANACAK, SONRA DURULACAK!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

2. nci ama sahici 11. Cumhurbaşkanı İçin mi Referandum Yapılıyor? Sorusunu YSK Başkanı boşlukta bırakıyor.

Cumhurbaşkanı seçimi muamma

 

YSK Başkanı Muammer Aydın, 11. cumhurbaşkanının seçimini düzenleyen Anayasa değişikliği paketindeki geçici 19. maddenin uygulanıp uygulanmayacağını, bu değişiklik paketine 21 Ekim'de yapılacak halk oylamasında "evet" çıkması halinde görüşeceklerini söylüyor.

Muammer Aydın, AA muhabirinin, AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, "Bu Anayasa değişikliği ile 12. cumhurbaşkanını ve ondan sonrakileri seçme yetkisi aziz milletimizde olacaktır" şeklindeki sözlerini hatırlatıp görüşünü sorması üzerine, "Halk oylamasında ‘hayır' çıkarsa zaten sorun yok. ‘Evet' çıkarsa Anayasa değişikliği paketindeki geçici 19. maddenin uygulanıp uygulanmayacağını o zaman görüşeceğiz. Şimdiden bir şey söyleyemem" diyor.

Anayasa değişikliği paketindeki geçici 19. madde, 11. Cumhurbaşkanı seçiminin ilk tur oylamasının kanunun Resmi Gazete'de yayımını takip eden 40. günden sonraki ilk pazar, ikinci tur oylamasının ise ilk tur oylamayı takip eden ikinci pazar günü yapılacağını öngörüyor.[1] AKP'nin girişimiyle geçiçi 18 ve 19. maddelerin tasarıdan çıkartılmasıyla ilgili komisyondan geçen düzenlemenin meclis genel kurulundaki görüşmeleri merakla bekleniyor.

Referandum Çıkmazı

Türkiye, dünya siyaset tarihine az görülebilecek türde bir çıkmaza imzasını atmak üzere. 21 Ekim'de sandık başına gideceğiz ve referandumda oy vereceğiz.

Yurtdışında yaşayan vatandaşlar oylarını kullanmaya çoktan başlamış. Bu vatandaşlar ne için oy kullandıklarını dahi bilmiyorlarmış ama oy atmazsak belki ceza gelir diye oy veriyorlarmış.

11'inci Cumhurbaşkanı koltuğuna yeni oturmuş ve işine ısınmaya yeni başlamışken, referandumda "11'inci Cumhurbaşkanı'nı halk seçsin mi" diye soruluyor.

Eğer ağırlıklı olarak ‘Evet' çıkarsa Abdullah Gül'ün durumunun ne olacağı da pek belli değil.

Fehmi Koru, TRT'de katıldığı bir programda ‘Referandum süreci hemen durdurulmalıdır' dedi. Ben de aynı fikirdeyim. Çünkü sonuna kadar gidilirse tahammül edilmesi zor birtakım karışıklıklar çıkacak.

11'inci Cumhurbaşkanı görevdeyken yeni bir 11'inci Cumhurbaşkanı'nı halkın seçmesini oylamanın anlamını çözebilen kimse yok.

Durum böyle olduğu halde referanduma gidilmesi ortalıkta tuhaf komplo teorilerinin dolaşmasına yol açıyor.

Örneğin; her ne kadar aralarında herhangi bir anlaşmazlık olmadığı söylense de Başbakan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı Gül'ü zor durumda bırakabilecek bir sürece dur dememesi anlamlı bulunuyor.[2]


K.Irak, Nükleer Silah Deposuna Çevriliyor!

Türkiye'deki atom bombalarını ABD yakın dönemde Kuzey Irak'a götürür... İsrail'den Kuzey Irak'a yapılan nakilleri, ABD'den yapılan füze nakillerini iyi izleyelim. Kuzey Irak bir garnizon ülkeye, nükleer silah üssüne dönüşüyor. Ne için? İran için, Büyük Ortadoğu Savaşı için.

ABD, NATO ve İsrail, İran'a karşı bölgesel düzeyde hazırlık yapıyor ve bu hazırlığın içinde nükleer operasyon planları da var. İşte o füzeler Irak'a İran için gönderilecekti. İddialara göre bazı kaynaklar bu bilgili basına sızdırdı ve plan iptal edildi. Nükleer silahların Irak'a gitmesi böylece engellendi...

Peki bazı kişilerin deşifre edemediği transferlere ne olacak? Çok gerilere gidelim. 13 Temmuz 2004 tarihine.. O günkü yazım tamamen ABD ve müttefiklerinin Irk'a kitle imha silahları soktuğu yönündeydi. "Ürdün ve Suudi Arabistan plakalı" kamyonların Nisan'ın ilk haftası Irak'a girdiği, Ürdün ve S. Arabistan sınır güvenliğinin araçları denetlemediği ve sınırdaki ABD ve İngiliz birliklerine yönlendirdiği belirtiliyor. Irak Geçici Hükümet Konseyi'nden bir yetkili; "Çok sayıda şüpheli conteyner kamufle edilerek ABD özel birlikleri tarafından bir yerlere götürüldü" dedi. Şu cümleler de o güne ait:

ABD'nin gizli bir operasyonla kargo gemilerine yüklenen uzun menzilli füzeleri de Güney Irak'a naklettiği belirtiliyor. İşin ilginç yanı, bu füzelerin 1980 ve 1990 arasında üretilmiş olması. Yani ABD'nin Saddam'a verdiği silahların aynısı..

O zamandan beri bir Ortadoğu savaşı hazırlığı vardı. Nükleer silahların da dahil olduğu bir kaos/kâbus senaryosu... ABD'deki nükleer tesislerin ve nükleer silah depolarının büyük bölümünü hissesinin önemli bir kısmı İsrail yönetimine ait olan Magal Güvenlik şirketi sağlıyor.

Türkiye'nin verdiği dolarlarla yeniden ayağa kalkan İsrail Havacılık Endüstrisi'ne bağlı bir kuruluşken, Buckingham Sarayı ve ABD'deki havaalanları dahil Amerikan hapishanelerin elektronik güvenliğinin yüzde 90'ını da bu şirket sağlıyor. Nükleer ve kimyasal silah tesislerinin, silah depolarının, yüksek risk içeren benzer kuruluşların yüzde 80'ini İsrail ordusuna/istihbaratına mensup bir şirket karşılıyorsa gerisini siz düşünün!

Çok tartıştık: Soğuk Savaş döneminde Türkiye topraklarına yerleştirilen atom bombaları hâlâ ülkemizde. Balıkesir, İncirlik, Akıncı gibi üslerle korunuyor hâlâ. Şimdi sıkı durun: ABD yakın dönemde bu silahları Türkiye topraklarından alır. Nereye mi götürür? Durum biraz sakinleşsin elbette Kuzey Irak'a... İsrail'den Kuzey Irak'a yapılan nakilleri, ABD'den yapılan füze nakillerini, 2004'ten beri devam eden sevkıyatları iyi izleyelim. Kuzey Irak bir garnizon ülkeye, nükleer silah üssüne dönüşüyor. Ne için? İran için, Büyük Ortadoğu Savaşı için.[3]

Büyükanıt Paşa'dan "Sabır Taşı Çatlıyor" Uyarıları Geliyor!

Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Harp Akademileri'nin açılış töreninde çarpıcı açıklamalar yaptı.

İşte Paşa'nın; Anayasa'dan PKK'ya, laiklikten TSK'ya saldırılara ve dış politikaya dair uyarıları...

Devlet Budanıyor...

Son zamanlarda devleti budarken, bireyin yüceltildiğini görüyoruz. Devleti yok ederken, bireyin yüceltilebilmesi ne kadar doğru?

Bizim taraf olduğumuz ve vazgeçemeyeceğimiz unsurlar vardır. Bunlar Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter devlet yapısının, üniter yapıdan oluşan ulus devlet yapısının, bu temel yapıya dayalı laik devlet yapısının ve Silahlı Kuvvetlerin yerleşik düzenlemelerinin politik, hissi ve ön yargılı yaklaşımlarla bozulmamasıdır.

Terör Temsilcileri TSK'ya Meydan Okuyor!

Terör örgütüne terörist diyemeyen, terör örgütü mensuplarını "kardeşlerimiz" diye tanımlayan, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne "bölücü" diyen bir zihniyetle karşı karşıyayız.

Demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti, bu sorunu hukuk içinde çözmek zorundadır.

Terörle mücadelesinde on binlerce asker ve vatandaşını teröre kurban veren hiçbir ülke, böyle bir zafiyetin içine düşmemiştir.

Kulağa hoş gelen birtakım sloganvari sözlerle konuşanları ulusumuz asla affetmeyecektir.

Teröre Dış Destek Veriliyor!

Bilinen bir gerçektir; bir ülkedeki terör örgütünün dışarıdan destek almadıkça varlığını devam ettirmesi olanaksızdır. İlişki içinde bulunduğumuz dost ve müttefik bir çok ülkeyi bugüne kadar bu konuda uyardık.

Irak'ın kuzeyinde oluşabilecek bir bağımsız devlet sadece siyasi boyutuyla değil, güvenlik boyutuyla da Türkiye için birinci derecede risktir.

TSK sistematik ve ön yargılı saldırıların hedefi oluyor. Bazı tartışmaları çok yersiz buluyorum.

Türkiye'nin başka İslam ülkeleriyle kıyaslanması, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu tür tartışmaların merkezine konulması ayrıca kaygı verici bir husus oluşturmaktadır.[4]

"Bu duyarsızlık nereye kadar?

Bir araba alırken ne kadar çok detayı düşünüyorsunuz değil mi? Renginden beygir gücüne, yakıt tüketiminden bagaj hacmine her ayrıntıyı göz önünde bulunduruyorsunuz.

Bırakın arabayı, cep telefonunuzu değiştirirken bile, kılı nasıl kırk yardığınızı biliyorum. Kamerası kaç megapiksel, gprs'i var mı, rehberi kaç kayıt alıyor, vs, vs...

Yapmayın demiyorum. Yapın tabii... Ama otomobil ya da cep telefonunuz için gösterdiğiniz dikkat ve duyarlılığı biraz da içinde yaşadığınız, evlatlarınıza bırakacağınız bu ülke için gösterseniz diyorum.

Bu ülkede her gün yeni 'yetim'ler katılıyor aramıza. Yeni 'dul'lar, yeni evlat acısı sahipleri. 'Yeter' diye bağırıyorlar avazları çıktığınca. 'Yeter artık' diye haykırıyorlar, hıçkırıklar içinde. Ve siz...

'Sessiz çığlıkları'nı duymuyorsunuz o insanların. O insanları; arabanızı ya da cep telefonunuzu dert ettiğiniz kadar önemseyin yeter. Başka bir şey istemiyorum.

Bu sözler alarm niteliğinde

"Terör örgütüne terörist diyemeyen, terör örgütü mensuplarını 'kardeşlerimiz' diye tanımlayan, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne 'bölücü' diyen bir zihniyetle karşı karşıya bulunmaktayız. Demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti bu sorunu hukuk içinde çözmek zorundadır. Çünkü yine bu kişilerden biri 'Biz PKK'ya terör örgütü diyemeyiz. Terör örgütü dersek biz sizleşiriz' diyor. Biz sizleşiriz...

Buna hukuk içerisinde mutlaka çözüm bulunması gerekir. Çünkü on binlerce Mehmetçiğimiz dağlarda terörle mücadele ederken ülkenin başkentinde bu tarz konuşmaların olması çok hazindir ve tedbir alınması gerekir".

Bu sözler kime ait?

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a.

Büyükanıt, Harp Akademileri Komutanlığı'nda yaptığı konuşmada aynen bunları söylüyor. Demokratik Toplum Partisi (DTP) milletvekillerinin sözlerinden alıntılar yapıp, durumu, 'sorun' olarak niteliyor. 'Hukuk içinde çözülmesi zorunlu olan bir sorun' olarak.

Genelkurmay Başkanı, konuşmasına şu cümlelerle devam ediyor.

"Terörle mücadelesinde on binlerce asker ve vatandaşını teröre kurban veren hiçbir ülke böyle bir zafiyetin içine düşmemiştir. Ayrıca, hiçbir ülkenin güvenlik güçlerinin terörle mücadele azmi ve uygulamaları, gizli bazı emellerle bu kadar engellenmemiştir. Bu sözlerimin bazı kişi ve grupları rahatsız edeceğini biliyorum. Bu çevrelerden beklentimiz bu sözlere somut kanıtlarla cevap vermeleridir. Kulağa hoş gelen birtakım sloganvari sözlerle konuşanları ulusumuz asla affetmeyecektir."

Askerin sonuçlarını öngördüğünü de söyleyerek verdiği mesaj yeteri kadar açık. Yoruma muhtaç değil.

Büyükanıt'ın bu sert tepkisi, DTP'lilerle ilgili oluşacak gündemin kırılma noktası olursa şaşırmam. Bu arada, bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum:

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tehdit değerlendirmesinde yıllardır ilk sırayı iki başlık paylaşıyor, biliyorsunuz değil mi?

İrtica ve bölücülük. Bu iki tehdit, listenin ilk sırasında birlikte yer alıyor. Eşit önem ve öncelikte.

Ülkede bugün, öncelikli ve sıcak tartışmalar hangi iki başlıkta yaşanıyor, bir bakın bakalım.

Önümüzdeki günlerin, gittikçe keskinleşen tartışmalarla şekillenecek çok daha gergin bir atmosferde yaşanacağını görmek için kahin olmaya gerek yok bence."[5]


Ama Zaman Gazetesinde Müntaz'er Türköne'den Büyükanıt Paşa'ya yanıt geliyordu:

"Vatan ve teferruat

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın Harp Akademileri'nde yaptığı konuşmada, Atatürk'ün 1919 yılında söylediği bir sözü hatırlatıyor: "Mevzubahis vatan ise gerisi teferruattır."

Bu sözü 2007 yılında "Atatürk'ün söylediği gibi" diye tekrarladığınızda ne olur? Aklınıza gelebilecek her şey "teferruat", yani sözün çerçevesine göre "gereksiz" olur. Halbuki 1923'e gelindiğinde vatan kurtulmuştur. Atatürk'ün daha Lozan görüşmeleri bitmeden topladığı İzmir İktisat Kongresi'nin ele aldığı konuların neredeyse tamamı daha önce "teferruat" olan konulardır.

Kısaca 1919'dan farklı olarak bugün "Mevzubahis olan vatan ise, (gerisi değil) 'her şey' teferruatta gizlidir.

Bu teferruatın içinde, en ön safta "birey" durmaktadır. Ancak daha iyinin, daha ucuz ve kalitenin peşinde koşan; kendi özel hayatı içinde hiçbir zorlama ve sınırlama ile karşılaşmadan çalışan, üreten, rekabet eden "birey"in yaşayabileceği bir ortamı sağlarsanız "vatan" tehlikelerin uzağında korunabilir. 1919'da cemaat gelenekleri ve dayanışması, her şeyin üzerine çıkan bir toplumsal dayanışma gerekiyordu. Bugün itibarlı ve zengin bir vatana sahip olabilmek için bireylerden oluşan bir topluma ihtiyacınız var. Bu yüzden, Genelkurmay Başkanı'nın konuşmasında kurduğu birey ve devlet karşıtlığı, bireyin yüceltilmesine karşı itirazı son tahlilde vatana da zarar verebilir. Çünkü bu itirazları ülkeyi dış tehlikelerden korumakla görevli silahlı gücün komutanının sıralaması, herhalde bireyin nefes alıp verdiği piyasaya da bir müdahale olarak anlaşılacaktır.

Türkiye'nin açık topluma dönüşmekten başka şansı yok. Bireyden ayrı ve farklı bir devlet değil, bireyin hak ve özgürlüklerini korumak üzere var olan bir devlet; yani "teferruat" konusunda hassas olan bir devlet; evet işte ancak böyle bir devlet hem kendini hem de bekasına çalıştığı vatanı koruyabilecektir. Sürekli düşman ve korku üreten, varlık gerekçesini de üretilen bu korkulara dayandıran bir silahlı güç, sırf bu korkular yüzünden tehlikeleri besleyip büyütebilir. Meselâ artık yüksek komuta kademesi muğlak ve müphem ifadelerle "sistematik ve önyargılı saldırılardan", "art niyetli düşünce ve düşmanlardan" bahsetmek yerine kesin tanımlarla konuşmalı. Demokratik bir toplumda Ordu'nun sözcüleri bize bir mesaj verdikleri zaman hepimiz düşmanları da tehlikeleri de anlayabilmeliyiz. Bugüne kadar Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tekeline aldığı rejimi koruma ve kollama görevi, artık milletin uyanık bilincine bırakılmalı."[6]

Tabi bunun anlamı, TSK devre dışı bırakılmalı, Türkiye AB'nin güdümüne sokulmalı, milli ve bağımsız T.C. tarih olmalı...

Türkiye'mizi ve Bölgemizi Hangi Muhtemel Gelişmeler Bekliyor?

•1-     ABD, tüm dünyayı karşısına alarak, İran'a saldırabilir.

•2-     Rusya, Çin ve Pakistan İran'a arka çıkarak ABD'ye başkaldırabilir.

•3-     Bu savaş yüzünden petrolün varili 100 doları aşabilir.

•4-     İran saldırısında dolaylı da olsa ABD'ye destek veren AKP iktidarına bir tepki ve nefret dalgası oluşabilir.

•5-     Böyle bir ortamda 100 milyar doları aşkın sıcak para Türkiye'yi terk edecektir. Bunun üzerine çok kötü bir ekonomik kriz patlayabilir.

•6-     Referandum sonucu "Evet" çıkarsa 11. cumhurbaşkanı kim olacak? Tartışması alevlenir. Ve zaten AKP'nin geçici 18 ve 19. maddelerin metinden çıkarılması girişimleri de bu endişe yüzündendir.

•7-     Böylesine kaotik bir durumda, mevcut cumhurbaşkanı ve AKP iktidarı aleyhine hukuki bir süreç işleyebilir.

•8-     Türkiye'de olağan üstü şartların gerektirdiği, milli bir hükümet teşkili ve yeni bir cumhurbaşkanı seçimi gerçekleşebilir, ve bu; ülke ve bölge dengelerini değiştirebilir.

•9-     Tam böyle bir sırada, geleceğini ve güvenliğini tehdit altında gören İsrail, İran ve Suriye'ye saldırabilir, hatta Türkiye'yi taciz edebilir ve belki de nükleer silah kullanmaya kalkışabilir.

•10-  Sonuçta, Türkiye'nin ve bölge ülkelerinin desteğini alan İran Amerikan güçlerini hezimete uğratıp bütün bölgeyi terk etmeye mecbur bırakabilir.

•11-  Ve tabi İsrail hizaya sokularak, bu Siyonist çıbanbaşı deşilebilir...








[1] (aa)

[2] 02.10.2007 / Serdar Turgut / Akşam

[3] 2.10.2007 / İbrahim Karagül / Y. Şafak

[4] 02.10.2007 / Bugün

[5] 02.10.2007 / Murat Çelik / Bugün

[6] 02.10.2007


Bu yazarin diger makaleleri

BU ÇIĞLIK, BİR ÇAĞRIDIR!
  'Susurluk'tan daha çirkef çamurlu olan ‘Şemdinli' hıyanetleri; CIA MOSSAD...
Devami
THEY CAN' T TURN US INTO "DEMON-KRAT"
  "Demo-krasi" (democracy) means that public choose their own governers...
Devami
HEPSİ BAŞKA
Hiçbir olur mu, İslamla küfür? “Tanrı”lar başka, O Rahman başka!.. Biz de...
Devami
LOZAN 2005'İN AMAÇLARI
  1.                        Lozan çıkarması, bütün dünyaya ve özellikle emperyalist ve...
Devami
SİSTEMİN SONBAHARI!..
  21.Haziran.2005 Milli Gazete Kulis-Ankara Köşesinde önemli bir haber yer...
Devami
SORUN HALİNE GELEN BAŞBAKANA SORULAR
  En sondan başlayalım: S-1 - Birkaç ay önce % 65'i...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 3832

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR