Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3520
mod_vvisit_counterDün6515
mod_vvisit_counterBu Hafta33950
mod_vvisit_counterGeçen hafta41908
mod_vvisit_counterBu Ay22209
mod_vvisit_counterGeçen Ay257768
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15662840

IP'niz: 3.235.239.156
Bugün: 04 Tem 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11752897

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

İstismarcı İslamcıların ve İnkârcı Ulusalcıların Çarpıtması Dışındaki SURİYE GERÇEĞİ VE BÖLGENİN GELECEĞİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Daha önce Irak’ın Saddam’dan, sonra Libya’nın Kaddafi’den, şimdi de Suriye’nin Esad diktatöründen, çok kısa zamanda ve çok az zayiatla kurtarılması mümkün ve münasip iken, ABD bu yola asla yanaşmamıştır. Çünkü aslında, ABD ve AB gibi Siyonist Yahudi güdümlü Batı, yıllarca kollayıp kullandıkları bu zalim yönetimlerden halkı kurtarmaktan ve onlara demokrasi ve insan hakları sağlamaktan çok öte, bu ülkelerin tamamen tahribatını ve Müslümanların kolunun kanadının kırılmasını amaçlamıştır. Yani Siyonist sömürü sermayesi (ki ABD’nin Derin devletidir) canavarları bile utandıracak bir azgınlık ve insafsızlıkla korkunç bir “SAVAŞ SEKTÖRÜ” ile ayakta kalmaktadır. Mazlumların kanı ve gözyaşıyla beslenen bu SAVAŞ SEKTÖRÜ, devamlı anarşi, isyan, ihtilal, savaş, saldırı ve işgal sayesinde trilyonlarca dolarlık bir kirli kazanç fırsatı yakalamaktadır.

Türkiye gibi, ekonomik, psikolojik ve sosyolojik yönden dışarıdan güdümlü hale getirilmiş ülkelerin, demokratik dalaverelerle iktidara taşınmış işbirlikçi hükümetlerin ve göstermelik muhalefetin bütün görevi; ABD’nin ve Siyonist lobilerin bu savaş ve sömürü planlarına figüranlık yapmak ve kolaylık sağlamaktır. Televizyon ekranlarında ve miting meydanlarında bol keseden atıp tutmaları ve horozlanmaları, sadece halkın havasını alıp avutma çabalarıdır. Yani toplumu narkozlayıp uyuşturma operasyonlarıdır. Bazı CEMAAT ve TARİKATLER ise, Müslüman halkın daha rahat uyutulması için, kulaklarına ilahiler fısıldayarak, esaret ve zillet altında değil, cennet ve saadet ortamında oldukları kanaatini aşılayıp, küresel hipnoza kolaylaştırma misyonerleri ve sihirbazlarıdır.

Cenaze cemaati ve aczin fotoğrafı

Hatırlayınız, Gaziantep’te 4’ü çocuk 10 vatandaşımızın ölümüne neden olan alçak saldırıdan sonra devletin bütün ileri gelenleri cenaze törenine katılmış ve gazeteler bunun fotoğrafını yayınlayarak “Teröre karşı tek vücut hâlindeyiz” başlıklarını atmıştı. Oysa o fotoğraf teröre karşı ortak hareketin ve milli bir refleksin değil; tam tersine, bir aczin ve çaresizliğin fotoğrafıydı. Devlet yetkililerinin, hükümet ve muhalefetin cenazeye cemaat olmaktan başka marifetleri kalmamıştı.

“Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, ana muhalefet lideri, bakanlar ve yüksek rütbeli generallerin yan yana dizilmesi teröre karşı ortak tavır sayılmazdı. Aksine, terörün ve ABD güdümünün bir ülkeyi ne hale getirdiğinin resmi yansımasıydı. Kimse bir şey yapamayınca sadece cenaze duasına sığınmışlardı” diyenler haklıydı.

Şimdi Suriye’de iç savaş çıkarılmasının, Beşşar Esad’ın sanki yabancı ve düşman bir ülkeymiş gibi kendi halkını ve kasabalarını bombalamasının aylardır ülkeyi baştanbaşa harabeye çeviren saldırıların yaşanmasının; katil, hırsız, ırz düşmanı mahkûmların, PKK mensuplarından El Kaide militanlarına, MOSSAD ajanlarından Suud istihbaratına, CIA elemanlarından MİT irtibatlısına çok farklı ve aykırı güruhların “demokrasi kahramanı ve özgürlük savaşçısı” diye silahlandırılıp sokaklara salınmasının, asıl nedenleri şunlardır:

1- İller, ilçeler ve köyler tahrip edilip yıkılsın, Siyonist inşaat malzemesi satıcısı ve bina yapıcı şirketlere kazanç kapısı açılsın

2- Halk hayatından iyice usansın ve yeni kurulacak ABD güdümlü demokratik sisteme can simidi gibi sarılsın

3- Yetişmiş insan gücü iyice zayıflatılsın, ülke dış güçlere her yanda muhtaç bırakılsın

4- Şuurlu ve onurlu din adamları ve İslam davasının etkin elamanları ortadan kaldırılsın, böylece halkın ortak beyni ve birikimi katledilip kısıtlansın

5- Ülke fiili ve fikri parçalanmaya hazırlansın ve buna mazeret ve meşruiyet kazandırılsın

6- Böylece Arzı Mev’ud (Yahudilere vaat edilmiş topraklar) ve Nil’den Fırat’a Büyük İsrail imparatorluğu hedefine biraz daha yaklaşılsın

7- Bu şeytani hayal ve hedeflerin önündeki en büyük engel sayılan Türkiye iyice zayıflatılsın, iç savaşla bunaltılsın, Kürt-Türk kavgası ve kamplaşmasıyla Milli değer ve dinamiklerinden ve özellikle İslami düşünceden koparılsın diye böyle yapılmaktadır.

8- Bu savaşlar ve suni saldırı kuşkuları, ABD Yahudi şirketlerinin silah üretim, deneyim ve satışına pazar hazırlamaktaydı. Suriye karışıklıkları nedeniyle bu satışlar bir yılda tam üç misli artmış ve ABD’nin bölge ülkelerine sattığı silah miktarı 250 milyar dolara yaklaşmıştı. En az bunun bir misli de, gayri resmi silah satışları yapıldığı konuşulmaktaydı.

Yahu, madem Suriye muhalefetine komşu ülkeler üzerinden destek veriliyordu; Peki niye, bari zalim Esed rejiminin uçak ve helikopterlerini vuracak ve “Şabiha-hayalet canileri” denen ve dinsiz Nusayri gençlerin; hırsız, katil, uyuşturucu ve kadın taciri kesiminden seçilip özel eğitilen cinayet şebekesine karşı kendilerini savunacak en etkili silahları sağlanmaz ve bu yıkım ve soykırım bir an evvel sonlandırılmazdı?

Hidayeti kararmışların hezeyanları!

Siyonist canilerin bütün zulümlerine “stratejik ortaklık” yapan ve işbirlikçilikleri karşılığı iktidara taşınan, vicdanı ve kafası taşlaşmış insanları, hala “Erbakan’ın devamı, Milli Devletin adamı” sayan şaşkınlara sormak lazımdı:

  1. a)Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da ve şimdi Suriye’de yapılan bu gâvur vahşetini destekleyip taşeronluk yapmaya “Erbakan’ın kurduğu Milli Derin Devlet mi fırsat ve ruhsat sağlamaktaydı? Öyleyse bunun vebalinin bir misli de Hoca’nın defterine mi yazılmaktaydı? Hatta öyle ki, “Suriyeli sığınmacı çadırları” diye Türkiye topraklarında, en yetkili ve rütbeli kişilerin bile giremediği, CIA-MOSSAD ve MİT’in yönettiği “silahlı eğitim kampları” kurulduğu ve “yabancı askeri üs” gibi kullanıldığı ortaya çıkmaktaydı. Daha da beteri sivil PKK-BDP eş başkanı Selahattin Demirtaş “dört yüz kilometre karelik bölge PKK’nın denetimindedir” açıklaması yapmaktaydı.
  2. b)Erbakan’ın bir ömür harcayıp ülkemize kazandırdığı bütün fabrikaları ve stratejik kurumları bir bir satıp yabancılara peşkeş çekenler haklı ve hayırlı yolda ise; Rahmetli Hocamız mı boş beleş işlerle uğraşıp milleti oyalamıştı?
  3. c)Sizin iddianıza göre “Mustafa Kemal Yahudi asıllı ve dış güçlerin adamı, Kurtuluş Savaşı da, “ucuz ve uydurma bir kahramanlık destanı” ise; “Erbakan’ın kurduğu Milli Derin Devletin sadık elemanları” saydığınız şu AKP iktidarı, niye hala şu “Otuz Ağustos Zafer Bayramı”nı övgülerle kutlamakta ve bu zillete hala ne diye katlanmaktaydı? Atatürk’ün vefatı üzerine 25 Kasım 1938’de Cumhuriyet Gazetesinde çok uzun bir yazı ile Mustafa Kemal’e hayranlığını belirten, Hem de Şeyhi Aldülhakim Arvasi Hazretleriyle 1933’te tanışıp istikamet bulmasından tam beş yıl sonra bu duygularını dile getiren ve sonraki hayatı boyunca bu düşüncelerinden vazgeçtiğini gösteren hiçbir konuşması ve yazısı bilinmeyen Necip Fazıl Kısakürek’in Atatürk düşmanı takipçilerinin ısrarla sakladığı gibi, gerçeklere göz kapamakla nereye varılırdı? Üstelik Necip Fazıl 1942’de Başbakan Refik Saydam tarafından, daha sonra CHP Genel Sekreteri Mahmut Şevket Esendal tarafından ve tabi kendi rızasıyla CHP milletvekili adayı gösterilmiş, ama İnönü tarafından listeden çıkarılmıştı. AKP iktidarı döneminde tarım ve hayvancılık körletilmiş, hatta Türkiye dışarıdan ot saman ithal etme noktasına taşınmıştı. Yani her bakımdan bir iflas dönemi yaşanmaktaydı.
  4. d)Eğer bu hain döneklerin şahsi ihtiras ve iktidarları uğruna; İslam Paktı (D-8’ler), İslam Ortak Pazarı, İslam Dinarı, İslam Savunma Teşkilatı, ortak ilim ve eğitim kurumlarından vazgeçip AB heveslisi, NATO destekçisi, ABD hizmetçisi, kısaca Siyonizm işbirlikçisi olmaları akıllık ve kahramanlık ise, o halde Erbakan Hoca kendisi niye bu kolaycılığa tenezzül etmeyip kırk yılımızı boşa harcamıştı?

Erbakan Hoca’nın NTV’de Ruşen Çakır’ın da katıldığı bir röportajda:

“Bu AKP ve Tayyibi dünyayı yöneten Siyonist Yahudilerden oluşan 300’ler Meclisi iş başına getirmiştir. Ne zaman gideceklerine de onlar karar verecektir. Ergenekon bahanesiyle askerlerin içerisindeki Amerikan karşıtları temizlenmektedir. Rejisör Siyonizm’dir. Oyunun böyle oynanması onların eseri ve onların menfaati gereğidir. “Efendim bu AKP askerleri hizaya getiriyor” görüntüsünü onlar vermektedir” sözleri niye hesaba katılmamaktadır?

ABD eski Büyükelçisi Murphy: “TSK’da terfilere müdahale edeceğiz” sözleriyle Erbakan’ı haklı çıkarmıştı!

Tarih 19 Mart 2002. Yer Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad. “İslam-Batı ilişkisi ve geleceği” sempozyumu yapılıyordu. Sempozyuma İslam dünyasının önde gelen isimleri ve Batılı stratejistler katılıyordu. Sempozyum 4 gün sürüyor, boş kalan zamanlarda da özel sohbetler yapılıyordu. Bu özel sohbetlerde bir isim dikkat çekiyordu. Richard Murphy. Murphy, dünya gladyosu diye bilinen Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) kıdemli üyelerinden sayılıyordu. Cumhuriyet gazetesinden Leyla Tavşanoğlu da Murphy ile bir röportaj yapıyor ve Murphy’i “CFR’nin Başdanışmanı ve Ortadoğu programlarının koordinatörü” olarak tanımlıyordu.

Yahudi asıllı Richard Murphy Ortadoğu ve Güney Asya uzmanıydı. Baba Bush döneminde 1983-1989 yılları arasında Yakındoğu ve Güney Asya işlerinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcılığı görevini yürüten Murphy, aynı zamanda “İslam uzmanı“ kimliğiyle de tanınıyordu. 1978-81 yıllarında ABD’nin Suriye Büyükelçisi olarak görev yapan Murphy, Türkiye’yi de yakından tanıyordu. CFR bünyesinde yapılan toplantılarda Türkiye’de devlet yapısı hakkında uzun sunuşları bulunuyor ve “Demokrasi, İslam ve Türkiye” diye bir konferans veriyordu. İşte bu Richard Murphy ve bir grup bir masanın etrafında konuşuyordu. Konu Türkiye’ye geliyor ve Murphy söze giriyor ve “Önümüzdeki aylarda, Haziran ayında Türk Silahlı Kuvvetleri’nde operasyon yapacağız. Ordudaki terfilere müdahale edip biz ayarlayacağız” diyordu.

Bunları ne zaman söylüyordu: 19 Mart 2002’de. Yani Tuncay Güney’in “konuşturulduğu” günlerden hemen sonra. Irak işgalinin hemen öncesinde. “Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun görev süresini uzatma“ tartışmaları sırasında ağzından kaçırıyordu.

“Türk Silahlı Kuvvetleri’nde operasyon yapacağız. Ordudaki terfilere müdahale edeceğiz” açıklaması gerçek oluyordu ve operasyon hala devam ediyordu.

Evet, hidayetleri kararanların vicdanları da katılaşmakta, akıl ve anlayışları kısırlaşmakta ve ahlakları da bozulmaktaydı. Öyle ki, Hoca’nın davasını ve hatırasını nefsi hevesat ve hırsları için, bu kadar ucuza harcamaktan bile artık sakınmaz ve utanmazlardı…

“Oysa zulmedenler (ve zalimleri övenler) nasıl bir inkılaba uğrayıp derbeder olacaklarını pek yakında bilip anlayacaklardı..” (Şuara: 227. Ayet)

Yerli dinsizlerin densiz küstahlıkları!

Ve tabi bu kiralık hükümetlerin ve münafık cemaatlerin hıyanet ve tahribatlarının, “Siyonizm’e teslimiyetten değil İslamiyet’ten kaynaklandığı” kanaatini yaygınlaştırmaya ve bu bahane ile İslam’a sataşmaya çalışan sözde solcu ve ulusalcı takımı ise, yine dindar halkı ürkütüp, din istismarcılarının tuzağına iten ve aslında emperyalizme hizmet eden diğer figüranlardır.

İşte bunlardan birisi, bakın tesettür bahanesiyle nasıl İslam’a ve Müslümanlara saldırmaktadır!

“Ey Türk ve İslam kadını, sen olimpiyatlarda ipi türbanla göğüsleyemezsin!

Tesettürle potaya sıçrayamaz, küt inemezsin!

Türbanla laboratuarda keşif yapamaz, sinemaya, tiyatroya, baleye, şiire ve romana tesettür giydiremezsin!

Türbanla çocuklarına internetten borsa vurgunculuğunu öğretebilir, ama erdemli Cumhuriyet evladı yetiştiremezsin!

Türbanla çocukların Amerika’da okutabilir ve onlara gemicikler alabilir, ama bilim ve sanat insanı yetiştiremezsin!

Türbanla parmaklarına milyon dolarlık pırlanta taşlı mücevherler takabilir, ama bu milleti sadakayla yaşamaktan kurtaramazsın!

Tesettür adı altında hep kafeslerin içindesin, ama eşit ve özgür yurttaş olamazsın!

Türbanla sevinemez, gülemez ve gönenemezsin!

Türbanla hep boynun bükük ve yüreğin eziktir; başını dik tutamazsın!

Ve ey Türk ve İslam erkeği, kafese kapattığın kadınlarla sevgiyi, paylaşmayı, güzellikleri, insanlığı ve erdemleri tanıyamazsın!

“Tesettür” dedikleri yalnız olimpiyat pistinde değil, kürsüde, masada, tezgâh başında, tarlada-tırpanda, denizde, havada, karada ve uzayda, her yerde umarsızlıktır, çaresizliktir, imkânsızlıktır, çıkmazdır!”[1]

Ey Kur’an’ın tesettür (örtünme) hükmüne ve Resulüllahın edep ve erdem öğretilerine ve halkımızın hürmet ettiği değerlere böylesine küstahça saldıran, sonra da tam bir korkak münafık tavrıyla “Müslüman’mış rolü oynayan” nasipsiz adam!

İslam’dan koparılıp hayâ duygularından uzaklaştırdığınız kıçını-bacağını, göğsünü-göbeğini açmayı çağdaşlık sanan zavallıların, ülkemiz ve milletimiz adına hangi kalıcı ve yararlı başarılarını sayabilirsiniz? Ama biz, inançlı ve tesettürlü anaların ve onların imanlı ve ahlaklı evlatlarının, gâvurların bile inkâr edemeyeceği büyük başarılarının bir kaçını hatırlatalım:

Anadolu’yu bize vatan yapan Alparslanlar, tesettürlü anaların evlatlarıydı.

Sizin gibi İttihatçı Mason uşakları hoşlanmasa da, İstanbul’u fetheden Sultan Mehmet’ler tesettürlü anaların terbiyesinden çıkmışlardı.

Çanakkale destanını yazanların, Sakarya’da Dumlupınar’da kâfir Batılıların hayâsızca akınlarını durduranların anaları da, bacıları da, hanımları da imanlıydı, türbanlıydı.

Bu kutsal vatan savunmalarında cepheye yalınayak mermi taşırken, sırtındaki hasta bebeğinin battaniyesini alarak, ıslanıp boşa çıkmasın diye silahların üzerine örten, Kara Fatma’ların, Hasibe Anaların başları ve bacakları kapalıydı.

Ama işte vatan haini, asker-polis ve çocuk katili PKK’nın kancık militanlarının ve geçmişte ta Bekaa’ya kadar gidip Apo’nun önünde saygıyla eğilip birbirlerine gül takdim eden komünist bozmalarının içinde bir tane “başı kapalı ve türbanlı” bulunmamaktadır. Çünkü Darwinist Dinsiz ve komünist-Maoist Abdullah Öcalan’a göre: (Bak: Nasıl Yaşamalıyız? Kitabı) İslami kurallara bağlanmak, dini emirler gereği başını kapatmak ve kadınları nikah boyunduruğuna sokup serbest cinsi ilişkiyi kısıtlamak, Kürt halkının özgürlüğü önünde engel sayılmaktadır!?

Bugün Türkiye’de, onca kısıtlamaya ve barbarca dışlamaya rağmen, üniversite imtihanlarında, teknoloji yarışmalarında en yüksek puanı yine tesettürlü kızlarımız ve inançlı İmam Hatipli evlatlarımız almaktadır.

Ey kasıtlı bir çarpıtma ile İslam’la hurafeleri, Kur’an’la şuursuz gelenekleri aynı göstermeye uğraşan ve dinimize kinini kusan adam! Gayzınızla çatlayın ve kaygınızla çıldırın! Çünkü sizin gibi soysuzlara rağmen, ülkemin her köyünde ve mahallesinde, şeytanın avanelerini kahreden ve İstiklal Marşımızda “şehadetleri dinin temeli” olarak bildirilen milyonlarca minareden kutlu ezanlar okunmakta, on milyonlarca mü’min camilere koşup saf tutmakta ve yine on milyonlarca tesettürlü hanımlar evlerinde secdeye kapanmaktadır.

Bugün İran’da, Pakistan’da, Endonezya’da ve daha birçok İslam diyarında nükleer teknolojiden, elektronik sanayisine, tıptan matematiğe kadar dünya çapında başarılara ve madalyalara sahip tesettürlü mümin kadınlar vardır.

Bütün vücut kıvrımları belli olacak ve ancak yatak odasında kullanılacak kıyafetlerle olimpiyatlara katılma mecburiyeti getiren ve tesettürlü hanımları bu haktan mahrum edenler zaten gâvurdur, peki siz kimin uşaklarısınız? Bütün spor dallarına tesettürle katılma fırsatı sağlandı da, onlar başarılı olamadılar mı? Bu olimpiyat organizasyonlarını ve tabi halkları sömürme ve dejenere etme amaçlı olarak, yine Siyonist ve emperyalist odakların ayarladığını anlamayacak kadar kof kafalı mısınız? Hani emperyalizm karşıtıydınız? Ey sporda bile başarının şansını ve şartını çıplaklığa bağlayan bağnaz kafalılar, bir de kalkıp emperyalizm karşıtı şovlarınız ne büyük bir sahtekârlıktır!

Yeri gelmişken şunu da hatırlatalım:

Osmanlıyı savaşa sokup parçalatmak, sonra da vatanını ve milletini yüzüstü bırakıp Avrupa’ya sıvışmakla meşhur, Yahudi dönmesi ve Mason İttihat ve Terakkici üstatlarınız bile sizden daha şerefli ve samimi davranmışlardır. Bir Masonik ihtilal sonucu Osmanlı yönetimini gasp eden, Enver, Talat ve Cemal dönmeleri; Padişahın, Sadrazamın ve Meclis Başkanının haberi bile olmadan, Almanlardan alınan 5 milyon Liralık rüşvet hatırına, üstelik bir kansızlık ve vicdansızlık eseri olarak, Osmanlıya Genelkurmay Başkanı ve Donanma Komutanı yaptıkları Alman generallerin baskısıyla, Türk bayrağı asmış Alman gemilerine bazı Rus limanlarını bombalatıp bizi 1. Dünya Savaşına sokan ve yıkılışımızı hazırlayan işbirlikçi Enver’in ve ekibinin hıyanet ve tıynetini çok iyi bilen Mustafa Kemal, bunların Kurtuluş Savaşımıza katılma isteklerine bile karşı çıkmıştır. İşte bu İttihatçı artıklarından Abdullah Cevdet denen adamınız, “İslamiyet’le geri kalan Türk halkının ıslahı için, Avrupa’dan özel damızlık erkekler getirtip kadınlarıyla çiftleştirmeyi, hatta bazıları resmen Hıristiyanlık dinine geçmeyi” açıkça tekliften kaçınmamış, sizin gibi korkaklık ve kaypaklık yapmamışlardır. Çünkü gâvur kucağına yatmadan ruhlarınız rahata kavuşmayacaktır. Herhalde, bu gâvur merakınız yüzünden olacak ki, bazı dava yoldaşlarınız kızını bir Amerikalı Yahudi’ye nikâhlamaktan gurur duymaktadır.

Birtakım din istismarcısı kesimlerin ABD ve AB işbirliğini bahane edip, topyekûn İslamiyet’e ve tesettür emirlerine saldıran ağzı salyalıların bu tavrı; bütün başı açıkları “porno reklamcısı”, onların kocalarını ise “Deyyus ve domuz fıtratlı” sayan ahmak kışkırtıcıların tahribatından farksızdır, hatta daha bayağı bir aşağılıktır.

Suriye’nin parçalanması, Türkiye’ye saldırılması ve Armageddon savaşı!

Önceleri, Amerika ve NATO birliklerini hiç riske sokmadan, TSK eliyle Suriye’yi işgal planları yapan, böylece Türkiye’yi yıpratmayı amaçlayan ABD ve İsrail, sonradan “Türkiye’nin Suriye’de söz sahibi olması ve TSK’nın Suriye’nin parçalanmasına karşı çıkması” ihtimali üzerine, Türk askerinin sadece sınıra çok yakın yerlerde ve ABD kontrolünde bir tampon bölge kurulması dışında etkin bir rol oynamasına sıcak bakmayınca, AKP kurmaylarında tam bir şaşkınlık yaşanmaktaydı. Siyonist odaklar bu kuşku ve korkularında haklıydı. Çünkü Suriye’yi küçük parçalara ayırdıktan sonra, Büyük İsrail hayaliyle, Türkiye’nin güneydoğusu “özerk Kürdistan” bahanesiyle koparılacaktı. Aylardır süren ve maalesef kesin bir netice elde edilemeyen Şemdinli saldırıları bunun bir provasıydı. ABD ve İsrail güçleri Suriye sınırımıza yüklenince hadislerde haber verilen “Mehleme-i Kübra-Armageddon” kapışması başlayacak ve bu tarihi hesaplaşma Türk Ordusunun kesin zaferi, İsrail ve ABD’nin hezimetiyle sonuçlanacak, hem dış güçlerin, hem işbirlikçilerin saltanatı yıkılacaktı.

Suriye'ye ABD haritası hazırlanmıştı!

Suriye'de iç savaş tüm hızıyla devam ederken, coğrafi olarak kimin nereyi kontrol ettiğini belirlemek imkânsızdı. ABD merkezli düşünce kuruluşu, muhalifler ile Esad yanlılarının kontrolündeki bölgelerin detaylı haritasını yayınlamıştı. Washington’daki Siyonist Yahudi güdümlü “Savaş Etütleri Enstitüsü (ISW)”, Ekim 2011'den bu yana Suriye’deki rejim muhalifleriyle hükümet yanlılarının faaliyetlerine ilişkin kapsamlı bir analiz hazırlamıştı. Savaş Etütleri Enstitüsü haritayı hazırlarken, sözde aralarında Suriyeli İnsan Hakları Gözlemevi ve resmi Suriye haber ajansı SANA ile uluslararası gazetecilerden elde edilen verilerden yararlanmıştı. ISW haritada ''isyancıların kontrolünde'' olarak tanımlanan bölgelerin fiilen Özgür Suriye Ordusu'nun elinde olduğunu açıklamış, ayrıca Özgür Suriye Ordusu, çok hareketli bir gerilla gücü olarak tanıtılmıştı. Oysa bütün bu sonuçları zaten kendileri ayarlamıştı. Çünkü Gizli Dünya Devleti hala iş başındaydı.

Evet, Suriye’yi karıştıranlarla petrol fiyatlarıyla oynayanlar aynı Siyonist odaklardı

Petrol fiyatları İsrail-İran gerilimiyle 2 ayda 25 dolar yükselip 115 dolara çıkarken, yapılan araştırmalar olayın manipülasyon olduğunu ortaya çıkarmıştı. Manipülasyonu yapan ise Ortadoğu’daki gerilimi finanse eden bir grup NeoCon’cu ve Musevi işadamıydı. Bu noktada ABD’deki NeoCon’lar (Evangelistler) ile Siyonistlerin işbirliği içinde olduklarını hatırlatmakta yarar vardı. Denebilir ki bu iki grup Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak(!) için birlikte hareket ediyorlardı. Benzinin litresinin ülkemizde 5 Liraya dayanmasına sebep olan aşırı hareketliliğin altındaki manipülasyon resmi belge ve bilgilerle ortaya çıkmıştı. Bu yolsuzluğun arkasında İran, Suriye, Kuzey Kore’nin paralarını aklayıp, Meksika’daki uyuşturucu kaçakçılarına yardım sağlayan, El Kaide’ye para aktaran bir grup iş adamı vardı. Bunların çoğunluğunu ise Musevi ya da uluslararası Yahudi Lobisine yakın olan ABD’de NeoCon’cu olarak tanınan insanlardı. Bu iş adamlarına ait uluslararası şirketler, petrol fiyatlarında aşırı dalgalanma yaparak ülkeleri soymaktaydı.

Türkiye Barzani’ye muhtaç ve mahkûm bırakılmıştı

İngiliz gazetesi Financial Times, “Uzun süredir Beşar Esad’a karşı isyanın örgütlenme merkezliğini yapan Türkiye, çiğneyebileceğinden büyük bir lokma ısırmış olabilir” yorumunu yapmaktaydı. David Gardner imzalı ve “Esad’ın düşüşü Türkiye’ye yeni bir ikilem sunar” başlıklı haber yorumda, Türkiye’nin Suriye ve Kürt politikasını değerlendirirken, AKP hükümetinin politikasının olası sonuçlarına ilişkin olarak, “Esad sonrası dönemin muhtemel sonuçlarından biri, Türklere aniden, kaygı verici derecede açıkça gözüktü: Ankara, ülkenin güneydoğusunda yeniden ateşlenen, rahatsız edici çatışmayı çözmenin yakınından bile geçmiyorken, hemen güneyinde oluşan bir diğer Kürt varlığı ile karşı karşıya” tespitleri yer almıştı.

AKP hem ülkemizin hem de kendisinin kuyusunu kazmaktaydı!

Rusya Avrasya Hareketi Başkanı Rus Parlamentosu alt kanadı DUMA’nın baş danışmanı Aleksandr Dugin, Türkiye’nin dış politikasını sert bir dille eleştirerek, “Türkiye’nin Atlantik eksenli Batı ittifakı doğrultusunda politika izlemesi ülkede siyasi krize ve parçalanmaya neden olabilir” uyarısında bulunmaktaydı. Rus jeopolitik uzmanı Dugin, İHA’ya yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Atlantik eksenli Batı ittifakının çıkarlarını savunduğunu belirterek, bu yaklaşımın Türkiye’nin apaçık zararından başka bir sonuç doğurmayacağını vurgulamıştı.

“Türkiye’nin, izlediği dış politikayla kendi kuyusunu kazdığını” savunan Dugin’in: “Zira ABD’nin yeni Ortadoğu haritasında Türkiye’ye bir pay bırakılmamıştı. Tam tersi Türkiye’nin topraklarında büyük Kürdistan’a ve Ermenistan’a yer ayrılmıştır. Türk dış politikasının yanlış müttefik seçmesi Türkiye’nin bir ülke olarak dünya haritasından silinmesine yol açacaktır” saptamaları anlamlıydı. ”Türkiye’nin Katar ve Suudi Arabistan’la birlikte ve ABD güdümünde Suriye’ye karşı ortak cephede yer alması, Türk dış politikasının en büyük hatasıdır. Ayrıca Kürt sorunu da azdırmıştır. Çok yakında Türkiye’de ülke içi durumun gerginleşeceğini tahmin ediyorum” sözleri ise daha da çarpıcıydı.

Ve yine Rus Türkolog ve Ortadoğu uzmanı Stanislav Tarasov, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un İstanbul’da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile yaptığı görüşmelere ilişkin değerlendirme yapmıştı. Tarasov, Suriye olayında Birleşmiş Milletler’in devre dışı kaldığını, Batı ve Asya ülkelerinin ayrı girişim organları hazırladığını, bütün bunların ise “büyük bir askeri çarpışmayı ve 3. Dünya Savaşını” yaklaştırdığını, dünyanın kaderinin “bölgesel güvenlik sistemi” kurulup kurulmamasına bağlı olduğunu açıklamıştı.

Evet, Dünyamız Ortadoğu merkezli büyük bir hesaplaşmaya doğru kayarken, Rahmetli Erbakan’ın D-8’ler girişiminin ve İslam Savunma Paktı projesinin önemi şimdi daha iyi anlaşılmaktaydı. Evet, şeytani güçlere ve işbirlikçi hükümetlere rağmen Ortadoğu’daki bu tarihi ve kaçınılmaz kapışma, Siyonist saltanatın yıkılışıyla sonuçlanacaktı. Rahmetli Erbakan Hoca’nın “Bu AKP iktidarda kalırsa, bir Ürdün ve Suriye krizi bahanesiyle İsrail’in korkulu rüyası Hizbullah’la Türk askerini çarpıştırmaktan bile sakınmayacaktır” anlamındaki uyarıları maalesef adım adım gerçekleşmeye başlamıştı. Erbakan Hoca: “İsrail’in Hizbullah karşısında başarısız olmasından sonra ise Siyonistlerin AKP’yi kullanarak Türk askerinin Lübnan’a gönderilmesine çalışacaklarını ve asıl amacın ise Türk askeri ile Hizbullah arasında bir çatışma çıkararak, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasının Türk askeri tarafından sağlanmasını başarmak olduğunu” özellikle vurgulamıştı.[2]



[1] Doğu Perinçek, 14 Ağustos 2012, Aydınlık

[2] 12 Ağustos 2007, Milli Gazete


Bu yazarin diger makaleleri

BAZI ULUSALCILARIN ARSIZLIĞI
  Aydınlık yazarı ve Ulusalcı Özdemir İnce sözde Fetullah Gülen’i eleştirirken,...
Devami
ÇÖZÜM SÜRECİ, YA TÜRKİYE’Yİ, YA AKP’Yİ PARÇALAYACAKTIR
Gelecek bizim için “ğayb”tir ve gaybı sadece Allah bilir. Ancak:...
Devami
Akıl ile Nakil’in (Vahyin) İmtizacından UYGARLIKLAR DOĞMAKTADIR
  Rahmetli Erbakan Hoca’ya göre AKIL: İnsana Allah tarafından verilen; iyi...
Devami
BÜLENT ARINÇ’IN “GEN”LERİNİN GEREĞİ VE AKP’NİN İSRAİL KARNESİ!
Yüce yaratıcı, her insanın tabiatına; hem iman ve iyilik etme,...
Devami
OSMANLI İSLAM’IN, AMERİKA BATI’NIN TEMSİLCİSİDİR!
 Bazı bilim adamları tarih boyunca medeni bölgeler ve ülkeler üzerinde...
Devami
BAZI NURCULARIN AMERİKA VE AVRUPA YANDAŞLIĞI VE BUNUN ALTYAPISI
Risale-i Nur talebeleri genellikle tahkiki iman sahibi mü'min, müstakim ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1263

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR