Get Adobe Flash player
Reklam

MEHDİYET KAVRAMI VE DİYANETE ÇAĞRI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Mehdiyet; İslam âlemi ve insanlık için, çok mutlu ve mübarek bir müjdedir. Hak ve adaletin bütün yeryüzüne hâkimiyet haberidir. Bu Rabbani mucize mutlak gerçekleşecektir. Ama; Mehdiyetle ilgili bazı esasları bilmemiz gerekmektedir:

1- Mehdiyet uydurma bir şey değildir; Müslümanları temelsiz ve hayali kuruntularla oyalama kastı güdülmemiştir. Zira bütün yeryüzünde hükümran olacak ve dünyayı adaletle dolduracak bir Zatın geleceği sahih hadislerle müjdelenmiştir. Ancak; Ahir zamanla ilgili ayet ve hadislerin Bediüzzaman ve Mevdudi gibi önemli ve yetkili çağdaş âlimler tarafından yorumlanması daha isabetli ve etkilidir. Zira, Mehdiyet çağına yakın âlimlerin, bu hadisleri ve haberleri daha doğru değerlendirme imkânları olacağı bir gerçektir.

2- Ne var ki, Müslümanların gayesiz ve gayretsiz oturup, mehdi ve kurtarıcı beklemeleri ve hizmetle ilgili sorumluluklarını terk etmeleri, elbette yanlıştır ve yersizdir. Böyle bir tavır, tevekkül ve teslimiyet perdesi altındaki bir tembellik ve beleşçilikten başka bir şey değildir. Ancak sahih hadis ve haberlerde belirtilen şartları ve sıfatları taşıyan önemli Zatlara hüsnü zan etmek ve beklenen Mehdi olabileceğini düşünmek caizdir. Ve tabi istismarcılara da aldanmamak gerekir.

3- “Mehdi”, O beklenen Zatın ismi değil, sıfatıdır. Gerçek adının ne olacağı ise belli değildir. Peygamber Efendimizin; “O'nun adı Benim adıma, babasının adı Babamın adına, anasının adı Anamın adına uygundur” mealindeki sözleri ise, ta o günden Mehdiyi merak eden ashabını (RA) ikaz ve irşat içindir. Kanaatimizce "Sizin için asıl Mehdi Benim, asırlar sonra gönderilecek olan Zat, sizi bu denli ilgilendirmemelidir" demek de istenmiş olabilir.

Abdullah b. Mesud’dan rivayete göre: Resulûllah (SAV) şöyle buyurmuştur:

“Dünyada başka bir gün kalmayıp tek bir gün (dahi) kalsa, Allah o günü uzatacaktır. Ta ki, o gün (ve dönem içinde) Benden veya Ehl-i Beytimden, ismi Benim ismime uygun, babasının ismi babamın ismine uygun, anasının adı anamın adına uygun bir kişiyi gönderip, zulüm ve cevr ile doldurulan dünyayı, (yeniden) doğruluk ve adaletle doldurup düzeltinceye kadar (kıyamet kopmayacaktır).“[1]

Çok sağlam ve sahih kitaplarda yer alan bu hadisi şerif:

a- Mehdi Aleyhisselam diye bilinip beklenen özel donanımlı, ilim, irfan ve cihat erbabı bir öncü Zatın mutlaka geleceğini ve dünyadaki zulüm saltanatını kesinlikle devireceğini haber vermektedir.

b- Efendimiz (SAV) sıfatı “Mehdi” olan bu Zat’ın, ya “Kendisinden” veya Ehl-i Beytinden biri olacağı bildirilmektedir.

c- “İsmi aynı Benim ismim, ana ve baba adı, aynen anamın ve babamın adıdır” demek yerine; “Yakınlığı, benzerliği, uygunluğu olan” isimler taşıyacaklarına işaret edilmektedir.

Örneğin: Abdullah, Allah’ın kulu, O'na itaat ve ibadet eden kişi anlamına gelir. Âlimlerimiz kulluğu; Emir ve nehiy tahtında sabretmektir, diye izah etmişlerdir. Öyle ise, Abdullah kelimesine Abdi, Sabri gibi adlar; anlam uygunluğu ve yakınlığı olan isimlerdir. Ve yine “Amine, Kamer, Aiyşe’’ gibi isimler ses ve söyleniş benzerliği ve kulak yatkınlığı olan isimlerdir. Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.

4- Mehdiyet haşa, yeni bir nübüvvet (Peygamberlik) makamı değil, velayet yani yüksek bir manevi rehberlik makamı yerindedir. Zira Hz. Resulûllah'dan (sav) başka Peygamber gelmeyecektir. Mehdiyet O’nun risaletinin devamı mahiyetindedir. O Halde Mehdiyet; Efendimizin nübüvvet verasetinde ve dairesinde ve daimi risaletin himayesinde, çok yüksek bir velayet mertebesidir. Peygamberlerin risalet öncesini “velayet”, sonrasını “nübüvvet” sayan bazı âlimler, Hz. İsa’nın (as) ise önceki hayatında “nübüvvet”, Mehdi (as) döneminde ise “velayet” dönemini yaşayacağını söylemişlerdir. Bu açıdan Hz. Mehdi’nin de, nübüvvet verasetinde bir hilafet sürdüreceği bildirilmiştir.

5- Nübüvvetin ilanı (açıklanması) ve mucizelerle ispat olunması gerekir. Çünkü Peygamberlerin insanları kendisine iman etmek üzere, açıkça davet etmesi onların görevidir. Ancak velayetin ise; çok mecbur kalınmadıkça gizli tutulması emredilmiştir. Öyle ise beklenen hidayet önderi Zat, “Ben Mehdiyim”, demeyecek ve kendisi, bu tür iddia ve itiraflara girişmeyecektir. Bediüzzaman gibi önemli şahsiyetler tarafından "O Zat'a imani bir gayret ve vicdani bir hassasiyetle tabi ve taraf olanların, giderek çoğalacağı ve kurtulacağı, ama O'nu gerçek kimliği ile tanıyanların sayısının fazla olmayacağı" bildirilmiştir.

Çünkü Mehdiyet bir iddia ve ilan işi değil, icraat ve ispat gerektirir.

Kılık kıyafet işi değil, hikmet ve feraset gerektirir. Hayal ve hamaset işi değil, hakikat ve hâkimiyet gerektirir. Rüya ve rivayet işi değil, cihat ve cesaret gerektirir. Ucuz kahramanlık ve gözü karalılık işi değil, yüksek bir strateji ve siyaset gerektirir.

Mehdiyet, kasap gibi kesip tahrip etmek değil, sabırlı ve mahir doktor misali, bedendeki tüm kanser hücrelerini tek tek temizler gibi beşeriyet bünyesindeki (yani tüm ülkelerdeki ve farklı kademelerdeki) ahlaki ve ekonomik tahribatı tedavi ve tamir etmeyi gerektirir.

Hatta pek çok haberlerde kendisine “Sen Mehdisin” denildiğinde “Hayır, ben aradığınız değilim. Ben sade bir mü’minim” şeklinde cevap vereceği ve asla kendisinin Mehdiyet iddiasına girişmeyeceği bildirilmektedir.

6- Özlenen ve beklenen Zat, Cenabı Hakk’ın ihtiyarı (tercih buyurması) ve özel yeteneklerle donatması sonucu; gizli ve manevi tasarruf sahibi olmak ve emrinde ruhani ve nurani varlıklar bulunmakla beraber, zahirde bütün hizmet ve hareketlerinde, özellikle esbaba tevessül edecek, işlerini zannedildiği gibi tamamen keramet ve mucizelerle yürütmeyecektir.

7- Başta Efendimizin ve diğer bütün nebilerin ve müceddidlerin başına gelen sorunlar ve zorluklar O'nun da başına gelecek, davasını başarıya ulaştırıncaya kadar pek çok ve uzun sıkıntılar çekecektir.

8- Çağın teknolojisine vakıf olmak ve şer güçleri çok iyi tanımakla beraber, O'nun asıl ilmi kesbi değil vehbidir, İlm-i Ledün sahibidir. Allah'ın lütfu olarak her konuda üstat mertebesindedir, bilgi, beceri ve birikim ehlidir. Allah’ın özel inayet ve hidayetine mazhar birisidir. Zira ihtiyaç duyulan konularda içtihat edecektir. Önceleri itiraz ve isyan edilen sözleri, zamanla herkes tarafından kabul görecek ve rağbet edilecektir.

9- Servet ve şöhret düşkünü şeyhler ve zamane hocalarıyla, bütün din istismarcıları onun karşısına dikilecektir. Zira halkın gerçek İslam’la tanışması, gaflet ve cehaletten kurtulması bunların işine gelmeyecektir. Bu bakımdan “Biz de Tanrıya inanıyoruz, ama İslam şeriatını istemiyoruz, diyen putçu müşriklerle, sözde dindar geçinen ama dengesiz ve despotik düzeni destekleyen kesimler, O'na karşı ittifak edecektir.

Hz. Mehdi, milletimizin zahiren birbirine karşı gibi görünen ama sürekli perde arkasında işbirliği halinde hareket eden iki tehlikeli istismarcıdan kurtulmalarına önem verecektir.

a- Din istismarcılarından ve bozuk düzenin kiralık hocalarından.

b- Kemalizm istismarcılarından ve devrim yobazlarından.

Maalesef, Atatürk’ten sonra gelenler, kendi yorumladıkları ve yozlaştırdıkları yanlış ve yararsız bir “Kemalizm” anlayışıyla ülkemizin başına bela kesilmişlerdir. Masonik merkezler ve dış güçler kendi sömürme ve sindirme düzenlerine uygun, ama Atatürk’ün zihniyet ve hedeflerine tamamen aykırı, Kemalizm diye uydurdukları ve çarpıttıkları bozuk ve barbar bir dayatma ile önce milletimizi sonra devletimizi korkutmaya ve devre dışı bırakmaya yeltenmişlerdir. Atatürk Millet iradesine dayalı, katılımcı ve kalıcı bir demokrasiyle hazırlık dönemini başlatmış iken, İnönü ve sonrakiler, Almanya’daki Nazist, İtalya’daki faşist uygulamaları aynen kopya edip, CHP programı olarak yeni bir parti diktatörlüğü yürütmüşlerdir. Atatürk Mason localarını kapatmış, İnönü ve Bayar, dönme ve sabataistlerin siyasi ve ekonomik saltanat kapılarını açıvermişlerdir. Atatürk 24 Nisan 1923’te (TBMM açılışından bir gün sonra) Meclis gizli oturumunda, Irak ve Suriye ile konfederasyon türü bir ortak dayanışmanın önemini ve gereğini vurgulamış, Batı emperyalizmine karşı Rusya ve Asya ittifakını arzulamış, ama sonra gelenler bir nevi “Doğuya düşmanlık, Batıya uşaklık” felsefesini benimsemişlerdir. Atatürk, ne 3 ciltlik Nutuk'ta, ne diğer konuşma ve yazışmalarında, ne kendisiyle ilgili ciddi ve tarafsız araştırma ve hatıralarından, “Batılılaşma” kelimesini asla ağzına almadığı, sürekli “Muasırlaşma”yı, yani çağdaş ihtiyaç ve standartlara ulaşmayı ve aşmayı kullandığı halde, sonra gelenler, körü körüne batılılaşmayı, Avrupa ve Amerika’ya köle olmayı, mukaddes bir hedef haline getirmişlerdir. Atatürk bizi Osmanlı’dan değil, Tanzimatçı ve İttihatçı bir dayatma ve despotluk zihniyetinden kurtarmış, ama İnönü ve sonrakiler, koyu bir Osmanlı–İslam düşmanlığını Atatürkçülüğün gereği gibi göstermiş ve resmileştirmişlerdir.

10- Hz. Mehdi haklı ve hayırlı yola hizmet ve hidayet rehberi makamında bir ayna gibi olacak, herkes onda kendisini görecektir. İyi niyetli ve istikametli kimseler, kendi gönül güzelliklerini O’nda görecek ve O zatı samimiyetle sevip destekleyecektir. Haset ve hıyanet ehli kimseler ise kendi çirkinliklerini onda görecek ve bu yüzden hakaret ve nefret edeceklerdir.

Bir emekli albay dostumdan dinlemiştim:

Yüzbaşılık dönemimi Elazığ’da geçirdim. Fırsat kollayarak ve sivil olarak, (Kadiri şeyhlerinden ve gönülleri şenlendiren hikmet ehlinden bir zatı kastederek) Efendi hazretlerini ziyarete giderdim. Her nasılsa bu durumu öğrenen bazı arkadaşlarım; “O istismarcı sahtekârda ne buluyorsun?’’ şeklinde yüreğimi yaralayıcı hakaretler ettiler. Ağızlarının payını vermek istedim. Ama şartlar aleyhimeydi, vazgeçtim. Oldukça canım sıkılmış ve moralim yıkılmış bir vaziyette, yine ilk fırsatta Efendi Hz.lerinin sohbetine gittim. Ben bu konuyu açmadığım halde, O zat yüzüme bakıp şunları söyledi: “Üzülme evlat!.. Bir salike (Hakk’a vuslat yolcusuna) en az kırk gafil “sahtekâr’’ demedikçe. Ve o salik, öveni de, söveni de Hakk’tan bilmedikçe, imanı kâmil olamaz ve tevhid ehli sayılmaz!?.’’

11- Hak-Batıl mücadelesine ve tarihi medeniyet dönüşümüne öncülük edecek Zat Kur'an’ı ve Sünneti asli özelliklerine ve asrın gereklerine uygun, yeniden yorumlayacak; İslam’ı bütün insanlığın ortak değeri ve düzeni haline getirecektir. Siyasi ahlaki, ilmi ve iktisadi konularda yeni ve yeterli kurum ve kavramlar geliştirecektir.

12- O'na sadakat gösterenler, sade ve samimi mü'minler olacak, ama; Allah katında kendilerine çok yüksek rütbeler verilecektir. O'na ilk tabi olanların genellikle gençler, fakirler ve ezilenler olduğu görülecektir.

13- Muteber hadis ve haberlerde, Hz. Mehdiyi gerçek hüviyetiyle tanıyacak ve tabi olacak, ve onun haklı fikirlerine sahip çıkacak sadık yardımcılarının ve samimi bağlılarının genellikle aynı bölge insanlarından oluşacağı ve bunların Araplardan olmayacağı ve de Arapça konuşmayacakları hususu da oldukça dikkat çekicidir.[2] Bundan anlaşılıyor ki Mehdi Arap olmayan önemli bir Müslüman kavimden zuhur edecektir. Bu konudaki hadis ve haberler ve bugünkü hakikatler, hep Türkiye’yi göstermektedir.

14- Beklenen Zat'ın alameti farikası özellikle "Cihat ve Biat" olacak, dünyanın en organizeli ve disiplinli sivil örgütlenmesini gerçekleştirecektir.

15- Sonunda O Zatın sadık takipçileri yeryüzündeki zulüm ve sömürü saltanatını yıkarak ekonomik, siyasi, askeri ve ilmi yönden İslam birliğini sağlayacak, Hakkı ve adaleti bütün yeryüzüne yerleştirecektir. Bunun anlamı, “Bütün insanlar Müslüman olacak ve tüm ülkeler İslam devletine katılacak...” demek değildir. Ancak evrensel kurum, kavram ve kurallar tamamen İslam adaletine, ilmi ve insani prensiplere uygun şekillenecek ve yürütülecektir. Dünyadaki Siyonist saltanatı yıkılmadan, tüm Müslümanları ve mazlumları bu zillet ve sefaletten kurtarmadan ve İslam’ın izzet ve hâkimiyetini sağlamadan, herhangi bir şahsiyet hakkında bu "Beklenen Mehdidir" iddiası ispat edilemeyecektir. Ama özel bir iman feraseti ve Allah'ın inayetiyle O'nu tanıyan ve tabi olan çok az sayıdaki insan, bu zatın kim olduğunu önceden bilecektir.

16- İnsanların çoğu kendi hayal laboratuvarlarında geliştirdikleri ve olağanüstü kılıflar geçirdikleri bir kurtarıcı beklediklerinden, kendi aralarından çıkacak ve o günkü genel şartlara ve standartlara uygun kıyafet ve hareketler içinde bulunacak dava önderlerine iltifat etmemektedir. Hâlbuki Mehdi (as) ilk başta ganimete değil hizmete, servete değil külfete davet edecektir. Böyle olması hem imtihanın, hem de sünnetullahın gereğidir. Maalesef, Müslümanlar Mehdi olarak; emrinde zahmet ve hizmet yüklenecekleri ve Allah yolunda gayret edecekleri… Rahatlarından ve menfaatlerinden fedakârlık gösterecekleri bir “dava komutanı" değil, bir okuyup üflemekle süper güçleri devirecek, herkesi bedavadan nimet ve servet sahibi edecek bir "masal kahramanı" beklemektedir. Bu konuyu bir misalle açıklayalım;

Öyle anlatılır. Dervişin biri Hızır'ı (as) görmeyi çok istiyor. Bu arzusunun kabulü için, Allah'a dua edip duruyor. Bu arada, kendi hayal stüdyosunda Hızır'a (as) bir şekil uyduruyor; "Orta boylu, aksakallı, beyaz tenli, uzun asalı, gür kaşlı, şahin bakışlı...” birisi zannediyor. Ve bu tahmin ve tahayyülüne göre bir kâğıt üzerine onun resmini çiziyor. Ve derken duası kabul ediliyor, ve bir çeşme başındaki ağaç gölgesinde uyurken Hızır (as) çıkageliyor... Ve kendisini uyandırarak; “Ey derviş! Ben yıllardır beklediğin Hızır’ım ve işte karşındayım. Söyle bakalım ne istiyorsun?” diye soruyor.

Bunun üzerine O derviş cebinde taşıdığı ve kendi çizdiği resmi çıkarıp, bir Hızır'ın (as) yüzüne, bir de kendi uydurduğu resmine bakıyor ve; “Haydi yoluna git be ihtiyar, benimle gönül mü eğliyorsun? Senin hiçbir tarafın bu resme benzemiyor ki, sen Hızır değilsin!..” diyerek başından savıyor.

Bugün de, herkesin Mehdisinin, kendi kafasında ve kendi ayarında olduğu gözleniyor. Bu yüzden de pek çok sahte Mehdiler çıkıp müşteri bulabiliyor. Bütün bu esaslar; Ayeti kerimelerden, Hadisi şeriflerden, ulemanın sözlerinden ve evliyanın işaretlerinden çıkardığımız ve anladığımız tespitlerimiz ve kendi samimi kanaatlerimizdir.

Bu nedenle: “Aziz milletimiz içerisinden ve İslam ümmetinden, bütün insanlığın huzur ve hürriyetine yarayacak bir medeniyet dönüşümüne rehberlik edecek seviyede bir şahsiyet çıkması mümkün değildir!” anlamını çağrıştıracak ve maalesef sadece Haçlı ve Siyonist odakların işine yarayacak bir yaklaşımla “Boşuna beklemeyin; böylesine kurtarıcı ve kutlu amaçlı bir şahsiyet çıkmayacaktır!” iddiaları, hem üzüntü vericidir, hem de aşağılık kompleksinin bir ifadesidir.

Başta Sahabe-i Kiram Efendilerimiz, Tabiin ve sonraki muhterem şahsiyetlerimiz, mezhep imamları ve Gavsi Geylani, İmamı Rabbani gibi hikmet kutupları dâhil on binlerce salih ve seçkin âlimlerimiz Mehdi gerçeğini inanarak bekledikleri ve haber verdikleri halde, şimdi kalkıp böylesine önemli bir müjde kavramını ve çok etkili bir umut ve heyecan kaynağını kurutmaya çalışmanın, sadece İslam düşmanlarından ve Şeytani odaklardan başkasına yaramayacağını Zatı Alilerinizin de kabul edeceği kanaatindeyiz. Bu Mehdiyet kavramının istismar ve suiistimal edilmesine, tembellik ve beleşçilikle bir “kolay kurtarıcı” beklentisine dikkat çekilmeli, tedbirler geliştirilmeli ve ancak hadisi şeriflere ve üzerinde icma hâsıl olmuş haberlere saygı gösterilmelidir.

Muhterem Diyanet İşleri Başkanlığı ve değerli ilim erbabı!

İslami kaynaklardan ve halkımızın saf kanaat ve umutlarından kopuk böylesi iddiaları gündeme taşımakla; çok marjinal ve marazlı bir kesimi memnun edelim derken, toplumun büyük kısmının Diyanet Teşkilatlarımıza duyduğu güven hissinin ve sahiplenme gayretinin azaldığını da hatırlatmamız gerekir. Diyanet İşleri Başkanlığımızın, bağlı teşkilatların ve yan kuruluşlarımızın, pek değerli ilim erbabının ve yetişmiş elemanlarımızın çok daha önemli ve öncelikli sorunlarımıza; ilmi, akli, asri ve Kur’ani çözüm yolları araştırıp tartışması beklenirken, böylesi konularla uğraştırılmasının yanlışlığı ve yararsızlığı, hatta derin tahribatlara yol açtığı da, elbette malumu alilerinizdir.

Çağdaş âlimlerden BEDİÜZZAMAN Hazretleri, eserlerinde “Siyaset dairesinde çok hayırlı ve hakikatli hizmetlerin yapılacağını sezdiklerini” ve kendilerini önce bu vazifeyle görevli zannederek İttihat Terakki partisine girdiklerini, ama sonradan, “Asıl görevlerinin Risale-i Nur yoluyla İmanı tahkik hizmetini yürütmek olduğunu fark ettiklerini ve ileride siyaset âleminde yapılacak mutlu ve muhteşem gelişmelere zemin hazırlamakla istihdam edildiklerini” söylemektedir. Üstat Hz.leri “Müslümanlar arasında tefrika çıkaracak, zalim yöneticilere kuvvet katacak ve din istismarıyla makam ve menfaat sağlayacak” şeytani bir siyasetten, özellikle tek parti diktatörlüğü döneminde uzak durmuş ve “Euzübillahi mineşşeytani ve siyaset – şeytani siyasetten ve şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım” sözünü kendisine düstur edinmiştir.

Ancak 1950’den sonra Demokrat Partinin işbaşına gelmesi üzerine Üstat Bediüzzaman, Menderes ve hükümetine açıkça sahiplik etmiş, bizzat Başbakana çeşitli mektuplar yazarak tebrik ve temennilerini iletmiş, çevresine ve talebelerine de Demokrat Partiyi desteklemelerini özellikle öğütlemiş hatta övgülerinde çok ileri gitmiştir. Hatta bu Mektuplarında Menderes’e “Ezanı Arapça aslına döndürdükleri gibi, Ayasofya'yı yeniden ibadete açmalarını, Dini eğitim kurumlarını çoğaltmalarını, Milli ve manevi değerlere sahip çıkmalarını” önemle tavsiye etmiş, aksi halde “Irkçılarla halkçıların birleşip kendi başını yiyeceklerini” söylemiş ve bu dedikleri aynen zuhur etmiştir.[3]

Üstad Bediüzzaman Hz.leri “Ümmetçe beklenen O zatın “siyaset âleminde” görev yapacağını[4] haber vermiş ve “(İman ve İslam) öylesine kökleşmiş ki inşallah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu çıkaramaz. Ta ahir zamanda hayatın geniş (siyaset) dairesinde asıl sahipleri, yani Mehdi ve şakirdleri, Cenabı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz” demiştir.[5]

Bu konuda Üstat Mevdudi'nin, şu önemli görüşlerini aktarmakta da yarar görülmektedir.

“Tam manasıyla dini ihya edecek, her alanda devrim yapacak ve tam bir başarı kazanacak, kâmil bir müceddid, maalesef şimdiye kadar dünyaya gelmemiştir. Fakat hem akıl ve mantık, hem tabiat kanunları ve dünyanın gidişatı, böyle bir önderin doğmasını gerektirmektedir. Bu lider ister şimdi, ister bir kaç yıl sonraki süreçte doğsun. Ama mutlaka doğmalıdır ve inşallah doğacaktır. İşte bu liderin sıfatı "El İmam-ul Mehdi" olacaktır ki, bu hususta Hz. Peygamber (sav)'in açık ve sahih hadisleri vardır. Bugün bazı bilgisiz kimselere göre, vaat edilen ve beklenen bir "Mükemmel önder” veya "Kâmil müceddid" düşüncesi Müslümanlara olumsuz etki yapmış ve onların pasif ve hareketsiz kalmalarına yol açmıştır. Bu sebeple bazıları, cahil insanları yanlış düşüncelere sevk eden ve hatta hiçbir şey yapamaz hale getiren bir inancın büsbütün ortadan kaldırılmasını savunmaktadırlar. Ve tabii aldanmaktadırlar. Aynı kimseler bütün dinlerde görülen "Gaipten gelecek bir kurtarıcı" inancının pek ciddiye alınmaması gerektiğini savunurlar. Fakat mehdi ile ilgili hadislerin, sadece eski dinlerde de benzeri fikirlerin bulunduğu gerekçesi ile bir yana bırakılacak cinsten olmadığı kanaatindeyim. Son Peygamber Hz. Muhammed (sav) insan ırkının ortadan kalkmasından veya kıyametin kopmadan önce, bütün dünyanın bir defa daha İslam’ın adaletiyle huzur bulacağı ve kötülerin hazırladıkları "İzm"lerin başarısızlığından sonra, insanlığın yeniden Allah'ın dinine sığınacağı ve bu mutluluk döneminin peygamber tarzında çalışacak ve İslâm’ın adaletini gerçek anlamıyla ve çağdaş kurumlarıyla bütün yeryüzüne yayacak büyük bir önder sayesinde elde edileceğine" dair bir bildirimde bulunmuşsa, bunun yadırganacak bir tarafının olmadığı kanısındayım. Pek mümkündür ki, mükemmel ve kâmil müceddid fikri, eski Peygamberlerin haberlerinde de yer almış, ancak sonraki toplulukların cehaleti yüzünden zamanla bunun etrafında evham ve hurafeler ağı örülmüştür.

Daha önce işaret ettiğim gibi Peygamberlerden başka hiç kimse Allah tarafından belli bir görevle geldiğini iddia edemez. Zaten Peygamberlerin dışında kimse nasıl bir görevle dünyaya geldiğini iyice kestiremez. Doğrusu şu ki; Mehdilik iddia ile değil işi başarmakla elde edilir. Bir kişi sadece iddia etmek suretiyle Mehdi olamaz. Bence bu gibi iddialarda bulunanlar gibi, bunlara inananlar da kendi bilgisizlik ve akılsızlıklarını ispatlamış olurlar.

Mehdi’nin; çalışmalarının niteliğine gelince;

Mehdi’nin yapacağı işler hakkındaki görüşüm de, klasik beklentilerden çok farklıdır. Ben imam Mehdi’nin çalışmalarında keramet, akıl almaz davranışlar, murakabe, gaipten bilgiler, kehanetler müritlik ve mürşitlik gibi şeylerin de yeri olmadığını bildirmek isterim. Kanaatim odur ki, her devrimci liderin dünyada karşılaştığı engel ve güçlüklerle, İmam Mehdi de karşılaşacaktır. Bu önder ve lider, temelde ve özde İslam olan, yeni bir düşünce ekolü ve hareket tarzı belirleyecektir. O'nun başlattığı hareket ve düşünce akımı, kafaları ve insanların yaşantılarını temelden değiştirecektir. Başlattığı hareket öylesine büyük ve geniş kapsamlı olacaktır ki, hem siyasi hem de kültürel nitelikler taşıyacaktır. Cahiliye bütün gücüyle O'nu yıkmaya çalışacaktır. Ama zafer Mehdi’nin olacaktır. O öylesine muazzam ve muhteşem bir İslam medeniyeti kuracaktır ki, bir yandan manevi değeri ve niteliği çok yüksek olacak, bir yandan da maddi, bilimsel ve teknolojik kalkınması en üst düzeyde olacaktır. Hadiste de bu noktaya temas edilmiştir. "O'nun (Mehdi’nin) hükümetinden hem göktekiler, hem yerdekiler razı olacaklardır. Gök olabildiğine bereketlerini yağdıracak, yer de içindeki bütün hazinelerini açığa çıkaracaktır... Bir gün İslamiyet’in, bütün dünyanın medeniyet merkezlerine, ilim ve kültürüne, sistem ve siyasetine hâkim olacağı yolundaki beklenti doğru ise (ki doğrudur) o halde mükemmel önderliğinde bu görkemli devrimin yapılacağı “Büyük liderin" doğuşu da şarttır ve yakındır. Böyle bir liderin ortaya çıkma ihtimaline şüphe ile bakanların aklına şaşarım. Bu dünyada Lenin ve Hitler gibi cahil ve sapık liderler doğup, bütün insanları hâkimiyetleri altına almayı düşünebiliyorlarsa, Hak yolda gidecek ve insanlığı barışa ve refaha götürecek bir dünya lideri neden çıkmasın?[6]

Hz. Mehdinin kılık kıyafet tarzı ve yaşam standartları bakımından da, çıktığı toplumun genel yapısına aykırı ve farklı bir görünümü olmayacağını… O’nun fantezi şekilcilik ve farazi bilgiçlikle uğraşmayacağını… Pansuman tedbirler yerine, köklü ve özlü programlar uygulayacağını… Bu yüzden yobazların ve istismarcıların hücumuna uğrayacağını… Ve yine Hz. Mehdi’nin, ahlak ve maneviyatla beraber, refah ve kalkınmayı da öne çıkaracağını… Siyaset ve strateji kadar ekonomiden ve teknolojiden de anlayacağını… Ve böylece rakiplerinin her türlü hazırlık ve tuzağını boşa çıkaracağını ve hedefine ulaşacağını söyleyen Mevdudi, bu konuya önemli bir açıklık ve isabetli bakış açısı kazandırmaktadır.

Evet bütün bu müjde ve mesajlardan anlaşılıyor ve özellikle Üstat Bediüzzaman'ın kesin ve net sözlerinden de ortaya çıkıyor ki, şu an Mehdiyetin manevi gölgesi altında bulunuyoruz. Ve bu çok mutlu ve kutlu dönemin içerisinde ve çevresinde yaşıyoruz. Bu bakımdan daha bir hızlı ve daha heyecanlı çalışmamız ve hazırlanmamız gerektiğine inanıyoruz. İçinde bulunduğumuz dönemde Hıristiyanların Hz. İsa Efendimizi, Yahudilerin Mesih'i Müslümanların ise Mehdi'yi beklemeleri, zafer ve galibiyet tarihi olarak da inşallah 2017 ve sonrasını göstermeleri, sadece bir tesadüf değildir.

Bu konuda şu önemli tespitleri aktarmamız da yararlı olacaktır:

Dani, Seleme b. Züfer'den şu rivayeti aktarır:

“Bir gün Huzeyfe’nin yanında Mehdi’nin çıktığı söylendi, O dedi ki: Eğer sizin aranızda Muhammed'in (sav) ashabı olduğu halde O çıkarsa, felah buldunuz demektir. Hâlbuki Müslümanların, karşılaştıkları şerler sebebi ile gaibin (Mehdi'nin) kendilerine insanların en sevgilisi ve en bekleneni olmadıkça çıkmayacaktır"[7]

Rivayetin başlangıç kısmı, Peygamberimiz (sav) vefatından hemen sonra, yani sahabeler devrinde bile Mehdi’nin beklendiğini gösteriyor. Çünkü eğer, O çıkarsa sahabelerin felah bulmasına sebep olacak bir gücü Cenab-ı Allah Ona vermiş, Sahabe-i Kiram o devrede dahi Onu özlemle beklemiş, Onun başlarına geçip kumandanları olmasını arzu etmişlerdir. Ayrıca rivayetin başlangıç kısmı, eğer şemaili ve şartları uygunsa, bir şahsı Mehdi zannetmenin mahsurlu olmayacağına da işaret ediyor. O devirde bile Müslümanlar Mehdi çıktı zannederek bir şahsa güzel zanda bulunuyorlar, tabi sonra onun beklenen Mehdi olmadığı anlaşılıyor, ama sahabelere bu düşünce bir zarar vermiyor, gene şevkle heyecanla O şahsı bekliyorlar. Sahab-i Güzin devrindeki Müslümanların hepsi Mehdi ile ilgili rivayetlerin tamamını duymamış olabilirler. Bu rivayetlerin bir kısmını duyan bir kimse, sadece duymuş olduğu birkaç rivayetin işaretine uygun gördüğü diğer mübarek bir Müslümanı Mehdi zannetmiş olabilir, bunda bir mesuliyet yoktur.

Peygamberimizden sonra Sahabelerin naklettiği ayrı ayrı rivayetler, âlimler tarafından bir araya getirildikçe, Mehdi’nin özellikleri, çıkış vakti ve alametleri hakkındaki bilgiler de genişlemiştir. Şimdi şu zamanda, bu bilgilerin hepsi elimizdedir, birçok âlimin topladığı hadisler bir araya getirilebilmektedir. İşte bu bilgilerin böyle bir zamanda çok faydalı olacağını ve Mehdi konusunda sıhhatli bir bilgi edinmemizi kolaylaştıracağını söyleyebiliriz. Esasında Hz. Huzeyfe de, Mehdi’nin “şerli fitnelerin sıklaştığı bir zamanda çıkacağını” söyleyerek, bazı sahabenin zannettiği gibi o şahsın Mehdi olmadığını dolaylı yoldan açıklamış oluyor, zira verdiği bilgi bunu gösteriyor.

Mehdi ve Onun önderliğinde İslam’ın dünyaya hâkim olma meselesi, Peygamberimizin (sav) vefatından sonra kıyamete kadar sürecek olan hadiselerin en önemlisidir. Sahabelerin Mehdi konusunda çok duyarlı olmalarının bir sebebi de budur. Çünkü bu haberlerde bütün dünya Müslümanlarına büyük bir müjde vardır. Onların sevindirilmesi ve gayrete getirilmesi söz konusudur. Çünkü O’nun çıkması ve dünyaya hâkim olmasıyla birlikte ümmet zulüm ve zilletten kurtulacak, refaha ve bolluğa kavuşacaktır. Kısaca ikinci bir Asr-ı Saadet dönemi yaşanacaktır. Peygamber Efendimizin hakkında birkaç yüzü aşkın hadis bildirmesi, O’nun da Mehdi konusuna verdiği önemi göstermektedir.

Ebu Said El Hudri'den, Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular;

“Sizi Mehdi ile müjdeleyeyim mi? O ümmetimin içinde ihtilaflar ve sarsıntılar baş gösterdiği zaman gönderilir".[8]

Abdullah b. Mesud'dan rivayetle Resulûllah (sav) şöyle demiştir;

“Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş’ten ve Ehl-i Beytimden bir kişidir"[9]

Bediüzzaman Said Nursi de “Ümmetin her bir asırdaki sıkıntı ve ümitsizlik anında, Müslümanların Mehdi manasına muhtaç olduğunu ve bu sebeple Mehdi ile müjdelendiğini” belirtmektedir.

"Her bir asır(daki) me'yusiyet (üzüntü ve ümitsizlik) vaktinde, kuvve-i maneviyelerini (morallerini) teyid edecek (güçlendirecek) bir nevi Mehdiye veyahut “Mehdi’nin onların imdadına o vakitte gelme ihtimaline” çok ilgi ve ihtiyaç duyulduğundan; rahmet-i İlahiyye ile her devirde, belki her asırda, bir nevi Mehdi (görevi yapan şahsiyetler) al-i beyt'ten çıkmış."[10]

Yukarıdaki müjdelerle dolu hadisler göz önünde bulundurulduğunda, Mehdi konusunun kimilerinin dediği gibi; saklanması, örtbas edilip yok sayılması değil; bilakis gündeme getirilmesi, bu müjdenin özellikle verilmesi, hatta bu konudan haberi dahi olmayan Müslümanların bilgilendirilmesi gerekmektedir. Yoksa günümüzdeki bazı gelişmelere tam bir uygunluk gösteren bunca hadisin ve haberin söylenmesi anlamsız hale gelecektir.

Yeri gelmişken konuyla ilgili bazı önemli hatırlatmalarda bulunmak istiyoruz...

Mehdi, Dabbetül Arz, Duman, Hazreti İsa, Deccal gibi genellikle kıyamet alameti olarak bilinen hadisler, sadece sahih hadislerin derlendiği kitaplarda ve sınırlı sayıda zikredilmiştir. Bu konulardaki diğer rivayetler ise, hadis kriterlerine göre çoğunlukla “zayıf hadisler” olarak nitelendirilmiştir. Fakat bu durum, onları Kur’an endeksli ve insan merkezli yeni medeniyet devrimi müjdesine delil olarak kullanamayacağımız anlamına gelmemektedir.

Zayıf hadislerin birçoğunun gerçek anlamının ve zamanının anlaşılması imkânsız gibidir. Ancak bunların içinde gelecekten haber veren, kıyamet alametleri ile ilgili hadislerde durum farklıdır. Çünkü o rivayetle haber verilen durum, ileride aynen tarifteki gibi gerçekleştiğinde, artık o zayıf rivayetin doğruluğu anlaşılacak, yani Sahih Hadis haline gelmiş olacaktır. Bundan dolayı ahir zaman ile ilgili hadislerin zayıf veya sahih olmalarından öte, günümüzde yaşanan olaylara uygunluğuna bakmalıdır. Çünkü o hadisin doğru veya uydurma olduğu, zamanı gelince zaten anlaşılacaktır. Ve hele hadis ve haberlerdeki gibi aynen gerçekleşen durumlar, Efendimizin bir mucizesi sayılacaktır.

Yakın zamanımız da dâhil, tarihin çeşitli dönemlerinde Mehdilik iddiaları ile karşılaşılmıştır. Bunların bir kısmı safiyane iddialar olmakla beraber; din istismarına yönelik kötü niyetli iddialar da olmuştur. Bu da Mehdi konusunda hem iddia sahibinin, hem de onu kabul edenlerin meseleyi yeterince kavrayamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Öncelikle bilinmelidir ki, gerçek Mehdi hiçbir zaman Mehdilik iddiasında bulunmayacaktır.

"Sen Mehdi'sin dediklerinde O inkâr edecek"[11] rivayetinin manası

Bu rivayet bizlere, bu gerçeği bildirmenin yanında, aynı zamanda şimdiye kadar Mehdilik iddiasında bulunmuş olanların beklenen gerçek Mehdi olmadıklarını da göstermektedir. Bu konudaki iddialar, ancak kendisi hakkında inen vahyin bir kutsal kitapta yer alması ile kesinlik kazanabilir. Peygamberleri tanımamız, onların kitapta bildirilmeleri esasına dayanır, biz bu sayede onları tanıyıp iman etmişizdir. Mehdi ise kendisine vahy gelmeyeceğine ve yeni bir kutsal kitap da gönderilmeyeceğine göre, Müslümanların Mehdiyi kesin tanıması mecburiyeti ileri sürülemeyecektir. Dolayısıyla hiç kimse bir şahsın Mehdi olduğuna inanmak ve kabul etmek zorunda değildir. Bunu göz önünde bulunduran İslam âlimleri, Mehdi konusunun bir akide (inanç) konusu olmadığını bildirmişlerdir. Ancak uygun sıfatları taşıyan bir zat, başkalarına şart koşmadan kendini Mehdi zannedebilir, veya Müslümanlar böyle bir şahsa Mehdi zannıyla bakabilir, bunlarda bir mesuliyet olmayacağı kesindir. Müslümanların Mehdiyi tanımaları kendi ferasetlerine bırakılmış bir meseledir. Hadislerde anlatılan mehdiye biat (bağlılığı bildirme) konusu ise herkesin Onu Mehdi olarak kabul edeceği anlamında söylenmemiştir, fakat bütün Müslümanlar Ona, hakiki hizmet rehberi İslami medeniyet önderi namıyla biat edecektir.

Bir başka mesele de birçok safi kalpli Müslümanın Mehdi hakkında söylenen asılsız haberlere kolayca inanmasıdır. Bu birbirinden çelişkili garip haberler, Mehdi’nin neredeyse olağanüstü bir kişilik olarak tasavvur edilmesine sebep olmaktadır. Hiçbir hadise ve sağlam habere dayanmayan bu söylentiler, zamanla kasıtlı kimselerin elinde koz olarak kullanılmakta, bir kurtarıcı önderin beklenişini efsane şekline sokarak, Mehdi’nin geleceğine inanan Müslümanlarla alay etmeye kalkışılmaktadır.

Esasında Mehdi’nin bu asılsız söylentilerdeki bekleniş tarzının tamamı adetullaha aykırıdır, ve herkesi inanmaya mecbur edecek türden iddialardır. Allah-u Teâla bu dünyada herkesi eşit şartlarda ve hiçbir kimseye hazır üstünlükler vermeden imtihan buyurmaktadır, aksi takdirde imtihanın anlamı kalmayacaktır. Mehdi dahi, normal yaratılışta bir insandır. O da burada imtihana tabi tutulacaktır. Üstelik Peygamberlerden sonra insanların en üstünlerinden biri olduğu için, O’nun imtihanı pek şiddetli, zorlu ve sıkıntılı olacaktır.

Eğer Mehdi çıktığında herkes Onu tanısa ve yapacağı bütün işler hep harika bir şekilde oluşsa, bu durum herkesin dikkatini çekecek ve bütün yoğun ilginin üstünde toplanmasına sebep olacaktır. Bu ilgi ve sıkı gözetim Mehdi’nin yapacağı çalışmaları zora sokacaktır. Başlangıçta belki Mehdi dahi kendisinin farkında olmayacaktır. Hz. İsa'nın (as) nüzulünde de bu imtihan yaşanacaktır. Ancak nur-u imanın dikkati ve ferasetiyle bilinip anlaşılacak, yoksa herkes tanıyamayacaktır. Fakat zamanla belki halk da Onu fark etmeye başlayacaktır.

Bediüzzaman Said Nursi de, Mehdi’nin çıktığı vakit "herkesin Onu tanıyacağının" zannedildiğini, fakat bunun mümkün olmadığını vurgulamaktadır.

"Hem de o eşhasın (Mehdi’nin) şahsi manevisine veya temsil ettiği cemaate de ait asar-ı azimeyi (büyük eserleri, işleri) o eşhasın zatlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı harika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Hâlbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, ama ihtiyarı elinden alınmaz"[12]

Bediüzzaman'ın da işaret ettiği gibi Mehdi’yi herkes açıkça tanımayacak, ancak hadiste bildirilen küçük bir grup Onu tanıyacak mücadelesinde Ona destek olacaktır. Hatta Mehdi’nin çıkış öncesinde, tarifi yapılan alametler zuhur edecek, ama halk bunların Mehdi’nin zuhur alameti olduğunu dahi anlamayacaktır. Halkın olağanüstü alametler beklemesi sebebiyle aklın ihtiyarını elinden almayacak bir şekilde gerçekleşen (ateş, yıldızın doğuşu, ay ve güneş tutulmaları gibi) alametlere hep şüphe gözüyle bakılacak, insanların çoğu tereddüt içinde olacaktır. Böylece Mehdi’nin çıkmış olduğuna kanaat getirenlerin ve Onu tanıyıp uyanların sayısı az olacaktır.

"Mehdi Bedir Savaşındaki askerler gibi 313 kişinin kumandasını elinde tutarak etrafa meydan okuyacaktır."[13]

"Hz. Mehdi'ye aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişi biat edecektir"[14] şeklindeki rivayetlerde bunu doğrulamaktadır. Eğer Mehdi çıktığı zaman herkes tarafından hemen tanınsa, çıkış alametleri bütün Müslümanlar tarafından anlaşılarak tartışmasız kabul edilse, herhalde Ona uyanların ve ilk biat edenlerin sayısı bu kadar az (313 - 314 kişi) olmayacaktır.

Dünya bir imtihan yeridir. Bu sebeple iman ve teklif ancak ihtiyar dairesinde (insanlara seçme hürriyeti verilerek) yapılabilir. İnsanların imtihan edilecekleri her şey, onların muhakkak kabul etmek ve inanmak mecburiyetinde kalacakları bir açıklıkta değildir. Çünkü ihtiyar seçme hakkı kalmazsa teklif anlamını yitirir. Nitekim Allah Teâla rahmetinin ayrı bir tecellisi olarak, ömürde ölme vaktini, Ramazan ayında Kadir gecesini gizli bıraktığı gibi, Mehdi’yi de, çeşitli hadislerde şekli, boyu, yaşı vs. bile tarif edilmesine rağmen "Velilerim gök kubbem altında saklıdır" kutsi hadisine uygun olarak gizlemiştir. Ta ki insanlar daima uyanık ve hazır bulunsunlar, nasıl olsa Mehdi gelecek deyip tembel davranmaktan vazgeçsinler.

Mehdi hakkında kimileri "cemaattir" veya "şahs-ı manevidir" iddiasında bulunmaktadır. Bize göre isabetsiz olan bu düşünce sahiplerine şunları hatırlatmak istiyoruz:

Peygamberimiz (sav) Mehdi ile ilgili hadislerinde tek bir kişiden bahsetmekte; Onun boyunu, rengini, dişini, kaşını, vs. kısacası vücuduna ait bütün tanıtıcı özellikleri bildirmektedir. Bir cemaatin boyu, yaşı, rengi vs. olmayacağına göre, onların vücudunun tarifinin yapılması ise mümkün değildir. Mehdi'nin bir şahs-ı manevisi veya cemaati bulunabilir, fakat kendisi ayrı bir şahsiyettir. Belirtilen şekil ve şemali Ona aittir. Bu konuda lüzumsuz ısrarda bulunmak ve aksini ispata çalışmak boşuna bir gayrettir. Ayrıca Mehdi’ye "Kur'an-ı Kerim’dir" diyenler için de yukarıda söylediklerimiz geçerlidir. Sözün özü, Mehdiyet müjdesi kesindir ve inşallah çok yakında gerçekleşecektir!

17- İslami diriliş haberinin ve Mehdiyet hareketinin bir özelliği de, çeşitli dönemlerde sıkıntı ve sarsıntılara göğüs geremeyen, servet ve etiket hırsıyla davasından cayan zayıf karakterli pek çok insanın dökülüp Haktan döneceği... Ve teşkilatındaki basit kusurları ve aksaklıkları büyültüp bahane edeceği de haber verilmektedir. “Kıyamet Alametleri” kitabında aktarılan şu hadise oldukça ilginçtir:

Haklı hizmet yolundan ve Mehdiyet kervanından ayrılan (şöhretli bir) kişiye denilecek:

“Yazıklar olsun sana! Allah üzerine (şerefli) bir gömlek giydirdi. Ama sen onu çıkarıp attın!?”

 

BOZUK

    

Ne hakkına sahip çıkan, halk kaldı

Niyet bozuk, gayret bozuk, dil bozuk!..

Ne edep utanma, ne ahlâk kaldı

Başörtüsü naylon bozuk, şal bozuk!..

    

Buğday gitti, meydan kaldı darıya

Hainin hizmeti, kime yarıya?

Çiçek yasak, şerbet verir arıya

Dalak suni, maya bozuk, bal bozuk!..

    

Toplum yüz çevirdi, kutsal emirden

Nurdan kaçıp medet; umar kömürden

Bilezik olur mu, paslı demirden

Usta napsın, maden bozuk, mal bozuk!..

      

Bazı mürşit dönmüş, ruhsuz kütüğe

Karışma der, sen etliğe sütlüğe

Böyle devran, her gün döner kötüğe

Cahil sanır, talih bozuk, fal bozuk!..

      

Riyayla maskeli, yüzlere lanet

Yalanla bezeli, sözlere lanet

Allah’a varmayan, izlere lanet

Derya derin, dümen bozuk, sal bozuk!..

      

Haram mala herkes, kaşık daldırır

Vekil hıyanete, parmak kaldırır

Hayret, itler sahibine saldırır

Çünkü ona yedirdiği, yal bozuk!..

    

Mert mü’min hedefe, vuruşur gider

Kaypaklar kenardan, savuşur gider

Münafık makama, kavuşur gider

Kısrak topal, eyer bozuk, nal bozuk!..

    

Soygun düzenine, laik korkuluk

Ne doğallık kaldı, ne de doğruluk

Seksenine gelmiş, seks arar moruk

Sağlam bozuk, sağır bozuk, lal bozuk!..

    

Niye ödü patlar, Milli cepheden?

Çün Amerkan pilli, zilli cepheden

Vazgeçmez bir türlü, kirli cepheden

Kalbi kara, sütü bozuk, çal bozuk!..

    

Görünüşü sahte, gülüşü sahte

Bin fesat düşünür, bir tek saatte

Hep tahribat yapar, Hak siyasette

Meyvesi ham, kökü bozuk, dal bozuk!..

    

Ölçü ters, el hırsız; sistemi çürük

Yamulup yozlaştı, şehirli yörük

Ateşe havayı, basmıyor körük

Tartı bozuk, ayar bozuk, al bozuk!..

    

Deccal fitnesine, bir Mehdi gerek

Müslüman şuuru, ve cehdi gerek

Yakında bir devrim, müjdesi gerek

Devran bozuk, düzen bozuk, hal bozuk!

    

Cihat diye, ortalığı yıkardın

Kovboy gibi, sağa sola sıkardın

“Şimdi milli gömleğini çıkardın”

Artık kirli frakınla, kal bozuk!

      

Fos ampuller, güneş doğana kadar

Hak gelip batılı, kovana kadar

Abdullah sarımsak, soğana kadar

Hormon bozuk, derman bozuk, yol bozuk!..


[1] Suneni Ebu Davut. C.5, Hadis no 4282, Kitabül Mehdi) Tirmizi = Kitabül Fiten, Babül Mehdi, hadis no=2231)

[2] Kıyamet Alametleri. Allame Muhammed b. Resul El-Hüseyni. (Tercüme, Naim Erdoğan) sh. 159-187

[3] Tarihçe-i Hayat sh. 512-515 Sinan Matbaası 1960 İstanbul

[4] Sikke-i Tasdiki Gaybi sh. 42

[5] Bediüzzaman Aynı Eser sh. 140-141

[6] Mevdudi Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi. 1. Cilt. Sh. 381-384

[7] Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 27

[8] Mehdilik ve İmamiye, 206 (İkdü’d Durer’den)

[9] Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 13

[10] Şualar, 496

[11] El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar

[12] Sözler 319

[13] El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 22

[14] Kıyamet Alametleri, 160

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

KALEM SURESİ VE HAK DAVA SÖMÜRÜCÜLERİ
  Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla 1- Nun. Kaleme ve satır satır...
Devami
“İslam’ın Devlet Talebi ve Hedefi Yoktur!” İddiaları İFTİRADIR VE DİN TAHRİBATIDIR
  İslam’ı; kapitalist ve sosyalist rejimlerin veya diktatörlüklerin aksesuarı olarak kullanmak...
Devami
“FASİT ÇOCUK” İMALATI VE BASİTLİK AHLAKI (Bir Neslin Mahfı!)
  Çocuklarımız, Allah’ın bize bir emaneti, evlerimizin şenliği, ailelerimizin nesil garantisi...
Devami
VARLIK FONU MU, İFLAS OYUNU MU?
Devletin kıymetli varlıkları, yeni borçlanmalara teminat mı olacaktı? Geçtiğimiz gün...
Devami
YENİ ANAYASA HAZIRLIKLARI VE GERÇEK DEĞİŞİMİN ESASLARI
  Anayasalar, bir ülkedeki toplumla devlet arasında ortak konsensüsle oluşan ve...
Devami
İSLAM'DA KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ
Bazılarının zan ve iddia ettiği gibi, İslam kadını asla ikinci...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 84

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR